Ana Sayfa Blog Sayfa 362

Konteyner kentte 5 yaşındaki çocuğun tekerlekli sandalyesi çalındı

Dîlok’ta konteyner kentte yaşayan 5 yaşındaki çocuğun tekerlekli sandalyesi çalındı

Dîlok’ta (Antep) ailesiyle konteynerde kalan 5 yaşındaki doğuştan engelli Merve Hazal Bülbül’ün tekerlekli sandalyesi çalındı.

Mehmet ve Medine Bülbül çiftinin evi, Mereş merkezli depremlerde ağır hasar aldı. ’Hidrosefali’ hastalığı nedeniyle belden aşağısı tutmayan Merve Hazal Bülbül, dedesi Mehmet Bülbül ve anneanesi Medine Bülbül ile konteyner kente yerleştirildiler.

Mehmet Bülbül, 31 Mayıs akşamı torununun tekerlekli sandalyesini kaldıkları konteynerin önüne bıraktı. Sabah tekerlekli sandalyenin olmadığını fark eden Bülbül, durumu konteyner kent yetkililerine ve polise bildirdi.

‘Onu Dünyaya bağlayan tekerlikli sandalyesiydi’

Mehmet Bülbül, torununu dış dünyaya bağlayan tek şeyin tekerlekli sandalye olduğunu söyleyerek, çalan kişinin geri getirmesini, şikayetçi olmayacağını belirtti.

Bülbül, “Anne ve babası ayrılınca torunum Merve Hazal yanımda kalmaya başladı. Beyni doğuştan su topladığı için belden aşağısı tutmuyor. Kafasına şant adı verilen pilli bir hortum takıldı. 10 yaşına geldiğinde ameliyatla bu cihazın da yenilenmesi gerekiyor. Torunum hastalığı nedeniyle yürüyemiyor. Dünyaya bağlayan tekerlekli sandalyesiydi. Torunumun sandalyesini gece dışarı bırakmıştım sabah kalktığımda göremedim. Vicdansızlar götürmüş. Birazcık insanlık merhamet varsa geri getirirler. Benim başka bir isteğim yoktur. Şikayetçi de olmayacağım” dedi.

‘Ben ne zaman yürüyeceğim’

Merve’nin anneannesi Medine Bülbül ise tek dileğinin torununun yürüdüğünü görmek olduğunu ifade ederek şunları kaydetti: “Yardımsever insanlar bu çocuğumu ameliyat ettirir ve yürümesine vesile olurlarsa ömür boyunca dua ederiz. Dar gelirli bir aileyiz. Depremde evimiz hasar gördüğü için konteyner kentte yaşama tutunmaya çalışıyoruz. Allah devletimizden razı olsun. Merve Hazal sürekli bize ‘Ben ne zaman yürüyeceğim’ diye soruyor. Torunumun ameliyat olması halinde yürüyeceğini söylüyorlar. Allah’tan tek dileğim torunumun yürüdüğünü görmek. Devletimiz ve hayırseverlerimiz bu konuda yardımcı olsunlar.”

DÎLOK

#Konteyner #kentte #yaşındaki #çocuğun #tekerlekli #sandalyesi #çalındı

Nureddin Nebati görevi devretti derin bir ‘Oh’ çekti

Hazine ve Maliye Bakanı olarak atanan Mehmet Şimşek’in görevi devir alması sırasında eski bakan Nureddin Nebati, görevi devredince derin bir ‘oh’ çekti

Seçim sürecinin tamamlanmasının ardından merakla beklenen yeni kabine dün akşam Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklandı. Bakanlıklar bugün devir teslim töreni düzenliyor.

Hazine ve Maliye Bakanı olarak görev yapacak olan Mehmet Şimşek, görevi Nureddin Nebati’den devraldı. Şimşek, devir teslim töreninde açıklamalarda bulundu.

AKP’nin uyguladığı ekonomi politikasından dönüş sinyali veren Mehmet Şimşek, “Rasyonel zemine dönme dışında seçeneğimiz kalmadı” dedi. Şimşek, “Orta vadede enflasyonun yeniden tek haneye indirilmesi ve her alanda öngörülebilirliğin artması hedefimiz olacak” ifadelerini kullandı.

Öte yandan devir teslim töreninde ilginç anlar da yaşandı. Eski bakan Nureddin Nebati görevi Şimşek’in devir teslim konuşması bittiği ve teşekkür ettiği sırada derin bir “oh” çekti. O anlar kameralara yansıdı.

Kaynak: HalkTV

#Nureddin #Nebati #görevi #devretti #derin #bir #çekti

TJA’dan Pervin Buldan açıklaması: Tartışmalar saldırıya dönüştü

TJA, Pervin Buldan ile ilgili açıklama yaparak sanal medya üzerinden yapılan yorumlar ile ilgili ‘Demokratik siyaset alanında mücadele eden, emek veren kadınlara karşı saldırı ve teşhir etme haline dönüşmektedir’ vurgusu yaptı

Tevgera jinên azad (TJA) Pervin Buldan’ın sanal medya üzerinden hedef gösterilesine ilişkin yazılı bir açıklama yayınladı. Açıklamada, dijital platformlar üzerinden yapılan ‘eleştirilerin tahrip edici’ boyutuna dikkat çekildi ve “Demokratik siyaset alanında mücadele eden, emek veren kadınlara karşı saldırı ve teşhir etme haline dönüşmektedir” vurgusu yapıldı.

Açıklamanın tamamı şöyle:

“Erkek egemen sisteme, onun eril diline, söylemine ve saldırılarına karşı Kürt Kadın Hareketi olarak ‘Jin, jiyan, azadî’ felsefesi ile soluk soluğa amansız bir mücadele yürüttük, yürütmeye devam ediyoruz.

Eril aklın tüm cinsiyetçi, ötekileştirici, ayrımcı, nefret aşılayan, kadınlara yaşamı zindan eden uygulamalarına karşın ilerlediğimiz bu yolda mücadele ile örülen yaşamın ve binlerce bedel ödeyerek kazanılan hakların ve mevzilerin korunması büyütülmesi biz kadınların sorumluluğudur.

Kürt kadın hareketi Eşbaşkanlık sistemi ile demokratik siyaset alanında tüm kadınlara yeni bir yol açtı.

Birliğimizi, bütünlüğümüzü dağıtıp parçalamaya çalışan eril akla karşı kadın mücadelesi yaşatan, büyüten, örgütleyerek irade olan felsefesi ile cevap vermenin dışında bir çözüm yolunun olmadığını her defasında yaşayarak ve deneyimleyerek bu günlere geldi.

Bilindiği üzere seçim sonrası sosyal medya üzerinden neredeyse linç boyutuna varan saldırılarla karşılaştık. Bilinçli bir şekilde organize edilen bu saldırıların neye hizmet ettiğini ve amacını elbette ki biliyoruz. Büyük bir emek ve fedekarlıkla mücadele yürüten arkadaşlarımızın elbetteki bu süreçten daha güçlü çıkmamız için eleştirileri ve önerileri olacaktır. Ancak bunun yöntemi sosyal medya üzerinden geliştirilen tahrip edici dil ve üslup olmamalıdır. Eleştiri ve özeleştiriyi kendi mekanizması içerisinde süreçleri yürütecek bir dil ve yaklaşım geliştirilmelidir.

Bilinmelidir ki bilinçli ya da bilinçsizce yapılan saldırılar başta kadın özgürlük mücadelemize ve değerlerimize dönük yapılmaktadır.

Siyasetin yetersiz ve eksik kaldığı boyutlar elbette tartışılmalıdır. Fakat dijital medya platformlarından yürütülen bu tartışmalar yöntemimiz ve örgütsel kültürümüz değildir, olmayacaktır. Bu yöntem eleştiri mahiyetini aşarak bilinçsizce özel savaş politikalarına zemin olmak ve demokratik siyaset alanında mücadele eden, emek veren kadınlara karşı saldırı ve teşhir etme haline dönüşmektedir.

Yıllardır Kürt Kadın Hareketi’nin mücadelesinde aktif şekilde emek vermiş, tüm zorlu koşullarda bireysel kaygılara girmeden tereddütsüz mücadelenin en ön saflarında yer almış kadın yoldaşlarımızın her zaman olduğu gibi bugün de yanında olduk, olmaya devam edeceğiz.

Zorlu koşullarda kadın hakları ve siyaset alanında yürüyen, öncülük eden ve emek veren mücadele arkadaşımız Pervin Buldan başta olmak üzere mücadelede koşulsuz amasız yürüyen kadınların erkek aklı ve diliyle saldırılarına izin vermeyeceğimizi, bu eril dilin karşısında her zaman olduğu gibi bugün de güçlü bir şekilde mücadele edeceğimizin kararlılığını bir daha yeniliyoruz. Ve bu temelde tüm kadınları kadın özgürlük mücadelesini yükseltmeye çağırıyoruz.”

HABER MERKEZİ

#TJAdan #Pervin #Buldan #açıklaması #Tartışmalar #saldırıya #dönüştü

Mersin’de yolcu otobüsü şarampole yuvarlandı: 1 ölü, 14 yaralı

Mersin’in Anamur ilçesinde yağış ve sis nedeniyle kontrolden çıkan yolcu otobüsü, şarampole yuvarlandı. Kazada 1 kişi hayatını kaybetti, 14 kişi yaralandı

Kaza, sabah saatlerinde Anamur- Gazipaşa kara yolu Uçarı-Kaledran mevkisinde meydana geldi. Siirt’ten Antalya’ya giden, sürücüsünün ismi öğrenilemeyen 16 ASR 690 plakalı Kamil Koç firmasına ait yolcu otobüsü, yağış ve sis nedeniyle kontrolden çıkıp, dağ yamacına çarptı, ardından şarampole yuvarlandı. İhbarla bölgeye çok sayıda sağlık, jandarma ve itfaiye ekibi sevk edildi. Otobüsten çıkarılan yolculardan birinin kaza yerinde hayatını kaybettiği belirlendi. Cenaze, otopsi için morga kaldırıldı. Yaralanan 14 kişi de ambulanslarla çevredeki hastanelere kaldırıldı.

MERSİN

#Mersinde #yolcu #otobüsü #şarampole #yuvarlandı #ölü #yaralı

İsrail 5 ayda Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da 112 Filistinliyi katletti

BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’nin raporuna göre, 1 Ocak-29 Mayıs 2023 tarihleri arasında İsrail güçleri Doğu Kudüs ve Batı Şeria’ya yönelik gerçekleştirdiği 409 saldırıda 112 Filistinliyi katletti.  575 Filistinlinin ise evi yıkıldı

Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), “İşgal altındaki Filistin toprakları: Sivillerin korunması” başlıklı iki haftalık bir rapor yayınladı. Raporda, “1 Ocak-29 Mayıs 2023 tarihleri arasında, İsrail güçleri Doğu Kudüs de dahil Batı Şeria’da 112 Filistinliyi öldürdü. Bu, ölü sayısının 53 olduğu geçtiğimiz yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında, iki kat daha fazla can kaybı demek” ifadeleri kullanıldı.

575 Filistinlinin evi İsrail güçlerince yıkıldı

Raporda İsrail güçlerinin Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da sene başından 29 Mayıs’a kadar 107 Filistinliyi katlettiği, 4 bin 229 Filistinlinin de yaralandığı belirtildi. Rapora göre; fanatik Yahudi yerleşimcilerin, sene başından itibaren Filistinlilere yönelik düzenlediği 409 saldırıda 5 Filistinli katledildi, 105 kişi yaralandı. Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da 575 Filistinlinin evi İsrail güçlerince yıkıldı.

Raporda, sene başından bu yana Filistinlilerin İsrail ve Filistin topraklarındaki eylemlerinde 18 İsrailli hayatını kaybederken, 111 kişinin de yaralandığı bilgisi de yer aldı.

DIŞ HABERLER

#İsrail #ayda #Doğu #Kudüs #Batı #Şeriada #Filistinliyi #katletti

Suriye Dışişleri Bakanı Bağdat’ta

Suriye Dışişleri Bakanı Feysel Miqdat’ın Bağdat’a yaptığı resmi ziyareti iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi konuları ele alınacağı belirtildi

Irak medyasına göre, Suriye Dışişleri Bakanı Feysel Miqdat dün akşam, resmi bir ziyaret kapsamında Bağdat’a ulaştı. Bakan Miqdat’ın Iraklı yetkililerle yapacağı görüşmelerde iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi konusunun ele alınacağı belirtildi.

Aynı kaynağa göre, Irak Başbakan Yardımcısı ve Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin ile bir araya gelecek olan Feysel Miqdat, ardından Irak Cumhurbaşkanı, Başbakan, Parlamento Başkanı ve Yargı Konseyi Başkanı ile görüşmeler gerçekleştirecek.

DIŞ HABERLER

#Suriye #Dışişleri #Bakanı #Bağdatta

​​​​​​​Erdoğan’ın Arap devletleriyle yeni dönem politikaları

Erdoğan’ın ekonomiyi düzeltmek için bölgesel ve uluslararası alanda meşgul olacağına dikkat çeken Arap uzmanlar, ‘Arap devletlerinin Erdoğan’a desteğinin şartı, Erdoğan’ın Müslüman Kardeşler gruplarıyla ilişkisini kesmesidir’ dediler

Recep Tayyip Erdoğan iktidarının, Arap ülkeleriyle ilişkilerinde ciddi bir gerginlik hakim oldu. Ankara, birçok devletin iç işlerine siyasi ve askeri müdahalede bulundu. Türk devletinin durumunun kötüleşmesi ve ekonomik krizin derinleşmesiyle beraber Erdoğan, Arap devletlerine yakınlaşarak Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Mısır gibi Arap ülkeleriyle sorunlarını çözme girişimlerinde bulundu.

Seçimlerin ardından ortaya çıkan soru şudur: Yeniden Türkiye’nin cumhurbaşkanı olan Erdoğan bölge devletleriyle yakınlaşma politikalarını sürdürecek mi, yoksa eski politikalarına geri mi dönecek?

Arap uzmanlar, Erdoğan’ın Mısır, Tunus ve Liyba’ya karşı izlemesi muhtemel politikalar hakkında ANHA’ dan Muhsım El Mısırî’ye değerlendirmelerde bulundu.

Erdoğan’ın zaferine umut bağlayan gruplar

Tunuslu siyasi yorumcu Ebdulcelîl El Mealî konuya ilişkin, “Arap ve İslam dünyasının farklı bölgelerinden bazı İslami hareket ve şahsiyetlerin Erdoğan’ın son cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki zaferini kutlamaları, Erdoğan’ın bu hareket ve grupları temsil ettiğini gösteriyor. Aynı zamanda bu grupların Erdoğan’ın zaferine umut bağladıklarını da gösteriyor” dedi.

Ebdulcelîl El Mealî, Tunus Nehda Hareketi Başkanı Raşid El Gannuşi’nin sanal medyada yaptığı paylaşımla Erdoğan’ı kutladığını hatırlatarak, “Belki bu kutlama diplomatik açıdan normal bir kutlama ama Erdoğan’ın zaferinin Tunus’taki duruma etkisi üzerine birçok soruyu gündeme getiriyor. Özellikle Nehda Hareketi Başkanı Raşid El Gannuşi ile güçlü ilişkileri ortadayken. Ancak bu etkilerin sadece iki lider arasındaki ilişkilere göre okunamayacağı bir gerçektir. Bir yandan her iki ülkedeki iç olaylarına bakılması, diğer taraftan ise bölgesel ve uluslararası değişimlerin dikkate alınması gerekiyor” dedi.

‘Tunus Erdoğan’ın yeni dönemine mahkum olacak’

Tunus Devlet Başkanı Kays Said’in Nehda Hareketi’ni zayıflattığını, birçok yöneticisini yargılayarak hareketi siyasi alandan uzaklaştırdığına işaret eden El Mealî, ulusal kurtuluş cephesi ya da El Nehda’ya bağlı hareketlerin zayıflamasının bu cephenin ve Nehda Hareketi’nin halkı muhalefete yönlendiremeyeceğini gösterdiğine dikkat çekti.

El Mealî, Tunus ile ilgili olarak Erdoğan’ın yeni dönemine mahkum olacağını ve son 2 yılda başlayan sürecin devam edeceğini söyledi. Bu sürecin Mısır ve Suudi Arabistan başta olmak üzere bölgesel güçlerle ilgili olduğunu belirten El Mealî, “Erdoğan, Türk devletinin çöken ekonomisini harekete geçirmek ve Türk lirasını çöküşten kurtarmak için bu hamleyi şart koşuyor. Mısır ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerini yeniden tesis ettikten sonra Müslüman Kardeşler ile müzakerelerini kendi çıkarlarına uygun devam ettirecek” diye kaydetti.

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı Said’e baskı uygulamadan bazı kınama sözleriyle El Gannuşi akıbetini soran açıklamalarda bulunabileceğine söyleyen El Mealî, Erdoğan’ın El Gannuşi için Tunus cumhurbaşkanıyla iletişime geçmeye çalıştığını ancak Tunuslu kaynaklar Said’in bu girişimlere cevap vermediğini aktardığını belirtti.

El Mealî, Erdoğan’ın ekonomik durumu düzeltmek için bölgesel ve uluslararası alanda meşgul olacağına dikkat çekerek, “Erdoğan destek alabilmek için İhvan üyesi ve gruplarıyla bağını açmak zorunda kalacak. Arap devletlerinin Erdoğan’a desteğinin şartı, Erdoğan’ın Müslüman Kardeşler gruplarıyla ilişkisini kesmesidir” diye belirtti.

‘Mısır ile ilişkilerin düzeltilmesi gerekiyor’

Mısırlı yazar ve siyasi yorumcu Îbrahîm Şaban ise, Mısır ile Türk devleti arasında ilişkilerin yeniden tesis edilmesi ve karşılıklı büyükelçiliklerin atamasının Türk devleti için bir başarı olduğunu kaydetti.

Îbrahîm Şaban şöyle devam etti: “Bugün Türkiye’de Mısır ile ekonomik ilişkiler başta olmak üzere her yönüyle ilişkilerini düzeltmesi için büyük bir fırsat var. Erdoğan, ülkesindeki İhvan grubu ve Mısır karşıtı ajanslarını kapatmak için adımlar atmaya devam ediyor. Her şeyden önce Türkiye’nin Mısır ile ilişkilerini düzeltmesi gerekiyor, çünkü Mısır tüm Arap ülkelerine açılan kapı konumunda.”

‘İç politikaları gözden geçirmesi, Kürtleri rahat bırakması’

Erdoğan’ın seçim sonrası “Türklerin yüzyılını başlatacağız” sözlerine ilişkin Şaban şunları dile getirdi: “Türklerin yüzyılı başlatacağız derken neyi kastediyor? Bu mecazi bir söylemdir ve bir hassasiyet yaratacaktır. Eğer bir rönesans, iç sorunlarını, ekonomiyi, Türk lirasının değer kaybetmesini, enflasyonu ve ülkedeki diğer sorunları çözmeye başlamak anlamındaysa bu sorun değil. Ancak Arap ülkelerinin aleyhine genişleme ve hegemonya anlamına geliyorsa bu asla kabul edilemez” diye vurguladı.

Mısır ve Türk devletinin ilişkileri hakkında Îbrahîm Şaban sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’nin en büyük başarısı, genel iç politikalarını yeniden gözden geçirmesi, Suriye, Irak ve Kürtleri rahat bırakması ve Araplarla olumlu politikalar kuran politikalar geliştirmesidir. Bu Türkiye için büyük bir başarı olacak ve Mısır ile olan güvenini arttıracaktır. Türkiye cumhurbaşkanı son 10 yılın derslerini anlamıştır ve Mısır ile ilişkilerini bir daha zedelemeyecek ve daha dikkatli olacaktır.”

‘Türkiye Kahireyi yanına çekmeye çalışıyor’

Libyalı araştırmacı Ehmed El Erabî ise, Libya’nın Mısır ve Türkiye için merkezi bir konu olduğunu belirterek, “Erdoğan’ın zaferi, özellikle Doğu Akdeniz’de gaz ve petrol konusunda anlaşmazlıklar olduğu için Libya’daki çatışmayı etkileyecektir. Türkiye, Kahire’yi kendi tarafına çekerek bu yolla rakipleri olan 3’lü ittifakın (Yunanistan, Kıbrıs ve Mısır) elinde bu dosyaları almaya çalışıyor” dedi.

Türk devletinin, Trablus’taki Ulusal Birlik Hükümeti’ne destek verdiğini ve Libya’da uzun vadeli çıkarları olduğuna dikkat çeken El Erabî, “Yunanistan ile süregelen çatışmalarına rağmen Türkler, genellikle Akdeniz’deki rollerine büyük bir önem atfediyorlar. Sonuç olarak Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidarında Türkiye ve Libya arasında 3 yıl önce imzaladığı anlaşma Akdeniz’deki çıkarlarına uygundu. Ayrıca Türk devletinin Trablus’taki varlığı bir müttefik olarak görülüyor” diye konuştu.

DIŞ HABERLER

 

#Erdoğanın #Arap #devletleriyle #yeni #dönem #politikaları

İktidara İmralı uyarısı: Ağrılaştırılmış tecrit devam edemez

PKK Lideri Abdullah Öcalan’a gerekçe gösterilmeden peşi sıra verilen görüş yasaklarının ‘kabul edilemez’ olduğunu ifade eden avukat Cemal Demir, iktidarın artık Kürt kamuoyunun hassasiyetini ciddiye alması gerektiği uyarısında bulundu

Uluslararası komployla 15 Şubat 1999’da Türkiye’ye getirilen ve 24 yıldır İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne ağır tecrit koşulları altında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan 25 Mart 2021’den bu yana haber alınamıyor. Abdullah Öcalan’a yönelik iki yılı aşkın süredir devam eden aile ve avukat görüş yasağı ile birlikte tecrit giderek derinleştiriliyor. Son olarak Bursa 3’üncü Ceza Mahkemesi 26 Nisan’da aldığı kararla Abdullah Öcalan’a 6 aylık görüşme yasağı kararı getirdi. Yasak kararını Fırat Haber Ajansı’na (ANF) değerlendiren Avukat Cemal Demir, bunun hukuka aykırı olduğunu söyledi.

Çok vahim bir durum

2020 yılında itibaren Abdullah Öcalan’la herhangi bir fiziksel temas kurulamadığını hatırlatan Demir, “Toplumda çok ciddi bir infialin oluşması üzerine 2021 Mart ayı içerisinde kardeşi olan Mehmet Öcalan bir telefon görüşmesi gerçekleşti fakat telefon görüşmesi de çok kısa sürdü, yani kesildi. O günden bugüne Sayın Abdullah Öcalan’la ilgili hiçbir fiziksel veya işitsel temas kurulamamıştır. Ne bir telefon ne bir mektup, ne bir resmi ziyaret, ne aile ve avukat ziyaretleri gerçekleştirilmiştir. Bu çok vahim bir olay” dedi.

Herkesin gözü İmralı’da

İmralı’da hukukun ötesinde ciddi bir işkence yönteminin uygulandığını belirten Demir, “Bunun kaldırılmasına dönük kamuoyuna yapılan uluslararası kuruluşlara yapılan çağrılar da bugüne kadar bir karşılık bulmadı. Her ne kadar CPT, 2022 yılında bir ziyaret gerçekleştirdiyse de o ziyaretin içeriği hakkında kamuoyuna bir açıklama yapılmadı. İçinde bulunduğu koşullar, tecrit koşulları, özel durumlar, sağlık durumları, güvenlik durumlarının nasıl olduğunu ilişkin hiçbir şekilde bir bilgi verilmedi. O günden beridir toplum adeta diken üstünde, herkesin gözü kulağı İmralı adasında. İmralı adasında neler olup bittiğinin, nerelerin döndüğünü kimse bilmemektedir” ifadelerini kullandı.

Ciddi ihlal söz konusu

Kürt toplumunun Abdullah Öcalan’a olan hassasiyetinin çok iyi bilindiğine vurgu yapan Demir, şöyle devam etti: “Gelinen aşama itibarıyla sözleşmeci hükümetin, Türkiye’nin ciddi anlamda bu konuyu ele alması gerekiyor artık. Abdullah Öcalan’ın içerisinde bulunduğu bu tecrit koşulları hakkında kamuoyuna tatmin edici bir açıklama yapılması lazım. Bu yönde bir beklenti bulunmaktadır. Hükümetin bu tutumu gerek kendi hukukuna gerekse uluslararası hukuka ciddi anlamda aykırı teşkil etmektedir. Altına imza attığı uluslararası sözleşmeler ciddi anlamda ihlal edilmektedir. Zaman zaman Hukuk Bürosu’nun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne veya Anayasa Mahkemesi’ne çeşitli başvuruları bulunmaktadır. Özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu konuda vermiş olduğu ihlal kararları da bulunmaktadır. Sözleşmesi hükümet bugüne kadar bu konuya ilişkin herhangi bir düzenleme de yapmamıştır. Bu ağırlaştırılmış tecrit koşullarının devam edilmesi kabul edilir bir durum değildir.”

‘Koşulları açıklanmalı’

Nisan ayı içerisinde Abdullah Öcalan’ın yeni bir görüş yasağının verildiği ortaya çıktığını hatırlatan Demir, “Bu disiplin cezası gerekçe gösterilerek bu son dönemlerde gene avukat görüşleri ve aile ziyaretleri gerçekleştirilmeyeceğine dair açıklamalar bulunmaktadır. Disiplin cezaları rutin hale gelmiş bulunmaktadır. Sürekli bu disiplin cezaları gerekçe gösterilmektedir. Bu disiplin cezalarının neye ilişkin olduğunun da aslında kamuoyuna açıklanması gerekmektedir. Yani Sayın Abdullah Öcalan’ın hangi tutumu disiplin cezaların gerekçe gösterilmiş olduğuna ilişkin açıklanma yapılması gerekir. Bu kabul edilebilir bir husus değildir. Hükümetin Kürt kamuoyunun hassasiyetini ciddiye alması gerekir. Bu oldukça çok ciddi bir olaydır. Sayın Abdullah Öcalan’ın içinde bulunduğu koşulların kamuoyuna açıklanması gerekir” şeklinde konuştu.

HABER MERKEZİ

#İktidara #İmralı #uyarısı #Ağrılaştırılmış #tecrit #devam #edemez

Erdoğan kabinesi Resmi Gazete’de yayımlandı

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı yeni kabine, Resmi Gazetede yayımlandı

AKP Genel Başkanı ve üçüncü kez Cumhurbaşkanı seçilen Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kabinesi, Resmi Gazetede yayımlandı. Yeni kabinede Cumhurbaşkanı Yardımcısı: Cevdet Yılmaz, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Savunma Bakanı Yaşar Güler, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu oldu.

ANKARA

#Erdoğan #kabinesi #Resmi #Gazetede #yayımlandı

Bu tehdit bir film senaryosu değil: Ekoloji mücadelesi keskinleşmeli

‘Talanın böyle devam etmesi durumunda bütün yaşam alanlarının yok olacağını’ belirten Doğanın Çocukları üyesi Efsun Yıldız, ‘Bu bir film senaryosu değil’ vurgusu yaptı

Gezegen, ekolojik krizin etkileri olan küresel ısınma, seller ve kuraklıkla boğuşarak yok oluşa ilerlediği bir 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne daha geldi. Her yıl dünyanın dört bir yanında ekolojistler, yaşanan bu felaketi durdurmak için seslerini yükseltirken, ekolojik talan da hız kesmeden devam ediyor. Yaşanan her felaket, etkinin katlanmasına neden oluyor. Amazon Ormanlarının katledilmesi Bangladeş ve Hindistan’da sellere neden olurken, birçok ülkede kurulu olan termik santraller karbon emisyonunun artmasına yol açıyor.

Türkiye’de de 21 yıllık AKP iktidarıyla devam eden talanın sonucunda, her yıl Karadeniz’de sel, Ege ve Akdeniz’de orman yangınları, Kurdistan’da ise kuraklık yaşanıyor. Bu talan sonucu insanlar yaşamını yitirirken, doğa da geri dönüşü imkansız tahribatlara uğratılıyor. Yaşanan talan, şimdiki nesiller ve doğanın tüm bileşenlerinin yanı sıra en çok da gelecek nesiller açısından endişelere neden oluyor.

‘Tüm canlıların yaşam alanlarını savunuyoruz’

Talanın devam etmesi durumunda gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya kalmaması endişesi gençliği de ekoloji mücadelesinin içine alıyor. Dünyanın birçok bölgesinde olduğu gibi Türkiye ve Kurdistan’da da gençler gelecekleri için ekolojik talana karşı çıkıyor. 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla konuştuğumuz Doğanın Çocukları üyelerinden Efsun Yıldız, Haziran ayında olmamıza rağmen yaşanan sağanak yağmurlar, orman yangınları ve sellerin, iklim krizinin ne boyuta geldiğini ortaya koyduğunu belirtti. Yaşanan bu krizin sadece insanları da etkilemediğini vurgulayan Yıldız, “İklim krizi dediğimiz olgu, ekolojik talan tüm canlıları etkileyen bir durum. Gezegeni, suları koruduğumuz zaman aynı zamanda tüm türlerin yaşam alanlarını koruruz. Buna bir bütün olarak bakıyoruz ve insanlar, hayvanlar ve tüm canlıların yaşam alanlarını savunuyoruz” dedi.

‘Bu tehdit bir film senaryosu değil’

Talanın böyle devam etmesi durumunda bütün yaşam alanlarının yok olacağı uyarısında bulunan Yıldız, bu talanın tek sorumlusunun da kapitalizm olduğuna işaret etti. Kapitalizmin doğa, hayvan, insan ayırmadan bir sömürü ve tahakküm politikası yürüttüğünü vurgulayan Yıldız, “Bu tehdidin bir film senaryosu olmadığını ve gerçek olduğunu, tüm canlıların bundan etkilendiğini, gelecekte daha kötü hale geleceği gerçekliğini doğa bize gösteriyor. Tüm ayrımcılık ve şiddet türleri aynı kökenden geliyor. Doğaya, hayvanlara, kadınlara, çocuklara yapılan ya da bir halkın diğer bir halka yaptığı bir sömürü aynı zihniyetin ürünü. Bunun için hepsine karşı verilen mücadelenin ortak olduğunu düşünüyoruz” diye belirtti.

‘Canlılar için mücadelenin büyümesi gerekiyor’

Ekoloji mücadelesinin insan odaklı bakış açısından çıkması gerektiğinin altını çizen Yıldız, “Biz mücadelemizi sadece insanlar için yürütmüyoruz. Bunu böyle yapmak benmerkezci bir tavır olur ve başarıya ulaşamaz. Doğada yaşayan tüm canlıları gözeten bir yerden bütünleşik bir mücadele yürütülmeli. Yaşam alanlarını gasp ettiğimiz hayvanlar, insan ırkı olarak yaşam alanı bırakmadığımız diğer canlılar için de dayanışma ve mücadelenin büyümesi gerekiyor” diye konuştu.

‘Ekoloji mücadelesi keskinleşmeli’

Emir Saraçoğlu da, gençliğin tarihsel olarak toplumsal mücadelelerde hep önde olduğunu dile getirdi. Kendilerinin de yerellerde yürüyen ekoloji mücadelelerinin daha da keskinleşmesini sağlamaya çalıştıklarını belirten Saraçoğlu, “Sermayenin dokunduğu her alanda böyle mücadelelerin filizlendiği olduğu sürece umudun var olduğunu düşünüyorum. 1990’lı yıllarda ekolojiye dair atılacak adımların sonu olduğu konuşuluyordu. Bugün egemenler hala iklim krizine ya da kapitalist üretim biçimlerinden kaynaklanan sorunlara dair bir çözüm bulmuş değil. Bu anlamda sürekli dile getirilen ya ekolojik bir toplum ya da yok oluş söylemi daha da kendini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

‘Talanların önünü kesmeye devam edeceğiz’

Sermaye gruplarının talandan vazgeçmediğini ve her seferinde daha sert saldırdığını ifade eden Saraçoğlu, şöyle devam etti: “Buna karşı ekolojinin siyaset üstü olduğu söylemini bir kenara bırakarak, ekolojiyi siyasetin tam göbeğine oturtmak gerekiyor. Yerellerde mücadele eden insanları ve kentlerde bu konuda soruları olan herkesi bir şekilde özneleştirmek ve daha kitlesel meşru militan eylemselliklerle egemenlere kendimizi dayatmamız lazım. Bunun için geleceğinin yok olmasını istemeyen herkesin elini taşın altına koyup, mücadeleye bir şekilde omuz vermesi gerekiyor. Bu anlamda 5 Haziran Dünya Çevre Günü yürüyüşüne herkesi dahil ederek, bizi bekleyen daha ağır talanların önünü kesmeye devam edeceğiz.”

 ‘Geleceğin bizim olduğunu biliyoruz’

Sedanur Parmaksız ise gençliğin uzun zamandır geleceksizlikle mücadele ettiğinin altını çizdi. Buna ekolojik talanla beraber çevresizlik ve gezegenin yok olma ihtimalinin de eklendiğini belirten Parmaksız, “Bir yandan umutsuz düşünceler hakim. Fakat bir yandan da geleceğin bizim olduğunu biliyoruz. Biz geleceğimizden bahsediyoruz ve bu talanı durdurmak da bizim mücadelemizden geçiyor. Umutsuzluğa kapılırsak yok oluruz. Gençlik ekoloji mücadelesinin öznesidir. Gençliğin rolü de mücadelede özneleşmek ve mücadeleye yön vermek olmalıdır” dedi.

 Mücadeleye çağrı

Doğanın Çocukları olarak da kampüsler ile yerellerdeki ekoloji mücadeleleri arasındaki hatları inşa etmek istediklerini söyleyen Parmaksız, “Aynı zamanda sermaye için değil, ekoloji için, tüm türlerin yaşam hakkı için ekolojik bilim üreten üniversiteler oluşturmak istiyoruz. Bu anlamda önümüzde 5 Haziran Dünya Çevre Günü var. İzmir’de saat 18.00’da Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünden bir yürüyüş düzenleyeceğiz. Mücadele olmazsa yok oluşla karşı karşıya kalırız. Bütün gençliği mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz” diye konuştu.

Haber: Tolga Güney / MA

 

#tehdit #bir #film #senaryosu #değil #Ekoloji #mücadelesi #keskinleşmeli