Ana Sayfa Blog Sayfa 444

Cumartesi Anneleri : Galatasaray’dan vazgeçmiyoruz

İHD İstanbul Şubesi, ’17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası’ etkinliklerinin startını verdiği açıklamasında abluka altıda olan Galatasaray Meydanı’nındın vazgeçmeyeceklerini bir kez daha vurguladı

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon ve Cumartesi Anneleri, “17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası” etkinliklerinin ilkini, Beyoğlu’nda bulunan dernek binasında gerçekleştirdi. Basın toplantısına İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, Cumartesi Anneleri Hanife Yıldız ve Hanım Tosun ile birlikte Cumartesi İnsanları ve çok sayıda insan hakları savunucusu katıldı.

Açıklamanın yapıldığı salona ise “17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası: Kayıplarımızdan Da Hakikat ve Adalet Mücadelemizden De Vazgeçmeyeceğiz” yazılı pankart asıldı. Cumartesi Anneleri’nin salona astığı kayıplarının fotoğrafları üzerinde de “Gözaltında kaybedildi” yazısı yer aldı. Anneler daha sonra bu fotoğrafları boyunlarına astı.

Kaybetme suçu devam ediyor

Toplantıda ilk olarak söz alan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, her yıl gözaltında kaybedilenlere dikkat çekildiğini, adalet ve akıbetlerinin açıklanması taleplerini yineledikleri bu haftaya giriş yaptıklarını kaydetti. Bu yıl da çeşitli etkinliklerinin olacağını söyleyen Gülseren, “Bilindiği gibi Türkiye’de gözaltında kaybetme suçu geçmişte kalmış bir suç değil. Hala bu suçun işlendiğini, bir takım uygulamaların devam ettiğini biliyoruz. Derneğimizin yayınladığı raporlarla özellikle kaçırılma ve gözaltında kaybedilme başvurularını görüyoruz. 6 Ağustos 2019’dan beridir Yusuf Bilge Tunç’tan hala haber alınamamakta. Bu hafta süresince sadece geçmişe dönük değil yetkililerin sorumluluklarına uygun davranmasını da isteyeceğiz” dedi.

Adalet talebi karşısında polis şiddeti

Birleşmiş Milletler’in  (BM) İnsan Hakları Sözleşmesi’nin hala Türkiye tarafından imzalanmamasını da ele alan Yoleri, devlet bu antlaşmayı imzalayarak sorumluluktan kaçtığını söyledi. AYM kararları ve düzenlemelerine rağmen Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray buluşmaları engellendiğine dikkat çeken Yoleri, Kimsesizler Mezarlığı ve Çağlayan önündeki açıklamalara da polis yasağı uygulanarak şiddetle insanların gözaltına alındığını belirti.

Adalet talebimizin karşılanmasını isteyeceğiz

Ardından, 28 Temmuz 1993’te Bedlîs’te (Bitlis) kaçırılan ve 4 Ağustos’ta Xarpêt’in (Elazığ) Hazar Gölü kıyısında bir balıkçı tarafından katledilmiş halde bulunan 18 yaşındaki Özgür Gündem muhabiri Ferhat Tepe’nin ablası Ayşe Tepe, basın metnini okudu. Tepe, “Her yıl olduğu gibi bu yıl da ‘17-31 Mayıs Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası’ kapsamında düzenlediğimiz hafta etkinlikleri ile uluslararası hukukta insanlığa karşı suç olarak tanımlanan gözaltında kaybetme suçuna, bu suçun işlenmesine imkan yaratan cezasızlık politikalarına, inkar edilen gerçeklere ve bu insanlığa karşı suçla mücadelenin önemine dikkat çekecek, hakikat ve adalet talebimizin karşılanmasını isteyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Kayıplar örtbas edildi

Yüzlerce insanın gözaltında kaybedilmesine rağmen bu suçun yok sayıldığını ve iddiaların derin bir suskunlukla karşılandığını dile getiren Tepe, “Gözaltında kaybetme suçu adalet sistemi eliyle cezasız bırakıldı. Diğer ağır hak ihlallerinde olduğu gibi gözaltında kaybetmelerde de hakikatin açığa çıkartılması ve adaletin sağlanmasına yönelik politikalar hayata geçirilmedi. Aksine AİHM’in de işaret ettiği gibi Türkiye’de cezasızlık, bilinçli ve sistemli bir devlet politikası olarak uygulandı. Hiç şüphe yok ki gözaltında kaybetmeler bu topraklarda örgütlü bir biçimde gerçekleşti ve yalnız yargının değil, ilgili tüm devlet kurumlarının iş birliği ile örtbas edildi “diye konuştu.

İktidara seslendiler: Failleri cezalandırın!

Tepe son olarak sadece OHAL süresince en az 32 kişinin gözaltında kaybedilme girişimine maruz kaldığını Yusuf Bilge Tunç’tan halen bir haber alınamadığını söyledi.  Tepe, iktidara şu taleplede bulundu:

*Hakikat ve adalet talebimizin gereğini yerine getirin. Kayıplarımızın akıbetini açıklayın, cezasızlık politikasına son verin, kayıp dosyalarında etkin soruşturma yürütün, failleri cezalandırın.

*Devletlere, Zorla kaybetmeyi suç olarak düzenleme, yargılama ve cezalandırma, gözaltında kaybetmelerin önlenmesi ve geçmişte yaşanan kaybetmelere dair hakikat ve adalete erişimin sağlanması sorumluluğu getiren, BM Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’yi derhal imzalayın ve uygulayın.

*Beş yıla yakın bir süredir hiçbir hukuki dayanağı olmadan bize ve tüm topluma kapattığınız Galatasaray’daki yasağı derhal sonlandırın, Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulayın.

*Kayıp yakınları ve hak savunucularına yönelik polis şiddetine ve yargı tacizine son verin.

*İnsanlık onurunu hedef alan gözaltında kaybetmelere karşı hakikat ve adalet mücadelesi yürütmekten asla vazgeçmeyeceğiz. Kayıplarımızdan ve kayıplarımızla buluşma mekanımız olan Galatasaray Meydanı’ndan asla vazgeçmeyeceğiz.”

Yıldız: Ben devletten alacaklıyım!

1995’te 19 yaşındaki oğlu Murat Yıldız’ı “bir suçtan arandığını” söyleyen polislere götüren ve 28 yıldır da hiçbir haber alamayan Cumartesi Annesi Hanife Yıldız ise, “Az bir zaman değil, 28 yılın neresinden başlayayım… Çok zordur bunu anlatmak. İlk buraya geldiğim günden beridir acım neyse, onun daha fazlası oldu. Hem öfke hem isyan… Çünkü ben çok haklıydım, adalete güvenmiştim. Bir anne devlete güvenmiş, götürmüş vermiş. Ve onlar yok etmiş. Ben devletten alacaklıyım.” şeklinde konuştu.

Tepe: Galatasaray, Cumartesi Anneleri’nin yeridir

Kayıp Ferhat Tepe’nin annesi Zübeyde Tepe de, “30 yıldır biz bu mücadeleyi veriyoruz. 30 yıldır Galatasaray önüne gidip geliyoruz. Ama hiçbir sonuç alamadık, adalet yerini bulmadı, katiller yargılanmadı. 25 tane Özgür Gündem muhabirini gözaltında kaybettiler. Ve Ferhat Tepe’yi de Hazar Gölü’nde ölü olarak bize verdiler. Şu ana kadar hiçbir sonuç alamadık. Mücadelemiz her zaman devam edecek. Biz hiçbir zaman Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz. Galatasaray, Cumartesi Anneleri’nin yeridir. Yargılansınlar, adalet yerini bulsun” sözleriyle seslendi.

Tosun: Galatasaray bizim için mezardır

1995 yılında evlerinin önünden 3 sivil polis tarafından götürülen ve 28 yıldır kayıp olan Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun ise konuşmanın zor olsa da her şeye rağmen konuşacaklarının vurgusunu yaptı.  “Galatasaray bizim için bir mezardır” diyen Tosun, “Biz sesimizi oradan duyurduk ve oradan da vazgeçmeyeceğiz. Biz bugün belki içeride bu açıklamayı yapıyoruz bugün, meydanlara çıkıp yapamıyoruz ama ne kayıplarımızdan ne de Galatasaray’dan vazgeçiyoruz. Bir kayıp kalana ve failleri yargı önüne çıkartana kadar mücadelemizden ve Galatasaray’dan vazgeçmiyoruz. Meydanlardan vazgeçmiyoruz” ifadelerini kullandı.

Ocak: Direnmeye devam edeceğiz

21 Mart 1995’te 30 yaşındayken kaçırılan ve 58 gün sonra Beykoz Buzhane Köyü’ndeki ormanlık alanda ağır işkence görerek katledilmiş halde bulunan Hasan Ocak’ın abisi Ali Ocak da, “Şili ve Arjantin olmak üzere Kıbrıs’a, Filipinler’e uzanan bir barikattan bahsediyoruz. Bugün bu hakikat ve adalet mücadelesi için birçok ülkede açıklama ve etkinlikler yapılıyor. Saldırı odağı haline gelmiş durumdayız. Buna karşı da direnmeye, hakikati aramaya daha güçlü devam ediyoruz. Elimizde sadece bir hakikat ve bir de hakikatte ısrar edenler var. Ama bu hakikatten korkmaya devam ediyorlar, biz de onları korkutmaya devam edeceğiz. Mücadelemiz son kayıp kalana kadar sürecek” dedi.

Son olarak söz alan Gülseren, 19 Mayıs Cuma günü saat 12.00’de Gazi Mezarlığı’nda kayıplarını anacaklarının bilgisini verdi.

Ardından toplantı sona erdi.

Kaynak: JINNEWS

 

#Cumartesi #Anneleri #Galatasaraydan #vazgeçmiyoruz

Kılıçdaroğlu: Kadınları domuz bağıyla katledenlere, vatanımızı bırakmayacağız

Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, açıklamalarda bulundu. Kılıdçaroğlu ‘kadınları domuz bağıyla katledenlere, vatanımızı bırakmayacağız’ dedi

Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu Twitter’dan yaptığı açıklamada, “Buradan herkese sesleniyorum. Biz bu vatanı sokakta bulmadık. Bugün 10 milyon düzensiz mülteciyi içimize sokan bu zihniyete vatanımızı bırakmayacağız. Sınır namustur, öyle söyledik. Namusumuzu korumaktan aciz, her gün akın akın damarlarımıza sızan bu başıbozuk insan selini seyreden yarın bir gün 10 milyondan 30 milyona çıkıp bekamızı tehdit edecek bu mülteci akını karşısında ithal oy uğruna kılını kıpırdatmayanlara vatanımızı bırakmayacağız. Kadınlara eşya gibi bakıp, onları sahiplendireceğini söyleyenlere, kadınları domuz bağıyla katledenlere, küçücük çocuklara evlatlarımıza göz koyanlara vatanımızı bırakmayacağız” dedi.

ANKARA

#Kılıçdaroğlu #Kadınları #domuz #bağıyla #katledenlere #vatanımızı #bırakmayacağız

Almanya’da Sabah gazetesine polis baskını

Almanya’da sabah gazetesinin Frankfurt ofisine baskın düzenleyen polisler, gazetenin Almanya Temsilcisi İsmail Erel ve Haber Müdürü Cemil Albay’ı gözaltına aldı

Almanya’da havuz medyası Sabah gazetesinin Almanya temsilciliğine Alman polisi tarafından baskın düzenlendi. Ayrıca gazetenin Almanya Temsilcisi İsmail Erel ve Haber Müdürü Cemil Albay’ı gözaltına aldı.

Dışişleri devreye girdi

Yapılan aramalarda bilgisayar ve telefonlara el konuldu. Baskın gerekçesi öğrenilemezken, iki ismin serbest bırakılması için Dışişleri Bakanlığı’nın devreye girdiği ifade edildi.

ALMANYA

#Almanyada #Sabah #gazetesine #polis #baskını

Mêrdîn’de kömür dağıtımı başladı

Mêrdîn’de, seçimlerin ikinci tura kalmasının hemen ardından kömür dağıtımı başladı

Mêrdîn’de kış aylarında dağıtımı yapılmayan yardım kömürleri, Mayıs ayının ortasında dağıtılmaya başlandı. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı, Nisêbîn (Nusaybin) ve Qoser (Kızıltepe) ilçelerinde sabah saatlerinde evlerin önüne kömür çuvalları bırakmaya başladı. Kent sakinleri, Mayıs ortasında kömür dağıtımını “seçim yatırımı” olarak değerlendirdi.

MÊRDÎN

#Mêrdînde #kömür #dağıtımı #başladı

Bilecik’te araç göle uçtu : 3 ölü

Bilecik Gölpazarı’nda içinde beş kişinin bulunduğu bir araç göle uçtu. Yaşanan kazada iki yetişkin ve bir çocuk hayatını kaybetti

Bilecik’in Gölpazar ilçesi Üyük köyü Beş Göller mevkiinde meydana geldi. Yunus Kırkçı idaresindeki otomobil, göle düşüp kayboldu. Ekipler otomobili gölden çıkarırken, araçta bulunan 5 kişiden üçünün hayatını kaybettiği belirlendi.

DHA’nın haberine göre, otomobilin sürücüsü Kırkçı ile arkadaşı Ertan Uzun, kendi imkanlarıyla araçtan çıktı. İhbarla olay yerine, çok sayıda jandarma, itfaiye, sağlık ekipleri ve dalgıçlar sevk edildi. Gölün ortasındaki otomobil vinçle çıkarıldı.

HABER MERKEZİ

#Bilecikte #araç #göle #uçtu #ölü

Besta’da çatışmalar sürüyor

HPG, ‘eylemsizlik’ kararına rağmen operasyonların sürdüğünü ve Besta bölgesinde çatışma çıktığını açıkladı

Türkiye’nin Federe Kurdistan Bölgesi’ne yönelik saldırıları sürerken, HPG Basın İrtibat Merkezi de yaptığı açıklama ile, “eylemsizlik” kararına rağmen askeri operasyonların sürdüğünü açıkladı.

Fırat Haber Ajansı’nda (ANF) yer alan açıklamada, Şirnex kırsalındaki Besta bölgesinde çıkan çatışmaya işaret edilerek, operasyona çıkan askerler ve HPG’liler arasında temas yaşandığı ve çatışmaların sürdüğü belirtildi. Açıklamada her iki taraftan da kayıplar yaşandığı belirtilerek, çatışmada şimdiye kadar 4 asker ve 1 korucu ile 2 HPG’linin hayatını kaybettiği belirtildi .

HABER MERKEZİ

#Bestada #çatışmalar #sürüyor

Kadın Savunma Ağı’ndan çağrı : Gönüllü ol diktatörleri gönder

Kadın Savunma Ağı 28 Mayıs’ta gerçekleşecek olan Cumhurbaşkanı seçimlerinde sandık güvenliği için ‘Kadın düşmanlarına karşı feminist müşahitler, gönüllü ol diktatörlüğü gönder‘ çağrısında bulundu

Kadın Savunma Ağı, 14 Mayıs’ta gerçekleşen ve ikinci tura kalan Cumhurbaşkanlığı seçimleri için “Kadın düşmanlarına karşı feminist müşahitler, gönüllü ol diktatörlüğü gönder” sloganıyla çağrı metni yayınladı. Sandık güvenliği için kadınlara sandıklarda görevli olma çağrısı yapan Kadın Savunma Ağı’nın açıklamasında “14 Mayıs seçimlerinde gördük ki Erdoğan YSK eliyle seçime hile karıştırırken kadın ve LGBTİ+ düşmanı, dinci gerici, faşistleri Meclis’e sokmaya çalışıyor. Bu kadın düşmanı ittifakın karşısında biz kadınlar hayatımızı, haklarımızı, bedenimizi ve emeğimizi savunduğumuz gibi seçme hakkımızı da savunuyoruz!

 ‘Yalnız değiliz’

28 Mayıs’ta gerçekleşecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sandık görevlisi veya müşahit olarak görev alan ya da müşahit olmak isteyen kadınlara çağrımızdır; gelin bu kadın düşmanı tek adam rejimine karşı Feminist Müşahitler olarak müdahale edelim!

Yalnız değiliz, yalnız mücadele etmek zorunda değiliz, kadınlar olarak birlikte sorumluluk alabiliriz!

Aşağıdaki formu doldurarak Feminist Müşahitler’e katılabiliniyor.

https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLScTOqzrydAczi79ke5snOEwg3KkOFdl6hA0Ply7GeFDTqwtLw/viewform

HABER MERKEZİ

#Kadın #Savunma #Ağından #çağrı #Gönüllü #diktatörleri #gönder

YSK Başkanı Yener: Sosyal medyadaki paylaşımlar gerçeği yansıtmıyor

Açıklama ypaan YSK Başkanı Ahmet Yener ‘Sosyal medyadaki paylaşımlar gerçeği yansıtmıyor, itirazlar yasal sürede görüşülüp sonuçlandırılacak’ dedi

Sanal medyada paylaşılan tutnaklara yanlış geçirilmiş seçim sonuçlarına karşı Yüksek Seçim Kurulu açıklama yaptı.

Kurum adına açıklama yapan YSK Başkanı  Ahmet Yener “Sosyal medyada paylaşılan ve kamuoyunu yöneltmeye yönelik asılsın ihbarlara itibar edilmemelidir” dedi.

Yener’in açıklamaları şöyle:

“14 Mayıs 2023’te yapılan cumhurbaşkanı ve 28. dönem milletvekili genel seçimlerinde 298 sayılı, 6271 sayılı ve 2839 sayılı yasalar uyarınca seçim takviminin başlangıcından, seçim sonuçlarının kesinleştirilmesine kadar tüm aşamalar siyasi parti temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilmektedir.

Bu süreçte seçmen listelerinin kesinleştirilmesi işlemleri tüm aşamalarda support üzerinden paylaşılmıştır.

“YSK, önde gelen bu itirazları yasanın ön gördüğü süre içinde görüşüp sonuçlandıracaktır. YSK tüm aşamalarda siyasi part temsilcilerinin bulunduğu seçim sürecindeki tüm verileri an be an support üzerinden siyasi partilerimizle paylaşmıştır. Sosyal medyada paylaşılan görsellerin YSK ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Sosyal medyada paylaşılan ve kamuoyunu yöneltmeye yönelik asılsın ihbarlara itibar edilmemelidir. Süreç şeffaf bir şekilde devam etmektedir. Ayrıca yurt dışı seçmen listesine kayıtlı olan seçmenlerimiz yasal mevzuat uyarınca herhangi bir yurt dışı temsilciliğinde veya gümrüklerde oy kullanması yasal olarak mümkündür. bu nedenle herhangi bir temsilciliğimizde kayıtlı gözüken seçmen sayısından fazla oy kullanılması yasal mevzuata uygundur. YSK teknik alt yapısı uygun olan ve seçime katılan tüm siyasi partilerle veri akışını gerçekleştirmiş olup kesin sonuçların açıklanmasından sonra da  sonuçlar kurumumuzun internet sitesinde tüm kamuoyuyla paylaşılacaktır.”

ANKARA

#YSK #Başkanı #Yener #Sosyal #medyadaki #paylaşımlar #gerçeği #yansıtmıyor

Tutuklu gazeteci Müftüoğlu’ndan ‘Bir Tutsak Öyküsü’: Pişo

Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan DFG Eşbaşkanı Dicle Müftüoğlu, yaşadıklarını ‘Bir Tutsak Öyküsü’ başlığıyla kaleme aldı 

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 29 Nisan’da gözaltına alınarak tutuklanan Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Dicle Müftüoğlu, tutuklu bulunduğu Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde yazdığı mektupla, gözaltı süreci, tutuklanma ve cezaevine dair yaşadıklarını kaleme aldı.

Arkadaşlarımızı savunduk

“Bir Tutsak Öyküsü: Pişo ve Heso” başlığıyla mektup yazan Müftüoğlu, “Amed’te evimize yapılan polis baskını sırasında büyük bir tedirginlik yaşayan Pişo’yu geride bırakıp gelmenin hüznü, tel örgüleri aşıp bizlere göğün mavisini taşıyan kuşların kanadıyla hafifledi. Amed’te düzenlenen operasyonda 5 gazeteci tutuklandı. 2 gün boyunca Diyarbakır Adliyesi’nde bekledik. Arkadaşlarımızın ve bizim savunmalarımızı yapan avukatımız Resul Temur’un bırakılmasını, basın ve ifade özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılmasını talep ettik. Adliye koridorlarında kriminalize edilenin arkadaşlarımız değil, ‘hakikat’ olduğunu biliyorduk” dedi.

Yargılanmak istenen gazetecilik

Yargılanmak istenenin gazetecilik ve Özgür Basın olduğunu bildiklerine dikkat çeken Müftüoğlu, “Özgür Basın emekçilerini 11 aydır tutsak ederek, kalemimizi kırmak istiyorlardı. Biz dışarda kalanlar hem arkadaşlarımızın serbest bırakılması, hem de özgür bir ortamda gazetecilik yapmak için mücadele ediyorduk. 27 Nisan’da 5 arkadaşımızı kelepçeleyerek hapse gönderdiler” dedi.

Kitap ve mektuplarıma el konuldu

Evine yapılan baskına da değinen Müftüoğlu, polislerin evi arama adı altında tarumar ederek, tüm dijital materyalleri ve kitaplarına el konulduğunu söyledi. 15 yıldır aralıksız yaptığı güzelliklerden biri olan cezaevi mektuplaşmalarını da ‘suç şüphesi’ olarak el konulduğunu belirten Müftüoğlu, “Mektupların büyük bir bölümü bir amir tarafından okundu. Bunlar her Kürt’ün, muhalifin yaşadığı genel durumların devamı gibiydi” diye yazdı.

Pişo’nun öyküsü

Mektubun devamında bir öykü anlatmak istediğini söyleyen Müftüoğlu, şunları yazdı: “Tam da burada, bu rutini bozacak bir öykü anlatmak istiyorum. Ev arkadaşım Pişo’yu. Öncelikle onunla tanışma öykümle başlayayım. Yıllardır evimde büyüttüğüm çiçeklerle ilgileniyordum. Günün tüm yorgunluğunu çiçeklerle konuşarak atlatmaya çalışıyordum. Onların su ve güneşle buluşma hallerindeki dansları bir başkaydı. Her yeni bir filiz, bir başka etkiliyordu. Pişo ile tanışmadan 6 ay önceden bir kediyi sahiplenme kararı aldım. Tabi vakit hala asıl sahiplenenin karşı taraf olduğundan bihaberdim. Bir sabah ajansa gittiğimde çalışma arkadaşlarımı takip edip içeri giren bir kedi beni karşıladı. Koltuk üzerine çıkmış, göğsü bembeyaz sırtı ise kahverengi ve sarı tüylerle kaplı, gözleri bal sarısı güzeller güzeli bir kedi. Tavrı, duruşu, asilliği ile tüm ajans çalışanlarını etkilemişti. Ben de sevgisini göstermeyi seven bir kadın olarak, kedinin etrafında pervaneye dönmüştüm. İşte Pişo ile anladım ki hayvanlar özellikle de ‘nankör’ denilen kediler kendilerine gösterilen sevgiyi hissediyor ve buna karşılık veriyordu.

Zamanla Pişo yanımdan ayrılmaz hale gelmişti. Arada mavi boncuk dağıttığı diğer dairelere gidişi ve ajansta Pişo’yı istemeyen arkadaşlarımın kapıyı açarak dışarı salmasını saymazsak, yaklaşık 10 gün ajansta bizlerle birlikte yaşadı. Çalışma ortamında başka bir canlıya bakma hali etrafındakiler tüyler ve kediye dokunamayan arkadaşlarımın varlığı beni bir karar vermeye zorladı. Bu kadar kısa sürede bağlandığım ve adını Pişo koyduğum kedi ile ev arkadaşı olacaktık. Açıkçası Pişo’nun, o toplumda beni sahiplenmesi bu kararı vermemde etkili olmuştu. Aşıların yapılması veteriner kontrolü ardından 5 Ocak tarihinde itibaren Pişo ile ev arkadaşlığımız başlamıştı. Kediler öyle tahmin edildiği gibi bir iki mıncıklayıp, mama verip, köşeye atacağımız varlıklar değil. Bunu bizzat yaşayarak gördüm.  Bu canlı sizin ev arkadaşınız ve yaşamınızın ortağı haline geliyor.

Dışarıyı izlemeyi sevdiği için birkaç odanın pencereleri mutlaka açık bırakılır. Sabahları uykumuzu bölen alarm sesinden nefret eder. Gücü yetmese de patisi ile kapatmaya çalışır. Onunla ilgilenmeniz gereken saatlerde telefonla uğraşıyorsanız, gelip göğsünüze oturur ve telefona bakmanızı engeller. Kitap okuyorsanız kitabı patisi ile devirir. Eve geleceğiniz saati bilir ve o saatte ya kapıda ya da camda bekler. Bir işinizden kaynaklı geç gittiyseniz küser ve yüzünüze bakmaz, etrafınızda dolansa bile miyavlamaz. Evde yaş mama varsa gönlünü alabilirsiniz. Aksi halde kendisini ihmal ettiğiniz için sizi cezalandırır. Onunla doğal bir yaşam kurmaya çalışırsınız, sahip, sahiplik, özne, nesne ilişkisi doğru olmayan bir ilişki kurmanıza neden olur. Zamanla ortak bir yol tutturur ve birbirinizi seslerinizden ve bakışlarınızdan tanırsınız. Bu uyumlu arkadaşlık ilişkisine bir sabah baskını ara verdi.

Polisten kaçmaya çalıştı

Kapılar vurulduğunda ilk olarak Pişo uyandı, tedirgince gelen sesin ne olduğunu anlamaya çalıştı. Benden önce kapı eşiğine giderek dışarıyı dinleyip gelen felaketi anlamaya çalıştı. Kapı açılır açılmaz da fırlayan içeriyi işgal eden polislerden kaçmaya çalıştı. Tüm arama boyunca odadan odaya kaçışan Pişo, kötülüklerini gördüğü polislerin yanından miyavlayarak tedirginliği anlattı.

Polislerin avukatım ve arkadaşlarıma haber vermeme izin vermemesi nedeniyle anahtarımı gözlemci olarak getirilen komşuma vererek Pişo’yu ona emanet ettim. Şu ana kadar ki tüm süreçlerde de aklım bir taraftan iş yükü artan arkadaşlarımda, bir taraftan da ev arkadaşım can yoldaşım Pişo’daydı. Hala da öyle.

Kaynak/MA

 

 

#Tutuklu #gazeteci #Müftüoğlundan #Bir #Tutsak #Öyküsü #Pişo

Kullanılmayan araziler ve biyoçeşitlilik

Dünya üzerinde tarım arazi kayıpları ekonomik ve ekolojik nedenlerle hızla daralırken, terk edilen tarım arazileri biyoçeşitlilik için hem bir avantaj hem de tehdit oluşturuyor

Tarımsal üretimlerin sermaye eline teslim edilmesi ve küçük çiftçiliğin uygulanan politikalarla bitirilmeye çalışıldığı bu dönemde tarımın küçük çiftçi için kârlı olmaktan çıkması üzerine arazi terkleri giderek büyüyor. Science dergisinde yer alan bir araştırma terk edilmiş toprakların biyolojik çeşitlilik için hem bir fırsat hem de tehdit olabileceğini gösteriyor. Son 50 yıl içinde kırsal alanlarla yaşayanların geçim sorunu nedeniyle kentlere göçü hızlandı. Bugün dünya nüfusunun yüzde 55’i şehirlerde veya çevresinde yaşıyor ve bu oranın 2050’de yüzde 68’e çıkması bekleniyor. Kırsal nüfustaki bu sürekli azalmanın yaşanması sonucunda terk edilmiş tarla ve meraların, ormanlık alanların, maden ocaklarının, fabrikaların ve hatta tüm insan yerleşimlerinin sayısında artış yaşanmaktadır.

Arazi terki faktörleri artıyor

IIASA araştırmacısı Gergana Daskalova ve Almanya’daki Göttingen Üniversitesi’nde araştırmacı olan Johannes Kamp, biyoçeşitliliğin nasıl etkilendiğini ve bunun ne anlama geldiğini keşfetmek için terk edilmiş arazileri yakından inceledi. Daskalova, “İklim değişikliği ve hızla değişen jeopolitik manzara gibi sorunlar nedeniyle nüfusun azalmasına ve dolayısıyla arazi terkine neden olan faktörler yoğunlaşıyor. Örneğin, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali şimdiden yeni terk edilme noktaları yarattı. Terk, küresel olarak önemli bir süreçtir. Bunun dünyanın her yerinde meydana geldiği ölçek, bizi insanların geçim kaynaklarını korurken, aynı zamanda koruma için gelecekteki çözümlerin potansiyel bir kaynağı olarak insanların geride bıraktıkları yerlere dikkat çekmeye teşvik etti” diyor

Terk edilen arazi 400 milyon hektar

Yazarlara göre, dünyadaki terk edilmiş arazinin kesin miktarı bilinmiyor, ancak dünya çapında 400 milyon hektara kadar çıkabileceği tahmin ediliyor. Bu terk edilmiş arazinin çoğu, yaklaşık 117 milyon hektarlık kısmı eski Sovyetler Birliği’ne ait olan Kuzey Yarımküre’de yer alıyor. Terk edilmiş alanların biyolojikçeşitlilik üzerindeki etkisi hem olumlu hem de olumsuz olarak yaşanıyor. En büyük kazanımlar muhtemelen daha önce yoğun olarak tarım yapılan ve biyolojik çeşitliliğin düşük olduğu alanların terk edildiği yerlerde elde edilecek. Muhtemelen bu alanlarda gözlemlenecek ilk değişiklikler, son zamanlarda bozulan ekosistemlerde hayatta kalabilen bitki yaşamının, kuşların ve omurgasızların geri dönüşü olacaktır.

Her iki sonuç yaşanabilir

Bu ekin alanlarının terk edilmesi, insanların bölgeyi terk etmesiyle veya doğal yaşamın yeniden tanıtılmasıyla birleştirilirse, bu durum birçok yaban canlısının olası geri dönüşüyle birlikte yeniden yabanileşmeye yol açabilir. Ancak yazarlar, terk edilmiş tüm arazilerin yardım almadan eski haline dönmeyeceğine ve daha önce yoğun bir şekilde ekilen arazilerin bir kısmının asla eski haline geri dönmeyeceğine dikkat çekiyor. Arazi terki, insan kültürü ve geleneğinin yanı sıra biyolojik çeşitlilik açısından da olumsuz etkilere sahip olabilir.

Nüfusu hızla azalan ülke

Geleneksel olarak düşük yoğunluklu veya uzun süredir geçimlik tarım için kullanılan alanlarda, örneğin, insanlar ve toprak arasındaki yakın bağlar, insanlar uzaklaştıktan sonra bozulan birbirine bağlı ekosistemler yaratmıştır. Yerel olarak nadir türlerin kaybı veya yalnızca bir veya iki baskın türün diğerlerinin zararına çoğalması gelişmiştir. Caskalova, “Terk etme genellikle gözden uzakta gerçekleştiği için, gezegendeki izi hakkında hala bilmediğimiz çok şey var. Şu anda dünyanın en hızlı nüfus azaltan ülkesi olan Bulgaristan’da hangi tür bitki, kuş ve türlerin ne olduğunu belirlemek için çalışıyoruz. Diğer biyoçeşitlilik son ev ışıkları söndürüldükten çok sonra köylere geri dönüyor” diyor.

RES’ler ve GES’ler

Terk edilmiş arazilerdeki biyolojik çeşitlilikteki herhangi bir kazanım, ne yazık ki arazi yeniden işlendiğinde veya başka bir amaca uygun hale getirildiğinde çok hızlı bir şekilde yok edilmekte. Yazarlara göre, terk edilmiş araziler için büyük ölçekli biyoenerji, rüzgar ve güneş enerjisi üretimi biyoçeşitliliğin bozulmasını hızlandıran en belirgin oluşumlar. Ayrıca, terk edilmiş arazilerdeki biyolojikçeşitlilik değişiminin bölgesel ve küresel değerlendirmelere, politikalara ve senaryolara dahil edilmesi ve terk edilmiş arazinin yeniden kullanıldığı yerlerde, ekonomik ihtiyaçların restorasyon ve koruma hedefleriyle dengelenmesini sağlamak için özen gösterilmesi gerektiğini araştırmacılar vurguluyor.

Biyoçeşitlilik için teşvikler

Terk edilmenin biyoçeşitlilik üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini tahmin etmeyi amaçlayan gelecek modeller ve senaryolar için, arazinin terk edilmiş olarak kalma olasılığının ve terk etme, biyolojik çeşitlilik, insani değerler ve geçim kaynakları arasındaki geri bildirimlerin neler içerdiğini hesaba katmanın önemine dikkat çekilen araştırmada, “Bu konudaki küresel konuşmalar devam ederken, terk edilmiş topraklara insanlar ve doğa arasındaki yüzyıllarca süren etkileşimin ürünü olarak bakabilir ve yalnızca koruma için değil, aynı zamanda arazi yönetimi ve hem sosyal hem de ekolojik değerlerin korunması için teşvikler yaratabiliriz” diye belirtiliyor.

20 milyon dekar arazi kullanılmıyor

Türkiye’de bağımsız araştırmacı bilim insanı sayısı giderek azalıp sermaye hizmetine koşulması sonucu bu türden araştırmaların yapılması giderek sığlaşmış durumda. Türkiye’de terk edilmiş ve kullanılmayan tarım arazisi miktarı 20 milyon dekarı aşmış durumda. Arazi toplulaştırılması yapıldığı iddia edilen süreçlerin küçük çiftçiliği ortadan kaldırmaya yönelik uygulandığı görülmekte. Oysa küçük çiftçiliğin desteklenmesi giderek gelişen açlığa da bir yanıt. Küçük çiftçiliğin tasfiyesi süreci Türkiye’de işletilirken, terk edilen ve ekilmeyen arazi miktarı da artmakta. Toplulaştırılan araziler büyük ölçeklere dönüştürülürken, tarım sözleşmeli üretime bağlanıp biyoçeşitliliği ortadan kaldıran süreçlerin hayat bulması sonucu geleceğimiz tehdit altına girmektedir.

EKOLOJİ SERVİSİ

#Kullanılmayan #araziler #biyoçeşitlilik