Iğdır S Tipi Cezaevi’nde kendilerinin de gardiyanların saldırısına uğradığı bilgisini veren avukat Rıdvan Şahin, ziyaret ettiği adli tutuklulardan Fuat Bulut’un işkenceye dayanamadığı için bileklerini kestiğini söyledi
Cezaevleri yapımı ile övünen iktidarın “İnsansızlaştırma” projesi olarak anılan S Tipi cezaevlerinde hak ihlalleri ve keyfi uygulamalar artıyor. İşkence haberleriyle sık sık gündeme gelen Iğdır S Tipi Kapalı Cezaevi’nde 20 Şubat 2022 yılında Sezer Alan ve 20 Mart 2022’de Sinan Kaya şüpheli şekilde hayatını kaybetmiş, cezaevi yönetimi ise olayın üzerini “intihar” diyerek kapatmaya çalışmıştı.
Avukat ve ailelere saldırı
Iğdır S Tipi Cezaevi’nde sadece tutuklulara değil aynı zamanda avukatlara yönelik de birçok ihlal söz konusu. Müvekkillerini ziyaret ettikleri sırasında gardiyanların saldırısına uğrayan avukatlardan Rıdvan Şahin, cezaevinde yaşanan ihlalleri ve kendisine yönelik darp olayını anlattı.
İşkence sesleri duyduk
Ocak ayından itibaren tutuklu ve hükümlülerin aileleri tarafından gelen şikayetler üzerine 14 Nisan’da 3 avukatla birlikte cezaevini ziyaret ettiklerini söyleyen Şahin, “Bir tutuklu ‘Dayanamıyorum, bileklerimi keseceğim’ diyor, ailesinin de yönlendirmesiyle cezaevine gittik. Avukat odasında beklerken ‘Yapmayın, vurmayın kafama’ diye sesler geldi. Avukat arkadaşlarımız da gardiyanları işkence yapmamaları konusunda uyardı. Bunun üzerine 10-15 gardiyan üzerimize yürüdü” diyerek saldırıya uğradıklarını ifade etti.
Kamera ve sesi kapatıp saldırıyorlar
Olayla ilgili tutanak tuttuklarını ve suç duyurusunda bulunduklarını söyleyen Şahin, birçok avukatın bu saldırılara maruz kaldığını öğrendiklerini ifade etti. S Tipi’nin kentte pandemiyle birlikte açıldığını hatırlatan Şahin, “2022 yılının ardından çok sayıda işkence şikayeti aldık. İki siyasi tutuklunun intihar ettiği öne sürüldü. Bu ölümlerden sonra daha çok saldırılar başladı. Bir müvekkilim ‘Avukat bey, gardiyanlar bize hakaret ediyorlar. Biz karşılık verince bizi bir odaya alıyorlar. Normalde gardiyanların yakasında ses ve görüntü alan bir kamera bulunuyor fakat o odaya girince bunu kapatıyorlar. Bizi istedikleri şekilde dövüyorlar, diye bilgi verdi. Yani orada işkencenin boyutu da bu ifadeyle ortaya çıkıyor” diye kaydetti.
‘Bizi sindirmeye çalışıyorlar’
Görüşmeye gittiği başka bir tutuklu olan Fuat Bulut’un işkenceye dayanamadığı için bileklerini kestiği bilgisini paylaşan Şahin, “Tutuklu geçen ayki görüşmemizde bana; ‘Bizi sindirmeye çalışıyorlar. Ben adli bir tutuklu olmama rağmen açlık grevine girdim çünkü bu baskı ve zülüm ile baş edemiyoruz. Dilekçeler veriyoruz ama bunların bir sonucu yok, büyük ihtimalle yırtılıp atılıyor’ ifadelerini kullandı. Gardiyanlar genelde hükümlülere şiddet uyguluyor. Gardiyanlar ve başgardiyanlar keyfi davranıyor, cezaevi yönetimi ise gardiyanları esas aldığı için sorunlar çözülmüyor” ifadelerini kullandı.
AKP’li Hani Belediyesi’nin hazineye bağlı tarım arazisini meraya dönüştürerek, yurttaşların ektiklerini biçmesine engel olduğu iddia edildi
AKP’li Hani Belediye Başkanı İbrahim Lale’nin, Sûr ilçesine bağlı Qizilê (Sarıyazma) mahallesinde yurttaşların tarım arazisi olarak kullandığı hazine arazilerini kendi adına çiftlik yapmak ve kredi teşviki almak için mera alanına çevirdiği iddia edildi.
Ayrıca AKP’li Lale’nin isteği üzerine arazilere giden yolun giriş ve çıkışlarının jandarma tarafından kontrol edildiği, bu nedenle yurttaşların ektiklerini biçemedikleri ileri sürüldü.
Belediye başkanı tehdit ediyor
İddialara dair konuşan Belediye Başkanı Lale’nin yeğeni Yunus Lale, yıllardır ektikleri arazilere bu yıl da arpa ektiklerini, ancak askerlerin “mera arazisi” olduğu gerekçesiyle ekili arazilerini biçmelerine izin vermediğini aktardı. Lale, belediye başkanının öz amcası olduğu ve 18 aydır tehdit edildiklerini söyledi.
Askerleri sürgünle baskılıyor
AKP’li Başkan’ın Sur Jandarma Komutanlığı üzerinden kendilerini baskı altına almaya çalıştığını kaydeden Lale, “Onun dediğini yapmayan kolluk kuvvetlerini sürgün etmekle tehdit ediyor. Sürekli, ‘İktidarda olan bir partinin belediye başkanıyım, bakanlara ne desem beni dinlerler. Sizi dinlemezler’ şeklinde tehdit ediyor” dedi.
Hazineye para ödüyorlar
Yıllardır ektikleri hazine arazisine “rayiç ücreti” parası ödediklerini söyleyen Lale, “7-8 yılda bir defa hazine arazisini kullanma bedeli ödüyoruz. En son 2014’de geriye dönük vergileri yatırmışız. Yatırdığımız makbuzlar bizde mevcuttur” diye konuştu.
Lale, hazine arazisini ne zaman meraya çevrildiğini araştırdıklarına işaret ederek, “İbrahim Lale, 2009 yılında köyde bir çiftlik yapmak ve çiftliğe teşvik alabilmek için işlettiğimiz hazine arazisini bizden habersiz bir şeklide bizim yerimize sahte imza toplayarak, arazileri mera alanına çevirdiğini öğrendik. Sırf kendisi kazanç sağlamak ve teşvik almak için bizleri mağdur ederek, işlettiğimiz hazine arazisini kendine meraya çevirmiş ve 14 yıldır da bunu saklıyor” ifadelerini kullandı.
Araziyi gasp etmesi ile gündemdeydi
Hani Belediye Başkanı İbrahim Lale, 2020 yılında Amed’in Merkez Rezan (Bağlar) İlçesi Batıkent’te bulunan 350 dönümlük davalık araziyi gasp etme ve kaçak yapı inşa etmek, para karşılığında belediyede kadrolu işçi alımını ses kaydı ve Yenişehir ilçe sınırlarında kalan imarsız alana halı saha, düğün salonu ve yüzme havuzu yapmakla gündeme gelmişti.
Şırnak Valiliği tarafından Şirnex ve ilçelerinde 11 bölgede, 15 günlük geçici ‘güvenlik’ bölgesi ilan edildi
Şirnex (Şırnak) ve ilçeleri sınırlarında bulunan 11 bölge, 15 gün süreyle geçici “güvenlik” bölgesi ilan edildi.
Şırnak Valiliği tarafından yapılan açıklamada, Şirnex merkez ile Cizîr (Cizre), Silopiya (Silopi), Basa (Güçlükonak), Qileban (Uludere) ve Elkê (Beytüşşebap) ilçeleri sınırında yer alan Cudi Dağı, Besta bölgesi, Kurt Dağı, Kureşin, Kel Mehmet Dağları, Serin Vadi, Feraşin, Altın Dağ, İncebel Dağı, Oymakaya ve Tanin bölgelerinin, 15-29 Haziran tarihleri arasında geçici güvenlik bölgesi ilan edildiği belirtildi.
PKK Lideri Abdullah Öcalan’a uygulanan mutlak tecride tepki gösteren kardeşi Mehmet Öcalan, ‘Tecrit Kürtlere uygulanıyor, tecrit sürüyorsa hepimiz suçluyuz’ dedi
Uluslararası komployla Türkiye’ye getirildiği 15 Şubat 1999 tarihinden bu yana İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde ağır tecrit koşullarında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan ile cezaevindeki diğer tutuklular Hamili Yıldırım, Veysi Aktaş ve Ömer Hayri Konar’dan haber alamama hali 810 gününü geride bıraktı. Dışarıyla iletişimi çeşitli iddialarla engellenen Abdullah Öcalan’ın ailesiyle temas kurduğu son tarih 25 Mart 2021 oldu. Abdullah Öcalan’ın bu tarihte kardeşi Mehmet Öcalan ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesi ise 4 buçuk dakikanın ardından kesildi. Görüşmeden bu yana Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na ve İmralı Cezaevi’ne yapılan yüzlerce avukat ve aile görüşme başvurusuna ya disiplin cezaları gerekçe gösterildi ya da cevap verilmedi. Son olarak PKK Liderine, 15 Mart’ta yeni bir 3 ay aile, 26 Nisan’da yeni bir 6 ay avukat görüş yasağı verildiği öğrenildi.
Mezopotamya Ajansı’ndan Emrullah Acar’a konuşan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan, tecride tepki göstererek, dünyada emsalinin olmadığına vurgu yaptı.
‘Tecrit politikası değişmiyor’
Tecrit politikalarının kimi zaman ağırlaştırıldığını, kimi zaman ise kısmen yumuşadığını kaydeden Öcalan, “Dünyanın hiçbir yerinde 27 ay haber alınamayan bir tutuklu yok. Yaşıyor mu yaşamıyor mu kimsenin haberi yok. İmralı’da yaşananlar hukukun bir turnusol kağıdıdır. İmralı hukuku eşittir Türkiye’nin hukukudur. Hiçbir hukukta bunun adı yok, sadece Türkiye’nin hukukunda var. Türkiye’de birçok şey değişiyor, bakanlar değişiyor, ancak tecrit politikası değişmiyor” diye konuştu.
‘Yaşanan krizlerin nedendi tecrit’
PKK Lideri Abdullah Öcalan’a 15 Şubat 1999 yılından bu yana tecrit uygulandığını belirten Öcalan, Türkiye’de yaşanan krizlerin nedeninin tecrit politikası olduğunun altını çizdi. Tecridin İmralı özelinde bütün Ortadoğu halklarına uygulandığını belirten Öcalan, “Başkan İmralı’da ama tecrit bütün halklaradır. Bugün bir ekmeğe yapılan zamda bile İmralı’da sürdürülen tecridin etkisi var. Ekonomik krizin nedeni savaş politikaları, tecrit savaşın nedeni. Bombalanmayan bir Kürt dağı kalmadı, tutuklanmayan bir insan yok. Herkesin evinde bir insan yaşamını yitirdi. Başkana tecrit uygulanarak Kürtler tecrit edilmek isteniyor. Herkes tecride bu gözle bakmalı. Bu tecrit devam ederse ekonomik kriz daha çok derinleşir, bir yerden sonra kimse kaldıramaz” ifadelerini kullandı.
‘Tecrit sürüyorsa hepimiz suçluyuz’
Tecridin sürdürülmesinde muhalefet partilerinin de rolü olduğunu söyleyen Öcalan, iktidarın politikalarına muhalefet partilerinin “zılgıt” çektiğini kaydetti. Kimsenin tecridi kabul etmemesi gerektiğini ifade eden Öcalan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Gelecekte bir gerçek inşa edilecekse, tecride herkesin tepki göstermesi gerekir. Çözüm bu şekilde olmaz. İktidar zaten bizi öldürüyor, muhalefet zılgıt çekmekten vazgeçsin. Biz büyük bir gücüz. Ne iktidara ne de muhalefete muhtaç değiliz. Başkandan 27 aydır haber yok, herkes kulağını tıkamış, gözlerini kapatmış. Bu şekilde ne Kürt sorunu ne Ortadoğu’daki sorunlar çözülür. Tecrit sürüyorsa herkes ama herkes kendisini sorgulamalı. Demokratik kurumlar kendilerini sorgulamalı. Kimse başını yastığa rahat koymamalı. Tecrit sürüyorsa hepimiz suçluyuz.”
‘Bu tecrit Kürtlere uygulanıyor’
PKK Liderine, son olarak yeni verilen 3 ay aile ve 6 ay avukat görüş yasağına değinen Öcalan, uluslararası hukuk kuruluşlarının sessiz kalmasına tepki gösterdi. Avrupa İşkencenin ve İnsanlıkdışı veya Onurkırıcı Muamelenin veya Cezanın Önlenmesi Komitesi’nin (CPT) işlenen suçta Türkiye ile ortak olduğunu belirten Öcalan, “Kürtleri nasıl 1923’te 4 parçaya böldülerse, bugün de Avrupa ülkeleri Kürtleri kendi çıkarları için kullanmaya devam ediyor. Başkana 27 aydır tecrit uygulandığını bilmiyor mu? Bu tecrit Kürtlere uygulanıyor. Dünyada kendilerini bağımsız insan hakları kuruluşu olarak lanse eden sivil kuruluşlar neden sessiz, neden bir şey yapmıyorlar. Herkese çağrımızdır; herkes insani görevini yapmalı, biz kimseden sadaka istemiyoruz. Bu çağrı uluslararası kuruluşlara olduğu kadar bizim siyasetçilerimizedir de. Tecridin kırılması için uluslararası mücadele veren kişiler de var, onların emeklerine saygımız sonsuz. Ancak Kürtleri temsil ettiği halde ses çıkarmayanlardan da hesap sorarız, bu bizim demokratik hakkımız. Tecridi kırmaz isek her gün ölürüz” şeklinde konuştu.
Deniz Poyraz’ın katleden Onur Gencer’e verilen az cezaya karşı Poyraz ailesinin istinafa yaptığı başvuruda İstinaf Mahkemesi, davada eksiklikler olduğunu belirterek, dosyayı usulden bozdu
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl binasında polis bağlantılı Onur Gencer tarafından katledilen dosyasında yeniden yargılama kararı verildi. 27 Aralık 2022’de İzmir 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen son duruşmada, Gencer’e “Tasarlayarak kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis, “Konut dokunulmazlığını ihlal”, “Mala zarar verme” ve “Ateşli silahlar kanununa muhalefet” suçlarından da 9 yıl hapis cezası verildi.
Aile başvurdu
Karara karşı hem Deniz Poyraz ailesinin avukatları hem savcı hem de Gencer’in avukatı karara karşı Bölge Adliye Mahkemesi’ne başvurdu. Yapılan başvuru sonrası dosyayı inceleyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1’inci Ceza Dairesi, 8 Haziran’da kararı usul yönünden bozarak, İzmir 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’ne geri gönderdi.
Eksiklikler giderilecek
Mahkeme dosyasında bazı duruşma tutanaklarında imzaların eksik olduğu, taraf avukatlarına gerekçeli kararın tebliğ edilmediği ve tebliğlere dair yazıların dosyaya konulmadığını belirledi. İstinaf Mahkemesi, eksikliklerin giderilerek dosyanın yeniden gönderilmesine karar verdi.
Ciddi bir soruşturma yürütülmedi
Dosyada yaşanan gelişmeyi değerlendiren Poyraz Davası avukatlarından Türkan Aslan Ağaç, saldırının ardından Onur Gencer’in 18 saat içinde ifadesinin alınarak tutuklandığını anımsattı. Soruşturmanın başladığı yöntemle yürütüldüğünü belirten Ağaç, “Bir siyasi partiye saldırı olmasına, Anayasal düzene karşı işlenmiş bir suç olmasına rağmen bu suçun ağırlığı ve ciddiyetine uygun bir soruşturma ve yargılama süreci işletilmedi. Bu aynı zamanda azmettiricilerin ve sanığa yardım edenlerin, bu iklimi yaratan kişilerin yargılanmaları için oluşturulmuş bir süreçti” dedi.
Kararın ardından hem kendilerinin hem savcının hem de Gencer’in istinafa başvurduğunu kaydeden Ağaç, savcının da konut dokunulmazlığının ihlali ve siyasi partilerin kullandığı binalara yönelik saldırı itibariyle mahkemenin ağırlaştırıcı unsurları kullanmadığı gerekçesiyle itirazda bulunduğunu belirtti. Kendilerinin ise saldırıyı Anayasal düzene karşı işlenmiş bir suç olarak değerlendirdiklerini vurgulayan Ağaç, “Aynı zamanda mahkeme heyetinin katılan tarafı, Deniz Poyraz’ın ailesini, HDP yetkililerin obje olarak görmesi, mağdur haklarını tamamen ortadan kaldıran yaklaşımı sebebiyle istinaf ettik” ifadelerini kullandı.
Adil bir yargılama bekliyoruz
Dosyanın yeniden İstinaf Mahkemesi’ne gönderilmesinin ardından adil bir yargılanma yapılması durumunda kararın bozulmasını beklediklerini dile getiren Ağaç, bu yönde karar verilmemesi durumunda dosyanın üstünün örtüleceğini ifade etti.
Cumhurbaşkanlığı ve 28’inci dönem milletvekili seçimlerinin ardından hemen hemen her sektörde zam haberleri gelmeye devam ediyor.
Konya’da 4 liradan satılan 200 gram ekmeğin fiyatı 5 liraya, Niğde’de ise 3,5 liradan 4,5 liraya yükseldi. Zamlı tarifye yarından itibaren geçerli olacak.
Duvar’da yer alan habere göre, ekmek zammına ilişkin açıklama yapan Niğde Fırıncılar Odası Başkanı Murat Yenel, “200 gram ekmek 3,5 TL’ydi. Niğde Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği’ne sunduğumuz tarife 5 TL’ydi ve bugün karar alındı. 200 gram ekmek 15 Haziran’dan itibaren 4,5 TL’den satılmaya başlanacak. Girdi maliyetlerden dolayı bu zammı yapma kararı aldık” dedi.
Emek ve Özgürlük İttifakı’nın, seçimlerin ardından gerçekleşen ilk toplantısı sonrası yapılan açıklamada ortak mücadele vurgusu yapılırken, ‘İttifakı oluşturan her bileşenin bir seçim muhasebesi yapması gerektiği tespitinde bulunduk’ dedi
Emek ve Özgürlük İttifakı seçimlerden sonraki ilk toplantısını gerçekleştirmek üzere Halkların Demokratik Partisi (HDP) Genel Merkezi’nde bir araya geldi. Partilerin eş genel başkanları ve başkanlarının katılmadığı koordinasyon toplantısında HDP, Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi (EMEP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun (SMF) temsilcileri yer aldı.
Toplantının ardından yapılan açıklamada, 14 Mayıs parlamento ve 28 Mayıs Cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerine ilişkin durumun ele alındığı kaydedildi.
‘Seçim muhasebesi yapılacak’
“İttifakımızın varlık sebebi olan emekçilere ve halklarımıza olan sorumluluğumuzun bilinciyle hem seçim sürecine hem de seçim sonuçlarına ilişkin ilk değerlendirmeleri yaptık” denilen açıklamanın devamında şunlar kaydedildi: “Emek ve Özgürlük İttifakı’nın her bir bileşeni kendi değerlendirmelerini ittifakımızın diğer bileşenleriyle paylaştı. Emek ve Özgürlük İttifakı olarak seçimlerden hedeflediğimiz sonuçları alamadığımızı açık yüreklilikle ortaya koyduk. Bundan sonraki süreçte eleştiri ve özeleştiri mekanizmalarını işleterek, bu dönemi bütün boyutlarıyla ele almak, tartışmak ve bundan gerekli sonuçları çıkarmak için İttifakı oluşturan her bileşenin bir seçim muhasebesi yapması gerektiği tespitinde bulunduk.
Ortak mücadele
Toplantımızda bir kez daha ortak toplumsal mücadelenin önemine dair güçlü bir irade açığa çıktı. Bu temelde Emek ve Özgürlük İttifakı olarak halkların, ezilenlerin ortak mücadelesinin kıymetli olduğunu güçlü bir şekilde vurguluyoruz.”
Kanal istanbul’un rantsal yağma olduğu iddiaları güçlü biçimde dile geliyor. Diğer yandan proje ortada olmamasına karşın Kanal manzaralı hayali inşaatların başlatılması rantı açığa çıkarırken, Kuzey Ormanları ve su varlığına bir darbe daha indiriliyor
Yusuf Gürsucu / İstanbul
Türkiye’de süren ekonomik iflasın başlıca nedeni olan rantsal ekonomide ısrarın durmayacağını gösteren adımlar atılmaya devam ediyor. Rantın en büyük dayanaklarından biri olan inşaatçılık Kanal İstanbul ve deprem bölgesinde AKP eliyle sürdürülüyor. İstanbul’daki olası depremi de kullanışlı araca çevirmeye çalışan, TOKİ eliyle Kanal İstanbul güzergahında bulunan Arnavutköy’e bağlı Dursunköy’de toplu konut projesi işine giren iktidar, belediyeyi devre dışı bırakarak bakanlık eliyle yapı ruhsatları çıkardı.
528 adet blok inşa edilecek
Emlak Konut GYO ve THY Havaalanı Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı’nın ortak olduğu Arnavutköy Dursunköy’deki toplam 1 milyon metrekarelik arazide 12 bin 585 konut ve 450 ticari alandan oluşan sosyal konut inşaatı Kanal İstanbul projesine komşu olarak başlatılmış oldu. Proje için yapı ruhsat alım süreci Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından onaylandı. Kanal İstanbul güzergahında Arnavutköy’e bağlı Dursunköy’de konut inşa edileceği 2018 yılında dile getirilmişti. Proje kapsamında 8 kat yüksekliğinde 528 adet blok inşa edilecek. Bu adımla birlikte Kanal İstanbul güzergahında atılan ilk adımda 42 bin 500 nüfus yaşaması öngörülmekte.
İlk sözleşmeler yapıldı
Projenin maliyeti 12 milyar 53 milyon 890 bin 472 TL olduğu öğrenildi. ÇED süreci başlatılan konut projesinin 1. Etap 1.Kısım İnşaatı için 17 Mayıs 2023 tarihinde United Group’a bağlı UNTD İnşaat A.Ş. ile 3 milyar 488 milyon 800 bin TL’lik sözleşme imzalanırken, 26 Mayıs’ta ise 2. Etap 1. Kısım İnşaatı için Antaş Altyapı ve Gökyol İnşaat ortaklığı ile 2 milyar 157 milyon TL’lik sözleşme imzalandı. ÇED süreciyle ilgili her hangi bir gelişme yaşanmazken, bölgenin Kuzey Ormanları’nı içeriyor olması daha önce katledilen milyonlarca ağaca yenilerinin eklenecek olması ve bölgede su havzalarının işgal edilip yok olması gibi büyük ekolojik yıkımlar yaşanacak.
THY Havaalanı Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı 2017 yılında kurulmuştu. KAP’a yapılan bildirimde, “Ortaklığımız Yönetim Kurulu’nca havalimanı işletmeciliği ve yatırımları alanları başta olmak üzere ve Ana Sözleşmesi’nde belirtilen konularda faaliyet göstermek üzere hisselerinin tamamı Türk Hava Yolları A.O.’ya ait 50.000 TL (Elli bin Türk Lirası) nakit sermayeli “THY Havaalanı Gayrimenkul Yatırım ve İşletme Anonim Şirketi” ünvanlı şirketin kurulmasına karar verilmiş olup, söz konusu şirket İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü’nce tescil edilerek kurulmuştur” deniliyordu. Kanal İstanbul projesi kapsamında sürdürülmeye başlanan rantsal konut yapımlarında THY’nin ortaya çıkması dikkat çekici. Bu adımla, Varlık Fonu bünyesine alınmış olan THY’nin varlıklarının rantsal yağmaya taşındığına işaret etmekte.
UNTD, Antaş, Gökyol
United Group, İtalyan Manutencoop’la ortaklık yaparak Manutencoop adlı şirket kurdu. Bu şirketle Şehir Hastaneleri’ni hedeflerine koyan ortaklık aynı zamanda Katar ve Polonya gibi ülkelerde de iş yapıyor. Türk Hava Yolları’nın (THY) güvenlik hizmetleri için açmış olduğu ihaleyi, İGA Güvenlik Hizmetleri AŞ. ve United Group UFS Güvenlik Hizmetleri AŞ.’nin almış olması dikkat çekici. Temizlik, güvenlik, bina yönetim, filo yönetim ve eğitim hizmetleri veren United Group’un AKP şemsiyesi altında büyürken, bu büyüme aralıksız devam ediyor. AKP iktidarı sürecinde ortaya çıkan Antaş Altyapı AŞ. şirketi ise deprem bölgesinde aldığı işlerle dikkat çekerken, oradaki ortağı Gökyol İnşaat’la Kanal İstanbul sürecinde yeniden ortaya çıktı. 4’ü tamamlanan, 7’si ise devam eden Şehir Hastaneleri işini yürüten Gökyol İnşaat, AKP iktidarı döneminde devasa büyüme yaşadı.
Katar’a verilen sözler mi tutuluyor?
Kanal İstanbul güzergahında daha önce körfez ülkelerinin zenginlerine arazilerin satılmış olması, seçim sonrası atılan adımla satılan arazilere işlev kazandırılmaya çalışıldığı anlaşılıyor. Diğer taraftan swap işlemlerinin ağırlıklı olarak gerçekleştirildiği Katar’ın bölgeye özel bir önem veriyor olması dikkat çekici bir durum. Seçimin hemen ertesinde kanalın asıl amacı olan rant yaratma sürecini başlatan AKP iktidarı, aynı zamanda Katar ve diğer körfez zenginlerine verdikleri sözlerin hayata mı geçiriliyor sorusunu ortaya çıkarmakta.
İstanbulluların tepkisi bekleniyor
Bilimin ve İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’nin ve İstanbul halkının büyük çoğunluğunun karşı olduğu Kanal İstanbul, inşa edilmesi halinde büyük bir ekolojik yıkımın yaşanacağı, su havzalarının yok olacağı ve bölgenin soylulaştırılarak demografik yapısının tamamen değişeceği gibi birçok olumsuz gelişmenin yaşanacağına kesin gözüyle bakılıyor. Bilim insanları bu kanalın önemli bir doğa katliamına neden olacağını söylerlerken, iktidarın bu gerçekleri görmezden gelip rantın peşine düşmesi karşısında İstanbulluların tepkilerini güçlü bir biçimde tepki göstereceği bekleniyor.
İstanbul yıkıma uğratılıyor
Kanal İstanbul Projesi İstanbul’un giderek yok edilen su havzalarını ve ormanlarını ortadan kaldıracak. Kanalın açılacağı belirtilen bölge su ve tarım havzası olması yanında ormanlarıyla bölgeye hayat vermektedir. Kanal açılması halinde yüzbinlerce yılda oluşmuş olan deniz ekosistemi de yerle bir edilecek. Bu yok oluş iktidarın gündeminde maalesef yok, olmasıda beklenemez. Onların varlık nedeni sermaye kesimlerinin ve kendi ceplerinin doldurulmasını gözetmekten ibaret. 3. Havalimanı ve çevre yolları ile 3. Köprü inşaatlarının 13 milyon ağacın katledilmesi üzerine inşa edilmiş olması ekolojik yıkımı ortaya koyarken, başlatılan inşaatlarla katliamın boyutu çok daha fazla büyüyecek.
İstanbul’un suyu yok ediliyor
Küçükçekmece Gölü ile Sazlıdere Gölü tamamen yok edilirken, Terkos Gölü’nün ise inşa edilmek istenen yeni yerleşim için belirlenen 500 bin kişinin su ihtiyacını dahi sağlaması mümkün görülmüyor. Istranca’lardan toplanıp İstanbul’a taşınan suyunda bu bölgeye bağlanacağı açıkça anlaşılıyor. Trakya’yı İstanbul’dan koparıp bir ada ortaya çıkarılmak istenirken, bu durum bölge açısından büyük bir felaket olacağı ve İstanbul’un susuzluğa mahkum edileceği öngörülebilen bir gerçek.
İsviçre genelinde düzenlenen ve yüzbinlerce kadının katıldığı ‘Eşit işe eşit ücret’ eylemlerinde kadın hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği ve şiddete karşı mücadele vurgusu yapıldı
1991 yılında İsviçre’deki kadınların topluca iş bıraktığı tarihi grevin yıldönümünde, kadınlar bugün ülke genelinde bir kez daha alanlara çıkarak toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın haklarına dair taleplerini dile getirdi. İsviçre’nin dört bir yanında eylemler düzenlenirken, bu eylemler özellikle Cenevre, Zürih, Lozan ve Bern’de büyük kalabalıkların katılımıyla gerçekleşti.
Birçok kentte sabah saatlerinden itibaren kentlerdeki kamusal alanlarını işgal eden kadınlar, farklı etkinlikler gerçekleştirdi. Öğleden sonra tüm İsviçre’de kadınlar, erkek şiddetine karşı ülke genelinde bulundukları yerlerde hep bir ağızdan çığlık attı. Bu çığlıklarla birlikte sembolik olarak kadına yönelik şiddete ve ayrımcılığa karşı duyulan öfke ve isyan dile getirildi.
‘Eşit işe eşit ücret’
Akşam saatlerinde ise birçok kentte yürüyüşler ve mitingler gerçekleştirildi. Cenevre’de de akşam saatlerinde Plainpalais Meydanı’nda toplanmaya başlayan kadınlar yaptıkları konuşmalarda, kadın emeğinin yok sayılmasının kabul edilemez olduğunu belirtirken, toplumsal cinsiyet eşitliği adına eşit işe eşit ücret taleplerini gündeme getirdi.
Daha sonra kadınlar Cenevre kent merkezinde yürüyüş düzenledi. On binlerce kadının katıldığı yürüyüşte kadınlar sloganlar, şarkılar, pankartlar ve dövizler ile seslerini duyurdu. Pankartlarda “Kadının bedeni, kadının kararıdır”, “Eşit işe eşit ücret” ve “Şiddetsiz bir dünya için ses ver” gibi sloganlar yer aldı.
Toplumsal cinsiyet eşitliği talebi
Eylemlerde, kadına yönelik şiddetin yalnızca fiziksel olmadığı, aynı zamanda ekonomik, sosyal ve psikolojik boyutları olduğuna dair konuşmalar yapıldı ve dövizler taşındı. Konuşma ve dövizlerde toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasının, toplumun her kesiminin sorumluluğu olduğu vurgulandı.
Tarihi yıldönümü vesilesiyle düzenlenen bu eylemler, İsviçre’nin kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanında daha ileri adımlar atmasını sağlamak amacıyla önemli bir kilometre taşı olarak kabul ediliyor.
Zarok Ma, Ma Müzik, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Kadın Meclisi, Önce Çocuklar Derneği, çocuklar için Kırklar Dağı’nda ‘Uçurtmanı da al gel’ şenliği düzenledi
Zarok Ma, Ma Müzik, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) Kadın Meclisi, Önce Çocuklar Derneği, Kırklar Dağı’nda çocuklar için “Uçurtmanı da al gel” şenliği düzenledi.Etkinliğe çok sayıda çocuk aileleri ile katıldı. Saat 18.00’da Kırklar Dağı’nda başlayan etkinlik çocukların coşku ve sevinci ile birlikte güneşin batışına kadar devam etti.