Ana Sayfa Blog Sayfa 296

AB ve Almanya Türkiye’ye mülteciler için para verecek

AB ve Almanya, toplam 5,6 milyondan fazla mülteciyi kabul eden Türkiye, Ürdün ve Lübnan’a para yardımında bulunacağını açıkladı

Almanya, iç savaştan etkilenen Suriyelilere yardım amacıyla Belçika’nın başkenti Bürksel’de toplanan bağışçılar konferansında Suriyeli mültecilere ve bölgeye yardım için 1,05 milyar Euro taahhütte bulundu.

Euronews’te yer alan habere göre; Almanya Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanı Svenja Schulze, Brüksel’deki toplantıda toplam 5,6 milyondan fazla mülteciyi kabul eden Türkiye, Ürdün ve Lübnan’a da destek olunacağını bildirdi.

AB’den yardım

Avrupa Birliği Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell de, birliğin bu yıl Suriye’deki iç savaştan kaçan mültecilere yardımcı olmak için 560 milyon Euro bağışlayacağını açıkladı.

Bu meblağın AB’nin geçen yıl taahhüt ettiği 1,56 milyar euroya ek olduğunu belirten Borrell, geçen yıl Suriye’deki çatışmanın çözümü için çok az ilerleme kaydedildiğini söyledi.

6.4 milyar euro verilecek

Uluslararası toplum, Mayıs 2022’de, 2023 yılı da dâhil olmak üzere toplam 6,4 milyar euro taahhüdünde bulunmuştu.

AB’nin geçen yılki taahhüdü, üye devletlerin bireysel taahhütleriyle birlikte bağışların yüzde 70’inden fazlasını oluşturmuştu.

Öte yandan Suriye Devlet Başkanı Beiar Esad’ın Suudi Arabistan’daki Arap Ligi zirvesine yeniden davet edilmesinin ardından Şam rejimini dışlama politikasının nereye kadar devam edeceği tartışılıyor.

AB ve Almanya ise yaptırımlara devam edileceği kararı aldı.

DIŞ HABERLER

 

#Almanya #Türkiyeye #mülteciler #için #para #verecek

Fehime Poyraz: Geçen 2 yılda bizi halkımız ayakta tuttu

2 yıl önce HDP İzmir İl binasında katledilen Deniz Poyraz’ın annesi aradan geçen zamanı değerlendirerek, kızının ölümüne hala alışamadığını ancak halkın sahiplenmesiyle ayakta kaldıklarını belirtti

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl binasında17 Haziran 2021’de polis bağlantılı Onur Gencer tarafından katledilen Deniz Poyraz’ın ölümünün üzerinden 2 yıl geçti. Aradan geçen iki yılda katil  Onur Gencer ceza alırken, ailenin  katilin arkasındaki güçlerin açığa çıkartılması mücadelesi ise devam ediyor.

Hasta denildi sağlıklı çıktı!

İki yıl önce yaşanan katliamda, Gencer, katlettiği Poyraz’ın fotoğraflarını çekerek, “Daha fazla HDP’liyi öldürmek” şeklinde paylaşım yaparken, emniyet ifadesinde saldırıyı tek başına planladığını iddia etti. Tutuklanmasının ardından katil Onur Gencer hakkında yürütülen soruşturma 11 Ekim 2021’de tamamlandı. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Onur Gencer’in “Tasarlayarak kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet ve “İş yeri dokunulmazlığını ihlal etme”, “Siyasi partiler veya meslek kuruluşlarının kullanımında olan bina, tesis veya eşyaya zarar verme” suçlarından 7 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi. Çelişkilerle dolu iddianamede, dava sürecine dair peşin hüküm niteliği de taşıyabilecek şekilde “Sanığa 2016’da ‘anksiyete bozukluğu’ ve ‘hafif depresif nöbet tanısı’ teşhisi konulduğu” ibareleri yer alması dikkat çekti. Ancak Buca Seyfi Demirsoy Hastanesi Başhekimliği’nin 22 Şubat 2021 tarihli raporunda, Gencer’in herhangi bir psikolojik rahatsızlığına rastlanmadığı belirtildi.

Duruşmalar boyunca pişkince kendini savundu

Deniz Poyraz’ın katili Onur Gencer hakkında açılan davanın ilk duruşması ise 27 Aralık 2021 tarihinde görüldü. Yargılamanın ilk duruşmasında Poyraz ailesinin avukatları katil Gencer’in arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılmasına dair bütün talepleri reddedilirken, mahkemenin bu tavrı bütün yargılama boyunca devam etti.

27 Aralık 2022’de görülen son duruşmada mahkeme, Gencer’i “tasarlayarak kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına, “mala zarar verme” suçundan 4 yıl hapis, “konut dokunulmazlığını ihlali” suçundan 2 yıl hapis ve “ateşli silahlar kanununa muhalefet” suçundan da 3 yıl hapis cezasına çarptırdı.

Kızım hala yaşıyor sanıyorum

Aradan geçen iki yılı ve yargılanma sürecini anlatan Deniz Poyraz’ın annesi Fehime Poyraz, kızını hiç unutmadığını, unutmayacağını söyleyerek, “Kızım her zaman bizimle. Ben hala yaşıyor diye hissediyorum. Bazen evdedir diyorum. Bütün şehitler böyledir. Hepsinin ruhu bizimle yaşıyor” dedi.

Halkımız bizi ayakta tuttu

Kızının katledilmesinin ardından halkın kendilerine sahip çıktığını ve bununla ayakta durabildiklerini anımsatan Poyraz, “Halkımız bizi ayakta tuttu.Kızım savunmasız bir şekilde katledildi. Halkımızın bize bu şekilde sahip çıkması bizi onurlandırdı. Hala Şırnak’tan, diğer illerden insanlar geliyor. Bizi ziyaret ediyorlar” diye belirtti.

Arkasında güçlü insanlar var demek

Kızının davasında adaletin yerini bulmadığını söylen Poyraz, adaletin sadece kızı için değil, zulme maruz kalan herkes için yerine getirilmesini ve hesap sorulmasını istedi. Poyraz, “Katil Onur Gencer, hakime, savcıya, ‘Ben terörist öldürdüm. Beni ödüllendirmelisin’ dedi. Kızımı katlettiği halde bunu nasıl söyleyebiliyor? Demek ki arkasında güçlü insanlar var. Arkasında gücü olmasa hakime, savcıya bunu diyebilir miydi?” diye sordu.

Poyraz, katil Onur Gencer’e yardım eden ve arkasındaki gücünde yargılanmasını isteyerek, sadece Gencer’in cezaevine konularak, ceza almasının bir şeyi değiştirmediğini ifade ederek, mücadelelerinin süreceğini belirtti.

Haber: Delal Akyüz / MA

#Fehime #Poyraz #Geçen #yılda #bizi #halkımız #ayakta #tuttu

Kötü koşullarda çalışan mülteciler sokaklarda yaşıyor

Savaşlardan kaçarak Türkiye’ye gelen mülteciler sokaklarda kurdukları çadırlarda yaşayıp kağıt toplayarak yaşamlarını idame ettirmeye çalışıyorlar

Yaşanan savaşlar nedeniyle Türkiye’ye gelmek zorunda bırakılan mültecilerin yaşadıkları sorunlar, bir insanlık dramına dönüştü.

Göç İdaresi Başkanlığı’nın 23 Mart tarihli verilerine göre; savaşın sürdüğü Suriye’den Türkiye’ye gelen mülteci sayısı 3 milyon 381 bin 429 kişi iken, Türkiye’de yaşayan toplam mülteci sayısı ise 4 milyon 990 bin 663. Resmi verilerin gerçeği yansıtmadığı çokça ifade ediliyor. İstatistiklere göre 10 milyondan fazla mülteci var.

MA’da yer alan habere göre geçimini karton toplayarak sağlamaya çalışan 30 yaşındaki Afganistan’dan gelen Ali Sümbül, Tarlabaşı’nda kurduğu bir çadırda eşi ve çocuklarıyla birlikte yaşıyor. Gündüz Taksim’de, gece ise Karaköy’de atık kağıt toplayan Sümbül, “Bu şekilde geçinemiyorum, çocuklarıma her istediğini alamıyorum ve geçinemediğim için çocuklarım okula bile gidemiyor. Yaşam bir işkence, çocuklarım olmasa intihar edeceğim. Günde sadece 3 saat dinlenebiliyorum, onda ise uyuyorum” dedi.

6 kardeş sokaktalar

Yaşamını sürdürebilmek için çalışmak zorunda kaldığını söyleyen 18 yaşındaki karton toplayıcısı sığınmacı Emiracan Altın, gidecek evlerinin olmadığını, bu nedenle 6 kardeşi ile birlikte sokakta kaldığını belirtti. Her kardeşinin de farklı sokaklarda kaldığını belirten Altın, doğru düzgün uyuyamadıklarını ve dinlenemediklerini söyledi.

İSTANBUL

#Kötü #koşullarda #çalışan #mülteciler #sokaklarda #yaşıyor

Dersim eski İl Eşbaşkanı Hıdır Çiçek gözaltına alındı

HDP Dersim eski İl Eşbaşkanı Hıdır Çiçek, evine düzenlenen baskın sonucu gözaltına alındı

Dersim’de Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski İl Eşbaşkanı Hıdır Çiçek’in Sihenk Mahallesi’nde bulunan evine sabah saatlerinde polislerce baskın düzenlendi. Evde yapılan aramanın ardından Çiçek gözaltına alındı.

Gözaltı gerekçesi öğrenilmeyen Çiçek, İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

DERSİM

#Dersim #eski #İl #Eşbaşkanı #Hıdır #Çiçek #gözaltına #alındı

Bismil’de çıkan kavgada hayatını kaybeden 9 kişi defnedildi

Bismil’de iki aile arasında arazi anlaşmazlığı nedeniyle çıkan kavgada hayatını kaybeden 9 kişi defnedildi

Amed’in Bismil ilçesine bağlı Şidada (Serçeler) Mahallesi’nde dün Alyamaç ve Taş ailesi arasında arazi anlaşmazlığı nedeniyle çıkan kavgada hayatını kaybeden 9 kişi toprağa verildi.

Hayatını kaybedenlerin cenazeleri, ön otopsi işlemleri için önce Bismil Devlet Hastanesi’ne ardından da Diyarbakır Adli Tıp Kurumu’na (ATK) getirildi. Otopsi işlemleri bitmesiyle birlikte önce aynı aileden Serhat, Halil, Orhan ve Mehmet Can Taş’ın cenazeleri Selahattin Eyyubi Devlet Hastanesi’ne getirilerek dini vecibeleri yerine getirildi. Ardından cenazeler defnedilmek üzere Şidada Mahallesi’ne getirilerek defnedildi.

Gece saatlerinde defnedildi

SarîHüseynî (Sarihüseyin) mezrasından hayatını kaybeden Alyamaç ailesinden Emin Alyamaç ve Selim Alyamaç kardeşler, Selim Alyamaç’ın oğulları Muhammed Alyamaç, Ömer Alyamaç ile yeğeni Yunus Alyamaç’ın otopsi işlemlerinin ardından cenazeleri Yeniköy Mezarlığı’nda yıkandı. Cenazeler Hüseynî mezrasında yapılan dini vecibelerin ardından gece geç saatlerde defnedildi.

Yeşil Sol Parti milletvekilleri de katıldı

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Amed milletvekilleri ve Halkların Demokratik Partisi (HDP), yerine kayyum atanan Bismil Belediye Eşbaşkanları ile çok sayıda kişi, her iki ailenin cenaze törenine de katıldı.

AMED

#Bismilde #çıkan #kavgada #hayatını #kaybeden #kişi #defnedildi

Abdüllatif Şener CHP’den istifa etti: Kılıçdaroğlu’na oy vermedim

CHP Milletvekili Abdüllatif Şener, katıldığı canlı yayında CHP’den istifa ettiğini açıkladı. Şener, 28 Mayıs’taki ikinci tur seçimlerinde ise geçersiz kullandığını söyledi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Abdüllatif Şener, katıldığı canlı yayında CHP’den istifa ettiğini açıkladı. Şener, 14 Mayıs’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oyunu Ata İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Sinan Oğan’a; 28 Mayıs’taki ikinci tur seçimlerinde ise geçersiz kullandığını söyledi.

Son dönemlerde CHP Genel Merkezi ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu sert şekilde eleştiren eski CHP’li Şener, 5 yıldır siyaset yaptığı partiden istifa ettiğini duyurdu.

HABER MERKEZİ

#Abdüllatif #Şener #CHPden #istifa #etti #Kılıçdaroğluna #vermedim

DSG’den saldırılara ilişkin açıklama

DSG, Türkiye’nin saldırılarına ilişkin yaptığı açıklamada, saldırıların ulusal güçleri zayıflatma amaçlı olduğu belirtilerek ‘Güçlerimiz bölgeyi ve bileşenlerini korumaya ve güvenli bir gelecek sağlamaya her zamankinden daha fazla kararlı olacaktır’ denildi

Demokratik Suriye Güçleri (DSG) Genel Komutanlığı, Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarına ilişkin açıklama yaptı.

Türkiye’nin bu hafta Efrînli göçmenlerin yerleştiği Şehba bölgesi ile Minbic, Eyn Îsa ve Cizre bölgeleri başta olmak üzere Kuzey ve Doğu Suriye halklarına yönelik insanlık dışı saldırılarını arttırdığına yer verilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “Yurttaşların, kadınların ve çocukların doğrudan hedef alınması sonucunda 3 yurttaş şehit olurken 4 yurttaşta yaralandı. Bunlardan 2’si çocuktu. Uluslararası örgütler tarafından başta Kuzey ve Doğu Suriye olmak üzere Suriye topraklarına yönelik belgelenen suçların ihmal edilmesi ve işgal altındaki bölgelerde terörist örgütlerin desteklenmesine karşı sessiz kalması sonucu bu saldırılar uzun zaman planlandı ve uygun zaman beklendi.

Saldırılar ulusal güçleri zayıflatma girişimidir

Bu saldırıyı, Suriye’deki sömürgeci projeleri ve gelecekte Suriyelilerin birliği üzerindeki olumsuz etkileri üzerinden dikkatleri başka yöne çekmeye çalışan işgalcilerin girişimlerinden farklı görmüyoruz. Güçlerini ve paralı askerlerini Suriye’de tutmak için uluslararası güçlerle mevcut ve gelecekteki tüm anlaşmaları kullanmak istiyor. Bu saldırıların asıl amacı budur. İşgalci Türk devletinin güçlerimize yönelik saldırı propagandası, saldırı planlarına karşı çıkan ulusal güçleri zayıflatma girişimidir. Ama artık Suriye’nin tüm tarafları şunu bilmelidir ki, güçlerimizi zayıflatmaya çalışmanın yalnızca Suriye’nin diğer bölgelerini işgal etmeyi amaçladığını bilmeliler.”

Güçlerimiz güvenli bir gelecek sağlamaya kararlıdır

Saldırılara karşı halk ile birlikte direndiklerinin belirten DSG açıklamasında, “Halkımızın ulusal bilincini selamlıyoruz. Çünkü işgal saldırılarına karşı direnişin önemini çok iyi tanımış. Ön saflardaki yiğitleri, fedakarlıkları ve şehitlerimizi selamlıyoruz. İşgalci Türk devletinin devam eden saldırıları ve işlediği suçlar karşılıksız kalmayacak, güçlerimiz bölgeyi ve bileşenlerini korumaya ve güvenli bir gelecek sağlamaya her zamankinden daha fazla kararlı olacaktır” denildi.

HABER MERKEZİ

#DSGden #saldırılara #ilişkin #açıklama

Sandıktan AKP çıkmamış, çıkartılmıştır

Seçim sonuçları bizlere Türkiye halklarının güçlü bir değişim talebinin açığa çıktığını çok net olarak göstermiştir. Tabi Cumhur İttifakı’nın devletin zor araçlarını kullanarak aldığı seçim sonuçları ile kendisini başarılı gibi gösterip muhalefeti dizayn etme politikası, bu gerçeği tartışmayı engelliyor

Sebahat Tuncel*

Bir seçimi daha geride bıraktık. Seçim sonuçları çok geniş çevrelerce tartışılıyor. Bizler de cezaevinde hem seçim sürecini hem de seçimde açığa çıkan siyasal tabloyu ve önümüzdeki süreçte neler yapılması gerektiğini; Kürt siyasi hareketi olarak halklarımızın eşitlik ve özgürlük mücadelesini, kadınların özgürlük mücadelesini nasıl güçlendirebileceğimizi tartışıyoruz. Kürt siyasi hareketinin, emek ve özgürlük güçlerinin bu tartışma ve yeniden yapılanma sürecinden güçlü çıkacağına inanıyoruz. Ancak önümüzde yerel seçimlerin de olduğunu düşünürsek bu tartışma ve yapılanma sürecinin zamana yayılmadan hızla yapılması ve bir an önce pratiğe yansıtılması gerektiğine inanıyoruz.

Değişim talebi

Seçim sonuçları bizlere Türkiye halklarının mevcut erkek egemen ve kapitalist düzenden, tek adam rejiminden rahatsız olduğunu ve güçlü bir değişim talebinin açığa çıktığını çok net olarak göstermiştir. AKP tabanında da bir değişim talebi olduğunu göstermiştir. Tabi Cumhur İttifakı’nın devletin zor araçlarını ve iktidar olmanın avantajlarını kullanarak aldığı seçim sonuçları ile kendisini başarılı gibi gösterip muhalefeti dizayn etme politikası, bu gerçeği tartışmayı engelliyor. Sistem karşıtlarının, demokrasi ve özgürlük güçlerinin iktidarın yalan ve dezenformasyon politikasına prim vermeden toplumun değişim talebini, özgürlük, eşitlik, barış ve adalet talebini görünür kılması ve hızla gerçek gündeme dönmesi gerekiyor.

Özeleştiri süreci

Elbette ki siyasi partiler hedeflerine ulaşmanın muhasebesini yapmak ve halka güçlü bir özeleştiri vermek sorumluluğu ile karşı karşıyadır. Ama bunu yaparken halkı, parti örgütünü ve çalışanları demoralize etmemeli, mücadele azim ve kararlılığını, faşizme karşı direniş iddiasını ortaya koymalıdır

Elbette ki siyasi partiler hedeflerine ulaşmanın, istenilen başarıyı elde edememenin muhasebesini yapmak ve halka güçlü bir özeleştiri vermek sorumluluğu ile karşı karşıyadır. Ama bunu yaparken halkı, parti örgütünü ve çalışanları demoralize etmemeli, mücadele azim ve kararlılığını, faşizme, gericiliğe ve sömürüye karşı direniş iddiasını ortaya koymalıdır. Siyasi iktidar Türkiye’deki ekonomik-siyasi krizin tartışılmaması, kendi tek adam rejiminin kurumsallaştırılması ve bunun anayasasının yapılması için tartışmaları Türkiye’nin gerçek gündeminden uzaklaştırarak muhalefet üzerine yönlendirmek, muhalefeti seçim döneminde olduğu gibi kendi gündeminin taşıyıcısı haline getirmek istiyor. Muhalefet de bu politikayı satın almış gibi görünüyor. Seçim öncesi milliyetçilik yarışına giren muhalefet şimdi de kendi iç gündemine sıkışarak iktidarın elini güçlendiriyor. Muhalefetin özellikle demokratik siyaset alanının kendisinden beklenen değişim dönüşümü hızla sağlaması gerekmektedir. 21. yüzyılda demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü bir perspektifle kendisini yeniden örgütleyen siyasi hareketin hem kendisi kazanacak hem de halklara kazandıracaktır. Seçim sürecinde iktidar ve muhalefetin girdiği milliyetçilik yarışı toplumu kutuplaştırmakla kalmamış, farklı inanç ve kimliklerin kendisini güvende hissetmemesine yol açmıştır. Milliyetçi, dinci, cinsiyetçi ve militarist politikaların topluma dayatılarak demokrasi ve özgürlüklerin alanı daraltılmıştır. Kadın düşmanı, Kürt düşmanı politikaların önümüzdeki süreçte temel politika olarak sürdürüleceği ortadadır.

Bu politikalara karşı nasıl bir direniş sergileneceği, hangi politikalarla cevap verileceği önemlidir. Kürt siyasi hareketi ve özgür kadın hareketi olarak bizler; bu süreci kapsamlı değerlendirme, direniş ve özgürlük çizgisinin barış ve adaleti sağlamak için yaşamın tüm alanlarında kendimizi örgütleme ve dinci, milliyetçi, cinsiyetçi politikalara karşı güçlü bir duruş sergileyerek kadın özgürlükçü ve demokrasi çizgimizi örgütleme görevleriyle karşı karşıyayız. Karşımızda demokratik bir rejim yoktur; karşımızda seçimle gelmiş diktatörlük ve tek adam rejimi vardır. Seçimle gelmiş olmaları onları demokrat yapmaz. Hitler de Mussolini de seçimle iktidarı ele geçirmiştir.

HDP tek seçenektir

Radikal demokrasi çizgisini esas alan Türkiye ve Kürdistan halklarının ortak mücadele partisi olan HDP/Yeşil Sol Parti olarak; Kürt özgürlüğüne, kadın özgürlüğüne, işçi sınıfı/proletarya özgürlüğüne, doğanın özgürlüğüne giden yolun radikal demokrasi çizgisini örgütlenmekten geçtiğini biliyoruz. HDP/Yeşil Sol Parti Demokratik Ulus perspektifiyle Kürdistan ve Türkiye halklarının özgür geleceğini ve Demokratik Cumhuriyeti inşa edecek tek seçenektir. Çok kimlikli, çok kültürlü yapısını bünyesinde barındıran tek Türkiye partisidir. HDP’nin Türkiyelileşmediği tartışması bilinçli olarak iktidar odakları tarafından yürütülmektedir. Asıl hedef HDP’yi çok kimlikli, çok inançlı ve kadın özgürlükçü çizgisinden saptırmaktır. “Tarihi gelişmeler bize göstermiştir ki demokrasi ne bir diktatörlük ne de bir devlet biçimidir. Tersine hem diktatörlüğün hem de devletin karşıtı veya alternatifi olan bir toplumsal yönetim biçimidir.” Demokrasinin tek bir biçimi de yoktur. Liberal demokrasi, radikal demokrasi, burjuva demokrasisi. Demokrasinin biçimini belirleyen toplumsal, siyasal ve ekonomik sorunlara ilişkin geliştirdiği çözüm yaklaşımıdır.

Demokrasi genel anlamıyla şöyle tanımlanır: Özgür ve genel seçimler, parlamenter temsil, asgari hukuk devleti teminatları, güçler ayrımının (yasama, yürütme, yargı) belli biçimleri çok partili bir sistem temelinde barışçıl ve düzenli bir hükümet değişikliği ve belli temel haklar tarafından karakterize edilen politik bir sistem. Bu çerçeveden baktığımızda Türkiye’de bir demokrasi olmadığını söylemek yanlış olmayacaktır. Türkiye’deki sisteme bir ad koymak gerekirse seçimle gelen diktatörlüktür ki Hitler ve Mussolini de seçimle iktidara gelmişlerdir.

Biat etmeyeceğiz

Seçimlerin demokratik ve özgür koşullarda gerçekleşmediği tespitini herkes yapıyor. İktidar devletin tüm olanaklarını kullanmakla kalmayıp devletin zor araçlarını da devreye koymuş, muhalefetin seçim çalışması yapma, propaganda ve seçim vaatlerini halkla paylaşma olanaklarını ortadan kaldırmıştır. Türkiye’deki bir iki medya dışında -ki onlar da Kürt siyasi hareketine yeterince alan açmamıştır- tüm medya iktidarın tekeline girmiştir. Sandıktan Cumhur İttifakı çıkmamış, çıkartılmıştır. Bu koşullarda sandık sonuçlarına “saygı duymak gerekir” yaklaşımı anlamlı olmamakla birlikte gerçeği de ifade etmemektedir. Eğer Türkiye’de sandığa saygı duyulsaydı HDP/DBP’nin belediyelerine kayyım atanmazdı. HDP önceki dönem Eş Genel Başkanları, MYK’leri ve siyasetçiler, Belediye Eşbaşkanları, TJA, STK temsilcileri/aktivistleri tutuklanmazdı. Türkiye’de sandık iradesine saygı göstermeyen iktidarın kendisidir. Kimse bizden gerici, faşist, kadın düşmanı, Kürt düşmanı tek adam rejimine saygı duymamızı, biat etmemizi beklemesin. Bizden beklenmesi gereken; faşizme, faşist diktatörlüğe karşı demokrasi ve özgürlük mücadelesini yükseltmek olmalıdır. Demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü bir paradigmayı örgütleyerek ve toplumsallaştırarak halklarımızı özgürlüğe, demokrasiye ve barışa kavuşturmak olmalıdır.

Merkezileşme ve bürokratikleşme demokrasimize vurulan en büyük darbe olacaktır. Son süreçte bizlere yönelik geliştirilen merkezileşme eleştirilerini bir uyarı olarak ele almalıyız. Her kademede demokratik, katılımcı ve şeffaf bir yönetim anlayışını geliştirmek demokrasi mücadelemize kazandıracaktır

Halkın uyarıları

Seçim süreci ve sonrasında yaşananları parti yönetimlerimiz kapsamlı bir şekilde ele alıyor; istediğimiz hedefe ulaşmamanın nedenlerini, yöntem sorunlarımızı ve topluma yeterince öncülük edememenin neden ve sonuçlarını ele alıp değerlendiriyor. Elbette ki hatalarımızdan ders çıkararak halklarımıza güçlü bir özeleştiri vermek tarihsel bir sorumluluktur. Ancak bunu kendi öz değerlerimize ve kuruluş ilkelerimize dönerek yapacağız. Kimi çevreler ve siyasi iktidar siyasetimizi dizayn etmeye çalışıyor, bunun farkındayız. Ancak Marcel Proust’un da dediği gibi “Biz dışarıdan taşların eklenebileceği binalara değil; dallarının bir sonraki budağını yapraklarının bir üst tabakasını kendi öz yurdundan oluşturan ağaçlara benzeriz”. Bu süreçte de kendi köklerimizden, kendi yaşam ve var olma ilkelerimizden güç alarak önümüzdeki süreci kazanacak ve kendimizi Demokratik Cumhuriyeti inşa edecek güç ve donanıma kavuşturacağız. Yaptıklarımızın ve yapamadıklarımızın nedenlerini kapsamlı ele alarak kendimizi yeniden yapılandıracağız. Unutmamak gerekir ki kendini değiştirip dönüştürmeyenler, zamanın ruhunu anlamayanlar aşılmak zorundadır. “Zamanı düzeltmek dünyayı yenilemek demektir ve bunu yapabiliriz” ve yapacağız. Bizler arkadaşlarımızın da defalarca ifade ettiği gibi demokrasiyi sandığa indirgemiyoruz. Demokrasi bizim mücadele gerekçemizdir. Demokratik Cumhuriyet inşa hedefimizi de kendimizi demokratikleştirerek, partimizin tüm kurullarında demokrasiyi işleterek ve kadınları, gençleri, halkları bu sürece katacak demokratik bir süreci işleterek başarabiliriz. Merkezileşme ve bürokratikleşme demokrasimize vurulan en büyük darbe olacaktır. Son süreçte bizlere yönelik geliştirilen merkezileşme eleştirilerini bir uyarı olarak ele almalıyız. Parti merkezinden il, ilçe örgütlerine, mahalle meclislerine kadar her kademede demokratik, katılımcı ve şeffaf bir yönetim anlayışını geliştirmek hem bizlere hem de özgürlük, eşitlik ve demokrasi mücadelemize kazandıracaktır.

*Sincan Kadın Kapalı Cezaevi

#Sandıktan #AKP #çıkmamış #çıkartılmıştır

Rojavalı kadınlardan uluslararsı kurumlara çağrı

Tebqa ve Dêrazor’daki kadın kurum ve örgütleri, uluslararası güçleri Türkiye’ye bağlı grupların kadın ve çocuklara yönelik suçları karşısında ses çıkarmaya çağırdı

Kuzey ve Doğu Suriye kenteleri Tebqa ve Dêrazor’da kadın kurum ve örgütleri Türkiye ve bağlı olduğu grupların kadın ve çocuklara yönelik suçlarına karşı eylem yaptı. Tebqa Zenûbiya Kadın Topluluğu Ofisi önünde bir araya gelen kadınlar, açıklama yaptı.

‘Efrîn’nin Türk şehri olmasına izin vermeyeceğiz’

Efrîn’in Raco ilçesine bağlı Şêx köyünden olan “Ofe Şêx Ehmed” adlı Kürt kadının Türkiye’ye bağlı gruplar tarafından katledilmesine dikkat çekilen açıklamada, dünyanın bu tür suçlara sessiz kalması kınandı. Açıklamada, Efrîn’in bir barış şehri ve herkesin kendini koruduğu bir yer olduğu belirtilen açıklamada, “Efrîn’nin bir Türk şehri olmasına izin vermeyeceğiz” denildi.

Uluslararası güçlere çağrı

Açıklamada, uluslararası güçlere insan haklarını ve sivilleri savunma ve saldırıları sonlandırma çağrısı yapıldı. Açıklamanın devamında: “İşgal altındaki yurttaşlar alanlara çıkmalı, işgalci Türk devleti ve çetelerinin Efrîn’den çıkması çağrısında bulunmalı. Türk devleti Efrîn halkının topraklarında kalacağını ve kimliğine sahip çıkacağını iyi biliyor. Ne kadar suç işlese de o toprağın doğasını değiştiremez ve sonuna kadar direnecekler” denildi.

Dêrazor’daki kadınlar da Türkiye’ye bağlı grupların kadınlara yönelik suçlarını yaptıkları iki farklı açıklamayla kınadı.

HABER MERKEZİ

#Rojavalı #kadınlardan #uluslararsı #kurumlara #çağrı

Sansür Yasası’ndan ilk ve tek ceza: Gazeteci Aygül’ün itirazı reddedildi

Sansür Yasası’ndan şimdiye kadar verilen ilk ve tek hapis cezasını alan gazeteci Sinan Aygül’ün İstinaf başvurusu reddedildi

Van Bölge Adliye Mahkemesi “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla 10 ay hapis cezası alan gazeteci Sinan Aygül’ün İstinaf başvurusunu reddetti. 13 Aralık 2022’de “çocuğa cinsel saldırı” haberini sanal medya hesabından paylaşan Aygül, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 217/A “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçundan yargılanan ilk gazeteci oldu. 28 Şubat tarihinde Tatvan Asliye Ceza Mahkemesi Aygül’ün bu suçtan 10 ay hapis cezasına çarptırılmasına karar verdi. Alınan ceza üzerine Aygül ve avukatları İstinaf başvurusu yaptı. Bölge Adliye Mahkemesi, 26 Mayıs’ta oybirliğiyle Aygül’ün hapis cezası üzerinde yapılan İstinaf başvurusunu esastan reddetti.

‘Hukuka aykırı’

Mahkeme sonrası açıklama yapan Aygül’ün avukatı Diyar Orak, davaya konu olan yasa maddesinin hukuka açık şekilde aykırı olduğunu belirtti. Orak devamla, “İstinaf Mahkemesi, İstinaf gerekçelerimiz hakkında herhangi bir değerlendirme yapmadan formül gerekçeler ile başvurumuzu reddetmiştir. Oysaki, müvekkilimiz açısından isnat edilen suçun yasal unsurlarının oluşmadığı açıktır. Yargıtay’ın bu hukuksuz kararı bozacağını ve müvekkilin beraat edeceğini umuyoruz. Bu dava, hukuk ile kanununun savaşı niteliğindedir. Çünkü her ne kadar konuyla ilgili yasal bir düzenleme var ise de TCK Md. 217/A apaçık hukuka aykırı bir düzenlemedir. Dolayısıyla beklentimiz hukukun üstün gelmesi ve kanunu düzenlemedeki hukuka aykırılıkların Yargıtay tarafından gözetilmesidir” diye konuştu.

‘Süreç sıra dışı bir şekilde ilerledi’

Yasanın ve davanın hukuki olarak değerlendirilemeyeceğini söyleyen gazeteci Aygül ise, şöyle konuştu: “Süreç başından beri çok sıra dışı bir şekilde ilerledi. Gözaltına alınma şeklim, tutuklanmam, davanın hızla bitmesi ve istinaf sürecinin sadece 30-35 gün sürmesi, bu kadar hızlı bir şekilde ilerlemesi ilginç bir durum. Bu duruma ben artık biraz ironik bir dille biraz da karikatürize ederek yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum. Hayırlısı olsun diyorum.”

Ne olmuştu?

Gazeteci Aygül, 13 Aralık 2022 tarihinde sanal medya hesabından, Tatvan’da 14 yaşındaki bir çocuğa cinsel saldırıda bulunulduğu iddialarını paylaştıktan birkaç saat sonra gözaltına alınarak, 14 Aralık’ta Tatvan Sulh Ceza Hakimliği’nin kararıyla tutuklandı. Aygül, 22 Aralık 2022 tarihinde tahliye edildi. Dava konusu iddianamede Aygül’ün paylaşımı yaptığı tarihte “herhangi bir cinsel istismar olayı” intikal etmediği öne sürüldü. 28 Şubat’taki duruşmada ise Tatvan Asliye Ceza Mahkemesi 10 ay hapis cezası verdi.

Kaynak:  MA

#Sansür #Yasasından #ilk #tek #ceza #Gazeteci #Aygülün #itirazı #reddedildi