Ana Sayfa Blog Sayfa 477

Soylu yine HDP’li belediyelere kayyum atanmasını anlantı: iki günde hepsini görevden aldık

Soylu, HDP’li belediyelere kayyum atanmasının Cumhurbaşkanı Erdopğan’ın ‘talimatlarıyla’ olduğunu anlatttı: ‘HDP’nin belediyelerinden rahatsızım dedi, iki günde hepsini görevden aldık’

AK Parti İstanbul milletvekili adayı ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu; Gaziosmanpaşa’da HDP’li belediyelere nasıl kayyum atandığını anlattı.

‘Doğu ve Güneydoğu’yu’ huzur alanına çevirdiklerini savunan Soylu şöyle konuştu:

“Ben İçişleri Bakanı oldum. Cumhurbaşkanımız beni çağırdı. ‘Süleyman, ben bu Güneydoğu’daki HDP’nin, PKK’nın belediyelerinden rahatsızım. Çünkü bunlar çocukları alıp dağa götürüyorlar. Devletin vergilerini PKK’ya gönderiyorlar. Onlar da kurşun olarak bizim Mehmetçiğimize dönüyor. Bunları derhal görevden alacaksın.’ dedi. İki gün geçti, hepsini görevden aldık.”

HABER MERKEZİ

#Soylu #yine #HDPli #belediyelere #kayyum #atanmasını #anlantı #iki #günde #hepsini #görevden #aldık

10 yıldır cezaevi deposunda olan valizi suç konusu oldu

30 yıllın ardından hakkında tahliye kararı verildiği gün cezaevinde gözaltına alınıp tutuklanan Şadiye Manap, yargılandığı davada 10 yıldır cezaevinin deposunda bulunan ve tahliye edildiği gün kendisine verilen valiz soruldu

Kocaeli’nin Gebze ilçesinde bulunan Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nden 1 Aralık 2022 tarihinde tahliye edilir edilmez hakkında başkaca bir soruşturma olduğu iddiasıyla yeniden gözaltına alınıp 5 Aralık’ta tutuklanan 30 yıllık tutuklu Şadiye Manap hakkında, “Örgüt kurmak ve yönetmek” iddiasıyla açılan davanın ilk duruşması Kocaeli 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya Manap’ın avukatları da katıldı. Mahkeme, avukatların “derhal” beraat kararı verilmesi talebini oluşturduğu ara karar ile reddetti.

Cezaevinin verdiği belge suç konusu

Kürtçe savunma yapan Manap, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) tarafından kendisine müebbet hapis cezası verildiğini, bu nedenle cezaevinde 30 yıllını tamamladığını ancak tahliye olduğu gün tekrardan gözaltına alındığını anımsattı. İddianamede suç olarak lanse edilen hususlara işaret eden Manap, “Cezaevinde rutin bir şekilde 15 günde bir arama yapılır. Yine arada rutin dışı aramalar da yapılır. Son iki yılda rutin dışı en az 10 defa arama yapılmıştır. İddianamede suç oluşturduğu belirtilen cezaevinde 2020 yılında yapılan aramada ele geçen ve iddianamede detayları anlatılan tüm dokümanlar rutin ve rutin dışı aramalarda ele geçmiş ve suç içermediği tespit edilerek bana iade edilmiş dokümanlardır. Suç oluştursaydı geri verilmezdi” dedi.

‘Cezaevi deposundaki valiz suç konusu’

Tahliye olduğu günü anımsatan Manap, yanında bulunan poşetlerde yazdığı yazılar, mektup ve çeşitli hediyeler olduğunu ayrıca çıktığı sırada cezaevinin kendisine bir çanta verdiğini belirtti. Bu çantayı 10 yıl önce sevk edildiği cezaevine teslim ettiğini ve cezaevinin ise valizi depoya attığına dikkat çeken Manap, “İçinde ne olduğuna bakmadan aldım, valizi aldıktan sonra polisler etrafımı sararak beni gözaltına aldıklarını söylediler, olay aynen böyle gelişti. Bu valiz 10 yıldır görmediğim bir valizdi” dedi.

‘Valizin içine benim yanımda bakmadılar’

Emniyete götürüldükten sonra valiz içindeki eşyaların kendi önünde aranmadığını da sözlerine ekleyen Manap, “Daha sonra savcı avukatlarıma, valizde suç unsuru materyaller bulunduğunu söylemiş. Benim tutsak olmam fikirlerimin, şahsi ilişkilerimin olamayacağı anlamına gelmez. Benim yazdığım yazılar dahi iddianamede örgütsel olarak değerlendirilmiştir. Yayınlanmayan, dışarıya gönderilmeyen, kimse ile paylaşmadığım yazınsal çalışmalarım yani duygu ve düşüncelerimin suçlamaya dayanak yapılarak yargılama konusu olduğunu düşünüyorum” diye kaydetti.

Görüşme suçu

Tanıdıkları ile yaptığı görüşmelerin suçlama konusu yapıldığını ifade eden Manap, “Bunlarda suç içeren bir şey olmadığı gibi bu konuşma içeriğinden çok daha fazlasını talep olarak devlet kurumlarına dilekçe ile iletmiş bir insanım. Cezaevinde bulunduğum dönemde yasal hakkım olduğunu düşündüğüm şeyleri ya da haksız uygulama olarak gördüğüm şeyleri elbette ki ailemle, arkadaşlarımla paylaştım ve hatta devlet yetkililerine de yazdım” dedi.

Açlık grevi

Yine “suç” üretilen konuşmalarından birinin de açlık grevleri eylemlerine dair olduğunu dile getiren Manap, “Konuştuğumuz açlık grevi, o dönem birçok cezaevinde olan tüm cezaevlerinde kanun ve hükümlerin uygulanması benim de doğru bulduğum ve o nedenle katıldığım bir eylemdir. Zaten Adalet Bakanlığı da bu grevin amacını doğru bulmuş olmalı ki tüm cezaevleri gibi İmralı Cezaevi’ni de taleplere dahil etmiştir ve bunun üzerine de grev bitmiştir ” diye kaydetti.

Beraat ettiği dosyadaki görüntüler

El emeği ile ördükleri bileklik ve çantaların satılmasının da suçlama konusu haline getirildiğini belirten Manap, “Kazandığımız küçük meblağlı paraların örgütsel bir amacının olamayacağı açıktır. Kısaca bu şekilde belirttiğim diğer iddiaların da örgütsel bir yönü yoktur. Ayrıca anlattığım bu iddianamenin ilk 26 sayfasında belirtilen iddialar benim Kocaeli 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığım döneme ilişkindir. Ben Kocaeli 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde 2 gizli tanık beyanına dayalı olarak ‘örgüte üye’ olma suçundan yargılandım ve beraat ettim. Hakkımdaki beraat kararı istinaf edilmeksizin 19 Kasım 2021 tarihinde kesinleşmiştir” diye konuştu.

Karar duruşması 1 Haziran’da

Manap, tahliye ve beraat talebinde bulundu. Mahkeme, Manap’a cezaevi tarafından verilen disiplin cezalarını sordu. İddia makamı ise suç vasfına dikkat çekti ve “Örgüte üye olmak” olarak değiştirilmesini talep etti. Ara kararını açıklayan mahkeme, Manap’ın tahliye talebini reddetti. Mahkeme, esas hakkındaki mütalaanın hazırlanması için dosyanın Cumhuriyet Savcısına gönderilmesine karar vererek, duruşmayı 1 Haziran’a erteledi.

Ne olmuştu?

1992 yılında Riha’da (Urfa) gözaltına alınan ve Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) yargılanan Şadiye Manap’a, “Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” iddiasıyla müebbet hapis cezası verildi. Tutuklandığında henüz 24 yaşında olan Manap, sırasıyla Riha, Midyad (Midyat) ve son olarak da Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nde kaldı. Cezaevinde kaldığı süreçte sayısız kez işkenceye maruz kalan Manap, birçok kez de açlık grevi eylemlerine katıldı. Manap, 30 yıllın ardından 1 Aralık 2023 sabah saatlerinde tahliye edildi. Manap, tahliye işlemlerinin ardından henüz cezaevinden çıkmadan, daha önce hakkında yürütülen 2020 tarihli bir soruşturma gerekçesiyle Kocaeli Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına alındı. Açılan soruşturma kapsamında daha önce ifadesi alınan Manap, “yazı örneği” alınmadığı gerekçesiyle Kocaeli Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Manap, 5 Aralık 2022’de Kocaeli Adliyesi’nde Sulh Ceza Hakimliği kararı ile tutuklandı.

HABER MERKEZİ

#yıldır #cezaevi #deposunda #olan #valizi #suç #konusu #oldu

AB İstanbul Sözleşmesi’ne resmen katıldı

Avrupa Parlamentosu, Avrupa Birliği’nin İstanbul Sözleşmesi’ne katılımını onayladı. Süreç altı yılın ardından tamamlanmış oldu

Avrupa Parlamentosu (AP), Avrupa Birliği’nin (AB) İstanbul Sözleşmesi olarak anılan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ne katılımını onayladı. Böylece AB’nin İstanbul Sözleşmesi’ne katılım süreci altı yılın ardından tamamlanmış oldu.

DW Türkçe’de yer alan habere göre, sözleşme, AB Konseyi’nin onayının ardından AB müktesebatına dahil edilecek ve sözleşmeyi onaylamayan üye ülkeler için de bağlayıcı olacak.

AB, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetin önlenmesi ve bununla mücadeleye ilişkin yasal olarak bağlayıcı ilk uluslararası belge olan İstanbul Sözleşmesi’ni 13 Haziran 2017 tarihinde imzalamıştı. AB ülkelerinin tamamı 2022 yılı Aralık ayı itibarıyla İstanbul Sözleşmesi’ni imzalamış ve 21 ülke meclis onay sürecini tamamlamıştı. Ancak Macaristan, Slovakya, Letonya, Litvanya, Bulgaristan ve Çekya’nın imza atmalarına rağmen meclisten geçirmemeleri nedeniyle Sözleşme yürürlüğe sokulamıyordu.

DIŞ HABERLER

#İstanbul #Sözleşmesine #resmen #katıldı

Kaymakam muhtarı tehdit etti: AKP’ye oy çıkacak!

Bazid kaymakamı Murat Ekinci, muhtarları ‘AKP’ye oy çıkacak’ diye tehdit etti

Bazid kaymakamı Murat Ekinci’nin ilçede bulunan muhtarları toplayarak yurttaşların AKP’ye oy vermesi için muhtarları tehdit ettiği öğrenildi. Tehdit edilen muhtarlar, Ekinci’nin mahallelerde AKP’ye oy çıkmaması durumda bazı “zorluklar” yaşayacaklarını söylediğini belirti.

Ekinci’nin muhtarları arayarak, “AKP’ye ve Erdoğan’a oy çıkmazsa yatırımlar duracak. Projeleriniz iptal edilecek” ifadelerini kullandığı da iddialar arasında.

Ayrıca, Kaymakamın yazı işleri müdürü ve özel kalemi kamu personeli olan Sandık başkanlarını arayıp seçim tutanaklarını ilçe seçime değil kaymakamlığa getirilmesi için tehdit ettiği edinilen bilgiler arasında.

HABER MERKEZİ

#Kaymakam #muhtarı #tehdit #etti #AKPye #çıkacak

99 kurumdan Seçim Gözlem Merkezi

Aralarında Amed Barosu’nun da yer aldığı 99 dernek, sendika ve meslek odasından oluşan Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu, Seçim Gözlem Merkezi kurduğunu duyurdu

Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu, 14 Mayıs seçimleri için Seçim Gözlem Merkezi kurduklarını duyurdu. Yaptığı yazılı açıklama ile merkezin kuruluşunu duyuran platform, provokasyonların boşa çıkarılması çağrısı yaptı.

Yapılan ortak açıklamada, “14 Mayıs 2023 tarihinde yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili seçimlerine kısa bir süre kalmışken; halkı korku ve paniğe sürüklemeye yönelik her türlü provokasyon, başta Kürt halkı olmak üzere tüm Türkiye halkları gösterecekleri sağduyulu tutumla boşa çıkarılmalıdır” denildi.

Seçimlerin; demokratik, adil ve güvenli bir ortamda tamamlanması için herkese provokasyonlara karşı dikkatli olunması çağrısı yapılan açıklamada, “Sorumlu davranmalıdır. Kamu görevlileri ve kurumları ile siyasi partiler; kampanya döneminde insan haklarına ve temel özgürlüklere saygılı olmalı, seçim sürecine gölge düşürecek davranışlardan kaçınarak sürecin demokratik ve adil bir şekilde ilerlemesine katkı sunmalıdır. Bu çerçevede seçim sürecinin güvenliği için tüm yetkilileri görevlerinin gereklerini yerine getirmeye davet ediyor; Siyasetçileri, birlikte yaşama kültürüne zarar verecek ve toplumsal sorunları derinleştirecek propaganda dilinden uzak durmaya özen göstermelerini bekliyoruz” ifadeleri yer aldı.

Seçim gözlem raporu

Açıklamanın devamında şunlar ifade edildi: “Seçimin bir demokratik tercih seçeneği olduğunu unutulmadan; yurttaşların, hiçbir ayrımcılığa uğramadan seçim günü güven içinde sandık başına giderek oylarını kullanmasının imkânları sağlanmalıdır. Seçmen iradesinin tam manasıyla tecelli etmesi için oy kullanma işleminin sağlıklı gerçekleşmesinin yanı sıra oy sayım işlemlerinin ve sonuçların hiç bir şüpheye yer vermeyecek şekilde şeffaf yürütülmelidir. Kent Koruma ve Dayanışma Platformu olarak bu sürecin sorumluluğunun farkında olarak oluşturduğumuz Seçim Gözlem Merkezi ile süreci yakından takip ettiğimizi kamuoyu ile paylaşıyoruz. Sağlıklı bir seçim süreci ile açığa çakacak seçmen iradesinin şimdiden kentimize, halklarımıza ve tüm ülkeye hayırlı olmasını diliyoruz.”

HABER MERKEZİ

#kurumdan #Seçim #Gözlem #Merkezi

Gazeteci Aktan’ın gözaltına alınmasına tepki: Seçim dönük susturma operasyondur

Dersim’de Yeni Dersim muhabiri Caner Aktan’ın gözaltına alınmasına ilişkin yapılan açıklamada konuşan sanatçı Metin Kahraman, gazetecilere gözaltı ve tutuklamanın seçime dönük bir ‘susturma operasyonu’ olduğunu söyledi

Dersim’de Yeni Dersim İmtiyaz Sahibi Caner Aktan’ın 6 Mayıs’ta gözaltına alınmasına ilişkin Sanat Sokağı’nda açıklama yapıldı. “Yeni Dersim gazetesi sahibi Caner Aktan serbest bırakılsın” yazılı pankartın açıldığı açıklamaya, gazeteciler, Emek ve Özgürlük İttifakı, Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu katıldı.

Açıklamada basın metnini okuyan sanatçı Metin Kahraman, “Nisan sonunda Diyarbakır’da düzenlenen bir operasyonla aralarında çok sayıda gazetecinin de bulunduğu 216 kişi hakkında soruşturma açılmış, bu kişiler arasından 4 gazeteci hakkında tutuklama kararı çıkarılmıştı. 14 Mayıs seçimlerinden hemen önce girişilen bu operasyon, seçimleri izleme ve seçim yolsuzluklarına müdahale etme gücü bulunacak kesimlerin pasifize edilmesi olarak yorumlanmıştı. Benzer bir operasyon Dersim’de de gerçekleştirilmiş, Dersim’de özellikle çevre mücadelesi, kültürel çalışmalar ve tarımsal kalkınmayla ilgili haberleriyle etkili bir gazetecilik çalışması yürüten arkadaşımız Caner Aktan, sözde bir siber saldırı suçlaması bağlamında gözaltına alınmıştır” dedi.

‘Susturma operasyonu’

Gazetecilerin gözaltına alınmasını yaklaşan seçime dönük bir “susturma operasyonu” olduğunu söyleyen Kahraman, “Arkadaşımızın bir an evvel serbest bırakılmasını bekliyoruz. Özgür Basın’a yapılan her saldırı haber alma hakkımıza yapılan bir saldırıdır. İktidarın bu baskılarına hep beraber dur demeliyiz” dedi.

‘Özgür Basın susturulamaz’

Açıklamadan sonra konuşan gazeteci Hüseyin Yaşar Sezgin de, “Ankara ve İstanbul merkezli son süreçte yapılan soruşturmalarda çok sayıda gazeteci arkadaşımız gözaltına alındı. İşkence yapılarak, tutuklandılar. Mezopotamya Ajansı, JINNEWS, Yeni Demokrasi muhabirleri gözaltına alındı. Aynı zamanda Yeni Dersim muhabiri Caner Aktan da gözaltına alındı. Özgür Basın’ı susturabileceğini zannediyorlar. Seçim sürecinde bu baskıların karşısında dimdik durmaya devam edeceğiz. Özgür Basın susturulamaz. Gazetecilik suç değildir” şeklinde konuştu

HABER MERKEZİ

#Gazeteci #Aktanın #gözaltına #alınmasına #tepki #Seçim #dönük #susturma #operasyondur

Bu seçim bütün seçimlerin toplamı

Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, sayılı günlerin kaldığı seçimi gazetemize değerlendirdi: Bu seçim bütün seçimlerin toplamı… Demokratik Cumhuriyetin ilk adımını Kürt sorununu çözerek atmak Türkiye’nin tarihinde dönüm noktası olacak

Hüseyin Kalkan

Seçim günü yaklaştıkça meydana gelen olaylar bu seçim ne kadar önemli bir seçim olduğunu gösteriyor. AKP-MHP ittifakı başta Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) etkinlikleri olmak üzere muhalefetin düzenlediği seçim mitinglerini sabote etmek için elinde geleni yapmakta. Ancak bütün çabalara rağmen ülkeyi bir kavga ortamına çekmeleri mümkün olmamaktadır. Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, 14 Mayıs seçimlerinin önemini ve belirleyiciliğini ‘bütün seçimlerin bir toplamı’ sözleri ile özetliyor ve şöyle devam ediyor: “Bizler Türkiye’nin geride bıraktığımız yüzyılında bütün seçimlerin aynı değer ve önemde olduğunun bilincindeyiz. Ancak önümüzdeki 14 Mayıs seçimleri tüm bu seçimlerin bir toplamı hüviyetindedir. Türkiye’nin bugün içerisinde bulunduğu toplumsal bütün krizlerin, çürümüşlüğün, kamusal ve toplumsal yozlaşmanın, bir toplamın sonucu olarak karşımıza çıktığını belirtmemiz gerekiyor. 14 Mayıs seçimleri tüm bu krizlerden, çürümüşlük ve yozlaşmışlıktan tüm toplumun kurtulabilmesinin yolunu açacaktır. 14 Mayıs seçimleri bu sebeple diğer seçimlerden daha önemli ve tarihidir. Yüzyıllık cumhuriyet, Türkiye’nin ezilenleri, emekçileri, gençleri, kadınları için bir hak öğütme makinesi olarak işlev gördü. Kürt halkı ve diğer azınlıklar için ret ve inkar politikaları sürdürüldü, eşit yurttaşlık talepleri karşılanmadı. Farklı mezhep ve inançlar tekçi sünni anlayışa eklemlenmeye ve yok edilmeye maruz bırakıldı. Dolayısıyla 14 Mayıs seçimlerinde Türkiye halkları her anlamda bir tekçiliğe karşı çoğulculuğu oylayacak, çok sesliliği ve çok renkliliği oylayacak. Demokratik Cumhuriyet’e olan ihtiyacın ivediliği yaşadığımız son deprem felaketinde kamunun ve iktidarın gösterdiği utanılası refleks ile tekrar karşımıza çıkmıştır. Öyle ki depremden etkilenen illere ve enkaz altında kalan yurttaşlara acil olarak yardım ulaştırmak yerine halk kendi kaderiyle baş başa bırakılmış, en kritik anda internet kısıtlamasına gidilmiştir. İnsanlar günlerce, haftalarca ve hatta aylarca yakınlarının enkaz altından çıkarılmasını beklemiş, hala kaldırılan molozlardan cansız bedenlerin çıktığı bir gerçeklik ile iktidarın 22 yılda nasıl bir çürümüş düzen kurduğunu gözler önüne sermiştir. Böyle bir çürümüşlüğün devamına yahut daha büyük bir çürümeye karşı tahammülümüz yoktur. Bu sebeple 14 Mayıs seçimleri bir devrin sonu, bizlerin öncülüğü ve üçüncü yolun ışığında yeni bir yüzyılın başlangıcıdır.”

İktidarın 22 yılda nasıl bir çürümüş düzen kurduğunu gözler önüne sermiştir. Böyle bir çürümüşlüğün devamına tahammülümüz yoktur. Bu sebeple 14 Mayıs seçimleri bir devrin sonu, bizlerin öncülüğü ve üçüncü yolun ışığında yeni bir yüz yılın başlangıcı olacaktır

Parti devleti ve seçim

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Erzirom’da 7 Mayıs günü düzenlemek istediği miting paramiliter güçlerin saldırısına uğradı. 7 yurttaş yaralandı. Aynı gün Yeşil Sol Parti’nin seçim çalışmaları birden fazla yerde polisin saldırısına uğradı. Buraya gelene kadar gazeteciler, siyasetçiler ve hukukçular içinde olmak üzere yüzlerce Kürt tutuklandı. İbrahim Akın, bu saldıları şöyle değerlendiriyor: “İktidarın, parti devlet halini almış, bizce siyasi parti hüviyeti olmayan AKP-MHP ittifakının her seçim öncesinde daha evvel DEP, HADEP, DEHAP, DTP ve BDP’ye bugün de HDP ve Yeşil Sol Parti’ye yönelik operasyonları ve saldırıları tamamen politiktir. Siyasi bir darbedir. Yargının siyasi vesayet altında olduğunun açık bir kanıtıdır. Her seçim öncesinde aciz bir şekilde en güçlü olana yani bizlere yönelik bir saldırı dalgası yaratılıyor. Bu yaratım ihtiyacı kaybedişin çaresiz sancılarıdır. Bugün cezaevlerinde on binlerce HDP’li siyasetçi haksız, hukuksuz bir şekilde rehin olarak tutulmaktadır. İstedikleri sonucu alamadılar. Onbinlerimizi siyasi rehine olarak cezaevlerine attılar ancak bugün milyonlar olarak karşılarında duruyoruz. Her seçim öncesinde olduğu gibi bu tarihi seçim arifesinde de partili yoldaşlarımız başta olmak üzere gazeteciler, avukatlar, sanatçılara yönelik gözaltı operasyonları gerçekleştirildi. İçi boş bir iddianame, AKP yargısının alamet-i farikası olan bir gizli tanık ifadesi ve Suç İşleri Bakanı için sosyal medya envanteri olabilecek sözde görüntülerle büyük bir acizlik ve zavallılık tiyatrosu izledik. Korku dağları sarmışsa 6 milyonu da gözaltına alsalar, sesimizi kısmaya, sözümüzü kesmeye de çalışsalar asla geri durmayacağımızı bilsinler.”

Ege’de kampanya

“Ege, Türkiye’de örgütlü yaşamın en yoğun olduğu bölgelerden biridir” diyor Yeşil Sol Parti Eşsözcüsü İbrahim Akın. Ege, Yeşil Sol Parti’nin en yoğun seçim kampanyası yürüttüğü bölgelerden. Sokak sokak, ev ev adım gidilmedik yer kalmadı. Akın Ege ile ilgi çalışmaları şöyle özetliyor: “Ege Bölgesi’nde seçim çalışmalarımız büyük bir coşku, heyecan ve kararlılıkla sürüyor. Yeşil Sol Parti ciddi bir karşılık bulmuş durumdadır. İzmir, Muğla, Aydın, Manisa ve Denizli’den parlamentoya 10’un üzerinde milletvekili gönderme gibi bir beklentimiz var. Ege, Yeşil Sol Parti’de karar kılmış. Büyük oranda genç seçmenler ve kadınlardan aldığımız destek ve coşku daha fazla çalışmamız gerektiği konusunda bizleri cesaretlendiriyor. Aydın ve Muğla’da büyük katılımların olduğu mitinglerimizi gerçekleştirdik. Manisa mitingimiz de büyük bir coşku ile geçti. İzmir’de hemen her ilçede halk buluşmaları gerçekleştirdik. Toplumsal kesimlerle bir araya geldik. Ev ev, kapı kapı dolaştık. Ciddi bir teveccüh ile karşı karşıyayız. Ancak en önemlisi 12 Mayıs günü saat 17.00’de Büyük İzmir mitingimizi gerçekleştireceğiz. Bu vesileyle buradan da İzmir’de yaşayan tüm halklarımızı davet etmek istiyorum. Barış ve demokrasi için, emek ve özgürlük için gelin, çok olalım diyoruz. Son olarak şunu belirtmem gerekiyor. Ege, Türkiye’de örgütlü yaşamın en yoğun olduğu bölgelerden biridir. Kürdistan’dan sonra en örgütlü bölge olarak nitelendirebiliriz. Sivil toplumun oldukça güçlü ve dinamik olduğu, demografik yapısı itibariyle çok renkli, çok dilli, çok kültürlü bir toplumsal yapıya sahip. Bu durum da Yeşil Sol Parti’nin esasen parti pratiği, ilkelerinin net olarak karşılığı konumundadır. O sebeple kampanyamız çok yoğun ve etkileşim düzeyi oldukça yüksek bir şekilde ilerlemektedir. Beklediğimiz sonuç da bölgeden en az 10 milletvekili olarak Yeşil Sol Parti’nin parlamentoda temsil edilmesidir.”

Ege, Türkiye’de örgütlü yaşamın en yoğun olduğu bölgelerden biri. Çok renkli, çok dilli, çok kültürlü bir toplumsal yapıya sahip. Yeşil Sol Parti ciddi bir karşılık bulmuş durumdadır Ege bölgesinden parlamentoya 10’un üzerinde milletvekili gönderme beklentimiz var

Soğan ve Erdoğan

Bu kampanyanın önemli sloganlarından biri de “Patates soğan, güle güle Erdoğan” oldu. Yoksulluğun ve hayat pahalılığının diz boyu olduğu ülkede bunun başlıca slogan olması yadırgatıcı değil. İbrahim Akın, sahada yoksulluk ve hayat pahalılığına dair gözlemlerini şöyle aktarıyor: “Türkiye halklarının meselesi de açlık ve yoksulluğun ortasında, geçim kaygısının ortasında elbette soğan ve patates fiyatlarıdır. 21 yıllık iktidarın son günlerini yaşayan AKP iktidarı sokağın, çarşının, pazarın gündemini ekmek ve soğan fiyatına endekslemiştir. Bu büyük bir çöküşün son görüntüsüdür. Bugün Türkiye’de asgari ücretin 8 bin 500 TL olduğu ancak açlık sınırının 10 bin TL’nin üzerinde, yoksulluk sınırının 30 bin TL’nin üzerinde olduğu ekonomik çöküş hali mevcuttur. Üstelik asgari ücretli emekçi sayısı toplam istihdamın yüzde 60’ına yaklaşmıştır. Tam manasıyla bir kölelik rejimi söz konusudur. Diğer yandan üretenlerin yani emekçilerin milli gelirden aldığı pay da AKP iktidarının 21 yılı aşkın yönetiminde bugün en düşük seviyelerde seyretmektedir. Böyle bir ekonomik vaziyetin ortasında, halktan, emekten kopmuş bir siyasi anlayış olan AKP-MHP ittifakı elbette soğandan, patatesten, ekmekten söz edemez. Oysa ki ‘Çölün ortasında iseniz mesele sudur.’ Bu iktidarın bahis açtığı konular ne peki, TOGG. Bildiğiniz üzere TOGG için bu yılın başında satış fiyatları açıklandı. En ucuzu 1 milyon TL. Bir asgari ücretlinin 118 maaşı ediyor. 118 maaş 118 ay demek. Yani yaklaşık 10 yıl bir asgari ücretli emekçi yemeden, içmeden, barınmadan, ısınmadan, sağlık hizmeti, eğitim harcamaları yapmadan kısacası yaşamadan bu araca sahip olabilecek. Böyle bir gerçeklikle yaşamak ve bu gerçekliği siyasete kanalize etmek mümkün değildir. Büyük işler yaparız diyen anlayışın esas büyük işi Türkiye halklarını açlık ve yoksulluğa mahkum edip bir lira dahi tasarruf edememesini sağlamaktır. Yukarıda belirttiğim gibi çölün ortasındaysak meselemiz sudur. Bizim meselemiz bu eşitsiz, adil olmayan ekonomik düzeni ortadan kaldırmaktır. Bizim meselemiz bu iktidarın sömürü düzenine karşı insan onuruna yaraşır bir gelir adaletini sağlamaktır. AKP-MHP ittifakının Türkiye halkları ile arasındaki mesafe TOGG fiyatı olan 1 milyon TL ile asgari ücret olan 8 bin 500 TL sefalet ücreti arasındaki kocaman farktan oluşmaktadır. Dolayısıyla bu kocaman fark ile Türkiye halklarını yönetme iddiasının hiçbir kıymeti ve anlamı yoktur. Böyle bir ihtimal de söz konusu değildir.”

Kadınların seçim

“Yeşil Sol Parti olarak bizler her şeyden önce bir kadın partisiyiz.” İbrahim Akın, kadınların Yeşil Sol Parti’ye olan ilgisini bunları söyleyerek açıklamaya başlıyor ve şunları ekliyor: “Bunun yanında politikalarımız, ilkelerimiz ve temsiliyet anlayışımızın gösterdiği üzere gençlerin partisiyiz. Ancak kadınların ve gençlerin Yeşil Sol Parti’de kenetlenmeleri, coşkuyla, kararlılıkla Yeşil Sol Parti için çalışmalarının bir diğer sebebi aday profillerimizin çoğunlukla gençlerden, kadınlardan özellikle de genç kadın arkadaşlarımızdan oluşmasıdır. Türkiye’de iktidarın kadınlara yönelik politikaları kadın kırımı olgusunu yarattı ve kadına yönelik her türlü şiddetin, kadın cinayetlerinin önünü açtı. Öyle ki pandemide dahi cezaevlerinden salıverilen şiddet failleri cezaevlerinden çıktıkları anda yine kadın cinayetleri işlemekten geri durmadı. İktidar, yönetime geldiği ilk yıllarda yürürlüğe koymakla övündüğü İstanbul Sözleşmesi’ni ilk fırsatta feshetti, bu fesih sırasında da sözleşmenin feshinin nerelere sebep olabileceğine dair kadınların, kadın örgütlerinin fikirlerini almadı, tepkilerini görmezden geldi. Halihazırda 6284’ün dahi kaldırılması tartışmalarına bile isteye engel olmuyorlar. Kayyım politikaları da kadına yönelik şiddeti derinleştirdi. Yerel yönetimlerdeki kadın merkezleri kayyımlar eliyle bir bir kapatıldı. Kadınların olası bir şiddet durumunda başvurabilecekleri bir mekanizmanın varlığına dahi tahammül gösterilmedi. Kadınlar yeni yüzyılda da kadın kazanımlarına sahip çıkacak ve kazanımlarını derinleştirecek politikalar üretmeye devam edecek. Bunu da bir kadın partisi olan Yeşil Sol Parti ile yapacak. Gençler için de durum çok farklı değil. Gençler AKP-MHP iktidarında bugünün Türkiye’sinde dezavantajlı kesime dönüştü. Gençlere sunulan tek şey faiziyle geri alınmak üzere verilen krediler olarak kaldı. Gençlerin yararlanabilecekleri sosyal alanlar gittikçe daraltıldı. Gençlerin sosyalleşmesi AKP-MHP için tehlike olarak görüldü. Uyuşturucu madde kullanımı iktidar ve ortağı ile birlikte tavan yaptı. Özellikle Kurdistan’da uyuşturucu kullanımı adeta kolluk eliyle teşvik ediliyor. AKP ve MHP’nin gençleri zehir tüccarlarının yani aslında bir anlamda ortaklarının ellerine bıraktı. Bugün seçimin kaderini belirleyecek güç de çoğunluklu olarak gençlerden oluşuyor. Gençler AKP MHP tarafından geleceksiz bırakılmalarının hesabını sandıkta soracak, iktidarının istediğinin aksine kendi geleceklerini kurmak için aktif rol oynayacaktır.”

Kürt sorunu ve demokratik cumhuriyet

İbrahim Akın, “Kürt sorunu çözülmeden diğer sorunların çözümü için adım atmak mümkün değil” diyor. Kürt sorunu ile demokratikleşme arasındaki ilişkiyi şu sözlerle analiz ediyor: “Kürt sorunu, Demokratik Cumhuriyetin kurulması için ivedi bir şekilde, demokratik bir şekilde çözülmesi gereken, Türkiye’nin en acil ve en önemli sorunudur. Çok boyutlu bir kriz döngüsü içerisinde bulunan Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal krizinin temelinde esasen Kürt sorununun çözümsüz bırakılması ve yapılması gereken demokratik çözümün aksine savaş ve çöktürme politikalarında ısrar edilmesi yatmaktadır. Hemfikir olduğumuz temel nokta şudur; tüm ret ve inkar politikalarına karşı, tekçi anlayışa karşı Kürt halkı eşit yurttaşlık talebinde diretmektedir. Eşit yurttaşlık hakkı başta Kürt halkı olmak üzere, Türkiye’deki tüm ötekilerin ve ezilenlerin hakkıdır. Dolayısıyla Kürt sorunu vardır, Kürt sorunu Türkiye’nin yüzyıllık anti-demokratik rejiminde demokrasiye doğru açılacak yolun sıfır noktasıdır. Meselenin TBMM çatısı altında çözüleceği sözü ve direngenliği elbette çok değerlidir. Ancak dünyadaki diğer örnekleri de göz önünde bulundurarak hareket edersek meselenin muhataplarının da süreç içerisinde aktif bir rol alması gerekliliği karşımızda duracaktır. Aksi halde çözümün demokratik olması mümkün olmayacaktır. Tek taraflı bir çözüm anlayışı ve yaklaşımı da hem eksik hem de yanlış bir çözümün önün açacaktır. Bu anlamda muhataplar bellidir. TBMM çatısı altında ortak bir mutabakat ve tartışma zemininin yaratılmasıyla çözüme taraf olan, çözümü destekleyen bütün siyasi partilerin muhatapları ile beraber demokratik bir çözüme doğru adım atması Türkiye’nin ikinci yüzyılının ilk adımı olarak barış ve demokrasi yüz yıllık hasretimizin sonlanması anlamını taşıyacaktır. Demokratik Cumhuriyet’in ilk adımını Kürt sorununu çözerek atmak Türkiye’nin demokrasi tarihinde büyük bir dönüm noktası olacak, Ortadoğu ve dünyayı etkisi altına alacak bir değişimin önünü açacaktır.”

#seçim #bütün #seçimlerin #toplamı

Nemrut’a karşı adalet kazanacak

3 yıldır adalet mücadelesi yürüten Ferit Şenyaşar, Yeşil Sol Parti’de Riha milletvekili adayı olurken, ‘adalet’ talebine kulak tıkayan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ise AKP’den aday oldu. Rihalılar bu durumu ‘14 Mayıs’ta adalet ile adaletsizliğin seçimi yapılacak’ şeklinde özetliyor

Ercan Kaplan

Türkiye ve Kurdistan’da, 14 Mayıs’ta gerçekleşecek genel seçimlerde 64 milyon 191 bin 285 kişi oy kullanacak. Cumhurbaşkanı ve 28. dönem milletvekillerinin belirleneceği seçimde, 14 milletvekilinin seçileceği Riha’da (Urfa) ise 1 milyon 93 bin 782 yurttaşın sandık başına gitmesi bekleniyor. Kentte sürekli büyüyerek gelen Kürt siyasal hareketi de bu seçimlerde kıyasıya bir mücadele yürütecek. Emek ve Özgürlük İttifakı çatısı altında Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) listesinden seçimlere girecek olan Kürt siyasal hareketi, bir önceki seçimler baz alındığında hem yerel hem genel hem de Cumhurbaşkanı Seçimleri’nde en fazla oyu alan ikinci parti konumunda. Bu seçimlerde kentin birinci gücü olma iddiasında olan Kürt siyasal hareketi, seçimlerde sürekli yükselen bir istatistik sergiledi. Kürt siyasal hareketi, HEP’ten HDP’ye kentteki oy sayısını 13 binden 300 bine çıkarırken Emek ve Özgürlük İttifakı’nın çatısı altında seçime giren Yeşil Sol Parti, 14 Mayıs’ta Riha’da bir ilki gerçekleştirmeyi hedefliyor.

Adalet ile adaletsizlik

Türkiye’de uzun yıllardır gündemde olan “adalet” konusunda da kentte ilginç bir durum var. Kentte AKP’nin adayları arasında Adalet Bakanı Bekir Bozdağ var. Annesi Emine Şenyaşar’la birlikte Urfa Adliyesi önünde başlattığı Adalet Nöbeti ile sürdürdüğü mücadelesiyle tanınan Ferit Şenyaşar da Yeşil Sol Parti’nin Riha adayları arasında yer alıyor. Rihalılar bu tabloyu şu şekilde özetliyor: “14 Mayıs’ta adalet ile adaletsizliğin seçimi yapılacak.”

Altüst edilen bir hayat

Riha’nın Pirsûs (Suruç) ilçesinde 1983’te doğan Ferit Şenyaşar, 7 çocuklu bir ailenin oğlu. Ailesinden üniversite okuyan tek kişi olduğunu belirten Şenyaşar, İnönü Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni bitirdikten sonra Pirsûs’ta 8 yıl boyunca ücretli öğretmenlik yaptığını söyledi. AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız ve yakın korumalarının 2018’de işyerlerine ayak basmasıyla hayatlarının altüst olduğunu ifade eden Şenyaşar, ailesinden üç kişinin katledildiğini belirterek, “Diğer taraftan 3 insanımızı katledenlerle ilgili bir işlem başlatılmadı” dedi.

Evde oturamadılar

Savaşlarda bile hastanelerin, ambulansların dokunulmaz olduğunu vurgulayan Şenyaşar, “Devlet hastanesinin içinde 3 insanımız katledildi. Bir kardeşimiz de haksız, hukuksuz yere iktidarın talimatıyla tutuklandı. Ben de ağır bir şekilde yaralandım. Hastaneden çıktıktan sonra Türkiye’nin hukuk devleti olduğunu ve gereğini yapacağını düşündük. Yapılan her şeyin kamera görüntüleri vardı ama hiçbir şey yapılmadı. Adaletsizliğe karşı evde oturamazdık. Bunun üzerine adalet arayışımızı başlattık” dedi.

Peygamberler şehri Riha’da her zaman Nemrutların da olduğunu ifade eden Şenyaşar, ‘Bugün de bu Nemrutlar var. 14 Mayıs’ta da Adalet Bakanı’nın aday gösterildiği bu kentte Riha halkı ona gereken adalet dersini verecektir. Nemrut’un zulmü değil, Şenyaşarların adalet mücadelesi kazanacak’ dedi

Ankara’da kapılar açılmadı

Savcı ile görüşmeye gittiklerinde savcının sürekli kendilerinden kaçtığını hatırlatan Şenyaşar, “Biz burada anladık ki yargı, hukuk gereğini yerine getirmeyecek ve oradan bir adalet mücadelesinin içine girdik. Riha’dan bir netice elde etmeyince Ankara’ya gittik. Burada da tüm kapılar yüzümüze kapandı. Bir tek Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu ile görüşebildik. Zorla da olsa yaptığımız görüşmede bize yargı davalarına bakmadıklarını, Türkiye’de yasaların bağımsız olduğu şeklinde bir cevap aldık. Daha sonra Meclis’e gittik. Orada muhalefet partileri ile görüştük. Ankara’daki STK’lar ile de görüştük ama bir netice elde edemeyince Riha’ya geri döndük” diye ifade etti.

İlk nöbet AKP önünde

Yeniden başsavcı ile görüşmek istediklerinin altını çizen Şenyaşar, ancak savcının taleplerini reddettiğini aktardı. Bunun üzerine annesi Emine Şenyaşar ile birlikte adliye önünde Adalet Nöbeti başlattıklarını aktaran Şenyaşar, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Nöbeti başlatmadan önce bu katliamı yapanın bir AKP milletvekili olduğu için AKP il binasının önüne gittik. Aslında ilk nöbet eylemimizi AKP il binasının önünde başlatacaktık. Orada ilk nöbetimize başladığımızda polisler bizi vazgeçirmeye çalıştı. Ama ertesi gün yine geldik ama izin vermediler. Vali ile görüştük. Vali, ‘Kesinlikle AKP’nin önünde oturmanıza izin vermeyeceğim. Eğer orada oturursanız diğer vatandaşlara da emsal olur, cesaret verirsiniz’ dedi. Biz de bir şeyi nerede kaybediyorsan orada ararsın mantığıyla adliye önüne geldik.”

Başka yerde olsaydı…

Yaşadıkları bu olayın Türkiye’nin batısında bulunan herhangi bir kentte meydana gelmesi durumunda herkesin ayağa kalkacağını belirten Şenyaşar, “Fakat yaşadığımız coğrafyada sürekli şiddet, kan ve adaletsizlik meydana geldiği için böyle bir adaletsizliğe maruz kaldık. Evet, bu olay kabul edilemez. Başka bir hastanede meydana gelmesi de mümkün değil. Burada tamamıyla Türkiye Cumhuriyeti’nden farklı bir hukuk uygulanıyor. Orada olay polislerin gözü önünde meydana geliyor ve polisler davaya seyirci kalıyor. Yani adalete erişemememizin nedenlerinde biri de yaşadığımız coğrafyaya devletin bakışıdır” diye ifade etti.

Anne nöbete devam edecek

Türkiye’nin batısında ayrı bir hukuk, Kurdistan’da ise ayrı bir hukukun olduğunu aktaran Şenyaşar, bu hukuksuzluğa ve adaletsizliğe karşı mücadelesini bu sefer Meclis’te sürdüreceğini söyledi. Meclis’e girdiğinde sadece kendilerine yönelik yapılmış adaletsizliğe değil, Türkiye’nin her yerinde yaşanan adaletsizliğe karşı mücadele edeceğini vurgulayan Şenyaşar, annesi ile başlatmış olduğu Adalet Nöbeti’ne ilişkin ise şunları ifade etti: “Meclis’e gittiğimde haftada bir gün gelip adliye önünde nöbetimizi sürdürürüm dedim ama annem, ‘Sen Ankara’ya gitsen de ben her gün adliye önüne gelip adaleti sağlayana kadar nöbetime devam edeceğim. Ben yine her gün geleceğim. Sen olmasan da ben tek başıma adliye önüne gelip adalet sağlanana kadar nöbetime devam edeceğim’ dedi. Katledilen babam ve kardeşlerimdir ama acısını annem kadar yaşayamam. Anne yüreği hiçbir şeye benzemez. Annem nöbetini tutarken hem halkın hem STK’ların annemi yalnız bırakmayacağını düşünüyorum.”

Direniş yaşatıyor

Annesinin elinde direniş dışında bir şeyin kalmadığına dikkati çeken Şenyaşar, “Düşünün hiçbir dünya menfaati insan hayatından daha önemli değildir. Anne iki evladını kaybetmiş, eşini kaybetmiş. ‘Bu dünyada benim kaybedeceğim bir şeyim kalmadı’ diyor. Oğlum tutukluyken evime geçip normal hayatımı sürdüremem. Biz de kendimizi annemizin yerine koyamasak da bu konuda haklı olduğunu düşünüyoruz. Onu ayakta tutan da mücadelesidir. Evde otursaydı çökerdi. Direnişi olmasaydı, daha kötü durumda olurdu” diye belirtti.

Neden Yeşil Sol?

Diğer muhalefet partilerinden de kendisine adaylık teklifinin geldiğini belirten Şenyaşar, neden Yeşil Sol Parti’yi tercih ettiğini ise şu sözler ile aktardı: “Biz zaten oylarımızı HDP’ye veriyorduk. Babam bir dönem DBP’de (Demokratik Bölgeler Partisi) parti yöneticisi olarak kısa bir süreliğine görev yaptı. HDP bizi hiçbir zaman yalnız bırakmadı. Ben de hem bunları göz önünde bulundurdum hem de parti tüzüğü bana daha çok yakın olduğu için Yeşil Sol Parti’de aday olmayı tercih ettim. Yine adaleti ancak Yeşil Sol Parti’nin Türkiye’ye getireceğine inandığım için aday olmayı kabul ettim.”

Nöbetin önemi

Aday olup seçim çalışmalarına katıldıktan sonra başlatmış oldukları Adalet Nöbeti’nin önemini bir kez daha anladığının altını çizen Şenyaşar, “Gittiğimiz her yerde insanlar bizim davadan haberdardır, bizi tanıyorlar. Bizimle kucaklaşıyorlar, bizi tebrik ediyorlar. Bu coğrafyada birçok adaletsizlik olmuş, herkes bu adaletsizliğe çözüm olarak bizi kendilerine örnek gösteriyorlar ve istedikleri adaleti bizim onlara getireceğimize inanıyorlar. Bu da bizi mutlu ediyor ve bize daha çok güç veriyor. Bu insanların inancını görünce biz de mücadelemizi sürdürme konusunda bir kez daha ikna oluyoruz” dedi.

Nemrut kaybedecek

Hem Riha’da hem de tüm Türkiye’de adaletin sesi olacağını ifade eden Şenyaşar, son olarak şunları belirtti: “Bu daha büyük bir sorumluluktur. Bu sorumluluğun farkındayız ve bunun için de inançla, kararlılıkla Meclis’te güzel bir ekip oluşturarak insanların bu taleplerine karşılık bulmaya çalışacağız. ‘Peygamberler şehri’ olarak tanımlanan Riha’ya çok sayıda peygamber gelmiştir. Bunlara karşı savaşan Nemrutlar da hep olmuştur. Bugün de benzer şeyler var. Şu an da büyük bir zulüm var. Biz inanıyoruz ki Riha halkı bu adaletsizliği görecek. 14 Mayıs’ta da Adalet Bakanı’nın aday gösterildiği bu kentte Riha halkı ona gereken adalet dersini verecektir. Nemrut’un zulmü değil, İbrahim’in adaleti kazanacak. Şenyaşarların adalet mücadelesi kazanacak.”

#Nemruta #karşı #adalet #kazanacak

Türkiye karanlıktan kurtulsun

Yeşil Sol Parti’nin Rize’den milletvekili adayı Ayşe Lokumcu Bekar, polisin gaz fişeğiyle katlettiği Metin Lokumcu’nun da kardeşi. Yeşil Sol’un kadınlara daha fazla değer verdiğini söyleyen Lokumcu ile mücadelesini ve seçimi konuştuk

Nesli Şahiner

Yeşil Sol ve Gelecek Partisi, 14 Mayıs’ta yapılacak tarihi seçim için “Kadınlarla değiştireceğiz” şiarıyla hareket ediyor. Bu şiarını en fazla kadın aday göstererek de ortaya koyan Yeşil Sol Parti, yanı sıra açtığı kadın seçim büroları, kadın buluşmaları ve mitingleriyle de net bir şekilde ilan ediyor. Yeşil Sol’un kadın adaylarından biri de Rize’den Milletvekili adayı gösterdiği Ayşe Lokumcu Bekar. 30 yıldır siyasi alanda çalışma yürüten Lokumcu, aynı zamanda Metin Lokumcu’nun kız kardeşi.

Metin Lokumcu, Artvin’in Hopa ilçesinde dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın mitingi öncesi, 31 Mayıs 2011’deki protestolarda polisin sıktığı biber gazıyla öldürülmüştü…

Ömrü mücadelelerle dolu

Artvinli olan, lise öğrenimini Rize’de yapan Lokumcu, iş bulamadığı için çalışamayan, eviçi emeğinin yanı sıra hem torununa bakan hem siyaset yapan, bir yandan HES’lere karşı direnişlerde yerini alırken, diğer yandan da Metin Lokumcu’nun adalet mücadelesini veren güçlü bir kadın. Uzun yıllar CHP’de mücadele veren Ayşe Lokumcu Bekar, Yeşil Sol’dan aday olmasını; “Kadınlara daha çok ağırlık veriyorlar” şeklinde açıkladı.

  • Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Ben Artvin’in Kemalpaşa ilçesine bağlı Dereiçi köyünden 6 çocuklu bir ailedenim. İlkokulu köyde, ortaokulu ise Kemalpaşa’da merkezde okudum. Lise çağına gelince abim (Metin Lokumcu) ‘Sizi okutacağım’ diyerek bizi Rize’de Ticaret Lisesi’ne kaydettirdi. Kendisi o zaman öğretmen değildi, fabrikalarda çalıştı, bizi okuttu. Sonra öğretmen sınavlarına girdi, öğretmenliği kazandı. Ticaret Meslek Lisesi’ni bitirdikten sonra çok iş baktım ama bulamadım, evlendim.

  • Adaylık süreciniz nasıl gelişti?

Adaylık süreci, Yeşil Sol Parti biliyorsunuz kadınlara daha çok ağırlık veriyor. Yüzde 47 kadın adayı var. Zaten onların partilerinde de çok kadın var. Başka partilerde böyle değil. Rize’de aslında emekli bir öğretmen de var ama ona teklif etmemişler, bana ettiler. Dediğim gibi kadınlara daha çok ağırlık verdikleri için bana teklif ettiler. Bana ‘Nereden aday olmak istiyorsunuz?’ diye sordular. Ben de kadınların daha görünür olmaları için, seslerini duyurabilmeleri için Rize’den aday olmak istediğimi söyledim.

  • Rize’yi biraz anlatır mısınız, özellikle de kadınlar açısından nasıl bir kent?

Rize’de erkekler daha çok ticaretle, kadınlar köyde çayla, ev işleriyle uğraşıyorlar, siyasetten uzaklar. Rize sonuçta il, merkez daha kozmopolit, dışarıdan gelen insanlar, memurlar da var. Ben daha çok onlara güveniyorum. Kadınların artık uyanması lazım. Kadınlar sağlığa, eğitime ulaşamıyor, çok yetersizlik yaşıyorlar. Daha iyi şartlarda yaşamak isteyenler göç ediyor. O yüzden bu seçim özellikle de kadınlar açısından çok önemli. Bu iktidar giderse her olumsuzluk olumlu anlamda değişebilir diye düşünüyorum. Gerçi buradan pek umudum yok ama…

  • Neden böyle düşünüyorsunuz?

Daha burada CHP çıkaramamışken, o yüzden… Büyük değişim bekleniyor evet bu seçimde. Ama Rize için aynı şeyi söyleyebilir miyim bilmiyorum. Burası çok tutucu bir şehir. İnşallah alırım. Bir tane Yeşil Sol, bir tane de CHP’den milletvekili olsa hiç fena olmaz. En başta Tayyip Erdoğan hüsrana uğrar kendi memleketinden, çok iyi olur. Benim için öncelik Türkiye. Bu Türkiye bir karanlıktan kurtulsun da…

  • Milletvekili seçilirseniz öncelikli çalışmalarınız neler olacak?

Seçilirsem tabii ki önceliğim çay olacak. Geçim kaynağı çay çünkü. Çayın akıbeti hiç belli değil. Varlık fonuna devrettiler, takip ediyorsunuzdur. Katarlılar mı aldı, kim aldı belli değil. Bir fabrika kurup yeni bir istihdam alanı oluşturmadılar, insanların çalışması için imkan sağlamadılar. Özel sektöre muhtaç ettiler bizi. Çay fiyatına gelince; 7 lira 300 kuruştu, 11 lira yaptılar. Türkiye’nin enflasyonuna göre çok çok komik bir rakam oldu.
Gübre fiyatları çok pahalı, üreticinin hali perişan, her tarafta olduğu gibi. Erdoğan Rizeli olmasına rağmen düşünmüyor memleketini…

  • Seçim Çalışması yapıyor musunuz sokaklarda?

Vallahi köylere gitmiyorum, ama merkezde güvendiğimiz insanlarla yapabildiğimiz buluşmalar oluyor, çok fazla bir şey yapma şansımız yok. Daha çok tanıdıklarla bir aradayız. Rize’de köylere falan gidemiyorum ters tepki gelecek diye, biraz çekiniyorum, yalan söyleyemem. Maalesef durum bu. Akrabalarımızla birlikte yürütüyoruz çalışmaları. Öğretmenlerle, Eğitim Sen’le buluşuyoruz. Erzurum’dan, Kars’tan gelenler var, onlara çok güveniyorum. Onlar ezilen insanlar, onlarla buluşuyorum.

  • Türkiye’deki kadınların durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kadınların her zaman canları burnunda. 3 gün önce burada bir kadını öldürdüler, kızımın Anadolu Lisesi’nden arkadaşıydı. Eski sevgilisi tarafından öldürüldü maalesef. Hiç yarına güvenimiz yok kadınlar olarak. O yüzden siyasette olmak, sokakta olmak, mücadele etmek zorundayız.

  • Abiniz Metin Lokumcu da öldürüldü. Aradan yıllar geçti ve hala adalet sağlanmadı. Adalet mücadelenizdeki son durum nedir?

Evet, hala belli değil davanın sonucu. Hakim değişti, davaya sil baştan başladı. 25 Mayıs’ta duruşmamız var. Bu seçim bizim için de çok önemli, inşallah 15 Mayıs ve 25 Mayıs bizim kutlama günlerimiz olur. Henüz karar aşamasına gelinmedi, çok merak ediyoruz yeni hakimin tutumunu… Abimin vefatından 12 gün sonra da seçim olmuştu, hiç unutmuyorum. 2011 yılıydı, seçimi kaybetmiştik, o zaman büyük hüsran yaşamıştık. Çok kötü olmuştuk. Ama dediğim gibi Yeşil Sol’un kadınlara verdiği değer çok güzel, gerçekten seçimlerde kadınlar olarak çok çalışıyoruz. Bu çok önemli.

  • 30 yıldır siyasettesiniz ve birçok alanda verdiğiniz mücadeleler var. Biraz bahseder misiniz?

Ben burada hep önderlik yapmak isterim, Özgecan (Özgecan Aslan) zamanında çıktık sokaklara mesela. Karadeniz yırtıktır; ‘devlet benim’ diyor kadınlar, Rizelilerde de böyle insanlar çoktur. İkizdere olaylarında böyle olmuştu biliyorsunuz. Köylü kadınlar daha çok ses getiriyor, biz de çok gittik oraya. Yine de tabii bildiklerini yaptılar orada. Ama Kemalpaşa’ya yapamadılar.
Derelerimizin akan sesi bile huzur veriyor bize, bunlar sularımızı şişelere koyup parayla bize satacaklar. Güya ‘can suyu bırakacaklarmış, balıklar yaşayacakmış.’ Öyle değil tabii ki, Güneysu köyü mesela, o dere çok fena durumda. Su kalmadı derede. Bir tek Hopa ve Kemalpaşa’da HES olmadı. Direndik. Bedel ödettiler bize ama teslim olmadık.

  • Size dava da açılmıştı bir dönem…

Abim öldükten 5 sene sonra Facebook’tan iki tane karikatür paylaşmıştım Tayyip Erdoğan’la ilgili. Yemek masaları paylaşmam ben, hep siyasi şeyler paylaşırım. Şikayet edilmişim. İfade verdim iki kere, sonra mahkemeye çıkarıldım, dava açtılar. 11 ay ceza verdiler. İki tane karikatür paylaştım, yorum yok, yazı yok, hakaret yok. Sadece Tayyip Erdoğan’a çok ters bir karikatürmüş. O yüzden mahkemelerde koşturdular beni. 5 sene içinde aynı suçu işlememem kaydıyla ertelendi. Çok da umrumda değil gerçi. Cezaevine gidersem, eşim siroz hastası, ona ve torunuma bakamam diye üzülürüm sadece. Yine olsa yine aynı şeyi yaparım. Her şey yoluna girerse zaten daha aktif olmak istiyorum. Bir de parası olan Meclis’te maalesef ama Yeşil Sol öyle değil, paraya kesinlikle önem vermiyor.

  • Seçime bir kaç gün kaldı, seçmenlere nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Mutfakta kadınlar çalışıyor, yemek yapıyorlar. Mutfak gerçekten çok pahalı. Bugün bir yufka aldım, 5 tanesi 40 lira. Bunları hesap etsinler. Bu pahalılık insanların aklını başına getirmediyse daha yapacak bir şey yok. Ama her şeye rağmen bunlara da teslim etmeyeceğiz, ne Özallar gitti, ne Demireller gitti, ne hanedanlıklar bitti. Bunlar da bitecek inşallah.

#Türkiye #karanlıktan #kurtulsun

HDP’li esnaftan AKP’li başkana tepki: Akşama kadar bize terörist diyorsunuz

HDP’li meclis üyelerini hedef göstermesiyle gündeme gelen AKP’li Akdeniz Belediye Başkanı Mustafa Gültak, seçim çalışmalarında esnafların ‘Bize terörist diyenler çıksın dükkandan’ tepkisiyle karşılaştı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) meclis üyelerini hedef göstermesi ve belediyenin taşınmaz mülklerini satma girişimleri ile gündeme gelen AKP’li Akdeniz Belediye Başkanı Mustafa Gültak, seçim çalışması için Akdeniz ilçesinde gerçekleştirdiği ziyaretlerde esnaf ve yurttaşların tepkisiyle karşılaştı

‘Akşama kadar bize terörist diyorsunuz’

Gültak, Güneş Mahallesi’nde oy istemek için girdiği bir berber dükkanında, dükkan sahibi ve o esnada dükkanda bulunan yurttaşlar tarafından tepkiyle karşılandı. Gültak’ın ziyaretine tepki gösteren dükkan sahibi, iktidardan herhangi bir taleplerinin olmadığını belirterek, “Bu ülkeye yapmışsınız yapacağınızı, daha ne yapacaksınız ki? Sizden tek isteğimiz bir an önce çıkın gidin buradan” dedi. O esnada dükkanda bulunan bir başka yurttaş ise Gültak’ın HDP’yi hedef gösteren açıklamalarını hatırlatarak, “Kutuplaştırma, ayrıştırma derken, akşama kadar bize terörist diyorsunuz. Bize terörist diyenler çıksın dükkandan” dedi.

HABER MERKEZİ

#HDPli #esnaftan #AKPli #başkana #tepki #Akşama #kadar #bize #terörist #diyorsunuz