Ana Sayfa Blog Sayfa 35

Laikliğe dair söylem ve gerçek Fikret Başkaya

 Bu evrensel sahtekârlık çağında gerçeği söylemek devrimci bir eylemdir.’ George Orwell

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) genel kurul salonunda, kürsünün arkasındaki duvarda: “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” yazısı var… Cunta Anayasası’nın 2. Maddesi de şöyle: “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir”…  

O halde iki şey: Birincisi, bidayetten itibaren hakimiyet çok sayıda kayıt ve şart altına alındı ve ikincisi, Türkiye’ demokratik, laik, sosyal, hukuk devletidir demek bir cümlede dört yalan söylemektir… Bu yazıda rejimin niteliğini angaje eden laiklik söylemine dair bazı hatırlatmalarla yetineceğim…

Esasen anayasayı kimin nasıl yaptığı, nasıl uygulandığı da önemlidir… Son tahlilde anayasa bir kâğıt parçasıdır…

Laiklik, “modernite devrimi”, “Aydınlıklar Felsefesi (Lumières) sonrasının bir kavramı: Dinin devletten ayrılması, devletin tüm inançlar karşısında tarafsız olması, eşit mesafede durması, devletin hiçbir dinî işlev üstlenmemesi, dinin siyaset alanının dışına çıkarılması, kanunlar karşısında eşitlik, din (inanç) ve düşünce (ifade) özgürlüğünün güvence altına alınmasıdır.

Bu kavram o kadar önemlidir ki, laikliğin olmadığı yerde gerçek yurttaştan da söz edilemez. Zira, bir nüfus cüzdanına sahip olmak yurttaş sayılmak için yeterli koşul değildir.

Bizde bidayetten itibaren devletin göbeğinde “Diyanet İşleri Başkanlığı” diye devasa bir kurum var. Adı başkanlık olsa da aslında bakanlık. Örgütleniş tarzı diğer bakanlıklar gibi…2026 Bütçesinde Diyanet’e ayrılan kaynak 174 milyar, 389 milyon TL… Altı bakanlığın (İçişleri, Dışişleri, Ulaştırma, Enerji, Kültür ve Turizm, Sanayi, Çevre, Ticaret) her birinin payından daha büyük… Ve bu devasa kaynak, herkesten toplanan vergi bir mezhep (Sünnî-Hanefi) için harcanıyor… Oysa, bu ülkede Aleviler, Hıristiyanlar, Museviler, Ateistler, Deistler var… Bu kadarı bile Türkiye’deki rejimin gerçek laikliğin ne kadar uzağına savrulduğunu göstermeye yeter… Maaşlı imamla laiklik bağdaşır mı?

Rejimin tabularından biri olduğu için, geride kalan dönemde bu sorun tartışma konusu yapılmadı? … Türkiye’de bağnaz resmî tarih ve resmî ideoloji, şeylerin tartışılmasını, bilince çıkarılmasını, anlaşılmasını engelliyor…

Mülk sahibi sınıflar sadece uyduruk resmî ideolojiye dayanarak yönetemeyeceklerinin farkındaydılar. Dini yardıma çağırmak-araçsallaştırmak durumundaydılar ve çağırdılar. Fakat dini araçsallaştırmak isteyen sadece Türkiye’nin egemen sınıfları değildi. İkinci emperyalistler arası savaş sonrasında, “Soğuk Savaş” koşullarında, çok partili sisteme geçildiği 1950 sonrasında, başta ABD olmak üzere emperyalist çıkarlar da dini (İslam’ı) araçsallaştırmayı, manipüle etmeyi “gerektiriyordu”… Dinci, milliyetçi- ırkçı unsurlar, sol, demokratik, sosyalist hareketin yükselişini durdurmak üzere araçsallaştırıldı, sahaya sürüldü…

Bu amaçla, dinciler ve milliyetçi-ırkçı unsurlar desteklendi. Devlet tarafından “komünizmle mücadele dernekleri kurduruldu. Dinci taife Suudilerin “petro-dolarlarıyla beslendi-büyütüldü. Daha 1970’li yıllarda İslamcı Partiler koalisyon hükümetlerinin ortağıydı… 12 Eylül Amerikancı-NATO’cu darbe döneminde resmî ideolojide bir revizyon yapılarak, Türk-İslam Sentezi denilen bir sistem dayatıldı… Bugünün dinci-ırkçı koalisyonu (Cumhur İttifakı) o tercihin sonucudur…

1950’li yıllardan beri siyaset ‘kutuplaştırmayla’ yol alıyor ve bu egemenlerin işini kolaylaştırıyor. Böylece asıl sorunları savsaklamak, görünmez kılmak mümkün oluyor… Daha 1950’li yılların ikinci yarısında kutuplaşma had safhaya çıkmıştı… Kahveler ve Camiler ayrılmıştı… Dönemin iktidar partisi olan Demokrat Parti toplumu “Vatan Cephesi” ve Ötekiler diye ayrıştırmıştı… Vatan Cephesine dahil olmayanlar düşmanlaştırılıyordu… Aslında Şark cephesinde yeni bir şey yok… Bugün de ‘Cumhur İttifakı’ yandaşı olmayanlar muteber yurttaş saymıyor… Hukuk, “yandaşlara” farklı, muhaliflere farklı uygulanıyor…

Türkiye’nin içine sürüklendiği “çöküş tablosu” bir vakıa iken, artık bildik yöntem ve araçlarla bu durumla yüzleşmek mümkün değil…  Ezberlerin bozulması ve yeni paradigmanın oluşturulması gerekiyor ve bunu yapmaya da bir engel yok… Fakat, ‘entelektüel ataletten’ yakayı kurtarmadan da şeylerin gerçeğiyle yüzleşmek mümkün değil…

Yeni Yaşam Gazetesi

“Alevi Katliamına Son İçin Samandağ’da Buluşalım!”

7 Mart 2026 tarihinde Hatay Samandağ’da gerçekleştirilecek mitinge katılım çağrısı yapıldı. Özde Canlar Semah Erkanı üyesi Aleviler, Suriye’de Alevilere yönelik devam eden soykırıma karşı durmak için bir araya gelmeyi hedefliyor. Mitingde, Suriye’deki katliamların sona ermesi için seslerini yükselteceklerini vurgulayan katılımcılar, “Kâinatın hangi coğrafyasında bir canlının canı acıyorsa, bizim canımız orada. Suriye’de yapılan zulme ve Alevilere yönelen katliama dur demek için hep birlikte haykıralım” dediler.

Suriye’de Alevilere yönelik süren saldırılar, on binlerce kişinin katledilmesine ve yerinden edilmesine neden oldu. Kadınlar zorla kaçırılıp, tecavüze uğradı; çocuklar ailelerinden koparıldı. Bu acı dolu olayların yıl dönümünde, Alevi kurumları, sanatçılar ve aydınlar, Samandağ’da yapılacak mitinge destek vererek, toplumsal bir dayanışma oluşturacaklarını ifade ettiler.

Özde Canlar Semah Erkanı’ndan Fatma Çetinkaya, Nuray Çiğmen ve diğer kadınlar, Suriye’deki insanlık dramına dikkat çekerek, “Suriye’de yaşananlar sadece Alevilere yönelik değil, tüm insanlığa karşı bir soykırımdır. Bu nedenle herkesin 7 Mart’ta Samandağ’da buluşmasını bekliyoruz” dediler.

Zakir Fahrettin Aksünger ise, “Suriye’deki katliamlar, insanların dinine, etnik kökenine bakmaksızın bir insanlık suçudur. Tüm halkların özgür yaşaması için bu katliamlara karşı çıkmalıyız. Samandağ’da gerçekleştirilecek mitinge destek vererek, akan kanın durması için bir araya gelmeliyiz” şeklinde konuştu.

7 Mart’ta yapılacak miting, sadece Alevilere değil, tüm insanlığa yönelik bir çağrı niteliği taşıyor. Herkesin bu zulme karşı sesini yükseltmesi gerektiğini belirten Aksünger, “Bu birliktelik, akan kanın durmasına katkı sağlayabilir” şeklinde sözlerini tamamladı.

Alevi Kadınlar 7 Mart’ta Düsseldorf’ta Buluşuyor

Almanya Alevi Kadınlar Birliği, Demokratik Alevi Kadınlar Birliği ve Avrupa Arap Alevi Federasyonu Kadınlar Birliği, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında 7 Mart 2026 tarihinde Düsseldorf’ta miting düzenliyor. “Cinayetler dursun, özgür yaşam yeşersin” sloganıyla düzenlenecek olan etkinlikte, Alevi inancının özünün birlik olduğu vurgulanarak kadınların eşitliğe yönelik mücadelesinin önemi ifade edilecek.

Mitingde, kadınların yaşamı birlikte savunduğu ve eşitliği örgütlü bir mücadele ile büyüttüğü belirtiliyor. Açıklamada, “Alevi inancının özü birliktir. Yaşamın ancak birlikte mümkün olduğunu bilen yolun kadınları olarak 7 Mart’ta alanlardayız” denildi.

Etkinlikte, kadın bedeninde sürdürülen savaşlara, eşitsizliğe ve erkek egemen düzene karşı ses çıkarılacak. “Bizde kadın erkek eşittir” ifadesinin yalnızca bir söylem olmadığı, bu eşitliğin örgütlü mücadele ile sağlandığı vurgulanacak.

Düsseldorf’ta, 7 Mart 2026 tarihinde saat 15.00’te Gustav-Gründgens-Platz’ta gerçekleştirilecek mitinge tüm duyarlı kesimler davet edildi. Kadın kurumları, özgür ve eşit bir yaşam için dayanışma çağrısında bulundu.

IAKKM Merkezi’nde “Önce Kadın” Atölyesi

İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi (IAKM), 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla “Önce Kadın (Alevi Öğretisinde Kadının Yeri)” başlıklı bir workshop düzenleyecek. Etkinlik, 8 Mart 2026 Pazar günü gerçekleştirilecek ve kadınların hakları, dayanışma ile özgürlük mücadelesi üzerinde durulacak.

Organizasyon, 8 Mart’ın sadece bir kutlama günü değil, aynı zamanda bilinçlenme ve mücadele günü olduğunu vurguladı. Duyuruda, kadın mücadelesinin tarihsel önemine dikkat çekilerek “169 yıldır mücadele bitmedi” mesajı verildi. Workshop’ta Alevi inancında kadının yeri, toplumsal yaşamda kadınların rolü ve eşitlik mücadelesi ele alınacak.

Katılımcılar; haklarını öğrenme, kendilerini geliştirme, şiddete karşı yasal destek alma ve hukuki bilinç kazanma gibi konular hakkında bilgilendirilecek. Ayrıca, kadın emeğinin görünürlüğü ve dayanışmanın artırılması da programın önemli başlıkları arasında yer alıyor.

IAKM, kadınları “Bu kez izleyen değil, söz alan ol” mesajıyla etkinliğe davet etti. 8 Mart’ta bir araya gelerek dayanışmayı büyütme çağrısında bulunuldu. Etkinlik, saat 13.00’te IAKM ve Cemevi’nde (19 Clarendon Rd, London N8 0DD) gerçekleştirilecek.

Sebahat Tuncel, Antalya’da Alevi Buluşması Yaptı!

Sebahat Tuncel, Antalya’da Alevi toplumu ile bir araya gelerek Barış Süreci ve Alevilerin sorunları üzerine önemli görüşmeler gerçekleştirdi. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şubesi’nde düzenlenen buluşmaya, DEM Parti Antalya İl Örgütü yöneticileri de katıldı. Özellikle kadınların yoğun ilgi gösterdiği etkinlikte, İran’a yönelik saldırılar ve toplumsal barış konuları üzerinde duruldu.

Toplantıda konuşan Sebahat Tuncel, “Kendimize güveniyoruz, mücadele ediyoruz ve tüm yaşananlara rağmen ayaktayız. Ülkede mevcut tablo kötü, ancak önemli olan Hüseyin’in yürüyüşünü gerçekleştirebilmek ve Pir Sultan’ın öncülüğünü sürdürebilmektir” dedi.

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan ise okullarda verilen eğitimin önemine dikkat çekerek, “Bizler tekçi ve asimilasyoncu oluşumlara karşı birlik ve beraberlik içinde mücadele etmeliyiz” ifadesini kullandı. Bu tür buluşmaların, Alevi toplumu için bir araya gelme ve sorunları paylaşma açısından kritik öneme sahip olduğu vurgulandı.

Şubat enflasyonu: ENAG ve TÜİK’ten farklı veriler

ENAG, Şubat ayı enflasyonunu yüzde 4.01 olarak hesapladı. Yıllık enflasyon artışı ise yüzde 54.14 olarak belirlendi. Bu, Ocak ayında kaydedilen yüzde 6.32’lik artışın ardından gelen önemli bir veri olarak öne çıkıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ise aynı dönemde enflasyonu yüzde 2.96 olarak duyurdu. Yıllık bazda TÜİK’in hesapladığı enflasyon oranı ise yüzde 31.53 olarak kaydedildi. Bu iki kurum arasında Şubat ayı enflasyon verilerinde önemli bir fark oluştu.

ENAG ve TÜİK verileri arasındaki fark yüzde 22.61 olarak belirlendi. Bu durum, enflasyon verilerinin hesaplanmasında farklı yöntemlerin ve yaklaşımların etkili olduğunu gösteriyor.

Ekonomik belirsizliklerin sürdüğü bu günlerde, enflasyon verileri halkın yaşam standartlarını doğrudan etkileyen bir konu olarak dikkat çekiyor. Farklı hesaplamalar, ekonomik gerçekliğin nasıl algılandığına dair önemli ipuçları sunuyor.

Engelsiz Yaşam İçin Seminer Gerçekleştirildi

BAT-Cemevi, özel gereksinimli bireylerin hayatlarını kolaylaştırmak amacıyla ‘Yol engel tanımaz’ grubunu kurdu ve AABF iş birliğiyle ‘Engelsiz Bir Yaşam’ semineri düzenledi. Seminer, özel gereksinimli bireyler ve ailelerinin katılımıyla geçtiğimiz Cumartesi BAT-Cemevi ana salonunda gerçekleştirildi. Açılış konuşmalarında, grup üyeleri ve AABF Başkanı, özel gereksinimli bireylerin yaşadığı sorunlara ve bu sorunların çözüm yollarına dikkat çekti.

Seminerde, BAT YK üyesi Nazire Karaman, Almanya’daki resmi istatistikler üzerinden özel gereksinimli bireylerin sayısını vurguladı. AABF Başkanı Yüksel Özdemir ve AAAF Başkanı Serhan Namlı, toplumun bu bireyler için yeterince duyarlı olmadığını belirtti. Konuşmaların ardından Alevi deyiş ve türkülerinden oluşan bir dinleti gerçekleştirildi.

AABF 2. Başkanı Hasan Doğan Dede, Alevi kurumlarının özel gereksinimli bireylere daha fazla ilgi göstermesi gerektiğini ifade etti. Doğan, Alevilikte engelli tanımının olmadığını, engellerin insanlardan kaynaklandığını vurguladı. Ardından, ‘Yol engel tanımaz’ grubundan Nejla Yoloğlu, proje kapsamında yapılan faaliyetleri anlattı.

AABF GYK üyeleri Gülay Kurtyiğit ve Arif Yeşilyurt, özel gereksinimli bireylerin gündelik yaşamda karşılaştıkları zorlukları ele aldı. Türkiye ve Almanya’daki sorunlu bakış açılarına değinen sunumları, çözüm önerileri ile tamamlandı. Etkinlik, katılımcıların sorunları ve çözüm yollarını tartışmasıyla sona erdi.

Kadın Direnci: Özgürlüğün Anahtarıdır

Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, kadınların savaşların, otoriter rejimlerin ve eril egemen politikaların en ağır yükünü taşıdığını vurguladı. Eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve küresel kadın dayanışması çağrısında bulunarak, 8 Mart’ın kadınların tarihsel direncinin bir sembolü olduğunu ifade etti.

Açıklamada, savaşların kadınlar üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çekildi. Özellikle Suriye’deki savaşın kadınların yaşamında açtığı derin yaralara, yerinden edilme, cinsel şiddet ve yoksulluk gibi sorunlara işaret edildi. Ayrıca, Ezidi ve Süryani kadınların yaşadığı acılara da değinilerek, bu süreçlerin hafızalarda tutulması gerektiği vurgulandı.

DAKB, İran’da kadınların toplumsal baskılara karşı direnişinin, kadın bedeni üzerindeki devlet kontrolüne karşı bir isyan olduğunu belirtti. Rojava, Türkiye, İran ve Rojhelat’taki kadınların toplumsal dönüşümdeki rolü hatırlatılarak, “Jin Jiyan Azadi” perspektifinin kadın, yaşam ve özgürlük felsefesinin pratiğe dönüşümü olduğu ifade edildi.

Açıklamada, 8 Mart’ın inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık taleplerinin yanı sıra, eril egemen zihniyete karşı örgütlü direnişi simgelediği belirtildi. DAKB, kadın cinayetleri ve şiddet politikaları sonucu yaşamını yitiren tüm kadınları anarak, bu kayıpların mücadelenin çağrısı olduğunu vurguladı.

DAKB, kadınların eşit, özgür bir yaşam mücadelesini sürdürme kararlılığıyla, küresel dayanışmayı büyütme çağrısında bulundu.

Dersim’de 8 Mart: Kadın cinayetlerine karşıyız!

8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşırken, Dersim’de kadınlar, artan kadın cinayetleri ve hak gasplarına karşı mücadelelerini yükseltiyor. Eğitim-Sen Kadın Sekreteri Rojda Çiftçi, bu yıl 8 Mart’ı sadece bir anma günü değil, aynı zamanda direniş ve mücadele günü olarak değerlendirdiklerini belirtti. Çiftçi, kadınların sadece yerelde değil, dünyada birçok noktada benzer baskılara maruz kaldığını vurgulayarak, 8 Mart’ta yapılacak yürüyüş ve mitingin dayanışmayı güçlendireceğini ifade etti.

Rojda Çiftçi, 8 Mart’ın tarihsel kökenine dikkat çekerek, bu günün kadın mücadelesinin sembolü haline geldiğini hatırlattı. 1857 yılında New York’ta başlayan kadın direnişinin günümüzde de sürdüğünü belirten Çiftçi, özellikle son dönemde artan kadın cinayetlerine ve hak gasplarına karşı toplumsal bir seferberlik çağrısı yaptı. “Bir günde altı kadının katledildiği bir ülkede yaşıyoruz. Cezasızlık politikası, kadın katliamlarını meşrulaştırıyor” dedi.

Dünya genelinde kadınların maruz kaldığı baskılara da değinen Çiftçi, Afganistan, İran, Suriye ve Filistin örnekleri ile kadınların kamusal yaşamdan dışlandığını vurguladı. “Kadınlar, sosyal yaşamdan koparılıyor, fiziksel şiddet ve insanlık onuruna aykırı saldırılara maruz kalıyor” ifadesini kullanan Çiftçi, bu duruma karşı ortak bir direnç göstermenin önemini dile getirdi.

Çiftçi, kadınların demokratik, laik ve toplumsal bir yaşamı savunarak, bu mücadele hattını güçlendirmek için 8 Mart’ta Dersim’de gerçekleştirecekleri mitinge tüm kadınları davet etti. “Kadınları bir araya getirmek ve dayanışmak için etkinlikler düzenliyoruz. 8 Mart’ta Sanat Sokağı’ndan başlayarak Seyit Rıza Meydanı’na yürüyeceğiz. Tüm kadınları güçlü bir katılım sağlamaya çağırıyoruz” şeklinde konuştu.

Suriye’deki katliamlara karşı 7 Mart’ta Samandağ’da buluşuyoruz!

Antalya’daki Alevi kurumları, Suriye’de Alevilere yönelik süren soykırıma karşı 7 Mart’ta Samandağ’da yapılacak mitinge katılım çağrısında bulundu. Miting, Suriye’deki saldırıların yıl dönümünde gerçekleştirilecek ve Alevi katliamına dur demek amacıyla yapılacak. Alevi kurum temsilcileri, bu olayların sona ermesi için dayanışma ve birlik olma vurgusu yaptı.

PSAKD Antalya Şube Başkan Yardımcısı Abdurrahman Karadağ, Alevilerin mitinge katılım göstermesinin önemine dikkat çekerek, “Ne kadar çok katılım sağlarsak o kadar gücümüzü göstermiş oluruz. Biz Alevileri yok edemezler” dedi. Saldırılarda on binlerce Alevi hayatını kaybetti, kadınlar ve çocuklar mağdur edildi. Bu nedenle, katılımın yüksek olması gerektiği ifade edildi.

Şair-yazarlar Soner Çamlıdağ, Hacer Altıntaş ve diğerleri, Suriye’de yaşananların sadece Alevilere değil, tüm insanlığa yönelik bir tehdit olduğunu belirtti. “Dünyada mevcut savaşların sona ermesi, özellikle kadın ve çocuk katliamlarının durması için tüm canları 7 Mart’ta Hatay Samandağ’da yapılacak mitinge bekliyoruz” dediler.

Kültür-Sanat Sorumlusu Güven Gürkan Kaya, “Gün birlik olma günüdür. Beraber yürüyelim, beraber baş kaldıralım. Cümle canlarımızı 7 Mart günü Hatay Samandağ’a bekliyoruz” diyerek, tüm toplumu bu çağrıya destek vermeye davet etti.