Ana Sayfa Blog Sayfa 39

İnkara Karşı Hakikat, Savaşa Karşı Barış CELAL FIRAT

“İnkârın, asimilasyonun ve ayrımcılığın son bulduğu; inancın hiçbir otorite tarafından baskılanmadığı, halk iradesine ve toplumsal çeşitliliğe saygının esas alındığı bir Türkiye istiyoruz.”

Cemevlerinin hâlâ “tanımsız” bırakılmadığı, Alevilerin eşit yurttaşlık hakkının pazarlık konusu yapılmadığı, kimsenin kimliğinden, inancından ya da dilinden dolayı ötekileştirilmediği bir ülke istiyoruz. Ayırımsız tüm halklar bu kadim toprakların paydaşıdır; birbirinin yoldaşı, birbirinin kardeşidir.

Çünkü biz biliriz ki: “Hakk, güçte değil; halkın vicdanındadır.” Adaletin talimatla değil hukukla işlediği; emeğin kutsal sayıldığı, sömürünün suç olarak görüldüğü bir ülke istiyoruz.
Rızalığın esas alındığı, ikrarın baskıyla değil özgür iradeyle verildiği, adaletin bir gösteriye değil, hakikatle yüzleşmeye dönüştüğü bir düzen istiyoruz.

Savaştan, nefretten ve inkârdan beslenen anlayışlara karşı; barışı, birlikte yaşamı ve halkların kardeşliğini savunuyoruz.

2026 yılında Alevilerin, Kürtlerin, emekçilerin, kadınların ve gençlerin
eşit, özgür ve onurlu yaşadığı bir ülke için inançla, kararlılıkla ve umutla
mücadele etmeye devam edeceğiz.

Tüm dünyaya barış ve demokrasinin egemen olmasını diliyor, savaşların, inkârın ve sömürünün son bulmasını, halkların eşit, özgür ve onurlu bir şekilde yaşamasını diliyoruz.

Dersim Araştırmalar Merkezi 5. kongresini başarıyla tamamladı!

Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), 5. Olağan Kongresi’ni gerçekleştirdi. Kongre, saygı duruşu ve divan seçimiyle başladı. Divan kuruluna Hüseyin Ayrılmaz, Songül Aydoğan ve Gülseven Deniz seçildi. Kongreye katılan birçok kişi, Dersim’in güncel sorunları, birlik ve dayanışma konularını tartıştı.

Kongrede, Dersimlilerin ortak mücadele hattının güçlendirilmesi ve toplumsal hafızanın korunması gerektiği vurgulandı. Ayrıca, Avrupa diasporası ile Dersim arasındaki bağların güçlendirilmesi konusuna da dikkat çekildi. DEM Parti İl Eş Başkanı Çağdaş Atan ve HDK İl Eş Sözcüsü Didem Yılmaz gibi isimler de kongrede yer aldı.

Seçimlerin ardından DAM Başkanlığı’na Hüseyin Deniz seçilirken, yönetim kuruluna Sabri Aslan, Ali Aldoğan, Müjgan Halis, Orhan Budak, Semra Demir ve Alişan Önlü dahil oldu. Kongrede, DEDEF, Munzur Çevre Derneği ve Demokratik Alevi Dernekleri gibi çeşitli sivil toplum kuruluşları temsilcileri de görüşlerini paylaştı.

Kongre, DAM’ın Dersim’e ilişkin araştırma, hafıza ve toplumsal mücadele çalışmalarını sürdürme kararlılığıyla sona erdi. Bu süreçte sivil toplumun rolüne vurgu yapılarak, barış ve demokratik toplum sürecine dikkat çekildi.

Aleviler Örgütlü mü, Yalnız mı? HASAN AYDIN

Alevi kurumları bugün, Hatay Yayladağı sınır kapısında bir araya gelerek Suriye’deki Alevi katliamına tepkilerini ortaya koydular. Bu yapılması gereken bir eylemdi, değerlidir. Ançak şöyle bir gerçeklik vardır ki, alevi siyasi gerçekliği, ciddi bir hak örgütlüğü değildir, Türkiye’de sistem aklı Alevilere düşman gözüyle bakmaktadır.

Alevilere yapılan bunca zülüm, katliam ve hakaretlerin yargıda bir karşılığı olmamıştır. Hatta Alevileri öldüren, iktidara biraz daha yakınlaşmıştır.

Aleviler Örgütlü olmuş olsalardı, bu mümkün olmazdı. Katillerimizi ödüllendiriliyor, biz 20 milyon Aleviyiz diyoruz, örgütlüyüz diyoruz. Burda bir yanlış var. Alevi siyasal gerçeklerinin yanıtlaması gereken bir çok soru ortada durmaktadır.

Biz örgütlüysek, bu örgütler Alevilerin sosyal sorunlarıyla ilgiliyseler, nedir bu günlük siyasete, basında sürekli aşağılanmalar?

Türkiye’nin Süriye politikasında ortaya çıkan bir gerçeklik vardır, değişmeyen Alevi imgesi taş gibi ortada duruyor. Aleviler yaşamak istiyoruz diye sokaklara çıktıkları zaman, Türkiye bunu komplo, Esad artıkları, sistem düşmanları gibi tanımladı, katliamı çok açık bir biçimde destekledi.
Aleviler, sürekli sırtlarından taşıdıkları CHP bile bu konuda ciddi bir tepki vermedi.

CHP, bir devlet partisidir, Kürtler, Aleviler, Solcular katledilince, zindanlara atılınca, dünyaya “hukuk işliyor” diyen bir partidir. Örgütlülük kendinin olmaktır, haklarını bilmektir, omurgalı olmaktır. Alevi örgütünün sorunu, cem evlerini açmak semah dönmek değildir. örgütlülü olmak örgüt böyle bir şey değildir.

Alevi filozofyasından da anlaşılacağı gibi, hakikattır, haksızlığa karşı dim dik durmaktır. Yapanı da yaptıranı da görmek gerek..

Adı ne olursa olsun, bu devlet faşist bir devlettir. Hitlerin yaptığının aynısını görüyoruz. Önce ötekileştirir, sonra düşmanlaştırır. Yahudiler Hitlerin pisleri, düşkünleriydi.

Aleviler, Kürtler, Solcular bu devletin bölücüleri, vatan hainleri ve mum söndürücüleridirler, bu gerçeği artık görmeliyiz. Faşizim düşmansız yaşayamaz, sürekli bir düşman yaratır, Aleviler, Kürtler, solcular bu devletin düşmanlaştırdığı kesimlerdir.

Suriye’deki Aleviler: Silahsız ama Kararlı Bir Direniş İçinde

Suriye’de Alevilerin can güvenliğinin kalmadığını ifade eden Avrupa Arap Aleviler Federasyonu İkinci Başkanı Hasan Gökyıldız, Alevi toplumunun silahsız, ancak örgütlü bir direniş sürecine girdiğini belirtti. Temel taleplerinin can güvenliği ve otonom bir yönetim modeli olduğunu vurgulayan Gökyıldız, Alevilere yönelik katliam, baskı, zorunlu sürgün ve kaçırılma vakalarının arttığını dile getirdi.

Alevilere yönelik uygulamaların, geçici Şam merkezi hükümeti aracılığıyla yürütülen sistematik bir yıldırma politikasının parçası haline geldiğini belirten Gökyıldız, devlet dairelerinde Alevilere karşı uzun süredir devam eden işten çıkarmalara dikkat çekti. Bazı bölgelerde doğrudan işten çıkarmalar yaşanırken, bazı memurların ise zorla uzak bölgelere atandığını söyledi. Bu uygulamaların artık gizlenemez boyutlara ulaştığını ifade etti.

Kaçırılma vakalarının Alevilerin yoğun yaşadığı bölgelerde arttığını belirten Gökyıldız, insanların günlük yaşamlarında dahi can güvenliğinin bulunmadığını dile getirdi. Son dönemde Batı Orta Suriye Konseyi’nin kurulduğunu ve bu yapının faaliyetlerinin dijital medya üzerinden yürütüldüğünü aktaran Gökyıldız, halkın direniş göstermek için işyerlerini kapattığını ve okula göndermediğini belirtti.

Gökyıldız, yaşanan baskılara karşı bir mücadele sürecinin başladığını, bu süreçte bazı bölgelerde silahlı güçlerin halka saldırdığını ve katliamların yaşandığını açıkladı. Alevi örgütlerinin, imkânları doğrultusunda yardım kampanyaları düzenlemeye çalıştığını, ancak halkın artık tükenme noktasına geldiğini vurguladı.

Türkiye ve Avrupa’daki Alevi örgütlerinin Suriye’deki Alevilere verdiği desteğin moral kaynağı olduğunu belirten Gökyıldız, uluslararası kamuoyunun Alevilerin can güvenliği meselesine dikkat çekmesi gerektiğini ifade etti. Alevi toplumunun mücadelesinin devam edeceğini ve otonom yönetim taleplerinin giderek daha fazla ses getireceğini dile getirdi.

Alevi Kurumları: Suriye’deki Alevi saldırıları soykırımdır!

Alevi kurumları, Hatay’ın Yayladağı Sınır Kapısı’nda düzenledikleri basın açıklamasıyla Suriye’de Alevilere yönelik saldırıları “soykırım” olarak nitelendirdi. Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Kültür Dernekleri ve diğer birçok Alevi kuruluşunun katıldığı etkinlikte, Suriye’deki katliamların durdurulması talep edildi.

Arap Halkı Alevileri Dayanışma Derneği (AHAD-DER) Başkanı Hamit Karaoğullarından, Suriye’deki Alevi yerleşimlerinin kuşatma altında olduğunu ve bu süreçte sivillerin infaz edildiğini, kadınların ve çocukların kaçırılıp cinsel saldırılara maruz kaldığını ifade etti. Karaoğullarından, bu saldırıların bir inancın ve halkın yok edilmesine yönelik ağır insanlık suçları olduğunu vurguladı.

Karaoğullarından, taleplerini sıralarken, insan hakları savunucularından oluşan bağımsız bir araştırma heyetinin derhal kurulması, Suriye’deki saldırıların durdurulması ve Aleviler ile diğer azınlıklar için insani yardım koridorları açılması gerektiğini belirtti. Ayrıca, uluslararası kamuoyunun bu duruma sessiz kalmaması gerektiğini vurguladı.

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Suriye’deki soykırımların kökeninin Türkiye’de bulunduğunu ve bu duruma sessiz kalanların geçmişte Alevilere yönelik inkar ve katliam politikalarını desteklediğini ifade etti. Aslan, hükümete Colani ve ekibine karşı durma çağrısında bulundu.

CHP Parti Meclis Üyesi Nihat Dağ ise, Suriye’deki katliamların geçmişteki benzer olaylarla bağlantılı olduğunu belirterek, uluslararası bir mekanizma kurulmasını ve sorumluların yargılanmasını istedi. Demokrat Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Alevilerin soykırıma uğramasına asla razı olunamayacağını vurguladı.

Etkinlikte yapılan konuşmalarda, Suriye’deki Alevi katliamlarının durdurulması için uluslararası toplumun harekete geçmesi gerektiği, mezhepçi ve ayrımcı politikaların sona erdirilmesi talep edildi. Katılımcılar, Alevilerin ve diğer toplulukların varlığını koruma mücadelesini sürdüreceklerini ifade etti.

Alevi Soykırımı unutulmadı: İstanbul’da güçlü protesto!

İstanbul’daki Alevi kurumları, Suriye’de devam eden Alevi soykırımına karşı Kalkedon Meydanı’nda bir protesto eylemi gerçekleştirdi. Eylemde, katliamların hız kesmeden sürdüğü belirtilerek, uluslararası kamuoyunun sessizliğine dikkat çekildi. Açıklamada, “Hâlen tüm boyutlarıyla bilmediğimiz bu katliam karşısında uluslararası kamuoyu sessizliğe bürünmüş durumda” ifadesine yer verildi.

Protestoya İstanbul Arap Alevi Meclisi, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Türkiye Alevi Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri ve Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri katıldı. Basın açıklamasını Arapça İpek Karanfil, Türkçe ise Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkan Yardımcısı Aydın Deniz okudu.

Açıklamada, bugüne kadar yaklaşık 15 bin Alevinin katledildiği ve Alevilere yönelik yaşam ve inanç alanlarına yönelik saldırıların sürdüğü vurgulandı. Özellikle 6-8 Mart 2025 tarihlerinde gerçekleştirilen saldırıların uluslararası hukuka göre bir soykırım girişimi olduğu belirtildi. “Köyler basıldı, kadınlar kaçırıldı, insanlar toplu mezarlara atıldı” denildi.

Suriye’de Alevilere yönelik nefret politikalarının devam ettiği ifade edilerek, Alevi halkının onurlu ve adil bir yaşam talebiyle mücadelesini yükselttiği dile getirildi. Açıklamada, inanç kimliklerinin tanınması, halkların kendi kaderini tayin hakkının tanınması ve soykırım girişiminin açığa çıkarılması gibi talepler sıralandı.

Eylemde, Suriye Alevilerinin onurlu, adil ve insanca bir yaşam için başlattıkları oturma eylemi selamlandı. “Biz titreyen bir sessizlik değiliz; gerektiğinde ayağa kalkan onurun öfkesiyiz” denilerek, direnişin destekçisi olma vurgusu yapıldı.

Suriye’de 14 yıllık cihatçı intikam içgüdüsü sürüyor: “Aleviler tabuta, Hıristiyanlar Beyrut’a!” Faik Bulut

0

Bu yazımızda HTŞ yönetimine bağlı cihatçıların Suriye genelinde ve geçici hükümet desteğinde 25-28 Aralık’taki saldırılarını ve azınlıklara yönelik insanlık suçlarını irdelemek istiyoruz.

DSG (Demokratik Suriye Güçleri) tarafından yapılan açıklamada, çatışmaların Şam hükümeti Savunma Bakanlığı’na bağlı grupların Halep’teki Şeyhan Meydanı’nda bulunan bir Asayiş noktasına saldırmasıyla başladığı öne sürüldü. Açıklamada, saldırı sonucu iki asayiş üyesinin yaralandığı belirtildi.

DSG, hükümete bağlı unsurların Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerini ağır silahlarla hedef aldığını savunarak, Şam yönetimini kendi emrindeki grupları kontrol edememekle suçladı.

Suriye İçişleri Bakanlığı ile resmi haber ajansı SANA ise olaylara ilişkin farklı bir tablo çizdi. Şam yönetimi, DSG güçlerinin ortak kontrol noktalarından aniden çekilerek Suriye askerlerine ateş açtığını ve yapılan anlaşmalara “ihanet” ettiğini ileri sürdü.

Birkaç gün sonra da HTŞ güçlerinin Tişrîn Barajı bölgesine toplarla saldırması sonucu bazı siviller yaralandı.

Ensar’ul Sünnet Tugayları isimli radikal Selefi örgüt Humus’ta Alevilere ait İmam Ali Bin Abi Talib Camisine saldırı düzenledi; 8 kişi öldü, en az 18 kişi de yaralandı. Bombalanan yerin “Sünni camisi olmadığını” vurgulayan örgüt, bundan böyle “imansız ve dinden dönen herkesin hedef alınacağını, saldırıların artarak devam edeceğini” açıkladı.

Amerikan düşünce kuruluşu Savaş Araştırmaları Enstitüsü’ne göre Ensar’ul Sünnet Tugayları, IŞİD’den destek alıyor. Ancak örgüt, IŞİD bağlantısını reddediyor.

Suriye’nin başta Lazkiye ve Tartus kentleri olmak üzere birçok kıyı kentindeki Aleviler sokaklara çıkarak protesto eylemleri düzenledi. Suriye ve Diasporadaki Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Şeyh Gazal Gazal, bu saldırının ardından kitlesel barışçıl gösteri çağrısı yaptı. Gazal ayrıca federasyonla ilgili taleplerini yineleyerek “İç savaş istemiyoruz ve kaderimizi belirlemek bizim hakkımızdır” ifadelerini kullanarak son saldırıları “imha savaşı” olarak nitelendirdi.

Üç aşamalı tutuklama furyası

Öte yandan Reuters haber ajansı analizinde, yeni Şam yönetiminin üç dalga halinde tutuklamalarla Esad rejiminden kalan hapishaneleri doldurduğu yazılıyor.

İlk dalga Esad’ın geçen yıl 8 Aralık’ta devrilmesiyle başladı ve rejim güçlerine mensup binlerce asker yeni yönetim tarafından tutuklandı.

İkinci dalga Mart 2025’te, Alevi nüfusunun yoğun olduğu Lazkiye ve Tartus’ta yaşanan şiddet olaylarının ardından geldi.

Üçüncü dalga ise Dürzilerin yoğun yaşadığı Süveyda bölgesinde temmuz ayında başlayan şiddet olayları sonucu gerçekleşti.

İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları İzleme Örgütü (SOHR), Alevilere yönelik bu olaylarda yaklaşık 1600 kişinin Şam destekli milisler tarafından öldürüldüğünü öne sürmüştü. Bunlardan 600’den fazlasının sivillerden oluştuğu savunulmuştu. Analizde, Şam güçlerinin çoğu erkek yüzlerce Alevi’yi tutuklamaya devam ettiği ileri sürülmektedir.

Süveyda şehrinde rejim yanlısı Bedevi aşiretlerle muhalif Dürzi gruplar arasındaki adam kaçırma olaylarıyla 13 Temmuz’da başlayan çatışmalar hızla büyümüştü. Yaklaşık bir hafta süren ve ateşkesle sonuçlanan çatışmalarda, Şam yönetimine bağlı silahlı birlikler, gerginliğin durdurulması amacıyla bölgeye gönderilmişti.

Reuters analizinde, bunlara ek olarak Esad rejimiyle bağlantılı oldukları iddiasıyla Sünni Müslümanların tutuklandığı da ifade ediliyor. İnsan hakları aktivistlerinden “İran ve Hizbullah’la bağlantıları” gerekçe gösterilerek yakalanan Şiilere kadar birçok kişinin rejimden kalan hapishanelere atıldığı savunuluyor.

Haberde, bu kişilerin çoğu hakkında resmi bir hukuki süreç başlatılmadığı iddia ediliyor. Esad döneminden kalma 28 cezaevi ve gözaltı merkezinin yeniden faaliyete geçtiği belirtiliyor. Ayrıca mahkûmlara işkence edildiği, 11 kişinin gözaltında yaşamını kaybettiği öne sürülüyor.

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Reuters haber ajansına gönderdiği açıklamada şu ifadelere yer verdi: Yapılan ihlallerin boyutu göz önüne alındığında, Suriye’de eski rejim altında işlenen suçlara karışanların sayısı çok fazladır. Rejimle bağlantılı kişilerin işlediği diğer suçların yanı sıra geçmişte işlenen suçlar, yeni ihlaller, güvenlik ve istikrara yönelik tehditler de söz konusu.

Mahkûmlara kötü muamele edildiğine dair iddiaları reddeden Şam yönetimi, Esad’ın düşüşünden sonra Suriye’nin hukuk, yargı ve güvenlik kurumlarının yeniden inşa edilmesi gerektiğini belirtiyor.

Bu gelişmeler sonucu Şam yönetimi sorumluluğu üslenmeyip tam aksine azınlıkları suçladı. Örneğin Alevi gösterilerini dışardan kışkırtma ve Esat yanlısı unsurların bir tertibi olarak gösterdi ve Süveyda’daki Dürzi hareketini İsrail ile işbirliği halinde ülkeyi bölmeye çalışan hainler olarak adlandırdı. DSG’yi ise Alevilere ile Dürzilere siyasi ve askeri destek verip Şam hükümetine karşı kışkırtmakla suçladı.

Gerçekler neyi gösteriyor?

Noel sabahı Suriye’deki bütün kiliseler çanlarını çalarak cemaat ibadethanelerinde toplanmaya çağırdı. Ayinlerde şöyle bir talep onaya sunuldu:

“Bizler artık daha fazla dayanamıyoruz. Üstümüzdeki zulüm ve baskı giderek artıyor. Öyle ki, Avustralya’ya topluca iltica etmek niyetindeyiz. Sadece Şam’daki kiliselere mensup 15 bin Hıristiyan bu konudaki dilekçemizi imzaladı. Bu olay şimdiye kadar diken üstünde duran ancak yine de sessizliğini koruyan ve baskılar sonucunda sayıları giderek azalan cemaat mensuplarımızın Ahmed Şara yönetiminin vaatlerine artık inanmadığın bir delilidir.”

Toplam nüfusun yüzde 10’unu teşkil eden Hıristiyan topluluğun 14 yıllık Suriye iç savaşı sırasında sayılarının giderek azaldığı gözlenmektedir. İktidara gelmeden önce ve Şam’da iktidar koltuğuna oturduğunda Şara herkese eşit muamele edeceğine söz vermişti. O kadar ki Hıristiyan cemaatin dini kutlamaların tamamına gönül rahatlığıyla katılabileceğini söylüyordu. Nitekim ziyaret ettiği bir kilisede batı kamuoyuna yönelik mütebessim görüntüler vermişti. Ancak zaman bunun tam tersini gösterdi.

Suriye muhalefet liderlerinden George Barşini, “HTŞ’nin sistematik bir katliam yürüttüğünü, binlerce Alevi erkeğini tutuklayıp zindanlara attığını ve geleceğe yönelik imha planları yaptığını” dile getiriyordu. 8-25 Aralık 2024 tarihleri arasında cihatçılar çok sayıda Hıristiyan köyüne baskın düzenleyerek manastır ve kiliseleri bastı; ikon ve kutsal sembolleri yaktılar ve ibadethane görevlilerini öldürdü.

Gelişmeler günü gününe şöyle oldu:

19 Aralık: Hama’da Ortodoks Grek Kilisesi yakıldı. Başpiskopos Baalbaki şöyle diyor: “Bir grup geldi, silahlarını bize doğrulttu, Kilisenin fresklerini çizdi.”

22 Aralık: Safsafa isimli köyde Alevilerle Hıristiyanların mülklerine baskın yapıldı. Paraları gasp edildi ve kadınlarına şiddet uygulandı.

23 Aralık: İslamcı gruplar Hama’daki kilisenin önündeki Noel ağacını yaktılar. Engellemeye çalışan gençlere ateş açtı.

24 Aralık: İslamcı bir grup Hums’a yakın Baruha köyündeki Alevi ziyaretgâhını yakarak değerli eşyaları talan etti.

25 Aralık: Cihatçı militanlar, Alevilerin kutsal şahsiyeti Ebu Abdullah el Hasibi’nin 700 yıllık türbesini yakıp yıktılar; 5 hizmetliyi katlettiler. Başlarına ayaklarıyla bastıkları görüntüleri ise kamuoyuyla paylaştı.

5 Ocak 2025: Şam’ın El Kasa mahallesindeki kiliseyi basan Selefiler atları ve İŞİD bayraklarıyla ibadethanenin içine daldılar. Burcul-Rus meydanında ise kadınları zorla tesettüre girmeye zorladılar. Kadın ve erkeklerin bir arada dolaşmasını engelledi.

15 Ocak: Hums şehrindeki Hıristiyanlara ait üniversiteye baskın düzenleyen Selefiler kuruma el koymaya kalktı.

15 Ocak: Şam’daki El Kasa mıntıkasındaki Hıristiyanlar maskeli İslamcıların hedefi haline geldiler. Guta bölgesindeki militanlar kadınların tam tesettüre girmesini istediler. Ayrıca sigarayı yasakladılar. Müdahale etmek isteyen Hıristiyan gençler ise ateş edilerek dağıtıldı.

16 Ocak: Hama’daki Ortodoks kilisesine tekrar saldırıldı, kapı ve pencereleri sökülüp atıldı.

15 Şubat: El Nasara vadisindeki Hıristiyan köyleri yoğun saldırılara maruz kaldı. 12 çocuk kaçırıldı.

17 Şubat: Hums’taki Zeydel köyü, Selefi militanların saldırısına uğradı. Mezarlıklar tahrip edildi, haçlar ve dini semboller parçalandı.

Hıristiyan ve Alevi cemaatleri günümüzde de ev baskınlarına, talana ve geniş anlamıyla tehcire zorlanmaktadırlar. Pek çok köyde uluorta yaylım ateşine maruz kalan köy mensupları direnmenin bedelini canlarıyla ödemektedir.

Katliamların 14 yıllık bilançosu

Esad devrilmeden önce de azınlıklar açısından değişen bir şey yoktu. El Gavr köyüne iki konvoyla baskın yapan HTŞ militanları köylüleri yaylım ateşine tuttular. Okula atılan roket atışıyla pek çok öğrenci hayatını kaybetti veya yaralandı. Sokaklar tarandı, yaşlılar ile gençler kurşunların hedefi oldular. Katledilenlerin gömülmesine izin verilmedi, köyde ne varsa talan edilip yağmalandı.

Hums’un kuzeydoğusundaki yerleşim yeri El Muharrrem el Favkani’de 34 bin Alevi yerinden edilmişti. Onların yerine İdlib’den getirilen 300 bin cihatçı ailesi yerleştirildi.

Hama’ya bağlı Metnin mahallesindeki Aleviler dövülerek evlerinden çıkarılıp atılmış, mal ve mülkleri gasp edilmiş, geri dönmek isteyenler ise dövülerek öldürülmüştür.

Hums’a bağlı Cabburin köyünün bir mahallesine baskın yapan militanlar arama tarama bahanesiyle tutukladıkları kimi Alevileri Asi nehrine atmış; yaşlılar işkenceden geçirilmiştir.

Yine Hums’a bağlı iki Alevi köyü ile Dasniye çevresindeki bir Kürt köyü baskına uğramış; sakinleri yakalanıp dövülerek katledilmiş.

Humslu Gazeteci Vahid Yazbek’in anlatımına göre; hastane morgunda kimliği belirsiz onlarca kişi mevcutmuş. Toplam 125 kişinin çoğunun yüzleri tanınmaz haldeymiş. Gazeteci Nidal Hamade tanıklığına göre ise Hama ve Hums’taki hapishanelerden hastanelere getirilenlerin çoğunda işkence izleri varmış. Cesetler genelde eski asker ve subaylara aitmiş. Bunlardan bir kısmı alnından vurularak öldürülmüş.

Hama’ya bağlı Arza köyünde katledilenler de Asi nehrine atılmış. Fahel beldesinde 58 Alevi köylü HTŞ militanları tarafından öldürülmüş. Şam’ın düşmesinden sonra kuşatmaya alınan 30 bin Suriyeli askerden hastane morglarına kaldırılanların vücutlarında işkence izleri görülmüş.

Kadınların değişmeyen kaderi

İktidar değişikliğinin hemen sonrasında Hums Üniversitesinden Profesör Raşa el Ali dâhil onlarca kadın rejim taraftarlarınca öldürülmüştür. İlaveten onlarca Alevi ve Hıristiyan kadının kaçırılışı video görüntüleriyle kanıtlanmıştır.

Hayatta kalan 70 yaşındaki bir kadının yerel medyaya aktardığına göre yaklaşık 100 –doktor, mühendis, öğretmen gibi- meslek sahibi kadın iktidar değişikliğinin hemen ardından sadece iki gün içerisinde İslamcı militanlarca kaçırılıp HTŞ’nin hükmettiği İdlib bölgesine cariye olarak götürülmüş ve esir pazarında satılmış, bazıları da İŞİD’in yaptığı gibi organ kaçakçılarına teslim edilmiştir.

Katliam fetvaları

Şam’daki Alevi katliamına yakından tanık olan Mazın isimli Hıristiyan genci anlatıyor: “Arabamın içinde sigara içiyordum. HTŞ kolluk kuvvetlerinden biri yanıma gelip Ramazan ayında niçin sigara içtiğimi sordu. Hıristiyan olduğumu söyleyince, elimdeki sigarayı çekip aldı ve ‘Bekleyin, sıra size de gelecek. Ama şu andaki önceliğimiz Alevileri ortadan kaldırmaktır” dedi.

Şam yönetiminin “size dokunulmayacak” yolundaki vaadine rağmen, yukarıdaki son tehdit ibaresi sosyal medyada yaygınlaştı; artık cihatçılar “sıra size de gelecek” sloganını paylaşmaya başladılar. Nitekim Temmuz 2025’de Dürzi toplumuna yönelik saldırıdan Hıristiyanlar da nasibi aldı. Toplamda Süveyda ve çevresinde 6 kilise yakıldı, Halid Mazhar isimli Evangelist keşiş ile aile efradı (13 kişi) imha edildi. Kimi tanıklara HTŞ adına şehre saldıran bazı militanlar IŞİD sembollerini sokaklarda dolaştırıyorlardı.

Hal böyle olunca IŞİD cihatçılarıyla IŞİD militanları arasındaki farklar fiilen azalmış oldu. İkisini ayıran çizgi bulanıklaştı.

Çıplak gerçeği üç ibretlik örnekte görmek mümkün: Şam’ın düşmesiyle birlikte dört bir yanı istila eden Selefiler “Aleviler Tabuta, Hıristiyanlar Beyrut’a” naraları atıyorlardı.

Doğrusu, iç savaşın başlangıcında Hama ve Hums’ta bulunduğum sırada, bu sloganın yazılı halini duvarlarda görmüştüm. Silahlı iç savaş henüz başlamamışken İslamcıların sloganı “El Savra El Silmiye” (Sivil İtaatsizlik, Sivil İsyan) idi. Bir süre sonra yine aynı bölgelerde dolaşırken bu kez mezhepçilik ön plana çıkmıştı. “El Savra El Sünniye” (yani Sünni Devrim”) sloganı rağbetteydi.

HTŞ’nin iktidara gelişinden bu yana da Emevilik ön plana çıkarılmakta; o döneme ait mezhepçi söylemler ile baskı politikaları başta Colani olmak üzere geçici Suriye hükümetinin ana çizgisi haline gelmiştir.

Sebebi şudur: Tarihsel arka planda bağnaz fetvalarıyla bilinen Ortaçağ din adamı İbn Teymiye’nin mezhepçilik ve cihat hakkındaki katı söylemleri, günümüz Selefi militanlarınca rehber kitabı niteliğindedir.

İç savaşı sırasında ise fanatik mezhepçi Şeyh Adnan el Arur, Riyad’daki El Wisal TV kanalındaki bir konuşmasında üstü örtülü ölüm fetvası vermişti: “Ey Aleviler! Allah adına yemin ederim ki, sizleri lime lime edip etinizi köpeklere atacağız. Ey cemaat, cihada koşun, Allah sizleri Alevi toprakları ile kadınlarıyla mükâfatlandıracaktır!”

Benzer bir çağrı da Selefi İmam Yasin El Acluni tarafından yapılmıştı. “Alevi ve Dürzi kadınları sizlere helaldir. Ancak onlarla nikâhlanmak olmaz. Evlenmeden, onları istediğiniz gibi kullanabilirsiniz.”

İşte bu fetvalar, daha sonra Arap dünyasındaki Selefilerce örnek alındı; her türlü zorbalık, baskı, öldürme ve vahşete yal açtı.

Öldür ama videolarını paylaşma!”

Vahşet videolarının paylaşılmasından sonra özellikle de Batı kamuoyunun tepkilerinden sonra Huzeyfe Azzam ve Ebu Mahmud el Sus gibi HTŞ komutanları bu tamimi yayınladılar. Ondan sonra katledilenler hakkında “Eski rejimin artıklarını temizleme” deyimi kullanılır oldu. Böylelikle suç delillerini saklamış oldular.

Şam’ın düşmesinden sonra Suriye resmi televizyonuna ilk çıkan Ebu Mahmud el Sus, Aralık 2024’te “Suriye halkı yekvücuttur, ayrılamaz!” demesine rağmen 13 Ocak 2025’te taraftarlarına şöyle sesleniyordu:

“Uyarımızdır! Bir şey yapmak istediğinizde asla kayda geçmeyin, geride iz bırakmayın. Asla kendinizi teşhir edip ele vermeyin. İstediğinizi yapın ama görüntüsüz olsun. Çünkü bunlar devrimi ve devrimcileri rezil rüsva eder. Sonradan başımızı ağrıtır. Ben, size burada Esat rejiminden geride kalanların tümünü ortadan kaldırma iznini veriyorum. Hiç kimse sizi bunu yapmaktan alıkoyamaz.”

Devletler katliamlarla değil, bölgedeki çıkarlarıyla ilgilenir.

Yerli ve yabancı medya organlarında Suriye’de azınlıklara, bilhassa Aleviler ile Dürzilere yönelik her türlü mezalim ve katliamlara ilişkin haberler yapmakla birlikte Batılı ve Orta Doğulu yetkililer çıkarları uğruna bunları görmezlikten, duymazlıktan gelmektedir.

Arada bir söz konusu trajik olayları kınayıp sözde mahkûm etmekle birlikte bölgedeki başat aktörlerin (ABD, Fransa, İngiltere, Rusya, S. Arabistan, Mısır, Türkiye) görünüşü kurtarmaktan başka yaptıkları bir şey yoktur. Tam tersine, bu tür toplumsal felaket ve faciaları bir kenara not eden söz konusu ülke yetkilileri, HTŞ komutanı ve Şam’daki iktidarın başı Ahmed Şara yönetimini sağlamlaştırıp güçlendirmeyi planlamaktadır. Zira jeopolitik hesaplar açısından Suriye’deki iktidarın ayakta durması siyasi, ekonomik, stratejik ve güvenlik bakımından daha öncelikli ve faydalı görülmektedir.

Katliam olayları da gerektiğinde uluslararası güçlerin çizdikleri yoldan çıkma ihtimaline karşı, icabında Şara iktidarını sıkıştırmaya yöneliktir.

Bu acı gerçek, Diyaspora’da bulunan Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Şeyh Gazal Gazal’ın The Cradle Arabic gazetesinin 26 Aralık 2025 tarihli nüshasında Ağid Hicazi imzasıyla yayımlanan söyleşisinde dolaylı biçimde dile getirilmiştir:

“Arap Alevilerine yönelik katliam ve mezalimin durdurulması için Birleşmiş Milletler, Arap dünyası ve Batılı ülkelere yapılan başvurular, henüz somut bir adım atılabilmiş değildir. Sadece Fransa, belli ölçüde bu meseleyle ilgilenmiştir.”

21 Aralık 2025 tarihli makalemde vurgulayarak yazmıştım:

“Mevcut durumun farkında olan ülkelerden biri olan İngiltere Dışişleri ve Kalkınma Ofisi (FCDO), 16 Aralık 2025’te Suriye’deki geçiş sürecinde insan hakları ihlallerine karıştığı tespit edilen isimlere yönelik kapsamlı bir yaptırım paketi açıkladı.

Bu hamle, Aralık 2024’te Esad rejiminin devrilmesinin ardından kurulan yeni düzende “adalet ve hesap verebilirlik” mesajı olarak yorumlandı.

İngiltere tarafından hazırlanan yeni yaptırım listesi, Suriye’deki iç savaşın farklı cephelerinde yer almış geniş bir aktör yelpazesini kapsıyor. Yaptırım uygulanan gruplar şöyle: 1-Hamza Tümeni (Fırkatü’l Hamza), 2-Sultan Murat Tümeni, 3-Sultan Süleyman Şah Tümeni.

Grupların yanı sıra, sahadaki operasyonları yöneten kritik isimler de kişisel yaptırım kıskacına alındı. Kamuoyunda “Ebu Amşa” lakabıyla tanınan Muhammed Hüseyin Casım ve “Ebu Bekir” olarak bilinen Seyfettin Bolat’ın yanı sıra Mikdad Luey Fatiha ve Gays Süleyman Delle, İngiltere’nin mal varlıklarını dondurduğu ve seyahat yasağı getirdiği üst düzey figürler arasında bulunuyor.

Bu komutanlar, özellikle Mart 2025’te Suriye’nin kıyı bölgelerinde (Lazkiye ve Tartus) Alevi toplumuna yönelik gerçekleştirilen kanlı saldırılara ve mezhepçi şiddet olaylarına karışmakla suçlanıyor.”

Bunu yapan İngiltere, aynı zamanda aralarında İngiltere’nin Suriye Özel Temsilcisi Ann Snow’un da bulunduğu diplomatlarını, 17 Aralık’ta Suriye’nin yeni yönetimini desteklemek üzere Ahmed Şara ile buluşmak üzere göndermişti.

Öte yandan İngiltere’nin yaptırım listesindeki isimler ve örgütlerin Türkiye tarafından desteklenip himaye edildiği bilinmektedir. Bu durumda Türkiye’nin, yerli yersiz diline doladığı “DSG terör örgütü” ithamını, yukarıda isimleri geçen örgütleri tanımlamak niçin kullanmadığı ilginç değil mi? Ayrıca İngiltere, anılan örgütlerin faaliyetleri konusunda Ankara yönetimini uyarmış mıdır? Sanmıyorum.

Bütün bu gelişmelerden hareketle Alevi ruhani önderi Gazal, şöyle demişti: “Colani Batı kamuoyuna hoş görünmek için Alevi kanat önderleriyle şeklen buluşarak kameralara görüntü verip yayınlattı. Ama Alevi taleplerini almadı. Dolayısıyla bizler biçimsel buluşmaları istemiyoruz. Halkın iradesine uygun adımlar atılmadıkça bu mesele çözülemez. Aleviler de diğer azınlıklar gibi haklarını savunup kendi kaderini belirlemelidir.”

Not: Colani ile IŞİD ve benzeri radikal Selefi örgütler arasındaki çekişmeleri başka bir yazıda ele alacağız

Bu yazı numedya24.com adresinden alınmıştır.

Fırat: Yayladağı’ndaki eyleme güçlü katılım çağrısı!

DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, 3 Ocak’ta “Suriye’de Alevi Soykırımını Durdurun!” talebiyle Yayladağı Sınır Kapısı’nda gerçekleştirilecek eyleme katılım çağrısında bulundu. Fırat, Suriye’de HTŞ’ye bağlı gruplar tarafından gerçekleştirilen Alevi soykırımı nedeniyle toplumda artan tepkilere dikkat çekti.

Alevi Bektaşi Federasyonu ve birçok sivil toplum kuruluşunun öncülüğünde düzenlenecek eylem, 3 Ocak saat 14:00’te Yayladağı Sınır Kapısı’nda yapılacak. “Alevi soykırımına karşı susmuyoruz!” sloganıyla bir araya gelecek olan katılımcılar, bu duruma karşı ortak bir ses yükseltmeyi amaçlıyor.

Fırat, sosyal medya üzerinden paylaştığı video mesajında, tüm halkları eyleme destek vermeye davet ederek, “Suriye’de Alevi yurttaşlara yönelik katliamları protesto etmek için yarın saat 14:00’te Yayladağı Sınır Kapısı’nda olacağız,” dedi. Fırat, toplumun bir kesiminin cezalandırıldığını vurgulayarak, ayrımcılığa ve nefrete karşı durmanın önemine dikkat çekti.

Fırat, “Ses çıkarmayanlar, bu katliamların failleridir. Bu nedenle yarın hep birlikte, bu katliama karşı durmak için orada olacağız,” ifadelerini kullandı. Eylem, Alevi yurttaşlarının yaşadığı acılara dikkat çekmek ve inanç özgürlüğünü savunmak amacıyla düzenleniyor.

Crans-Montana’daki Facia Üzerine İsviçre Alevi Birlikleri’nden Açıklama

İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu, Wallis kantonunda yer alan Crans-Montana’da yılbaşı gecesi meydana gelen patlama ve yangına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, olayın büyük bir üzüntüyle karşılandığı ifade edildi.

Patlama ve ardından çıkan yangında yaklaşık 40 kişinin yaşamını yitirdiği, 100’den fazla kişinin ise yaralandığı belirtildi. Yaralıların çoğunun durumunun ağır olduğu, olayın tüm yönleriyle araştırıldığı kaydedildi.

Federasyon, hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dilerken, yaralılara acil şifa temennisinde bulundu. Bu tür acı olayların toplumları derinden sarstığına dikkat çekildi.

Ayrıca, facianın tüm ayrıntılarıyla aydınlatılmasının ve benzer felaketlerin bir daha yaşanmaması için gerekli önlemlerin alınmasının önemine vurgu yapıldı. Resmi makamların yapacağı açıklamaların dikkatle takip edileceği ifade edildi.

Açıklamanın sonunda, yaşanan acı karşısında dayanışma içinde olunduğu vurgulandı.

Alevilerden CHP’li isme sert tepki: ‘Korsan Cemevi’ ifadesi kabul edilemez!

CHP’li Bahçelievler İlçe Başkanı Danış Akpolat’ın, Bahçelievler Cemevi için kullandığı “Korsan Cemevi” ifadesi Alevi toplumunda büyük bir tepkiyle karşılandı. Bahçelievler Cemevi yönetimi, Akpolat’ın açıklamalarını kınayarak, Alevi toplumundan özür dilemeye davet etti. Cemevi yönetimi, ibadethanelerinin arka bahçe olarak kullanılamayacağını ve bu tür ifadelerin kabul edilemez olduğunu vurguladı.

Bahçelievler Cemevi Başkanı Ufuk Emre Bektaş, cemevinin Alevi toplumunun inançsal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak için kurulduğunu belirtirken, bölgede 100 binin üzerinde Alevi nüfusunun bulunduğunu hatırlattı. Bektaş, CHP temsilcilerinin cemevine karşı olumsuz bir tutum sergilediğini ifade ederek, bu durumun seçim kayıplarını örtbas etme çabası olduğunu öne sürdü.

Bektaş, “Cemevimiz Alevilere bir lütuf değil, hak teslimidir” diyerek, Alevilerin kamu hizmetlerinden eşit şekilde yararlanma hakkına sahip olduğunu belirtti. Akpolat’ın cemevine yönelik bu ifadelerini en sert biçimde kınadığını söyleyen Bektaş, Alevi toplumunun hoşgörüsünü yanlış anladığını ifade etti.

Cemevi yönetimi, Akpolat’tan samimi bir özür beklediklerini dile getirirken, bu talebin karşılanmaması durumunda, cemevini ve yaşanan bu olayları topluma anlatacaklarını açıkladı. Bektaş, Bahçelievler Belediye Meclisi toplantısında konuyu geniş bir katılımla takip edeceklerini de sözlerine ekledi.