Ana Sayfa Blog Sayfa 287

Şenyaşar ailesinden Bakan Tunç’a: İcraat bekliyoruz

Adalet Nöbeti’ni sürdüren Şenyaşar ailesi, sanal medya hesabından Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a ‘İcraat bekliyoruz’ diyerek seslendi

Riha’nın (Urfa) Pirsûs (Suruç) ilçesinde, 14 Haziran 2018 tarihinde AKP eski Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ile saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de Urfa Adliyesi önünde başlattığı Adalet Nöbeti 818’inci gününe girdi. Aile, hafta sonu olması sebebiyle nöbete Pirsûs’taki evlerinde devam etti.

Aile, sanal medya hesabından Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a seslenerek, “Zulmün bitmesi, adaletin tecellisi, yalan ve iftiranın son bulması için hakikat mücadelemiz; hak yerini bulana kadar devam edecek! Yeni Adalet Bakanından icraat bekliyoruz” paylaşımı yaptı.

RIHA

#Şenyaşar #ailesinden #Bakan #Tunça #İcraat #bekliyoruz

Hasta tutuklu Abdulkadir Kuday ‘ölümün kıyısında’

Ağır hasta tutuklu Abdulkadir Kuday’ın sağlık durumuna ilişkin konuşan Salih Kuday kardeşinin durumuna ilişkin ‘Abdulkadir ölümün kıyısında’ dedi

Mêrdîn’de 6-8 Ekim 2014 Kobanê eylemleri sırasında gözaltına alınarak tutuklanan Abdulkadir Kuday, Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’ne konuldu. Ardından Tekirdağ T Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevk edilen Kuday, 6 yıl kaldığı Tekirdağ’da sağlık sorunları yaşamaya başladı. Yaklaşık 4 yıl boyunca hastane sevkleri yapılmayan Kuday için siyasi partiler ile insan hakları örgütlerinin girişimlerinin ardından ancak hastane sevki yapılan Kuday’a, 2021 yılında bel fıtığı teşhisi konuldu. Bunun üzerine Haziran 2021’de bel fıtığı ameliyatı yapılan Kuday’a, 3 ay sonra rahatsızlığının devam etmesiyle yanlış teşhis konulduğu ortaya çıktı.

Yatalak oldu

Tekrar yapılan muayeneler ve tetkikler sonucunda sinir sisteminin uyarılar gönderememesine neden olan ALS hastası olduğu ortaya çıkan Kuday, kısmi felç geçirdi ve ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldi. Bunun üzerine Kuday, Ocak 2022’de Metris R (Rehabilitasyon) Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevk edildi. Daha önce girdiği açlık grevleri sonucunda mide hastalıkları da ortaya çıkan Kuday, bir süre sonra yatalak duruma düşerek, yaşamını tek başına idame edemez hale geldi.

Engelli bir tutuklu ile aynı koğuşta

Şimdi kendisi gibi Mêrdîn’in Qoser (Kızıltepe) ilçesinde tutuklanan yüzde 93 engelli olan tekerlekli sandalyede hayatını sürdüren Serdar Yıldırım ile aynı koğuşta olan Kuday’ın hastalığı her geçen gün ağırlaşıyor.

Revire bile götürmediler

MA’dan Ahmet Kanbal’a konuşan Abdulkadir Kuday’ın ağabeyi Salih Kuday, kardeşinin gözlerinin de yeteri kadar görmediğini aktararak, “Şu an en büyük sorunu mide sorunudur. İki aydır hastaneye götürülmüyor. Kardeşime ilk gün ALS teşhisi konulsaydı, belki bu hale gelmeyecekti. Hastalığı bu kadar ilerlemeyecekti. Yaklaşık 4 yıl revire bile götürmediler. Cezasının onanmasının ardından tek başına hücrede tutuluyordu. Başvuru yaptık ve ihtiyaçlarını karşılayamadığını söyledik. Elleri de yeteri kadar çalışmıyordu. Ayakları da tutmuyordu. Tekerlekli sandalyede yaşayan, felç olan bir arkadaşının yanına verdiler” dedi.

Ölümün kıyısında

Kardeşinin “ölümün kıyısında” olduğunu ve son günlerini ailesi ile geçirmesini istediklerini kaydeden Kuday, hasta tutuklular açısından toplumsal olarak eksik kaldıklarını dile getirdi. Kardeşinin yaşadıklarının PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecritle bağlantılı ifade eden Kuday, “Başta belki tecrit sadece İmralı’da uygulanıyordu ama sonrasında bütün cezaevlerine yayıldı. Sadece AKP-MHP değil, bizler de kendi ellerimizle cezaevlerini tecrit ettik. Onları dört duvar arasında yalnız bıraktık. Tecrit sadece İmralı Cezaevi’nde değil, bütün cezaevlerinde uygulanıyor. Bu tecrit de ancak eylem halinde olarak kırılabilir. Onların sesleri, çığlığı olabilirsek tecrit kırılabilir” diye belirtti.

MÊRDÎN

#Hasta #tutuklu #Abdulkadir #Kuday #ölümün #kıyısında

Ana Guelbenzu: Türkiye’de demokrasi açısından İmralı bir sınavdır

İmralı Cezaevi’ne yaklaşımın Türkiye’de demokrasi ve insan haklarının korunması açısından bir sınav niteliği taşıdığını belirten avukat Altamira Ana Guelbenzu, ‘Kürt sorununun çözümü için Öcalan’ın özgürlüğü kaçınılmazdır’ dedi

Fransa’nın Strasbourg kentinde bulunan Avrupa Parlamentosu’nda (AP) Demokrasi ve İnsan Hakları İçin Avrupa Avukatlar Birliği (ELDH) ile Uluslararası Hukuk ve Demokrasi Derneği (MAF-DAD) ile AP’nin Sol Parti (Die Linke), Sosyalistler ve Demokratların İlerici İttifakı (S&D) işbirliğiyle “Türkiye’de Hak ve Özgürlükler: Hukuk, Cezaevleri ve Kürt Sorunu” başlıklı bir konferans yapıldı. Konferansta Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarını uygulamadığı, Kürt sorununun ve bu bağlamda PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki mutlak tecridin derinleşerek tüm topluma yayıldığı ele alındı. Bununla birlikte siyasallaşan yargı mekanizmaları, basın üzerindeki baskılar ve Avrupa Konseyi İşkencenin Önlenmesi Komitesi’nin (CPT) sessizliği konferansın gerçekleşen oturumlarının diğer bir gündemini oluşturdu. Konferansın katılımcılarından olan ve uluslararası tecrit delegasyonunda da yer alan Avukat Altamira Ana Guelbenzu, mutlak tecrit ve Kürt sorununa yansımalarını Jinnews’e anlattı.

Amaç ihlalleri duyurmaktı

Avrupa Parlamentosu’nda “Türkiye’de Hak ve Özgürlükler: Hukuk, Cezaevleri ve Kürt Sorunu” konferansını gerçekleştirmelerinin temel nedeninin Türkiye’nin Kürtlere yönelik hak ihlallerini duyurmak olduğunu ifade eden Guelbenzu, “Bu konferansa ihtiyaç vardı çünkü Avrupa ve uluslararası kurumlar, Türkiye’nin hak ve özgürlükler, özellikle de Kürt sorunu ile ilgili mevcut durumunu duyması gerekiyordu. Bununla beraber kurumları harekete geçirmeye ihtiyacımız vardı. Türkiye’deki siyasi tutukluların durumunun iyileştirilmesi ve hukuka aykırı durumun düzeltilmesi için Avrupa kurumlarının Türkiye’ye baskı yapması zorunlu bir gerekliliktir” dedi.

Türkiye’de yargı sisteminin tarafsızlığında ciddi sıkıntılar olduğunu belirten Guelbenzu, burada önemli bir tarafsızlık eksikliği olduğunun altını çizdi.

‘Sonraki adımlar tartışılmalı’

İmralı sistemindeki hukuksuzluğun Türkiye’de demokrasi ve uluslararası kurumlar için bir sınav niteliği taşıdığının altını çizen Guelbenzu, CPT’nin tavsiyelerinin dahi uygulanmadığını hatırlattı. İmralı Cezaevi yaklaşımı ve cezaevindeki hukuki ve siyasi uygulamalar, Türkiye’de demokrasi ve insan haklarının korunması açısından bir sınav niteliğinde olduğunu belirten Guelbenzu, “CPT’nin Eylül 2022’deki son ziyaretine ilişkin raporunun yayınlanmamasının nedeni olarak uygulanan zararlı politikalar üzerinde uluslararası gözlerin yani takipçilerin bulunmaması ve uluslararası toplumun sessizliği ve cehaletinin olduğunu varsayabiliriz. Türk hükümeti, CPT’nin 2019’un son raporundaki tavsiyelerini dahi uygulamadı. Bu nedenle, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi sonraki adımları tartışmalıdır” ifadelerini kullandı.

‘Umut hakkı geçersiz kılınıyor’

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, “Öcalan No 2” kararını hatırlatan Guelbenzu, şöyle devam etti: “Bu, mahkumların örgütlenmesine izin verilmesini, avukatlara ve aileye erişim hakkını, cezaevi koşullarına itiraz etmek için etkili yasal yolları ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. Maddeye aykırı olarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının kaldırılmasını içeriyordu. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre, tutsakların özgürlük içinde bir yaşam beklentisi olmalıdır. Sayın Öcalan örneğinde Türkiye ‘umut hakkı’nı geçersiz kılmaktadır. Sayın Öcalan neredeyse 1999’dan beri tam bir tecrit sisteminden mustarip. Sayın Öcalan’dan duyduğumuz son haber ve bilgi 25 Mart 2021’de kardeşiyle yaptığı telefon görüşmesiydi, bu uluslararası insan hakları standartlarında kabul edilemez.”

‘Çözüm İmralı’da’

Mevcut Kürt sorununun çözümünün İmralı’dan geçtiğinin altını çizen Guelbenzu, sorun çözülmeden Türkiye’nin hayal ettiği Avrupa Birliği’ne girmesinin mümkün olmadığını söyledi. Kürt sorununun, Öcalan’a yönelik tecritle tamamen ilişkili olduğunu belirten Guelbenzu, “Kürt sorununun barışçıl ve siyasi çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için Öcalan’ın özgürlüğü kaçınılmazdır. Seçimlerden sonraki bu yeni tabloyla birlikte, Avrupa ve Uluslararası toplum, bu sürecin bir parçası olmalı ve sadece kınamakla kalmayıp, etkili bir şekilde çözüm için baskı yapmalıdır. Tecrit bir işkence biçimidir. CPT ve Avrupa kurumları, İmralı Cezaevi’ndeki durumun değişmesini sağlamak ve bu mutlak tecrit uygulamasına son vermek zorundadır” şeklinde konuştu.

Haber: Melek Avcı / JinNews

#Ana #Guelbenzu #Türkiyede #demokrasi #açısından #İmralı #bir #sınavdır

Bismilli yurttaşlar: Benzer olaylar bir daha yaşanmamalı

Bismil’de 9 kişinin yaşamını yitirdiği olaya tepkili olan yurttaşlar, HDP ve DBP’nin ailelerle görüşmesini olumlu bulduklarını söyleyerek benzer olayların önüne geçilmesi için çağrı yaptı

Amed’in Bismil ilçesine bağlı Şidada (Serçeler) Mahallesi’nde 15 Haziran’da Alyamaç ve Taş aileleri arasında arazi anlaşmazlığı nedeniyle çıkan kavgada 9 kişi yaşamını yitirdi. Olayın yankıları sürerken, kent sakinlerinden ailelere sağduyu çağrısı yapıldı.

Kan dökülmesin

Ölümle sonuçlanan kavga nedeniyle büyük üzüntü duyduklarını belirten Tahsin Bakır, “Ne diyeceğimizi bilmiyoruz. Kan dökülmesini istemiyoruz. Sözü geçenlerin, iki ailenin arasındaki sorunu çözmelerini ve aileleri barıştırmalarını istiyoruz. Ne olursa olsun barış olacak. Herkesin ‘yeter’ demesi lazım. Hepsi bizim çocuğumuzdur. Rengimiz ne olursa olsun biz insanız” dedi.

Vekillerin gitmesi olumlu

Bu tür olaylar yaşanmadan önlem alınması gerektiğini vurgulayan Muhittin Alçelik, “İnsanın memleketinde böyle bir olayın olması canını acıtıyor. Dün oraya gitmekle (HDP ve DBP’liler) iyi ettiler. İki tarafa da gidildi ve konuşuldu. Ben çok sevindim. Bugünden sonra onları bir araya getirmek lazım. Bugünden sonra birbirlerini öldürmesinler. Bugün akil insanlarımız öne geçmeli. Diyarbakır ve ilçelerinde böyle bir kazanın bir daha olmamasını istiyorum. Böyle olaylar yaşanmadan önlem almalıyız. Bugün iki aile savaştığı zaman, aralarına girmeliyiz. Hepimiz barış istiyoruz” çağrısı yaptı.

Üzüntülüyüz

Yaşanan olaya ilişkin üzüntüsünü dile getiren Nimet Ayverdi, “Keşke bir daha olmasa. Daha önce de meclise taşındı hazine arazisi konusu. İnşallah bu son olur. Böyle can yakıcı hadiseler bir daha olmaz. Çözüm yolu barış yoludur. Umarım iki aile arasında güzel bir barış olur ve bir daha böyle bir hadise yaşamayız. Ne olursa olsun barış olması lazım. Üzüntülüyüz” diye konuştu.

Taraflardan birinin yakınları olduğuna dikkati çeken Mehmet Güzel, önlem alınması halinde böylesi bir durumun yaşanmayacağını söyledi. Güzel, “Bu tarz olayların bir daha yaşanmamasını istiyoruz. Çevremizdeki önderler kendilerini bu işe vermeli. Böyle durumlara önceden engel olunmalı. Büyüklerimiz dile getirmeli ve bir daha böyle olaylar yaşanmamalı” diye belirtti.

AMED

#Bismilli #yurttaşlar #Benzer #olaylar #bir #daha #yaşanmamalı

Yazar Çelik: İmralı’daki tecridi konuşmadan helalleşme olmaz

PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi değerlendiren yazar Mukaddes Erdoğdu Çelik, İmralı’daki tecridi konuşmadan helalleşmenin olmayacağına dikkat çekti

İmralı Cezaevi’nde mutlak tecrit koşullarında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan 25 Mart 2021 tarihinden bu yana haber alınamıyor. Yazar Mukaddes Erdoğdu Çelik, Öcalan üzerindeki mutlak tecrit ve tecridin yansımalarını değerlendirdi.

Savaş hali çocukların ölümüne neden oluyor

Abdullah Öcalan üzerindeki mutlak tecrit politikasının topluma ve Türkiye siyasetine derin etkileri olduğunu belirten Çelik, bunun bir örneğinin de seçim sürecinde görüldüğünü söyledi. Seçim öncesinde başlayan baskı politikasının seçim döneminde de devam ettiğini dile getiren Çelik, “İktidar son 8 yıldır kesintisiz bir şekilde başta Kürt özgürlük hareketi olmak üzere bütün demokratik güçlerle kavga halinde. Bu kavgası toplumun tüm kesimlerine yansıması ile beraber en son çocukların tutuklanması ve öldürülmesine kadar vardı. Ben çocukların zırhlı araçlarla, polis araçlarıyla öldürülmesine sokak infazı diyorum. Çünkü bu bir infazdır.  Bir zamanlar devrimcileri öyle yok ediyorlardı, şimdi çocukları öldürüyorlar. Tüm bunları aslında tecritten bağımsız ele alamayız”  dedi.

Öcalan susturulduğunda herkes susturulur

Tecridin ağırlaştırılmasının nedeninin Kürt hareketini geriletmek olduğunu belirten Çelik, Öcalan susturulduğu zaman, herkesin susturulduğu anlamına geldiğini, bu durumu seçim sonuçlarında gördüklerini söyledi. iyorÇelik, bu nedenledir son iki yıldır tecridi katı bir biçimde uyguladığını ifade etti.

İmralı’daki tecridi konuşmadan helalleşmeyeceğiz

Tecrit politikasının çok boyutlu olduğunu kaydeden Çelik, bunlardan birisinin de Kürt sorunu olduğunu dile getirdi. Çelik, seçim sürecinde Kürt sorununda yaşanan tartışmalara işaret ederek, “Seçimleri hile, hurda, milliyetçilikle bitiren AKP iktidarının en iyi argümanı yine Kürt meselesiydi. Kürt karşıtlığı üzerinde toplumu bir bütün teslim alan iktidar, Kürdistan sorunu, Kürt halkının varlığı ve yokluğu üzerinden bir politika sürdürdü. İktidarın bu politikasına karşı ise bir halkın direnişini ağzına almaktan imtina eden korkak bir muhalefet vardı. Şimdi biz İmralı’daki tecridi, bir halkın direnişini konuşmadan nasıl helalleşeceğiz. Korkak, ürkek, sosyal demokrasiyle ‘ben herkesle barışacağım, ben herkesle helalleşeceğim’ demekle olmuyor” dedi.

Kürt sorununu çözemeyen çözülür

Kürt sorununun Türkiye’yi de aşan bir sorun olduğunu belirten Çelik, Kürt sorunundan korkarak, çekinerek kimse bir şey kazanamayacağını, Cumhuriyet’in 100’üncü yılına girdiklerini Kürt sorunun 40 yıldan fazla bir süredir Türkiye’nin birinci gündeminde olduğunu söyledi. Türkiye’de yaşanan bütün siyasal ve sosyal gelişmelerin Öcalan üzerindeki tecritten bağımsız ele alınamayacağını belirten Çelik, Kürt sorununun çözümü konusunda Abdullah Öcalan ve Kürt siyasi hareketinin defalarca barış çağrıları olduğunu hatırlatrak; “Kürt siyasetinin ezelden beri söylediği bir şey vardır: “Kürt sorununu çözemeyen çözülür” dedi.

Üçüncü yol demokratik cumhuriyetin yoludur

Türkiye’de yeni bir sürece girildiğini dile getiren Çelik, yeni süreçte toplumun temel sorunlarından biri olan Kürt meselesi, tecrit ve cezaevleri konusunun gündeme getirilmesi gerektiğinin altını çizdi. “Mücadele kaldığı yerden devam etmeli” diyen Çelik, “Emek ve Özgürlük İttifakı örgütlenmiş biçimiyle ama esas Üçüncü Yol’un kendi ana çekirdeğiyle mücadeleye başlaması gerekir.  Üçüncü Yol demokratik cumhuriyeti kurma yolu ve aynı zamanda bütün bu politik taleplerin gerçekleştirileceği yerdir. Bütün taleplerimiz burada somutlaşıyor. Üçüncü Yolu kendisine yol haritası edinmiş kesimlerin, güçlü bir şekilde bu döneme öncülük etmesi gerekir. Kendi öz gücüyle mücadele etmeli. Çünkü bütün diğer güçlerin harekete geçmesi de bu dinamiğin harekete geçmesine bağlıdır.”

Haber: MA / Esra Solin Dal

 

#Yazar #Çelik #İmralıdaki #tecridi #konuşmadan #helalleşme #olmaz

Demir: CPT’nin meşruiyeti sorgulanır hale geldi

PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi değerlendiren avukat Cemal Demir, tecride karşı sessiz kalan CPT’nin meşruiyetinin sorgulanır hale geldiğini söyledi 

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’a dönük tecrit, iki yılı aşkın bir süredir devam eden aile ve avukat görüş yasağıyla birlikte haber alınamama haline dönüştü.

İmralı’daki mutlak tecrit durumunu değerlendiren Avukat Cemal Demir, tecridin temel nedeninin “Abdullah Öcalan’ın düşüncelerinden korku” olduğunu belirterek, herkesin beklentisinin tecridin sonlandırması olduğunu ifade etti.

Hükümet halkın kaygısını artırıyor

Aile ve avukat görüş yasağı ile verilen disiplin cezalarının yeni bir durum olmadığını dile getiren Demir, disiplin cezası uygulamasının kabul edilir olmadığını söyledi. Avukat görüşlerinin 2011 yılından beri yasaklandığını söyleyen Demir, aile görüşünün de buna paralel bir şekilde kaldırıldığını söyledi. Kamuoyunda Öcalan’a ilişkin ciddi kaygılar yaşandığına dikkat çeken Demir, “Hükümet sıklıkla ve ısrarla bu kaygıyı zirvelere taşımaktadır. Bu kabul edilir bir şey değildir” şeklinde konuştu.

Öcalan haklarını kullanmadı

Her tutuklunun insani bir şekilde onur ve haysiyetine yaraşır bir şekilde cezaevinde tutulması gerektiği ifade eden Demir, “Bu haklar, Türk hukuk sisteminde belirtilmiş,. Ada hapishanesinde bugüne kadar bu hak sürekli ihlal edildi. Sayın Öcalan’ın aile, avukat ve uluslararası ziyaretler, heyetlerin oraya gidiş gelişleri sağlanmadı, önü açılmadı. Mektup hakları hiçbir zaman kullandırılmadı. Telefon zaten hiçbir şekilde kullandırılmadı. Tecrit, ağır bir insan hak ihlalidir” dedi.

CPT siyasallaşmış bir kurum haline geldi

Abdullah Öcalan ve aynı cezaevinde bulunan diğer tutuklularla ilgili Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi’nin (CPT) bugüne kadar sorumluluğunu yerine getirmediğini söyleyen Demir, CPT’nin bugüne kadar kamuoyunu tatmin edici hiçbir açıklama yapmadığını sözlerine ekledi. Demir, “CPT, aslında bu yönüyle varlık nedenine aykırı bir durum içerisine girmiş, bir nevi siyasallaşmış bir kuruma dönüştürülmüştür. Bu durum kurumun meşruiyetini de çeşitli zamanlarda sorgulanır hale getirmiştir. Bunun yanında uluslararası mekanizmalar ve kurumlar da görevini yerine getirmemiştir. Dolayısıyla Sayın Öcalan’ın içinde olduğu bu durumun tarafsız gözlemciler tarafından denetlenmesi gerekir. Sözleşmeci hükümetin bu yönde hukuki bir ortam hazırlaması gerekir. Aslında Öcalan üzerindeki bu tecridin, bu ağırlaştırılmış izolasyonun nedeni de çok açık; Sayın Öcalan’ın fikriyatından, düşüncesinden; Kürt meselesine bakış açısına, Ortadoğu’daki meselelere olan bakışı, çözümleyici, barışçıl yaklaşımlarından çekinilmektedir” diye konuştu.

Korktukları Öcalan’ın fikriyatıdır

Burada korkulan tek şeyin Abdullah Öcalan’ın düşence ve fikriyatı olduğunun altını çizen Demir, “Herkesin beklentisi, hepimizin beklentisi, bir an önce Öcalan’ın içerisinde olduğu tecridin sonlandırmasıdır. Şimdi seçimden önce verilen bu cezanın bir kere Öcalan’ın Kürt kamuoyuna, demokratik kamuoyuna, seçim stratejilerine ilişkin görüşlerinin engellenmesidir. Öcalan’ın seçime dönük geniş ve kapsayıcı perspektif sunduğunu geçmişte gördük. Onun perspektifleriyle nasıl seçim başarıları elde edildiğini de gördük. İşte tüm bu nedenlerden dolayı bu tecrit ağırlaştırılıyor” dedi.

KAYNAK/MA

 

#Demir #CPTnin #meşruiyeti #sorgulanır #hale #geldi

Sur’da evleri yıkılmak istenen yurttaşlar ‘direneceğiz’ dedi

Sur’da evleri yıkılmak istenen yurttaşlar direneceklerini ifade ederken devletin 180 bin lira bir ödeme çıkardığını bu parayla yeni ev alamayacaklarını söyledi

Kayyum yönetimindeki Amed Büyükşehir Belediyesi, “Anzele Parkı Genişletme Projesi” kapsamında Sûr ilçesine bağlı Melikahmet Mahallesi’ndeki Balıklı sokakta bulunan 90 yapıyı “acele kamulaştırma” kararıyla yıkma kararı aldı.

Ancak mahalleliler bu duruma karşı direneceklerini ifade ediyor.

Ayrıca Ev fiyatlarının 1 milyondan başladığı kentte, yıkım kararı verilen Balıklı sokaktaki evler için sadece 180 bin lira değer biçildi.

Kira veremeyiz

MA’ya konuşan mahallelilerden Fatma Karaot, yıkım tartışmaları başladığı günden itibaren karara karşı olduklarını vurguladı. Maddi olanaklarının yetersiz olduğunu ve kendisinin de kanser hastası olduğunu belirten Karaot, “Biz evlerimizin yıkılmasını kabul etmiyoruz. Kira verecek gücümüz yok. Çok mağduriyet yaşayacağız” dedi. Verilen karardan dönülmesini isteyen Karaot, “Ben buna kesinlikle karşıyım. İzin vermiyorum. Bizi evimizden, barkımızdan, mahallemizden, çoluk çocuğumuzdan etmesinler. Ben zaten hasta bir insanım. Başka bir yere gitsem dayanamam, ölürüm. Ben buraya alışmışım” ifadelerini kullandı.

Burası bizim yurdumuz

Kendisinin de babası gibi bu sokakta doğup büyüdüğünü dile getiren Aygül Yıldırım, mahalleden çıkmak istemediklerini söyledi. Yıldırım, “Bize verecekleri para ile başka yerin kirasını karşılayamayız. Ev almak hayaldir. Bir ev 1 milyon TL’den fazladır. Bu yalnızca maddi değil, psikolojik baskıdır. Psikolojik olarak da çöküyoruz. Çünkü bizim babamız burada doğmuş büyümüş. Yedi kuşak buralıyız. O yüzden bizi mahallemizden etmesinler. Burası bizim yurdumuzdur, dede toprağıdır. Maddiyat zaten sıfır. Bizi buraya gömsünler daha iyi. Park turizme açılacak diye bu kadar vatandaşı aç ve mağdur etmenin ne anlamı var? Bu evleri yıkacaklarsa, bizi de öldürüp gömsünler. Verecekleri para bir yıllık kirayı bile karşılamıyor” şeklinde konuştu.

180 bin lira para teklif edildi

50 yıldır Balıklı sokakta yaşadıklarını söyleyen Mahsum Kutay da, haklarında dava açıldığını ifade etti. Kutay, “Mahkemeye vermişler bizi. Yaklaşık 180 bin lira bir ödeme çıkardılar bize. 180 bin lira ile kim ne alacak? Burada en kötü ev 400 bin liradır. Zaten Sur’un dışına çıktığın zaman en kötü ev 1 milyondan başlıyor. Bu yapılan zulümdür. Burası fakir fukara yeridir. Yetkililerden adaletli davranmalarını talep ediyoruz” çağrısında bulundu.

Köyü yakıldı şimdi buradan çıkarılmak isteniyor

1990’lı yıllarda devletin köylerini yakması üzerine göç ederek Balıklı sokakta yaşamaya başladıklarını dile getiren İsa Kılıç, “30 yıldır buradayız. Devlet bize köydeki evimize karşılık para verdi. Biz de gelip buradan ev aldık. Şimdi devlet gelmiş ‘evinizi yıkacağız’ diyor. 250 bin liraya bir şey gelmiyor. Biz mağduruz. Bize karşılığında ev vermelerini istiyoruz” dedi.

AMED

#Surda #evleri #yıkılmak #istenen #yurttaşlar #direneceğiz #dedi

31 yıldır tutuklu: ‘PKK’nin stratejisi’ sorulan tutuklu tahliye edilmiyor

Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu, “PKK’nin stratejisi nedir” sorusu yönelttiği 31 yıllık tutuklu İsmail Hakkı Tursun’un tahliyesini, “iyi halli olmadığı” iddiasıyla ikinci kez erteledi

Amed’de 30 Aralık 1992 tarihinde tutuklandıktan sonra “örgüte yardım” iddiasıyla müebbet hapis cezası verilen İsmail Hakkı Tursun, infazını tamamlamasına rağmen tahliye edilmiyor.

Urfa 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan Tursun’un infazı, Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu’nun “iyi halli olmadığı” yönünde hazırladığı rapor gerekçesiyle ikinci kez 6 ay 5 gün ertelendi. 8 Aralık’ta toplanan İdare ve Gözlem Kurulu, infazını 9 Aralık 2022 tarihinde tamamlayan Tursun için “pişman olmadığı” gerekçesiyle infazı erteledi. 7 Haziran’da tekrar toplanan kurul, aynı gerekçelerle bir kez daha Tursun’un infazını 6 ay 5 gün erteledi.

İnfaz ertelemeye, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit ve Olağanüstü Hal (OHAL) sonrası artan hak ihlallerine karşı başlatılan açlık grevi eylemi, Efrîn’e dönük saldırılar, tecrit ve tek tip elbiseye karşı 2018’de yapılan açlık grevi, cezaevlerindeki uygulamaların son bulması için yapılan başvurular, koğuş değişikliği esnasında slogan atılması ve cezaevi disiplin kurulu tarafından verilen “disiplin cezaları” gerekçe yapıldı. Gerekçede, Tursun’un işlediği suçlardan “pişmanlık duymaması” nedeniyle “iyi halli olmadığı” kanaatine varıldı.

Ailesi, Tursun’un infazının ikinci kez ertelenmesine karşı hukuki yardım talebiyle Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Riha Şubesi’ne başvurdu.

‘PKK’nin stratejisi ne’ sorusu

Ailenin talebiyle Tursun’u ziyaret eden ÖHD Riha Hapishaneler Komisyonu Eşsözcüsü Ayşe Şehriban Demirel, “Cezaevi savcısı 31 yıldır cezaevinde bulunan Tursun’a ‘PKK’nin geleceğe dair planlarını biliyor musun? Stratejisi nedir? Neler yapacaklar?’ gibi sorular yöneltmiş. Savcı sorularıyla müvekkili bir şeyler söyletmeye zorlama niyetinde. Savcının bu sorusu niyet okuma amaçlı. Tursun bu soru karşısında 31 yıldır cezaevinde tutulduğunu, plan ve stratejileri bilmeye imkanı olmadığını dile getirerek tepkisini göstermiştir. Tursun’a yöneltilen tuhaf bir diğer soru ise şu şekildedir; ‘Siz tahliye oldunuz ve eve gittiniz, evinize örgüt üyeleri geldi ve gel bize katıl derlerse ne cevap verirsiniz?’ Amaç zaten tahliye etmeme. Sorular ile müvekkil üzerinde psikolojik baskı oluşturulmak istenmekte” ifadelerini kullandı.

Eşitlik ilkesine aykırı

Tursun’un kendisine “pişmanlık” dayatılmasını hukuka aykırı olarak değerlendirdiğinin vurgulayan Demirel, infaz ertelenmesine dair yorumlarını şu şekilde paylaştı: “Taraflı koğuşta kendi arkadaşlarının yanında kalmaktan onur duyduğunu, herhangi bir pişmanlık duymadığını bize aktardı. Tursun bu yaşanan hukuksuzluğa karşı hukuk örgütlerinin girişimde bulunması gerektiğini belirtti. Anayasa’ya göre infazı tamamlanmış disiplin suçları ‘iyi halli olmamaya’ gerekçe yapılmamalı. Tutuklulara pişmanlık dayatılıyor, bu hukuki değil. Buna dair Birleşmiş Milletlerin (BM) ‘şartlı salı verme’ tavsiye kararları var. Birçok cezaevinde siyasi mahpuslar tahliye edilmiyor. Bu ayrımcılıktır, eşitlik ilkesine aykırıdır.”

Haber: Emrullah Acar / MA

#yıldır #tutuklu #PKKnin #stratejisi #sorulan #tutuklu #tahliye #edilmiyor

Antalya’da bir kadın katledildi, bir kadının da cenazesi bulundu

Antalya’da Sinem Albeni evli olduğu Ufuk Albeni tarafından katledildi. Maya K. adlı kadının da cenazesi bulundu

Antalya’da, Sinem Albeni, evli olduğu Ufuk Albeni tarafından katledildi.Sinem Albeni, ambulansla hastaneye götürülürken yolda yaşamını yitirdi.

Albeni’nin cenazesi otopsi yapılmak üzere Antalya Adli Tıp Kurumu’nun morguna kaldırıldı. Ufuk Albeni, gözaltına alındı.

Maya K. ölü bulundu

Antalya’nın Muratpaşa ilçesi Gebizli Mahallesi’nde yer alan boş arazide bir cenaze olduğunu fark eden yurttaşlar, durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirdi. İhbarla bölgeye polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Olay yerine gelen ekipler tarafından yapılan incelemede cenazenin Maya K. adlı kadına ait olduğu belirlendi.

Maya K.’nın cenazesi, olay yerinde yapılan incelemenin ardından, ölüm nedeninin belirlenmesi için Antalya Adli Tıp Kurumu’nun morguna kaldırıldı.

Olayla ilgili soruşturma başlatıldığı kaydedildi.

HABER MERKEZİ

#Antalyada #bir #kadın #katledildi #bir #kadının #cenazesi #bulundu

Galatasaray Meydanı’nda gözaltına alınanlar serbest bırakıldı

Galatasaray Meydanı’nda gözaltına alınan 19 kişi serbest bırakıldı

Gözaltına alınan 19 Cumartesi Anneleri ve insan hakları savunucuları serbest bırakıldı. Gözaltına alınan Eren Keskin, Hanife Yıldız, İkbal Eren Yarıcı, Maside Ocak, Hanım Tosun, Mikail Kırbayır, Ali Ocak, Gülseren Yoleri, Leman Yurtsever, Cihan Kaplan, Hatice Onaran, Fırat Akdeniz, Nazım Dikbaş, İsmail Yücel, Hünkar Hüdai Yurtsever, Arda Yüksel ve Meryem Bars, Vatan Emniyetin Müdürlüğü’ne götürüldü.

İfade işlemlerinin ardından serbest bırakılan Cumartesi Anneleri ve hak savunucuları İHD İstanbul Şubesi önünde arkadaşları tarafından alkışlarla karşılandı.

Sanal medyadan serbest bırakıldıklarını duyuran Cumartesi Anneleri şu paylaşımda bulundu: “ Hakikat ve adalet talep etmekten, kayıplarımızla buluşma mekanımız olan Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyeceğiz”.

HABER MERKEZİ

#Galatasaray #Meydanında #gözaltına #alınanlar #serbest #bırakıldı