Ana Sayfa Blog Sayfa 37

Leyla Şahin Usta’nın açıklamalarına Alevilerden sert yanıt!

AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Suriye’deki Alevi katliamlarını meşrulaştıran ifadeler kullandı. Usta, “Suriye’de Müslümanlar katledilirken gıkını çıkarmayanlar, bugün Aleviler öldürülüyor diye ortalığı ayağa kaldırıyor” şeklinde bir değerlendirmede bulundu. Bu açıklama, Alevi toplumu ve hak savunucuları tarafından sert bir şekilde eleştirildi.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Usta’nın sözlerini, AKP hükümetinin zihniyetini açıkça ortaya koyan bir açıklama olarak nitelendirerek, geçmişte yaşanan katliamların ve ayrımcı söylemlerin bu anlayışla devam ettiğini vurguladı. Erçe, “Gerici, ırkçı, faşist zihniyetinize lanet olsun” diyerek, halkı birbirine düşman etmek için yapılan siyasetin kabul edilemez olduğunu belirtti.

DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat da Usta’nın sözlerini, Alevi toplumunu hedef alan bir ayrımcılık olarak değerlendirdi. Fırat, Alevilerin insan hayatını mezheple ölçmediğini, zulme uğrayanın kimliğinin değil, uğradığı zulmün esas olduğunu ifade etti. Bu yaklaşımın, Alevilere yönelik katliamları meşrulaştırmaya hizmet ettiğini belirtti.

Arap Halkı Alevileri Dayanışma Derneği (AHAD DER) ise Usta’nın kullandığı ifadelerin, İslam’ın ahlaki ve inançsal bütünlüğünden kopan mezhepçi bir anlayışı yansıttığını ifade etti. Dernek, Aleviliğin haksızlığa boyun eğmemek üzerine kurulu bir inanç olduğunu ve bu tür ayrıştırıcı dilin toplumsal barışı zedelediğini vurguladı.

Bu gelişmeler, Alevi toplumunun eşit yurttaşlık hakları ve inanç özgürlüğü mücadelesinin önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Alevi toplumu, haklarının ihlal edilmesine karşı durarak, barış ve eşitlik temelli bir yaşamı savunmaya devam edecektir.

Suriye’de Alevilere Yönelik Katliamlar Muhabbet Cemi’nde Protesto Edildi!

Antalya’da gerçekleştirilen Muhabbet Cemi’nde, Suriye’de Alevilere yönelik katliamlar kınandı. Cemde konuşanlar, toplumu bu tür eylemlere karşı duyarlı olmaya çağırdı ve 10 Ocak’ta Ankara Tandoğan Meydanı’nda kadınlar tarafından düzenlenecek mitinge katılım çağrısında bulundu.

Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde düzenlenen cemde, yol yürütücüsü Baba Süleyman Demir, Alevilikte cem erkânının rızalık temelinde işlediğini vurguladı. Demir, “Cem’e başlamadan önce gönüller birlenir. Herkesin rızası alınmadan bu hizmetler devam etmez” dedi.

Alevi Bektaşi inancının öğretilerine de değinen Demir, “Yolda yürümek isteyenler, reşit olduktan sonra ikrar verir ve yola girerler. Alevilikte sorunlar, cem ortamında çözülür” ifadelerini kullandı. Suriye’deki duruma dikkat çeken Demir, “Şu anda orada bir Kerbela yaşanıyor. Alevi mahallelerine girerek insanları katlediyorlar” dedi.

Demir, selefi grupların Alevilere karşı yürüttüğü saldırıları kınayarak, “Kadın, erkek, çoluk çocuk demeden katlediliyorlar. Buradan o IŞİD çetelerini lanetle kınıyoruz” şeklinde konuştu. Cemde son olarak, Abdal Musa Kültür ve Yaşatma Derneği Yönetim Kurulu üyesi Zenra Demir, 10 Ocak’taki mitinge katılım çağrısı yaptı.

Suriye’de Halkların Kanı Dökülmesin: FEDA ve DAKB Çağrıda Bulundu!

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Suriye’deki HTŞ’nin kontrolündeki bölgelerde Aleviler, Dürziler, Kürtler ve Hristiyan halklara yönelik devam eden saldırıların soykırım ve insanlığa karşı suç niteliği taşıdığını belirterek uluslararası kurumları acil müdahaleye çağırdı. Açıklamada, HTŞ’nin iktidarını kurduğu günden bu yana süregelen saldırıların münferit değil, planlı ve sürekli katliamlar olduğu vurgulandı.

FEDA ve DAKB, HTŞ’ye bağlı silahlı grupların büyük çoğunluğunun DAİŞ artığı selefist yapılardan oluştuğunu ve bu grupların inanç ve etnik kimlikleri nedeniyle Alevi, Hristiyan ve Dürzi halklarını hedef aldığını ifade etti. Ayrıca, son dönemde Halep’te Kürt mahallelerine yönelik saldırıların artış gösterdiği, bu saldırılarda birçok sivilin hayatını kaybettiği belirtildi. Özellikle, bu mahallelerde yaşayanların çoğunun daha önce Afrin’den zorla göç ettirilen kişiler olduğu vurgulandı.

FEDA ve DAKB, Rojava, Halep ve Dürzilerin yaşadığı bölgelerdeki saldırıların ortak bir planın parçası olduğunu kaydederek, sessiz kalmanın bu suçlara ortak olmak anlamına geldiğini ifade etti. Açıklama, başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeleri olmak üzere, HTŞ’yi tanıyan tüm uluslararası kurum ve güçlere çağrıda bulunarak, Suriye’deki soykırım ve insanlığa karşı suçlara derhal müdahale edilmesi gerektiğini vurguladı.

Federasyon ve kadın örgütü, Suriye’de tüm halkların eşit ve özgür yaşamını güvence altına alacak demokratik bir anayasa temelinde barışın sağlanması gerektiğini belirtti. Ayrıca, insanlık onurundan yana olan tüm kesimleri, yaşananlara karşı ses çıkarmaya ve harekete geçmeye çağırdı. Suriye’de işlenen insanlığa karşı suçların cezasız kalmaması gerektiği bir kez daha ifade edildi.

Alevi kadınlar: 10 Ocak’ta Tandoğan’da haklarımız için buluşuyoruz!

Antalya’da örgütlü Alevi kadınlar, 10 Ocak Cumartesi günü Ankara Tandoğan Meydanı’nda gerçekleştirilecek ‘Kadın Mitingi’ne katılma çağrısında bulundu. Birçok kadın kurumunun destek verdiği mitingde, kadınların özgürlüklerini ve taleplerini dile getirmesi amaçlanıyor. Saat 11.00’de Atatürk Kültür Merkezi önünde toplanacak olan kadınlar, buradan Tandoğan Meydanı’na yürüyecek.

Alevi kadınlar, miting öncesinde yaptıkları açıklamalarda, Türkiye’deki kadın cinayetlerinin ve yaşanan şiddetin son bulması için birleşme çağrısı yaptılar. Nihal Yıldırım, “Her gün bir kadın cinayete kurban gidiyor. Artık bu duruma göz yummak istemiyoruz. Kadınların eşit haklara sahip olması için bu mitinge katılmalıyız” dedi.

Sevtap Özdemir de tüm kadınları mitinge davet ederek, kadın cinayetlerinin ve çocuk istismarlarının sona ermesi gerektiğini vurguladı. Hacer Aslan, “Geleceğimiz için Tandoğan Meydanı’nı doldurmalıyız” diyerek, kadınların bir araya gelmesinin önemine dikkat çekti.

Abdal Musa Kültür ve Yaşama Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Zehra Demir ise, Alevi kadınların seslerini duyurması gerektiğini ifade ederek, “Kadınlarımızı bu mitinge bekliyoruz. Sadece Türkiye’de değil, Suriye’deki canlarımız için de sesimizi yükseltmeliyiz” dedi.

Dersim’den Halep’e Sesleniş: Saldırılar İnsanlığa Karşı İşlenmiş Suçtur!

Dersim’de düzenlenen basın açıklamasında, Demokratik Kurumlar Platformu, Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik süregelen saldırıları insanlık suçu olarak nitelendirdi. Açıklamada, “Halep’te yaşananlar durdurulmazsa, yarın daha büyük yıkımların önü açılacaktır” denildi. Basın toplantısına, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ve çeşitli siyasi parti, sivil toplum ve demokratik örgüt temsilcileri katıldı.

DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Özcan Ateş, Halep’teki saldırıların sivilleri hedef aldığını ve bu durumun Kürt mahallelerinin kasıtlı olarak savaş alanına çevrildiğini vurguladı. Saldırıların Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) entegrasyonunun ve siyasi çözüm arayışlarının tartışıldığı bir dönemde gerçekleşmesinin manidar olduğunu belirtti. Ateş, bu durumun çözüm karşıtı güçlerin kışkırtmasıyla bağlantılı olduğunu ifade etti.

Ateş, Türkiye’deki Barış ve Demokratik Toplum Süreci üzerinde olumsuz etkileri olacağına dikkat çekerek, Rojava’ya yönelik düşmanca tutumların bölgesel barış ihtimalini zayıflatmayı amaçladığını dile getirdi. “Kürt halkı bu saldırılara karşı örgütlü bir duruş sergileyecek ve meşru direniş hakkını savunacaktır” dedi.

Ayrıca, uluslararası güçlere ve Birleşmiş Milletler’e çağrıda bulunan Ateş, sivillerin korunması için acil önlemler alınması gerektiğini vurguladı. Saldırıların durdurulması ve saldırgan güçlerin teşhir edilmesi gerektiğini belirtti. EMEK Partisi Dêrsim İl Başkanı Ergin Tekin ise Türkiye ve diğer güçlerin Suriye’den çekilmesi gerektiğini ifade etti.

Son olarak, DEM Parti Milletvekili Ayten Kordu, Suriye’deki mezhepçi ve faşist yaklaşımların Alevilere, Dürzilere ve farklı kimliklere yönelik saldırılarla sürdüğünü belirtti. Rojava’nın tüm halkların ortak yaşam alanı olduğunu vurgulayarak, bu kazanımları savunmaya devam edeceklerini söyledi.

Duisburg Cemevi’nde İsmail Şahin dönemi başladı

Duisburg’daki Cemevi’nin yeni başkanı İsmail Şahin olarak seçildi. Şahin, Alevi toplumu içinde uzun yıllar çeşitli görevlerde bulunmuş bir isim. Başkanlık görevini devralmasının ardından, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık ilkeleri çerçevesinde toplumsal dayanışmayı güçlendirmeyi hedefliyor.

İsmail Şahin, Cemevi’nin yönetiminde, Alevi kültürünü ve değerlerini yaşatmanın yanı sıra, tüm inanç gruplarıyla diyalog kurmayı öncelikli hedeflerinden biri olarak belirtti. Cemevi’nin kapılarının her zaman herkese açık olduğunu vurgulayan Şahin, toplumsal barışa katkıda bulunmak için çalışmalar yürüteceklerini ifade etti.

Yeni başkan, Duisburg Alevi topluluğunun ihtiyaçlarına cevap verecek projeler geliştirmeye de odaklanacaklarını açıkladı. Ayrıca, genç nesillerin Alevi inanç ve kültürünü tanımasını sağlamak amacıyla eğitim programları düzenleyeceklerini belirtti.

Şahin’in başkanlığı, Duisburg’daki Alevi toplumunun birliğini pekiştirmeyi ve inanç özgürlüğü mücadelesini daha da ileri taşımayı amaçlıyor. Cemevi, bu süreçte Alevi değerlerinin yanı sıra, toplumsal adalet ve eşitlik için de çalışmalarını sürdürecek.

Demokratik Siyasette Alevi Kadını DENİZ YILDIZ

Erkek, dişi sorulmaz muhabbetin dilinde,
Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde.
Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok,
Noksanlık eksiklik senin görüşlerinde.

Razı ve rıza şehrinin insanları olarak, demi devranda yaşam inşası kuranların ardıllarıyız biz kadınlar. Hayatı demokratik kılan, rızayı ve razılığı modern dünyaya taşıyan ana damar kadındır.

Demokrasi, etimolojik kökeniyle “demos” (halk) ve “kratos” (egemenlik) yani halkın kendi kendini yönetmesi demektir. Ancak demokrasi tarihi, ne yazık ki kadınların dışlandığı bir “erkek egemenliği” tarihi olarak yazılmıştır. Adalet, eşitlik ve özgürlük gibi değerler ancak kadının siyasal alanda özne olmasıyla gerçek bir demokrasiye dönüşebilir. Aksi takdirde, egemenlik halkın değil, sadece erkeklerin elinde kalacaktır.

İnancın Özünden Uzaklaşan Eril Siyaset

Alevilik, tarihsel olarak dişil bir inanç evreni üzerine kuruludur; ocak sisteminde Ana ve Pir ayrılmaz bir bütündür. Fakat asimilasyon süreçleri, Alevi toplumunu geleneksel dişil bilgeliğinden koparmış, yerine Sünni-muhafazakâr kodların etkisiyle şekillenmiş eril bir yapı bırakmıştır. Bugün cemevlerinden demokratik kitle örgütlerine kadar karar mekanizmalarının neredeyse tamamı erkekler tarafından domine edilmektedir. Söylemdeki “can” vurgusu, maalesef kadınların eşitsiz konumunu perdeleyen bir retoriğe dönüşmüştür.

Temsiliyetin Erkek Sözleşmesi

Modern demokratik siyasette temsil hakkı, bir devlet sınırları içerisinde yaşayan tüm bireylere aittir. Ancak parlamentoda ve Alevi kurumlarının yönetim kademelerinde Alevi kadınlarının yokluğu, demokratik bir tercihin değil, sistemli bir dışlanmanın sonucudur. Siyasal alan, “erkekliğin gizli sözleşmesi” ile parsellenmiş; kadınlar ise bu alanın çeperinde bırakılmıştır. Oysa Ana Fatma’nın toplumsal barış kuruculuğu, Zeynep’in hakikat arayışı ve Zarife’nin direniş mirası, bizlere kadının siyasetin öznesi olduğunu açıkça göstermektedir

Rıza Toplumsallığına Dönüş

Alevi toplumunun demokratikleşme sancısı, kadının siyasal alandaki varlığıyla doğrudan ilintilidir. Kadının temsil edilmediği, söz söylemediği hiçbir mekanizma gerçek anlamda “demokratik” olamaz. İnancımızın temeli olan “Yol kadınla başlar” düsturu, bugün demokratik siyasetin de temel taşı olmak zorundadır.

Ana Fatma, Zeynep, Zarife, Bese ve Sakine gibi mücadele etmekten vazgeçmeyeceğimizin ikrarıyla…

Gerçeğin demine HÜ.

Suriye Alevi Direnişi, Halkların Kardeşliği ve Direnişte Alevi Kadının Rolü HASAN SUBAŞI

Suriye’de Alevi toplumunun içine sürüklendiği varoluşsal tehdit, yalnızca bir mezhep grubunun güvenlik sorunu olarak ele alınamaz. Bugün ortaya çıkan Alevi direnişi, Ortadoğu’nun yüzyılı aşkın süredir içine hapsedildiği siyasal İslamcı tahakküm, merkeziyetçi ulus-devlet şiddeti ve emperyalist paylaşım rejimlerine karşı gelişen tarihsel bir karşı çıkışı temsil etmektedir. Bu yönüyle direniş, yalnızca güncel bir savunma değil, tarihsel bir hesaplaşmadır.

Bu direnişin ayırt edici yanı, mayasında “İslam kardeşliği” anlayışının değil, halkların kardeşliği anlayışının bulunmasıdır. Bu yönüyle Suriye Alevi direnişi, yalnızca savunmacı bir refleks değil; laiklik, demokratik temsil, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık temelinde yeni bir siyasal-toplumsal düzen mücadelesinin ifadesidir. Direnişin bu özünden dolayı Suriye’deki Alevi toplumunun öncüleri ve örgütlü güçleri, mücadeleyi dar kimlikçi bir zemine sıkıştırmadan; Kürtlerin, Dürzilerin, Süryanilerin, Ermenilerin ve Sünni yoksul emekçi halkların ortak geleceğini gözeten bir hat üzerinden geliştirmektedir.

HTŞ merkezli siyasal İslamcı yapılanmaların Suriye’de kurmaya çalıştığı rejim, yalnızca Alevileri değil; farklı inançları, etnik kimlikleri, kadın özgürlüğünü ve en temelde halk iradesini hedef almaktadır. Bu yapıların beslendiği kaynak, siyasal İslam’ın Selefi-Sünni kollarının değerleridir. Cihatçı terör örgütü IŞİD’in bu değerler adına insanlığa karşı nasıl ağır suçlar işlediğini tüm dünya gördü.

Emperyalist güçlerin getirip Şam’da iktidar koltuğuna oturttuğu Ahmet el-Şara’nın başında olduğu bir Suriye’de, ne kadınların ne halkların ne de farklı inanç topluluklarının gerçek anlamda özgür olması mümkündür. Bugün Suriye’de eşitlikten ve özgürlükten söz edenlerin payına düşen, baskı, şiddet ve katliamlardır. Alevi direnişinin tarihsel ve güncel önemi tam da burada ortaya çıkmaktadır. Bu direniş, siyasal İslamcılığın “ümmet” söylemiyle gizlediği sınıfsal ve iktidar ilişkilerini teşhir eden, seküler ve demokratik bir karşı hegemonya üretmektedir. Bu bağlamda Alevi direnişiOrtadoğu’da uzun süredir bastırılan laik ve halkçı damarların yeniden siyasal özne hâline gelme potansiyelini taşımaktadır. Direnişin silahsız, kitlesel ve örgütlü karakteri, onu salt askeri bir karşı koyuş değil; toplumsal bir dönüşüm dinamiği hâline getirmektedir.

Alevi toplumunun dile getirdiği federal ve otonom yönetim talebi, bir “bölünme” arzusu değil; merkeziyetçi, baskıcı ve tekçi devlet aklının iflasına verilmiş rasyonel bir yanıttır. Ortadoğu gerçekliği, farklı inanç ve halkların zorla tek bir merkezden yönetilmeye çalışılmasının sürekli savaş, katliam ve göç ürettiğini defalarca kanıtlamıştır. Federal ve demokratik bir Suriye perspektifi; tüm halklar için eşitlik, özgürlük ve barış içinde birlikte yaşamın en gerçekçi yoludur. Bu perspektif Aleviler için can güvenliği, Kürtler için siyasal statü, Dürziler ve Süryaniler için kültürel varoluş, emekçi halklar için ise sosyal adalet anlamına gelmektedir. Başarısı, yalnızca yeni bir yönetim biçimini değil, yeni bir birlikte yaşama kültürünü de inşa edebilir.

Suriye Alevi direnişinin kaderi, Kürtlerin, Dürzilerin ve baskı altındaki diğer halkların mücadeleleriyle kuracağı ilişkiye doğrudan bağlıdır. Bu mücadelelerin birleşik bir demokratik cephede buluşması, HTŞ ve benzeri siyasal İslamcı akımların etkisizleştirilmesi açısından tarihsel bir zorunluluktur. Ayrı ayrı direnişler bastırılabilir. Ancak birleşik bir halklar cephesi, yalnızca HTŞ iktidarını değil, bölgesel dengeleri de sarsacak bir güç yaratabilir. Bu noktada uluslararası dayanışmanın rolü hayati önemdedir. Dünyanın dört bir yanındaki Alevi topluluklarının, devrimci-demokrat güçlerin ve ilerici insanlığın bu direnişe politik, moral ve örgütsel destek sunması; Suriye’deki Alevi mücadelesini yalnızlıktan kurtaracak, meşruiyetini ve görünürlüğünü artıracaktır.

Suriye’de Alevi direnişinin başarıya ulaşması, yalnızca Suriye’nin gidişatını değiştirmekle sınırlı kalmayacak; aynı zamanda Türkiye’nin siyasal ve toplumsal dengelerini de derinden etkileyecektir. Bu nedenle Suriye Alevi direnişi, Türkiye’de demokratikleşme mücadelesinin de dolaylı ama önemli bir parçasıdır. Çünkü Suriye Alevi direnişinin, bir inanç grubunun hayatta kalma çabasının ötesinde; Ortadoğu’da halkların eşit, özgür ve laik bir gelecekte bir arada yaşayabilmesine zemin hazırlayan bir niteliği var. Bu yönüyle de bu mücadele, mezhepçi karanlığa karşı halkların ortak ışığını temsil etmektedir. Başarısı ise yalnızca sahadaki direnişe değil, bu direniş etrafında örülecek bölgesel ve uluslararası dayanışmanın gücüne bağlıdır.

Kadın Özgürlüğü Olmadan Halkların Özgürlüğü Mümkün Değildir

Suriye’de gelişen Alevi direnişinin taşıyıcı güçlerinden biri kadınlar olmalıdır. Rojava’da Kürt, Ermeni, Süryani, Êzidî ve Arap kadınlar nasıl direnişin öznesi ve taşıyıcı gücü haline geldiyse, Alevi kadınları da Alevi direnişinin hem öznesi hem de kurucu ve taşıyıcı gücü olmalıdır. Bunun başarılabilmesi için Alevi kadınların önüne konulan inançsal ve geleneksel tüm engellerin hızlı ve kalıcı biçimde kaldırılması gerekmektedir. Çünkü Suriye’deki Alevi direnişi, yalnızca inançsal ya da etnik bir mücadele değil; aynı zamanda ataerkil, militarist ve siyasal İslamcı tahakküme karşı bir toplumsal özgürleşme mücadelesidir.

Ortadoğu’da siyasal İslamcı yapılar, en başta kadınları hedef almaktadır. Kadın bedeni, kimliği ve emeği bu rejimlerin ideolojik ve pratik denetim alanıdır. Alevi direnişinin laik, demokratik ve halkların kardeşliğine dayalı karakteri esas alınarak, kadın özgürlüğünün ve kadınların direnişe katılımının önü sonuna kadar açılmalıdır. Suriye Alevi toplumunda kadınlar, yalnızca mağdur değil; direnişin örgütleyicisi, taşıyıcısı ve ahlaki-politik pusulası olmalıdır. Silahsız ama örgütlü direnişin toplumsal meşruiyet kazanmasında, kadınların kitlesel katılımı ve öncülüğü belirleyici bir öneme sahiptir. Bu durum, siyasal İslamcı güçlerin en çok korktuğu şeydir. Tıpkı Rojava’da olduğu gibi, Sahil bölgesinde de mezhepçi ve cihatçı yapılar, örgütlü Alevi kadınının direnişiyle karşı karşıya kalmalıdır.

Kadın özgürlüğü perspektifi, Alevi direnişini Kürt, Dürzi ve Süryani halkların mücadeleleriyle buluşturacak en güçlü ortak zeminlerden biridir. Bu nedenle Suriye’deki direnişin başarısı, kadınların yalnızca katılımıyla değil; direnişin yönünü ve içeriğini belirleyen özne konumuna gelmeleriyle mümkündür.

Kadınların özgür olmadığı bir federasyon da, demokratik bir Suriye de mümkün değildir. Bu nedenle Suriye Alevi direnişi, halkların kardeşliği kadar kadınların özgürlüğü temelinde yükselen bir direniş olmak zorundadır! Bu yönelim, direnişi dar bir kimlik savunmasından çıkarır; onu Suriye’nin geleceğini yeniden kurabilecek bir toplumsal projeye dönüştürür. Bu toplumsal projenin yaşamsallaşması için Suriye Alevi direnişinin taşıyıcı damarlarından biri Alevi kadınları olmalıdır!

Alevilik, devletin belirlediği sınırların ötesindedir!

Kasım 2022’de kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevilerin taleplerine karşılık vermek amacıyla devlet tarafından oluşturulan bir mekanizma olarak tanıtıldı. Ancak, bu adımın üzerinden üç yıl geçmesine rağmen Alevi toplumu, cemevlerinin hâlâ ibadethane olarak tanınmamasını ve Aleviliğin resmi olarak tanınmamasını eleştiriyor. Alevilerin temel talepleri; eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve cemevlerinin ibadethane statüsünün kabulüdür.

Devletin Alevilik üzerine uyguladığı “böl-parçala-yönet” politikası, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerinden somutlaşıyor. Başkanlık, Türk-İslam vurgusu ile Alevi toplumunun etkinliklerine alternatif düzenlemeler getirmeye çalıştı. Ancak bu girişimler, toplumda karşılık bulmadı ve tepki topladı. Devlet, Aleviliği bağımsız bir inanç olarak değil, İslam içindeki bir mezhep olarak konumlandırıyor.

Başkanlığın son üç yılındaki faaliyetleri, cemevlerinin elektrik ve su giderlerine destek gibi hizmetlerle sınırlı kaldı. Alevi toplumu, bu tür düzenlemelerin, sorunların özüne inmeden yapılan idari düzenlemeler olduğunu savunuyor. Alevilik, hâlâ resmi bir inanç statüsüne kavuşmadığı gibi zorunlu din dersleri de devam ediyor. Bu durum, Alevilerin eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü taleplerinin göz ardı edildiğini gösteriyor.

Alevi inanç önderlerinin sosyal güvenceye ihtiyacı olduğu belirtilse de, bu yaklaşımın Aleviliğin tarihî ve toplumsal yapısıyla örtüşmediği ifade ediliyor. Alevi toplumunun bir kesimi, inançlarının devletten bağımsız olduğunu vurguluyor ve bu bağlamda “Devlete bağlı dede, yol süremez” ifadesi dikkat çekiyor. Üç yılın ardından, Alevilik neden hâlâ tanınmıyor, cemevleri neden ibadethane sayılmıyor gibi sorular yanıtsız kalmaya devam ediyor.

DAD’lı kadınlar, 10 Ocak Kadın Mitingi’nde buluşalım çağrısı yapıyor

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Mercan Gül ve Genel Merkez Yöneticisi Nebat Çelik, 10 Ocak Cumartesi günü Ankara Tandoğan Meydanı’nda gerçekleştirilecek Kadın Mitingi’ne katılım çağrısında bulundu. Kadınlar, saat 11.00’de Atatürk Kültür Merkezi (AKM) önünde toplanarak, miting alanına geçecekler.

Mercan Gül, kadınların bir araya gelerek güçlerini birleştirmelerinin önemine dikkat çekti. Gül, “Biz DAD’lı kadınlar olarak, özgürlüğümüz ve eşitliğimiz için orada olacağız. İstanbul Sözleşmesi’nin yasaklanmasına ve kadın katliamlarına karşı sesimizi yükseltmek için 10 Ocak’ta mitingde buluşalım” dedi.

Nebat Çelik ise, kadınlar üzerindeki baskı ve zulme dikkat çekerek, “Yüzyıldır süregelen bu zulme son vermek için bir araya geliyoruz. Kadınlar nerede bir araya gelirse, orada güzellik yaratılır. Umudumuz kadınlardır. Bu yüzden, 10 Ocak’ta Tandoğan Meydanı’nda buluşarak sesimizi yükseltelim” ifadelerini kullandı.