Ana Sayfa Blog Sayfa 44

Uyuşturucu soruşturmaları sadece bir aldatmaca ESER KARAKAŞ

Bir, iki aydır neler oluyor, neler; izleyen, okuyan Türkiye’de yürütme ve yargı erklerinin ortaklaşa uyuşturucu belasına karşı büyük bir cenge girdiklerini zanneder.

Evet, işler muhafazakârlara kadar bile uzandı, Mehmet Akif Ersoy tutuklandı, Fenerbahçe Başkanı Saadettin Saran adliyede ifade verdi, yurtdışı çıkış yasağı ile serbest bırakıldı, isimlerini olmasa bile çoğunun yüzlerine aşina olduğumuz ekran isimleri, beyazperde isimleri gözaltına alınıyorlar, bir bölümü tutuklanıyorlar, bayatlamış AKP isimleri her gün sosyal medya paylaşımları yapıyorlar, “sırada çok önemli feşmekan var” mesajı atıyorlar, birileri de bunları sabah akşam tartışıyorlar.

Tamamen mi önemsiz bu yaşananlar, hayır, böyle bir şey söylenemez ama ekran yüzlerinin akşam arkadaş, ev toplantılarında kullandıkları uyuşturucudan çok daha önemli uyuşturucu konuları var bu ülkede, bu konulara girmeden, unutarak, hatta unutturarak güzel kadınlar üzerinden yapılan haberler de bir tür toplum uyuşturma işlemleri belki de.

Ela Rümeysa Cebeci isimli bir kadın var mesela, ismini de ilk kez duyuyorum, kendisini ekranlardan da tanımıyorum, birileri bu kadınla uğraşıyorlar, uğraşsınlar bir bildikleri varsa ama bendeniz de size aynı kişilerin kimlerle uğraşmadığını, muhtemelen uğraşamadığını da hatırlatayım isterseniz.

Kolombiya’nın Buonavenutra Limanı’nda (İyi maceralar limanı yani) Kolombiya narkotik polisi Türkiye’de birilerine gönderilen, bu birilerinin kim olduğunu bir türlü öğrenemedik biz sade vatandaşlar, kauçuk maddelerin içine yerleştirilmiş 4.9 ton kokain ele geçirdi.

4.9 ton kokain deyip geçmeyin, Avrupa piyasalarında bugün bir gram kokain yaklaşık yüz avro ediyor, bu fiyat da Avrupa’ya son senelerde mebzul miktarda giren kokain nedeniyle çok düşmüş bir fiyat, giriş yerleri de muamma değil, bizim Mersin limanının da adı çok geçiyor, klasik bir arz etkisi yani, 2020 senesinde kokainin gram fiyatı bazı ülkelerde, mesela Birleşik Krallık, 200 avroya yakın idi.

2020 senesinde Kolombiya Buenoaventura limanında Kolombiya narkotik polisinin ele geçirdiği ve destinasyonu Türkiye olan kokainin piyasa fiyatı milyar avro dolayında.

Bu kokain Türkiye’ye M.K. isimli bir kişinin kimyevi madde şirketi üzerinden gönderiliyor, 2022’de dava açılıyor, işin içinde Sarallar örgütü bile var, başka çok isim var, Türkiyeli ve yabancı kimyagerler var; ancak, ne oluyor ise bir sene sonra davada tutuklu isim kalmıyor ve bugün davanın ne aşamada olduğunu bile bilen pek yok, muhtemelen de asla öğrenemeyeceğiz işin başındaki büyük patron ya da patronları.

Türkiye Devleti Kolombiya’dan ülkemize gönderilen 4.9 ton kokainin gerçek alıcısını bulamıyor öyle mi, böyle mi, bu devletle mi 21. yüzyıl Türkiye Yüzyılı olacak?

Şimdi soralım kendimize, Ela Rümeysa Cebeci mi, Kolombiya’dan ülkemize 4.9 ton kokain/zehir getiren bilinemeyen, öğrenilemeyen (!!!) kişi mi daha büyük kamusal tehlike?

Daha çok olmadı, CHP Genel Başkanı Özgür Özel CHP’nin Salı grup toplantılarının birinde Türkiye’nin KKTC Büyükelçisinin isminin Karayiplerde Fransa donanmasının ele geçirdiği İzmit Limanı çıkışlı bir gemide ele geçen dokuz ton kokain ile beraber anıldığından bahsediyor, mezkur Büyükelçi Kıbrıs’ta bir cinayette yaşamını yitiren Halil Falyalı ile şirketler kurmuş bir diplomat (!), babası ise bir ara Erdoğan’ın en mutemet ismi zira örtülü ödeneğin başında imiş.

Bu tuhaf ilişkiler bana bile inanılmaz geliyor ama ben Özgür Özel’in yalancısıyım.

Bir karmaşık adamın Özgür Özel’i Taksim’in göbeğinde yumruklamasının Saraçhane konusu ile değil de bu Kıbrıs-Karayipler hattı ile ilişkisi olmasın sakın diye de düşünenler var, ben yine onların yalancısıyım.

Kolombiya’da ele geçirilen 4.9 ton kokainin, Karayipler konusunun arkasında kimler var öğrenemiyoruz ama ekranlarda Ela Rümeysa Cebeci’nin hapiste olduğunu herkes görüyor.

Bu Ela Rumeysa Cebeci nasıl bir kadınmış ya, Türkiye’yi, KKTC’yi uyuşturucu merkezleri, geçiş yolları yapmış, Halil Faryalı ile şirketler kurmuş vesselam.

Ha, bir de Aleyna Tilki var Türkiye’yi uyuşturucu uçurumuna atan, bu kızı da unutmayalım, belki Halil Falyalı ile şirketler bile kurmuştur geçmişte, aman dikkat.

Kolombiya’dan ülkemize gelen 4.9 ton kokain/zehirin gerçek alıcısı kimdir açıklanmadan, Özgür Özel’in değindiği Lefkoşa eski Büyükelçisi ile Karayiplerde Fransa’nın ele geçirdiği 9 ton kokain ilişkisi sorgulanmadan ekran yüzlerine ev partileri nedeniyle davalar açmak en hafif deyimiyle komiktir, tuhaftır, devlet ayıbıdır.

yeniarayis.com

MARAŞ, YÜZLEŞMEK NECDET SARAÇ

0

Gerçeklerle yüzleşmek istemeyenler hep “kardeşlik edebiyatı” yaparlar. Yüzleşmekten kaçmak için inanmasalar da döne dolaşa “Biz de ayrımcılık yoktur, biz etle tırnak gibiyiz” masalı anlatırlar, sonra da uzun uzun “yaraları kaşımayalım” vurgusu yaparlar. Konuşmanın finalinde ise ya kapı komşusunun ya askerlik veya okul arkadaşının “Alevi” olduğunu ballandırarak anlatırlar…

Kurgu böyle olunca da siyasi cinayetlerde ve katliamlarda sorumluluğu ya “dış güçlere” ya da “bir kaç meczuba” yıkarlar ve sorumluluktan kurtulurlar!

Katliamlara “katliam” yerine “olay” denmesinin arka planında hep bu gerçeklerden kaçma hali vardır. Fatura hep bir başkasına kesilir ve rahatlanır!

Bu yüzden neredeyse bir devlet geleneğine dönüşecek şekilde hiçbir siyasi cinayetin ya da katliamın siyasi sorumlusu yargı önüne çıkmaz, çıkarılamaz!

Çünkü yüzleşmek, yıllarca aynı şehirde, aynı mahallede, aynı sokakta belki de aynı binada altlı üstlü oturduktan, zaman zaman da selamlaşıp sohbet ettikten,  aynı bakkaldan alış veriş yaptıktan, çocuklarının birlikte oynamasına izin verdikten sonra, bir gece ansızın o komşunun kapsını “x” ile işaretleyip “işte bunlar da Alevi” diye hedef göstermeyle, güpegündüz öldürülmelerine seyirci kalmakla, dolaylı dolaysız destek vermekle, bu vicdansızlıkla, kinle, nefretle yüzleşmek anlamına gelir!

Çünkü katliamla yüzleşmek demek, dosyaların yeniden açılması, dönemin siyasi sorumlularının yargı önüne çıkması ve o katilleri savunanları da yeniden deşifre edilmesi anlamına gelir!

Yüzleşmekten kaçışın asıl nedeni budur!

#MaraşKatliamı

LEYLA ZANA – BURSASPOR NECATİ ŞAHİN

Bursaspor yenik.
Bursaspor’a golleri
Bir grup sapık seyircisi attı…
Kendi kalelerine…
*
Sene 1964.
Bursa’ya göçümüz…
Bende futbol hastalığının başlangıcı…
Bursaspor aşkı…
Atıcılar Mahallesi’nin sokak çocuklarıydık sanki.
Çayırda karanlık basana kadar top oynardık.
Her birimiz kendimizi Bursasporlu bir futbolcuya benzetmeye çalışırdık.
Ben kaleci olduğum zaman Bursaspor kalecisi Yıldız,
oyuncu olduğum zaman sağ açık Mesut…
*
Bütün maçlara giderdik.
Tabii kaçak girerdik.
Bazen duvara tırmanarak.
Bazen de giriş kapılarında durur, bir büyüğün bizi yanına alarak çocuğu gibi stadyuma almasıyla.
Bazen de erkenden gider, stadyuma girer, tuvaletlerde saklanır; seyirci alınınca saklandığımız yerden çıkardık.
*
Ortaokulu bitirip Öğretmen Okulu’na gidene kadar, bırakın her maçını, Merinos Sahası’ndaki antrenmanlarına da giderdim…
Bir gün antrenmanda top kale arkasındaki camlı simitçi arabasına geldi.
Camlar tarumar, simitler cam kırıklarıyla doldu.
Simitçi ağlamaklı…
Futbolcular, Antrenör hemen simitçinin yanına geldi.
Teskin ettiler.
Hemen para topladılar, bir tomar parayı simitçinin cebine koydular.
O fotoğraf karesini hiç unutmadım.
*
Bursa Stadyumu’nda ilk kez Galatasaraylı efsane futbolcu Metin Oktay’ı izlemiştim.
İdolümdü…
Yıllar sonra öğrendim ki
Deniz Gezmiş’lerin idamına karşı imza toplayan tek futbolcuydu Metin Oktay…
İnsan…
*
Bursaspor – Eskişehirspor maçları derbiydi.
Çekişmeliydi.
Eskişehir’in amigosu Orhan, orkestra şefi gibiydi.
“Es Es Eski Eski Es” inliyordu stadyum.
Bursaspor amigosu Yaşar:
“Ya ya ya, şa şa şa, Bursa Bursa çok yaşa…”
klişeydi.
*
Bursaspor yenildiği gün çok üzülürdüm.
Uyuyamazdım.
“Keşke rüya olsa. Bursa galip olsa” derdim Tanrı’ya…
Dinlemezdi…
*
Bir ara Terzioğlu Bursaspor Başkanı oldu.
Hatırladım ki Bursa Ovası’nın yarısı Terzioğulları’nın şeftali bahçeleri, çiftlikleriyle doluydu.
Biz çocukları, inek otlatırken şeftali bahçesinde yakalamıştı Hayri Terzioğlu.
Birer tokat atmıştı bizlere…
Unutmadım o tokadı.
Şeftali bahçelerine girmeye devam ama…
Ne kendimizi ne de ineklerimizi şeftalisiz koymadık inadına…
*
Bursa Erkek Lisesi Ortaokul birinci sınıf öğrencisiydim.
Yakınımızda Kolej vardı.
Bursaspor efsanesi Vedat Okyar Kolej’de okurdu.
Antrenmanda en çok onu ve Mesut’u izlerdim.
Sonra ikisi de Beşiktaş’a gitti.
Vedat Okyar solcuydu. Yiğitti.
Bursaspor iyi futbolcularını Beşiktaş’a kaptırınca, seyircisi de kafayı Beşiktaş’a taktı.
Beşiktaş düşmanlığı…
*
Bursaspor göçümüzden bir yıl önce, 1963’te kurulmuştu.
1965–1968 arası kadrosunu ezbere biliyordum.
Birçoğu hâlâ aklımda:
Mesut, Ersel, Ahmet, Turgut, Yıldız, Hüseyin, Tamer, Haluk, Vedat.
Antrenörleri Sabri Kiraz, Muhtar…
Güzel yıllardı…
*
Yıllar yılları kovaladı.
Bursaspor şampiyon oldu.
Çok sevinmiştim…
Yıllar yılları kovaladı.
Bursaspor ve taraftarı AHMEDSPOR’a kafayı taktı.
Irkçılık hastalığına yakalandı.
Irkçı taraftarlar
Kürt gençlerini, çocuklarını linç ettiler Bursa sokaklarında.
Tribünde ırkçı, iğrenç böğürmeler…
Sapık sapık küfürler…
Bursaspor’a, seyircisine sempatimin sonu,
öfkemin başlangıcı…
*
Bursaspor ve seyircisi AHMEDSPOR’a taktı ya…
“Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste…”
Bursaspor birinci ligden ikinci lige düştü.
İkinci ligden üçüncü lige düştü…
Sonra ne oldu bilmem…
Ta ki sapık bir grup taraftarı Leyla Zana’ya, bir kadına toplu küfür edince adını duydum tekrar…
*
LEYLA ZANA’ya
toplu küfür eden sapıklar…
Reziller…
Öyle sapıklar ki kimin aklına gelir:
Futbol ile alakası olmayan bir kadına,
kendilerinden 2500 km ötedeki Diyarbakırlı bir ana’ya tribünde topluca küfür etmek…
Üstelik maç Bursaspor – Somaspor maçı.
Hani 301 madencinin enkazdan kaldığı Soma…
Böyle bir maçta toplu küfür bir Ana’ya…
Kürtlerin sembolü olmuş bir siyasetçi kadına…
Ulan reziller!
O kadar korkak, o kadar ödleksiniz ki bir kadına bile tek tek küfür etmeye yüreğiniz tutmuyor.
Kıçlarınızı birbirinize dayayarak topluca küfür ediyorsunuz.
Tek başınıza silik, ezik, hiçsiniz…
Bilirim ki;
Hiçbiriniz Türk de değilsiniz.
Döneksiniz.
Dönekler silik, ezik, kompleksi olur.
Kraldan çok kralcı…
Gerçek Türk, Türkmen o iğrençliği yapmaz Bursa’da.
*
Okumuyorsunuz tabii ki…
Okusanız mesela Kemal Tahir’in “DEVLET ANA”sını…
Göreceksiniz ki Türkmen, Uludağ’ın ardında, yamacında, Geyikli Baba izinde kadına, anaya, bacıya nasıl ulu davranmıs, nasıl baş tacı etmiş…
Göreceksiniz ki, o devleti
Dervişler, Abdallar, Erenlerin kurduğunu;
Onların da Kadını nasıl baştaci ettiğini Göreceksiniz…
Şimdi okuyun.
Irkçı hastalığınıza iyi gelecektir.
*
Bu sapıkları araştırın.
Çoğu aile babası, kız çocuğu babası,
normal memur, esnaf, iş insanıdır.
Çünkü sapıklık statü tanımaz.
Sapığın statüsü sapıklıktır..
*
BURSASPOR!
en çok sen kendini bu sapıklardan korumalısın.
Sana en çok golleri bu sapıklar atıyor.
Bu sapıkları stadından kovmalısın.
Arındır kendini..
*
FIFA, UEFA gerekeni yapacaktır.
Dünyanın ırkçılığa karşı mücadele veren onurlu futbolcuları gerekeni yapacaktır.
CHP, MHP, DEM, AKP, TİP ve tüm partiler gereğini yapmalı.
Gereği, kuru demeç değildir.
Bu sapıkları tek tek teşhir etmek;
memursa memurluktan atmak,
ekmeği tuzu zıkkım etmektir.
Bedel ödetmektir.
Mesele Leyla Zana değildir.
Toplumsal çürümenin ötesidir.
Çürümenin ekşimesidir.
*
MARAŞ KATLİAMI
Bu yazıyı Maraş Katliamı yıldönümünde yazıyorum.
Bu sapıkların eline fırsat geçse,
aynı 1978’deki Maraş katilleri gibi katliam yaparlar.
Onların da yürekleri tek tek yitirmişti.
Kıçlarını birbirine, karanlık başka bir güce dayayarak kalabalık bir güruh olmuşlardı;
çoluk çocuk, kadın yaşlı kesmişlerdi.
İğrençlik yapmışlardı.
Sapıklar, iğrençler biribirine benzer.
Bunlara dikkat…
Hani bazı evlerin bahçe girişinde yazar ya:
“Dikkat Köpek Var”
Köpeğe kurban olsun bunlar.
“DİKKAT SAPIK VAR”
yazmalı alınlarına.
Çıkmayan dövme ile…
*
ZAKHO SPOR
Bursaspor taraftarı
Kürt Anası Leyla Zana’ya
Toplu küfür ettiği bu günlerde;
Uluslararası futbol organizasyonu FİFA,
resmen KÜRT futbol takımı ZAKHO SPOR’un Taraftarını Dünya’nın en iyi taraftar grubu ilan etti….
İyi mi.. ?
İyiler iyidir…
*
LEYLA ZANA…
Sapıklar,
Bu kadının hayatını okuyun.
Toplu küfür ettiğiniz bu kadının, bu ananın…
Ne işkencede pes etmiştir,
ne zindanda baş eğmiştir..
Ne TBMM’de sözünü esirgemiştir,
ne kendi partisinde “kul” olmuştur.
Yıllarını barış, özgürlük, demokrasi mücadelesine vermiştir.
Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilmiştir.
Leyla Hanım, ülkemizde haykıran milyonlarca kadın demektir.
O kadınların sesidir, sembolüdür.
Ortadoğu’nun üç cesur Leyla’sından biridir:
LEYLA KASIM
LEYLA HALİD
LEYLA ZANA
“JÎN JİYAN AZADİ”dir.
Necati Şahin
20.12.2025

AKP Dedelere maaş vererek Alevilere darbe vurmak istiyor! İSMAİL PEHLİVAN

Türkiye’de Alevilik, uzun yıllardır süregelen kimlik mücadelesinin ve devlet-toplum ilişkilerinin en kritik düğüm noktalarından birini oluşturmaktadır. Özellikle AKP-MHP iktidarının son dönemde Alevilere yönelik attığı adımlar, samimiyetten uzak, hem iç kamuoyunu hem de uluslararası otoriteleri oyalamaya yönelik kurnazca düşünülmüş entrikalardır.

Başta Avrupa Birliği (AB) İlerleme Raporları olmak üzere uluslararası raporlarda defalarca dile getirilen, Alevi yurttaşlara inançlarından dolayı yapılan sistematik ayrımcılık gerçeğinin bizatihi devlet eliyle yapılmasını tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir. AB, zorunlu din derslerinden Cemevlerinin statüsüzlüğüne kadar pek çok alanda Türkiye’yi eleştirirken, devlet, en temel eşitlik taleplerini karşılama yönünde somut ve hukuki bir adım atmaktan imtina etmektedir. Hatta adım yerine, çok daha sinsi ve derin bir hamle geliştirdi. Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yapısna baktığımızda açıkça toplumun arasına nifak sokmaktan başka bir işleve sahip olmadığı görülüyor.

Bu Başkanlık, görünüşte Alevi inancına hizmet etme amacı taşısa da, Alevi toplumu ve kanaat önderleri tarafından açıkça bir asimilasyon merkezi ve nifak sokma aracı olarak görmektedir. AKP-MHP İktidarı, bu yapıyı kullanarak Cemevlerini devlet kontrolü altına almayı ve en önemlisi, inanç önderleri olan Dedelere maaş bağlama konusunu gündeme getirerek, Alevi Yolu’nun kadim kurumu olan batıni felsefi Anadolu Alevi Ocak Sistemi’ni içeriden dönüştürmeyi hedeflemektedir. Bu, Alevi kimliğini kültürel bir ögeye indirgeme ve inançsal özerkliğini ortadan kaldırma yönelik bir girişimidir.

AB ve AİHM kararları, Türkiye’deki Alevi sorununun uluslararası alanda tescillendiğinin en somut kanıtlarıdır. AİHM, Cemevlerinin ibadethane olduğunu defalarca hükme bağlamış, zorunlu din derslerinin hak ihlali yarattığını tespit etmiştir.

AKP-MHP iktidarı, bu hukuki ve siyasi baskıyı ortadan kaldırmak yerine, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aracılığıyla bir tür “siyasi manikür” yapmaktadır. Bu manikür, eldeki kirli görünümü gizlemeye yöneliktir. Eğer niyet gerçekten eşitlik yurttaşlık olsaydı, atılacak ilk adım Diyanet İşleri Başkanlığı‘nın (DİB) bütçesini tüm inançlara eşit dağıtmak veya DİB’i tümden kaldırarak laik bir devlet yapısına geçmek olurdu.

AKP-MHP iktidarının politikası, DİB’in devasa bütçesini korurken, Aleviliği merkeze, yani Kültür ve Turizm alanına çekerek, Cemevine Cami, Sinagog, Kilise ile aynı statüyü vererek değil, müzenin veya kültür merkezinin yanına konumlandırmaktır. Bu, Alevi kimliğinin inançsal bir hak olmaktan çıkarılıp, folklorik bir düzeye indirgenmesidir. Bu durum, AB’ye “bakın, Alevilerle ilgileniyoruz” mesajı vermek için tasarlanmış bir oyalama ve aldatma taktiğidir, gerçek bir çözüm iradesini yansıtmamaktadır.

AB’nin Türkiye raporları, Alevi yurttaşlara yönelik ayrımcılığın uluslararası düzeyde tescil edilen açık bir kayıttır. Raporlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik ilkesini çarpıtarak yalnızca Sünni-Hanefi inancına hizmet eden DİB’in desteklemesini ve Cemevlerini ibadethane statüsünde görmemesini sürekli eleştirerek siyasi iktidara hatırlatmaktadır.

AKP-MHP iktidarı, bu uluslararası baskıyı ve iç talepleri bertaraf etmek için samimi bir çözüm üretmek yerine, ABKCB’nı kurarak AB’ye “Bakın, bir adım attık” mesajı vermeyi amaçlamıştır. Bu, ayrımcılığı sonlandırmak değil, uluslararası eleştirileri savuşturmak için tasarlanmış bir siyasi manevradır.

***

İktidarın mevcut Cemevi Başkanlığı aracılığıyla Dedelere maaş verme girişimi, Alevi toplumu içindeki en kritik tartışma konularından biridir. Bu sinsi hamle, Alevi kurumlarının özerkliğini yok etmeyi ve toplumu bölmeyi amaçlamaktadır. İktidar bu girişimiyle Alevilerin belini kırmak istiyor.

Kadim Alevi inancında, Dedelik Kurumu yüzyıllardır devletten bağımsız, Talipler’in gönüllü desteği ve inanç önderlerinin kendi öz gayretleriyle ayakta kalmayı başarmıştır. Bu yapı, hem inancın özgürlüğünü hem de Dedeler ile Talipler arasındaki ‘El ele el Hakk’a’ düsturuyla manevi eşitliği sağlamıştır.

***

Hacı Bektaş Veli evlatlarından Veliyettin H. Ulusoy Dede‘nin kaleme aldığı eleştiri, sorunun inançsal boyutunu ve devletin tutumunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Onun görüşleri, devletin bu hamlesinin Alevi inancının özüne aykırı olduğunu gösteren bir manifesto niteliğindedir:

Alevilikte ve Aleviler’de Yol hizmetini yürütenler Talipleri gibi işinde, gücünde, tarlasında, bağında, bahçesinde, özel sektörde, devlet dairesinde (son dönemlerde bu daire Aleviler için hayli daraldı) çalışır ve üretirler.

Devlet eli ile Dedelik Kurumuna müdahale edilmesi halinde ise Alevi toplumu içindeki bu eşitlik olgusunu zedeler ve aynı zamanda Aleviler içerisinde bir “fetva takımının” oluşmasına neden olur.

Alevilikte ve Alevilerde hiç kimse veya hiçbir organ “fetva makamı” değildir. Devlet eli ile yapılmak istenen ise Alevileri “terbiye etme” adına bir “fetva” makamı oluşturmaktır Oysa Alevi öğretisinin düsturları net ve açıktır. Örneğin, ‘eline, beline, diline sahip olmak.’ Bunun için herhangi bir “fetva” makamına gerek var mı? Kesinlikle hayır. 

Uzunca bir süredir Alevi toplumu tarafından dile getirilen taleplerin hiçbir yerinde ‘Dedelerimizi maaşa bağlayın’, ‘Dedelerimize kadro tahsis edilsin’, ‘Dedelerimizi yetiştirin’ vb. ifadeler yer almamıştır.

Devlet, Dedelerin Cem ibadeti yaptığı yeri ibadethane olarak tanımıyorsa, Dede’nin yürütmüş olduğu cemi ibadet olarak kabul etmiyorsa, mantıksal olarak Dede’nin kendisini de bizzat inkar ettiği sonucuna varılmaz mı?

Maaş, bağımlılık demektir. Maaşa bağlanan Dedeler, inançsal ve vicdani sorumluluklarını yerine getirirken, aynı zamanda maaşlarını ödeyen siyasi iktidarın iradesine de tabi olmak zorunda kalacaklardır. Bu, Alevi Yol’unda bir “biat” kültürünün oluşmasına zemin hazırlayarak, Alevi toplumunun siyasallaşmış ve bölünmüş bir yapıya dönüşmesine yol açacaktır. Maaş kabul eden ve etmeyen Dedeler arasında açılacak ayrılık, iktidarın Aleviler arasına nifak sokma amacına hizmet edecektir.”

Ulusoy Dede, Hakk Muhammet Ali Yolu’nun çarpıtarak devlet eliyle dönüştürülmeye çalışılmasını da şu sözlerle eleştirmektedir:

Alevi inancının temelini oluşturan Hakk-Muhammed-Ali Yolu, ne Diyanet’in, ne ilahiyat fakültelerinin ne de devletin asimilasyon amaçlı yetiştirdiği kadroların müdahalesine açıktır. Bu Yol, gönüllülük ve hizmet esasına dayalıdır.

Devletin mevcut Anayasası, kanun ve kaidelerinde dahi böyle bir uygulama yer almamaktadır.

***

AKP-MHP iktidarının entrika ve oyalama üzerine kurulu mevcut politikası, Alevi inancını Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bir halk bilimi ögesi olarak görme çabasından başka bir şey değildir. Bu, Aleviliğin tarihsel, inançsal ve hukuki kimliğine yapılan en büyük saygısızlıktır.

Gerçek çözüm, AİHM kararlarının uygulanması, Cemevlerinin yasal ibadethane statüsü kazanması, zorunlu din derslerinin kaldırılması, Alevi ulularının işgal altındaki topraklarının iade edilmesi ve Diyanet’in tekelci fetva kurumu olma yapısının sonlandırılmasıdır. Alevi kurumlarının ve inanç önderlerinin bu maaş tuzağına karşı sergilediği kararlılık, kadim Alevi ruhunun özerkliğini ve Hakk Muhammed Ali Yolu’nun saflığını koruma mücadelesinin en güçlü göstergesidir.

Asıl sorun Alevilerden kaynaklanmıyor. Devletin Alevi varlığını eşit, özerk ve saygın bir inanç olarak kabul etme iradesini göstermemesinden kaynaklanıyor. Devletin artık bu iradeyi gösterme zamanı gelmiştir. Aksi takdirde, devletin ve AKP-MHP iktidarının attığı her adım, entrika ve asimilasyon çabasından öteye geçmeyecektir.

ilk halktv.com.tr adresinde yayınlanmıştır

Maraş Katliamı Bühl Cemevi’nde Anıldı: “Unutmadık, Unutmayacağız!”

Alevitische Gemeinde Bühl Cemevi, Maraş Katliamı’nın 47. yılında, katledilen canları anmak üzere bir etkinlik düzenledi. Duygusal anların yaşandığı bu buluşmada, geçmişte yaşanan acıların toplumsal hafızadaki yeri bir kez daha hatırlatıldı.

Etkinlikte araştırmacı-yazar Erdal Yıldırım, Maraş Katliamı’nın tarihsel arka planı, devletin sorumluluğu ve Alevi toplumunun adalet mücadelesi hakkında değerlendirmelerde bulundu. Yıldırım, katliamın yalnızca geçmişte kalmadığını, günümüzde de cezasızlık politikaları nedeniyle etkilerinin sürdüğünü vurguladı.

Konuşmalarda, katliamda yitirilen canların saygı ve özlemle anıldığı ifade edildi. Alevitische Gemeinde Bühl Cemevi, anma programının gerçekleşmesinde emeği geçenlere teşekkür ederek, “Unutmadık… Unutmayacağız” mesajını yineledi. Açıklamada, katliamlarla yüzleşmenin ve adalet mücadelesinin Alevi toplumunun tarihsel sorumluluğu olduğu belirtildi.

Maraş Katliamı’nın 47. Yılında Adalet ve Yüzleşme Talebi

Karlsruhe’de, Alevilere yönelik tarihsel katliamların en ağır örneklerinden biri olan Maraş Katliamı’nın 47. yılı dolayısıyla bir anma etkinliği gerçekleştirildi. Karlsruhe Alevi Kültür Merkezi tarafından düzenlenen etkinlikte, katliamların münferit olmadığı, Alevilere ve diğer ötekileştirilen toplumsal kesimlere yönelik sistematik bir yok sayma ve imha politikasının ürünü olduğu vurgulandı. Anma, sadece geçmişte yaşanan bir acıyı hatırlamakla kalmayıp, günümüzdeki benzer olayların önünü almak için bir yüzleşme çağrısı olarak da önem taşıdı.

Etkinlik, saygı duruşu ile başladı ve ardından Maraş Katliamı’nın tarihsel arka planı hatırlatıldı. Konuşmalar, Alevilere yönelik saldırıların süreklilik arz eden bir devlet zihniyetiyle bağlantılı olduğunu ortaya koydu. Katliamların sadece Alevileri değil, devrimcileri ve toplumun tüm ötekileştirilen kesimlerini hedef aldığı ifade edildi. Cemevi Başkanı Enver Uzungeliş, “artık olmaz” demenin gerçekçi olmadığını vurgulayarak, Suriye’deki Alevilere yönelik katliamların devam etmesinin bu zihniyetle hâlâ yüzleşilmediğinin bir göstergesi olduğunu belirtti.

Programda, Metin Öner’in bağlaması eşliğinde seslendirdiği ağıtlar ve kelamlar, ortak hafızanın yeniden üretilmesine katkı sağladı. Ayrıca, sinevizyon gösterimi ile kolektif hafızanın canlı tutulmasının önemi ve tarihsel sorumluluk vurgulandı. Anma etkinliği, katliamların unutulmaması gerektiği ve yüzleşilmeyen her katliamın yeni katliamların zeminini hazırlayacağı gerçeğinin altını çizen bir kapanış ile sona erdi. Bu etkinlik, geçmişle yüzleşmenin ve adalet arayışının önemini bir kez daha hatırlattı.

Alevi Bektaşi Temsilciler Meclisi Antep’te güç birliği yaptı!

Alevi Bektaşi Temsilciler Meclisi’nin ilk hazırlık toplantısı, 4–5 Ekim 2025 tarihlerinde İstanbul’daki Garip Dede Dergâhı’nda gerçekleştirilen Alevi Çalıştayı’nda alınan kararlar doğrultusunda Antep Cemevi’nde başladı. Toplantıya, Alevi kurumlarının başkan ve yöneticileri geniş katılım gösterdi.

Toplantıda, Alevi toplumunun güncel sorunları, ortak mücadele başlıkları ve kurumlar arası eşgüdüm konuları değerlendirildi. Alevi Bektaşi Temsilciler Meclisi’nin, Alevi toplumunun ortak sesi ve kalıcı bir temsil mekanizması olması gerektiği vurgulandı.

Toplantıya Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri ve Arap Alevileri Federasyonu’nun temsilcileri katıldı. Temsilciler, Alevi toplumunun inançsal, siyasal ve toplumsal sorunlarına karşı ortak tutum geliştirilmesi gerektiğini belirtti.

İstanbul’daki çalıştayda alınan kararların hayata geçirilmesi açısından Antep’teki toplantının önemli bir adım olduğu ifade edildi. Toplantı sonucunda yapılacak görüşmelerin ve alınacak kararların kamuoyuyla paylaşılacağı bildirildi.

Maraş Katliamı’nın 47. yılı: Aleviler sürgün edildi, katiller ödüllendirildi!

Maraş Katliamı’nın 47. yılı dolayısıyla Hatay Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Derneği, Samandağ Cemevi Derneği ile Alevi Kültür Dernekleri Samandağ Şubesi tarafından yapılan yazılı açıklamada, 19-26 Aralık 1978 tarihleri arasında Alevilere yönelik gerçekleştirilen katliamın bir soykırım olduğu vurgulandı. Devletin bu yaşananlarla yüzleşmesi ve sorumluluğunu kabul etmesi gerektiği ifade edildi. Açıklamada, katliamda çoluk çocuk, genç, yaşlı ve hamile kadınların da aralarında bulunduğu yüzlerce Alevinin hayatını kaybettiği hatırlatıldı.

Alevi kurumları, katliamı gerçekleştiren zihniyetin günümüzde de Ortadoğu’da varlığını sürdürdüğünü belirterek, IŞİD ve El Kaide gibi selefi-vahabi örgütlerin emperyalist güçlerin desteğiyle çeşitli ülkelerde halkları hedef aldığını vurguladı. Özellikle kadınlar ve çocukların ağır bedeller ödediği, farklı inanç ve kimliklerin sistematik saldırılara maruz kaldığı kaydedildi.

Açıklamada, Maraş’ta yaşayan Alevi toplumunun 1978 yılında can güvenliği gerekçesiyle yerini terk etmek zorunda kaldığı ve pek çok kişinin başka ülkelere göç ettiği belirtildi. Bugün ise Alevilerin boşalttığı topraklara Suriye’den getirilen El Kaide ve IŞİD bağlantılı grupların yerleştirildiği ifade edildi. Ayrıca, Maraş şehir merkezinde yıllardır anma etkinliklerine izin verilmediği, sivil toplum kuruluşları ve Alevi kurumlarının bu konuda engellendiği aktarıldı.

Alevi kurumları, Türkiye’nin geçmişte yaşanan acılarla yüzleşmeden toplumsal barışın sağlanamayacağını belirterek, soykırımın yaşandığı alanlara barış anıtları dikilmesi ve toplumun tüm kesimlerinin bu anmalara katılması gerektiğini ifade etti. Devletin sorumluluğunu kabul ederek özür dilemesi ve gerekli adımları atmasının, yaraların iyileşmesi için zorunlu olduğu vurgulandı. Açıklama, “Maraş’ta katledilen Alevi canları unutmadık, unutturmayacağız” ifadesiyle sona erdi.

Aleviler eşitlik ve barış için mücadeleye kararlı: Mercan Gül ve Zeynel Kete

Demokratik Alevi Dernekleri’nin (DAD) 5. Olağan Genel Merkez Kongresi, 20 Aralık 2025 tarihinde Dersim’de gerçekleştirildi. Eş Genel Başkanlığa seçilen Mercan Gül ve Zeynel Kete, kongrenin sonuçlarını değerlendirerek Alevilerin eşit yurttaşlık ve barış mücadelesinin önemine dikkat çekti. Kongrede “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” vurgusu öne çıkarken, Gül, Alevilerin hak ettiği eşit statüye ulaşma amacını ifade etti.

Gül, yeni dönemde Alevi kültürü, dili ve inancına sahip çıkmayı öncelikli hedef olarak belirlediklerini belirtti. Devletin Alevi inancına yönelik asimilasyon politikalarının geçmişten günümüze devam ettiğini söyleyen Gül, bu durumun Alevi toplumunun varlığını tehdit ettiğini dile getirdi. Alevilerin kültürel kimliklerini korumasının önemine vurgu yaptı.

Zeynel Kete ise kongrenin sadece bir teknik toplantı olmadığını, aynı zamanda Alevi inancı ve kültürüne duyulan bağlılığın bir ifadesi olduğunu belirtti. Kete, kongredeki yüksek katılımın Alevi toplumunun bu süreçteki sahiplenmesini yansıttığını ifade etti. Ayrıca, kadınlara ve gençlere yönelik özel bir savaş yürütüldüğünü dile getirerek, bu kesimlerin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Kete, “Barış ve Demokratik Toplum” perspektifinin Alevi inancıyla paralel olduğunu ve bu sürecin Alevilerin haklarını güvence altına alacak kapsayıcı bir hukuk anlayışı gerektirdiğini belirtti. Devletçi Alevilik ile komünal Alevilik arasındaki çelişkinin, mücadele alanlarının başında geldiğini ifade eden Kete, Cem Evlerinin Alevi değerlerinin yaşatıldığı mekânlar olması gerektiğini kaydetti.

Son olarak, Alevi toplumuna seslenen Kete, tarihsel bir dönüm noktasında olunduğunu belirterek güçlü bir örgütlenmenin gerekliliğine dikkat çekti. Alevilik inancının yeniden canlandırılması için ocak sisteminin önemine vurgu yaparak, bu süreçte Alevi toplumunun birlik ve beraberlik içinde hareket etmesi gerektiğini ifade etti.

Britanya Alevi Federasyonu’ndan Devletle Yüzleşme Çağrısı: “Maraş, Planlı Bir Alevi Katliamıdır” “Yüzleşme Olmadan Eşit Yurttaşlık Mümkün Değil”

Aralık 1978’de Maraş’ta yaşanan ve resmi tarih tarafından yıllardır “çatışma”, “provokasyon” ya da “kontrolden çıkmış olaylar” olarak tanımlanmaya çalışılan katliama ilişkin Britanya Alevi Federasyonu’ndan (BAF) sert bir açıklama geldi. BAF, Maraş’ta yaşananların rastlantısal ya da kendiliğinden gelişen olaylar olmadığını vurgulayarak, katliamın doğrudan Alevi toplumunu hedef alan, önceden planlanmış ve devlet eliyle hayata geçirilmiş organize bir Alevi katliamı olduğunu belirtti. Açıklamada, Maraş Katliamı’nın yalnızca geçmişe ait bir acı olmadığına dikkat çekilerek, Alevilere yönelik inkâr, imha ve asimilasyon politikalarının sürekliliğinin en açık örneklerinden biri olduğu ifade edildi. Federasyon, yüzleşme olmadan adaletin, adalet olmadan da eşit yurttaşlığın mümkün olmayacağını vurguladı.

“Bu Bir Çatışma Değil, Devlet Eliyle Uygulanan Katliamdır”

Britanya Alevi Federasyonu, Maraş’ta yaşananların bir “çatışma” ya da “provokasyon” olarak tanımlanamayacağını belirterek, katliamın doğrudan Alevi toplumunu hedef aldığını ifade etti. Açıklamada, günler öncesinden hazırlanan saldırılarda Alevilerin evlerinin işaretlendiği, mahallelerin kuşatıldığı, kadınların, çocukların ve yaşlıların katledildiği vurgulandı. Faşist MHP–Ülkü Ocakları çetelerinin sahada saldırıları örgütlediği, güvenlik güçlerinin ise ya seyirci kaldığı ya da fiilen katliamın parçası olduğu kaydedildi. Devletin Maraş’ta Alevileri korumadığı, aksine Alevileri hedef haline getirdiği belirtildi.

Sistemli Ve Süreklilik Gösteren Bir Eylemler Zinciri

Açıklamada, Maraş’ta yaşananların tekil bir olay olmadığına dikkat çekilerek, bunun sürekli ve sistemli biçimde yürütülen bir eylemler zinciri olduğu ifade edildi. Katliamın önceden planlandığı, devlet eliyle organize edildiği ve bir Alevi soykırımı niteliği taşıdığı vurgulandı. Saldırıların günlerce sürdüğü, üç gün boyunca kolluk kuvvetlerinin bilinçli şekilde müdahale etmediği hatırlatıldı.

Katliamın Siyasal Hedefleri

BAF açıklamasında, katliamın amacının yalnızca can almak olmadığı belirtilerek şu hedeflere işaret edildi:
Alevi kimliğini sindirmek,
toplumsal muhalefeti bastırmak,
devrimci-demokrat güçleri dağıtmak
ve Alevi toplumunu yurdundan koparmak.

Ekonomik Çıkarlar, Gasp Ve Mülksüzleştirme

Maraş’ta Alevilere yönelik saldırının arka planında yalnızca inançsal nefretin değil, ekonomik çıkarların ve ticari dengelerin yeniden kurulmasının da bulunduğu vurgulandı. 1970’li yıllara gelindiğinde Maraş’ta Alevilerin küçük sanayi, zanaat, ticaret ve emek yoğun alanlarda güçlendiği, kent ekonomisinde belirgin bir ağırlık kazandığı ifade edildi.

Bu durumun yerel egemenler ve devlet aklı tarafından bir “tehdit” olarak görüldüğü belirtilirken, Alevilerin ekonomik olarak güçlenmesinin mezhepsel düşmanlıkla birleştiği ve sınıfsal bir hınç ile mülksüzleştirme arzusunun faşist şiddetle hayata geçirildiği kaydedildi. Yakılan evlerin, yağmalanan dükkânların ve el değiştiren işyerlerinin tesadüf olmadığı vurgulandı.

Zorunlu Göç Ve Organize Tasfiye

Açıklamada, Maraş’ta yaşanan zorunlu göçün yalnızca bir güvenlik sonucu olmadığı, örgütlü bir ekonomik tasfiye ve gasp politikası olduğu belirtildi. Alevilerin hem canlarından hem de yılların emeğiyle oluşturdukları ekonomik varlıklarından koparıldığı, boşaltılan mahallelerin ve terk edilen iş alanlarının katliam sonrasında el değiştirdiği ifade edildi. Devletin bu yağmayı durdurmadığı, aksine bu düzenin kurulmasına göz yumduğu vurgulandı. Bu yönüyle Maraş Katliamı’nın Alevi emeğine ve birikimine yönelik organize bir gasp operasyonu olduğu kaydedildi.

“Maraş Kapanmayan Bir Yaradır”

Britanya Alevi Federasyonu, Maraş Katliamı’nın Alevi toplumunun kolektif hafızasında kapanmayan bir yara olduğunu belirtti. Devletin yıllardır bu katliamı inkâr ettiği, üstünü örttüğü, failleri koruduğu ve katliamın adını ideolojik olarak yeniden ürettiği vurgulandı. Açıklamada, “Bu topraklarda kahramanlık değil, Alevi kanı vardır. Adı Maraş’tır ve bir katliamdır” denildi.

“Maraş, Çorum’dur, Sivas’tır, Gazi’dir”

Açıklamada, Maraş’ın yalnızca geçmişte kalmış bir acı olmadığı belirtilerek, Çorum, Sivas ve Gazi Katliamları ile aynı devlet aklının ve aynı inkâr politikalarının sürekliliğine işaret edildi. Bu nedenle Maraş’ı anmanın yalnızca yas tutmak değil, yüzleşme talep etmek olduğu ifade edildi.

“Yüzleşme Olmadan Eşit Yurttaşlık Mümkün Değil”

Britanya Alevi Federasyonu açıklamasını şu ifadelerle sonlandırdı:
Devletle yüzleşmeden toplum özgür olamaz.
Katliamlarla yüzleşilmeden adalet kurulamaz.
Alevilere reva görülen bu tarih kabul edilmeden eşit yurttaşlık mümkün değildir.

Maraş Katliamı’nın Türkiye tarihine sürülmüş kara bir leke olduğu belirtilerek, bu leke temizlenmedikçe ülkenin vicdanının da temizlenemeyeceği vurgulandı. Açıklamada, Maraş’ın unutulmayacağı ve unutturulmayacağı belirtilerek, katliamda yaşamını yitirenler saygıyla anıldı ve katliamcı devlet aklıyla yüzleşilene kadar susulmayacağı ifade edildi.