Ana Sayfa Blog Sayfa 49

Hubyar Sultan Tekkesi’ne el koyma girişimi Alevi kurumlarından kınandı!

Alevi kurumları, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Tokat’ın Almus ilçesindeki Hubyar Sultan Tekkesi’ne el koyma girişimine sert tepki gösterdi. Alevi Bektaşi Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Türkiye Alevi Federasyonu gibi birçok kurum, ortak bir açıklama yaparak, bu girişimin Alevi inancına yönelik açık bir saldırı olduğunu vurguladı.

Açıklamada, Hubyar Sultan Tekkesi’nin yüzyıllardır Alevi inancının merkezi olduğu ve bu mekânın bürokratik tasarruflarla tanımlanamayacağı ifade edildi. Tekkenin, Alevi halkının rızasıyla yaşatılan ve kuşaktan kuşağa aktarılan kutsal bir inanç merkezi olduğu belirtildi. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün bu girişiminin, Alevi toplumunun iradesini yok sayarak gerçekleştirilmesinin inanç gaspı olduğu kaydedildi.

Alevi kurumları, devletin inanç merkezlerini denetim altına almak yerine inanç özgürlüğünü güvence altına alması gerektiğini hatırlattı. Bugünkü yaklaşımın Alevilere yönelik koruma değil el koyma, eşitlik değil asimilasyon olduğunu dile getiren kurumlar, bu durumun tarihsel politikaların güncel bir devamı olduğunu belirtti.

Ayrıca, Hubyar Sultan Tekkesi’nin gerçek sahibinin Vakıflar Genel Müdürlüğü değil, Hubyar Ocağı ve Alevi toplumu olduğu ifade edildi. Tekkenin yönetiminin, Alevi inancının yol erkânı doğrultusunda, Hubyar Ocağı’na bağlı Analar ve Dedeler tarafından yürütülmesi gerektiği vurgulandı.

Alevi kurumları, Hubyar Sultan Tekkesi’ne yönelik hukuksuz girişimin derhal geri çekilmesini talep ederek, aksi takdirde demokratik ve hukuki tüm yollarla mücadele edeceklerini duyurdu. Açıklama, “Dergâhlarımız bizimdir. Dergâhlarımızdan ve inancımızdan elinizi derhal çekin” ifadeleriyle son buldu.

Suriye’de Alevi katliamına karşı Victoria Parlamentosu’nda protesto düzenlendi

Avustralya’nın Victoria Parlamentosu önünde, Suriye’de Alevilere yönelik devam eden katliamlar protesto edildi. Protestoya, Avustralya Alevi Federasyonu, Victoria Alevi İslami Derneği-Epping Merkezi, Alevi İslami Sosyal Merkezi-Reservoir Merkezi ve Melbourne Asuri Beth-Nahrain Derneği katıldı. Açıklamada, Suriye’de azınlıklara yönelik saldırıların durdurulması için Avustralya hükümeti ve uluslararası kamuoyunun acil olarak harekete geçmesi gerektiği vurgulandı.

Açıklamada, Alevilerin uzun süredir sistematik saldırılara maruz kaldığı belirtilerek, son günlerde bu saldırıların arttığına dikkat çekildi. Alevi toplumu, ulusal ve uluslararası kuruluşları bu soykırıma karşı sorumluluk almaya çağırıyor. Basın toplantısında Hume City Council Üyesi John Haddad ve Merri-bek Belediyesi Meclis Üyesi Sue Bolton da konuşma yaptı.

Basın açıklamasında, “Aleviler, Dürziler, Hristiyanlar, Kürtler ve Şiiler Suriye’de azınlık topluluklar olarak sistematik şiddet, zorla yerinden edilme ve yok edilme tehdidi altında yaşamaktadır. Azınlıkların korunması için Avustralya hükümeti ve uluslararası hükümetleri acilen harekete geçmeye çağırıyoruz” denildi.

Ayrıca, sivillerin korunması ve insani yardımların engelsiz bir şekilde ulaştırılması talep edildi. Suriye’deki Alevi katliamlarına karşı uluslararası dayanışma ve destek çağrıları artarak devam ediyor.

Nar: Yaşam ve Ölümün Çelişkili Sembolü Dr. phil. Hofmann

0

Philologist (Slavic literatures and languages), Armenian and Genocide studies; sociologist; independent author

Özet

* Bu maddenin aslı İngilizce yazılmıştır.

Nar (Punica granatum), Latince’de Malum punicum [1] (“Punik, yani Fenike elması”) olarak da bilinirdi. Eski İran dinlerinde ve İbrahimi dinlerde, ayrıca bu geleneklerden etkilenen sanatta nar; yaşam ve bereketin, güç ve iktidarın (imparatorluk küresi), zenginlik ve bolluğun, ama aynı zamanda kanın, ölümün ve kutsallığın karmaşık, çok anlamlı bir sembolüdür.

Alevi inancı ve felsefesiyle, özellikle de Raa Haqi topluluğuyla yakından ilişkili olan Yarsan inancı nar meyvesine özel bir anlam atfeder. Doğa, toplum, doğa yasaları ve toplumsal gelenekler üzerine kurulu bu inançta, doğaya ve topluma olan saygı ve yakınlıklarını göstermek için Yarsaniler yılın dört mevsimini kutlar; doğadan elde ettikleri ürünleri bu bayramlarla onurlandırırlar. Sonbahar, Yarsaniler için Nar Bayramı demektir.

Mitolojik ve Kültürel Anlamlar

Nar, köken olarak özellikle Suriye’nin kuzeyinde büyük saygı gören Sami ana tanrıça Atargatis’in (Yunanca), Atarʾata’nın (Aramice) – Greko-Romen biçimiyle Dea Syria – olduğu kadar, eski İran tanrıçası Ardvi Sura Anahita’nın da sembolüydü. Anahita su tanrıçasıdır ve yeryüzündeki tüm sular onun göksel kaynağından doğar. Aynı zamanda annelik bereketinin tanrıçasıdır ve insanların sağlıklı nesiller yetiştirmesini sağlar.

Narın hem yaşamın hem de ölümün sembolü olmasındaki çelişki, meyvenin fiziksel özelliklerinde yatar: Narın taneleri besleyici ve doyurucu olduklarından sıklıkla yaşamın simgesi olarak görülür. Ancak bu taneleri saran ve aril adı verilen kısım ise acı ve sindirimi zor olduğundan çoğu zaman ölümün sembolü olarak değerlendirilir. Bazı kültürlerde nar, yalnızca yeraltı dünyasında veya ölümün varlığında yetişen bir meyve olarak kabul edilir. Örneğin, Antik Yunan mitolojisinde nar, yeraltı tanrıları Hades ve Persephone ile ilişkilendirilmiştir. Hades, Persephone’yi kaçırarak yeraltı dünyasına götürür. Tanrıların babası Zeus, eğer Persephone yeraltında hiçbir şey yememişse annesi Demeter’in yanına dönebileceğine karar verir. Ancak dönüşünden hemen önce Hades, altı nar tanesini ağzına koyar. Böylece Persephone yeraltında bir şey yemiş olduğundan, yılın üçte birini Hades ile, diğer üçte ikisini ise annesi Demeter ile geçirmek zorunda kalır.

Pers kültüründe de nar, eski Mazdeist dinin sembolizminde taşıdığı anlam nedeniyle sıklıkla ölümle ilişkilendirilir. Mazdeist mitolojiye göre nar, ölülerin meyvesidir ve yalnızca yeraltı dünyasında yetiştiğine inanılır. Bu mitolojik anlam kuşaktan kuşağa aktarılmış, narın Pers kültüründeki ölümle bağlantısını pekiştirmiştir.

Nar, üç İbrahimi din için de sadece cennet meyvesi olarak değil, başka anlamlar bakımından da önemlidir.

Eski Ahit’te nar genellikle olumlu bir imge olarak sunulur; çünkü İsrail’e vaat edilen toprakların yedi önemli meyvesinden biri olarak kabul edilir.[2] Süleyman’ın Ezgiler Ezgisi’nde, İsrail halkı, kocasıyla (Tanrı’yla) âşık bir kadına benzetilir: “Peçenin arkasındaki alnın, nar gibi (parlıyor)” (Ezgiler Ezgisi 6:7). Ezgiler Ezgisi’nin yazarı bu meyveye tekrar tekrar atıfta bulunur; güzelliği övmek için canlı imgeler kullanır: “Narlarla dolu, en seçme meyveleri, servi çiçekleri ve zambaklarla bezenmiş bir bahçe gibi büyüdün” (Ezgiler Ezgisi 4:13).

Talmud’da da nar mecazı yer alır; özellikle çekici bir kişiyi tarif ederken, yakut kırmızısı nar taneleriyle dolu bir kaba benzetilir (Baba Metzia 84a).

Nar, İsrail topraklarının bereketinin sembolüdür (Sayılar 13:23; Yasa’nın Tekrarı 8:8). Antik çağlarda Kudüs’teki tapınaklarda görev yapan Kohen Gadol – başkâhin – görkemli cübbesinin eteklerine 72 altın nar (ve aralarına yerleştirilmiş 72 altın çan) işlemiş olarak hizmet ederdi (Çıkış 34:34). Bu süslemeler, tapınaktaki görkemli oymalı sütunların yanındaki nar motiflerini hatırlatırdı.[3] Tanah, Süleyman’ın yaptırdığı Birinci Tapınak’ın mimarisini şöyle anlatır: “Sütunlar yaptı; başlıklarını narlarla kaplamak için iki sıra hâlinde dizdi” (1 Krallar 7:18).

1 Samuel 14:2’de, Kral Saul’un bir nar ağacının gölgesinde oyalanmasından söz edilir. Nar ağacına ayrıca Yoel 1:12 ve Hagay 2:19 peygamberlerinde de rastlanır. Bir Yahudi mitine göre kusursuz bir nar 613 tane içerir; bu sayı, Talmud’a göre Tevrat’taki Yahudi micvalarının (emirlerinin) sayısına eşittir.[4]

Granada

“Yahudiler, İsrail toprakları dışına ilk yerleştiklerinde, yanlarında çoğu kez nar taneleri götürür ve yeni yurtlarında bunları dikerek yetiştirirlerdi. Antik dönemde Yahudi yerleşimcilerden oluşan böyle bir grup, İspanya’nın güneyinde bir şehir kurdu.

Bu şehrin asıl adı bugün bilinmemektedir. Ancak 711 yılında Müslümanlar (Endülüs Emevileri) İber Yarımadası’nı fethettiklerinde, bu Yahudi yerleşimine rastladılar ve burada Yahudilere ait çok sayıda nar ağacı gördüklerinden, Arapça’da ‘nar’ anlamına gelen bir ad verdiler: Gharnata al Yahud – “Yahudilerin nar ağaçları.” Bu ad yerleşti ve zamanla Granada‘ya dönüştü.[5]

Merhametli Kardeşler Tarikatı (Christian Order of the Merciful Brothers) arma olarak üzerinde haç bulunan bir nar kullanır. Tarikat, armasında nar bulunan Granada’da kurulmuştur; ayrıca nar, Katolik Kilisesi’nde İsa’nın simgelerinden biri hâline gelmiştir. Granada kenti, aynı adı taşıyan il, pek çok kasabası ve İspanya Krallığı’nın armasının bazı bölümlerinde nar motifi yer alır; bu motif, İspanya’daki Hristiyan kralların fethettiği eski Granada Krallığı’nı temsil eder. İspanya bayrağı, ülkenin ulusal armasını taşır; dolayısıyla armanın alt orta kısmında bir nar da bulunur. Granada çevresindeki kırsal bölge günümüzde hâlâ önemli bir nar yetiştirme alanıdır.

Kur’an’da Nar

Nar (Arapça: ar-rummân; günümüzdeki El-Halil yakınlarındaki Rimmon şehrinden adını alır), Kur’an’da üç yerde geçer: 6:99, 6:141 ve 55:68. Er-Rahman (Rahmân Suresi) 68. ayette Allah, cennette insanların bulacağı meyvelerden söz eder. Nar, Allah’ın yarattığı nimetlerin bir örneğidir. Kur’an hem yeryüzündeki meyveleri hem de cennet meyvelerini şöyle tasvir eder: “O’dur ki gökten su indirir; onunla her çeşit bitkiyi çıkarırız. Ondan da yeşil (ekin) çıkarırız, ondan üst üste binmiş taneler çıkarırız. Hurma ağacının tomurcuğundan sarkan salkımlar, üzüm bağları, zeytin ve nar (çıkarırız) – birbirine benzer ve benzemez. Meyve verdiğinde meyvesine ve olgunlaşmasına bakın. Şüphesiz bunda iman eden bir topluluk için ibretler vardır.” (En’âm Suresi, 6:99)

Cennet (Cennetül-me’va), ölümden sonra salihlerin kaldığı, “altından ırmaklar akan” (Bakara, 2:25) bir bahçedir; burada hurma ağaçları, asmalar (Bakara 2:266; İsrâ 17:91; Yâsîn 36:34) ve narlar (Rahmân 55:68) bulunur: “İkisinde de meyveler, hurma ve nar vardır.”

Hristiyan sembolizminde nar

Hristiyanlıkta nar, Ekklesia (Yunanca: Kilise) – yani müminler topluluğu – anlamında Kilise’yi simgeleyebilir. Ancak bu eski bereket sembolü, aynı zamanda Kilise’deki şehitlerin çokluğunu ve gizemleri de temsil eder. Meyvenin sert, kırmızı kabuğu, Kilise’yi Mesih’in ve şehitlerin kanıyla kırmızıya boyanmış olarak simgeler (bkz. örn. Beda, In Cant. Expos. 4 = PL 91,1145). Çok sayıdaki tatlı tanesi, Kilise üyelerinin birliğini ifade eder (bkz. örn. Ambrosius, Iac. 2,1,3 = PL 14,646). Görünmeyen ama lezzetli taneler, mecazi olarak Tanrı’ya adanmış bir ruhun gizli erdemlerine işaret etmek için de kullanılmıştır (bkz. Beda, In Cant. Expos. 6,24 = PL 91,1180). Nar, ayrıca yaratılışın Tanrı’nın eli ya da inayeti içinde bulunduğunu da sembolize eder.[6]

Nar, rahipliği de simgeler; çünkü sert kabuğu içinde bol meyve taşır (= rahipliğin züht yaşamı). Bu sembolizm nedeniyle, nar motifi Orta Çağ’a ait çok sayıda pano resminde görülür.

Yılbaşı Gününde Nar

Yahudi yeni yılı Roş Ha-Şana‘da, dünyanın dört bir yanındaki Yahudiler, kutlama yemeğine başlamadan önce nar üzerine bir bereket duası okurlar. Nar, micvalarla dolu bir yaşamla ilişkilendirildiğinden, yaklaşan yılın da narın taneleri kadar çok micva ve iyi amelle dolu olması dileği gelenek hâline gelmiştir. Roş Ha-Şana’da inananlar, Tanrı’nın huzurunda davranışlarının hesabını verir ve tövbeye yönelirler. Hem diasporada hem de İsrail’de iki gün boyunca kutlanan tek bayramdır.[7]

Ermeni Apostolik Kilisesi, kuruluşunun ilk dönemlerinde bazı Yahudi ritüellerini ve kurumlarını benimsemiştir. Nar da yılbaşı kutlamalarında rol oynar: İstanbul’daki Ermeni Noel geleneğinde, nohut püresi, patates ve sotelenmiş soğanın susam ezmesi, yenibahar, karabiber ve tarçınla tatlandırıldığı topik adlı oruç yemeğinin yanı sıra nar da yer alır.

Yılbaşı ayininde, İstanbul Ermeni Apostolik Patriği binlerce narı kutsar ve ardından bunlar cemaate dağıtılır.

Ehli Hak İnancında Nar

Alevi inancında nar (Farsça: anar; Türkçe: nar), inancın, doğanın ve toplumsal uyumun çeşitli yönleriyle ilişkilendirilen çok katmanlı bir semboldür. Sıklıkla Raa Haqi inancına çok yakın olan →Yarsan felsefesiyle bağlantılıdır ve doğruluğu, bereketi ve bolluğu simgeler. Narın sembolizmi, aynı zamanda sevgi, tutku ve sonsuzluğu da kapsar; bu yönleriyle Alevi kültürü ve ritüellerinde önemli bir yere sahiptir:

Doğruluk ve Bolluk Sembolü: Yahudi geleneğinde olduğu gibi narın çok sayıdaki tanesi, çok sayıdaki iyi ameli ve buyruğu temsil edebilir. Bu, Aleviliğin doğru yaşama ve toplumsal iyiliğe verdiği önemle örtüşür.

Doğayla Bağ: Canlı rengi ve besleyici meyvesiyle nar, Alevilerin doğaya duyduğu saygının doğal bir sembolüdür. Alevi inancının merkezinde yer alan doğanın cömertliğini ve güzelliğini somutlaştırır.

Sevgi ve Tutku Sembolü: Bazı bağlamlarda nar, sevgi ve tutkuyla ilişkilendirilir; bu da insan ilişkilerinin duygusal ve ruhsal derinliğine işaret eder.

Ebediyet ve Süreklilik: Nar ağacının uzun ömürlü olması ve her yıl yeniden meyve vermesi, ebediyetin ve yaşam ile inancın sürekliliğinin sembolü olarak yorumlanabilir.

Nar Bayramı: Yıllık Nar Bayramı, narın kültürel ve toplumsal öneminin başlıca örneklerinden biridir. Meyvenin Alevi yaşamındaki yerini kutlar; geleneksel yemeklerde, şiirlerde ve diğer yaratıcı ifade biçimlerinde oynadığı rolü vurgular. Azerbaycan’ın Göyçay bölgesinde her yıl Ekim/Kasım aylarında kutlanır. İnançlı insanlar narı ebediyetin sembolü olarak görür. 2020 yılında (15.COM) bu festival, UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne kaydedilmiştir.[8][7]

Kültürel Kimlik: Narı hem dini ritüellerden hem sanatsal ifadelere kadar kültürel yaşamın pek çok alanında gören Aleviler için bu meyve, kimliğin ve mirasın sembolü olarak pekişir.

Yarsan felsefesi, Alevi inancı ve felsefesiyle yakından ilişkilidir. Doğa, toplum, doğa yasaları ve toplumsal geleneklere dayalı bir inançtır. Doğa ve topluma olan saygı ve yakınlıklarını göstermek için Yarsaniler, yılın dört mevsimini kutlar; doğadan elde ettikleri ürünleri bu bayramlarla onurlandırırlar. Sonbahar, Yarsaniler için Nar Bayramı demektir. Nar, olgunlaşan son meyvelerden biridir. Bu bayramla Yarsaniler, yılın ilk yarısını uğurlarken ikinci yarısını karşılarlar.

Her yıl Ekim ayının sonunda kutlanan Nar Bayramı, pazartesi günü başlar, üç gün sürer ve çarşamba günü sona erer.

Xawenkar: Nar Bayramı

Yarsani Nar Bayramı, Ayinê Yari (“kardeşlik ayini”) olarak da bilinir ve dini bir törenle başlar. Yarsan inancına göre, Yarsan inancının kurucusu Sultan Suhāk [diğer: Sahak] ve arkadaşları, Halepçe’nin Şinawa bölgesindeki Mireno mağarasında mahsur kalırlar. Üç günün sonunda kurtulurlar ve yoksul bir kadının evine misafir olurlar. Kadının yalnızca bir horozu vardır, fakat bunu sevinçle Sultan Suhāk ve arkadaşlarıyla paylaşır. Bu olay yaklaşık 700 yıl önce yaşanmıştır. O tarihten bu yana Xawenkar ziyafeti, kızartılmış et ve pirinç eşliğinde kutlanır.

Xawenkar ziyafeti, Sultan Suhāk ve arkadaşlarının zafer ve kurtuluş bayramı olarak anılır. Yemekler ve nar ikram edildikten sonra, Yarsan kutsal kitabından dualar okunur. Yemekler yenilip narlar ikram edildikten sonra, yüzlerce kişiden oluşan tambur (tanbur) grupları, Yarsanizm’in kutsal sembollerinden olan tamburu çalmaya başlar. Xawenkar Bayramı, Yarsan pirlerinden Bābā Yādgār’ın Kermanşah Eyaleti’ndeki türbesinde kutlanır. Diğer önemli bir ziyaretgâh ise yine Kermanşah Eyaleti’nde, Perdīvar köprüsü yakınındaki Şeyhan’da bulunan Sultan Suhāk türbesidir.

Sonuç

Bu madde, Yakın Doğu’da narın, bereket, bolluk, şehitlik ve ölüm sembolizmlerinden türeyen, karmaşık ve kimi zaman çelişkili dini-kültürel anlamını ele almaktadır. Doğaya dayalı inanç vurgusu ve aidiyeti güçlü olan Ehli Hak (Yarsan) ve Raa Haqi gibi Alevi toplulukları için nar, kimlik oluşumunda özel bir önem taşır.

Özetle, narın ölümle ilişkilendirilmesi, kültürel, mitolojik ve tarihsel önemine dayanır. Meyvenin taneleri ve arili gibi kendine özgü nitelikleri, onun birçok kültürde – özellikle ölüm ve ahiret bağlamında – sembolleşmesine yol açmıştır. Yaşam, bereket ve bolluk simgesi ya da “ölülerin meyvesi” olarak görülse de nar, bugün hâlâ ilgi uyandıran, çok katmanlı ve çok anlamlı bir sembol olmaya devam etmektedir.

Sonnotlar

1 Otto Zekert (ed.): Dispensatorium pro pharmacopoeis Viennensibus in Austria 1570. Avusturya Eczacılar Birliği ve Eczacılık Tarihi Derneği tarafından yayımlanmıştır. Berlin: Deutscher Apotheker-Verlag Hans Hösel, 1938, s. 143 (Granatum, Malum punicum) ve s. 146 (Malus punicus).

2 İsrail Toprakları’nın yedi ana meyvesi (buğday, arpa, üzüm, incir, nar, zeytin ve hurma) için bkz. Susanne Lechner-Masser: Biblische Gestalten im jüdischen Religionsunterricht [Yahudi Din Eğitiminde İncil Figürleri]. Lübeck: Schöningh, 2017, s. 240.

3 Daniel Killy: “Pomegranate: The Most Jewish Fruit” [Nar: En Yahudi Meyvesi]. Jüdische Allgemeine, 15 Eylül 2023, https://www.juedische-allgemeine.de/kultur/die-juedischste-frucht/

4 “How Many Seeds Does a Pomegranate Actually Have? The Myth of the Perfect Number” [Bir Narda Gerçekte Kaç Tane Çekirdek Var? Mükemmel Sayı Miti]. Israelmagazin, 12 Ekim 2011, https://www.israelmagazin.de/wie-viele-kerne-hat-ein-granatapfel

5 Killy, agy.

6 Örneğin bkz. Antakyalı Theophilos, Ad Autolyticum 1, 4.

7 Killy, agy.

8 UNESCO, Somut Olmayan Kültürel Miras: Nar Bayramı, geleneksel nar festivali ve kültürü. https://ich.unesco.org/en/RL/nar-bayrami-traditional-pomegranate-festivity-and-culture-01511

Kaynakça ve Ek Okumalar

Aydın, Suphi. 2015. Henarek – Granatäpfelchen: Märchen aus dem Morgenland. Zazaki-Deutsch. Hamburg: Landeszentrale für Politische Bildung.

Israelmagazin. 2011. “How Many Seeds Does a Pomegranate Actually Have? The Myth of the Perfect Number.” Israelmagazin, 12 October 2011. https://www.israelmagazin.de/wie-viele-kerne-hat-ein-granatapfel.

Killy, Daniel. 2023. “Pomegranate: The Most Jewish Fruit.” Jüdische Allgemeine, 15 September 2023. https://www.juedische-allgemeine.de/kultur/die-juedischste-frucht/.

Lechner-Masser, Susanne. 2017. Biblische Gestalten im jüdischen Religionsunterricht [Biblical Figures in Jewish Religious Education]. Lübeck: Schöningh.

UNESCO. n.d. “Nar Bayrami: Traditional Pomegranate Festivity and Culture.” Intangible Cultural Heritage. https://ich.unesco.org/en/RL/nar-bayrami-traditional-pomegranate-festivity-and-culture-01511.

Zekert, Otto, ed. 1938. Dispensatorium pro pharmacopoeis Viennensibus in Austria 1570. Published by the Austrian Pharmacists’ Association and the Society for the History of Pharmacy. Berlin: Deutscher Apotheker-Verlag Hans Hösel.

Bu yazı Alevi http://aleviansiklopedisi.com adresinden alınmıştır.

Alevi Kurumlarından TBMM’ye Çağrı Suriye’de İnsani Koridor Açılsın!

0

Türkiye Büyük Millet meclisinin” mesem projesi”  Stajyer öğrencilere taciz vakası gibi daha büyük sorunları var dükkan kapanmıştır! Yasama, yürütme, yargı organları işlevini yitirmiştir! Konuşmak zuldür bu saatten sonra! ancak usul yerini bulsun! güvendiğin padişahın, fiske vuruşuyla yıkılır bir gün!

Alevi Bektaşi Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Türkiye Alevi Federasyonu, Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, Avrupa Arap Alevi Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkezi, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri, Demokratik Alevi Dernekleri ve Adana Alevi Platformu’nun da aralarında bulunduğu çok sayıda Alevi kurumu ve demokratik kitle örgütü, Suriye’de Alevi toplumuna yönelik ağır hak ihlallerinin araştırılması ve insani yardım koridoru açılması talebiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ortak başvuru yaptı.

Toplam 40 kurum ve kişinin imzasının yer aldığı başvuruda, Suriye’de Alevilere yönelik katliam, zorla yerinden etme, mülkiyet hakkı ihlalleri, cinsel şiddet ve diğer ağır insan hakları ihlallerinin sistematik biçimde sürdüğü vurgulandı!

Alevi Sivil Toplum Kuruluşlarının Ortak Talebi

TBMM Başkanlığı’na hitaben yapılan açıklamada, Suriye’de Alevi toplumuna yönelik uzun süredir devam eden ağır ihlallerin tespiti ve değerlendirilmesi amacıyla Meclis bünyesinde bir Araştırma Komisyonu kurulması yönündeki girişimlerin desteklendiği ifade edildi. Alevi kurumları, kurulacak komisyonun çalışmalarına katkı sunmak üzere ellerinde bulunan bilgi, belge ve saha deneyimini paylaşmaya hazır olduklarını da kamuoyu ile paylaştı.

Araştırma Komisyonu Kurulması Talebi

Açıklamada, Suriye’de Alevilerin yaşadığı bölgelerde görülen şiddet, zorla göç, mülke el koyma, cinsel saldırı, sistematik yok etme ve benzeri ağır ihlallerin hem ulusal hem de uluslararası insan hakları normları çerçevesinde incelenebilmesi için acilen bir Araştırma Komisyonu kurulması talep edildi. Bu kapsamda DEM Parti tarafından TBMM’ye sunulan araştırma komisyonu önerisinin olumlu karşılandığı ve geniş bir siyasal uzlaşıyla hayata geçirilmesinin gerekli olduğu vurgulandı.

İnsani Yardım Koridoru Talebi

Alevi kurumlarının ikinci temel talebi ise Suriye’deki Alevi sivillere yönelik insani yardımların güvenli, düzenli ve kesintisiz şekilde ulaştırılabilmesi için Türkiye üzerinden geçecek bir insani yardım koridorunun ivedilikle tesis edilmesi oldu. Bu adımın, uluslararası insancıl hukuk ilkeleri doğrultusunda insani bir yükümlülük olduğunun altı çizildi.

Dayanışma Ve Ortak Sorumluluk Vurgusu

Açıklamada, Suriye’de Alevi toplumuna yönelik ağır saldırıların durdurulması için insan hakları kurumları, akademik çevreler, inanç toplulukları ve tüm sivil toplum aktörleri dayanışmaya ve işbirliğine davet edildi. Meclis’te temsil edilen ve edilmeyen tüm siyasi partilerin söz konusu komisyon sürecine destek vermesinin hayati önemde olduğu vurgulandı.

Yaşanan insanlık trajedisinin yalnızca Alevi toplumunun değil, insan haklarına saygıyı esas alan tüm insanlığın ortak sorumluluğu olduğu ifade edildi. Kapsayıcı ve sürdürülebilir bir dayanışma mekanizmasının oluşturulmasının, hem geçmişe hem de geleceğe karşı ortak bir sorumluluk olduğu dile getirildi.

TBMM’ye Çağrı

Alevi kurumları, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin insan haklarının korunması ve Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleri doğrultusunda gerekli değerlendirmeyi yapacağına olan inançlarını da açıklamada vurgulayarak, konunun takipçisi olacaklarını ifade etti.

İmzacılar Arasında Yer Alan Kurumlar Kurumlar

Açıklamaya imza atan kurumlar arasında şu ve kuruluşlar yer aldı:
Alevi Bektaşi Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Türkiye Alevi Federasyonu, Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, Avrupa Arap Alevi Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkezi, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri, Demokratik Alevi Dernekleri, Adana Alevi Platformu, Akdeniz Sosyal Yardımlaşma Vakfı, Ehl-i Beyt Kültür ve Dayanışma Vakfı, Samandağ Cemevi Derneği, Hatay Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Derneği, Alevi Düşünce Ocağı, Arap Alevi Kültürünü Araştırma Yaşatma ve Geliştirme Derneği, 6 Şubat Sosyal Kültür Dayanışma Derneği, Ehlen Dergisi, Karayusuflu Mahallesi Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği ve Samandağ Kalkındırma Derneği

Açıklamaya ve çok sayıda yerel dernek ile gazeteci, araştırmacı yazar ve insan hakları savunucusu da imza attı.

Toplumsal Demokratik Alevi Hareketi’nde İnsan İlişkilerinin Önemi Üzerine HASAN SUBAŞI

Alevilik, insan ilişkilerinin doğruluk, dürüstlük, adalet ve rızalık üzerine kurulmasını zorunlu kılar. Çünkü bu yolun kadim öğretisinde rızasız lokma yenmez ve dergâha eğri odun sokulmaz.

Bu ilkesel anlayış doğruluğun; özü sözü bir olmanın; eğrilikten, hileden, ikiyüzlülükten uzak durmanın örgütsel hayattaki somut karşılığıdır. Alevi örgütlülüğünün kadrolarını belirleyen bu değerler olmalıdır. Çünkü bu değerler olmadan güven kurulamaz, güven olmadan kolektif öznenin taşıyıcısı olan yönetici ve kadrolar arasındaki ilişki doğru temeller üzerinde inşa edilemez.

Toplumsal Demokratik Alevi Hareketi’nin kadroları arasında kurulan bağlar, kişisel yakınlıklardan veya keyfi tercihlerden değil, programın, tüzüğün ve ilkelerin belirlediği ortak zeminden beslenmelidir. Mücadelenin yönünü, ilişkilerin niteliğini ve paylaşımın ahlaki boyutunu belirleyen şey modern toplumun dayattığı ilişkiler değil; Aleviliğin binlerce yıllık temel değerleri ve etik kodları olmalıdır. Bu nedenle herhangi bir Alevi yöneticisinin veya kadrosunun, yolun değerlerinden uzaklaştığı anda kendisini tüketim toplumunun, sömürü düzenlerinin ve bireyci yaşam tarzının çürütücü etkisinden koruyabilmesi mümkün değildir. Yol, kendi ahlakını terk edenleri korumaz; onları dağınık ilişkilerin, kişisel hesapların ve dünyevi kaygıların ağına bırakır.

Alevi özgürlük mücadelesi içinde gelişen yoldaşlık, duygusal bir yakınlık değil; yolun sözünü birlikte taşıma, yükü birlikte omuzlama ve mücadeleyi birlikte örme iradesidir. Bir canın eksilmesi tüm yapının eksilmesi, bir canın güçlenmesi tüm yapının güçlenmesi anlamına gelir. Tarihsel Alevi hareketinden bugüne aktarılan yol yoldaşlığı, kişisel rekabeti dışlayan, kolektif kazanımı merkeze alan, nefsin değil ilkenin belirlediği bir ilişkidir. Bu nedenle Alevi mücadelesindeki insan ilişkilerinin gücü, bireylerin karakter özelliklerinden değil; Alevi yol değerlerinin ve bizi örgütsel bir yapı içinde bir araya getiren programın, tüzüğün ve örgütsel prensiplerin içselleştirilmesinden doğar.

Bütün bu değerlerin tarihsel en yüksek ifadesi ise Pir Sultan Abdal’ın duruşunda hayat bulur. Pir Sultan Abdal, ikrarından dönmeyerek; rızasız lokmaya el sürmeyerek; eğri odunla dergâhına girmeyerek; yalandan, iftiradan, riyadan uzak durarak, Alevi yolunun değerlerini canıyla savunarak; yol taliplerini kaderin insafına terk etmeyerek yol ve dava insanı olmanın en güçlü temsilcisi olmuştur. Onun Hızır Paşa karşısındaki direnişi bireysel bir cesaret değil; yolun değerlerine, yoldaşlarına ve ikrarına bağlı olan taliplerine duyduğu sarsılmaz bağlılığın ve Aleviliğin zalimin önünde diz çökmeme anlayışının tarihsel zirvesidir.

Bugün Toplumsal Demokratik Alevi Hareketi’nin kadroları arasındaki her doğru ilişki, her rızalık temelli bağ, her ilkeye, doğruluğa, dürüstlüğe, sahiplenmeye ve dayanışmaya dayalı yoldaşlık; Pir Sultan Abdal’ın bu büyük mirasının çağımızdaki örgütsel karşılığıdır. Biz biliyoruz ki Alevilikte yol, ikrarına bağlı olan yolun yoldaşları ile yürünür. İkrara dayalı yol kardeşliğini içselleştiren yönetici ve kadroların ağırlıkta olduğu örgütsel yapılarda yol dışı insan ilişkileri kendisine çok fazla yaşam hakkı bulamayacağı gibi, yaşanan sorunlar da Alevi yol değerleri temelinde sürece yayılmadan, zamanında mutlaka çözülür.

Sözün Sözü

Toplumsal Demokratik Alevi Hareketi, ancak bu değerlere sadık kalarak ileriye doğru hamleler yapabilir. Bu değerlerden kopuş başladığında hareketin sorunlar yumağıyla, çeşitli iç çatışmalarla ve düzen kaynaklı örgüt içi iktidar mücadeleleriyle karşı karşıya kalması kaçınılmaz olur. Çünkü bu kopuş, hareketi yürüten yönetici ve kadrolar arasındaki insan ilişkilerinin bozulmasına yol açan her türlü olumsuzluğun ve kötülüğün gelişmesi için güçlü bir zemin oluşturur. Bundan dolayı, örgütsel yapılarımızın içinde insan ilişkilerini mutlaka Alevi yol değerleri temelinde kurmalı ve bu temelde geliştirmeliyiz.

Yol değerlerimizin olduğu yerde de mutlaka sorunlar yaşanır; ancak bu sorunlar ne örgütsel yapılarımızı tahrip edecek nitelikte olur ne de sorunların örgütsel ortamlar dışına taşınmasına yol açar. Kimse, sorunlarının çözümü için düzen içi mekanizmaları devreye sokma yönelimi içine girmez. Yaşanan sorunları örgütsel ortamlarda ve toplumsal dar olarak gördüğümüz genel kurullarda çözmeyi esas alır. Çünkü Alevi yol değerlerine bağlılık, kurumsal ortamların dışındaki hiçbir arayışa ve yönelime müsaade etmez!

Pir Sultan Abdal’ın yola ve yoldaşlarına duyduğu sadakat sürdükçe, Alevi özgürlük mücadelesi de aynı hakikatle yol almaya devam edecektir.

Şimdi ilkeli temelde yolda birlik olma zamanı.

alevi haber ağı

Dâr’a Duruş: Sözün Bedeli, Hakk’ın Didâr’ı DENİZ YILDIZ

0

“Hakk’ın divanında Cem meydanında Dâr didâr olmak.” Bu çağrı, yola gelen her canın en zorlu yüzleşmesidir. Zira can, dara durduğunda bilir ki; yola verilen İkrar ağır, ama nefis zayıftır. Cem erkânında, Mürşidin ve cemaatin huzurunda dara çekilmek, kişisel sözünün muhasebesidir. Nefsine yenilen, iktidar peşinde koşan canın zihninde, tutulmayan her söz vebal olur. Dâr, işte o ağır yükü gönüllü olarak Meydana indirmektir.

Ayaklar mühürlü, kollar çaprazdır; gönül mühürlüdür . Bu, sadece bir duruş değil; Mansûr’un yürüdüğü yolda, kendi kusurunun acısını yaşayan bir aşığın canını kurban etmeye hazır olmasıdır. Bu eylem, içimizdeki zayıflığı yener ve dışarıdaki tüm zulme karşı büyük bir direnişi başlatır.

Dâr, ikrarın yüküyle, özünle ve benliğinle yüzleşip teslim olmaktır. Hepimiz bir sözle dünyaya geldik. Ama nefsine yenik düşenlerin zihninde, o sözler ağır bir vebal olarak kalır.
Kendi kusurlu hâlini kabul etmek, yapılan hatayı ve karakter zayıflığını fark etmek, kişi için en büyük işkencedir. Ulularımız der ki: Ne ararsan kendinde ara. Bulduğun o yükle, Dâr’ın Meydanına dikilmek zorunludur. Kusursuzluk yalnızca Hakk’ındır; sırra erenler bunu bilir.

Dâr, sadece bireyin yükünü hafifletmez. O, aynı zamanda tarihin yükünün de direğidir. Çünkü can, kendi kusuruyla yüzleşme disiplinini kazanınca, dış dünyanın zulmüyle savaşma gücünü bulur.

Hakikat aşkına Dâr’a yürüyenler zinciri, zalime biat etmeyerek canını feda eden Kerbela’da İmam Hüseyin’in duruşu ile başladı. “Ene’l-Hak” diyen Mansûr ve sözü uğruna derisi yüzülen Nesîmî ile devam etti . Bu direniş; Pir Sultan Abdal’ın sözünde, Alişer ve Zarife Hanım’ın dağlardaki mücadelesinde, nihayet Dersim’de Seyit Rıza’nın direğe yürüyüşünde keskinleşti. Pir Sultan’ın dediği gibi: “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan.”

Bu tarihi zincir, Dâr’da inşa edilen teslimiyet ruhunun iktidara boyun eğmediğini gösterir. Türkiye’de yaşananlardan sonra şimdi Suriye’de, Ortadoğu’da Alevilerin uğradığı katliamlar, sadece fiziksel bir yıkım değil, bu direniş ruhunu hedef alır. Zira Dâr’a duran, canını feda etmeyi göze alandır. Kişisel zayıflığıyla yüzleşebilen can, toplumsal felaketin ağırlığı altında ezilmez; bilakis, ikrarıyla direnişin ta kendisi olur ve Hakk’ın yüzünde görünmeyi seçer.

Dâr didâr olmak, nefs ile Hakk arasında bitmeyen bir sözleşmedir. Bu, sadece Cem’deki bir ritüel değil, tarihin her anında nefsin ve zulmün karşısında dimdik bir duruştur. Ayakların mühürlendiği, kalbin teslim olduğu o Meydan; Kerbela’dan bugüne uzanan zorlu yolun tek kaidesidir.

Ancak bugün, bu direniş zincirini miras alan bizler, ikrarımızın gereğini yeterince yerine getiremiyoruz. Dâr’ın felsefesi ortadayken, kendi konfor alanımızda, toplumsal felaketlere ve adaletsizliğe karşı mücadele etmeme zafiyetini gösteriyoruz. Zulmün gölgesinde dilsizleşmeyi, hafızayı silmeyi ve sinmeyi tercih ediyoruz.

Zira ancak kendi içindeki yükü Dâr’a indirmeyi göze alan can, dışarıdaki zulmün karşısında canıyla ve ikrarıyla dimdik durma cesaretini bulur. Sırra erenler bilir ki, bu yol; düşmekten değil, düştükten sonra kalkıp direğe dönmekten ibarettir. Bizler, geçmişin acı yükünü taşıyanlar olarak, hafızalarımızı taze tutmalı ve günümüzdeki eylemsizlik hastalığını yenerek, hak ve hakikat aşkına direnmeye devam etmeliyiz.

Maraş Katliamı’nda Unutmadık! Alevi Kurumlarından Kadıköy’de Ortak Açıklama

Maraş Katliamı’nın 47. yılı dolayısıyla Alevi kurumları, 17 Aralık 2025 tarihinde Kadıköy İskele Meydanı’nda ortak bir basın açıklaması gerçekleştirecek. Bu açıklama ile, 19-26 Aralık 1978 tarihleri arasında Maraş’ta Alevi yurttaşlara yönelik gerçekleştirilen ve devletin bilgisi ve gözetimi altında gerçekleşen katliamda hayatını kaybedenler anılacak. Aynı zamanda, katliamın gerçek faillerinin ortaya çıkarılmaması ve cezasızlık politikalarına karşı adalet talep edilecek.

Etkinlik, Alevi Bektaşi Federasyonu, Türkiye Alevi Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin çağrısıyla düzenleniyor. Açıklamada, Maraş Katliamı’nın Alevilere yönelik tarihsel saldırı zincirinin en ağır halkalarından biri olduğu vurgulanacak ve devlet arşivlerinin açılması, cezasızlık politikasının son bulması gibi talepler dile getirilecek.

Alevi kurumları, katliamların yalnızca geçmişe ait olmadığını, günümüzde de inkâr ve asimilasyon politikalarının bir sonucu olduğunu belirtiyor. Bu nedenle, toplumsal hafızanın korunması ve ortak mücadelenin önemine dikkat çekiyorlar. Tüm halkı ve demokrasi güçlerini bu ortak hafıza ve adalet çağrısına katılmaya davet ediyorlar.

Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu’ndan Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı’na Destek Bursu

Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, maddi imkânları kısıtlı öğrencilerin eğitimine destek olmak için Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı ile dayanışma içerisinde olduğunu duyurdu. Federasyon, bu doğrultuda sağlanan 6 bin 180 Euro’luk katkının gençlerin eğitim yolculuğuna umut olacağını vurguladı.

Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı, eğitim alanındaki eşitsizlikleri azaltmayı hedeflediğini belirterek, üniversitelerde öğrenim gören başarılı ama maddi olanakları sınırlı öğrencilere burs sağladığını ifade etti. 2015 yılında oluşturulan burs fonu sayesinde bugüne kadar yüzlerce öğrenciye destek sunulduğu aktarıldı.

Federasyonun açıklamasına göre, burs desteği 2015-2016 eğitim döneminde 24 öğrenciyle başlamış ve 2024-2025 döneminde 238 öğrenciye ulaşmıştır. 2025-2026 eğitim döneminde ise toplamda 203 öğrenciye burs verileceği belirtildi. Ayrıca, özellikle kız öğrencilerin burs olanaklarından daha fazla yararlandırıldığına dikkat çekildi; bu yıl burs alan öğrencilerin yüzde 73’ü kız, yüzde 27’si erkek öğrencilerden oluşmaktadır.

6 Şubat depremlerinin yarattığı yıkımın ardından dayanışma ağlarının güçlendirilmesi gerektiği vurgulanarak, eğitim ortamının çocuklar ve gençler için psikososyal iyileşme sağladığı ve yoksullaşmanın etkilerini azaltmada önemli bir rol oynadığı ifade edildi.

Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, sağlanan burs desteğinin anlamına dikkat çekerek, Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı’na özverili çalışmaları için teşekkür etti. “Emekleriniz Hakk katında kabul olsun. Aşk ile” ifadeleriyle dayanışma mesajı iletildi.

İktidar, Suriye’deki katliamı durdurma gücüne sahip ama neden harekete geçmiyor?

Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, Suriye’de Alevilere yönelik süregelen katliamlara dikkat çekerek, Türkiye’nin bu durumu durduracak güce sahip olduğunu vurguladı. Akpınar, “Cumhurbaşkanı, MİT Başkanı ya da Dışişleri Bakanı bir telefonla bu katliamları durdurabilir” ifadelerini kullandı.

Suriye’de yaşananların insani ve ahlaki açıdan kabul edilemez olduğunu belirten Akpınar, “Emperyalizmin hizmetindeki İŞİD anlayışını kınıyoruz. Bu durum, Ortadoğu’daki mazlum halkların bedel ödemesine neden oluyor” dedi. Akpınar, Alevi toplumunun sesinin duyulduğunu ancak hiçbir somut adım atılmadığını ifade etti.

CHP ve DEM Parti’ye çağrıda bulunan Akpınar, bu partilerin Suriye’deki soykırıma karşı daha fazla inisiyatif alması gerektiğini söyledi. Ayrıca, Türkiye’deki Alevi toplumunun, son 40 yıldır Kürtlere gösterdiği duyarlılığı, Suriye’deki Alevilere de göstermesini beklediklerini belirtti.

Alevilere yönelik katliamların devam etmesine rağmen Türkiye’nin yetkililerinin bu duruma kayıtsız kaldığını vurgulayan Akpınar, “Suriye’de yaşananlara karşı üç maymunu oynuyorlar” dedi. Akpınar, Hristiyanlar, Ezidiler, Kürtler ve Türkmenler dahil olmak üzere hiçbir halkın ezilmemesi gerektiğini ifade etti.

Son olarak, Akpınar, Suriye’deki bir diktatörlüğün sona erdirilmesi gerektiğini ve yeni bir diktatörlüğün başka inançları veya toplulukları ezmesini istemediklerini belirtti. Alevi toplumu olarak Suriye’de yaşanan katliamlara karşı mücadele vermeleri gerektiğini vurguladı.

Alevi soykırımına karşı grev 4. gününde: Mesyaf ve Hama’da dükkanlar kapalı

Alevi Soykırımına Karşı Grev 4. Gününde: Mesyaf ve Hama’da Dükkanlar Kapandı

Suriye’de Alevilere yönelik soykırım uygulamalarına dikkat çekmek amacıyla başlatılan grev, 4. gününde etkisini sürdürüyor. Mesyaf ve Hama’da dükkanların kapalı olduğu gözlemlenirken, Humus’ta ise okul müdürlerinin devamsız öğrencileri okuldan atmakla tehdit ettiği bildiriliyor.

HTŞ’nin Suriye’deki kontrolü ele geçirmesiyle Alevi toplumu üzerindeki baskı ve katliamların artması, bu grevin önemini artırdı. Şeyh Gazel Gazel’in “Suriye Devrim Kutlamalarına katılmayın, 5 gün boyunca grevde olun” çağrısı, toplumsal bir karşılık bulmuş durumda.

Özellikle Alevi nüfusunun yoğun olduğu Mesyaf ve çevresindeki köyler ile Hama’nın doğu ve batı kırsalında, grev nedeniyle sokakların sakin olduğu ve dükkanların kapalı kaldığı ifade ediliyor. Suriye İnsan Hakları Gözlem Merkezi’nin verilerine göre, birçok öğrenci de eğitim kurumlarına gitmiyor.

Diğer yandan, Humus’ta yerel kaynaklardan alınan bilgilere göre, bazı okul müdürleri devamsız öğrencileri okuldan atmakla tehdit ediyor. Bu durum, velilere de okul yönetimlerine bildirimde bulunmaları talimatını içeriyor. Alevi toplumunun yaşadığı bu baskılar, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık taleplerini daha da görünür kılıyor.