Ana Sayfa Blog Sayfa 275

HDK Meclis Toplantısı sonuç bildirgesi açıklandı

HDK 12’nci Dönem 3’üncü Genel Meclis Toplantısı Sonuç Bildirgesi’ni açıkladı. Bildirgede mücadele yol haritasını da hedefleyecek olan Türkiye Konferansı’nın gerçekleştirileceği beilrtildi

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) 17 – 18 Haziran tarihlerinde gerçekleştirdiği 12’nci Dönem 3’üncü Genel Meclis Toplantısının Sonuç Bildirgesi’ni açıkladı. 14-28 Mayıs seçimlerinin ideolojik, politik, örgütsel ve toplumsal sonuçlarının ele alındığı toplantının sonuç bildirgesinde, toplantının 15 – 16 Haziran Büyük İşçi Direnişi ve katledilen Deniz Poyraz’a adandığı belirtildi.

Seçim sonuçlarına değinilen bildirgede, sonucu HDK – HDP’nin yapısal, örgütsel ve toplumsal yetmezliklerinin birikiminin bir sonucu olarak gördüklerinin tespiti yapıldı.

Üçüncü yol mücadelesi

Ortaya çıkan tablo karşısında ideolojik politik hatta ya da paradigmaya yönelik arayış tartışmalarının tehlikeli bulunulduğunun kaydedildiği bildirgede, “Sorun yeni paradigma arayışıyla değil, paradigmanın gerektirdiği ideolojik, politik, örgütsel ve toplumsal pratikleri yenileyerek, güncelleyerek ve güçlendirerek çözülecektir. HDK okulları-akademisi, 3’üncü Yol mücadelesi, stratejik ittifaklar, meclisler, komünler… hepsi ve dahası, başlangıçtaki sözlerimizin eksik pratiklerinin temel tartışma başlıklarıdır” denildi.

Yeni dönemin tarzı

Sonuç bildirgesinin devamında şu ifadeler yer aldı: “Sistem partileri ve güçleri karşısında sistem dışı kuvvetler olarak kendi hedeflerimizi daha belirgin hatlarla netleştirmek ve ona göre mücadele mekanizmaları yaratmak, inşa etmek, başta HDK olmak üzere bir bütün olarak partimizin, bileşenlerimizin ve ittifak güçlerinin sorumluluğundadır. Ortak deneyimimiz ‘kapitalizmin tarlasında emek ve özgürlük ekemeyiz’ sözünü tekrardan doğrulamıştır. Yeni dönemin halkçı pratiği ve örgütsel tarzı ancak bu gerçekle yüzleşerek mümkündür. HDK, bütün yapısal, iç sistemsel sorunlarına rağmen bu sonuçtaki payını, sorumluluğunu görmekte; bünyesel açmazlarını, eksikliklerini masaya yatırarak ve kendisiyle yüzleşerek toplumsal mücadeledeki öncülük rolünü yeniden kuruluş perspektifiyle oynamalıdır. Bu kritik rolünü, açmazlıklarının, yetmezliklerinin kendisiyle sınırlı kalmayacağı; başarılarının da aynı şekilde bütün mücadele alanlarının başarısı haline geleceği gerçeğinden hareketle de oynayacaktır.

Seçim sonuçları

Seçimlerde ortaya çıkan sonucun demokratik siyasetin başarısızlığıdır. Krizden söz edilecekse de örgütsel zeminlerimizdeki krizden bahsedebiliriz. Ancak geçmişten günümüze üzerinden yükseldiğimiz, miraslarını devraldığımız Türkiye ve Kurdistan devrimci hareketlerin yenilgisinden söz etmek büyük yanılgıdır. Tersine; güncel seçim sonuçları iyi analiz edildiğinde ve değerlendirildiğinde, pratik çözüm yollarının fırsatına ve ezilenlerin tarihsel ittifakının mücadelesinin zaferine dönüştürülecektir. Bizi biz yapan ve kazandıran devrimci çalışma tarzını ve araçlarını hatırlamak, günün koşullarına tercüme etmek ve uygulamak; ‘kaybettiğimiz yerde kazanmak’ ilkemizin de bir gereğidir. Temsili alan ya da gösteri toplumuna sıkışmış ‘muhalefet’ tarzının ürettiği siyasal mücadele kültürünü geriletmek de ancak böyle mümkündür. Parlamento zemini ve seçim süreçlerine daraltılan ilişkilerin bileşenlerimizdeki ve dostlarımızdaki bozuculuk etkisini bu anlayışla kırmak zorundayız. O nedenle sorunlarımızı bireylerle ya da olaylarla açıklayamayız. Çözümü de yapısal sorunlarımıza üreteceğimiz cevaplarımızda ve politik hedeflerimizle uyumlu ilişkilenme içeriklerinde aramalıyız.

Toplumsal örgütlülük

Buradan hareketle ‘halktan koptuk, halka gidelim’ tespitinin kendisi bile tek başına yanlış bir zihniyetin dışa vurumudur. Bu tespit, mevcut tarzın ‘halk adına ama halka rağmen’ olduğunun da dolaylı itirafıdır. İçine doğduğumuz kadim halkların çocuklarıyız. O halde demokratik, devrimci halk mücadelesini kendi mayalandığımız yerlerde, kendi zeminimizde nasıl yükselteceğimizi, ayağa kaldıracağımızı coşkuyla ve kararlılıkla aramanın tam da zamanıdır. Uzunca süredir zayıfladığını gördüğümüz örgütlerimizi ancak ve ancak halkın örgütleri, ezilenlerin örgütleri haline getirebildiğimiz oranda toplumsal örgütlülükten bahsedebileceğiz. Tespitini yaptığımız bürokratik ve merkeziyetçi yönetim anlayışları, anti demokratik ilişkileri ancak halkların demokratik örgütlülüğünü başarabildiğimiz oranda gerileteceğiz. İlk kuruluş döneminde anlaşılır ve makul görülebilir olan ancak siyasal hedeflerimize kıyasla an itibariyle kazandırmayan, içe büzüştüren ve temsili alanla sınırlandırılan reel ‘bileşen hukuku’, ‘ittifak hukuku’ halinden de bu toplumsal mücadele perspektifiyle sıyrılabileceğiz. Bizler birbirleriyle dayanışma duygularıyla yetinen örgütler toplamı değiliz; farklı yol ve yöntemlere sahip olsak da politik ayağı ezilenlerin zemininde olan, olması gerekenleriz.

Hele hele faşizm koşullarından bahsedildiği bu zaman diliminde, dışa dönük olarak, faşizme karşı boyun eğmeyen, faşizme kaybettiren bir mücadele çizgisi geliştirirken; içimizdeki zaaflı tutumlara karşı tavizsiz bir ideolojik, örgütsel tutum alacağız. Deprem bölgelerinde HDK-HDP bileşenlerinin ve mücadele ittifakı olarak topluma kendisini sunan güçlerin böylesine hayati bir durumda bile görülen ayrıksı, parçalı çalışma tarzının kendisi bile mevcut durumumuzu özetleyen güncel deneyimlerdendir. Tarihsel olarak bir hareket tarzına, örgütsel karaktere dönüşen bu özelliklerimizin seçim sonuçları üzerindeki etkisiyle her birimizin yüzleşmesi ve muhasebe yapması kaçınılmazdır. Toplumsal sorun alanlarındaki ortaklaşmada ısrar etmeyen ancak merkezi temsiliyetlerde ısrar eden pratiklerimiz mahkum edilmeden, değiştirilmeden, ‘ezilenlerin mücadelesi’ her şeyden önce ezilene güven vermeyecektir. Bu suni dengeler yıkılmadan toplumsal mücadeleler tarihinde rastladığımız kendiliğindenci anlayışın kök salması ve toplumsal mücadele öznelerinin ideolojik, politik olarak gerilemesi de kaçınılmazdır. Bu anlayış içerisinde yürüteceğimiz mücadele, aynı zamanda yıllar içerisinde örgütlü mücadeleden uzaklaşan, kopan, ‘küsen’ yol arkadaşlarımıza açık bir çağrı niteliğinde olacaktır.

İktidarın hedefleri

Her kopuş, uzaklaşma bizler açısından bir örgütsel, toplumsal daralmadır. İktidarın politikalarının temel hedefi de budur. Kürt halkının özgürlük mücadelesini Kurdistan’a daraltma, Türkiye halklarının demokrasi mücadelesini parçalama, ayrıksı halde tutma, tam da egemenlerin arzu ettiği tablodur. Her tarihsel kazanımımızın gerilemesi, iktidarın bu alanlara Türk, erkek, Sünni politikalarla nüfus etme hamlelerini de güçlendirmektedir. Elindeki bütün devlet olanaklarını, yandaş tarikat ve cemaatlerini kendi toplumsallığını örgütlemeye vakfetmiş iktidarın bu politikalarını boşa çıkarmak, bizi sıkıştırmak istedikleri kimlikleri kabul etmemekle ve buna karşı bir toplumsal örgütlenme hamlesiyle cevap vermekle mümkündür.

Devrimci toplumsal politika

Kurdistan’da Hür Dava Partisi üzerinden; Türkiye’de milliyetçi-dinci politikalar ve geliştirilen kadın, LGBTİ+ karşıtı politikalar üzerinden amaçlanan da toplumu, resmi ideolojinin ve onun hedeflediği kimliklere hapsetmektir. Özgür yaşam ancak toplumsal cinsiyet ve toplumsal kimliklerimizi devrimci bir perspektifle ele almak, yıkmak, yeniden kurmak ve bu yeni hali cesaretle sahiplenmek ve savunmakla mümkündür. Örgütlerimiz içindeki eşitsiz ilişkileri ve eril anlayışı kırmak ve özgürlükçü rotaya oturtmak da ancak devrimci toplumsal politikada ısrar etmekle mümkündür.

Türkiye Konferansı karası

Kongre olarak tespitini yaptığımız eksikliklerin doğrudan ve başlıca sorumluluğunu üstleniyoruz. Uzunca süredir gözlemlediğimiz bu yanlışlıklara karşı yoldaşlık hukuku içerisinde etkili mücadele yürütmediğimizin, daha güçlü ve kolektif bir şekilde sesimizi yükseltmediğimizin, seyirci kaldığımızın ve toplumsal örgütlenme rolümüzü oynamadığımızın özeleştirisini başta halklarımız olmak üzere partimize, bileşenlerimize, dostlarımıza veriyoruz. Yeni mücadele döneminde doğru, yaratıcı ve sonuç alıcı bir pratiğin sahibi olacağımızın sözünü veriyoruz. Bu söze hep birlikte cevap olabilmek için geçmişten günümüze demokrasi ve özgürlük mücadelesinin içinde yer almış yoldaşlarımızı, mücadele kolektiflerini, tekçi ve inkarcı sistemin yok saydığı toplumsal kimlikleri kongremiz ve fikriyatı etrafında kenetlenmeye ve mücadeleye çağırıyoruz. Bu vesileyle, takvimini ve programını daha sonra paylaşacağımız, toplumsal muhalefetin ve ezilenlerin pratik mücadele yol haritasını da hedefleyecek olan 12’nci Genel Kurulumuzda karar altına aldığımız Türkiye Konferansı’nı gerçekleştireceğimizi şimdiden belirtiyoruz.”

HABER MERKEZİ

#HDK #Meclis #Toplantısı #sonuç #bildirgesi #açıklandı

Astana görüşmeleri: Suriye Türkiye’nin çekilmesi şartını yineledi

Astana görüşmeleri sorasında açıklama yapan Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayman Susan, çözüme dair tek giriş noktasının Türkiye’nin topraklarından çekilmesi olduğunu ifade etti

Türkiye, Rusya, Suriye ve İran dışişleri bakan yardımcıları Kazakistan’ın başkenti Astana’da bir araya geldiği toplantı sürüyor. Rusya’nın liderliğinde Suriye-Türkiye ilişkilerinin “normalleşmesi” için yapılan toplantıya Rus heyetine Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, İran’a Dışişleri Bakanı Siyasi İşler Danışmanı Ali Asgar Hacı ve Suriye heyetine Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayman Susan başkanlık etti. Türkiye’yi ise Dışişleri Bakan Yardımcısı Burak Akçapar başkanlığındaki heyet temsil etti.

Basına kapalı toplantıda, Suriye-Türkiye ilişkilerinin normalleştirilmesine yönelik “Yol Haritası” görüşüldü.

Suriye: Tek giriş noktası çekilmeniz

Suriye devlet haber ajansı SANA’nın aktardığına göre, Kazakistan’ın başkenti Astana’daki görüşmelerin marjında açıklama yapan Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayman Susan, Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilmesinin iki ülke arasındaki herhangi bir normal ilişki veya herhangi bir alanda, herhangi bir işbirliği için tek giriş noktası olduğunun altını çizdi. Susan, “terörle” mücadelenin seçici olmadığına da dikkat çekerek, sınır güvenliğini sağlamanın komşu ülkelerin ortak sorumluluğu olduğuna kaydetti.

HABERMERKEZİ

#Astana #görüşmeleri #Suriye #Türkiyenin #çekilmesi #şartını #yineledi

Kadın cinayetlerine karşı eylem yapan kadınlar yargılandı

Kadın katliamlarına karşı yapılan eylemde darp edilerek gözaltına alınan kadınların yargılandığı davanın duruşması görüldü

“Kadınları değil katilleri yargıla” şiarıyla 3 Ağustos 2021’de Ankara’da Sakarya Meydanı’nda eylem yapmak isteyen ve darp edilerek gözaltına alınan 15 kadın ve LGBTI+ birey hakkında açılan davanın ikinci duruşması Ankara 66’ncı Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Duruşmada avukatlar hazır bulunurken, “basit yaralama” iddiasıyla suçlamada bulunan polisler de davacı olarak salonda yer aldı.

Kimlik tespitinin ardından başlayan duruşma savunmaların alınmasıyla sürdü. Avukat Ekin Yavuz, iddianamede yer alan üç ayrı suçun maddi unsurlarının oluşmadığını belirtti. Somut bir suçlamanın ve iddianın söz konusu olmadığını belirten Yavuz, beraat talebinde bulundu.

‘2021 yılında 423 kadının katledildi’

Avukat Saime Nur Alp, 2021 yılında Türkiye’de 423 kadının katledildiğini hatırlatarak, “Kadın cinayetleri politiktir. Bu nedenle de kadınlar bu durumu protesto etmek üzer anayasal haklarını kullanarak sokağa çıktı. Polis ‘dağıl’ ihtarı yapmayarak müvekkil ve sanıkları ters kelepçe ve işkence ile gözaltına almıştır. Yapılan işlem hukuksuzdur. Savcı her ne kadar iddianamede o dönem bir eylemlilik yasağı olduğunu kaydetse de o dönem müdahalede bulunulmayan eylemler vardı” diye konuştu.

Alp, daha sonra 2021 yılında müdahalede bulunulan ve bulunulmayan eylemlere ilişkin iki raporu mahkemeye sundu.

‘Polisler yargılanmalı’

Ardından söz alan avukat Döndü Kurşunluoğlu, Ankara Kadın Platformu’nun yaşanan kadın cinayetlerine karşı bir eylem çağrısında bulunduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi: “Polis kadınları çember dışarısına çıkarmıyor ama ‘dağılın’ ihtarı yapıyor. Sürekli bir polis, çevik kuvvet tacizi mevcuttu. Müvekkiller işkenceyle gözaltına alınıyorlar. 8 kişi küçücük bir alanda nefes alamaz haldeydik. Kalkanlarla darp edildik. Müvekkiller işkence edilmiş, saatlerce bekletilmiş, işkenceye uğratılmışladır. Savcı yanlı davranmış. Ne hikmetse sadece müvekkiller adına aleyhe hususları toplamış. Metehan Çakmakçı ‘yaralandım ama kim yaraladı bilmiyorum’ diyor. Bu esas alınıyor. Buse Üçer ve İlay Kadiroğlu’nun müştekileri yaraladıklarına dair bir delil yok. Burada yargılananların Ankara Emniyet Müdürlüğü polisleri olmalı. Bu yargılama kadınların ezilmesine karşı ses çıkaranların sesini kısmaya yönelik bir yargılama.”

Eylemde basın mensuplarının görüntü alacağı zaman kalkanlarını yukarı kaldırıldıklarını söyleyen polis memuru Ali Kedilioğlu, aldıkları talimatı uyguladıklarını dile getirdi.

Savunmaların ardından duruşma, kadınların avukatlarının süre talep etmesi üzerine 14 Eylül saat 10.30’a ertelendi.

HABER MERKEZİ

#Kadın #cinayetlerine #karşı #eylem #yapan #kadınlar #yargılandı

Zırhlı araçla katledilen Miraç’ın duruşması 2024’e ertelendi

Zırhlı aracın çarpması sonucu hayatını kaybeden Miraç Miroğlu’nun ölümüne dair davada, zırhlı aracın hızının tespiti için dosyanın yeniden ATK’ye gönderilmesine karar verildi, duruşma 2024’e ertelendi

Şirnex’in Hezex (İdil) ilçesine bağlı Turgut Özal Mahallesi’nde, 3 Eylül 2021 tarihinde bisiklet süren 7 yaşındaki Miraç Miroğlu’na kullandığı zırhlı araçla çarparak, yaşamını yitirmesine neden olan polis Metin Kiraz’ın yargılandığı davanın 6’ncı duruşması İdil Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Sanık polis Kiraz’ın “Taksirle öldürme” suçundan yargılandığı davanın duruşmasına, avukatlar, Amed Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu ile Şirnex Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu katıldı. Sanık polis Kiraz ise duruşmaya katılmadı.

Avukat Miraç’ı suçladı

Kimlik tespitinin ardından duruşma, sanık avukatı Sedef Kılıç Akarsu’nun savunması ile başladı. Miraç’ın kazaya neden olduğunu iddia eden Akarsu, “Müvekkilin bulunduğu yol ana yoldur, müteveffanın bulunduğu yol ise tali yoldur. Müteveffaya ait yolda ‘dur’ tabelası ve hız sınırı mevcuttur ayrıca kavşağa yaklaşırken durması gereken tali yoldan gelmesi gereken kişidir, müvekkile ait araçta bir adet kamera vardır, dosya arasında bulunan kamera görüntülerinde kavşağa kontrollü bir şekilde girdiği görülmektedir. Müvekkile yönelik İdil Jandarma Komutanlığı tarafından yürütülen disiplin soruşturmasında kullandığı araca ait hız tespiti yapılmıştır ve 30 kilometre olarak tespit edilmiştir. Müteveffa müvekkilin aracına sol ön kapıdan çarpmıştır, kapıda bulunan kan izleri ve bisiklete ait izler bu hususu doğrulamaktadır. Müteveffa kaza anında 7 yaşındadır, ancak karayolları trafik kanununa göre 11 yaş altındaki çocukların karayolunda bisiklet sürmemesi gerekmektedir, kamera görüntülerine göre 17:27:59 saniye de müteveffa kamera açısına girmektedir, 17:28:01’inci saniyede çarpma meydana gelmektedir, 2 saniye içerisinde müteveffa hızlı bir şekilde araca çarpmıştır, ayrıca katılan vekilinin ATK raporlarına yönelik itirazlarını kabul etmiyoruz” diyerek, müvekkilinin beraatını istedi.

Mütalaa verildi

Ardından savcılığın mütalaası sunuldu. Zırhlı aracın hız tespitinin yeniden yapılması talep edilen mütalaada, “28.07.2022 tarihli genişletilmiş uzmanlar kurulu raporunda sanığın olay tarihindeki aracı kullandığı sıradaki hızının tartışmaya mahal vermeyecek bir şekilde tespit edilmemiş ve değerlendirilmemiş olduğu, aynı şekilde dosya içerisinde yer alan tüm belgelerde sanığın hızı konusunda net bir araştırma ve tespitin yapılmamış olduğu, bu hususun kazanın meydana gelmesinde önemli olduğu, dolayısıyla dosya içerisinde yer alan ve kazanın oluşumunu gösteren kamera kayıtlarının yolun mesafesi ile aracın kat ettiği mesafe ve saniyeler gözetilerek hız tespitinin yapılması gerektiği, bu hususta dosyanın yeniden incelemeye gönderilerek aracın hızının tespit edilmesi gerektiği hususunu talep ediyoruz” denildi.

Raporlarda çelişki

Mütalaanın ardından söz alan Amed Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu’ndan Zeynep Eker, mütalaaya katıldıklarını ancak taleplerine tam olarak yer verilmediğini belirterek, şunları belirtti: “Sadece hızın tespit edilmesi yönünde talebimiz yoktu, kaza tespit tutanağı ile ATK raporları arasında çelişki vardır. ATK raporunda sanığın kavşağa yaklaşırken yavaşladığı belirtilmiştir, kaza tespit tutanağında ise böyle bir tespit yoktur. Sadece sanığın beyanı bu yöndedir, ayrıca bir önceki duruşmada kamerada görünen kişinin tespitini de istemiştik, bu hususta da talebimiz karşılanmamıştır. Bu taleplerimiz yönünden de karar verilmesini istiyoruz.”

Şirnex Barosu’ndan Ferhat Altuğ da, sanığın açısının da tespit edilmesi gerektiğini dile getirerek, “Bu aşamaya kadar hız tespiti konusunda taleplerimiz olmuştur, ancak taleplerimiz sadece bu yönde değildir. Keşif yapılarak araçta sanığın açısının tespit edilmesini talep ediyoruz, ayrıca araç kendi şeridinde değil, orta şeritte seyretmektedir. Bu husus da ATK raporunda değerlendirilmemiştir. Bu yöndeki taleplerimizin de kabul edilmesini talep ediyoruz” diye belirtti.

Duruşma 2024’e ertelendi

Kararını açıklayan mahkeme, İdil İlçe Emniyet Müdürlüğü ve İdil Jandarma Komutanlığı’na müzekkere yazılarak, sanığa ait disiplin dosyasının mahkeme dosyasına gönderilmesinin istenmesine; dosyanın yeniden İstanbul Adli Tıp Kurumu (ATK) Trafik İhtisas Dairesi Genişletilmiş Uzmanlar Kurulu’na gönderilerek, kazaya karışan aracın kaza anındaki hızının ne kadar olduğu yönünde bir tespit yapılıp yapılamayacağı, şayet yapılabilir ise bu hususun kusur durumu yönünden bir değişiklik oluşturup oluşturmayacağı, eğer oluşur ise kusur durumunun nasıl olacağı yönünde tespit yapılması amacıyla ek rapor alınmasının istenilmesine karar verdi. Mahkeme, diğer talepleri “dosyaya yenilik katmayacağı” gerekçesiyle reddetti. Duruşma 16 Ocak 2024 tarihine ertelendi.

HABER MERKEZİ

#Zırhlı #araçla #katledilen #Miraçın #duruşması #2024e #ertelendi

Qamişlo Eşbaşkanı Derwêş SİHA saldırısında hayatını kaybetti

Qamişlo Kantonu Eşbaşkanı Yusra Derwêş ve beraberindeki 2 kişi, Türkiye’nin SİHA saldırısında hayatını kaybetti

Türkiye’nin Tirbespiyê-Qamişlo yolunda bir araca Silahlı İnsansız Hava Aracı (SİHA) ile gerçekleştirdiği saldırıda yaşamını yitirenlerin kimlik bilgileri açıklandı. ANHA’da yer alan haberde; Qamişlo Kantonu Eşbaşkanı Yusra Derwêş, yardımcısı Lîman Şiwêş ve aracın şoförü Firat Tûma saldırıda yaşamlarını yitirdi.

HABER MERKEZİ

#Qamişlo #Eşbaşkanı #Derwêş #SİHA #saldırısında #hayatını #kaybetti

‘Kaçak medresede şüpheli çocuk ölümü’ haberlerine erişim engeleli

Zorla gönderildiği kaçak medresenin yakındaki bir ahırda cenazesi bulunan 12 yaşındaki Abdulbaki Dakak’ın ölümüne dair yapılan haberlere erişim engelli getirildi

Riha’da zorla gönderildiği medreseden birkaç kez kaçma girişiminde bulunan ve medresenin yakınında cenazesi bulunan 12 yaşındaki Abdulbaki Dakak’ın şüpheli ölümüne dair yapılan haberlere, mahkeme kararıyla erişim engeli getirildi.

Vakıf talep etti

Kaçak medresenin bağlı olduğu Semerkand Vakfı vekili, 19 Haziran’da İstanbul Anadolu 7’nci Sulh Ceza Hakimliği’ne erişim engeli talebinde bulundu. Başvuru dilekçesinde yapılan haberlerin “gerçeğe aykırı, iftira niteliğinde ve hedef gösterici, aldatıcı haberler” olduğu öne sürülerek, “kişilik haklarının ihlal edildiği” gerekçesiyle erişimin engellenmesi talep edildi.

Talebi değerlendiren mahkeme, “kişilik haklarının ihlal edildiği” gerekçesiyle başvuruyu kabul etti. Mahkeme, Mezopotamya Ajansı’nın da (MA) haberlerinin içinde yer aldığı 37 haber hakkında erişim engeli kararı verdi.

Ne olmuştu?

Riha’nın Serêkaniyê (Ceylanpınar) ilçesinde ikamet eden Dakak, bir yıl önce ailesinin zorlamasıyla 85 kilometre uzaklıktaki Beşat Mahallesi’nde bulunan Menzil mensuplarının kurduğu Semerkand Vakfı’nın denetiminde olan medreseye gönderildi. Dakak, hem medreseye hem de mahallede bulunan ilköğretim okulunda “eğitim” görürken, bir yıl içinde 2 defa kaçarak eve gitti. Ancak ailesi tarafından zorla menderese teslim edildi.

Dakak, 13 Haziran’da medreseden çıktıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamadı. Dakak, bir gün sonra öğle saatlerinde Semerkand Vakfı’nın denetiminde olan medresenin bitişiğinde ahır olarak kullanılan metruk yapıda şüpheli şekilde yaşamını yitirmiş olarak bulundu. Dakak’ın cenazesi Urfa Adli Tıp Kurumu’nda yapılan otopsi işlemlerinin ardından gece saatlerinde ailesine teslim edildi.
Serêkanîyê merkezde bulunan Asli Mezarlık’ta defnedilen Dakak’ın “intihar” ettiği iddia edildi.

Eyyubiye Belediyesi inşaa etti

Dakak’ın zorla gönderildiği belirtilen medresede, 20 çocuğun yatılı olarak “dini eğitim” gördüğü öğrenildi. Söz konusu medrese, AKP’li Eyyübiye Belediyesi tarafından Beşat Mahallesi Mezarlığı içinde yer alan bir alanda inşa edildi. Medresenin 29 Eylül 2018 tarihinde yapılan açılışına Eyyübiye Belediye Başkanı Mehmet Ekinci’nin yanı sıra, AKP Riha eski Milletvekili Halil Özcan katıldı.

Açılışta, söz konusu yapı, “medrese, Kur’an kursu, taziye evi ve çok amaçlı salon” olarak lanse edildi. Daha sonra ise, Menzil tarikatına devredildi. Herhangi bir resmiyeti bulunmayan medresede eğitim veren kişilerin de Diyanet’e bağlı olmadıkları öğrenildi.

Kaynak: MA

#Kaçak #medresede #şüpheli #çocuk #ölümü #haberlerine #erişim #engeleli

Erdoğan ile Barzani Ankara’da görüştü

Mesrur Barzani’nin, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmeye Dışişleri Bakanı Fidan da katıldı

Bir dizi temaslarda bulunmak için Ankara’ya gelen Federe Kurdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da görüşmede yer aldı.

Görüşmenin ardından Twitter hesabından bir açıklama yapan Barzani, yeniden cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan’ı tebrik ettiğini söyledi.

Barzani, “Kürdistan Bölgesi ile Türkiye arasındaki ilişkilerin gelişimi ile Irak ve bölgedeki son gelişmeleri ele aldık” diye kaydetti.

ANKARA

#Erdoğan #ile #Barzani #Ankarada #görüştü

Kemal Kılıçdaroğlu: 16’lı Masa kuracağım

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ‘Türkiye’nin aydınlığa çıkması için değil Altılı Masa gerekirse 16’lı Masa kuracağım’ dedi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuştu. Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay’ın cezaevinden tahliye edilmemesine dair konuşan Kılıçdaroğlu, “Tutuklu bir arkadaşımız var Can Atalay. Seçimi kazandı. Mazbatasını da aldı, ama parlamentoya gelip yemin edemiyor. Anayasaya meclis içtüzüğüne aykırı demokrasiye aykırı. Meclis Başkanına çağrı yaptım. Sayın Kurtulmuş, asıl sorumlu sensin. Onu oradan çıkaracaksın, gelecek yemin edecek. Kim haksızlığa uğradıysa hep yanında olacağız” dedi.

Yeni Şafak para aldı iddiası

Seçim sürecindeki tutumu dolayısıyla Yeni Şafak Gazetesi’ne tepki veren Kılıçdaroğlu, “Bir gazete nasıl olur da 3 milyona yakın bir reklamı verir cumhurbaşkanı seçilmesin diye. Yeni Şafak gazetesinden bahsediyorum. Sen gazetesin benim lehime yazmak zorunda değilsin objektif olmak zorundasın. 3 milyona yakın benim seçilmemem için harcıyor. Kim sana verdi o parayı. Buradan Hazine ve Maliye Bakanına çağrı yapıyorum, o parayı nereden buldular, inceleyeceksin ahlaklıysan. Bir gazete böyle bir şey yapabilir mi? Elimde bütün veriler var. Dava açacağım. Yeni Şafak gazetesinin ne mal olduğunu bilinmesini isterim. Bu kadar ahlaksızlık olur mu?” ifadelerini kullandı.

Tük-İş’e sarı sendika tepkisi

Kılıçdaroğlu, açıklanan asgari ücret rakamına dair de, “Asgari ücret açıklandı. 11 bin 402 lira oldu. Bu rakam makul bir rakam mı? Beni şaşırtan Türk-İş başkanının buna hiç itiraz etmemesi. İşçinin hak ve hukukunu aramak ilk önce sendikanın görevidir. Sendika iradesini Saray’a ipotek etmişse, sendika olmaktan çıkar. Hukuktaki adı ‘Sarı sendikalık’tır.  Olağanüstü bir artış yapmayın, tamam 15 bin lira dedik. Bu da kabul görmedi. Dolayısıyla işçinin hak ve hukukunu aramak yine bize düştü” ifadelerini kullandı.

16’lı masa kuracağım

Kılıçdaroğlu, “Türkiye’nin aydınlığa çıkması için değil Altılı Masa gerekirse 16’lı Masa kuracağım. Bu kabineyi mutlaka göndereceğiz” dedi.

ANKARA

 

#Kemal #Kılıçdaroğlu #16lı #Masa #kuracağım

Kobanê’de tecridi protestosu

PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecride karşı açıklama yapan Kongra Star ve Hilala Zêrîn Hareketi, açıklamalarında Abdullah Öcalan’ın fikir ve felsefesinin yaymaya devam edileceği sözünü verdi
PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik İmralı Cezaevi’nde yıllardır uygulanan tecride karşı Kuzey ve Doğu Suriye’de eylemler sürüyor. Dün Amûde ve Derîk’in arından bugün de Kobanê’de eylem yaptı.

Kongra Star ve Hilala Zêrîn Haraketi Kobanê’de açıklama yaptı. Açıklamada konuşan Özgür Kadın Meydanı’nda Hilala Zêrin Hareketi sözcüsü Necla Bozan, Abdullah Öcalan’a dönük gerçekleştirilen uluslararası komploya vurgu yapılarak, “Önder Öcalan, uluslararası güçler ve işbirlikçiler tarafından 15 Şubat 1999’da Türk devletine teslim edildi. Komployla Önder Öcalan şahsında, yüzyılın direnişiyle elde edilen değerlerin ortadan kaldırılması amaçlandı” dedi.

Kürt sorununu çözmek için uğraştı

Açıklamanın devamında Abdullah Öcalan’a yönelik 25 yıldır ağır tecrit politikası uygulandığı hatırlatılarak, “Önder Öcalan Kürt mücadelesini diyalog ve demokratik siyaset yoluyla çözmeye çalıştı fakat Türk devleti bunu taviz olarak gördü. Şimdi de kendisine ağır tecrit dayatıyor” vurgusu yapıldı.

Abdullah Öcalan’ın kadınlara demokratik ulus projesinde öncü rol verdiği belirten açıklamada son olarak, Abdullah Öcalan’ın fikir ve felsefesinin yaymaya devam edileceği sözü verildi.

DIŞ HABERLER

#Kobanêde #tecridi #protestosu

Dünya Mülteciler Günü: Toplum sorumluluk almalı

Dünya Mülteciler Günü dolayısıyla birçok kentte açıklamalar yapıldı. Yapılan açıklamalarda mültecilere yönelik artan hak ihlallerine dikkat çekilerek, ırkçı saldırılara karşı tüm topluma sorumluluk çağrısı yapıldı

Dünya Mülteciler Günü dolayısıyla birçok kentte açıklama yapıldı. Amed, Wan, Hatay ve İzmir’de sokağa için insan hakları savunucuları artan hak ihlallerine dikkat çekti.

Amed Barosu’nun baro binasında yaptığı açıklamasında konuşan Baronun Mülteci Hakları Komisyonu Başkanı Ahmet Mullamuhammed, mültecilerin barınma, eğitim, sağlık, serbest dolaşım ve çalışma hakkı gibi temel hak ve özgürlüklerden faydalanamadıklarını vurguladı.

Toplumun tüm kesimleri sorumluluk almalı

Mullamuhammed, “Son yıllarda ülkeye ve siyasi hayata hâkim olan kutuplaştırıcı dilin bu yönlü nefret söylemli ve ırkçı saldırıların oluşumuna etki ettiği, kullanılan bu ayrımcı dilin, toplumda telafisi olmayan olaylara zemin sunduğu açıktır. Her türlü ırkçı saldırılara zemin hazırlayan toplumsal barışı ve bir arada yaşama kültürünü zedeleyen politikalardan ve söylemlerden vazgeçilmesini, ırkçı saldırıların önüne geçmek için toplumun tüm kesimlerinin sorumluluğunun bulunduğunu hatırlatmak isteriz” dedi.

Nefret suçlarına zemin hazırlandı

İzmir Barosu’nun yaptığı açıklamada konuşan İzmir Barosu Göç ve İltica Komisyonu üyesi Gizem Öykü Başkaya, son süreçte yaşanan ölümlere dikkat çekti. Güncel siyasette, popülist bir yaklaşımla mültecilerin geri gönderilmesinin yurttaşlara vaat olarak sunulduğunu söyleyen Başkaya, bu durumun toplumdaki nefret söylemini beslediğini ve nefret suçlarının işlenmesine zemin hazırladığına dikkati çekti.

Gönderme merkezleri kapatılsın

İHD Hatay Şubesi Göç ve Mülteci Hakları Komisyonu ise, faaliyet yürüttükleri dernek konteynere önünde açıklama yaptı. Komisyon Eşbaşkan Ergül Sayın, “Gönderme merkezleri kapatılsın, idari gözetim uygulamasına son verilsin. Mültecilik, ancak mülteciliği yaratan nedenlerin önlenmesi ile önlenebilir. Savaşları, çatışmaları, ekonomik ve ekolojik krizleri önleyin” çağrısı yaptı.

Göçertme politikası 90’lar gibi

Serhat Göç Araştırma Derneği de, dernek binasında basın toplantısı gerçekleştirdi. Derneğin Eşbaşkanı Azad Kalkan, “Suriye, Afganistan, Irak ve İran’da gelişen son 10 yıllık sömürge pratiği, milyonlarca insanın yerini yurdunu terk etmesine sebep olmuştur. Yakın tarihte 2015-2016 yılları arasında Sûr, Cizîr ve Nisêbin’de uygulanan sokağa çıkma yasakları yeni bir zorunlu göçün yaşanmasına neden olmuştur. Bu göçertme politikası tıpkı 80’ler-90’lar da olduğu gibi yeni bir sistematik politika halini almıştır” diye konuştu.

HABER MERKEZİ

#Dünya #Mülteciler #Günü #Toplum #sorumluluk #almalı