Ana Sayfa Blog Sayfa 490

Mersin’de fidye için kaçırılan mülteci çocuk katledildi

Mersin’de Yenişehir ilçesinde babası kuyumcu olan ve fidye için kaçırılan çocuk katledildi

Mersin’in merkez Yenişehir ilçesinde kuyumculuk yapan Suriyeli Halit Hayanked’in 12 yaşındaki çocuğu dün öğlen saatlerinde sitenin bahçesinde oynarken ortadan kayboldu.

Bir süre sonra da aileyi telefonla arayan bir kişi, çocuklarının ellerinde olduğunu, fidye vermeleri halinde çocuğu serbest bırakacaklarını, polise haber vermeleri durumunda ise katledeceklerini söyledi.

Sitede bulundu

Bunun üzerine aile durumu polise bildirirken, yapılan incelemede çocuğun siteden ayrılmadığı tespit edildi.

Sözcü’de yer alan habere göre, sitede yapılan araştırmada çocuk binanın bodrum katında katledilmiş halde bulundu. Yapılan otopsinin ardından çocuk defnedildi.

Kapıcı gözaltında

Soruşturma kapsamında sitenin kapıcısı Hasan Cingöz, gözaltına alınırken, bodrum katın anahtarının sadece kapıcıda olduğu, olay günü ise sitenin güvenlik kameralarının kapalı olduğu öne sürüldü.

Failin, ifadesinde suçunu kabul ettiği belirtildi.

MERSİN

#Mersinde #fidye #için #kaçırılan #mülteci #çocuk #katledildi

Tuncel: Sandıkta hesap sormak için Soma’yı, Roboskî’yi, Suruç’u depremi hatırla

Tutuklu siyasetçi Sebahat Tuncel, ‘Geleceği iktidarın zor araçları değil biz belirleyeceğiz’ diyerek sandığa gitme çağrısı yaptı

Sincan Kadın Kapalı Cezaevinde tutuklu olan siyasetçi Sebahat Tuncel, 14 Mayıs seçimlerine dair ANF’ye değerlendirmelerde bulundu.

“14 Mayıs siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel geleceğin belirlenmesi açısından kritik bir öneme sahip” vurgusu yapan Tuncel’in gönderdiği mektup şöyle:

“Demokrasilerde tek başına sandık, yeterli bir gösterge değil elbette. Bir dizi başka tedbirler de gereklidir. Düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, örgütlenme, eylem yapma, siyaset yapma, sendikal özgürlük, ekolojik dengenin korunması, hayvan hakları gibi ve daha birçok alanda hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması ve ülkeyi yönetenlerin de bunu esas alması gerekir.

Türkiye’de özellikle son 10 yılda yaşanan otoriter, tekçi, militarist, milliyetçi, cinsiyetçi ve dinci yönetimin demokratik değerleri ayaklar altına aldığı ve Türkiye halklarına nefes dahi alacak alan bırakmadığını, milyonlarca insan yaşayarak deneyimledi. Bu gidişata dur demek ve yeni bir başlangıç yapabilmek için 14 Mayıs seçimleri önemli bir fırsattır. Kadınlar, Kürt halkı ve Türkiye’nin yoksul emekçi insanlarının bu tarihi fırsatı iyi değerlendireceklerini ve değişimden yana oy kullanacaklarına inanıyorum.

‘Devletin tüm zor araçları devrede’

İktidardakiler elde ettikleri rantı, biriktirdikleri gücü ve zenginliği bırakmak istemiyor. Bunun için de devletin tüm zor ve zulüm araçlarını devreye koymuş durumdalar. Özellikle Kürt siyasal hareketine, demokrasi ve özgürlük güçlerine yönelik siyasi soykırım operasyonlarını seçim arefesinde de hız kesmeden sürdürmesi, sürekli savaş politikaları ve silah sanayi üzerinden propaganda yaparak Kürt düşmanlığını yaygınlaştırıp kutuplaştırması, muhalefete yönelik her türlü şiddeti kullanması, mevcut durumu süreklileştirmek istemesindendir. Ancak 20 yıldır iktidarda olan AKP, iktidar ve güç birikimi ile kirlenmiş; krizin, sorunların, çözümsüzlüğün merkezi haline gelmiş durumda. Elinde kalan tek propaganda aracı ise, yalan. Gelinen aşamada halkların vereceği kritik karar, bu yalan ve zulüm düzenine, adaletsizliğe, sömürüye son verip vermemektir. Eski Romalıların ortaya attığı kadim soru olan ‘Dünya yıkılsa da adalet yerini bulmalı mı’ sorusunu Kant; ‘Adalet yok olursa dünya üzerinde insan yaşamı anlamını yitirmiş olur’ diye cevaplamıştır. Günümüzde de Türkiye halklarının neredeyse tamamının hissettiği, yaşadığı duygu; adaletsizlik duygusu. Yaşamın her alanında yaşanan adaletsizliğe karşı dur demek için; eşit, adil, demokratik bir toplum için 14 Mayıs’ta sandığa gidip oy verelim.

‘Geleceği iktidarın zor araçları değil biz belirleyeceğiz’

Unutmayalım ki, Türkiye’nin geleceğinin nasıl olacağını iktidar ve onun kullandığı zor araçları değil yurttaşlar olarak biz belirleyeceğiz. İktidarlar yurttaşları, bireyleri bir ‘hiç’ olduğuna inandırırlar. Halk adına, yurttaş adına kendileri düşünür, kendileri karar verir; çünkü yönetmenin en kolay yolu budur. Geniş kitlelerin, kadınların, gençlerin düşünmesini ve sorgulamasını istemezler. Bu nedenle insanlara midesinden başka düşünecek bir alan ve zaman bırakmazlar. Sürekli gündem değiştirerek halkı temel gündemlerden uzaklaştırıp, iktidarın ideolojik araçları olan medya, iletişim araçlarıyla, üretilen yapay gündemleri sürekli gündemde tutar. İnsanların kendi sorunları üzerinden düşünmesini, yaşadıkları toplumsal, ekonomik, kültürel gerçekliği sorgulamasını engellerler. Egemenler için tehlikeli olan düşünce değil, düşünmenin kendisidir. Çünkü insanlar düşünmeye, sorgulamaya başladığında mevcut hayatın değer olmadığını görecek ve yaşamaya değer bir hayat için mücadele edeceklerdir. 14 Mayıs seçimlerinde Yeşil Sol Parti ile yaşamaya değer hayatlar kurma iradesini güçlendirelim.”

‘Adaletsizliği hatırlayarak sandığa gidelim’

İktidarlar, bizi aynı zamanda bizi hafızasız, köksüz, kimsesiz ve güçsüz bırakmak için uğraşır. Geçmişi olmayan, geçmiş yaşananlardan ders çıkarmayanların geleceği de olmaz. O nedenle düşünmek kadar hatırlamak da önemli. AKP-MHP-Ergenekon faşist ittifakının Kürt halkına, kadınlara, doğaya, haklara yaşattığı zulmü adaletsizliği, baskı ve kölelik düzenini hatırla. Bu yaşananları bir daha yaşamamak için de 14 Mayıs tarihi önemli bir virajdır. Roboskî’yi, Suruç’u, Ankara Gar Katliam’ını, Soma’yı, Amasra’yı, kadın katliamlarını, doğa talanlarını, Gezi’yi, yatağa aç giren çocukları, emeğinin hakkını alamayan işçileri, emekçileri, milyonlarca işsizi, haksız yere zindanda yatanları, halk iradesini gasp eden kayyum siyasetini, Kürt halkına karşı geliştirilen ırkçı saldırıları, Şenyaşar Ailesi’ni, Deniz Poyraz’ı, Tahir Elçi’yi, Hrant Dink’i, Gazi, Sur, Cizre katliamlarını ve daha nice katliamı, nice haksızlığı ve hukuksuzluğu hatırlayarak sandığa gidip hesap soralım.

‘Jin jiyan azadî sloganı yankılansın’

Hatırlamak, unutmamak, hesap sormak için önemlidir. Bizi hafızasız bırakarak acılarımızı ranta çevirmek isteyenlere fırsat vermeyelim. 6 Şubat’ta Maraş merkezli yaşanan depremlerin büyük bir felakete, yıkıma, insan kaybına, yüz binden fazla canın yaşamını yitirmesine neden olanları da unutmayalım. Bizi açlık sınırında yaşamaya mahkûm ederken giderek zenginleşenleri de hatırlayarak 14 Mayıs’ta sandığa gidelim.

Kürt halkına karşı içeride dışarıda savaş politikalarını devreye koyanları, diyalog ve müzakere masasını devirenleri, Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki mutlak tecrit ve izolasyonu devreye koyarak, barış olasılığını heba ederek, Türkiye halklarına savaştan başka seçenek sunmayanları, siyasi soykırım ve kayyumlarla halkların iradesini gasp edenleri, kurumlarını kapatanları unutmayıp hatırlayarak 14 Mayıs’ta sandığa gidelim, Yeşil Sol Parti’ye oy vererek, bu gidişata ‘Êdî Bes e’ diyelim.

Erkek egemen kapitalist düzenin temsilcisi olan faşist blokun en çok kadın kazanımlarına saldırdığını, İstanbul Sözleşmesi’ni feshederek kadınları güvencesiz bıraktığını, her gün kadınların katledilmesine, tacize, tecavüze uğramasına sebep olan zihniyeti temsil ettiklerini, AKP iktidarda olduğu 20 yıllık süreçte katledilen kadınları hatırlayarak, aday listelerinde en çok kadına yer veren ve seçilebilir yerlerde en çok kadın aday gösteren Yeşil Sol Parti’ye oy vererek, kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesini sandıkta da yükseltelim ve parlamentoda da ‘Jin Jiyan Azadî’ sloganının yankılanmasını sağlayalım.

’14 Mayıs yeni bir başlangıç’

Yeşil Sol Parti, Emek ve Özgürlük İttifakı, Türkiye halklarının özgürlüğünü, eşitliğini, barışın, demokratik bir düzeni sağlamak için yola çıktı. Kürt halkının, Türkiye halklarının eşitlik ve özgürlük sorunlarını çözmek, kadınların özgürlüğünü, doğanın özgürlüğünü, insanların kendini ifade edebilme özgürlüğünü, demokratik cumhuriyeti inşa etmek için yola çıktı. O nedenle 14 Mayıs seçimleri Yeşil Sol Parti’nin hedeflerini hayata geçirmesi ve Türkiye’de değişime öncülük etmesi için parlamentoya güçlü bir şekilde girmesi önemli. Bu meclis, aynı zamanda kurucu meclis görevi görmeli. Kürt halkının, kadınların, gençlerin, inançların, halkların sözünü, taleplerini parlamentoya taşıyarak, bu talepler için mücadele edecek güçlü bir parlamento grubunun oluşması için de hepimize görev düşüyor. Ben 14 Mayıs seçimlerinde hem cumhurbaşkanının değişeceğine hem de Yeşil Sol Parti’nin güçlü bir şekilde parlamentoda temsil edileceğine inanıyorum.

Emek ve Özgürlük İttifakı, Yeşil Sol Parti, Kurdistani partilerin oluşturduğu geniş demokrasi cephesi sadece bir seçim ittifakı değildir. Elbette seçimlerde elde edeceğimiz zafer, demokrasi blokunun seçim sonrası çalışmalarının güçlenmesinde bir vesile olacaktır. 14 Mayıs bir son değil, yeni bir başlangıçtır. Seçimde elde edeceğimiz güç, kazanım ve moral, Türkiye halklarına daha güçlü öncülük etmemize ve demokratik cumhuriyeti inşa etmemize olanak sağlayacaktır. Herkesin bu bilinçle yaklaşacağına inanıyor, Emek ve Özgürlük İttifakı’na ve Yeşil Sol Parti’ye başarılar diliyorum.”

ANKARA

#Tuncel #Sandıkta #hesap #sormak #için #Somayı #Roboskîyi #Suruçu #depremi #hatırla

Hatay’da sıcaklıkların artmasıyla birlikte salgın riski de artıyor

Depremde büyük bir bölümü yıkılan Hatay’da 3 aylık sürede sorunların çözülmemesi salgın hastalık riskini her geçen gün arttırıyor. Aile hekimi Ali Kanatlı, sağlık hizmeti veren sağlıkçıların da çok büyük sorunlar yaşadığını belirtti

Mereş ( Maraş) merkezli 6 Şubat’ta peş peşe yaşanan depremlerle ve yine 20 Şubat’ta yaşanan depremle neredeyse haritan silinen Hatay’da aradan bunca zaman geçmesine rağmen halkın sorunları çözülebilmiş değil.

3 ay geçti ama hala çözüm yok

Kentin enkazının tamamen kaldırılmasının ardından ağır hasarlı binaların yıkımına başlandı. Toz bulutuyla kaplanan kentten ağır kokular gelmeye devam ediyor. Su sorununun 3 ay geçmesine rağmen çözülmediği Hatay’da, depremzedeler salgın hastalık riskiyle karşı karşıya.

Yaşanan sorunlara dair Mezopotamya Ajansı’ndan ( MA) Müjdat Can‘a bilgi veren Aile hekimi Ali Kanatlı, kentte özellikle sağlık sorunlarının her geçen gün arttığını söyleyerek, destek olunmasını istedi.

Sağlıkçılar da depremzede

İlk günden bu yana Türk Tabipler Birliği (TTB) ile Sağlık ve Sosyal Hizmet Sendikası (SES) olarak kentte kurdukları Koordinasyon Merkezi’nde çalışmalarını sürdürdüklerini söyleyen Kanatlı, kentte yalnızca bir Kadın Doğum Kliniği olan özel hastanenin ayakta kaldığını aktardı. Kanatlı, “Arkadaşlarımız, hekimlerimiz, hemşirelerimiz, sağlıkçılarımız öldü. Bazılarının eşleri, baba-anneleri öldü. Yakınlarının kolları bacakları kesilen sağlık emekçilerimiz var. Evler yıkıldı” dedi.

Nüfusun çoğu kırsal kesimlerde

Hatay’da kırsal kesim nüfusun yüzde 55 olduğunu söyleyen Kanatlı, depremin 3’üncü ayında Antakya’da 49 Aile Sağlık Merkezi’nden (ASM) 13’ünün, Defne’deki 19 ASM’den ise 7’sinin açıldığını ifade ederek, doktorların evlerinin olmadığını, ayda bir kez bir hafta süreyle gelip çalışıldığını ancak gelenlerin kalacakları yerleri olmadığını söyledi.

Sağlıkçıların barınma sorunu var

Çocuklarını başka şehirlere yerleştiren doktorların gidiş-geliş yaptıklarını söyleyen Kanatlı, “Evlerinin, başlarını sokacak bir yuvalarının olması gerekiyor. Sağlık emekçilerinin çocuklarını okutacakları okullar olması gerekiyor. Bu komple emekçilerin birbirine bağlı sorunudur” şeklinde konuştu.

Salgın riski artıyor

Depremde çok soğuk günler geçirildiğini ve bunun bir avantajının salgın hastalıkların olmaması olduğunu kaydeden Kanatlı, havaların ısınmasıyla salgın ihtimalinin çoğaldığını ifade etti. Sivrisineklerin mikropları taşıdığını ve taşınan mikropların sıcak havalarda salgın artışına neden olduğuna dikkat çeken Kanatlı, “Bu nedenle sağlıklı suya ulaşım önemli. Atıklarında sağlıklı bir şekilde bertaraf edilmesi önemli. Kanalizasyon sistemlerinin oluşturulması önemli” diye belirtti.

Çadır ortamı salgını arttırır

Çadırların artık yetersiz olduğunu, barınma konusunda daha çok prefabrik evlerin olması gerektiğinin altını çizen Kanatlı, “Çadır ortamında 10-15 kişinin bir arada kalmasının da bulaşıcı hastalıklar açısından ciddi bir risk oluşturduğunu biliyoruz” diyerek devamında ise şunları dile getirdi: “Sadece su atığı değil, katı atıkların, evsel atıkların uzaklaştırılması, bertaraf edilmesi, insanların planlı-projeli bir şekilde evlere yerleştirilmesi gerekiyor. Sağlık şu anda Hatay’da iyi değil, yeterli değil.”

HATAY

#Hatayda #sıcaklıkların #artmasıyla #birlikte #salgın #riski #artıyor

Seçmen oy verdiği sandığı izlerken hangi haklara sahip?

Önceki seçimlerde Sandık Kurulu Başkanlığı yapan Rauf Kocaman, yurttaşlara müşahit olmayan sandıklarda halkın seçimleri takip etme hakkı olduğunu hatırlattı

Türkiye 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlere hazırlanıyor. Baskı ortamında gidilen seçimlerde yurttaşların aklında sandık güvenliği bir soru olarak yer alamaya devam ediyor.

MA’dan Ferdi Bayram’a konuşan ve önceki seçimlerde Sandık Kurulu Başkanlığı yapan Rauf Kocaman, sandık güvenliği ve oy kullanma sırasında dikkat edilmesi gerekenlere dair uyarılarda bulundu.

Ambleme dikkat edilmeli

Daha önceki birçok seçimde Sandık Kurulu Başkanlığı yapan Kocaman, seçmenin kararlılığının birçok şeyin önüne geçtiğini belirtti. Bu seçimlerde özellikle dikkat edilmesi gerekenlere dair Kocaman, şunları belirtti: “Seçmen Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) amblemini arayabilir. HDP, Yeşil Sol Parti ile seçime giriyor. Bu konuda pusuladaki ‘Ağaç’ amblemine dikkat edilmelidir. Cumhurbaşkanlığı pusulası farklıdır. Milletvekili seçimi farklıdır. Seçmen şu hataya düşebilir. Kemal Kılıçdaroğlu’nun resmini gördüklerinde direkt hem Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) hem de Yeşil Sol Parti’ye oy verebilirler. Bu hataya kesinlikle düşmemeleri gerekir” dedi.

Sandıkta seçmenin hakkı

Müşahitlerin olmadığı yerlerde seçmenlerin de seçimi takip etme hakkına sahip olduğuna dikkat çeken Kocaman, “Yapılan herhangi bir ihlalle karşı orada itirazları kabul eden yetkili bulunuyor. Sayım yapılırken, oy pusulaları okunduğunda doğru şekilde olduğu gibi tutanağa geçirildiğine bakmak gerekir. Yapılacak olan her ihlalle karşı yurttaş orada itiraz edebilir. Bu seçmenin hakkıdır. Seçim alanını terk etmemek gerekir. Sandık sonuç tutanağının doğru bir şekilde İlçe Seçim Kurulu’na yansıtıldığından emin olmak gerekir” uyarılarında bulundu.

İtiraz hakkı

Daha önce ki seçimleri hatırlatan Kocaman, şunları söyledi: “Kurdistan’da korucuların hakim olduğu yerlerde kadınların ve seçmenlerin sandık başına gidemediğini biliyoruz. Bütün o bölgede ki seçmenlerin blok olarak oyların iktidar partilerine verildiğini biliyoruz. Bu tür durumlarda direk seçmen gelip Seçim İlçe Kurulu’na itirazda bulunabilir. Bur tür durumların yaşanmaması için bütün okullara avukat görevlendiriliyor.”

BALIKESİR

#Seçmen #verdiği #sandığı #izlerken #hangi #haklara #sahip

AA yerel seçimlerde veri akışını kesmişti: Fark ne kadar büyük olursa manipülasyon o kadar zor olur

Anadolu Ajansı, geçtiğimiz seçimlerde veri akışını durduğu için tartışmaların odağında olmuştu. 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlere ne yapacağı ise merak konusu

Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimlerinin yapılacağı 14 Mayıs’a sayılı günler kaldı. Bu seçimlerde de şüphesiz herkesin gözü kulağı Yüksek Seçim Kurulu (YSK) ve Anadolu Ajansı’nda (AA) olacak. Geçmiş seçim pratikleri nedeniyle YSK de Anadolu Ajansı da 14 Mayıs seçimlerinde ne yapacakları merak konusu.

YSK’nin kadrosu yeni

YSK kadrosunun seçim deneyiminin olmaması, seçim güvenliği tartışmalarını da beraberinde getirdi. Nitekim YSK Başkanı Ahmet Yener başta olmak üzere üyelerin seçim tecrübesi bulunmuyor. 16 Ocak 2020’de YSK üyeliğine getirilen Yener, 26 Ocak 2023’te Başkan olarak seçildi, Ekrem Özübek ise 22 Ocak 2020’de YSK Başkanvekili görevine seçildi. Yanı sıra 26 Ocak 2023’de AKP’ye yakınlığı ile bilinen Talip Bakır, Dr. Serdar Mutta, Feyzi Eroğlu, İsmail Kalender ve Ali Çopur, YSK’ye atandı. Seçime kısa bir süre kala atanan isimler hakkında da şaibeler sürüyor.

2018 seçimlerinde yaşanan skandal

Seçim güvenliği noktasında endişe yaratan bir diğer kurum ise Anadolu Ajansı, 24 Haziran 2018 seçimlerinde ilk yayınlanan verilerle algı yaratması üzerine eleştirin odağı haline geldi. 2018 Cumhurbaşkanlığı ve 27’nci dönem parlamento seçimlerinde ilk yayınlanan verilere göre, Türkiye genelinde açılan yüzde 20,7 sandıkta, mevcut AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın oy oranı 59,32 olarak verildi. Ancak bu oran Türkiye genelinde açılan sandık sayısı yüzde 100’e ulaştığında, yüzde 52,6’ya düştü.

Yerel seçimlerde veri akışını kesti

Anadolu Ajansı, 31 Mart 2019 seçimlerinde de algı operasyonu yürüttü. Ankara’da sandıkların yüzde 23,8’inin açıldığı saatlerde açıklanan ilk verilerde, Cumhur ittifakı adayı Mehmet Özhaseki yüzde 51,14, Millet İttifakı adayı Mansur Yavaş’ın ise yüzde 45,66 oranında oy aldığı aktarıldı. AA, İstanbul seçimlerinde ise Binali Yıldırım’ın yüzde 51,83, Ekrem İmamoğlu’nun yüzde 45,55 oranında oy aldığı algısı yarattı. Söz konusu durum Bursa, Mersin, Antalya gibi kentler için de benzer şekilde aktarıldı. Ancak gecenin ilerleyen saatlerinde, İstanbul seçimlerinde oy oranları Binali yıldırım için yüzde 48,70’i gösterirken, AA veri akışını durdurdu. AA, 1 Nisan’da “Seçim Yayın Sistemine sahadan veri akışı gerçekleşmemektedir. Sahadan veya YSK’dan veriler ulaştığında sonuçların aktarımı sürecektir” açıklaması yaparken, YSK veri akışının devam ettiğini duyurdu.

Veri akışının durdurulduğu sırada seçimleri kazanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, “İstanbul’u biz kazandık. Hayırlı olsun” açıklamasında bulundu.

Basın İş Bölge Temsilcisi: AA ile doğru sonuçlar elde edilemez

MA’dan Yüsra Batıhan’a AA’nın seçimlerdeki rolüne dair değerlendirmelerde bulunan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Basın İş Bölge Temsilcisi Turgut Dedeoğlu, geçmiş seçimlerdeki pratikleri nedeniyle Anadolu Ajansı’na güvenin yitirildiğini belirterek, “Anadolu Ajansı’nın verilerine ne kadar inanırsınız?” diye sordu. Dedeoğlu, seçim sonuçlarının bağımsız gazeteciler veya bağımsız şirketler tarafından yapılması gerektiğini söyleyen Dedeoğlu, “Böyle yapılmadığı sürece bu tereddüttü her zaman yaşayacağız. Bu YSK’yla, AA’yla, TRT’yle ile iktidarın borazanı olmuş kurumlarla doğru sonuçları almamız ya da doğru sonuçları elde etmemiz mümkün olmayacak” diye konuştu.

Sandığa sahip çıkılmalı

AA’nın, verileri sunma biçiminin manipülasyon olarak değerlendirilebileceğini vurgulayan Dedeoğlu, “Seçimi kazanmak için demokratik olmayan yollarla ellerinden geleni yapacaklar. AA’nın böyle bir şey yapmaması bizi şaşırtır. Ben AA’nın bağımsız bir ajans olduğuna inanmıyorum. İstanbul seçimlerinde ikinci turda fark 800 bin değil de bin olsaydı, oylar muhtemelen manipüle edilecekti. Fark ne kadar büyük olursa, manipüle etmeleri, yanlış yönlendirmeleri o kadar zor olacaktır. Bir oy bile her şeyi değiştirecek güçte. Biz bunu İstanbul seçimlerinde gördük, ikinci seçimde sonucun nasıl değiştiğini gördük. Onun için de ilk turda seçimi bitirmekte, sonucu belirtmekte fayda var” dedi.

ANKARA

#yerel #seçimlerde #veri #akışını #kesmişti #Fark #kadar #büyük #olursa #manipülasyon #kadar #zor #olur

Operasyon bölgesinde şüpheli korucu ölümü

Türkiye’nin Federe Kurdistan Bölgesi’nde devam eden saldırılarına katılan korucubaşı Mustafa Enç’in kayalıklardan düşerek öldüğü belirtildi

Şirnex’in(Şırnak) Qileban (Uludere) ilçesine bağlı Bêjûh köyünde korucubaşı olan ve Federe Kurdistan Bölgesi’ndeki Zap, Avaşîn ve Metîna alanlarında devam eden saldırılara katılan Mustafa Enç’in kayalıklardan düşerek yaralandığı iddia edildi.

Helikopterle Şırnak Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Enç’in hayatını kaybettiği belirtilirken, Enç’in cenazesi, köyünde toprağa verildi.

Öte yandan olayla ilgili Milli Savunma Bakanlığı tarafından henüz bir açıklama yapılmadı.

ŞIRNEX

#Operasyon #bölgesinde #şüpheli #korucu #ölümü

Kılıçdaroğlu: İlk turda bitirelim

Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, sanal medya hesabından paylaştığı ‘İlk turda bitirelim’ başlıklı videosuyla, ‘Biz mutlaka kazanacağız da sonrasındaki şifa sürecimiz uzamasın, yıllar almasın diyorsanız ilk turda bu işi geçmek zorundayız’ dedi

14 Mayıs’ta yapılacak seçimlere 3 gün kaldı. Tarihi seçimlerde milyonlar andık başına gidecek. Seçim çalışmaları kapsamında sık sık video paylaşan Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sanal medya hesabından “İlk turda bitirelim” başlıklı yeni bir video yayınladı.

Mutlaka kazanacağız

“Öyle bir an gelir ki durmanın verdiği acı, devam etmenin verdiği acıyı geçer. İşte o anda, önünüzde bir eşik belirir. Yavaş yavaş geriye dönmekte olan şeyin yaşama sevinciniz olduğunu ve tekrar derin ve özgürce nefes almanın mümkün olduğunu anlarsınız” diyen Kılıçdaroğlu mesajında, “Bu eşiğin üstesinden sadece sevgi ve şefkatle geçebilirsiniz. Akabinde derin bir şifa sürecine girersiniz. Bu şifa süreci tamamlandığında, berrak, tertemiz, mutlu bir hayat önünüze serilir. Ama unutmamak gerekir ki o eşik öncesi olabilecek korkunç olaylar maalesef sonra yaşanacak şifa sürecini de uzatır. Her gün görüyoruz ki karşımızdaki radikaller koalisyonu gözünü karartmıştır. Korkunç şeyler yapmaya hazırlar. Biz mutlaka kazanacağız da sonrasındaki şifa sürecimiz uzamasın, yıllar almasın diyorsanız ilk turda bu işi geçmek zorundayız” dedi.

Yeni sisteme geçeceğiz

Kılıçdaroğlu mesajının devamında şunları dile getirdi: “Muhalefetin en çok vekil çıkaracağı şekilde ilk turda seçimin sonuçlanması gerektiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, “En çok milletvekili, sistemi hızlı değiştirmek demektir. Yani özetle istirhamım, şu aşamada değiştirmek istediğimize odaklanın, değişimin kendisine değil. Çünkü değiştirmek istediğimizi gönderdiğimizde hemen yeni sisteme geçeriz ve bu yeni sistemde en küçük topluluklar, bireyler bile rahatlıkla fikirlerini söyleyebilecekleri, bunun için de muhatap bulabilecekleri ortama kavuşacaklar. Sesleri rahatlıkla duyulacak. Bana, isteyen istediği kadar sert muhalefet yapabilecek. Amaç, zaten tam da bu. Yani demokrasi. Yani düşünceyi ifade özgürlüğü. Türkiye’yi önce muhalefet yapılabilir hale getirmek. Sonrası herkes için kolay. Onun için ilk turda bitirmemiz lazım. Bu nedenle bilinçli oy kullanmanızı rica ediyorum. Haydi, ilk turda bitirelim bu işi. Sonra, Bay Kemal’e ne istersen de. Hatta aç ağzını, yum gözünü. Başım üstüne.”

HABER MERKEZİ

#Kılıçdaroğlu #İlk #turda #bitirelim

Erdoğan’ın Mêrdîn mitingi için tüm pazar kapatıldı

Erdoğan’ın Mêrdîn’de düzenleyeceği miting gerekçesiyle kent merkezi ve ilçelerindeki tüm Çarşamba Pazarları kapatıldı. Okul servislerinin çalışmayacağı duyuruldu

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mêrdîn’de yarın gerçekleştireceği miting öncesi kent genelinde semt pazarları AKP’li belediyeler ve kayyum yönetimindeki belediyelerin talimatı ile kapatıldı. Gün içinde semt pazarlarına gönderilen zabıtalar, Erdoğan’ın mitingi gerekçesi ile semt pazarlarının kurulmayacağını duyurdu. Mitingin Artuklu ilçesinde gerçekleştirilecek olmasına rağmen Artuklu’daki semt pazarı ile birlikte Qoser (Kızıltepe), Mîdyat, Nisêbîn merkez semt pazarlarının yanı sıra kırsal mahallelerde her hafta kurulan semt pazarlarının da kapatıldığı duyuruldu.

Pazarları kapatıyorlar

Pazar esnafı Enver Erdoğan, kararın kendilerine danışılmadan alındığını belirtirken, “AKP miting yapacak diye pazarları kapatıyorlar. Miting Artuklu’da yapılıyor ama Qoser ve Midyad’a kadar tüm pazarları kapatıyorlar. Bu pazarlardan ekmeğini kazanan 400’den fazla aile var. İnsanlar pazara alışverişe gelirse, mitinge gitmez düşüncesiyle bunu yapıyorlar. Ancak buradan ekmeğini kazanan insanları umursamıyorlar” tepkisinde bulundu.

Okul servisleri de durdu

Öte yandan Erdoğan’ın mitingi dolayısıyla okul servislerinin de çalışmayacağı öğrenci velilerine bildirildi. Öğrenci velilerine servisçiler tarafından gönderilen mesajda servislerin trafik yoğunluğu nedeniyle yaşanabilecek mağduriyet gerekçesiyle çalışmayacağı belirtildi.

#Erdoğanın #Mêrdîn #mitingi #için #tüm #pazar #kapatıldı

Kimyasal silah kullanımı araştırılmalı

Ayrıca Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, 2023 yılı bütçe görüşmeleri sırasında kimyasal silah kullanımıyla ilgili sorulan soruya, göz yaşartıcı silah kullanıldığını açıkça kabul etti

Ayşe Gökkan

Amed zindanındayken, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na 21 Kasım 2022 günü yazdığım bir dilekçeyle Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar hakkında kimyasal silah kullanımıyla ilgili olarak suç duyurusunda bulundum. Hakkında yasal işlem başlatılarak yargılanmalarını, ulusal ve uluslararası konunun uzmanı bağımsız heyetlerce kimyasal kullanılan alanda inceleme yapılmasını talep eden dilekçem, askeri suçlarla ihbarın soyut delillere dayandırıldığı ve kamu adına soruşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir, denilerek reddedildi.

Bunun üzerine -itiraz yolu açık olan- bu karara 26 Nisan 2023 günü, Ankara Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne gönderdiğim bir dilekçeyle itiraz ettim. Söz konusu itirazda, “Bilindiği gibi Türkiye’nin de 1997 yılında taraf olduğu kimyasal silahlar sözleşmesi protokolünde, taraf devletler kimyasal silahların geliştirilmesinin, üretilmesinin, elde edilmesinin, stoklanmasının, elde tutulmasının, devredilmesinin ve kullanımın tam ve etkili bir biçimde yasaklanmasının ve bu silahların imhasının gerekliliği” ısrarla altı çizilerek vurgulandığını belirttim.

Bana 24 Nisan 2023 günü tebliğ edilen “soruşturmaya yer olmadığına” dair kararda, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve TSK için yaptığım suç duyurum hakkında soruşturmaya yer olmadığı belirtiliyor. Bu karara itiraz ediyorum; çünkü nükleer savaşın önlenmesi için Uluslararası Hekimler (International Physicians for the Prevention of Nucleer War -IPPNW) Türkiye’nin Irak Kürdistan bölgesinde yürüttüğü sınır ötesi harekatlarda kimyasal silah kullanıldığına ilişkin bir rapor hazırladı. IPPNW İsviçre ve Almanya’dan bir ekip, 20 ila 27 Eylül 2022 günlerinde Kuzey Irak bölgesinde inceleme yaptı. IPPNW’nin İsviçre Başkanı Dr. Josep Savary ve IPPNW’nin Almanya Bilimsel Danışma Kurulu üyesi (Heyet incelemesi gereken bölgeye izin verilmediğinden girememişti) aynı zamanda Saddam Hüseyin’in Irak’taki kimyasal ve biyolojik silahlarını araştıran BM kuruluşu UNMOUC’in eski biyolojik silah denetçisi Dr. Jan Van Aaken’in incelemeleri sonucunda “Türkiye kimyasal silahlar sözleşmesini ihlal ediyor mu?” başlıklı bir rapor hazırladı. 12 Ekim 2022 günü yayınlanan raporda, “Kimyasal silahlar sözleşmesinin ihlallerine ilişkin bazı dolaylı kanıtlar bulunduğunu” belirtti.

IPPNW ayrıca kimyasal silahların kullanımına dair bulguların incelenmesi için kimyasal silahların yasaklanması örgütüne (Organisation for the Prohibition of Chemical Weapons -OPCW) ve Birleşmiş Milletler’e çağrıda bulundu. Ayrıca Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, 2023 yılı bütçe görüşmeleri sırasında kimyasal silah kullanımıyla ilgili sorulan soruya, göz yaşartıcı silah kullanıldığını açıkça kabul etti. Akar, kimyasal silah kullanımının araştırılmasına dair, kendi kendimizi kontrol etmeliyiz, dedi. Yine Akar, 24 Kasım 2022 tarihinde bir heyet tarafından kimyasal silah kullanımına dair incelemenin yapıldığını ileri sürerek, “Heyet teşkil ettik, heyet gitti, inceleme ve ölçümleri yaptı. Bunların hepsini derlediler, topladılar, getirdiler; burada Sağlık Bakanlığı’nın laboratuvarına verdiler. Bunların hiçbirinde kimyasal olmadığı raporu şu anda elimizde” iddiasında bulundu.

Eğer her CWC protokolüne taraf olan devlet, kendi başına hem kimyasal silah kullanıldığına dair şüpheliyken hem de raporu kendisi hazırlarsa neden protokole imzacı oluyor? Yine eğer TSK kimyasal silah kullanmışsa ve Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, envanterimizde kimyasal silah yoktur, diyorsa, neden 24 Kasım 2022 tarihinde heyet oluşturarak inceleme yaptırdı? Eğer kimyasal silah kullanılmamışsa, neden bağımsız heyetlere izin verilmedi ve harekat bölgesi heyete kapatıldı? Neden IPPNW’nin ekibi ‘dolaylı kanıtlar var’ dedi. OPCW ve BM’nin yaptığı çağrıya Türkiye Cumhuriyeti neden yanıt vermedi ve inceleme yaptırmadı?

Bilindiği gibi, kimyasal silah kullanımı, insanlığa karşı işlenen suçların başında gelir. Bu kadar insanlık dışı bir suç işlenirken, tüm dünyaya karşı bir sorumluluk alan devlet insanlık dışı davranabilir mi? Ben IPPNW İsviçre ve Almanya’dan 20-27 Eylül 2022’de yaptığı inceleme sonucunda Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’ne ve BM’ye yaptığı çağrıya yanıt verilmesini, bu kurumlardan oluşacak bir heyetin Türkiye Cumhuriyeti devletinin davetiyle Irak Kürdistan bölgesindeki Türkiye’nin yürüttüğü sınır ötesi harekat bölgesinin tümünde inceleme yapılmasını, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve TSK’ye yasal işlem başlatılmasını, Milli Savunma Bakanlığı tarafından bölgede yapılan araştırma sonucu elde edilen raporun dosyaya celbini talep ediyorum.


Sincan Kadın Kapalı Cezaevi

#Kimyasal #silah #kullanımı #araştırılmalı

Antakya Pogromu’na karşı oylar Yeşil Sol Parti’ye

Antakya’yı; paraya tahvil ederek, şirketlerin hâkimiyetine teslim eden iktidarı göndermek için sandığa kararlı gideceğiz. Tek adam rejiminin “Pogromist” yapısının farkında olarak oyumuzu Yeşil Sol Parti’ye vereceğiz

Mevlüd Oruç

4 Nisan Cumhurbaşkanlığı kararıyla; Kadim Antakya’yı da kapsayan 307 hektarın kentsel dönüşüm amaçlı, riskli alan ilan edilmesi “Antakya Pogromu’dur”. Kadim Antakya; Yahudilerin, Arap Ortodoks Hristiyanların, Protestanların, Katoliklerin, Ermenilerin, Arap Alevilerin ve Arap Sünnilerin yaşam alanıdır. Devlet ve devleti “niş” (yaşam alanı) olarak kullanan şirketler fırsatçıdır. Depremi fırsata çeviren tekçi “Müesses Nizamın” kentsel dönüşüm kararı; deprem ve faylarla ilgili değil, çok dilli ve çok inançlı demografik yapıyı parçalama, Antakya’nın yerel halklarını göçe zorlama ve gayrimenkullerine el koyma ile ilgilidir. Dil ve din asimilasyonu ve ekonomik nedenlerle, yaşanan göçler sonucu sayıları çok azalan Antakyalı azınlıklar için, bu son darbe, geri dönüşü olmayan göçlere neden olacaktır. Binaları depreme karşı dayanıklı şekilde yeniden inşa etme, sanayi, tarım, ticaret, iş ve istihdam çarklarını yeniden döndürme vb. bütün bunlar teknik işlemlerdir. Fakat, etnik ve dini arındırmanın yaratacağı boşluk doldurulamaz ve meydana getireceği derin yaralar ve acılar kalıcıdır. Hıristiyansızlaştırma ve Yahudisizleştirme uygulamasıyla; Türkiye’deki, cemaatsiz ve turistik metaya (müze) dönüştürülen kilise ve havralara, Antakya’dan 5-6 tane daha eklenecektir.

Yasal pogromlar ülkesi

Pogromların birinci hedefi, dili, dini, ırkı, rengi vb farklı olanları, göçe mecbur bırakılma yoluyla, etnik veya dini arındırma, ikinci hedefi ise, mülklerinin gasp edilmesi yoluyla mülkiyetin el değiştirmesi şeklindedir. Daha önce pogromlarda; farklı olanların evlerini, iş yerlerini, ibadethanelerini tahrip etme, insanları dövme, yaralama ve öldürme şeklinde vahşi şiddete başvurulurdu. 1955 6-7 Eylül utanç olaylarında; Rumların, Ermenilerin ve Yahudilerin ev ve iş yerlerine saldırılar, talan, yaralama, öldürme, katliam vb korkutma yolu ile göç ettirilmesi, mülklerinin el değiştirilmesi, İstanbul’un kozmopolit demografik yapısının geri dönülmez bir şekilde değiştirilmesi “Doğrudan Pogrom”dur. Fakat iki binli yıllarda, pogromlarda uygulanan araçlarda çeşitlenme yapıldı. “Kentsel Dönüşüm”, “Riskli Alan”, “Yasak Bölge” vb. yasal kılıf uydurularak inceltilmiş yöntem ve araçlar da uygulanır oldu. Pogromların yasallaştırıldığı, normalleştirildiği dünyada tek ülkeyiz. İstanbul Sulukule ve Diyarbakır Sur’da, “Kentsel Dönüşüm” adı altında mülklere el koyularak, kentlerin özgün dokusuna aykırı beton yığınları yapıldı. Yöre halkı göçe zorlandı, halkın yaşamı birbirinden koparıldı, demografik yapı değiştirildi. İttihat ve Terakki’den bu yana, yüz yılı aşkın süreden beri “etnik ve dini” arındırma ve servet aktarımı süreci farklı araçlarla devam ediyor. Tek ırk, tek inanç, tek dil vb tekçi “Resmî İdeoloji” zeminine oturan, tekçi “Müesses Nizamın” inşasının yapı taşları; Ermeni Katliamı, Dersim Katliamı, 6-7 Eylül Pogromu, 1971 Kırıkhan Alevi Katliamı, Maraş Katliamı ve diğer katliamlar, tehcirler, pogromlardır.

Antakya’yı paraya tahvil etmek

Dünyanın ilk ışıklandırılan caddesi olan “Herod Caddesi’nin”, Aziz Petrus’un, Hz. İsa’nın inananlarına ilk defa Hristiyan adının verildiği, tek tanrıya inandığı için şehit edilen Hz. Habibi Neccar’ın ve Hz. Hıdır’ın şehri olan kadim Antakya’yı; paraya tahvil ederek, şirketlerin hâkimiyetine teslim eden iktidarı göndermek için sandığa kararlı gideceğiz. Tek adam rejiminin “Pogromist” yapısının farkında olarak oyumuzu Yeşil Sol Parti’ye vereceğiz. Tekçilik bölücüdür, çoğulculuk ise bütünleştiricidir. Oyumuzu, çoğulcu anlayışı ile bölücülüğün ve eşitlik mücadelesi ile ayrımcılığın panzehri olan “Yeşil Sol’a” vereceğiz. Ekolojiyi, halkları, inançları, kentleri daha çok tahrip ederek varlığını sürdüren bu iktidarın, artık gitmesinin toplumun acil ihtiyacı olduğunun farkında olarak oyumuzu kullanacağız. Ekolojik yaşamı, doğrudan demokrasiyi, Ademi merkeziyetçiliği, yerel yönetimlerin güçlendirilmesini savunmak ve birlikte örmek için Yeşil Sol’a oy vereceğiz. Afetzedeleri enkaz altından dahi çıkaramayan ve hayatta kalanların en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayan bu iktidarı göndermek kararlılığı ile sandığa gidip, bir oy Kemal’e bir oy Yeşil Sol’a vereceğiz. Deprem öncesi ve deprem sonrasını yönetme liyakatinde olmayan, on binlerce insanın ölümünün müsebbibi iktidara, artık yeter diyerek bir oy Kemal’e bir oy Yeşil Sol’a.

#Antakya #Pogromuna #karşı #oylar #Yeşil #Sol #Partiye