Ana Sayfa Blog Sayfa 442

‘Tek başına kalamaz’ raporu olan tutuklu tahliye edilmiyor

Bir bacağını kaybetme riski taşıyan  ve yüzde 78 engelli olan  tutuklu Nurettin Başaran, tekerlekli sandalyeye bağımlı ve yaşam mücadelesi veriyor

Şirnex’in (Şırnak) Cizîr (Cizre) ilçesinde 2015’te ilan edilen sokağa çıkma yasağından sonra gözaltına alındıktan sonra 25 yıl hapis cezası verilen hasta tutuklu Nurettin Başaran, yüzde 78 engelli durumu ve Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) “Tek başına kalamaz” raporuna rağmen Elazığ R Tipi Cezaevi’nde tutularak tahliye edilmiyor. Cezaevinde ameliyat olmayı reddeden Başaran’ın durumu, her geçen gün ağırlaşıyor. Yürüyemeyen ve tekerlekli sandalyeye bağlı bir şekilde tek kişilik hücrede tutulan Başaran’ın temel ihtiyaçları dahi cezaevince tutulan bir bakıcı tarafından karşılanıyor.

Başaran’ın eşi Kaniye Başaran, eşinin iyi bir tedavi için tahliye edilmesi gerektiğini söyledi. Eşinin kendisinin kullanabileceği otomatik bir tekerlekli sandalyeye ihtiyacının olduğunu ifade eden Başaran, maddi durumları olmadığı için alamadıklarını belirtti.

 ‘Bundan daha zor bir durum var mı?’

Eşinin temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamadığını aktaran Başaran, tahliye edilerek tedavi edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Başaran, eşinin ihtiyaçlarının bir bakıcı desteğiyle karşılanmaya çalışıldığını ifade ederek, “Bir bakıcısı onu götürüp getiriyor. Bundan daha zor bir durum var mı? Bizim için görüşe gitmek çok zor oluyor. Yol çok uzun ve herhangi bir arabamız yok. Otobüsle gittiğimiz halde 3-4 aktarma yapıyoruz. Ayakları üzerinde hiçbir şekilde duramıyor. Serbest kalıp dışarıda tedavi edilmesini istiyoruz” diye belirtti.

 ‘Bir ayağını kaybedebilir’

Eşinin ameliyat olmaması durumunda bir ayağını kaybedeceğini belirten Başaran, “Şuan ilaç tedavisi uygulanıyor ama hastane koşullarında da bunun bir etkisi de olmuyor. Her geçen gün durumu daha da kötüye gidiyor. Dört duvar arasında ihtiyaçlarını gideremeyen bir insan için orada her şey çok zor. Tüm hasta tutukluların serbest bırakılmasını istiyoruz. Çünkü bir hastayı acil servise götürüp tedavisini yapmak ile tam teşekküllü bir hastanede tedavi etmek aynı sonucu vermiyor. İyi bir hastanede tedavi olmasını istiyoruz” diye seslendi.

ŞİRNEX

#Tek #başına #kalamaz #raporu #olan #tutuklu #tahliye #edilmiyor

HDP’li Orak’a polis şiddeti

HDP İl Yöneticisi Yakup Orak’ı darp eden polis, ameliyatlı gözüne de biber gazı sıktı. Polis daha sonra olay yerinden kaçtı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Êlih İl Örgütü Yöneticisi Yakup Orak, polis şiddetine maruz kaldı. Orak, Bağlar Mahallesi’nde bir akrabasının taziyesinden dönerken şiddete uğradığını belirterek, “3 zırhlı araç önümü kesip fotoğraf çekti. Sonra inip hakaret etmeye başladılar. Göğsüme yumruk attılar, ameliyatlı gözüme biber gazı sıktılar, sırt ve göğsüme vurdular. Sonra yere düştüm. Düşmem ile birlikte buradan kaçtılar” dedi.

Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldığını belirten Orak, “Orada bulunanlar ambulansa haber verdi. Hastanedeyim şuan, darp raporu alıp polisler hakkında şikayetçi olacağım” diye konuştu.

HABER MERKEZİ

#HDPli #Oraka #polis #şiddeti

Lozan’da Dil Bayramı paneli: Cenevre’de Kürtçe seçmeli ders olacak

Lozan’da Kürt Dil Bayramı panelinde konuşan İsviçre Kürt Enstitüsü Eşbaşkanı Fatma Şık, Kürtçe’nin Eylül ayından itibaren Cenevre kantonunda seçmeli ders olarak okutulacağını söyledi

İsviçre’nin Lozan kentinde 15 Mayıs Kürt Dil Bayramı kapsamında panel gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü yazar Mürsel Yıldız’ın yaptığı panelde İsviçre Kürt Enstitüsü (Enstîtuya Kurdî a Swisre) Eşbaşkanı Fatma Şık ile enstitü kurucularından yazar Gernas Koçer tarafından birer sunum yapıldı.

Gernas Koçer İsviçre’de her yıl düzenlenen etkinliklerle Kürt Dil Bayramı’nı karşıladıklarını dile getirdi. Kurdistan ve Kürtçe dilinin tarihine ilişkin sunumla konuşmasını sürdüren Koçer yüz yıldır devam eden oto asimilasyon politikaları karşısında Kürt dilinin korunması, sahiplenilmesi ve geliştirilmesi bakımından zorlu bir süreç yaşandığına dikkati çekti.

‘Herkez anadilleri için çalışmalı’

Koçer konuşmasını şöyle sürdürdü: “Gerek Türkiye gerek Kürdistan gerekse Avrupa’da yaşayan Kürtler bölge coğrafyasının kadim halklardan biri olarak ana dilleri olan Kürtçeyi kaybetme politikasıyla karşı karşıyadır. Bu bakımdan atılacak olan en önemli adımlardan biri devrimsel bir hamle oluşturarak Kürtler kendilerinden başlayıp ailesi ve çevresini anadiline sahip çıkması için çalışmalıdır.”

Çocuklarımız andillerinden uzaklaştı

Hitit, Asur ve Babil medeniyetlerinin tarihlerinden örneklerle sunumunu sürdüren Koçer “Bu medeniyetler tarihten silinmişlerdir. Düşmanın asimilasyonu üst seviyeye çıkararak sürdürdüğü politikalar sonucu bugün Kürt bölgelerinde çocuklarımız kendi anadillerinden uzaklaşmış durumdadırlar. Özellikle Kürtler için bu aşamada kendi anadillerine sahip çıkma adına büyük bir mücadele sergilemeleri gerekmektedir” diye konuştu.

‘İsviçrede Kürtçe seçmeli ders olarak okutulacak’

İsviçre Kürt Enstitüsü’nün Lozan, Cenevre, Zürih, St Gallen, Bern dahil bir çok merkezde ana dilde eğitim üzerine yaptığı çalışma sürecini aktararak bir sunum yapan Fatma Şık da “İlk aşama olarak bir çok merkezde Kürtçenin seçmeli ders olarak okutulması yönünde çalışmalarımıza başladık” dedi. Öğrencilerin Kürtçenin bir çok lehçesinde eğitim görmeleri yönünde yasal engellerin aşıldığını söyleyen Şık “Cenevre kantonunda Eylül ayında başlayacak olan eğitim yılında Kürtçe seçmeli ders olarak okutulacak. Bu çalışmayı önümüzdeki süreç içerisinde İsviçre geneline yayacağız” diye konuştu.

Asimilasyona karşı mücadele

Şık, 100’üncü yıla yaklaşan Lozan Antlaşması’nın ağır asimilasyon politikalarının önünü açtığını hatırlatarak, şunları ekledi: “100 yıldır varlığını devam ettiren Lozan Antlaşması Kürdistan’ı 4 parçaya bölerken ‘Tek dil, tek millet, tek bayrak’ dayatması üzerinden üretilen asimilasyon politikalarıyla halkları kendi dil, kültür ve kimliğinden uzaklaştırmıştır. Halkların dilini ve kültürünü yok etmeyi amaçlayan bu asimilasyon politikalarına karşı anadilimizi savunmamız gerçeği bir kez daha açığa çıkmıştır.”

Yapılan sunumların ardından soru-cevap kısmına geçildi. Düzenlenen müzik dinletisiyle etkinlik sonlandırıldı.

HABER MERKEZİ

#Lozanda #Dil #Bayramı #paneli #Cenevrede #Kürtçe #seçmeli #ders #olacak

TİP: 20 bin sandık şaibeli

TİP Genel Başkan Yardımcısı Doğan Ergün, Seçimlerde dört milyon 200 bin oyun kullanıldığı yaklaşık 20 bin sandığın şaibeli olduğunu açıkladı

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkan Yardımcısı Doğan Ergün, seçimlerde şaibeli sandıklara ilişkin açıklama yaptı. Ergün, TİP’in yazılım, veri analisti ve hukukçularla beraber onlarca kişinin emeğiyle seçmen iradesinin nasıl gasp edildiğine ilişkin tabloyu görmüş oldukların ifade etti.

Ergün, 7 Haziran – 1 Kasım 2015 seçimlerini de hatırlatarak, “O günden itibaren devreye konan bir senaryo, bir proje, bir hak gaspının benzer örneklerini yaşamaya devam ediyoruz. Bizzat ben de 2017 yılında yapılan referandumda konuda özel olarak çalışmıştım. O dönemde ölülere oy kullandırıldığını, yani nasıl Fethullah Gülen daha önce ‘Mezardan kalkıp gerekirse oy kullanacaksınız’ dediyse ona benzer yöntemlerle aynı şekilde ölülere oy kullandırıldığını tespit etmiştik. Şimdi benzer bir senaryonun yine yaşandığını açık bir şekilde söyleyebiliriz” diye belirtti.

Birden fazla oy kullanıldı

Pek çok sandık ve okulda iktidar partileri ve çeşitli devlet olanakları kullanılarak tam kontrol sağlandığını aktaran Ergün, şunları söyledi: “Bu okullarda, bu sandıklarda kimlerin oy verebileceği, kimlerin oy vermeyeceği, oy vermeyen seçmenler yerine ya da veremeyen seçmenler yerine ne yönde oy kullanılacağı tayin ediliyor, belirleniyor. Şimdi, mesela bunu becerdikleri oranda bütün oylar kendi cephelerine, kendi lehlerine yazılıyor. Beceremediklerinde, yani bütün o seçmenlerin ne yönde oy kullanacağını belirleyemedikleri durumda da kullanılmayan oylar yerine kendilerine oy yazdıklarını görüyoruz. Burada bir yöntem olarak da görev kağıdıyla oy kullanılması, birden fazla oy kullanılması mekanizması işletiliyor.”

’20 bin sandık şaibeli’

Yüzde 95 ve üzeri oy kullanılan sandık sayısının 20 bine yakın olduğunu açıklayan Ergün, “Burada seçmen sayısı dört milyon 200 bin civarında. Yani dört milyon 200 bin oyun kullanıldığı yaklaşık 20 bin sandık şaibelidir. Açıkça şaibelidir. Birkaç örnek vermek istiyorum. Şırnak merkez bin 156 numaralı sandıkta oy kullanma oranı yüzde 762. Yani 7- 7,5 kat fazla insan oy kullanmış. Siirt Pervari bin 59 numaralı sandıkta oy kullanma oranı yüzde 233 ve burada toplamda 200 civarında yurttaşımız oy kullanmış görünüyor. Yüzde 100 ve üzerinde oy kullanılan 154 sandıkta Millet İttifakı’na hiç oy çıkmamış. Hiç kimsenin aklına gelmemiş millet ittifakına oy vermek. Burada yine dikkat etmemiz gereken bir unsur var. Buralarda Millet İttifakı partilerinin sandık kurulu üyeleri oy vermemişler. Bütün bunlar bir şaibe olduğunu açıkça gösteriyor. Biz bu operasyonun bir bütün olarak MHP’yi gözetilen bir operasyon olduğunu düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

MHP’ye yazılan oylar

Yüzde 100 ve üzeri oy kullanılan sandıklarda MHP’nin oyunun yüzde 13 olduğunu aktaran Ergün, “Yani Türkiye genelinde aldığı oyun çok daha üzerinde bir oy almış durumda. Bazı, yine böyle sandıklarda, örneğin, 7 Haziran seçimlerinde MHP’nin oy oranı yüzde 2’yken şimdi yüzde 16’ya yükselmiş. Öyle sandıklar var ki o sandıklar kapatılmış, bütün devlet görevlileri oraya yönlendirilmiş. MHP daha önce burada yüzde 2 oy alıyormuş, şimdi birden oy oranı yüzde 16’ya çıkmış” bilgilerini paylaştı.

Şaibeli seçim

Seçimlerin şaibeli olduğunu yineleyen Ergün, son olarak şunları ekledi: “14 Mayıs seçimlerinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun kazanıp kazanmadığını bilemeyiz ama Recep Tayyip Erdoğan’ın kazanacak bir oy almadığını açıkça görebiliyoruz. Cumhur ittifakının kazanacak bir oy almadığını açıkça görebiliyoruz. Bu operasyonda, milletvekili seçiminde MHP gözetilmiştir, bunu görüyoruz. Bu operasyonun bir parçası Anadolu Ajansı olmuştur. Anadolu Ajansı daha ilk dakikadan itibaren çok yüksek oranda Tayyip Erdoğan’ı göstermiş, ardından o daha düşük seviyelere indirmiştir ama daha dikkat çekici olan ve istatistik bilimiyle açıklanamayacak olan şey şudur: Sinan Oğan, Anadolu Ajansı tarafından ilk dakikada kaç oy oranı gösterildiyse, sonuna kadar o oranda kalmıştır. 5,2- 5,3 oranında kalmıştır. Bunun istatistik ve istatistik bilimiyle açıklanması mümkün değildir. Hiçbir örneklem, başından sonuna saatler boyunca hep 5,2- 5,3’ü veremez.”

HABER MERKEZİ

#TİP #bin #sandık #şaibeli

Şengal halkından Xanesor saldırısına tepki

Türkiye’nin Xanesor’a yönelik saldırısına tepki gösteren Şengal halkı, ‘Êzidî toplumu olarak tarihte birçok saldırı ve fermanlar yaşadık. Ancak irademizi kimseye teslim etmedik’ dedi

Türkiye’ye ait SİHA’lar dün Xanesor’da bir evi hedef aldı. Saldırı sonucunda can kaybı yaşanmazken, yurttaşların evleri zarar gördü.Saldırının olduğu yerde açıklama yapan Şengal halkı saldırıyı kınadığını belirterek, Irak Hükümeti ve uluslararası kurumlara saldırıların engellenmesi çağrısında bulundu.

Açıklama metni Xanesor Halk Meclisi Üyesi Ali Hamid tarafından okundu. Açıklamada, saldırı sonucunda çok sayıda evin hasar gördüğüne değinilerek, “Halkımız ne zaman yurduna dönmek istese Êzidî halkının geri dönüşlerini engellemek için kirli planlar yapılıyor. Halkımızın iradesi bu saldırılarla teslim alınamaz. Êzidî toplumu olarak tarihte birçok saldırı ve fermanlar yaşadık. Ancak irademizi kimseye teslim etmedik” denildi.

Irak Hükümetinin saldırılara karşı sessiz kaldığına dikkat çekilen açıklamada, “Bugün bir ülkenin sivillere yönelik saldırıları kabul edilemez. Bu saldırı uluslararası yasaların ihlalidir. Tüm uluslararası kurumları bu saldırılar karşısında sessiz kalmamaya ve faşist şef Erdoğan ile aralarına sınır koymaya çağırıyoruz” ifadeleri yer aldı.

‘Toprak egemenliğine sahip çıkmalı’

Êzidî Özgür Kadın Hareketi (TAJÊ) adına konuşan Zabida Şengali de saldırıların amacına vurgu yaparak şunları söyledi: “Şengal’e yönelik bu saldırılar 9 Ekim Anlaşması kapsamında gerçekleştirilmektedir. Şu ana kadar bu anlaşmanın hayata geçirilmemesi için direndik. Bize yönelik gerçekleştirilen saldırılara cevap olarak topraklarımızı terk etmeyecek ve irademizi yok sayan herhangi bir anlaşmanın hayata geçirilmesine izin vermeyeceğiz. Şengal olarak Irak’ın bir parçasıyız. Irak bizi kendisinin bir parçası olarak görüyorsa toprak egemenliğine sahip çıkmalı ve saldırılara karşı tavır geliştirmelidir.”

HABER MERKEZİ

#Şengal #halkından #Xanesor #saldırısına #tepki

Ali El Hemdan’ı öldüren polisin cezası onandı

Adana’da polis tarafından kalbinden vurularak öldürülen 18 yaşındaki Ali El Hemdan’ı öldüren polis Fatih Karaca’ya verilen 25 yıl hapis cezası onandı

Adana’da 18 yaşındaki Ali El Hemdan’ın öldürülmesi davasında sanık polis Fatih Karaca’ya verilen 25 yıl hapis cezası Yargıtay tarafından onandı.

Hemdan’ı öldüren polis memuru Fatih Karaca hakkında açılan davanın 21 Aralık 2021 tarihinde Adana 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmasında, mahkeme heyeti, “kasten öldürme” suçundan müebbet hapis cezası vermişti.

“İyi hal indirimi” uygulayan mahkeme heyeti, cezayı 25 yıla düşürdü. “Dur ihtarına uymadığı” iddiası ile polisin öldürme eylemini gerçekleştirdiği bir davada ilk kez bir polis memuru kasten öldürme suçundan ceza almıştı. Ceza Yargıtayın onaması ile kesinleşmiş oldu.

İki eliyle 3 saniye içerisinde ateş ediyor

Polis memuru soruşturma ve mahkeme aşamalarında “Oruçluydum, ayağım kaydı” ve “Elimde eldiven vardı, yanlışlıkla tetiğe basmış olabilirim” şeklinde ifadeler verdi. Polis Kriminoloji Laboratuvarı da tişörtten yola çıkarak “Kurşun sekerek isabet etti” şeklinde rapor hazırladı. Tanık ifadeleri ve olay anına ait görüntü ise bu iddiaları çürüttü. Cinayetin güvenlik kamera görüntülerinde polis memuru, yüzü kendisine dönük halde geriye doğru ağır adımlarla yürürken kendisi de Ali El Hemdan’a doğru yürüdüğü esnada silahı kılıfından çıkarıp iki eliyle 3 saniye içerisinde ateş ettiği görülüyor. Savcı hazırladığı iddianamede polis kriminoloji raporu ile görüntülerin çeliştiğine dikkat çekti ve davayı kasten öldürme suçundan açtı. Adana Barosu, Çağdaş Hukukçular Derneği, İnsan Hakları Derneği, Af Örgütü ve basın ilk günden beri olayın takipçisi oldu.

‘Üstünü örtmeye çalışanlar da yargılanmalı’

Adana Valiliği İl Basın Halkla İlişkiler Müdürlüğünün cinayetten bir gün sonra Hemdan’ın “uyarı ateşi” sonucu öldüğü haberini servis ettiğini ve polislerin hazırladığı “Kurşun sekti” raporunu hatırlatan Avukat Tugay Bek, olayın üstünü örtmek isteyenlerin de cezalandırılmasını istedi. Yaptıkları suç duyurusu ile ilgili savcılığın dönemin Valisi Mahmut Demirtaş hakkında suç duyurusunun işleme konulmaması yönünde karar verdiğini, “Kurşun sekti” raporunu hazırlayan kriminal uzmanlar hakkındaki soruşturmanın ise devam ettiğini ifade eden Bek, olay görüntüleri ile rapor ve servis edilen haberlerin çeliştiğini söyleyen Mülkiye Müfettiş raporunu da hatırlatarak şunları dedi:

“Kriminal Polis Laboratuvarındaki polisler hakkında soruşturma devam ediyor. İl emniyet müdürü, İstanbul Emniyet Müdürlüğüne terfi ettirildi. Dönemin Adana valisi, Mardin valisi kayyum olarak atandı. Bu olayda kusuru olan, delilleri karartmaya çalışan tüm sorumluların görevden alınması ve cezalandırılması gerekir.”

Dur ihtarına uymadığı gerekçesi ile ilk defa bir polis memuruna ceza verilmesinin olumlu olduğunu ifade eden Bek, “Ancak ‘takım elbise’ indirimi olarak bilinen iyi hal indiriminin uygulanmasını gerektiren unsurlar söz konusu değil” ifadelerini kullandı.

HABER MERKEZİ

#Ali #Hemdanı #öldüren #polisin #cezası #onandı

İzmir Barosu: İkinci turda daha fazla avukatla hazır olacağız

Seçimlerde İzmir genelinde birçok hukuksuzlukla karşılaştıklarını ve anında müdahale ettiklerini vurgulayan İzmir Barosu, ikinci tur için daha fazla avukatla hazır olacaklarını belirtti

İzmir Barosu, 14 Mayıs’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerde yaşanan ihlal ve usulsüzlüklere ilişkin baro binasında basın toplantısı düzenledi. Toplantıya İzmir Barosu Seçim Güvenliği Koordinasyonu üyesi avukatların yanı sıra seçimlerde görev alan çok sayıda avukat katıldı.

Okullara kolluk yığıldı

Toplantıda ilk olarak söz alan İzmir Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Gamze Şimşek, seçim günü ilk olarak karşılaştıkları sorunun okullara yığınla kolluk kuvveti gelmiş olması olduğunu vurguladı. Normal şartlarda sadece görevli polislerin okul bahçesinde bulunabileceğini belirten Şimşek, TOMA’ların bile okullara yanaştırılmış olduğunu söyledi. Bu durumun İzmir’de yaşanmasının Türkiye’nin diğer bölgeleri için endişe verdiğini kaydeden Şimşek, “Yine sandık kurulu başkanlarını üyeler gelmeden oy torbaları açmıştı. Buna müdahale eden avukatlar ve müşahitler içeri alınmak istenmedi. Bu sorunun yaşanmış olması başlı başına seçim güvenliğini tehlikeye atıyor” diye belirtti.

Usülsüz oy kullanımı

Yine bazı sandıklarda sandık kurulu üyelerinin eksik olduğunu tutanak defterlerinin getirlmediğini dile getiren Şimşek, “Kolluk kuvvetleri sandık kurulları oluşturulduktan sonrada içeri girdi. Yine çok fazla mükerrer oy kullanılması durumu ile karşılaştık. Bir çok sandıkta iki zarf verilerek oy kulandırıldı. 142 Nolu belgesi olmayan bir çok görevli istedikleri sandıklarda oy kullanabildi. Ayrıca sandık görevinden ayrılan kişiler, hem seçmen listesinde hem de görevli olduğu yerde oy kullanamadı. Yani bir kısım seçmen iki oy kullanırken bir kısım seçmen ise hiç oy kullanamadı” ifadelerini kullandı.

Tutanaklar tutuldu

Sayım sırasında da sorunlar yaşandığını belirten Şimşek, oy pusulalarının katlanamayacak kadar büyük olduğu için zarfların içinden çıkmasının sorunlar yarattığını söyledi. Normalde önce zarfların sonra oyların sayıldığını fakat bu sefer hemen oy sayımına geçildiğini kaydeden Şimşek, “Zarf sayısı seçmenden fazla çıkabilir ama oy pusulası fazla çıkamaz. Fazla çıkan pusulalarda oy sayımına dahil edildi. Sandık kurulu tutanakları tutarken yanlışlıklar yaptı. Sandıkların taşınması sırasında kolluk kuvvetleri sandıkları tek başına taşımak istemesi, sandık kurulu görevlilerini almak istememesi gibi durumlarla karşılaştık. Yaşanan tüm bu durumlara karşı tutanaklarımızı tuttuk. İzmir Barosu avukatları tarafsız olarak güvenliği sağlamak için elinde geleni yaptı” diye konuştu.

‘Daha hazırlıklı olacağız’

Ardından konuşan İzmir Barosu eski başkanı Özkan Yücel ise bir kısım görevlinin seçim günü yaşanan hukuka aykırılıkları görünmez kılmak için ellerinden geleni yaptıklarını vurguladı. Ancak ikinci tur için daha hazırlıklı olacaklarını belirten Yücel, “Sorun yaşadığınız okullara daha erkenden giderek çalışmaya oralardan başlamak gibi bir hedefimiz var. Bizler siyasi parti değil hukukçusuz ve hukuk egemen olsun istiyoruz. Tek bir oyun bile çalınmayacağına emin olabilirsiniz. İlk seçimin sonuçlarından sonra bir çok arkadaşımız görev almak istedi. Daha hazırlıklı olacağız” diye konuştu.

HABER MERKEZİ

#İzmir #Barosu #İkinci #turda #daha #fazla #avukatla #hazır #olacağız

3,5 yaşındaki Dora’yı katleden polislerin yargılandığı dava görüldü

Seyhan’da annesinin kucağındayken vurulan 3 buçuk yaşındaki Tevriz Dora’nın ölümüne dair yargılanan 3 polis, olay günü eylem olduğunu ve uyarı amaçlı havaya uyarı ateş açtıklarını iddia etti

Adana’nın Seyhan ilçesinde 11 Ekim 2015’te Ankara Katliamı yıl dönümü dolayısıyla gerçekleştirilen protesto eylemlerinde annesi Kamile Dora’nın kucağındayken vurulan 3 buçuk yaşındaki Tevriz Dora’nın ölümüne ilişkin polis memurları A.Ü., Ö.G. ve S.T. hakkında açılan davanın ikinci duruşması görüldü. 3 polis, “olası kastla adam öldürme” ve “yaralama” suçlamalarıyla Adana 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısında çıktı. Dora’nın anne ve babası Kamile ile Azem Dora ile avukatları Yasemin Dora Şeker ve Zelal Demiray duruşmaya katıldı. Tanıklar, polis memuru S.A.T. ile mahalle sakinlerinden Ö.G. ve M.E.G. ile sanık polis memurları S.T. A.Ü. ve Ö.G ile avukatları da duruşmada hazır bulundu.

‘Havay bir kez ateş açtım’

Sanık polis memuru S.T. o dönem TEM şube görevli olup, o gün yaşanan toplumsal olaya müdahale ettiklerini, bindikleri Ural tipi zırhlı aracın bir lastiği sıkılan kurşunla patladığını iddia etti. S.T., “Biz Mithat Paşa Bulvarı üzerinde bulunduğumuzda ara sokaklardan yaşı küçük çocukların olay yerinin 100-150 metre kadar bize yakın kısmında müdahalenin olmadığı güvenli bölge dediğimiz yerde başlarını çıkartarak bakındıklarını gördük. Oradan çocuklara başlarını uzatmamaları konusunda bağırdık ancak başlarını çekmediler, ben de ekipteki en kıdemsiz kişi olduğumdan şefimiz olan Z.Ö. ki kendisi sonradan vefat etmiştir, bana ‘oraya doğru orta refüj üzerinden git, çocukları uyar, dinlemezlerde havaya bir el ateş et, zaten korkar giderler’ dedi. Ben de bunun üzerine orta refüj üzerinde çocukların başlarını uzattığı refüj üzerinde, 4 sokak beri tarafında yaklaşık 100-150 metre mesafede çocuklara caddeye çıkmamaları, başlarını uzatmamaları konusunda bağırdım, ama beni dinlemeyince ben de MP5 tabanca ile havaya bir el ateş ettim, bu silah ekibe ait bir silah olmayıp TEM Şube İdari Büroya ait bir silahtır. Benim havaya ateş etmemden sonra çocuklar gittiler. Ben de bunun üzerine ekip arkadaşlarımın yanına döndüm, bu arada biz aracın da lastiğinin patlak olmasından dolayı geride bekliyorduk. Ön tarafımızda ise diğer ekipler olaya müdahale ediyorlardı, geriden bir gösterici grup gelirse müdahale etmek için beklemekteydik, olaylar yatıştıktan sonra da diğer ekip arkadaşlarımla beraber Denizli Polis Merkezi’ne çekildik. Ben akşamki olay sonrasında küçük bir çocuğun silahla vurularak öldüğünü orada öğrendim. Daha öncesinde bize böyle bir bilgi ulaşmamıştı, olayın olduğuyere biz 21.00 sıralarında gitmiştik, benim orta refüj üzerinden havaya ateş etmem ise 22:00-22:30 sıralarında olmuştur. Olayların yatışması ise gece 24:00 sıralarındaydı, olay günü ben sadece bir el MP5 tabanca ile çocukları olay yerinden uzaklaştırmak amacıyla uyarı mahiyetinde ateş ettim. Bunun dışında silahla ateş etme eylemim olmamıştır, benim içinde bulunduğum ekipten başkaca kimse uyarı mahiyetinde ateş etmemiştir. Ancak bizim ön tarafımızda olan doğrudan olaya müdahale eden ateş eden oluyordu. Ayrıca benim havaya ateş ettiğim yer ile yargılamaya konu olay nedeniyle hayatını kaybeden çocuğun sokağın arasında tahminen 100-150 metre kadar mesafe bulunmaktaydı ve 3-4 sokak aramızda mesafe vardı, suçlamaları bu sebeple kabul etmem, beraatimi isterim, mahkeme aksi düşüncede ise ve şartları oluşursa da HAGB kararı verilmesini isterim” dedi.

‘Uyarı amaçlı 3-4 el ateş açtım’

Sanık polis memuru A.Ü. ise savunmasında olay öncesinde gündüz saatlerinde Dağlıoğlu Güney Kuşak Bulvarı ve Hürriyet Mahallesi’ndeki gösterilere müdahale ettiklerini ardından tekrardan olayın meydana geldiği yere takviye ekip istenmesi üzerine Ural11 zırhlı araçla olay yerine intikal ettiklerini belirtti. A.Ü., “Ural11 zırhlı araçla olay yerine intikal etmek isterken Denizli Mahallesine gidelim diye anons yaptım, bize vilayet tarafından kanal üzerinden gelmemiz söylendi. Olay yerine vardığımızda gösteriler sırasında bende bulunan MP5 silahla uyarı mahiyetinde havaya 3-4 el ateş ettim. Daha sonra bu gösteriler yatıştı olay yerinden ayrıldık. Gece 00:30-01:00 sıralarında Seyhan Emniyete geldiğimiz sırada küçük bir çocuğun vurulduğunu öğrendim, olay yerine ise ya olayın ertesi günü ya da bir sonraki günü Cumhuriyet Savcısının keşfi sırasında güvenlik tedbiri amacıyla olay yerine gittim. Olay yerini ilk defa gördüm, buna göre de olay sırasında benim uyarı mahiyetinde havaya ateş ettiğim yer maktulün vurulduğu sokağın 3-4 sokak ilerisindeki bir sokaktadır. Ayrıca ben diğer sanık S.T.’ın ekibinin bulunduğu yerin daha ön kısmında, ön safta olaylara diğer ekiplerle beraber müdahale eden ekibin içerisinde bulunuyordum, benim bulunduğum ekip içerisinde A.K., M.G., Y.D. başkomiser bulunmaktaydı, diğer ekipteki görevlilerin isimlerini hatırlayamıyorum. Ayrıca ben olay sırasında ekip şefi konumundaydım ve araçtan inmedik, Ural 11 araçlarının tepesinde açıklık bir yer bulunmakta olup buradan uyarı mahiyetinde havaya 3-4 el ateş etmiştim, yine bu zırhlı araçların ani hareket etme kabiliyeti düşüktür. Bundan dolayı sokak içlerine girmeyiz, çünkü girildiği taktirde dönüşü hemen yapamaz birkaç manevrayla dönmesi gerekir, bu sırada da göstericiler tarafından araç üzerine molotof kokteyli atılmaktadır, bu nedenle cadde üzerinde bulunmaktadır, olay sırasında da biz cadde üzerinde kaldık sokak içerisine girmedik. Atılı suçlamayı kabul etmem, beraatimi isterim, mahkeme aksi düşüncede ise HAGB kararı verilmesini isterim” diye savunma yaptı.

‘Yoğun bir şekilde silah sesleri geldi’

TEM Şube’de komiser olarak görev yapıp, şortlantları ve TOMA’ları yönlendirdiğini ifade eden Ö.G., “Normal müdahale tarzımız bu tür araçlarla gaz ve su kullanılmak suretiyle göstericileri dağıtıp yolu açmaya yöneliktir. Ayrıca bu tür olaylarla öne çıkıp sivrilen göstericileri tespit ettiğimizde genellikle gündüz vakti bu şahsı şortlantla takip edip yakalamaya çalışmaktayız, yine hatırladığım kadarıyla bu tarz bir takip olması gerekir bana ait beretta tabanca ile yine gündüz vakti ateş etmişliğim olmuştur. Birkaç defa bu şekilde gerek göstericiyi yakalamak gerekse grubu dağıtmak amacıyla havaya uyarı ateşi açmıştım, çünkü birkaç defa mermi takviyesi aldığımı hatırlıyorum, normal şartlarda olayların devam ettiği süreçte sabah 08:00’den gece 01:00’a kadar görev yapmaktaydık. Ben şortlant araç içerisinde bulunmaktaydım, yine diğer zırhlı araçlar ve TOMA’ları yönlendirmeye çalışıyordum, ayrıca olay günü şortlantlara daha iri olan ve göstericileri ürkütebilecek olan urallar daha ön saflara yönlendirilmiştir, benim içinde bulunduğum şortlant geride kalmıştır, olay günü ben kendi beylik silahımla uyarı mahiyetinde de olsa havaya uyarı ateşi etmedim, ayrıca o gece silah seslerini de duydum. Ayrıca olay gecesi gösterici grubun sayısı oldukça artmıştı, bundan dolayı da takviye ekip talebinde bulunmuştuk, ben geri planda bulunduğumdan dolayı göstericilerin elinde ateşli silah mahiyetinde bir silah bulunduğunu görmedim, ancak silah seslerini yoğun bir şekilde duydum, olaylar göstericilerin saat 23:00 sıralarında çekilmesinden dolayı yatıştıktan sonra saat 00:00-01:00 sıralarında yerde olduğunu düşündük, çünkü o saate kadar tarafımıza böyle bir bilgi gelmemişti, atılı suçlamaları bu sebeple kabul etmem, mahkeme aksi düşüncede ise HAGB kararı verilmesini isterim” dedi.

‘Polis bize doğru ateş açtı’

Olay tarihinde 22:00-22:30 sıralarında evinin bahçesinde Kamile Dora, Bediha Dora ve Mesude Dora ile birlikte oturduklarını söyleyen tanık Ö.G., Tevriz bebeğin annesinin kucağında olup, sokağın aydınlık olup, sokağın caddeye çıkan kısmının olduğu yerde bir panzer ışığının geldiğini gördüğünü anlatarak, “Tam sayısını hatırlamıyorum, bize doğru silah sıkılmaya başlandı panzerin bulunduğu taraftan, biz de bunun üzerine kendimizi evimin avlusuna atmaya başladık. Kamile Dora geride kaldı, ardından da kucağındaki çocuğun vurulduğunu fark ettik. Ardından dışarıda polislerin bizim evin bulunduğu sokağın içerisine girdiklerini fark ettik, bundan dolayı evimizin ışıklarını söndürdük, sokağa giren insanların ellerinde fenerler vardı zannedersem mermi kovanı arıyorlardı. Yalnız çocuk vurulduktan sonra çocuğu hastaneye götürmek üzere birisi arabayla geldi ancak kim geldi, hatırlamıyorum. Panik hali vardı, eşim M.E.G. de oradaydı, daha sonra çocuk hastaneye götürüldükten sonra polislerin sokağa girmesi söz konusudur, ayrıca gelen polisler benim evimin avlusunun içerisine de girmişlerdi. Bizim evin avlusuna giren ben iki kişiyi gördüm, gelen kişiler maskelilerdi ve ellerinde fener vardı, zannedersem giren polisler özel harekat polisleriydi, hatırladığım kadarıyla polislerin gelmesi çocuğun hastaneye götürülmesinden hemen sonrasıydı, vurulmayla polislerin gelmesi arası yarım saati bulmamıştır, bir 10 dakika kadar gelen kişiler avluyu fenerlerle aradılar, daha sonra da çıktılar. Sokakta bulunan ancak sayısını bilmediğim kişiler kalabalıktı, onlar bağırıp çağırıp küfür ediyorlardı, ancak avlunun içindekiler konuşmamışlardır, hatırladığım kadarıyla avluyu arayanlar avlu içinde bir şey bulamamışlardı. Meydana gelen olay esnasında cadde üzerinde herhangi bir olay yoktu, olay olsa biz de sokağa çıkmazdık, bu olay olduğu esnada çevreden silah sesleri gelmiyordu, sadece az önce ifademde belirttiğim panzerin olduğu taraftan silah sesi gelmişti, ben çevreden kaçan veya kovalanan birilerini görmedim” diye belirtti.

‘Polis ateş açtı’

Tanık M.E.G. ise, “Ben olayın meydana geldiği 58308 sokak içerisinde oturmaktaydım, olay günü saat 22:00-22:30 sıralarında eşim Ö.G. yanında Bediha, Mesude ve Kamile Dora ile bizim evin ön kısımnda oturuyorlardı, Tevriz’de annesinin kucağındaydı, ben de kendilerinden birkaç adım ötede sokak içinde sigara içiyordum. Birden caddeden sokak içerisine akrep türü bir polis aracının far ışıklarını gördüm ve silah sesi duydum. Ben de bunun üzerine eşim ve diğer kadınları bizim avlunun içerisine doğru girmelerini sağlamak için onlara doğru koşturdum, bu arada kadınların yanında benim çocuklarımda bulunmaktaydı. Bir anda çığlık sesi geldi. Benim çocukların vurulması ihtimali aklıma geldi, sonradan Tevriz Dora’nın vurulduğunu anladık, bunun üzerine sokak üzerinde evin önünde bulunan maktulün amcası Y.D.’nın aracıyla Y.D. ben ve Kamile Dora ile birlikte Tevriz Dora’yı hastaneye götürdük, hastaneye giderken de aracı akrebin bulunduğu cadde üzerine doğru değil ters istikametten gittik, biz giderken de sokağın başına daha önce gelen akrep aracını görmedik, olay sırasında ateş edilirken bir sürü silah sesi duydum. Ayrıca bu olay yaşandığı esnada ana cadde üzerinde herhangi bir olay yoktu, ben gündüz çalıştığımdan dolayı olay günü akşam saat 20:00 sıralarda eve geldim, dolayısıyla daha önceki saatlerde olay olup olmadığını bilemiyorum. Ben eve geldikten sonra da olay meydana gelmemişti, yaşanan bu olay öncesinde ben çevreden herhangi bir silah sesi de duymadım, kaldı ki mahallede olay olduğu taktirde ben ailemi ve çocukları dışarı çıkartmıyorum, zaten olsaydı dışarı çıkartmazdım” dedi.

Rapor talebi

Tanık polislerde, sanık polislerinin beyanlarını tekrarladı. Av. Şeker, tanık ve sanıkların beyanlarına karşı yazı beyanda bulunmak için üzere talep etti. Av. Şeker, “Sanıklar müdafinin susturucu ile ilgili sorularını kabul etmiyoruz, şöyle ki müşteki Bediha Dora olay esnasında silah sesi duymadığını susturucu takıldığını söyleyerek kanaatini belirtmiş, olayın şoku ve paniği içerisinde duymamış bulunmaktadır. Kendisine sorularak açıklığa kavuşturulabilir, telsiz kayıtları gelmiş olup olay yerinde görev yapan ekiplere ait olayın geldiği zaman dilimini kapsayacak şekilde bu telsiz kayıtları ile ilgili konuşma dökümleri ile ilgili bilirkişiden rapor aldırılmasını istiyoruz. Ayrıca yine olay günü olay yerinde bulunan kolluk kuvvetlerine ait TOMA, şortlant ile Ural 7-10-11 marka araçlara ait kamera kayıtlarının araştırılarak temin edildikten sonra buna ilişkin bağımsız bir bilirkişi veya heyetten görüntü içerikleri ile ilgili rapor aldırılmasını istiyoruz” diye konuştu.

Savcı ise dinlenmeyen tanıkların dinlenmesini istedi.Sanık avukatları da tanık beyanlarına karşı süre talep ederek, “İdari büroya ait zimmetli MP5 silahın etkili mesafesi 200-400 metre arasında değişmekte olup sanığın bulunduğu yer ile maktulün vurulduğu yer dikkate alındığında bu mesafeden ve açıdan eylemi gerçekleştirmesi mümkün bulunmamaktadır, yine mermi çekirdeği bulunamamış olup yine silahın kim tarafından ateşlendiği bilinmemektedir. Dolayısıyla şüpheden sanık yararlanır ilkesi dikkate alınarak müvekkil sanığın beraatini, mahkeme aksi düşüncede ise lehine olan hükümlerin uygulanmasını isteriz” dedi.

Mahkeme, avukatların taleplerini kabul ederek, duruşmayı 14 Kasım 2023’e erteledi.

Kaynak: MA

#yaşındaki #Dorayı #katleden #polislerin #yargılandığı #dava #görüldü

Kayyumdan gazeteci Kanbal’a ölüm tehdidi

Nusaybin Kaymakamı Ercan Kayabaşı, gazeteci Ahmet Kanbal’ı sanal medya hesabından ölümle tehdit etti

AKP’den Mêrdîn milletvekili seçilen Faruk Kılıç’ın Nisêbîn (Nusaybin) Kaymakamı ve ilçe belediyesine kayyum olarak atanan Ercan Kayabaşı’nı ziyaretine ilişkin Kaymakamlık sanal medya hesabından kimi fotoğraflar paylaşıldı. Fotoğrafların birinde duvarda yer alan Mustafa Kemal fotoğrafının olmaması dikkat çekti. Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Ahmet Kanbal da Mustafa Kemal’in duvarda duran fotoğrafının neden yerinde olmadığı yönünde Kayabaşı’na sanal medya hesabından soru yöneltti.

Kanbal’ın paylaşımının altına yorum yapan Kayabaşı, Kanbal’ı ölümle tehdit etti. Kayabaşı, Kanbal’ın paylaşımının altına fotoğrafın “Aynı anda çekilen fotoğrafta fotoğraf makinesi flaşı ile parlayan görüntüyü aklınızca propaganda yapıyorsunuz” ifadelerini kullandıktan sonra “Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü ve şanlı bayrağımızı ne duvardan ne gönülden ne de gönderden inmesine müsade ederiz. Senin dağ farelerin zamanında denemişti. Sonuç Sarı torba” sözleriyle ölüm tehdidinde bulundu.

Kanbal, Kayabaşı hakkında “tehdit” suçlamasıyla şikayetçi olacağını bildirdi.

HABER MERKEZİ

#Kayyumdan #gazeteci #Kanbala #ölüm #tehdidi

İtalya’da sel felaketi: 8 kişi hayatını kaybetti

İtalya’da yaşanan sel felaketinde 5 bin kişi tahliye edilirken en az 8 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi

İtalya’nın Emilia-Romagna bölgesinde şiddetli yağışlar nedeniyle sel felaketleri yaşandı. Yetkililer 5 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Yetkililer 14 ırmağın yatağından taştığını ve 23 komünü sular altında bıraktığını bildirdi.

Bölgedeki belediye başkanları, yurttaşları yüksek yerlere sığınmaya çağırdı. Sivil Savunma Bakanlığı’na göre 5 bin dolayında kişi tahliye edildi.
Şiddetli yağışlar, haftalarca süren ve toprağın su emme kapasitesini etkileyen kuraklıktan sonra geldi.

HABER MERKEZİ

#İtalyada #sel #felaketi #kişi #hayatını #kaybetti