Ana Sayfa Blog Sayfa 3

ABD ve İran arasında iki haftalık ateşkes sağlandı!

ABD ve İran arasında iki haftalık bir ateşkes anlaşması sağlandı. Anlaşma, Donald Trump’ın İran’a yönelik sert tehditlerinin ardından, Hürmüz Boğazı’nın güvenli geçişinin sağlanması karşılığında gerçekleşti. İran, bu anlaşmayı ABD baskısına karşı bir kazanım olarak tanıtırken, bazı Körfez ülkeleri İran kaynaklı füze ve İHA saldırılarına dair raporlar vermeye devam etti. Bu durum, bölgedeki mevcut gerilimin hala kırılgan olduğunu gösteriyor.

Ateşkesin duyurulmasının ardından petrol fiyatlarında dalgalanmalar yaşandı. Analistler, Hürmüz Boğazı üzerindeki risklerin tamamen ortadan kalkmadığına dikkat çekerek, piyasalarda belirsizliğin sürdüğünü ifade ediyor. Enerji şirketleri ve yatırımcılar, ateşkesin kalıcı olup olmayacağı konusunda temkinli bir tutum sergiliyor.

İsrail, ateşkesi desteklediklerini açıklasa da, Lübnan’daki İran bağlantılı unsurlara yönelik operasyonlara devam edeceğini belirtti. Bu durum, ateşkesin bölgesel ölçekte sınırlı bir anlaşma olduğunu ortaya koyuyor. Aynı zamanda, ateşkesin ilan edilmesine rağmen Ortadoğu genelinde askeri hareketlilik ve alarm durumunun sürdüğü bildiriliyor.

Washington Post’un haberine göre, ateşkesin arkasında yoğun diplomasi trafiği bulunuyor. Trump yönetimi, Hürmüz Boğazı’nın kesintisiz şekilde açık kalmasını sağlamak amacıyla bu adımı attı. Ancak, bu süreçte Trump’ın askeri çatışma riskine karşı gösterdiği yaklaşım, bazı yetkililer tarafından eleştiriliyor.

Uzmanlar, bu geçici ateşkesin kalıcı bir çözüm sağlamayacağını, aksine taraflara zaman kazandıran bir adım olduğunu vurguluyor. Tüm bu gelişmeler, dünya genelinde jeopolitik risklerin ve ekonomik belirsizliklerin arttığı bir dönemde yaşanıyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

ABD ve İran arasında sağlanan ateşkes, bölgedeki gerilimi azaltma çabası olarak görünse de, kalıcılığı konusunda ciddi kuşkular barındırıyor. Hürmüz Boğazı’nın güvenliği üzerine kurulu bu anlaşma, ayrımcılığın ve dış baskının hala etkili olduğu bir ortamda gerçekleştiği için, Alevi toplumunun adalet ve eşitlik arayışına hizmet etmiyor. Mazlumların sesi olmak adına, bu tür geçici çözümler yerine kalıcı barış ve diyalog yollarının önceliklendirilmesi gerektiğini unutmamalıyız.

— Alevi Gazetesi Editörü

FEDA ve DAKB: JES projeleri Alevi inancına saldırıdır!

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Muş’un Varto ilçesinde hayata geçirilmek istenen jeotermal enerji santrali (JES) projesine karşı sert bir açıklama yaptı. Projenin, sadece bölgenin ekosistemini değil, Alevi inancına ait yaşam alanlarını da tehdit ettiğine dikkat çekildi. Açıklamada, bölge halkının bu tür projelere karşı uzun süredir direndiği vurgulandı.

FEDA ve DAKB, JES projelerinin Alevi halkının yaşadığı topraklarda gerçekleştirilmek istenmesinin tesadüf olmadığını belirtti. Açıklamada, bu girişimlerin yalnızca enerji yatırımı olarak değerlendirilemeyeceği, aynı zamanda doğa ve toplumsal değerlere yönelik sistematik bir müdahale olduğu ifade edildi. Projenin, tarım ve hayvancılıkla geçinen köylüler için su kaynaklarının kirlenmesi ve toprağın verimsizleşmesi gibi olumsuz sonuçlar doğuracağına dikkat çekildi.

Alevilik inancında doğanın kutsallığına vurgu yapan FEDA ve DAKB, dağ, taş, su ve toprağın insan ile doğa arasındaki bağı oluşturduğunu belirtti. Bu nedenle doğaya yönelik her müdahalenin inanca yönelik bir saldırı olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. Ayrıca, sondaj çalışmalarının fay hatları üzerinde gerçekleştirilmesinin deprem riskini artıracağı ve ekosistemin tahrip olmasının bölgedeki tüm canlı yaşamını tehdit edeceği ifade edildi.

FEDA ve DAKB, JES projelerine karşı 11 Nisan 2026’da Mersin’de ve 24 Nisan 2026’da Varto’da mitingler düzenleneceğini duyurarak, tüm doğa savunucuları ve Alevileri bu eylemlere katılmaya çağırdı. Açıklamada, “Suyuma, toprağıma, inancıma dokunma!” ifadesiyle dayanışma çağrısı yapıldı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

FEDA ve DAKBnin JES projelerine yönelik sert açıklaması, inancımızın ve yaşam alanlarımızın tehdit altında olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Alevilik, doğanın kutsallığını savunurken, bu tür projelerin ekosisteme ve toplumsal değerlere yapacağı zarar, sadece bölge halkını değil, tüm Alevi toplumu için bir kayıptır. Doğaya yönelik her müdahale, inancımıza yapılan bir saldırıdır; bu yüzden bu tehditlere karşı durmak, bir zorunluluktur.

— Alevi Gazetesi Editörü

Alevilerin bilge insanı İsmail Elçioğlu Metin Kaçmaz

Almanya Alevi örgütlenmesinin kurucu emektarlarından, bilge insan sevgili İsmail Elçioğlu’nun ölüm yıldönümünde onunla ilgili bir yazıyı siz dostlarla paylaşmak, İsmail Abinin vermiş olduğu emeğe, çabaya karşı gösterilecek bir saygıdır. Alevi örgütlenmesinin değerlerini tanıttıgımız Değerlerimiz programında sevgili İsmail Elçioğlu’yla da röportaj yapmak için görüşüp Ankara Keçiören’deki evinde buluşmak için sözleşmiştik. Fakat sağlığının el vermemesi üzerine bu röportajı gerçekleştiremedik ama kendisine söz verdiğim gibi kendisini, emeklerini, çabasını tanıtan geniş tanıtım yazısını Degerlerimiz adıyla çıkarttığım kitabımda yayınladım, röportajı da Yol TV’de yayınladık.

Alevilerin bilge insanı İsmail Elçioğlu

Aslen Dersim kökenli, Derviş Cemal ocağına mensup olan İsmail Elçioğlu, ailesinin Sivas Gürüne yerleşmesiyle Sivas’da, daha sonra da Adana’ya göç etmeleriyle Adana’da yaşamaya başlar ve ilkokulu bu şehirde bitirir. Türkiye Birlik Partisi’nin kurulmasıyla beraber Adana bölgesinde örgütlenme çalışmalarında önderlik yapar. Hatta bu süreçte Doğan Kılıç tarafından çıkartılan ‘Ehlibeyt’ dergisinin Adana temsilciliğini ve dağıtımcılığını yapar.

Daha sonraki süreçte Ankara’ya taşınır ve burada yaşamaya başlar. Ankara’da başlatılan örgütsel çalışmalara, medya alanındaki çalışmalara aktif olarak katılır ve yazılar yazmaya başlar.

İsmail Elçioğlu 1972 yılları sonunda Almanya’nın Dilenburg şehrine gelerek yaşamaya, burada diğer kurucularla tanışıp ve örgütlenme çalışmalarında aktif rol almaya başlar. Sonraki süreçte Darmstadt şehrinin Grose Zimmer kasabasına taşınır. Yurtseverler Birliği örgütlenme çalışmaları sırasında Türkiye Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Timisi Almanya’ya gelir ve 45 gün boyunca örgütlenme çalışmalarına önderlik eder. Hatta bu kasabada yapılan ve Yurtseverler Birliği örgütlenmesinin önemli kararlarının alındığı ve 50’ye yakın insanın katıldığı üç günlük yatılı hafta sonu seminerinde katılımcılara verilecek yemekler İsmail Elçioğlu’nun evinde pişirilir salona getirilip misafirlere ikram edilir katılımcılar üç gün boyunca Elçioğlu’nun ve yakın bölgede yaşayan diğer insanların evlerinde misafir edilirler.

Üç gün süren bu toplantı sonucunda Yurtseverler Birliği Federasyonlaşma kararı alınır ve İsmail Elçioğlu örgütlenmenin Kültür ve Sanat Kurulu Başkanlığına getirilir. Kendisini bu süreçte yapılan toplantılarda, panellerde siyasi anlamda konuşmalarda ve açılan kitap standlarında kitapları okuyucuyla buluşturma sevdasında görürüz.

1980 yılında Türkiye’de yönetimi darbe ile ele geçiren Askeri Faşist Darbenin etkisiyle Türkiye Birlik Partisi diğer siyasi partiler gibi kapatılır onun yurt dışı örgütlenmesi olan Yurtseverler Birliği Federasyonu kendi fesih eder. . İşte bu süreçte yine yılmayan birkaç önemli insandan birisi de İsmail Elçioğlu’dur. 1987 yılında itibaren çıkartmış olduğu Ehlibeyt Dergisi vasıtasıyla Alevilerin bir araya gelerek örgütlenmesi için yazılar yazmaya başlar. 1988-1989 yıllarında Rüsselsheim, Gustavsburg, Frankfurt, Köln ve birçok şehirde Alevilerin bir araya gelmesi için toplantı çağrılarını Ehlibeyt Dergisi adına yapar. Bu toplantılarda köşesine çekilmiş insanların bir araya gelmesine tekrar Alevi ismiyle örgütlenmesine çalışırlar.

25 Kasım 1989 yılında Dortmund Alevi Kültür Merkezinde yapılan toplantıda Alevi Cemaatler Federasyonu (ACF) Müteşebbis Heyetinin oluşmasını gerçekleştirirler. Daha sonra 1990 yılında Alstheim’de bir araya gelen kurucular arasından yönetim kurulu oluşur. 1990-1992 yıllarında oluşan ACF yönetim kurulları içerisinde yerini alır. Bu süreçte Almanya ve Avrupa’da kurulan derneklerin kuruluşunda, derneklerin yaptıkları toplantı ve panellerde konuşan siyasi açıklamalarda bulunan önemli bir kaç isimden birisi olur.

Kendi doğruları konusunda yanlış gördüklerine karşı çıkar İsmail Elçioğlu. Tabii onun bu karşı çıkışları yönetimde yer alan bazı isimleri de rahatsız eder. Alevi Cemaatler Federasyonu’nda 1992 yılının sonlarına doğru 10 aylık başkanlık yapar ve daha sonra federasyon yönetim kurulunda yaşanılan sıkıntılar sonucunda başkanlık görevinden istifa etmek zorunda kalır. Zaten bu istifadan sonra da ACF 30-31 Ekim 1993 tarihinde Frankfurt Üniversitesi’nde yaptığı genel kurulla kendini fesh eder Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu ismiyle yeni bir anlayış, yeni bir vizyonla bir yönetim kadrosu oluşur. Bu sürece kadar sürekli örgütlenme içerisinde olan, siyasi düşünceleri, basın alanında katkılar sunan İsmail Elçioğlu bu süreçten sonra da elinden geldiği, çağrıldığı kadar toplantılara katılır düşünceleriyle katkı sunmaya çalışır.

Almanya’da emekli olduktan sonra bir ayağı Türkiye bir ayağı Almanya’da yaşamaya devam eder. Türkiye’de Dikmen semtinde kuruluş çalışmaları yapılan (şu an bitmiş ve faal olarak çalışmakta) Hacı Bektaş Vakfı’nda Ali Dogan’ın başkanlığı sürecinde oluşturulan Bilim Araştırma kuruluna girerek orada da Alevi örgütlenmesine desteklerini sunar.
Ankara’nın Keçiören semtinde yaşayan İsmail Elçioğlu hem yaşının ilerlemesi, hem de rahatsızlığı sonucunda son yıllarında Alevi hareketine fazla katkı sunamaz bu konuda rahatsız olduğunu dost sohbetlerinde anlatır. İşte yukarıda kısaca yaptıklarını, mücadelesinin sadece bir kısmını anlatmaya çalıştığım İsmail Elçioğlu yani herkesin İsmail abisi yazdıklarımdan kat be kat fazla emeğiyle mücadelenin ön saflarında yerini almasını bildi ve toplumun siyasi önderi olarak saygı gördü. Onun tek sitemi hatırlanmamaktı, özlemi de sevdiği dost sohbetleriydi. Ama ben eminim ki İsmail abi Alevi toplumunda hoş bir seda, bilge bir insan, bir emektar olarak her zaman yerini alacaktır.

Işıklar içinde uyu sevgili İsmail abi, yaptıklarınla, hatıralarınla sevdiklerinin yüreğinde yaşamaya devam ediyorsun.

Not:Değerlerimiz kitabımda İsnmail Elçioğlu ile ilgili yazmış olduğum geniş tanıtımdan kısa bir kesit kendisini seven dostlarıyla paylaşmak istedim
İsmail Elçioğlu, Ahmet Aydemir ve diğer Alevi örgütlenmesine emek vermiş büyüklerimizle ilgili geniş tanıtımlarını, vermiş oldukları emekleri aabfhistory.com sayfasında bulabilirsiniz.

Öcalan’a Söylenen Söz Kime Söylenir? Hasan Aydın

İtibar suikastının anatomisi ve siyasi nefretin üretim zinciri

“Bir toplumda kime hakaret edilebileceği, o toplumun siyasal iktidarının haritasını verir. Öcalan’a söylenen söz, yalnızca ona söylenmez, onun temsil ettiği her şeye -her Kürd’e, her itiraza, her ‘ben de varım’a- söylenir.”

Türkiye’de siyasi şiddetin en sürdürülebilir biçimi fiziksel değildir, dilseldir. Bir insanı yok etmenin, onu fiilen ortadan kaldırmadan etkisizleştirmenin en eski ve en ucuz yöntemi, onu söylemin dışına atmaktır. Bunun için önce bir ad yapılır, Bölücü. Sonra o adın etrafına bir lanet halesi örülür. Artık o kişi hakkında ne söylenirse söylensin meşruiyet denetiminden geçmek zorunda değildir. Çünkü söylem, daha baştan o kişiyi “söz hakkı olmayan” kategorisine yerleştirmiştir.

Abdullah Öcalan, Türkiye’nin bu mekanizmasını en ağır biçimde deneyimleyen kişidir. Yarım asırdır süregelen bir kampanyanın hedefindedir. “Bölücü” etiketiyle başlayan bu süreç, zamanla daha şiddetli bir dile evrilmiştir, “Ermeni dölü”, “bebek katili”, “dinsiz”, “terörist başı.” Her siyasi konjonktürde yeni bir yakıştırma eklenmiş, ama özde değişen bir şey olmamıştır, Kürd’e duyulan kolektif öfkenin boşaltıldığı bir hedef olarak Öcalan’ın işlevselliği korunmuştur.

Burada salt bir bireyin hedef alınmasından söz etmiyoruz. Öcalan’a yönelen her hakaret, aslında onun temsil ettiği siyasal gerçeğe yönelen bir hakarettir. O gerçek şudur, Bu devletin resmî söylemiyle hiçbir zaman barışmayan, kimliğini, dilini, siyasal iradesini var etmeye çalışan milyonlarca insanın itirazı. Öcalan bu itirazın sembolik taşıyıcısıdır. Bu yüzden ona söylenen söz, Kürdlerin büyük çoğunluğu tarafından kendilerine söylenmiş gibi okunur — ve bu okuma temelsiz değildir.

Faşizan siyasetin yapısal bir ihtiyacı vardır, düşman. Düşmansız kimlik kurulamaz, oy devşirilemez, milliyetçi refleks beslenemez. Türkiye’nin son yarım asrında bu ihtiyacı karşılayan en kalıcı hedef Öcalan olmuştur. İnkara, yalana ve bastırmaya dayalı Kürt-Alevi imgesi olmadan bu siyasi düzenin kendini yeniden üretmesi güçleşir. Düşman, bir olgu değil, üretilmiş, bakımı yapılan, gerektiğinde tazelenen bir araçtır. Ve bu araç, devlet katında yalnızca bir politika değil, bir vatanseverlik töreni olarak sunulmuştur. Öcalan’a hakaret etmek, belirli çevrelerde mensubiyet kanıtı haline gelmiştir.

Asıl can sıkıcı tablo ise bu çevrelerin dışından gelir. “Sözde solcu” ya da “yurtsever” olarak konumlananların, ideolojik eleştiri kılığına bürünerek yürüttükleri kampanyalar, devletin nefret söylemini soldan yeniden üretme pratiğidir bu. Eleştiri değil, itibar suikastıdır. İkisi arasındaki fark kritiktir, eleştiri, argümana dayanır, yanıtlanabilir, çürütülebilir, tartışmaya açık bir zemin oluşturur. İtibar suikastı ise argümanın yerini hakaretin aldığı, hedefin susturulması yerine kirletilmesinin amaçlandığı bir pratiktir. Ve bu pratik, tam da hedefin yanıt veremeyeceği koşullarda en yoğun biçimiyle uygulanmaktadır.

Öcalan, çeyrek asırdır İmralı’da tutulmaktadır. Üstünde yağlı bir urgan gibi sürekli canlı tutulan idam tehdidiyle, tecrit altında, avukatlarıyla dahi düzensiz ve kısıtlı görüşebilen biridir. Yanıt verme imkanı fiilen elinden alınmış bir insana yönelik her saldırının, cesaret gerektiren bir eylem olmadığını söylemek bile fazlasıdır. Bu koşullarda hakaret etmek, güçlü olanın zayıf olana yaptığı bir şeydir, ve bu, eleştirinin tam karşıtıdır.

Şunu açıkça söylemek gerekir, Öcalan sevilmek zorunda değildir. Hiçbir siyasi figür sevilmek zorunda değildir. Ama bir siyasal gerçek olarak kavranmak durumundadır. Kendi örgütünden toplumdaki geniş Kürd kesimine uzanan derin bir karşılığı olan, onlarca yıllık bir siyasi mücadelenin simgesi olan kişidir. Bu gerçekle yüzleşmeden, onu “zaten kötü biri” diyerek geçiştirerek, ne Kürt meselesini anlamak ne de çözmek mümkündür.

Öcalan çevresine söz söyleme hakkından rahatsız olanlar şunu da kabul etmek durumundadır, Öcalan’a hakaret özgürlüğü talep ediyorsanız, karşı tarafın da size söz söyleme özgürlüğü vardır. Özgürlük bölünemez. Ama daha önemlisi, özgürlük sorumluluktan bağımsız değildir. Sözü bilmek, sözü ölçmek, sözün ağırlığını taşımak bu sorumluluğun asgari gerekliliklerindendir.

Emekten ve haktan yana olduğunu iddia eden siyasi pozisyonların, devletin ürettiği nefret söylemini başka bir kılıkla yeniden sahaya sürmesi, yalnızca bir tutarsızlık değil, ciddi bir ahlaki çöküştür. Bunu görmek için Öcalan’ı sevmek gerekmez. Yalnızca dürüst olmak yeterlidir.

Berlin Alevi Toplumundan Kırk Hayır Lokması Açıklaması

Berlin Alevi Toplumu, Mehmet Kaplankıran için düzenlenen kırk hayır lokması hakkında kamuoyunda yayılan asılsız iddialara yanıt verdi. Yapılan açıklamada, Alevi inancının hoşgörü ve adalet ilkeleri doğrultusunda hareket ettiği vurgulanarak, bu tür yanlış bilgilere itibar edilmemesi gerektiği ifade edildi.

Açıklamada, “Mevlüt okundu” gibi sosyal medyada dolaşan bilgilerin kesinlikle doğru olmadığı belirtildi. Lokmanın, merhum Mehmet Kaplankıran’ın vasiyeti doğrultusunda, ailesi ve yakınları tarafından Cemevi’nde verilmesinin istendiği açıklandı.

Kırk hayır lokması, Alevi dedesi Haydar Akdağ tarafından yürütülen erkânlar çerçevesinde, Alevilik inancına uygun bir şekilde gerçekleştirildi. Tüm uygulamaların bu inanç çerçevesinde yapıldığı, mevlüt okunmadığı kaydedildi.

Berlin Cemevi, bu açıklamanın kamuoyunu doğru bilgilendirmek amacıyla yapıldığını, sosyal medyadaki yanıltıcı iddiaların ciddiye alınmaması gerektiğini duyurdu. Cemevi, Alevi inancına ve değerlerine saygı duyan herkese kapılarını açık tutmaya devam edeceğini belirtti.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Berlin Alevi Toplumunun yaptığı açıklama, Alevilik inancının özünü ve hoşgörüsünü bir kez daha gözler önüne serdi. Yanlış bilgilere itibar edilmemesi gerektiği vurgulanarak, toplumsal birliğin korunması adına duyulan hassasiyet dikkat çekiyor. Cemevi, Alevi değerlerine saygı duyan herkese açık kapılarla, ayrımcılığa karşı durarak, dayanışma ve adaletin peşinde koşmaya devam edecektir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Değiştirilen Kızılbaş Alevi İnanç Ritüelleri! İmam Canpolat

-İçerden Asimilasyon!-

Bu makalede Ra Haq Kızılbaş Aleviliğin ibadet ritüellerinde geliştirilmek istenen dejenerasyona (asimilasyona) dikkat çekmek istiyorum. Cemler Alevi temel ibadetlerin başında gelmektedir. Bugün en çok da cem erkan ritüelleri üzerinde oynanmakta, cemlerimiz, özünden uzaklaştırılarak, başkalaştırılarak farklı kulvarlara çekilmek istenmektedir. Birçok Alevi kurumu da bu tehlikenin farkında değildir.

Elbette, Kızılbaş Alevi toplulukların ibadetleri cemlerle sınırlı değil. Örneğin; sabah doğan güneşe yüzünü dönerek dua ettikleri gibi günlük ibadetleri, Xızır Orucu gibi, tarihleri belli olan ibadet günleri de vardır.

Ra Haq Aleviler, sabah güneş doğarken yaptıkları dua; Kırmançki; “Ya Tija Hamete, Tı Qome Ma Tengede Meverde. Rave, Tenga Dar u Berde, Vergu Yavande, Ded û Cirande, Dima ki Az u Uze Mada Bırese. (Türkçesi; Ya dünyanın güneşi-aslında burada güneşi tanrı olarak yad ederler-toplumumuzu darda bırakma, önce ağacın, dağın, taşın, kurdu-kuşun, komu-komşunun, sonra da benim çoluk çocuğuma-aileme-yardım et.)

Alevi cemleri, ne İslam dinindeki temel ibadetlerden olan namaza, ne Hıristiyanların Kilise ’de yaptıkları dualara, ne de Musevilerin Havra’ da yaptıkları ibadete benzer. Bu “kitaplı” dinlere mensup topluluklar, bu mekanlarda, tanrıdan ya günahlarını affetmelerini isterler, (günah çıkarma) ya da murat dilerler.

Kızılbaş Alevi toplulukları ise Cemlerde, en büyük evliyası olan Xızır’ı çağırırlar, bir an önce yardımına gelmesi için dua ederler.

Musevilik, Hristiyanlık ve İslamiyet ile Ra Haq Kızılbaş Alevilik arasında temel farklılıklar vardır. Bu farklılıkların başında, (her ne kadar bu üç dinin çıkışında komünalite olsa da) iktidarlaşınca bu temel özellikler ortadan kalkmıştır.

Önce, Pir Hüseyin Bildik’in Ra Haq Kızılbaş Alevi cemlerinin özüne ilişkin yaptığı belirlemeye bakalım.

“Cem erkânında kadın ve erkek ayrımı yoktur. Çünkü erkânın özü, birlik ve bütünlük üzerine kuruludur. Alevi inancında ‘tek can, tek nefes’ olmak esastır. Bu anlayışta ayrılık değil, birlik içinde var olmak vardır.

Cem, insanın olgunlaşma yolculuğudur. Bu yolculukta kadın ve erkek birbirinin eksikliğini tamamlayan, birbirinden öğrenen ve birbirine öğreten canlardır. Bu nedenle cem, bir ibadet olmanın ötesinde, aynı zamanda bir irfan ve eğitim meydanıdır.

Hak Meydanı olarak bilinen cem ortamında okunan gülbengler ve verilen öğütler, insanı kendini sorgulamaya, özünü tanımaya ve aşmaya çağırır. Bu meydan, bir yargılama yeri değil; insanın kendini görüp dönüştürdüğü bir hakikat aynasıdır.

Alevilik, bir bilgi ve bilinç yoludur. Bu yol, ‘kendini bilmek’ ile başlar. Kendini tanıyan insan, hem evreni hem de Yaradan’ın tecellisini anlamaya başlar.

Herkes eşyaya bakar, fakat sadece görüneni görür.

Kâmil olan ise eşyadaki hakikati ve ilahi anlamı idrak eder.

Bu yüzden Alevi öğretisinde en önemli kapı, kendini bilme kapısıdır. Bu kapıdan geçen insan; arınır, durulur ve aydınlanır. Gönül gözü açılan can, bilgiyi ve hakikati kavrar.

Cem erkânı, insanı bu olgunluğa ulaştırmak için vardır. Amaç; cehaletten uzaklaşıp bilginin ve hakikatin ışığına ulaşmaktır.

Bu yönüyle cem, aydınlanmış canların bir araya geldiği bir irfan topluluğudur. Aydınlanma ise, karanlıktan çıkıp bilgiyle nurlanmaktır.”

Günümüzde yapılan cemlerin bir kısmı, Pir Hüseyin Bildik’in hatırlattığı içerikten yoksundur. Ne yazık ki giderek cemlerimiz özünden uzaklaştırılmaktadır.

Cemlerde, Kızılbaş Alevi inanç felsefesinin ortakçı, paylaşımcı ve dayanışmacı sosyal yaşamı öğretilmektedir.

Alevi toplulukları gerek bireysel gerekse toplumsal sorunlarını esas olarak cemlerde ele alırlar. Cemlerde, toplum arasında yaşanan sorunlara çözümler geliştirilir. Cem erkanı sonunda, canların getirdiği lokmalar eşit bir şekilde pay edilir. Burada önemli bir ayrıntıya dikkat çekmek istiyorum: Pir, lokma duası vermeden canlar dağıtılan lokmaları yemezler.

Niye yemezler?

Pir, “dağıtılan lokmalardan payını almayan var mı” diye sorar. Ceme katılan canlar bir eksik görürlerse ya da lokma almayan varsa söylerler. Eğer lokmasız kalan can yoksa, lokmaların dağıtımdan sorumlu can; (peyikçi) “Elimde yoktur terazi, herkes oldu mu lokmasına razı,” diye sorar. Eğer bir eksiklik yoksa da “biz razıyız, haq razı olsun” derler. İkinci bir ayrıntı, lokmalar pay edilirken önce çocuklara ve hamile kadınlara verilir, hasta olup da ceme gelemeyen canlara ayrılır, daha sonra diğer canlara dağıtılır.

Alevi topluluklarındaki bu eşit paylaşım ve kolektivizm, bireysel ya da toplumsal sorunlarını ibadet mekanlarında, topluca çözme usulü, yöntemi, kuralı, Musevilikte, Hristiyanlıkta ve İslamiyet’te yoktur.

Neden?

Çünkü, bu dinler iktidar, yani devletli dinlerdir. Bu dinlere mensup olan toplumlar sorunlarını devletin mahkeme ve kurumlarında görüşürler ya da “çözerler.” Kızılbaş Alevi topluluklarında

ise sorunlarını devlete götürenler, Alevi, inanç felsefesinin düzenlediği yaşam kurallarının dışına çıktığı, onu çiğnediği, ihlal ettiği için düşkün ilan edilirler.

Cemlerde değiştirilen bazı ritüelleri hatırlamamız gerekiyor!

Son dönemlerde Türkiye’de yapılan bazı Kızılbaş Alevi Cemlerinde On iki Hizmet görevi yürüten kadın canlar, İslamiyet’teki türbanı çağrıştıran bir şekilde başlarını sıkı sıkı bağlamaktadırlar.

Alevi cemlerinde On iki hizmetlerden biri de ibrikçilerdi. İbrikçiler görevlerini yaparken, pir ve zakir/rayver, ellerini yıkama yerine sadece iki parmağını ıslatmakla yetiniyorlar. Bir ritüel yapılacaksa onu yapmacık değil, hakikatini yapmalısınız.

Pir ve zakirlerin okuduğu gubanglar ise adete acı vermektedir. Gulbanglar, orijinalliğinden uzaklaştırıldığı gibi İslami kavramlar ile dile getirilmektedir. Örnek, “Ya Haq, Ya Xızır, Ya Olî, Ya Pir, Ya Ali” yerine “Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali” kavramları yerleştirilerek otantik inancımız dejenere edilmektedir.

Ra Haq Kızılbaş Alevi toplulukları, ateş, su, hava ve toprağı, bütün varlıkların doğuşu ve yaşamın kaynağı olarak görürler. Cemlerde, bolluk ve bereketin kaynağı olan toprak anayı kutsamak için yere niyaz olurlar. Türkiye’de yapılan bazı cemlerde bunu “halka namazı” olarak Alevi canlara vaaz etmektedirler. Bazı işbirlikçiler bunun yoğun çabası içerisindedirler.

Bütün Alevi canlar bilir, Cemlerin temel ritüellerinden biri de Halk Semah’ıdır. Halk semahı, ceme katılan genç, yaşlı kadın ve erkek canların icra ettikleri semahtır, yani ibadet ritüelidir. Son dönemlerde hem Türkiye’de hem de Avrupa’da bazı Cemlerde bu halk semahı ya Mevlevilerin semahına benzetilmek istenmekte ya da folklorik bir figür olarak yansıtma çabaları geliştirilmektedir.

Uzun bir süredir bazı pirler gerek Cemlerde gerek cenaze erkanlarında, ellerinde tomar tomar kâğıt ve defter sayfaları alarak gulbang okuyorlar. Kadim (Kal u bela) inancımızın hiçbir önderi, bir cami hocasının kuran ayetlerini okuduğu gibi kitap, defter eline almaz, doğal yapardı ibadetini, içten geldiği gibi gulbanlar dile getirir ve hakka yürüyen canları sırlardı. Bunların hepsi de kadim Aleviliğin özünü yansıtırdı.

İttihat ve Terakki döneminden bu yana Kadim Alevi toplumuna Türk İslam sentezi dayatılmıştır. Bu teze göre; “bütün Aleviler Türk ve İslam, yani sünnidir.” Ancak hakikat, ırkçı Türk İslamcıların dayattığı gibi değildir. Kadim Alevilik (Ra Haq İnancı) Musevilik gibi tek bir etnik kimliğin inancı değildir. Kürt halkının hepsi Sinni İslam dinine mensup değil, Kürt nüfusunun önemli bir oranı da Kadim Ra Haq Alevidir. Kürt, Türk, Arap, Azeri, Arnavut, Boşnak vb etnik kimlikli Alevi toplulukları vardır. Kimse bunları inkâr edemez. Ancak söz konu Kürt Aleviler oldu mu, inkârcı, tekçi, ırkçı zihniyetçiler hemen itiraz etmektedirler.

Niye?

Bunun nedeni, ulus devleti esas alan Türk elit tabasının, Mezopotamya ve Anadolu’daki diğer halk ve inançları inkâr etmesidir. Bu halk ve inançların başında da Kürt Ra Haq Aleviler

gelmektedirler. Diyebiliriz ki beyaz Türkçüler, tekçiliği esas alan politikalarının önünde Kürt Alevileri engel olarak görmektedirler.

Her Alevi toplumu kendi anadilinde ibadetini yapar.

Tek ibadet dili dayatmak hakikatle uyuşmaz, tek kelimeyle; Kadim Alevi inancıyla bağdaşmaz. Bunun adı ırkçılıktır, ırkçılık, Kızılbaş Alevi inancında yer bulamaz.

Irkçılık yapanların da sosyal yaşamda karşılığı yoktur ve çok yönlü bütün baskı ve asimilasyon faaliyetlerine rağmen Kadim Kızılbaş Alevilik toplumsallığı devam etmektedir.

Hiçbir despotik güç bunun önüne geçemez!

Gençlik Alevi hareketinin geleceği için kritik önemde

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Frankfurt Cemevi’nde düzenlenen Avrupa Alevi Gençlik Çalıştayı’nda gençliğin Alevi hareketi için kritik bir güç olduğunu vurguladı. Mat, gençlerin örgütlü mücadelenin önemli bir parçası olduğuna dikkat çekerek, Alevi toplumunun özgür yarınlara ulaşmasında gençliğin rolünün büyük önem taşıdığını ifade etti.

AAGB’nin Seçimli Genel Kurulu’nun Avrupa Alevi Gençlik Çalıştayı’nın son gününde gerçekleştirileceğini belirten Mat, bu süreçte Alevileri ilgilendiren birçok konu üzerinde kapsamlı tartışmalar yapıldığını ve bu tartışmalar sonucunda örgütlü mücadelenin yol haritasının belirlendiğini açıkladı. Gençlerin Alevi değerlerine sahip çıkmaları ve özgürlük mücadelesine katkıda bulunmalarının son derece kıymetli olduğunu vurguladı.

Mat, cihatçı HTŞ lideri Colani’nin Berlin ziyaretine ilişkin tartışmalara da değinerek, Alevi kurumlarının bu ziyarete sessiz kaldığı eleştirilerinin haksız olduğunu belirtti. İki ay önce Colani’nin Berlin’e yapmayı planladığı ziyaretin, Alevi ve Kürt kurumları ile devrimci güçler tarafından düzenlenen büyük protestolar nedeniyle ertelendiğini hatırlatarak, son ziyaret için yapılan protestonun katılım açısından yeterli olmadığını ifade etti.

Suriye’deki Alevilere yönelik saldırıların yıl dönümünde Köln’de düzenlenen mitinge Alevi kurumlarının katıldığını hatırlatan Mat, buna rağmen sosyal medyada Alevi hareketine yönelik eleştirilerin arttığını belirtti. Eleştiri yapan bazı kesimlerin, etkinliklere katılmadan sadece eleştiri yapmalarını eleştirerek, yapıcı katılımın önemine vurgu yaptı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Gençliğin Alevi hareketindeki rolü, geleceğimizin teminatı niteliğindedir. Alevilik, gençlerin özgürlük mücadelesiyle güç bulur ve bu süreçte her bireyin katkısı son derece değerlidir. Alevi kurumlarının, dış basın ve ayrımcı eleştirilere karşı duyarlı olması, bu toplumun birliğini ve dayanışmasını pekiştirmek için elzemdir. Gençlerin örgütlü mücadelesi, Alevi değerlerinin yaşatılması ve toplumsal adaletin sağlanması adına kritik bir adımdır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Almaz Rumi Kobanê Belediye Başkanlığına atandı

Kobanê Belediye Başkanlığı’na Almaz Rumi atandı. Bu atama, 29 Ocak 2023 tarihinde Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ile Suriye Geçici Hükümeti arasında varılan entegrasyon anlaşması çerçevesinde gerçekleşti. Almaz Rumi, daha önce Özerk Yönetim Ekoloji Komitesi Eşbaşkanlığı görevini yürütüyordu.

Suriye Geçici Hükümeti’nin Kobanê’nin Çelebiyê nahiyesinin belediye başkanlığı için merkezden atama yapması bölgede gerginliğe yol açmıştı. Bu gelişmelerin ardından taraflar arasında bir dizi görüşme gerçekleştirildi. Görüşmeler sürecinde sahada tansiyon yükselirken, son günlerde bir kısmi sakinleşme gözlemlendi.

Kobanê Belediyesi’nin Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne devredilmesine dair daha önce varılan mutabakat gereği, belediye başkanının Özerk Yönetim tarafından belirlenmesi bekleniyordu. Bu çerçevede Özerk Yönetim, Almaz Rumi’yi belediye başkanı olarak belirledi ve atama resmi olarak onaylandı.

Almaz Rumi’nin bugün görevine başlaması öngörülüyor. Özerk Yönetim ve Suriye Geçici Hükümeti’nin konuya ilişkin resmi açıklama yapması bekleniyor. Rumi’nin daha önceki görevleri arasında Fırat Bölgesi Kadın Koordinasyonu Başkanlığı da bulunuyor.

Öte yandan, Kobanê’de Halep Valiliği’ne bağlı bir heyet ile Kobanê Özerk Yönetimi arasında yeni görüşmeler gerçekleştirildi. Bu görüşmelerin genel olarak olumlu geçtiği belirtilse de, sürecin sahaya yansımasının henüz sınırlı ve yavaş olduğu ifade ediliyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Kobanêde Almaz Ruminin belediye başkanlığına atanması, bölgede yaşanan gerginliklerin artmasına neden olmuştur. Özerk Yönetimin belirlediği bir başkanın, merkezi otorite tarafından atanması toplumsal barışa zarar verebilir. Alevi Gazetesi olarak, çok etnisiteli ve çok kültürlü yapının korunmasını savunuyor, her türlü ayrımcılığa karşı duruyoruz. Bu süreçte, yerel yönetimlerin halkın iradesiyle belirlenmesi gerektiğini vurgulamak önemlidir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Koblenzde Alevi Kadınlar İçin Eğitim Kampı Düzenlenecek

Almanya Alevi Kadınlar Birliği (AAKB), kadınların toplumdaki ve inanç önderliğindeki rolünü güçlendirmek amacıyla 16-17 Mayıs 2026 tarihlerinde Koblenz’de kapsamlı bir eğitim kampı düzenliyor. Koblenz AKM ve Cemevi ev sahipliğinde gerçekleşecek olan bu iki günlük etkinlik, panel, grup çalışmaları ve sunumlarla zenginleştirilecek.

Bu eğitim kampının ana hedefi, Cemevi yönetimlerinde ve kadın kollarında görev alan üyelerin hizmet kalitesini artırmak ve inanç yoluna katkılarını güçlendirmek. Eğitimde, Alevi kurumlarında kadın teması ele alınacak. Alevi Kurumlarında Kadın ve Alevi İnancında Kadın başlıkları altında gerçekleşecek oturumlarda, AAKB Genel Başkanları ve diğer önemli isimler bilgi ve deneyimlerini paylaşacak.

Etkinliğin ikinci gününde ise “Siyaset ve Kadın” başlığı altında düzenlenecek oturumda, CHP İzmir Milletvekili Sevda Kılıç ve diğer konuklar, kadınların toplumsal mücadeledeki rolünü tartışacak. Ayrıca, akademik konularda uzman isimler tarafından sunumlar yapılacak. Dr. Esma Çakır-Ceylan, göçmen kadınların hukuksal sorunları üzerine bilgi verecekken, Prof. Dr. Aslı Aydın Özdemir kadın, yaşam ve psikoloji konularında önemli bilgiler aktaracak.

Kampın kültürel bölümünde ise kadın şairler ve Alevi sanatçıların katıldığı bir dinleti gerçekleştirilecek. Bu bölüm, katılımcılara Alevi kültüründe kadının sesinin önemini vurgulayıp, sanatsal bir deneyim sunmayı amaçlıyor. Eğitim kampı, 16 Mayıs Cumartesi günü saat 09.00’da başlayarak iki gün boyunca devam edecek.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi Kadınlar Birliğinin düzenlediği eğitim kampı, Alevi kadınlarının toplumsal ve inançsal rollerini güçlendirmek için önemli bir adım. Bu tür etkinlikler, Alevilik inancının özünü yansıtan kadın teması üzerinde durarak, toplumsal adalet ve eşitlik mücadelesine katkı sunmaktadır. Kadınların liderlik ve yönetim alanındaki yerinin güçlendirilmesi, sadece Alevi toplumu için değil, tüm toplum için bir kazanım olacaktır. Bu kamp, ayrımcılığa karşı durarak, kadınların sesinin daha fazla duyulmasını sağlayacak bir platform yaratmaktadır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Alevi Kurumları Merzifonda Bir Araya Geldi

Karadeniz Alevi Kurumları Bölge Toplantısı, 15 Ekim 2023 tarihinde Amasya’nın Merzifon ilçesinde Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Merzifon Şubesi’nde gerçekleştirildi. Toplantıya, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, HBVAKV Genel Başkan Yardımcıları Sakine Kuzu ve Hasan Basri Erdoğan ile Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe gibi önemli isimler katıldı.

Birçok kurum temsilcisi ve Alevi canların bir araya geldiği etkinlikte, Alevi toplumunun karşılaştığı güncel sorunlar ele alındı. Katılımcılar, sorunlara çözüm önerileri sunarak, kurumlar arası dayanışmanın güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Özellikle örgütlü mücadelenin önemine vurgu yapılarak, bölgesel ve genel düzeyde daha güçlü bir birliktelik oluşturulması gerektiği ifade edildi.

Toplantıda ortaya konan ortak akıl ve dayanışma mesajı, Alevi kurumlarının iş birliği içinde hareket etmesinin önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Etkinlik sonunda, tüm katılımcılara teşekkür edilerek, “yola revan olup gelen tüm canlara aşk olsun” ifadeleriyle bir birlik ve dayanışma duygusu benimsendi.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Merzifonda gerçekleştirilen Alevi Kurumları Bölge Toplantısı, dayanışma ve ortak akıl vurgusuyla Alevi toplumunun sorunlarına çözüm arayışında önemli bir adım attı. Birlikteliğin güçlendirilmesi gerektiği mesajı, Alevilik inancının özündeki kardeşlik ve dayanışma ruhunu yeniden canlandırdı. Bu tür etkinlikler, toplumumuzun bir araya gelerek sesini yükseltmesi için kritik bir fırsat sunuyor. Alevi kurumlarının iş birliği içinde hareket etmesi, ayrımcılığa ve dışlanmaya karşı en etkili savunma mekanizmasını oluşturacaktır.

— Alevi Gazetesi Editörü