Ana Sayfa Blog Sayfa 347

İsrail askerlerinin vurduğu Filistinli bebek hayatını kaybetti

İsrail askerlerinin, Batı Şeria’da başından vurarak yaraladığı 2 yaşındaki Filistinli bebek hayatını kaybetti

İsrail ordusunun, Batı Şeria’da başından vurarak ağır şekilde yaraladığı 2 yaşındaki Filistinli Muhammed et-Temimi hayatını kaybetti.

Batı Şeria’nın Ramallah kentine bağlı Nebi Salih beldesinde, 1 Haziran Perşembe günü vurulan 2,5 yaşındaki bebek, sağlık ekiplerinin müdahalelerine rağmen kurtarılamadı.

Filistin Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, İsrail güçleri tarafından vurulmasının ardından tedavi için İsrail’deki Sheba Tel HaShomer Hastanesi’ne kaldırılan bebeğin cenazesinin Ramallah’taki Filistin Tıp Kompleksi’ne nakledileceğini bildirildi.

Kaynak: NuJinha

#İsrail #askerlerinin #vurduğu #Filistinli #bebek #hayatını #kaybetti

Akbelen’de baskılar arttı: AKP demek çevresel yıkım demek

Akbelen Ormanı’nda ‘Seçimler sonrası baskıların artığını’ söyleyen avukat İsmail Hakkı Atal, ‘Bizim için AKP iktidarı demek, çevresel yıkım politikaları demektir’ dedi

Muğla’nın Milas ilçesinde bulunan Akbelen Ormanı’na Yeniköy-Kemerköy (YK) Enerji tarafından açılmak istenen kömür madenine karşı bölge halkının direnişi 2 yıldır devam ediyor. Şirket, zaman zaman jandarma zoruyla bölgeye girmeye çalışsa da direniş karşısında geri adım attı. AKP iktidarına yakınlığıyla bilinen ve bu dönemde birçok ihaleyi alan Limak ve İçtaş şirketlerinin ortaklığında kurulan YK Enerji, bölgede bulunan Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerinin yanı sıra hektarlarca alana yayılan kömür madenlerini de işletiyor.

28 Mayıs’ta gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunun ardından bölgeye tacizlerini arttıran şirket yetkilileri, sık sık keşifler yapmaya başladı. Son olarak 4 Haziran akşamı bölgeye gelen jandarma ve Orman Müdürlüğü çalışanları, köylülerin nöbet için kurduğu çadır ve konteynırlar için koordinat belirlemesi yaptı. Alanda bulunan konteynırın orman alanında bulunduğunu belirten yetkililer, belediyeye bildirimde bulunacaklarını söyledi.

İkizköylülerin avukatlığını yapan ekolojist avukat İsmail Hakkı Atal ile seçim sonrasında artan baskıları ve kömür madenine karşı verilen mücadeleyi Mezopotamya Ajansı’ndan Tolga Güney’e konuştu.

 ‘Direniş hakkımız var’

Madene karşı Akbelen Ormanı’nın kesim izin iptali ve maden sahasının genişletilmesinin iptali için iki dava açtıklarını belirten Atal, “iki dosyada da ‘yürütmenin durdurulması’ kararı olmasına rağmen bilirkişi heyetleri vasıtasıyla bu kararların kaldırıldığını” söyledi. Şu an da şirketin ormana girmesini engelleyecek bir “yürütmeyi durdurma” kararı olmadığını aktaran Atal, “Ama şirketin buraya girmesini engelleyecek Anayasal, hukuki, meşru direniş hakkımız var. Şirketin buraya girmesini engelleyen de bu. Bizde bu hakkımızı sonuna kadar kullanacağız” dedi.

‘Anayasal suç işleniyor’

Daha önce “yürütmeyi durdurma” kararını kaldıran İdare Mahkemesi hakimlerinin görevden alınması talebiyle şikayette bulunduklarını anımsatan Atal, şöyle devam etti: “Muhtemelen aynı şikayetleri Milas savcıları hakkında da yapmak zorunda kalacağız. Burada açık bir şekilde Zeytin Yasası ihlal ediliyor. Akbelen Ormanı içindeki zeytinliklere madencilerin 3 kilometreden daha fazla yaklaşmaması gerekirken, zeytinliğin 50 metre yanında kömür çıkarmaya devam ediyorlar. Defalarca şikayet etmemize rağmen savcılar, yasaları Limak’a karşı uygulamıyor ve Anayasa’nın 10’uncu maddesini de ihlal ederek Anayasal suç işliyor.”

‘Biz direnişe hazırız’

Seçim sonrasında Akbelen direnişine yoğun bir destek çağrısı yaptıklarını anımsatan Atal, “Burada madeni işleten şirket, iktidara yakın 5’li çeteden Limak şirketi. Şirket yetkilileri ‘AKP seçimi kazandığı takdirde ertesi gün ormana gireceğiz, keseceğiz’ şeklinde söylemlerde bulunmaya başladı. Bizde Anayasal direniş hakkımızı kullanmak için tüm çevre ve ekoloji örgütlerine çağrıda bulunduk. Belki de sadece köylüyü korkutmak için söylediler. Fakat biz direnişe hazırız” diye belirtti.

Seçim sonrası artan baskılar

Atal, seçim sonrasında şirket çalışanlarının ormana daha fazla gelmeye başladığını aktardı. Nöbet alanının sürekli olarak kontrol edildiğini sözlerine ekleyen Atal, “Nöbet alanında kaç kişi var, kimler geldi diye kontrol ediyorlar. direnişin gücünü ölçüyorlar” dedi. “Bizim için AKP iktidarı demek, çevresel yıkım politikaları demektir” diyen Atal, “Cumhuriyet döneminde 1923 ile 2002 arasında Türkiye’de verilen maden ruhsatı sayısı 7 bin. AKP ile birlikte vahşi kapitalizmin uygulanması serbest hale geldi. Maden ve orman kanununda değişiklik yapıldı ve 20 yılda 170 bin maden ruhsatı verildi. AKP’nin temel ekonomik, siyasi politikası özellikle beton rantı, termik santralcilik, fosil yakıt endüstrisini beslemek, tarımı, ekolojiyi bitirmek, kırsalı boşaltmak ve insanları köleleştirmek üzerine kuruldu. Fakat hiçbir zaman haksızlık, hukuksuzluk sonsuza kadar sürmez. Elbet bu devran dönecek. Bu devran döndüğünde şu ana kadar yaşadığımız sıkıntıların üzerine demokratik, hukuka, uygun yeni bir yargı sistemi inşa edeceğiz” dedi.

‘Ekolojiden anlayan yöneticilere ihtiyacımız var’

İklim krizinin artık yaşamı tehdit ettiğini vurgulayan Atal, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün İklim Afetleri İstatistiklerine göre; Türkiye’de 1980-89 arasında 679 iklim afeti yaşanırken, sadece 2018 yılında 876 iklim afeti yaşandığına dikkat çekti. Termik santraller, madenler, orman kesimlerinin insan yaşamını tehlikeye soktuğunu belirten Atal, “2002 ile 2016 arasında Sağlık Bakanlığı’nın resmi istatistiğine göre, kanser vakaları erkeklerde 12, kadınlarda 7 kat artmış durumda. Çünkü altın madenleri Erzincan İliç’te Fırat’ı, Fatsa’da bütün Karadeniz’i, Uşak’ta Ege bölgesini, İzmir Efemçukuru’nda ise on yıllardır İzmir halkının içme suyu havzasını zehirliyor. Dolayısıyla bizim yaşayabilmemiz için ekolojik bir devrime ve ekolojiyi anlayan yöneticilere ihtiyacımız var” şeklinde konuştu.

‘Gerçek mücadelemiz budur’

Verilen mücadelenin artık bu bir yaşama ve varoluş mücadelesi olduğunun altını çizen Atal, sözlerini şöyle sürdürdü: “Temiz su, toprak ve havayı koruduğumuz sürece, geriye kalan her şeyi çözebilecek gücümüz olur. Ama bunlar olmadığı sürece hiçbir şeyi çözemezsiniz. Bugün karşı karşıya kaldığımız örgütlü cehalet, Türkiye halklarının geleceğini tehlikeye sokuyor. Buna karşı da tüm halkımızın örgütlü olması gerekiyor. Bir Kızılderili atasözünün söylediği gibi, ‘Yağmur herkesin üstüne yağar’. Zehirli toprak, hava ve su tüm insanların üstüne yağar. Ama sermayenin üstüne yağmıyor. Onlar kendi sırça köşklerinde yaşıyorlar, sularını, yemeklerini özel yerlerden getiriyorlar. Dolayısıyla bizim gerçek mücadelemiz budur.”

MUĞLA

 

 

#Akbelende #baskılar #arttı #AKP #demek #çevresel #yıkım #demek

Kanser hastası Kaplan adım adım ölüme sürüklendi

Sürekli rahatsızlanmasına rağmen detaylı araştırma ve tedavisi yapılmadığı için kanser olduğu yıllar sonra öğrenilen hasta tutuklu Behçet Kaplan, ameliyat olduktan 7 gün sonra yaşamını yitirdi

Türkiye cezaevlerinde hasta tutukluların tedavilerine dönük engellemeler sürüyor. Cezaevlerinde birçoğu şüpheli bir biçimde yaşamını yitirenlerin sayısında ise giderek artış gözlemleniyor. İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) belirlemelerine göre, 2022 yılı içerisinde çeşitli cezaevlerinde en az 78 tutuklu yaşamını yitirdi. Bu tutukluların 36’sı, hastalıkları nedeniyle yaşamını yitirdi. Yaşamını yitiren hasta tutukluların biri 70 yaş üzeri, 4’ü ise 80 yaş üzeri idi. Yine 6 hasta tutuklu da tahliye edildikten kısa süre sonra yaşamını kaybetti.

Şüpheli ölümler ve intihara sürüklenenler

2022 yılında yaşamını yitiren bir tutuklunun ölüm nedeni bilinmezken, 16 tutuklu intihara sürüklendi. İkisi 17 yaşlarında çocuk, ikisi de kadın olmak üzere 25 tutuklu şüpheli şekilde yaşamını yitirdi.

Cezaevlerindeki bu durum, 2023 yılına gelindiğinde değişiklik göstermedi. Haziran ayına kadar cezaevlerinde 5’i şüpheli bir şekilde olmak üzere 15 tutuklu yaşamını yitirdi. 16 Mayıs’ta yaşamını yitiren Behçet Kaplan’ın yaşadıkları ise siyasi tutuklular üzerindeki politikaları özetledi.

42 gün boyunca tecrit altında tutuldı

Henüz 20 yaşındayken 11 Aralık 2014’te tutuklanan ve Bitlis E Tipi Kapalı Cezaevi’ne konulan Kaplan, 2021 Mart ayında Ahlat T Tipi Kapalı Cezaevi’ne götürüldü. 2021 yılı Mart ayından Ekim ayına kadar Ahlat’ta kalan Kaplan, cezaevindeki pandemi şartları gerekçe gösterilerek 42 gün boyunca tecrit altında tutuldu. Bu süreç içerisinde rahatsızlanan Kaplan, doktorların talebine rağmen hastaneye götürülmesi yaklaşık iki hafta boyunca geciktirildi. 15 günün ardından yeniden hastaneye götürülen Kaplan’ın tek kişilik hücrede kalma süresi sürekli olarak uzatıldı ve 42 gün boyunca tecrit altında kaldı. Bu süreçte gıdaya erişimi ve ısınma hakkı sağlanmayan Kaplan, ailesinin de ziyaretine gelememesinden dolayı sevk için dilekçe vererek, Bitlis E Tipi Kapalı Cezaevi’ne götürüldü.

Rahatsızlığı detaylı araştırılmadı

Uzun süre mide ağrıları yaşayan ve hastaneye her gittiğinde reflü ve gastrit teşhisleriyle ayrılan Kaplan, geçtiğimiz yıl nefes darlığı ve çarpıntı nedeniyle cezaevinde fenalaşarak hastaneye kaldırıldı. Ancak doktor, sorunun “psikolojik” olduğunu öne sürdü. Bu süreçte ailesi tedavi olması için birçok yol denerken, “gaz sıkışması, bağırsaklarında enfeksiyon ya da böbreğinde enfeksiyon” olduğu gerekçeleriyle detaylı bir araştırma yapılmadı.

‘Gardiyanları rahatsız ediyorsun’ tutanağı

2022 yılı Kasım ayında tekrar Ahlat T Tipi Kapalı Cezaevi’ne götürülen ve 2023 Ocak ayına kadar yatak verilmeyen Kaplan, bu süreçte yerde yatmak zorunda kaldı. Sadece bir battaniye verilen Kaplan, ailesine gönderdiği mektuplarda hücrede bulunan peteklerin de yanmadığını aktardı. Soğuk ve yerde yatması nedeniyle rahatsızlanan ve Ocak ayında bir gece fenalaşan Kaplan, idare tarafından “Gece gece gardiyanları rahatsız ediyorsun” denilerek, hakkında “gardiyanları rahatsız ettiği” gerekçesiyle tutanak tutuldu. Ancak daha sonra koğuştaki bazı arkadaşlarının hasta olduğu yönünde şahitliği üzerine tutanak iptal edildi.

E-Nabız savcıyı yalanladı

Ocak ayından itibaren sık sık rahatsızlanan Kaplan’ın, dilekçeler ve tüm çabalarına rağmen tedavisi engellendi. Siyasi tutuklu olması nedeniyle her gece yaşadığı sancılar görmezden gelindi. Sevkleri yapılmasına rağmen hastaneye götürülmeyen Kaplan’ın, 3 Şubat 2023 tarihinde Gastroentroloji Bölümü’ne sevki yapıldı ama avukat itirazı ile birlikte 4 ay sonra hastaneye gidebildi. Bu süreçte kan kusmaya başlayan Kaplan’ın, ailesine defalarca “Sevkim var ancak götürmüyorlar” şikayetinde bulunması üzerine ailesi Ahlat Cezaevi’ne giderek, savcı ile görüştü ancak sonuç alınamadı. Aile, cezaevi müdürüyle görüşmesi sonrası, “9 defa hastaneye götürülmüş, dün de hastaneye götürülmüş” cevabını alırken, e-Nabız’dan kontrol eden aile sadece bir kere Üroloji doktoruna götürüldüğünü ve mide ağrısı için endoskopi yapılmadığını fark etti. Sistemdeki bilgilere göre Gastroenteroloji doktoruna yönlendirilen Kaplan’ın, onun yerine Üroloji doktoruna götürüldüğü öğrenildi. e-nabız bilgilerinde ise hastaneye sadece 2 girişinin olduğu görüldü.

E-Nabız’a gizlilik kararı

Sonrasında Bitlis Cezaevi savcısıyla görüşmeye giden aile, Kaplan’ın uzun zamandır ağrıları olduğunu, çok zayıfladığını söylemesine rağmen, “Cezaevindekiler, psikolojik sorunlar yaşıyorlar, ailelerine yalan yanlış bilgiler veriyor” şeklinde cevabı verildi. Aile, e-Nabız’da hastaneye götürülmediğine dair bilgileri Bitlis Cezaevi savcısına da aktardı. Ertesi gün ise e-Nabız için gizlilik kararı çıkarıldığını öğrenen aile, Tatvan Devlet Hastanesi’ne bilgi almak için gitmelerine rağmen “Savcı izni olmadan bilgi veremeyiz” yanıtı aldı. Erişimin üzerinden iki hafta sonra avukatlar tarafından yapılan görüşmeler sonucunda bu gizlilik kararı kaldırıldı.

Kanser olduğu söylenmedi

Ramazan ayının ortasında Tatvan Devlet Hastanesi’ne götürülen Kaplan’a, ultrason sonuçlarında yer almasına rağmen Ramazan Bayramı’ndan 4 gün önce kanser olduğunu söylendi. Hastaneden ilaçları yazdırılmasına rağmen cezaevi idaresince ilaçları verilmedi. Bayramdan sonraki Pazartesi günü hastaneye götürülen Kaplan, doktor olmadığı için Ahlat Cezaevi’ne geri getirilirken, ertesi gün Van’a götürüldü. Kaplan, Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürüldü ve hastane sonrasında da Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevine götürüldü. Yaklaşık 10 gün boyunca bu şekilde hastaneye götürülen Kaplan’ın ailesine 9 Mayıs’ta ameliyat için haber verilirken, eşi 9 Mayıs tarihinde görmek için hastaneye gitti. Daha sonra cezaevinden aranan Kaplan’ın eşine, “Eşin ameliyat olacak, gelip imza atman gerekiyor” denildi. Aile, hastaneye gittiğinde Kaplan’ın kötü bir durumda olduğunu gördü.

En az 2 yıldır kanser

Doktor ile konuşan aile, “Artık çok geç kalındığını, ameliyat devresini geçtiğini ve uzun zamandır bu hastalığın onun bedeninde olduğunu, yaklaşık 2-3 senedir bu hastalığının olduğunu, bu sebepten dolayı hastalık, akciğer, karaciğer, bağırsak ve böbreklerini sıçramış, metastaz yapmış” bilgisini aldı. Akciğerleri iflas edecek dereceye gelen, midesi ve bağırsakları kuruyan, midesi kapandığı için hiçbir şey yiyemez hale gelen Kaplan’ın, tam 4 aydır düzenli beslenemediği öğrenildi. Su dahi içemeyen Kaplan, yatalak bir hale geldi.

‘Ameliyat evresini çoktan geçmiş’

Kaplan’ın durumundan dolayı savcıdan refakatçi izni almak isteyen eşinin talebi, Van’daki savcı tarafından reddedilirken, dördüncü günden sonra ancak Bitlis’ten almış oldukları izin ile belirli aralıklarla ziyaret edebildi. Kaplan’ı 10 Mayıs’ta ameliyat eden doktoru, “Safra kesesini mi alacağım bağırsağını mı alacağım, bütün organlar gitmiş, ameliyat evresini çoktan geçmiş” dedi.

Ameliyatttan sonra yatağa kelepçelendi

Kaplan, ameliyat sonrası hastanede yatağa kelepçelendi. Ameliyat sonrası Kaplan’ın midesine ve bağırsağına tüp takılırken, doktor ikinci kez ameliyat olması gerektiğini ifade ederek, “Eğer ki biz ameliyat etmezsek, açlıktan ölecek, hiçbir şey yemediği için ölecek, ameliyat edeceğiz ki biraz bağırsağı midesi toparlanır” bilgilerini paylaştı. Ameliyat sonrası 7 gün boyunca yoğun bakımda kalan Kaplan, doktorların “bilinci açık” bilgilendirmelerine rağmen 7’nci gün yaşamını yitirdi.

Cenaze aracı bile verilmedi

Kaplan ve ailesinin maruz bırakıldıkları ihlaller yaşamını yitirdikten sonra da devam etti. 3 saat boyunca Adli Tıp Kurumu’nda (ATK) bekletilen ailenin cenaze aracı talebi, “siyasi tutuklu” olduğu gerekçesiyle reddedildi.

Cezaevi yönetiminin siyasi tutuklulara dönük yaklaşımlarından dolayı tedavisi engellenen Kaplan, 2023 yılında yaşamını yitiren 15’inci tutuklu olarak kayıtlara geçti.

Çevirmen: Kaplan sadece bir örnek

İHD Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Nuray Çevirmen, Kaplan’ın cezaevinde yaşadıklarının tüm hasta tutukluların yaşadıkları açısından önemli bir örnek olduğuna vurgu yaptı. Çevirmen, “Kaplan, uzun bir süre ayrımcılık uygulanarak tedavisi engellendi. Türkiye’de yaşayan herkesin eşitlik ilkesi çerçevesinde muamele görmesi gerekirken, Türkiye’de bu durum geçerli değil” dedi.

Çevirmen, “Ağır hasta mahpuslar serbest bırakılsın derken, biz ölümün kıyısına gelmiş mahpuslardan bahsetmiyoruz. Hapishanede tedavileri güç olan ve dışarıda tedavisi yapılabilecek olan mahpusların infazlarının ertelenmesini ve hapishanede yaşamını devam ettiremeyecek engelli ve yaşlı mahpusların da tahliye edilmesini talep ediyoruz ancak bu ne yazık ki gerçekleşmiyor” diye konuştu.

‘Yüzlerce tutuklu yaşam savaşı veriyor’

Cezaevlerindeki yüzlerce hasta tutuklunun adeta “yaşam savaşı” verdiğine dikkat çeken Çevirmen, “Türkiye’de belki idam cezası yok ama mahpuslara yavaşlatılmış bir ölüm dayatıldığını söylemek gerek. Bunun yanı sıra pek çok şüpheli ölüm var. İntihara sürüklenen mahpuslar var, işkence var. Yaşamın oldukça güçleştiği ve ihlallerin çeşitlenerek arttığı bir hapishaneler gerçeğiyle karşı karşıyayız” sözlerine yer verdi.

Haber: Fırat Can Arslan/MA

#Kanser #hastası #Kaplan #adım #adım #ölüme #sürüklendi

Aytun Çıray, İYİ Parti’den istifa ettiğini duyurdu

İYİ Parti 27. dönem İzmir Milletvekili Aytun Çıray, Akşener’i isim vermeden eleştirip Kılıçdaroğlu’na teşekkür ederek partiden istifa ettiğini açıkladı

İYİ Parti 27. Dönem İzmir Milletvekili ve Genel Başkan Başdanışmanı Aytun Çıray, partisinden istifa ettiğini duyurdu.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’i isim vermeden eleştiren Çıray, “Kurucu Genel Sekreteri olarak yola çıktığım ve birçok görevde bulunduğum İYİ Parti’den istifa ediyorum” ifadelerini kullandı.

Aytun Çıray’ın açıklamasından bazı kısımlar şöyle:

“Türkiye’nin içine sürüklendiği girdapla birlikte sıkışan siyasetin bana göre demokratik açıdan çözümü, merkezde, Atatürk ilkelerine ve kurucu milli değerlere bağlı, bu ilkeler ışığında kuşatılmaya çalışılan CHP ile birlikte cumhuriyet için mücadele edebilecek özgürlükçü bir parti kurmaktı.

Bu duygu ve düşüncelerle kurduğumuz İYİ Parti, Sayın Kılıçdaroğlu’nun demokratik desteği ile seçimlere girerek TBMM’de gurup kurdu ve oy oranları gittikçe artan bir şekilde yükselmeye başladı.

Tam bu esnada derinden derine işlediği anlaşılan sinsi bir anlayış ile 20 Eylül 2020 İYİ Parti Kurultay’ında söz konusu hedefe ilk darbe vuruldu. Başta bana ve Sayın Ümit Özdağ’a olmak üzere İYİ Parti’de bir tasfiye operasyonu başlatıldı.

Bu kriz Sayın Özdağ’ın ayrılıp parti kurması ile sonuçlandı ki, yarattığı etkiyi 14-28 Mayıs cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşadık.

‘Başıma tabanca dayasalar dahi kalkmam’ denilen Millet İttifakı masasından kalkılmasıyla birlikte, Türk toplumunda ortaya çıkan şok dalgası, sonunda İYİ Parti Genel Başkanı’na karşı bir öfke seline ve onunla arasında derin bir güven bunalımına dönüştü.

Ortaya çıkan bu bunalım ne yazık ki sadece İYİ Parti’ye değil cumhurbaşkanlığı seçim sürecine, dolayısı ile demokrasimizin ve gençlerimizin geleceğine zarar verdi.

Kamuoyu bildiği için burada tekrarlamaya gerek görmediğim daha pek çok başka nedenden dolayı bugün itibarı ile kurucu Genel Sekreteri olarak yola çıktığım ve birçok görevde bulunduğum İYİ Parti’den istifa ediyorum.

Cumhuriyet ve demokrasi adına bu süreçlere katkıyla birlikte şahsıma büyük bir hoşgörü ile destek veren Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na ve CHP’lilere bir kez daha sonsuz teşekkürlerimi arz ediyorum.”

HABER MERKEZİ

 

#Aytun #Çıray #İYİ #Partiden #istifa #ettiğini #duyurdu

Nisêbîn’de polislerin karıştığı yağma iddianamesi: Trafodan kablo bile çaldılar

Nisêbîn’de sokağa çıkma yasağı sırasında polislerin yağma yaptığına dair hazırlanan iddianamenin detayları ortaya çıktı; Kızılay yemeğinden trafo kablolarına, elektronik eşyalardan ziynet eşyalarına her şeyi satmışlar

Mêrdîn’in Nisêbîn (Nusaybin) ilçesinde 14 Mart 2016’da ilan edilen ve aylar süren sokağa çıkma yasağı sırasında polislerin “yağma şebekesi” kurdu. Mardin 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edilen iddianameye göre dönemin Nusaybin İlçe Emniyet Müdürü Kadir Şen ve dönemin TEM Şube Amiri Ünal Uyar’ın da aralarında olduğu polisler suçlandı.

İddianamenin detayları

İddianamede, dönemin Nusaybin İlçe Emniyet Müdürü Kadir Şen, Nusaybin İlçe Emniyet Müdür Yardımcısı Ahmet Tuğcu, Nusaybin TEM Şube Amiri Ünal Uyar ile birlikte polisler Mahmut Öztekin, Müslüm Bozkurt, sokağa çıkma yasağı sonrasında ilçede yıkım işinin verildiği müteahhit Mahmut Çomoğlu, firma çalışanı Arif Kara ve polis muhbiri olduğu değerlendirilen Fırat Abdulkerim Sezişli sanık olarak yer aldı. Sanıklara “Rüşvet almak ve vermek”, “İcbar suretiyle irtikap” ve “Tehdit, denetim görevini ihmal ederek zimmet veya irtikaba neden olmak” suçlamaları yöneltildi.

İşlenen suçlar

MA’dan Ahmet Kanbal’ın haberine göre iddianamede sanıkların ifadeleri ile tanık beyanlarına yer verildi. Dosyada kurulan şebekeyi ve yaptıkları işleri gözler önüne serdi. Yasak sırasında girilen evlerin yağmalandığı, zarar görmeyen evlerin içine patlayıcı yerleştirilerek patlatıldığı, eşyalarını almak isteyen yurttaşlardan rüşvet alındığına dair detaylar dosyada yer aldı. Dosyada, sanıkların para alamadıkları kişiler ile tanıklık yapan birçok kişiyi de tehdit ettikleri belirtildi.

Çaldıkları eşyalar okulda saklandı

Yurttaşların evlerinden çıkarılan eşyaların konulduğu okulun müdürü A.T., “Okula girdiğimde odamda birçok ev eşyasının olduğunu gördüm. Bunun üzerine Mahmut Öztekin isimli şahsı aradım, söz konusu eşyaları ne yapacağımı sordum. O da bana gelip alacaklarını söyledi. Ancak söz konusu eşyaları almaması üzerine ben tekrar kendisini aradığımda, söz konusu eşyaların bana zimmetli olduğunu ve gelip alacağını ifade etti. Daha sonra 30/09/2016 tarihinde bir polis memuru gelerek söz konusu eşyaları almaya geldiğini söylemesi üzerine bende resmi bir yazı ile birlikte okulun anahtarlarını getirmesi halinde söz konusu eşyaları kendilerine vereceğimi ifade ettim” şeklinde ifade verdi.

Müdür tehdit edildi

Resmi yazı istemesi üzerine “hakkında soruşturma açarım” sözleriyle tehdit edildiğini aktaran okul müdürü A.T., sonrasında zırhlı araçla 3 polisin okula gelerek kendisini zorla götürmek istediklerini, ancak il ve ilçe Milli Eğitim Müdürlerini aramasıyla kurtulduğunu belirtti

Paraları paylaştıklarını gördüm

Dosyada tanık olarak dinlenen ve kendisi de Nisêbîn’de bir başka “yağma, tehdit ve işkence” dosyasında daha önce ceza alan polis Ö.D. de, ifadesinde “Amirler lokaline, İlçe Emniyet Amiri Ünal Uyar’a evrak imzalatmak üzere gittim. Odaya girdiğimde İlçe Emniyet Müdürü Kadir Şen, Müdür Yardımcısı Ünal Uyar, KOM Grup Amiri olan Serhan Amir ile birlikte 200 TL’lik banknotlar halinde paraları paylaştıklarını gördüm. Bunun üzerine içerdeki şahıslar afalladılar” dedi.

‘Evlerden eşya alıp satıyorlardı’

Tanık olarak dinlenen bir başka polis G.A. ise, ifadesinde Mahmut Öztekin isimli polisin yasaklı mahallelerde evleri bulunanlardan rüşvet karşılığı eşyalarını çıkarmalarına izin verdiğini belirterek, “Ekiplerde çalışan arkadaşlara talimat vererek şu kapama noktasından araç geçeceğini, araçla birlikte evin bulunduğu bölgeye gitmeleri şeklinde talimatları oluyordu. Ama ekibin hiçbir şeyden haberi yoktu” dedi. Mahmut Öztekin’in kentte çıkan molozları da para karşılığı sattığını kaydeden G.A., “Ayrıca operasyon bölgesinde bulunan evlerden ikinci el elektronik eşyaların çıkarıldığını ve sattıklarını, altın ve değerli eşyalar arandığını duydum. Mahmut’un yine bir eve girerken düştüğünü ve kolunu kırdığını duydum, kolu yaklaşık 1,5 ay kadar sargıda kaldığı halde bir gün bile istirahat almadı” ifadelerini kullandı.

Kızılay’ın çıkarttığı fazla yemek şirketlere satıldı

Kızılay tarafından Nusaybin İlçe Emniyet Müdürlüğü personeline günlük yemek dağıtıldığını ve fazladan çıkarılan 200 kişilik yemeğin yıkım şirketlerine satıldığını kaydeden G.A., şunları söyledi: “Yine yıkılmayacak evlerin özellikle kolonlarına bomba yerleştirip bu evleri yıktırdığı, bunlardan çıkan hurdayı ve içindeki eşyayı da sattığını duydum.”

Pasaj bombalandı içindeki eşyalar satıldı

Tanık olarak dinlenen polis Ü.Ç. de, “Olaylar sırasında yine kaçakçılar çarşısı diye geçen pasajlar bombalandı. Bu sırada Mahmut Öztekin’in de bu bölgeye gelerek pasajdan birçok elektronik eşya ve para edecek birçok eşyayı araca yükleyerek götürdüğünü biliyorum. Yine yasak bölgede yıkılmayacak evlerin sahiplerine ulaşarak, evlerinin yıkılırsa devletten daha fazla para alacaklarını ikna ettiği, daha sonra arada mühendislerin olduğu bu iş için mühendislerin para istediğini öne sürerek ev sahiplerinden parayı kendi adına aldığını duydum.” diye anlattı.

Kablo bile çaldılar

Tanık olarak dinlenen kepçe operatörü polis M.A., örgüt üyelerinin bulunabileceği iddiasıyla elektrik trafosunun kapısının kırılması yönünde talimat verildiğini belirterek, “Bu trafoların içerlerinde yoğun miktarda bakır kablolar bulunmaktaydı. Birkaç gün sonra aynı trafonun yanından geçtiğimde içerisindeki bakır kabloların yerinde olmadığını gördüm” ifadelerini kullandı.

Suçlananlardan biri Emniyet Müfettişi olarak görevde

Dosyada yer alan sanıklardan Kadir Şen ve Ünal Uyar daha önce de ilçede bir iş insanını kaçırıp, işkence ve tehditle yağma suçundan birlikte yargılanmıştı. Dava kapsamında Ünal Uyar’a 22 yıl hapis cezası verilirken, Kadir Şen hakkında ise beraat kararı verilmişti. Ünal Uyar, verilen hapis cezasının ardından tahliye edilirken, yargılama sırasında Tire İlçe Emniyet Müdürü görevine getirilen Kadir Şen ise, daha sonra 1’inci Sınıf Emniyet Müdürü olarak terfi etti. Kadir Şen’in halen Emniyet Müfettişi olarak görevini sürdürdüğü öğrenildi.

MÊRDÎN

#Nisêbînde #polislerin #karıştığı #yağma #iddianamesi #Trafodan #kablo #bile #çaldılar

Öcalan: AKP Kürt Haması yaratmaya çalışıyor

2007’de yaptığı bir belirlemede ‘Hizbullah’ı bölgede güçlendirmeye çalışan AKP’nin Kürtleri tasfiye etmek için yeni yöntemler geliştirdiğini’ belirten PKK Lideri Abdullah Öcalan, ‘AKP Kürt Hamasını yaratmaya çalışıyor’ belirlemesinde bulunmuştu

Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimler, siyasi partilerin kurdukları ittifaklarla yeni bir dönemin perdelerini de araladı. Siyasetinin merkezine Kürt düşmanlığını alan AKP ile MHP, Hür Dava Partisi, Yeniden Refah Partisi, Büyük Birlik Partisi’nin (BBP) yer aldığı Cumhur İttifakı, Kürt sorununda çözümsüzlük ve savaş siyasetini sürdüreceğinin mesajını hem ittifaklarla hem de seçim sürecinde meydanlarda yaptığı açıklamalarla verdi.

AKP’nin ittifaklarının şifrelerini ise İçişleri Bakanlığı koltuğuna geldiği 2016’dan bugüne Kürt düşmanlığı ile öne çıkan AKP İstanbul Milletvekili Süleyman Soylu, 28 Mayıs ikinci tur seçimleri öncesi açıkladı.

Hür Dava Partisi ile ittifakın “devlet aklı” olduğunu belirten Soylu, “Biz HÜDA PAR’ı o tarafa bıraksaydık ne yapmış olacaktık” ifadeleriyle, bunun stratejik bir hamle olduğunu söyledi.

30 Ekim 2014 tarihli Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında karar altına aldığı “Çöktürme Planı” ile 24 Temmuz 2015’te Kürtleri tasfiye planını devreye koyan AKP, istediği sonucu alamayınca yeni yöntemlere başvurdu. AKP, bunun işaretlerini seçim adı altında kurduğu ittifaklarla vermeye başladı. Nitekim Hür Dava Partisi’nin Cumhur İttifakı’nda yer almasıyla, 1990’lı yıllarda Kürt katliamlarıyla bilinen Hizbullah yeniden gündeme geldi.

PKK Lideri Abdullah Öcalan, ağır tecrit koşullarında tutulduğu İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde avukatlarıyla daha önce yaptığı görüşmelerde, “AKP Kürt Haması yaratmaya çalışıyor” uyarısıyla, AKP’nin Kürtleri tasfiye planlarına işaret etmişti.

‘Yaşanan vahşeti unutmamak gerekiyor’

Siyasal İslam’ın Cumhuriyetin başından beri partilerle ilişkili olduğuna işaret eden Abdullah Öcalan, geçmişte Demokrat Parti, daha sonra Adalet Partisi ve Milli Selamet Partisi’nin, şimdi de bunun AKP ile devam ettiğini belirtti. Siyasal İslam’ın bir kanadının Suriye üzerinden Suudilere dayandığını ve ekonomik yardım aldığını kaydeden Abdullah Öcalan, binlerce Kürt’ü katleden Hizbullah’ın da bunlardan bağımsız olmadığının altını çizdi. Bu ilişkilerin halka iyi anlatılması gerektiğini vurgulayan PKK Lideri, 13 Eylül 2007 tarihli avukat görüşmesinde, “Yaşanan vahşeti unutmamak gerekiyor. Diyarbakır’da insanlara arkadan yaklaşıp baltayla ya da enselerine tek kurşun sıkarak binlerce gariban Kürt yurtseverini öldürmediler mi? Bıraksalar hepimizi vahşice katlederler. Önce Bahriye Üçok, Uğur Mumcu gibi sol Kemalistleri katlettiler. Daha sonra devlet –ki, devletin tümünü zan altında bırakmak istemem- bazı valiler ve garnizon komutanları eliyle özellikle 92’de Hizbul-kontra olarak Kürtlere karşı kullandılar. Örneğin Batman Valisinin yaptığı buydu. Diyarbakır Mahkemesi yıllar sonra verdiği kararda, bu yöntemin ne kadar hatalı olduğunu belirtiyordu. Mahkeme bile bunu kabul edilemez bulmuştu. Halkımız bu tehlikelere karşı uyanık olmalıdır” uyarısında bulundu.

‘Amaç tasfiyedir’

Hizbullah’ın tehlikeli olduğunu ve halkın buna karşı bilinçlendirilmesi gerektiğini belirten Abdullah Öcalan, 19 Eylül 2007 tarihli görüşmede, “Geçmişte Hizbul-kontra olarak üzerimize sürüldüler. Binlerce yurtseveri katlettiler. Devlet de bunlara göz yumdu. Artık bugün mahkemeler bile bu tutumun yanlış olduğunu söylüyorlar. Hizbullah’ı kullanmakla hata ettik diyorlar. Bugünkü bu ekibin Hizbul-kontradan hiçbir farkı yoktur; amaç tasfiyedir. AKP Kürt Hamasını yaratmaya çalışıyor. Hamas’ı çağırıp boşuna görüşmediler. Hamas nasıl FKÖ’yü (Filistin Kurtuluş Örgütü) tasfiye ettiyse, PKK’yi de FKÖ’nün akıbetine uğratmak istiyorlar” dedi.

‘Doğacak boşluğu Kürt Hamasıyla doldurmak istiyorlar’

Abdullah Öcalan, 26 Eylül 2007 tarihli görüşmede de, Kürt Haması uyarısında bulunarak, “On yıl önce hiç kimse FKÖ ile Hamas’ın ayrılıp birbiriyle çatışacaklarını tahmin edemiyordu. Hizbullah’ın 1990’lı yıllarda kurdurulup bölgede binlerce Kürt’ü katledeceğini hiç kimse tahmin edememişti. Ama şimdi FKÖ ve Hamas çatışıyor. Hizbullah da binlerce insanımızı katletti, sokak ortasında yurtseverleri satırla vurdular” hatırlatmasında bulundu.

PKK’nin tasfiyesiyle bölgede doğacak boşluğu Kürt Haması ile doldurulmak istendiğini kaydeden Abdullah Öcalan, 27 Aralık 2007 tarihli görüşmede de, bunun AKP eliyle yapılacağını ifade etti. PKK Lideri, bunun çözümsüzlük olduğunu vurgulayarak, “Ama bizim siyasetimiz çözümü sağlayacak en makul siyasettir” ifadelerinde bulundu.

‘Siyaset yapanlar bunu unutmamalı’

Abdullah Öcalan, 9 Ocak 2008 tarihli görüşmesinde, Hizbullah’ın önce İlim Cemiyeti altında örgütlendiğini, daha sonra ikiye ayrıldığını ifade ederek, “Önce on kişiydiler, sonra yüz kişi, binlerce kişi oldular ve Diyarbakırlıları satırlarla doğradılar. Şimdi sayıları daha çoktur ve daha tehlikelidirler. Velioğlu’nu, önce desteklediler, kullandılar, sonraki durumu da biliniyor. Bütün Diyarbakır güçlerini seferber ederek, iyi bir çalışma yapabilirler. Diyarbakır adına siyaset yapanlar bunu anlatmalı” şeklinde konuştu.

‘Halkımız örgütlenme geliştirmeli’

Hizbullah’ın bölgede yeniden hareketlendiğine dikkat çeken Abdullah Öcalan, 9 Eylül 2009 tarihli görüşmede şunları söyledi: “Bunlar yeniden harekete geçip, bölgede cinayetlere başlayabilirler. Biliyorsunuz bunlar daha önce ‘90’lı yıllarda Silvan’ı darmadağın ettiler. Bunlar faşisttirler, katiller. Öyle arkadan vururlar, haberiniz bile olmaz. Halkımız bunlara karşı uyanık olmalı, muazzam bir örgütlenme geliştirmelidir.”

‘Bütün bölgeyi kontrol altına alabilirler’

Bölgedeki kimi örgütlenmelerin Hizbullah’ın silahsız hali olduğuna işaret eden Abdullah Öcalan, 1 Kasım 2010 tarihli görüşmede, “Bu çok ciddidir, silahsız Hizbullah’ı oluşturuyorlar. Zamanla İslam dinini amaçları için kullanmaları çok tehlikeli bir karaktere bürünebilir. AKP’nin amacı kendi Hamas’ını yaratmaktır. Böyle bir durumda sizleri çiğ çiğ yutarlar. Sayın Başbakan da bu tehlikenin boyutunun, işin ciddiyetinin farkında olmayabilir ama bu Hamas tarzı örgütlenmeler bölgeyi ele geçirirse, kendisi de artık kontrol edemez ve bunlar sadece bizi tasfiye etmeye çalışmakla kalmazlar, bütün bölgeyi kontrolleri altına alabilirler. Filistin’de de böyle yaptılar, El Fetih’ten iktidarı nasıl aldılar? Bu Hamas zihniyetinin Filistin’de yaptıklarını görmediniz mi? İktidarı ele geçirme sürecinde insanları binaların tepelerinden aşağıya attılar. Aynı süreç bölgede de tekrarlanmak isteniyor. Bunların dinle bir alakası da yoktur. Böyle sahte İslam’la yapmaya çalışıyorlar” diye belirtti.

‘AKP’nin asıl amacı tasfiyedir’

Hizbullah’ın “derin” olarak tanımladığı organizasyonun küçük kısmı olduğunu belirten Abdullah Öcalan, arkasındaki derin güç ve planlara işaret etti. PKK Lideri, 2 Şubat 2011 tarihli görüşmede şu değerlendirmelerde bulundu: “AKP’nin asıl amacı tasfiyedir. Bu açık ve nettir. Bugüne kadar klasik yöntemlerle Kürtleri tasfiye edemediler, şimdi yeni yöntemler geliştiriyorlar. Bunlar yeni soykırım politikalarıdır. İşte ordunun bir kısmı savaşı istemiyor, savaştan bıkmış, ağır ve hantal bir duruma gelmiş, bunlarla istediği savaşı veremiyor, daha hareketli işte 50 bin kişilik kendisine bağlı özel ordu kuruyor, her birine bir buçuk iki milyar maaş da vereceklermiş. Yine 15 bin kişilik imam ordusunu da bölgeye gönderiyor ki bunlar da klasik anlamda imam değildir, özel görevlidir. Yeni karakollar da kuruluyormuş herhalde. İşte paralı ordu kurmadı mı, özel görevli imamlar atamadı mı, Hizbullah’ı tahliye ederek yedek güçler oluşturmuyor mu? Kürtlerin tasfiyesi çeşitli şekillerde yürütülüyor.”

PKK Lideri, 18 Şubat tarihli görüşmede AKP’nin kendi hegemonyasını kurmaya çalıştığını ifade ederek, buna karşı herkesin elinden geleni yapması gerektiğini söyledi.

Kaynak: MA

#Öcalan #AKP #Kürt #Haması #yaratmaya #çalışıyor

Kararnameyle yönetmeye devam: 13 üniversiteye rektör atandı

Cumhurbaşkanlığı Kararı ile 13 özel ve devlet üniversitesine rektör atandı

Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararı ile aralarında Galatasaray Üniversite de olmak üzere 13 özel ve devlet üniversitesine rektör ataması yapıldı.

Gazete’nin bugünkü sayısında AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan kararnameye göre, Galatasaray Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Abdurrahman Muhammed Uludağ, Afyon Kocatepe Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Mehmet Karakaş, Biruni Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Adnan Yüksel, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Hüseyin Dalgar, Bursa Uludağ Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ramazan Cüneyt Erenoğlu, Çankaya Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Hadi Hakan Maraş, İstanbul Beykent Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Volkan Öngel, İstanbul Ticaret Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ömer Torlak, İzmir Ekonomi Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Yusuf Hakan Abacıoğlu, Munzur Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Kenan Peker, Muş Alparslan Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Mustafa Alican ve Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Hamdullah Şevli atandı.

Atamaların 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 13’üncü maddesi ile 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 2, 3 ve 7’nci maddeleri gereğince yapıldığı belirtild

ANKARA

#Kararnameyle #yönetmeye #devam #üniversiteye #rektör #atandı

Haiti’deki selden 42 kişi hayatını kaybetti

Haiti’de etkili olan şiddetli yağışların yol açtığı sel ve heyelanlardan 42 kişinin hayatını kaybettiği belirtildi

Haiti’de etkili olan şiddetli yağışlar sele ve heyelana neden oldu. Haiti Sivil Koruma Ajansı’ndan yapılan açıklamaya göre, sel nedeniyle ülke genelinde 13 bin 600’den fazla ev hasar görürken, sel ve heyelanlarda 42 kişinin hayatını kaybetti. Selden11 kişinin kaybolduğu ve 85 kişinin yaralandığı belirtildi.

Haiti’de 2016’da meydana gelen Matthew Kasırgası’nda 800’den fazla kişi hayatını kaybetmişti.

DIŞ HABERLER

#Haitideki #selden #kişi #hayatını #kaybetti

Yeni Savunma Sanayi Başkanı Görgün oldu

Savunma Sanayii Başkanlığı’na Haluk Görgün, Genel Kurmay Başkanlığı’na ise geçici olarak Musa Avsever atandı

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlanmasıyla birlikte kabine de oluşmaya devam ediyor. İletişim Başkanlığı, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Savunma Sanayii Başkanlığı’na Haluk Görgün’ü atadığını açıkladı.
İletişim Başkanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Musa Avsever’in de mevcut görevine devam etmek suretiyle, Genelkurmay Başkanı olarak görevlendirildiğini duyurdu.

ANKARA

 

#Yeni #Savunma #Sanayi #Başkanı #Görgün #oldu

Yeni MİT Başkanı İbrahim Kalın oldu

Hakan Fidan’ın Dışişlerine atanmasıyla yerine yeni MİT Başkanı’nın İbrahim Kalın olduğu açıklandı

İletişim Başkanlığı, yeni MİT Başkanı’nı sanal medya hesabından duyurdu. Buna göre, Dışişleri olarak atanan MİT eski Başkanı Hakan Fidan’ın yerine yeni MİT Başkanlığı’na İletişim Başkanlığı’nın sanal medya hesabından yapılan açıklamada, İbrahim Kalın’ın atandığı ifade edildi.

Açıklamada, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı’na Sayın İbrahim Kalın’ı atamıştır” denildi.

Göreve gelmeden profil fotoğrafını değiştirdi

Kalın’ın MİT Başkanı olacağı birkaç gündür tartışılırken, Kalın sanal medya hesaplarından profil fotoğrafını değiştirirken, yapacağı konser de iptal edilmişti.

ANKARA

#Yeni #MİT #Başkanı #İbrahim #Kalın #oldu