Seçime saatler kala sandık güvenliği çalışmalarını sürdüren Mûş Barosu, kentte aktif bir şekilde 33 avukatın çalışma yürüteceğini söyledi
Muş Barosu, 14 Mayıs Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimlerin yapılacağı 14 Mayıs’ta 33 avukatla kentte sahada olacak. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) başta olmak üzere seçime giren muhalefet partileri, sandık görevlileri ve müşahitlerle seçim güvenliği için çalışmalarını sürdürüyor. Sivil toplum ve hukuk örgütleri de kurdukları komisyonlarla seçim güvenliği için sahada olacak.
Kriz masası oluşturuldu
Mûş Barosu Seçim Kriz Masası’ndan avukat İlyas Aci, kentte aktif bir şekilde sandık güvenliği için 33 avukatın sahada olacağını söyledi. Olası hukuk dışı ihlallere karşı Muş Barosu’ndan 33 avukatın sahada aktif rol oynayacağını söyleyen Aci, temel amaçlarının sandık güvenliği olduğunu belirtti. Aci, “Sandık güvenliği, hatalı oy kullanımı ve usule aykırı bir ihlal olduğu zaman avukat arkadaşlarımızla birlikte müdahale edebilmek adına bir kriz masası oluşturduk. Bu kriz masasında görevli iki tane avukat arkadaşımız var. Bu avukat arkadaşlardan birisi de benim. Sahada oluşan usulsüzlüklerin bilgileri tümüyle kriz masasında toplanacak. Kriz masasında bir çözüme kavuşturulacak. Mûş ili çerçevesindeki seçim bölgesinde her alana yetebildiğimizce avukat arkadaşlarımızı görevlendirdik ve görev dağılımı yaptık” diye konuştu.
Yeşil Sol Parti milletvekili adayı Enver Barin Bedlîs halkına çağrıda bulunurak ‘Nerde olursanız olun, bu seçim bir tek oyla kaybedilebilir, bir tek oyla kazanılabilir. Herkes oyunu kullanmaya özen göstermeli’ dedi
Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimlerin yapılacağı 14 Mayıs’a saatler kalırken, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) mahalle mahalle çalışmalarını sürdürüyor. Bedlîs halkına çağrıda bulunan Yeşil Sol Parti milletvekili adayı Enver Barin, seçimlerin tarihi olduğunu, bir oyun sonuçları etkileyeceğini belirterek, herkesi oy kullanmaya ve sandıklara sahip çıkmaya çağırdı. Barin, “Nerde olursanız olun, bu seçim bir tek oyla kaybedilebilir, bir tek oyla kazanılabilir. Herkes oyunu kullanmaya özen göstermeli. Seçimler Bedlîs, Kürtler ve Türkiye demokrasisi için önemlidir. Bu tarihi bir seçim ve sonuç alabileceğimiz bir seçim olacaktır. Bu nedenle herkesi oylarını kullanmaya davet ediyorum” diye seslendi.
‘Halkın AKP’den umudu kalmadı’
Kente gitmedik ev bırakmayacaklarını dile getiren Yeşil Sol Parti Tetwan İlçe Yöneticisi İbrahim Baran, son günlerde ağırlıklı olarak örnek oy pusulaları üzerinden çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi. Baran, “Bu kısa süre içinde gece gündüz demeden çalışıyoruz. Yaptığımız yoğun çalışmalar neticesinde halktan gördüğümüz yoğun ilgi ile kentte 3 vekili alacağımıza olan inancımız yüksek. Çünkü halkın AKP ve diğer parti adaylarından bir beklentisi kalmamış. İktidarın, vadettiği hiçbir şeyi yerine getirmediğini görüyorlar” ifadelerini kullandı.
‘Kayyumu aday yapmışlar’
Şirnex Belediyesi’ne kayyım olarak atanan Şırnak Vali Yardımcısı Turan Bedirhanoğlu ile Efrîn’e dönük saldırıları sırasında ismini füzeye yazdıran Muaz Ergezen’in kentte aday gösterilmesine değinen Baran, şöyle konuştu: “Kayyumunu getirip, burada aday yapmışlar. Onun hakkında birçok soruşturma var. Sadece milletvekili seçilsin, dokunulmazlığı olsun, yargılanmasın istiyorlar. Çünkü onun ucu, Erdoğan’a, oğluna ve damadına kadar gidiyor. Bundan dolayı AKP’den aday göstermişler. İyi Parti’nin adayı Safter Gaydalı ise her dönem parti değiştiriyor. Bitlis halkı bunları çok iyi biliyor. Herkese de bunu bire bir anlatıyoruz. Biri kayyımdır, biri de faili meçhul cinayetten sorumlu Meral Akşener’in adayıdır. Halkımız bunun farkında ve sandıkta gereken cevabı verecektir” şeklinde konuştu.
‘Oyumuzu kendimize vereceğiz’
“Oyumuzu kendimize vereceğiz” diyerek Yeşil Sol Parti’yi destekleyeceklerini ifade eden Sinem Ertaş isimli yurttaş, “Biz halk olarak her şeyi biliyoruz. İnşallah bütün vekilleri biz alacağız, hiçbir kaygımız yok” dedi.
Xanım Öncül ise, “Herkesin Kürtlere oy vermesi gerekir ve tüm Kürtlerin artık uyanması ve bir olması ve aynı yolda yürümesi gerekir. Bu iktidarı değiştirme zamanı gelmiştir. Kürtler birlik olmalı, bu seçimde kazanarak özgürlük ve barışı getirelim” diye konuştu.
Antalya’nın dağ köylerinde yaşayan Türkmen Tahtacı Alevileri, asimilasyona karşı mücadele ettiklerini dile getirerek ‘oyumuzu eşitlik ve barıştan yana kullanacağız’ dedi
Antalya’nın Finike ilçesi Gökbük köyünde Tahtacı Alevileriyle bir araya gelen Yeşil Sol Parti Antalya milletvekili adayları, Alevilerin eşit yurttaşlık hakkına sahip olmaları için mücadele edeceklerini söyledi. Tahtacı Alevilerin yaşadığı Gökbük köy halkı ise oylarını eşitlik ve adaletten yana kullanacaklarını vurguladı.
Asimilasyon için uğraştılar
21 yıllık AKP iktidarı döneminde Aleviler üzerinde sindirme politikaları uygulandığını ifade eden köy sakinlerinden Ahmet Kahyaoğlu, 2011 yılında Alevilere yönelik bir çalıştay yapıldığını hatırlatarak, “O dönem Türkiye’de bulunan Alevi dernek, federasyon ve örgütleri olarak birleşip ortak taleplerimizi dile getirdik. Fakat o çalıştayda hükümetin amacı bizi kendi aramızda kavga ettirip, tartışmalar çıkarmaktı, daha sonra gidin kendi aranızda birlik sağlayın dediler. Bu sadece aldatmacaydı. İktidar Alevilerin cemevlerini siyasette kullandı. Kendilerine hizmet eden birkaç cemevi kurup kendilerine biat eden Alevi dedelerini maaşa bağlayarak Alevileri asimile etmeye çalıştılar. Cemevlerinin içini boşalttılar” diye konuştu.
Yavuz döneminden bu yana zulüm
Tahtacı Alevilerinin Yavuz Sultan Selim döneminden bugüne kadar devletin zulmüne uğradıklarını belirten Kahyaoğlu, “Sultan Selim baskısından kaçan Tahtacı Alevilerine zorla Sünniliği kabul ettirmeye çalıştılar. Yönünü dağlara dönen Tahtacılara şimdi zorla kentleşme dayatılıyor. Öz kimliğimizden koparmaya çalışıyorlar, Tahtacı köylerinin birçoğunda hala cemevleri yok, inancımızı rahat yaşayamıyoruz. AKP hükümeti yüzünden gittiğimiz devlet dairelerinde iş alınmıyoruz. Kendi oylarımızla seçtiğimiz yöneticiler dahi dışlıyor. Ben kendim için bir şey beklemiyorum ama geleceğimiz olan gençlerimizin geleceğini bu ucube iktidardan kurtarmalıyız. 21 yıldır çektiklerimizin daha kötüye gitmemesi için oylarımızı özgürlük, barış kardeşlik düşüncesine sahip partilere verelim” çağrısında bulundu.
Ezilenler gücümüzü birleştirelim
Köylerinde hala cemevi olmadığını ifade eden Yazgül Akça, 18’inci yüzyıldaki gibi ibadetlerini evlerinde yaşamak durumunda bırakıldıklarını söyledi. Alevi oldukları için birçok haksızlığa maruz kaldıklarını kaydeden Akça, “Tapulu evlerimizi dahi bizden alıyorlar. Kendi istedikleri gibi Alevi olmadığımız için bu ayrımcılığa maruz kalıyoruz. Biz Aleviler eşit yurttaşlık hakkı, özgürlük istiyoruz. Tüm Aleviler, kadınlar, ezilenler gücümüzü birleştirip bu iktidardan kurtulmalıyız” dedi.
AKP iktidarı döneminde kültür sanat alanında yaşanan yoğun baskı ve yasaklara dikkat çeken sanatçılar 14 Mayıs’ta ‘oylara sahip çıkın’ çağrısında bulundular
Kültür ve sanatına yönelik baskı ve saldırılar her geçen gün artıyor. Son olarak İstanbul Kadıköy Rıhtım’da kendi imkanlarıyla kurduğu müzik sistemiyle Kürtçe şarkı söyleyen sokak müzisyeni 30 yaşındaki Cihan Aymaz, 2 Mayıs akşamı “Ölürüm Türkiyem” şarkısını söylemesini isteyen ırkçı saldırgan Mehmet Caymaz tarafından katledildi.
Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) bünyesinde çalışmalarını yürüten müzisyen Kemal Yıldırım ve yönetmen Hebun Polat, Kürt kültür sanatına yönelik baskılar ve seçimlere dair Mezopotamya Ajansı’na değerlendirmelerde bulundular.
‘Sanatçılara karşı ırkçı politikalar’
Yaklaşık olarak 20 yıldır kültür sanat alanında çalışmalarını sürdüren Yıldırım, Cihan Aymaz’ın katledilmesini hatırlatarak, “Bu katliamların nedeni AKP’nin sanatçılara yönelik ırkçı politikalarıdır. Son 7 ya da 8 yıldır Kurdistan’da yürütülen kayyum politikasıyla beraber özellikle kültür ve sanat alanına yönelik müthiş bir baskı devreye konuldu. Yaklaşık 8 yıldır konser verdiğimi hatırlamıyorum ya da bir konser izlediğimi. Nefes alamaz duruma geldik” diye belirtti.
‘Sanatçılar ülkeden ayrılmak zorunda kaldı’
MKM olarak seçim turnelerinde yer aldıklarını belirten Yıldırım, halkın değişime olan inancı ve coşkusunu çok iyi gördüklerini söyledi. Seçimin sanatçılar için de büyük bir önemi olduğu ifade eden Yıldırım, “20 yıldır kültür alanın karşısında olan bir iktidarla karşı karşıyayız. Kültür sanatı yok sayan bu iktidarı göndermemiz gerekiyor. Kurdistan’da yüzlerce kültür kurumu kapatıldı ve onlarca sanatçı tutuklandı. Birçoğu ise ülkeden ayrılmak zorunda kaldı. Bu bilinçli bir politikadır. Biz sanatçılara düşen ise bunun karşısında direnmektir. Seçim de bu direnişin bir parçasıdır. Onun için sanatçılar sandığa gitmeli ve oyunu kullanmalıdır” çağrısında bulundu.
‘Her oya sahip çıkalım’
Yönetmen Hebun Polat ise, toplumun yarısından fazlasının artık geçinemediğini söyledi. Türkiye’nin son mevcut sistemle beraber yoksullaştığını kaydeden Polat, mevcut iktidarın 14 Mayıs’ta değişeceğini ifade etti. Polat, şunları söyledi: “Özellikle halkın son 20 yıldır çektiği zorlukları görebiliyoruz ve bunun için ‘dur’ demek gerekiyor. Zaten mevcut iktidar kültür sanata hiçbir şekilde destek sunmuyor. Bizim en temel iki sorunumuz var; birincisi Kürt sorunu. İkincisi ise ekonomik sorun. Bu sorunların çözümü için 14 Mayıs’ta sandığa gidelim. Sinema sanatçısı olarak umutluyum, inançlıyım ve mevcut iktidarın gidebileceğini düşünüyorum. Bu yüzden her oy çok kıymetli, her oya sahip çıkmak gerekiyor.”
PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan dair değerlendirmelerde bulunan Yeşil Sol Parti Bursa milletvekili adayı avukat Cahit Kırkazak, tecridin ‘Türkiye toplumuna yapılan en büyük kötülük’ olduğunu dile getirdi
İmralı Cezaevi’nde 25’inci yılına giren ağır tecrit altında bulunan PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan 25 aydır hiçbir şekilde haber alınamıyor. Şimdiye kadar yapılan bütün başvurular sonuçsuz kalırken, iktidar her seçim öncesi olduğu gibi bu seçimlerde de spekülasyonlara başladı.
Yeşiller ve Gelecek Sol Partisi (Yeşil Sol Parti) Merkez Yönetim Kurulu üyesi ve Bursa 1’inci Bölge milletvekili adayı avukat Cahit Kırkazak, İmralı tecrit sistemi ve iktidarın spekülasyonlarına dair Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Ömer İbrahimoğlu’na değerlendirmelerde bulundu.
Görüşme olduğunda umut doğdu
İktidarın Abdullah Öcalan ile görüştüğü tartışmalarına değinen Kırkazak, “Aslında Sayın Öcalan’ın rolü olduğu zaman, Türkiye toplumunda yarınlara dair umut olduğunu ve birlikte yaşamanın inşa edilebileceğine ilişkin bir umut olduğunu deneyimlendi. En somut deneyim ise çözüm süreciydi. Bu yüzden görüşülmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Öcalan’ın önerileri alınmalı
AKP’nin iktidarı kaybetmemek için her yola başvurduğunu, tüm kritik dönemlerde Abdullah Öcalan ile görüşmeler gerçekleştirdiğini hatırlatan Kırkazak, “Mesela AKP iktidarı yeniden seçim sürecinde ‘Sayın Öcalan’la görüştüğü ve bunu seçim kazanımına dönüştürebilir mi?’ tartışması sürüyor kamuoyunda. Bu süreçte Sayın Öcalan’la görüşülmeler samimi gözükmüyor. Kürt halkına ve Türkiye toplumuna, Erdoğan’ın ya da AKP iktidarının bu dönemde Sayın Öcalan’la görüşülüyor olması tartışmaları samimi bulunmuyor. Çünkü seçim gündemi var. Yoksa seçim öncesi de seçim sonrası da görüşülmesi gerekiyor. Toplumsal sorunlara ilişkin Sayın Öcalan’dan önerileri alınmalı” şeklinde konuştu.
Ahlaki olmayan bir siyaset tarzı
Görüşme tartışmalarının Abdullah Öcalan’ın Türkiye siyaseti üzerindeki etkisinin sonucu olduğunu ifade eden Kırkazak,”Bu durumun artı tarafı olmakla beraber, maalesef siyasal iktidar ahlaksız bir şekilde hareket ederek, Sayın Öcalan’ı bazen kutuplaştırma öznesi olarak da gündeme getirdi. Bu da hem Türkiye toplumuna hem Kürtlere hem de Sayın Öcalan’a büyük bir haksızlıktır. Bu ahlaki olmayan bir siyaset tarzıdır” dedi.
Bu haksızlığı anlatmamız lazım
Tecridin “Türkiye toplumuna yapılan en büyük kötülük” ve Abdullah Öcalan’ın toplumsal barışa sunacağı katkıların engellenmesi olduğunu belirten Kırkazak, “Özellikle demokratik bir anayasanın oluşmasında önemli deneyimleri ve birikimleri olduğu açıktır” dedi. İktidarın politikalarına karşı 14 Mayıs seçimlerin önemli olduğunu dile getiren Kırkazak, “Bu bağlamda ben bütün yurttaşlardan, özellikle Yeşil Sol Partililerden, Kürtlerden bu sürecin, AKP’nin zulmünün, haksızlığının, anlatılmadığı hiç kimse kalmayacağı, gidilmedik ev bırakılmayacak, sıkılmadık bir el bırakılmayacak son 5 gün geçirilmesini istiyorum” diye seslendi.
Avrupa Yeşilleri Partisi yaptığı açıklamada, Türkiye’de demokratik değişim isteyenlerle dayanışma içerisinde olduklarını belirterek, ‘Türkiye ve Avrupa’nın geri kalanı için yeni bir sayfa açılmasını umuyoruz’ dedi
Avrupa Yeşilleri olarak da bilinen Avrupa Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Mélanie Vogel, Avrupa Yeşiller Partisi Komite Üyeleri Mina Jack Tolu ve Vula Testsi, seçimlere ilişin yazılı açıklama yaptı. Türkiye’nin 20 yıllık AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan “rejimi” altında özellikle son 10 yılda “otoriterleştiğini” belirtilen açıklamada, 14 Mayıs’ta demokratik değişimden yana olanları desteklediklerini ifade etti.
Kutuplaşma aşırı ve dayanılmaz hale geldi
Kürtlere yönelik saldırıların devam ettiği vurgulanan açıklamada, “Siyasi muhaliflere, bağımsız medyaya, akademik özgürlüğe ve kadın haklarına yönelik baskıları Türkiye’yi Avrupa’nın en sistematik insan hakları ihlalleriyle anılır hale getirdi. Erdoğan’ın ekonomiyi kötü yönetmesi, hangi göstergeyi kullanırsanız kullanın Türkiye’yi OECD ülkeleri arasında en alt sıralara itti. Enflasyon tavan yaptı ve nüfusun giderek artan bir kısmı gıda ve diğer temel ihtiyaç maddelerini karşılayamaz hale geldi. Hükümetin buna yanıtı çok çeşitli sosyal grupları karalamak oldu: gazeteciler, akademisyenler, kadınlar… Liste uzayıp gidiyor. Kutuplaşma aşırı ve dayanılmaz hale geldi. Ve son olarak ama kesinlikle en az değil: Erdoğan’ın yönetimi, kişisel çıkarlar için doğanın ve kamu varlıklarının acımasızca yağmalanması ve sömürülmesi de dahil olmak üzere, yaygın yolsuzluk ve kayırmacılık ile karakterize edilmiştir. Bu durum en trajik şekilde Şubat 2023 depremindeki şok edici hazırlıksızlık ve beceriksizce yönetilen kurtarma çalışmalarıyla örneklendi. Türkiye’de 50 binden fazla insan hayatını kaybetti ve yüz binlerce insan hala yaralı veya yerinden edilmiş durumda” denildi.
‘Değişim isteyenlerle dayanışma içerisindeyiz’
Açıklamanın devamında, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılması istemiyle açılan dava, seçim öncesi HDP ve Yeşil Sol Parti üye, yönetici ve aktivistlerine yönelik gözaltı ve tutuklamalar işaret edildi ve şu ifadeler kullanıldı: “Türkiye’de demokratik değişim isteyen vatandaşlar ve siyasi partilerle dayanışma içindeyiz. Demokratik bir Türkiye’nin gerekli, mümkün ve arzu edilir olduğuna inanıyoruz. Kamuoyu yoklamaları sürekli olarak çoğunluğun Erdoğan’ı ya da müttefiklerini desteklemediğini göstermektedir. Bu seçim her şeyden önce Türkiye’de demokrasinin yeniden tesis edilmesiyle ilgilidir.”
Gözaltı ve tutuklamaların kınandığı açıklamada, “Şunu açıkça ifade etmeliyiz: bu saldırılar sadece tek tek vatandaşlara ve adaylara yönelik değil, demokratik sürece yönelik saldırılardır.”
‘Yeni bir sayfa açılmasını umuyoruz’
Türkiye’deki yetkililere de çağrı yapılan açıklamanın sonunda şunlar yer aldı: “Son dönemde yaşanan siyasi baskılar, temel demokratik kuralların yıllarca bariz bir şekilde göz ardı edilmesinin ardından gelmiştir. Türkiye İçişleri Bakanlığı, Yeşiller Partisi’nin kazandığı birçok davaya rağmen partiyi tescil etmeyi reddetmiştir. Bugün Türkiye özgür ve demokratik bir ülke değildir, ancak değişim ufukta görünmektedir. Türkiye vatandaşlarının demokratik haklarını kullanmak ve Pazar günü sandığa gidip oy kullanmak üzere olağanüstü bir seferberlik başlatmasını bekliyoruz. Türk makamlarını seçim sürecine müdahale etmekten kaçınmaya ve özgür ve adil seçimlere bağlı kalmaya çağırıyoruz. Demokratik, ekolojik, kadın hakları temelli ve özgür bir Türkiye için çalışan ortaklarımıza ve dostlarımıza desteğimizi gönderiyoruz. Türkiye ve Avrupa’nın geri kalanı için yeni bir sayfa açılmasını umuyoruz. Bunu birlikte yazmayı dört gözle bekliyoruz.”
Yeşil Sol Parti’nin İstanbul’dan Alevi adayı Celal Fırat, seçim sürecini gazetemize anlattı: Kürt meselesi ile Alevi meselesinin birbirine entegre olduğuna inanıyorum. Halk da bunu görmeye başladı. El ele verip bu meseleyi çözeceğiz. Seyit Rıza ile Şeyh Sait’in hayallerini gerçekleştireceğiz. Biz birleşeceğiz…
Hüseyin Kalkan
Celal Fırat, Alevi örgütlerinin ortak kararı ile milletvekili adayı olmuş. Fırat’ın başka bir özelliği ise seçim kampanyasının aday olduğu İstanbul 3. Bölge ile sınırlı olmaması. Tekirdağ’dan Malatya’ya, Malatya’dan Adıyaman’a Alevlerin olduğu her yerde kampanyaya katılıyor. Kendisini şöyle tanıtıyor: “Malatya Pütürge doğumluyum. Kürt Aleviyim. İmam Rıza Ocağı’nın bir ferdiyim. Ocağın mensup kendi taliplerimin dedeliğini yapıyorum. Aynı zamanda yıllardır esnaflık yapıyorum Eminönü bölgesinde. Esnaf derneği başkanlığını yaptım halende içindeyim. Alevi Dernekler Federasyonu ve diğer Alevi derneklerinde yoğun bir şekilde 25 senedir etkin bir şekilde hizmet ediyorum. Erikli Baba Dergahı’nda daha önce yöneticilik yapmıştım. Özellikle Garip Dede Dergahı’nda 2002 yazında yönetime girdim, 2012’de başkan seçildim. O görevim devam ediyor. Alevi Dernekler Federasyonu’nda yönetim kurulundayım. Evliyim, 2 kızım var. Bizim inancımız şunu söylüyor, bir yerde zulüm var ise zulmü engellemiyorsan zulmü yapana hizmet ediyorsun demektir.”
Eşit yurttaşlık çözer
Fırat, doğal olarak Alevlerin sorunları ile hemhal olmuş durumunda. Türkiye’nin en ücra köşesinde olan Alevilerle iletişim halinde. Sorunların hal edilmemesinin Alevileri artık yorduğunu belirten Fırat, Alevi sorununu şöyle özetliyor: “Cemevi meselesi artık Alevi toplumunu yormuş durumda. 2023 yılında hala cemevleri meselesi konuşuluyorsa, tartışılıyorsa, mesele bir elektrik-su meselesine, bir dedenin maaşının ödenmesi meselesine indirgenmiş ise bu ülkeyi yönetenlerin ayıbı olarak görmek gerekiyor. Alevi toplumu bundan ciddi bir şekilde rahatsız. Eşit yurttaşlık talepleri var, zorun din derslerinin kaldırılması meselesi bizim için hayati bir mesele, çocuklarımızın psikolojisi bozuluyor. Evde farklı bir gelenek-görenek, itikat inanç ama okulda Sünni Vahabı inancını dayatıyorlar. Biz bunu kabul etmiyoruz. Alevilerin birinci önceliği diyebiliriz. Türkiye’de demokratik bir cumhuriyetin oluşmasını herkes arzuluyor. Alevi çocuklar ötekileştiriliyor. Sözlü mülakatla eleniyorlar, herhangi bir işe giremiyorlar. İstanbul genelinde her hafta 7-8 çocuğumuz intihar ediyor. Bu ayrımcılıktan dolayı psikolojisi bozuluyor. Yerel yönetimlerin çoğu muhalefete geçti ama çocuklarımız yine işe alınmıyor. Yine siyasi konjonktür kadroları orada çok etkin. Türkiye’de bizim için çok bir şey değişmedi. Biz artık birlikte yaşayacağımız demokratik bir cumhuriyet, sivil bir anayasanın özlemini herkes çekiyor. Bunu birlikte yaratacağımıza inanıyorum.”
AKP’nin açılımı
Devletin bütün meselelerdeki çözüm formülü, herkesi kendine benzeterek çözmektir. Celal Fırat bunu hem Alevilik meselesinde hem Kürt meselesinde denendiğini söylüyor. Seçimler yaklaşırken kurulan ve Turizm ve Kültür Bakanlığı’na bağlanan Bektaşi-Alevi Daire Başkanlığı’nın da bu çabanını bir sonucu olduğunu belirtiyor. Ve şunları ekliyor: “Esasında yıllardır devleti yönetenler Alevileri kendilerine benzetmeye çalıştılar. Alevilere onların istemediği, onların olmayan bir gömlek giydirmeye çalıştılar. Tayyip Erdoğan ilk geldiğinde hep şunu söylüyordu ‘Alevlik Ali’yi sevmekse en büyük Alevi benim, buyrun camiye gelin’ diyordu. Bu toplum nezdinde kabul görmedi. Alev hareketinin de hakkını teslim etmek lazım, son birkaç sene içinde çok yoğun çalışmalarımız oldu. Elektrik meselesi, su meselesi toplum içinde çok tartışıldı. Ticarethane olarak bizden elektrik parasini tahsil ediyorlardı. Bu konuda ben bir çalışma yaptım. Alevi çatı örgütleri, bütün muhalefet partileri ve bakanlıklarla görüşmelerimiz oldu. Bakanlık, bize cemevlerini ibadethane olarak kabul edemeyiz, bu bütün İslam aleminde bir kırılma yaratır, biz elektrik-su parasını ödeyelim dediler. Bütün kurumlar ortak bir irade ile şiddetli bir şekilde reddettik. AKP ne yaptı? Hep yaptığını yaptı. Paravan Alevi dernekleri kurdurdu. Fethullah Gülen o süreçte devreye sokuldu. Bunlar kapandı ama tekrar açtılar. MHP Lideri Hacı Bektaş’ta büyük bir arsa alarak Alevlilere hediye ediyor gibi yaptı. Toplumda Alevi sorunu çözülüyor algısı yaratmaya çalıştılar. Biz buna karşı mücadele ettik. Köy köy dolaşarak gerçeği anlattık. 8 Kasım 2022’de Meclis’in önünde açıklama yapmak istedik, engelemeye çalıştılar. Özellikle 25 Aralık 2022’de Yenikapı’da büyük bir etkinlik yaptık, burda net bir şekilde Alevi toplumu şunu gördü. Devletin bize ne yapmak istediğini anladı. İran, Diyanet İşleri Başkanı’na ‘ya bunları sünninleştiremiyorsanız bırakın biz şialaştıralım’ demiş. Sonuçta Alevi toplumu devletin ne yapmak istediğini gördü. Seçim çalışmaları kapsamında Süleyman Soylu Alevi kurumlarına bir kahvaltı verdi. Ama Alev örgütlerinden kimse katılmadı. Cem Vakfı ile Şahkulu Vakfı katıldı. Bu aynı zamanda Alevilerin ne kadar örgütlü olduğunun bir göstergesi. Bu kurdukları Alevi-Bektaşı Daire Başkanlığı’nı lağvedilmesi gerekiyor. Biz hep söylüyoruz. Bizim için yok hükmündedir. Bir torba yasa içinde geçirdiler bunu. Bu önümüzdeki dönemde Meclis’te bize düşen bu yaşananların kaldırılmasını sağlamak, bunun mücadelesini vermek. Birinci önceliğimiz cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi, ikinci mesele eşit yurttaşlık meselesidir ve hak ihlalleri meselelerini yoldaşlarımızla birlikte çözeceğimize inanıyorum.”
Kesişen kümeler
Celal Fırat, Alevi sorunu ile Kürt sorununun kesişen kümeler olduğunu, biri çözülmeden diğerinin çözülemeyeceğini söylüyor. Bu savını şöyle temellendiriyor: “İkisi de birbirine paralel ve yer yer kesişen sorunlar. Alevilerin hatırı sayılır bir bölümü Kürt’tür. Mesela ben hem Aleviyim, hem Kürdüm. Ben ilk okulda Türkçe öğrendim. Annem-babam hala Kürtçe konuşur. Yıllardır Kürtlere yapılan baskının seçim arifesinde artarak sürdüğünü görüyoruz. Geçenlerde bir partili gözaltına alınırken babası kalp krizinden öldü. Bu Kürtlerin büyük bir acı duymasına yol açıyor. Kürt meselesi ile Alevi meselesinin birbirine entegre olduğuna inanıyorum. Halk da bunu görmeye başladı. Her gittiğimiz yerde özellikle demokratik yollarla onurlu bir barış sürecine girileceğine herkes inanıyor. El ele verip bu meseleyi çözeceğiz. Seyit Rıza ile Şeyh Sait’in hayallerini gerçekleştireceğiz. Biz birleşeceğiz.”
Bir ülkeye demokrasi getirmek
Celal Fırat, kelimenin tam anlamıyla bir Alevi önderi. Neredeyse Türkiye’deki her Alevi ile ilişkisi var. Bu ilişki seçim kampanyası ile iç içe geçmiş gibi. Fırat, bu kampanya ile ilgili şunları anlatıyor: “Çalışma alanlarımı ben kendim belirledim. İlk dönem daha çok partinin ön gördüğü yerlere gidiyorduk. Sonra bunun çok verimli olmadığını fark ettik. Benim bağımsız çalışmam gerektiğine karar verdik. Ben Alevi toplumu içinde çalışıyorum. Zaten yıllardır onlarla iç içeyim. Her yıl en az 50 ilde Alevileri ziyaret ederim. Sorunlarına eğilirim. Şimdi ben kampanyayı Alevi toplumu içinde yürütüyorum. Aynı zamanda bir iş çevrem var, onların içinde çalışıyorum. AKP cenahında da çok arkadaşımız var. Onlarla yoğun bir şekilde görüşüyorum. Büyük bir ilgi var diyebilirim. Ayrıca başka illerdeki seçim çalışmalarına katılıyorum. Trakya’ya gittim, Malatya ve Adıyaman’a gittim. Taliplerimiz var. Talepleri şu. Bu ülkeye demokrasi getirin. Barışı getirin. Beraber oturup muhabbet edelim diyorlar. Artık bu kavgadan herkes yorulmuş vaziyette. AKP’nin bu kirli iktidarına son verin diyorlar. Bizim dinimiz sevgidir başka dine inanmayız, bu sözcüklerin her yere nakş edilmesini istiyorlar. Alevilerin yüzde 70’i İstanbul’da yaşıyor. Evet köylerimizde cemevlerimiz var, ocaklarımız var hizmet veriyorlar ama en etkin olduğumuz yer İstanbul. En az 5-6 milyon Alevi var.”
Ortak iradenin temsilcisi
Fırat’ın adaylık süreci Alevi örgütlerinin onayı ile gerçekleşmiş. Adaylık sürecinin gelişme seyrini şöyle açıklıyor: “Benim adaylık sürecim şöyle gelişti. Alevi Dernekler Federasyonu’nun bütün bileşenlerinin onayı ile oldu. 48 tane bizim birleşenimiz var. Etkin kurumlar bunlar. Bunu çok iyi okumak lazım. İlk kez Türkiye’de bir Alevi hareketi ortak irade belirledi ve ben ortak iradenin temsilcisiyim. Bizim bağımsız kurumların da desteklerini alarak Türkiye’de bir güzellik oluştu diyebilirim. Her cemevimizin binlerce üyesi var. Her gün neredeyse 10’un üzerinde yöre derneği ile görüşüyorum. Federasyon başkanları ile görüşüyoruz. Mesajlaşma sistemi ile de çalışıyoruz. 272 bin üzerinde datamız var. 400-500 bin insana ulaştık. Sosyal medya hesabımıza baktığımızda 7-8 milyon sosyal medya aracılığı ile ulaştığımız kitlemiz var. Bizim Alevi kesiminde bu kadar sahiplenileceğimizi açıkcası tahmin etmiyordum. Bu gerçekten beni şaşırttı. Bazı yerlerde belki tepki gelir diye bir beklentim vardı. Olabilirdi. Bunu gayette doğal karşılardım. Fakat büyük bir sevinçle bağırlarına bastıklarını gördüm. Ancak bir baskı var. İnsanlar karanlarını vermiş ama açıklamaya korkuyorlar. İkili görüşmelerde bunu söylüyorlar. Fabrikalara gidiyoruz. Emekçilerin yüreği yanmış durumda. Ben bu kadar tahmin etmezdim. Toplum çok bunlardan yorulmuş durumda. Gerekeni yapacaklarına inanıyorum. Bir tabir var ‘Abbas yolcu’ diye. Erdoğan’ın yolcu olduğuna inanıyorum. O da bunu fark ettiğinden dolayı. AKP’li dediklerim 99.9’ü Sünni arkadaşlarımız, dostlarımız. Onlar da bizi tanıyorlar. Bu dostlarımızdan da destek alacağımızı biliyoruz. Biz sadece 3. Bölge’de değil Türkiye çapında yoğun bir şekilde çalışma yürütüyoruz. Deprem sırasında ben 40 gün deprem bölgesinde kaldım. Gittiğimiz yerlerde Alevi-Sünni ayrımı yapmadık. Elimizdeki imkanlarla insanların ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştık.”
‘Gideceklerini anladılar’
Saldırılara ve gözaltılarla ilgili sorumuzu yanıtlayan Celal Fırat, AKP-MHP iktidarının gideceğini anladığı için saldırganlaştığını belirtiyor. Fırat bu konu ile ilgili şunları belirtiyor: “Gideceklerini anladıklarına inanıyorum. Özellikle Yeşil Sol Parti’nin Kemal Kılıçdaroğlu’na destek vermesi onları çok kızdırdı. Adeta kudurttu. Kürtlerin ve Alevilerin birlikte hareket etmesini hazmedemiyorlar. Bunun göstergesi bu saldırılar. Erdoğan ve Bahçeli toplumu galeyana getiren söylemler kullanıyor. Seçim konuşmalarını mezara gömmek, mermi ile vurmak gibi sözler kullanıyorlar. Bu söylemler üzerine Yeşil Sol Parti’nin bürolarına, sahada seçim çalışması yapan arkadaşlarımıza yönelik saldırılar arttı. Seçim sorumluları, avukatlar, gazeteciler, sanatçılar, milletvekili adalarımız gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Gideceklerini onlar da hissediyorlar, giderken çatışmalı bir ortama yaratarak gitmek istedikleri kanısındayım. Özellikle gerginliği çok artıracakları kanısındayım. Ama bu kaybetmelerini engelleyemeyecek. Örnek vermek gerekirse bizim Malatyalı dernekler ile yoğun katılımlı bir toplantımız oldu. Orda duyduklarım beni gerçekten çok mutlu etti. Çok şaşırttı. İlk kez çok net bir sekilde ben Tayyip Erdoğan’ın gideceğine inanıyorum, bu kavga dilinden, kirli siyaset kavgasından herkes bıkmış durumda. Çocuklarımız aynı okulda okuyor diyorlar, aynı işyerine çalışıyorlar, birbiri ile evleniyorlar. Bu gerginlik, kutuplaştırma herkesi bıktırmış durumda. Demokrasiyi herkes özledi.”
Dersim’le yüzleşmek
Dersim Katliamı büyük bir Kürt-Alevi katliamıydı. Kemalistler uzun yıllar bu katliamı gözlerden saklamayı başardılar. Kürt hareketinin mücadelesi sonucu, Dersim Katliamı bilince çıktı. Yeni oluşacak Meclis’in bir işi de, Dersim sorunu ile yüzleşmek. Celal Fırat, bu yüzleşme için adımlar atmak gerektiğini vurgulayıp, şunları ekliyor “Ben 48 yaşındayım, inanın ki 22-23 yaşına kadar Dersim Katliamı’ndan haberim yoktu. Birçok Alevinin de yoktu. 2012 yılında Garip Dede Cemevi’ne geldiğimizde bir etkinlik yapmak istedik Dersim Katliamı ile ilgili kıyamet koptu. Sonuç olarak yaptık ama toplum bilmiyordu, Özellikle Aydınlık gazetesi cenahından bize saldırıla oldu. Alevlerin haberi yoktu. Özellikle Sivas sürecinden sonra Alevilerin belleklerini tazelediğine tanık oldum. O sürecin içindeydim. Köy köy geziyorduk. Dersim Katliamı büyük bir zulümdür. Alevi toplumu bununla yüzleşmesi lazım. Cumhuriyetle yüzleşmesi lazım. Cumhuriyetin 1. yüz yılında kendi düşüncelerini Alevilere kabul ettirmeye çalıştılar. Bu çaba halen sürüyor. 2023 yılındayız. Tayyip Erdoğan bir ara sorumluluğu CHP’ye yükleyerek özür sözü etmişti. 21 yıldır bu ülkenin başında Dersim arşivlerini açmadı. Aynı kanaldan o da besleniyor. Zihniyetleri aynı. Eğer seçilirsek bizim bir görevimiz Dersim Katliam ile yüzleşmek için gerekeni yapmaktır.”
AKP’nin 21 yıllık iktidarında doğal yaşam sermaye çıkarları için yok edilirken, tarım ise yerle bir edildi
Yusuf Gürsucu
Türkiye halkları Pazar günü yapılacak seçimlerde geleceği için oy kullanacak. Türlü ayak oyunlarıyla iktidara tutunma gayretinde olan AKP, halk ve doğa düşmanı yüzünü gizlemeye gerek duymadan seçimleri manipüle ediyor. Hem doğal yaşamı güçlendirip korumak için hem de gıda egemenliğine ulaşmanın kapısını aralamak için bu kirli sermaye iktidarından derhal kurtulmak elzem bir durum. Ancak iktidara aday olan Millet İttifakı’nın programının da sermaye birikimini temel alması, olası iktidar değişiminde benzer sorunların yaşanmaya devam edeceğine işaret etmekte. Bu durumu ekolojistlere ve tarım örgütlerine sorarak değerli görüşlerini sayfamıza taşıdık.
Mücadeleyi kaldığımız yerden sürdüreceğiz
Derya Akyol
Mezopotamya Ekoloji Hareketi Derya Akyol: “80’den başlayan neoliberal yapısal dönüşüm AKP’nin iktidara gelmesiyle, daha fazla sermaye birikim sürecine girilmiştir. 21 yıllık iktidarı boyunca sermaye birikim politikaları sebebiyle doğa talan ve kırıma uğratılmıştır. Barajlar ve HES’lerle su varlıkları tahakküm altına alınmış, madencilik faaliyeti yürütülmeyen alan kalmamış, tarım ve orman alanları çeşitli politikalarla yok edilmiştir. Tüm bu yıkımların diğer bir yüzü de Kürdistan coğrafyasına dönük gerçekleştirilen tasfiye ve asimilasyon politikalarıdır. Barajlarla ve orman yok etmeleriyle bir halkı yerinden etmeye dönük ırkçı politikalar da hayata geçirilmiştir. Kürdistan illerinde halkın doğrudan söz sahibi olduğu ve olabileceği yerel yönetimlere atanan kayyumlar aynı zamanda ekolojik yıkımlara çokça kapı açmış, kentsel dönüşüm adı altında birçok rant ve tasfiye odaklı projeler hayata geçirilmiştir.
Sermaye tarafında tutum
6 Şubat’ta yaşanan ve 11 ilin doğrudan etkilendiği deprem; imar barışı ve rant odaklı yapımlarla felakete dönüşmüştür. 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerde, AKP’nin tekrardan iktidarını sürdürmesi durumunda çoklu krizler derinleşerek artacak, yaşam alanlarımız daha fazla yok olacak, doğal afetler birer felakete dönüşecektir. Millet İttifakı’nın hazırlamış olduğu mutabakat metni ne yazık ki bizlere bu politikalardan vazgeçme vaadinde bulunmuyor. Yine kalkınma ve milli kavramlarıyla sermaye tarafında bir tutum ortaya koyuyor. Millet İttifakı ekolojiye dair AKP iktidarının kırım politikaları dışında herhangi bir söz üretmedi. Millet İttifakı yönetiminde yine doğa üretim sürecine girecek ve ekolojik yıkımlar devam ettirilecektir. Bizler ekoloji mücadelesi verenler olarak yeniden bu mücadelemize kaldığımız yerden devam edeceğiz gibi görünüyor.”
Yaptıkları yapacaklarının garantisi
Cemil Aksu
Polen Ekoloji’den Cemil Aksu: “AKP’nin yaptıkları yapacaklarının da garantisi. AKP iş başına gelir gelmez, enerji alanında özelleştirme adımları attı ve “su boşa akıyor” diyerek, başta Karadeniz olmak üzere ülkedeki bütün dereleri, nehirleri, vadileri tarumar etti. Ardından Anadolu’yu baştan başa saran deprem gerçeğini bahane ederek başta istanbul olmak üzere bütün kentlerde “kentsel dönüşüm” adı altında kentleri, kentlerdeki kamusal alanları, parkları, bahçeleri, tarım alanlarını kültürel ve tarihi mekanları şantiyeye çevirdi. Bu inşaat dalgasının ihtiyacını karşılamak için de her yeri maden sahasına çevirdiler. Büyük bir orman kıyımı yaşandı. Uşak’taki Murad Dağı’ndan Artvin’deki Cerattepe’ye, Mardin Mazıdağı’ndan, Çanakkale’nin Kazdağları’na, Antalya’nın Fenike’sinden, Alakır’ından Samsun’un Çarşamba ovasına, Dersim’e… Memleketin her tarafı enerji, inşaat, turizm, maden vb. projeleri ile şimdi beşli çete denilen ama bütün sermaye kesimlerinin yüzde 200’lere varan kârlar elde ettikleri bir “kalkınma” gerçekleştirildi.
Vaatler kolajdan ibaret
Millet İttifakı’nın mutabakat metni baştan sona kadar birbiri ile çelişkili vaatlerin olduğu bir kolajdan ibaret. Yani hiçbir tutarlılığı olmayan, bu nedenle de inandırıcılığı olmayan bir metin. Millet İttifakı da, AKP döneminde kamu kaynaklarının şirketlere aktarılmasının mekanizması olan “kamu özel işbirliği” mekanizması ile yapmayı vaad ettiği birçok ekolojik yıkım projesi var. Kılıçdaroğlu’nun temiz fonlar, temiz sermaye, temiz yatırım vb. söylemi, tam bir sermayeyi aklama çalışması. Sermayenin her yerinden kan ve irin akar. Bunu Soma’da gördük, 3. havaalanında gördük. Bunu teknoloji yatırımları ile büyüyen Hindistan’da, ABD’de, Çin’de gördük. Teknoloji yatırımlarını temiz sermaye, yatırım olarak lanse etmek, Google’da, Apple’de, Amazon’da sömürü yok demektir. Bu şirketlerin yatırım yaptığı ülkelerde kimse evsiz değil, yoksulluk çekmiyor demektir. Bu büyük bir yalan. Bu açıdan Millet İttifakı’nın vaat ettiği restorasyon, doğa için yıkımın daha da boyutlandırılması, yaygınlaşması anlamına geliyor.”
Talan, rant, yandaş
Abdussamed Ucaman
ZMO Diyarbakır Şb. Baş. Abdussamed Ucaman: “Tarımın son yıllarda önemsenmediği, çiftiçinin kendi kaderine terk edildiği bir dönemi neredeyse her gün çarşıda pazarda astronomik bir şekilde yükselen tarımsal ürünlerin dış ülkelerden ithal gıdaların hem tarımsal hem de hayvansal ürünlerin sektörel olarak nasıl alaşağı edildiğini toplum olarak yaşadık. Küresel çapta büyük şirketler ile uluslararası anlaşmalar imzalayan iktidarın bu dönemi de talan, rant ve yandaş üçleminde geçeceği artık tartışmasız bir durum. Dolayısıyla köylü, çiftçi, ziraat mühendisi ve veteriner hekimine kadar topyekun bir çöküşün oluştuğu görülürken, değiştirme ile ilgili hiçbir çabanın da olmadığını sürekli değişen tarım bakanlarından görmekteyiz. Gıda güvenliği ve gıda egemenliği konusunda gelecek dönemin ciddi tehditler beklediği AKP’nin tarım politikalarından anlaşılmaktadır.
Makro ölçekte olmasa da
Neoliberal politikaların kapitalist modernite sistematiğinde küresel dev şirketleri ile dünya ticaret örgütü vasıtası ile ülkeleri bazı anlaşmalara imza atmaya yönlendirdikleri bilinmektedir. Türkiye’nin de bu politik baskısı altında ülkedeki iktidarı kaybetmeme adına birçok anlaşmaya imza attığı üretim özgünlüğü ve özgürlüğünü kendi eli ile dünya ticaret örgütüne teslim etmiş durumdadır. Bu nedenle artık hükümetlerin politik tutumları ne olursa olsun uluslararası anlaşmalar tüm politik süreci yönlendirdiğinden Millet İttifakı’nın durumu da önümüzdeki dönemde pek iç açıcı olmayacağı kanısındayım. Millet İttifakı’nın makro ölçekte olmasa da belirli ve anlamlı iyileştirmelere gidileceği umudu daha çok erkenden olsa oluşmaktadır.”
AKP neoliberalizmin fütursuz uygulayıcısı
Adnan Çobanoğlu
Çiftçisen Örgütlenme Sek. Adnan Çobanoğlu: “Deyim yerindeyse; yarım kalan işini tamamlamaya çalışır. Bilindiği gibi AKP “yerli ve milli”(!) politikalar uyguladığını iddia etse de; tarım politikaları da dahil neoliberal politikaların en iyi ve fütursuz uygulayıcısı bir parti. Seçimler yaklaşırken bile boş durmamış Tarım ve Orman Kanunları’nda değişiklik yapmış, siyasi iktidarın çiftçilerin/köylülerin topraklarını el koyarak şirketlere teslim etmesinin yolunu yasallaştırmıştır. AKP seçimleri kazanırsa küçük aile tarımı yapanların tasfiyesi hızlanır, emekçilerin gıdaya erişimi zorlaşır, açlık kaçınılmaz olur. Afrika’da açlığın, gıda krizinin nedeni yeterli tarım arazilerinin olmaması değil, var olan tarım arazilerinin şirketlerin elinde olması ve onların ihracat için kahve üretimini tercih etmeleridir.
‘BM Köylü Hakları Deklarasyonu’
Millet İttifakı’nın da ekonomi politikaları sermaye büyümesine dayanıyor. Endüstriyel gıda sistemini örneklendiriyorlar. Kimin, nasıl, hangi tohumla üretim yaptığına bakmaksızın tarım politikalarını büyüme ve ihracat üzerine kurguluyorlar. Agroekolojik tarımsal üretim fikrinden uzaklar. Jeotermalden yararlanılarak şirketlerin kontrolünde yapılan, ekosisteme zarar veren örtü altı tarımı övüyorlar. Tarım arazilerini tarımsal üretim için kullanma yerine güneş enerji santrallerinin panellerinin tarlası haline getirecek projelerden bahsediyorlar. Ancak şurası da bir gerçek ki nispi demokratik haklara kavuşmak bile önemli. Örneğin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilen kısa adı “BM Köylü Hakları Deklarasyonu” olan “BM Köylülerin ve Kırsalda Çalışan Diğer İnsanların Hakları Deklarasyonu”nun (UNDROP) ülkemizde de kabul edilmesini ve iç hukuk haline getirilmesini kabul ettirebilirsek önemli bir eşiği aşmış oluruz.”
‘Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz’
Sadik Turan
Tüm Köy Sen G.Başkanı Sadik Turan: “AKP’nin seçimleri tekrar kazanması durumunda kölelik ve açlıkla tamamen yüz yüze kalacağız. 21 yıllık AKP iktidarı ülkede tarımı bitme noktasına getirdiğini hepimiz biliyoruz. A’dan Z’ye tüm tarım ürünleri ithalata bağlanmış durumda. Yağmalanmadık ve talan edilmedik ne arazi ne akarsu ne de ormanlarımız kaldı. En yakın örneğini yaşadığım Amasya’nın Taşova ilçesi Çambükü köyünde yaşadık. Düşünün köyün tüm geçim kaynağını sağladığı 800 dekar tarım arazisi üzerine, organize sanayi kurulu amacıyla tüm arazi molozlarla dolduruldu, dikili ağaçları ve ürünleri tamamen sökerek katlettiler. Kısacası ‘ayinesi iştir kişinin lafa bakilmaz’ sözünden hareketle yeniden iktidarda kalmaları halinde ne yapacakları bellidir.
Söylemler muğlak
AKP’nin iktidara geldiği 2002 öncesi Türkiye’de buğday rekoltesi ne ise bugün de aynı noktadadır. Ancak nüfus neredeyse 2 kat artarken, tarımsal ithalatta buna bağlı kat be kat artmıştır. Millet ittifakının tarım konusundaki çözüm önerileri AKP iktidarına göre olumlu görünsede yeterli görmüyoruz. Örneğin tarımda ithalatın yasaklanacağına dair bir tutumlarını duymadık. Ayrıca üretici köylerin sendikalaşma konusunda engellerin kaldırılacağı ve teşvik edilmesi gibi konulara hiç değinilmedi. Tarım kanununun 21. Maddesinde yer alan üreticilere verilecek destek miktarı GSMH’nın arttırılacağına dair bir açıklama yok. Söylemleri çok muğlak ve bu muğlaklık için bizlerin muradına cevap olamamaktadır.”
DAİŞ’in Kobanê’ye yönelik saldırıları üzerine 6-8 Ekim 2014’te gerçekleşen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek aralarında Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de bulunduğu 20’si tutuklu 108 ismin yargılandığı Kobanê Davası’nın Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görülen 25’inci duruşmasında tutuk incelemesi kararı açıklandı.
Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi, yargılanan isimlerin tahliye ve adli kontrol tedbirlerinin kaldırılması talebinin reddine karar vererek, tutuk inceleme duruşmasını 7 Haziran’a erteledi.
İzmir’in Konak ilçesinde ‘dur’ ihtarına uygmadığı gerekçesiyle Semih Gürler’i katleden polis tutuklandı
İzmir’in Konak ilçesinde dün akşam Semih Gürler adlı bir yurttaşı ihbar üzerine gelen ve “dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle katleden polis memuru F.Y. tutuklandı.
İzmir Valiliği tarafından yapılan açıklamada; “Konak ilçesi 1161 sokak numara 3 adresinde 11.05.2023 günü 20.30 sıralarında, aile içi şiddet olayı yaşandığı ihbarı alınması üzerine, belirtilen adrese polis ekibi sevk edilmiştir. Polis ekibi olay yerine intikal ettiğinde, şüpheli S.G.’nin, ikametinin balkonunda bir kadını darp ettiğini görerek şüpheli şahsı olayı sonlandırması ve ikametin dışına çıkması için ikna etmeye çalıştığı esnada, şüpheli S.G. ikamet içine girerek elinde parlak bir cisimle balkona çıkmıştır. Bunun üzerine görevli polis memuru F.Y. şahsın elindeki parlak cismin silah olabileceğini değerlendirerek ikaz maksadıyla havaya iki el ateş etmiştir. Açılan ateş sonucu şüpheli S.G. baş bölgesinden yaralanmış ve kaldırıldığı hastanede tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak vefat etmiştir. Polis memuru F.Y. gözaltına alınmış, olayla ilgili adlî ve idarî soruşturma başlatılmıştır” denildi.
Öte yandan, soruşturma kapsamında polis memuru F.Y.’nin tutuklandığı öğrenildi.