Ana Sayfa Blog Sayfa 329

Korucubaşı ‘dini nikahlı’ olduğu kadını ağır yaraladı

Ergani’de korucubaşı olan Selahattin Umay adlı erkek ‘dini nikahlı’ olduğu kadını ağır yaraladı

Amed’in Ergani ilçesinde korucubaşı olduğu öğrenilen Selahattin Umay adlı erkek ‘dini nikahlı’ olduğu ve sistematik şiddet uyguladığı E.U’yu ağır yaraladı. Olayın dün akşam saatlerinde Ergani ilçesine bağlı Yukarı Haydan Köyü’nde yaşandığı öğrenildi.

Çocukları tanık oldu

Köy muhtarı ve korucubaşı olan Selahattin Umay yıllardır şiddet uyguladığı ve “dini nikah” ile evli olduğu olduğu E.U isimli kadını kesici aletle katletmeye çalıştı. Olaya çiftin 14 yaşındaki çocuklarının da tanık olduğu belirtildi.

Faili durdurmak için ateş açtı

Annesinin yaralandığını gören M.U, babasına ait beylik silahını alarak, 3 el ateş etti. Selahattin Umay vücuduna isabet eden kurşunlar nedeniyle ağır yaralandırken, köylülerin haber vermesi ile olay yerine sağlık ekipleri geldi. Selahattin Umay ile E.U, ilk olarak Ergani Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.

Çocuk gözaltına alındı

Durumu ağır olan iki yaralı, buradan Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edildi.

Yaşananların ardından 14 yaşındaki çocuk gözaltına alındı. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

AMED

#Korucubaşı #dini #nikahlı #olduğu #kadını #ağır #yaraladı

MA TUHAY-DER Eşbaşkanı: Birlikte barışın önünü açalım

MA TUHAY-DER Eşbaşkanı Dilek Sönmez Demir, İmralı tecridine karşı halka çağrıda bulundu

Marmara Tutuklu ve Hükümlü Aileleriyle yardımlaşma Derneği (MA TUHAY-DER) Eşbaşkanı Dilek Sönmez Demir, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi ve tecridin cezaevlerine yansımalarını değerlendirdi. Cezaevlerindeki hak ihlallerinde artış yaşandığına dikkat çeken Demir, buna karşı tüm girişimlerin iktidar bastırılmak istendiğini söyledi. Tutukluların tecrit uygulamalarıyla toplumdan izole edilmek istendiğini dile getiren Demir, tutukluların buna karşı direnişi büyüttüğünü söyledi. Demir, “Cezaevlerindeki direniş büyüdükçe, işkencenin de dozu artıyor. Çünkü tutuklular, her şeye rağmen direnişlerini sürdürüyor. Tutsakların hiçbirinin biat etmediğini ve direnişlerinin farkındayız” ifadelerini kullandı.

Genelge kimin için çıkarıldı?

Adalet Bakanlığı’nın hasta tutuklular genelgesine atıfta bulunan Demir, “Bu sadece iktidarın işine gelen bir genelgeydi. Elbette bu genelgenin hiçbir şekilde haksız, hukuksuz yere yatan siyasi tutsaklara işlemeyeceğini biliyorduk. Yaşadıkça genelgenin AKP-MHP iktidarına biat etmeyen siyasi tutsaklar için geçerli olmadığını bir kez daha gördük. Eğer adalet olmuş olsaydı, bu genelge tüm hepsini kapsardı ama adaleti olmayan bir ülkede bu genelgenin dikkate alınması ve siyasi tutsaklar için uygulanacağını düşünmek mantıksız” diye konuştu.

‘Kürt halkının varlığı’

Cezaevinde yaşanan ihlallerin Abdullah Öcalan üzerinde yürütülen tecrit politikasından kaynaklandığını ifade eden Demir, cezaevlerindeki ihlallerin bitmesi için tek yolun İmralı’daki tecridin sonlandırılması olduğunun altını çizdi. Demir, şöyle devam etti: “Çünkü Öcalan Türkiye, Ortadoğu halklarının ve özellikle Kürt halkının bir önderidir. Kürt halkının varlığıdır, bu varlığı bitirmek Kürt halkını bitirmektir. Ama görüyoruz ki Abdullah Öcalan’ın direnişi Kürt halkının ayakta durmasına vesiledir. Kürt halkı Abdullah Öcalan’ın paradigmasıyla ayaktaydı, yönünü öyle buluyordu. AKP-MHP iktidarı, Cumhur İttifakı dediğimiz bu faşist blok, Abdullah Öcalan’ın bakışıyla, paradigmasıyla dünyaya barışı, huzuru getireceği ön görüsüyle önünü kesmeyi amaçladı. Çünkü barışın buradan geleceğini dünya, bu faşist iktidar, Ortadoğu halkları ve Kürt halkı biliyor.”

‘Tecridi kırmak bizim elimizde’

Toplumda bir korku atmosferinin yaratıldığını belirten Demir, bu korkunun bir bütünen insanların yaşamını etkilediğini belirtti. Tecridin mücadeleyle son bulacağını vurgulayan Demir, “Cesaretin bir bütün topluma barışı, huzuru getireceğini hepimiz biliyoruz. Korkmayın, birleşin, haykırın, ses çıkarın. Hiçbir şekilde ne sizinle ne bizimle başa çıkamayacaklarını da biliyoruz. Gelin bu korkuyu hep birlikte yenelim. Barışın önünü açalım. Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi kaldırmak ve cezaevlerindeki onca arkadaşımızın, yoldaşımızın kapısını açmak senin, benim, bizim, hepimizin elinde” çağrısı yaptı.

İSTANBUL

#TUHAYDER #Eşbaşkanı #Birlikte #barışın #önünü #açalım

İmralı’da kötü muamele ne oluyor?

Abdullah Öcalan’a verilen ‘disiplin cezalarının’ yasal bir zemininin olmadığını ifade eden ÖHD Genel Sekreteri Rengin Ergül, Adalet Bakanlığı’nın ‘İmralı’da kötü muamele yok’ sözlerini hatırlatarak ‘Kötü muamele ne oluyor?’ diye sordu

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde 24 yıldır ağırlaştırılmış tecrit altında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan 27 ayı aşkın süredir hiçbir haber alınamıyor. Mutlak iletişimsizlik hali yani “incommunicado”nun sürdüğü Abdullah Öcalan için avukatları ve ailesinin yaptığı görüşme başvurularının yanı sıra dünyanın dört bir yanından her kesim de sayısız girişim ve başvuruda bulundu. Ancak yapılan başvurulara olumlu ya da olumsuz hiçbir yanıt verilmiyor. Öte yandan PKK Lideri’nin avukatları ve ailesinin görüşmek için yaptığı başvurular da ya yanıtsız bırakılıyor ya da “disiplin cezaları” gerekçesiyle sistematik bir şekilde engelleniyor. Avukatların görüşmek için  6 Nisan 2023’te Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı ve İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’ne ayrı ayrı başvurular yaptı. Başvuruların havale edildiği Bursa 1’inci İnfaz Hakimliği, 12 Nisan’da görüşme başvurusu ve itirazları reddetti. Hakimlik, bir önceki yasak kararı bitmemiş olmasına rağmen İmralı Cezaevi’nin 15 Mart’ta yeni bir ziyaretçi yasağı kararı aldığını, bu kararın 30 Mart’ta kesinleştiğini ve bu nedenle de görüşme başvurusunu reddettiğini tebliğ etti. Avukatlar, 14 Nisan’da kararı Bursa 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşıdı. Mahkeme, itirazı 30 Nisan’da reddetti ve karar kesinleşti. Böylece, Abdullah Öcalan’a yönelik yeni bir aile görüş yasağı getirilmiş oldu.

‘Uluslararası sözleşmelere aykırı’

Bir tutuklunun avukat ve ailesiyle görüşmesini yasaklayan herhangi bir meşru ya da yasal bir zemin olmadığını dile getiren Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Genel Sekreteri Rengin Ergül, bu kararların, mevcut yasa ve uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu ifade etti. Ergül, “Hatta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin başka mahpuslar noktasında verdiği ihlal kararlarında, cezaevinde bulunan bir mahpusun sürekli disiplin cezasına maruz bırakılarak, sürekli disiplin cezası ile hücre cezasına çarptırılması ya da sürekli disiplin cezalarıyla iletişimin engellenmesini bir işkence yöntemi olarak görüyor. Cezalandırma içinde bir cezalandırma olarak tanımlıyor bunu AİHM. O yüzden Türkiye’nin de şu an yaptığı ağırlaştırılmış müebbet cezası içerisinde bir cezalandırma pratiği” değerlendirmesini yaptı.

CPT detayları açıklamalı

PKK Lideri’ne verilen son disiplin cezasının tebliğ edilmediğini hatırlatan Ergül, bu kararların meşru hiçbir zeminin olmadığının altını çizdi. Uluslararası mekanizmaların Türkiye devleti karşısında uzun zamandır kendi işlevleri noktasında tutuk davrandığı belirten Ergül, “CPT İmralı’ya yaptığı ziyaretin detaylarını açıklayabilir. Biz kamuoyu olarak, 28 aydır haber alamadığımız bir mahpusun can güvenliğinden kaygı duyduğumuz bir noktada da bunu talep ediyoruz. Ve yine siyaseten Kürt halkının barış noktasında irade olarak gösterdiği kişiye ulaşmak ve onun da kuracağı sözleri beklediğimiz için talep ediyoruz” şeklinde konuştu.

ÖHD ve uluslararası kurumlarla birlikte CPT’ye raporunu açıklaması için başvurularda bulunduklarını hatırlatan Ergül, “Ancak CPT bu noktada bizim başvurularımıza bağlı değil tabii ki. Biz sadece CPT ilkelerini ve sözleşmenin maddelerini hatırlattık. Ve yine CPT’nin Eylül 2022 ziyareti belli ki geri gönderme merkezlerine odaklı bir ziyaretti. İmralı ziyareti olağanüstü bir kararla alınmış gibi bir görüntü veriyor bizim nezdimizde” diye belirtti.

Kötü muamele ne oluyor?

İmralı’da olağanüstü bir durumun söz konusu olduğunu vurgulayan Ergül, şöyle devam etti: “İmralı, dünyada uygulanmayan bir örnek. 28 aydır ne ailesinin, ne avukatlarının haber alamadığı bir mahpus, bir siyasi özne söz konusu. Bu noktada CPT’nin, kamuoyunun, hukukçuların herkesin üzerine düşeni yapması gerekiyor. Adalet Bakanlığı İmralı’da ‘kötü muamele’ olmadığını ve kötü muamelenin göreceli olduğu şeklinde bir yorum yapmıştı. Kötü muamele göreceli bir kavram değil. Kötü muamelenin ne olduğuna dair gayet tıbbi, bilimsel, hukuki değerlendirmeler var. Yargı içtihatları, Anayasa Mahkemesi kararları var. Dolayısıyla kötü muamele göreceli diyemeyiz. İmralı’da şu an kötü muamele ne oluyor? Bir mahpusun ailesi ve avukatlarıyla görüşmesinin uzun süreli olarak engellenmesi, iletişim yasağı ve iletişim kurulamama haline dönmesi bir kötü muamele biçimidir. Dış dünyayla iletişim kuramaması bir kötü muamele biçimidir. İmralı’da kötü muamelenin göreceli olduğu yorumunu da tamamen cahilce bir yorum olarak değerlendiriyoruz.”

Yasaların sıfır noktası

İmralı’dan haber alınamaması ve İmralı’nın dış dünyayla iletişim kuramamasının bir kötü muamele biçimi olduğunun altını çizen Ergül, “Türkiye’de istisna rejimlerinin, uygulamalarının, istisna yasaların sıfır noktası her zaman Kürtler ve Kürt halkının siyasal özneleri, lider gördükleri, muhatap olarak gösterdikleridir. İmralı da bu sıfır noktalarından birisi. Türkiye’deki tüm muhalefetin, hak savunucularının, toplumun tamamına yayılmasını önlemek için de buna karşı durmaları gerekiyor” diye konuştu.

Haber: Marta Sömek / İstanbul-JINNEWS

#İmralıda #kötü #muamele #oluyor

Samsun’da tramvay kazası: 1’i ağır, 14 yaralı

Samsun’un Canik ilçesinde iki tramvayın çarpışması sonucu yaşanan kazada 1’i ağır 14 kişi yaralandı

Samsun Hafif Raylı Sistem’e (SAMULAŞ) ait karşılıklı sefer yapan iki tramvay, Piazza durağı yakınlarında çarpıştı. Kazada 1’i ağır 14 kişi yaralandı.

İhbar üzerine kaza yerine çok sayıda AFAD, itfaiye ve sağlık ekibi sevk edildi. Sağlık ekipleri, yaralananları ambulanslarla kentteki hastanelere sevk etti.

SAMSUN

#Samsunda #tramvay #kazası #ağır #yaralı

30 yıllık tutuklunun tahliyesine ikinci defa engel

Ereğli Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan Memduh Parıltı’nın tahliyesi ‘İyi halli olmadığı’ iddiasıyla ikinci kez ertelendi

Hak ihlallerinin yaygınlaştığı cezaevlerinde özellikle hasta tutukluların sağlık durumları her geçen gün kötüleşiyor. Onlardan biri de Mêrdîn’in Qoser (Kızıltepe) ilçesinde 2 Kasım 1992 yılında tutuklanan 57 yaşındaki Memduh Parıltı. Parıltı verilen müebbet hapis cezasını tamamlamasına rağmen Cezaevi Gözlem Kurulu’nun “iyi halli olmadığı” kararı gerekçesiyle ikinci defa tahliyesi engellendi.

İkinci defa ertelendi

Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) yapılan yargılama sonucunda müebbet hapis cezası verilen Parıltı birçok cezaevine sürgün edilmesinin ardından 6 Şubat tarihli depremlerin ardından Konya Ereğli Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne sevk edildi. Parıltı’nın tahliyesi, Aralık ayında Cezaevi Gözlem Kurulu’nun kararıyla daha önce 3 ay ertelendi. 11 Haziran 2023’te tahliye edilmesi beklenen Parıltı’nın, yakınlarını araması üzerine tahliyesinin bir kez daha 3 ay ertelendiği ortaya çıktı.

Pişmanlık dayatmasını kabul etmedi

Ağabeyi Veysi Parıltı ile görüşen Parıltı, Gözlem Kurulu tarafından PKK hakkında “terör örgütü değildir” dediği ve pişman olmadığını söylediği gerekçesiyle “İyi halli olmadığı” yönünde görüş belirtildiği ve tahliyesinin ertelendiğini aktardı.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Şube yöneticisi de olan Veysi Parıltı kardeşine dair bilgi vererek, pişmanlık dayatıldığını ifade ederek, “Zaten kendisi bu ideoloji uğruna, inancı ve düşünceleri yüzünden yattığını dile getiriyor. Bu saatten sonra neyin pişmanlığını yaşayacak. Serbest bırakıldığında nereye gideceğini sormuşlar, çocuklarının, torunlarının yanına gideceğini söylemiş. Suçu ne olursa olsun, cezasını tamamlamış, bırakılması gerekiyor” dedi.

Kürtlerin varlığı tanınmalı

Parıltı, iktidar ve Adalet Bakanlığı’na çağrıda bulunarak, “En azından ‘adalet’ ismi üzerinde olan bir bakanlık. Bu adaletsizliği ortadan kaldırın” diye seslendi.

Türkiye’de adalet sorununun da Kürt sorunundan bağımsız olmadığına dikkat çeken Parıltı, “Sorun Kürtlerin dili, Kürtlerin kültürü, Kürtlerin tarihi, Kürtlerin varlık ve yokluk meselesinden kaynaklanıyor. Zaten bu sorunlar kabul edilir ve çözülürse, adalet de kendiliğinden gelir. Türkiye’ye demokrasi de gelir. Bunlar kabul edilmeden, hak, hukuk, adalet temelinde yaklaşılmaz, doğal hak talepleri yerine getirilmezse, adaleti de hukuku da düzelmez ülkenin. Ekonomisi de düzelmez. Nereden bakarsanız bakın, sorunların çözümü Kürt sorununun çözümüne bağlanmış durumda. Kürt sorunu çözülmeden Adalet Bakanlığı’nın bu söylemlerini yerine getirmesini mümkün görmüyorum” diye ifade etti.

Haber: Ahmet Kanbal / MA

#yıllık #tutuklunun #tahliyesine #ikinci #defa #engel

Panos Belediyesi eşbaşkanları gözaltına alındı

HDP’li Panos Belediye Eşbaşkanları Müşerref Geçer ve Emrah Kılıç gözaltına alındı

Agirî’nin (Ağrı) Halkların Demokratik Partisi (HDP)’li Panos (Patno) Belediye Eşbaşkanları Müşerref Geçer, Emrah Kılıç, İnsan Kaynakları Müdürü Uğur Laçin gözaltına alındı.

Sabah saatlerinde Geçer’in evine baskın yaparak gözaltına alınırken, diğer Eşbaşkan Emrah’ın ise İstanbul’da gözaltına alındığı öğrenildi.

AGIRÎ

#Panos #Belediyesi #eşbaşkanları #gözaltına #alındı

Özgökçe: Kadın düşmanlarına karşı asıl mücadele sokakta

Meclis’te oluşan kadın düşmanı ittifakı değerlendiren feminist aktivist Zozan Özgökçe, muhalefetin tavrının önemli olduğunu vurgulayarak, mücadelenin sokakta olduğunu belirtti

Kadınlara yönelik saldırıların artması ve cezasızlığın yaygınlaşmasıyla birlikte AKP son olarak kadınları hedef alan HÜDA-PAR ve Yeniden Refah Partisi’ni Meclis’e taşıdı.

MAKP-MHP iktidarının Meclis çoğunluğunu sağlamasıyla Meclis’in daha sağa kayması ve erk çoğunlukta olmasına dair değerlendirmelerde bulunan feminist aktivist Zozan Özgökçe mücadeleye vurgu yaptı.

Muhalefetin cevabı önemli

Seçime değişim umuduyla girdiklerini ama sonucunun kötü olduğunu dile getiren Özgökçe, “Meclis’e giren erkekler, eskiye göre daha korkutucu bir durumda. Daha önce de eril ve erkek egemen bir bakış açısı Meclis’te vardı zaten, bunu uygulamalı bir şekilde de gösterdiler. Meclis koltuklarında biz kadınlar temsil edilmiyoruz ve çoğunluk maalesef bu zihniyete ait. Muhalefetin buna nasıl cevap olacağı da önemli” diye konuştu.

Mücadele sokakta

Meclis’teki bir koltuğun üç eşli birine ait olduğuna dikkat çeken Özgökçe, kadın kazanımlarına hali hazırda saldırıların olduğunu ifade ederek, “Kadınların yaşamına müdahale eden, hakaret eden, bizleri aşağılayan, bunu açık açık bir şekilde söylemesine rağmen tepki almayan ciddi bir çoğunluk var. Bu durum çok korkutucu elbette. Çünkü bu zihniyet mücadele alanlarımızı kısıtlıyorlar. Kadın olarak iki misli bir baskı yaşıyoruz artık. Kadınlara umut olan feminist örgütlenmeler, kadın örgütlenmeleri var. Meclis’te ve ülke genelinde erk yapıda sayısal bir yoğunluk var ama mücadele sokakta, nitelik bizde” diye belirtti.

Çocuklar da tehlike altında

Genelde kadına yönelik şiddet ve istismarın konuşulduğunu ancak çocukların da tehlike altında olduğunu söyleyen Özgökçe, sistemin bir bütün kadın düşmanı olduğunu vurgulayarak örgütlenme ihtiyacına vurgu yaptı.

Örgütlenme ile bunları aşacağız

Özgökçe, “Bir apartmanda oturan üç kadın bile kendi aralarında dayanışma halinde olurlarsa, ortak sorunları hakkında birbirlerine sahip çıkarlarsa, örgütlü bir şekilde hareket ederlerse, her şeyin üstesinden gelirler. Küçük küçük örgütlenmeler sonucu biz bunları aşacağız. Küçük örgütlenmeler bile kadınların yaşamlarını kurtarıyor. Aile içi şiddet çok yaygın, istismar uzak kişilerden gelmiyor, yakınlardan geliyor. Kendi ailemizle, komşularımızla küçük küçük örgütlenmelerle bu pratikler bizi büyük pratiklere taşıyacaktır. Biz kadınların gündeme ve yaşamımıza sahip çıkmamız lazım. Ve bu yolla umudumuzu yeşertebiliriz” diye konuştu.

WAN

 

 

#Özgökçe #Kadın #düşmanlarına #karşı #asıl #mücadele #sokakta

Hasta tutuklu iki kardeş için annelerinden çağrı: Cenzaeleri çıkmasın

Hasta tutuklu kardeşler Fırat ve Emrah Nebioğlu’nun durumları kritik olmasına rağmen tahliye edilmiyor

Elîh’te farklı tarihlerde tutuklanan Fırat (24) ve Emrah (30) Nebioğlu kardeşler, yaşadıkları ağır sağlık sorunlarına rağmen tahliye edilmiyor.

Kardeşlerden Fırat, Êlih’te 2015’te tutuklandı ve “örgüt üyeliği” iddiasıyla 11 yıl 7 ay hapis cezasına çarptırıldı.

MA’dan Fethi Balaman’ın haberine göre; Fırat, sırasıyla Êlih, Gümüşhane, Xarpêt ve en son Amed’te bulunan cezaevlerine sevk edildi. Diyarbakır T Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan Fırat’ın, geçirdiği felç nedeniyle yüzde 92 engelli raporu bulunuyor. Böbrek yetmezliği nedeniyle diyalize bağlı yaşamını sürdüren Fırat’ın, ayrıca görme ve işitme sorunu var.

Böbrek yetmezliği

Fırat’, böbrek yetmezliği nedeniyle kaldırıldığı Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden “cezaevinde kalamaz” raporu verildi ancak Adli Tıp Kurumu (ATK) 14 Mart 2022’de “cezaevinde kalabilir” raporu verdi. 2 böbreği iflas eden Fırat Nebioğlu için böbrek nakli yapılması için yapılan 3 başvuru ise yanıtsız bırakıldı. Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu, neredeyse klinik hiçbir değerlendirme yapmadan sadece eski raporların özetini çıkartarak, 14 Mart 2022 tarihinde hasta mahpusun tedavisine “cezaevi şartlarında devam edebileceği” kararı aldı. Haftada 2 gün hastaneye diyalize götürülen Fırat, uygun donör adayı bulunmasına rağmen hastaneye sevk talebi yanıtsız kaldı.

Yüzde 94 engelli

Diğer kardeş Emrah Nebioğlu ise, DAİŞ’in Kobanê’ye dönük 2014’te gerçekleştirdiği saldırılara karşı yapılan protesto eylemleri sırasında başından aldığı kurşunla ağır yalandı ve felç kaldı. Daha sonra hakkında “örgüt üyeliği” iddiasıyla dava açıldı ve 7 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Antalya S Tipi Cezaevi’nde tutulan Emrah hakkında verilen ceza halen Yargıtay’da inceleme aşamasında. Batman Bölge Devlet Hastanesi tarafından yüzde 94 engelli raporu verilen Emrah’ın da güç kaybı, göz kayması, işitme kaybı ve yüksek tansiyon gibi sağlık sorunları bulunuyor.

Anneden çağrı

İki çocuğu cezaevinde olan anne Rahime Nebioğlu, ölüm ile yüz yüze bırakılan çocuklarının serbest bırakılması için kamuoyuna duyarlılık çağrısında bulundu. Çocuklarına yaşatılanları “Vicdansızlık” olarak nitelendiren Nebioğlu, “Eşimi böbrek yetmezliğinden kaybettim. Çocuklarım da bu hastalıktan yaşamını yitirmesin. Acil bir şekilde atım atılsın” ifadelerini kullandı.

Cenazeleri çıkmasın

Fırat’ın ağabeyi Emrah’ın da hasta olmasına rağmen tutuklu bir şekilde yargılandığını kaydeden anne Nebioğlu, bir oğlunun cezaevinden bırakılmasını beklerken, diğerinin de tutuklandığını söyledi. Oğlu Emrah’ın Fırat için mücadele verirken tutuklandığını dile getiren anne Nebioğlu, “Emrah dışardayken Fırat için birlikte mücadele ediyorduk. Hasta olmasına rağmen birçok yere başvuruda bulunuyordu. Ancak o da hasta haliyle tutuklandı. İki oğlum da şuan cezaevinde yaşam mücadelesi veriyor. Yetkililer hiçbir talebimize cevap vermiyor. Hastalıkları bu kadar yüksek olan 2 insan nasıl olurda halen cezaevinde tutuluyor? Bu işkence son bulsun. Burada vicdanı olan herkese sesleniyorum. Cezaevinden cenaze çıkmasın. Çocuklarımın tedavi olmaları için zemin oluşturulsun” dedi.

ÊLIH

#Hasta #tutuklu #iki #kardeş #için #annelerinden #çağrı #Cenzaeleri #çıkmasın

Kurşunlanmış duvarlara gülen yüzler çizmekle kapanmıyor yaralar

Efe’den, Mihraç’tan bu yana değişen hiçbir şey olmadı. Yaşasalardı kardeşlerimiz, çocuklarımız ya da yeğenlerimizle yaşıt olacak olan bu çocuklar büyüyemedi. Kimi 7 yaşında kaldı kimi 5 kimi de 11. Sadece yüzlerini değil ama arkalarında adalet namına verilen cezaları da unutmayın

Medine Mamedoğlu

“Her şey bittikten sonra, “çocuklara moral diye” kurşunlanmış duvarlara gülen yüzler çizmekle kapanmıyor ne yazık ki yaralar. Kürt çocuklarının, hayatında en çok gördüğü araçların, akrep, toma veya zırhlı olduğu gerçeği ayan beyan ortadayken, salt “çocuklar artık ölmesin” sözleri dahi yetersiz kalıyor bu topraklarda. Zira her şey bittikten sonra Nazım’ın dediği gibi, “Büyümez ölü çocuklar..” Zırhlı araçlar veya patlamalarla hayatını kaybeden Ceylan, Hogir, Havin, Fatih, Efe, Mihraç, Furkan, Erdem ve sayısız Kürt çocuğuna…

İnsan Hakları Derneği(İHD) Amed Şubesi, son 15 yılda zırhlı araç ile asker ve polislerin kullandığı araçların çarpması sonucu 21’si çocuk toplam 44 kişinin yaşamını yitirdiğini açıkladı. Efe Tektekin, Muhammed ve Furkan Yıldırım kardeşler, Eyüp Kırtay ve Mihraç Miroğlu. Bu çocukları hatırladınız mı? İsimleri ya da hikâyeleri size tanıdık geldi mi? O zaman hem hikâyelerini hem de sonrasını yazıp size hatırlatayım. Kürdistan’ın farklı farklı şehirlerinde yaşayan bu çocuklar çok değil son birkaç yılda uyudukları evde, ekmek almak için çıktıkları sokakta ya da elma toplamak için gittikleri ağaç dibinde zırhlı aracın çarpması sonucu katledildi. Son olarak dün Gever’de ranger tipli zırhlı aracı kullanan bir uzman çavuş 5 yaşında ki Erdem Aşkan’a çarparak ölümüne neden oldu Her birinin ayrı ama tek bir hikâyesi var. Bir dönem herkesin tanıdığı ama unuttuğu bu isimlerden geriye sadece birkaç fotoğraf karesi kaldı.

Bu isimlerden sonra herkesin aklına yine aynı klasik cümle geliyor dimi, çocuklarımız için bile “Coğrafya kaderdir.” Hayır, coğrafya kader değildir, Kürdistan tarihinde yaşanan diğer ölümler gibi bu katliamlarda kaderden değil. Amed’te, Cizre’de, Silopi’de, Gever’de yaşanan bu çarpmalar kader değil. Furkan ve Muhammed kardeşlerin evlerinde uyurken evlerine giren panzerin altında kalıp katledilmeleri kader değil. Bizim düşünmemiz gereken o panzerlerin iki çocuğun uyuduğu evin sokağında ne işi olduğu, ekmek almak için evinden çıkan Efe Tektekin’in sokağında ne işi olduğu. Hani onu da soramıyorsak, Kürt çocuklarının yaşadığı sokaklarda gezen bu zırhlı araçların bir çocuğu 50 metre sürükleyecek kadar neden hız yaptığı. Ben soruyorum.

İki çocuğunu kaybeden Nesima Yıldırım soruyor, kaybettiği oğlunun bilirkişi raporunda oğlunun yanında bulunmadığı için asli kusurlu bulunan Efe’nin babası soruyor. Elma toplamaya giderken kutlamadan dönen askeri aracın metrelerce sürüklediği Eyüp Kırtay’ın dedesi soruyor. Bunları öylesine değil yukarıda ismi geçen her çocuğun ailesiyle görüşen, davalarını takip eden bir gazeteci olarak yazıyorum. Ne onları ne de arkalarında kalan o fotoğrafları unutmadım ben. Ölümlerin arkasından başlatılan soruşturmalardan tek bir kişi ise ceza almadı. Açılan soruşturmalar hazırlanan bilirkişi raporları veya iddianamelerde suçlu bulunan ya yolda yürüyen çocuk ya da çocukların aileleri ya da zırhlı aracın tekerlekleri oldu. Hatta İdil’de bisiklet sürerken katledilen Mihraç Miroğlu için mahkeme trafik kurallarına uymadığı için kendisini asli kusurlu buldu. Yüksek bir hızla insanların yaşadığı mahallenin arasında dolaşan zırhlı araç veya sürücüsü değil, 7 yaşında ki çocuk küçücük bisikleti ile kendi mahallesinde gezerken suçlu bulundu. Haklılar tabi yolda olması veya ne yaptığı çok önemli değil bazıları için, doğarken Kürt kimliği ile doğması bile suç onlar için.

Kürt çocuklarını yaşadıkları sokaklarda katledip yoluna devam edenler cezasız bırakıldı. Uykularında katledilen Muhammed ve Furkan Yıldırım kardeşlerin faillerine verilen 19 bin TL’lik ceza üzerine anne Nesima Yıldırım, “Rahat uyuyorlar mı?” diye soru sormuştu. “Devlet adına oradaydım, terörle mücadele de çalışıyorum” diyerek adli kontrol veya takipsizlik alan faillerden tutalım, savcısı, hâkimi, bilirkişi raporu hazırlayan uzmanları herkes rahat uyuyor. Çünkü onlara göre karşılarında ki 5 ya da 7 yaşında ki bir çocuk değil bir Kürt. Efe’nin, Eyüb’ün ya da ismini sayamadığım diğer bütün çocukların bakışları da annelerin adliye koridorlarında haykırdığı sözleri de hala aklımda. Siz de hatırlayın istedim hiç unutmayın. Efe’den, Mihraç’tan bu yana değişen hiçbir şey olmadı. Yaşasalardı kardeşlerimiz, çocuklarımız ya da yeğenlerimizle yaşıt olacak olan bu çocuklar büyüyemedi. Kimi 7 yaşında kaldı kimi 5 kimi de 11. Sadece yüzlerini değil ama arkalarında adalet namına verilen cezaları da unutmayın. Mesela Ahlat’ta askeri aracın çarptığı Eyüp Kırtay’ın soruşturmasına aracı kullanan “kusursuz” denilerek takipsizlik verildi, Mihraç’ı katleden polis ifadesi alınıp bırakıldı, Erdem Aşkan’a çarpan uzman çavuş “suç ben de değil çocuktaydı” diyerek serbest bırakıldı. Unutmayın! Erdem ilk değildi unutmayın!

#Kurşunlanmış #duvarlara #gülen #yüzler #çizmekle #kapanmıyor #yaralar

Amed’de servis şoförleri kontak kapattı, öğrenciler okula gidemiyor

Amed’in Sur ilçesine bağlı 3 mahallede ücretlerini alamayan servis şoförleri ücret alamayınca kontak kapattı

Amed’in Sûr ilçesine bağlı Şikeftê, Nivirdaş ve Pîralya mahallelerinde yaşayan öğrenciler, 25 Mayıs’tan bu yana eğitim gördükleri Tilêlek kırsal mahallesindeki Özekli İlköğretim Okulu’na servis şoförlerinin kontak kapatması nedeniyle gidemiyor.

MA’dan Cengiz Özbasar’ın haberine göre; öğrencilerin okula gidememesinin nedeninin servis şoförlerinin kontak kapatması olduğu öğrenildi. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü (MEB) tarafından her yıl, yıllık olarak ihaleye çıkarılan öğrencilerin taşıma hizmeti, bu yıl Şık-Kar İnşaat Gıda Temizlik Güvenlik Nakliye Sanayi Ticaret Limited Şirketi’ne verildi. İddiaya göre, Şık-Kar Şirketi Mayıs ayında ilçede öğrencileri taşıyan tüm şoförlerin maaşından bin liralık kesinti yaptı. Kesinti nedeniyle tüm servis şoförlerinin kontak kapattı. Öğrenciler bu nedenle okula gidemiyor.

2 haftadır okula gidemiyorlar

Şikeftê Mahallesi’nde yaşayan öğrencilerin velileri, şirket sahibinin ücretlerdeki kesintisi nedeniyle 2 haftadır çocuklarının okula gidemediğini, sınav haftasında bazı öğrencilerin ise günde 8 kilometre yol yürüyerek okula ulaştığını belirtti.

Velilerden Mehmet Hafız Çelenk, “İhaleyi alan şirket devletten parasını almasına rağmen servisçilerin parasını vermemiş. Bu nedenle servisçiler kontak kapatmış ve 2 haftadır çocuklarımız, torunlarımız okula gidemiyor. 2 haftadır çocuklar her gün yola çıkıyor, servis gelir ümidiyle ama beklemekten yorulup geri geliyorlar. Servisçiler haklı, paralarını almadan geçinemezler. Bir an önce bu sorunun çözülmesi gerekiyor” diye konuştu.

Cemil Aslan da 3 çocuğunun olduğunu ve okula gidemediklerini söyledi. Muhtar aracılığıyla bugün İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne başvurduklarını söyleyen Aslan, “Ne olacak çocukların durumu bilmiyoruz. Bizim köyde en az 30 çocuk 2 haftadır okula gidemiyor” diye belirtti.

AMED

#Amedde #servis #şoförleri #kontak #kapattı #öğrenciler #okula #gidemiyor