Ana Sayfa Blog Sayfa 491

Kanola güzellemeleri duvara tosladı

Hayvanların bile yemediği kanolayı Trakya’da ayçiçeğinin yerine ekmek için yapılan yalan propagandalar ve baskılar duvara tosladı. Kuraklık nedeniyle yetişmeyen kanola için Prof. Dr. Kaya’nın kanolada ısrar edilmesi gerektiğini belirtmesi dikkat çekti

Yusuf Gürsucu / İstanbul

Bilinen adıyla kolza olan ve ilk olarak Kanada’da kanola yağı üretimi yapılan bitki, daha sonra dünyanın pek çok yerine yayılmıştır. Günümüzde en çok Çin ve Hindistan’da üretimi yapılan kanola özellikle biyoyakıt amaçlı olarak üretiliyor. Türkiye’de ise kanola yağının gıda ürünü olarak tüketimi özendiriliyor. Kanola yağının kalp rahatsızlıkları başta olmak üzere insan sağlığı üzerinde çok ciddi zararları olduğu ise biliniyor. Kolza bitkisi Türkiye’de kanola, rapiska ya da rapitsa olarak da adlandırılıyor. Kanola yağı bitkisi, içerdiği maddeler sebebiyle hayvanların genellikle uzak durduğu ve tüketmediği bir bitki. Trakya başta olmak üzere Konya gibi kuraklıkla yüz yüze olan coğrafyalar için önerilen kanola Trakya’da yaklaşık 160 bin dekar ekimi yapılırken, bu yıl 40 bin dekara kadar küçüldü.

Daha fazla ekilsin

Trakya Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Genetik ve Biyomühendislik Bölüm Başkanı ve Bitki Islahı Merkezi Müdürü Prof. Dr. Yalçın Kaya, kanola ekiminden vazgeçilmemesi gerektiğini söylemesi dikkat çekti. Ülkenin yağ açığını kanola ile kapatacağını iddia eden Prof. Yalçın Kaya, “Ülkemizde belirli bir yağ açığı var. Yağlı tohumlara her yıl 3 milyar dolardan fazla para ödüyoruz. Bölgemizde de özellikle ayçiçeğine alternatif olarak sarı renkler çok daha fazlaydı. Bu sene azaldı. Neredeyse fotoğraf çektirecek kadar nadir olarak bulunuyor. Bunun birçok sebebi var. Aslında çok daha fazla miktarda olması gerekir. Çünkü ülkemizde mevcut bitkisel yağ açığını ayçiçeğinin tek başına kapatması mümkün değil. O yüzden en önemli bitkilerden bir tanesi de kanola. Mutlaka daha fazla olması gerekir” dedi.

Hayal kırıklığı

Kanola ekim sahalarının ayçiçeği ekim sahalarında şirketlerin pazarlamasıyla birlikte başlarken ayçiçeği yağı üretiminde büyük düşüşler yaşandı. Prof. Dr. Kaya yağ ihtiyacını ayçiçeğinin karşılayamacağını iddia ederken, ayçiçeği yerine kanolanın ekiminin yapıldığını bilmemesi olanaksız. Ancak buna karşın Kaya’nın sözlerini iyi niyetli sözler olarak algılamak da mümkün değil. Habertürk’e konuşan Prof. Dr. Kaya, “Kanolanın bazı dezavantajları var… Kış da kışlığını yapmadı. Bu anlamda geç ekenler çıkardı ama o zaman kanola ekilmiyor. Çiftçiler ekim anlamında hem ekemedikleri için vazgeçtiler, buğdaya veya ayçiçeğine yerlerini bıraktılar. Ekenler de çıkaramadıkları için onları bozdular ve bölgede çok az miktarda kanola ekimi oldu” derken hayal kırılığı yaşadığı sözlerinden anlaşılıyor.

Kanola ekimi 3 yıldır geriledi

Kaya, “Bizim bölgemiz, ayçiçeği bölgesi. Ama kanolanın 2 tane avantajı var. Hatta buğdaydan da daha avantajlı. Haziran sonunda hasat ediliyor ve 2 ay önce bitkisel yağ fabrikalarının boşta kalmasını önlüyor. Çiftçiler ilk önce ondan para görüyor” derken, Edirneli çiftçi Erdal Akgün ise, “Kanolanın esasında 3 yıldan beri ekilişi gitgide azalıyor. Bunun nedeni birinci derecede kuraklık. Ciddi anlamda kanola ekimine başlamıştık. Eylül ayının 10’u gibi ekimi başlayan kanolada, eylül ayının sonuna doğru yağmur alındı. Kanola çıktı ama aralık ayının ortalarına kadar yağış alamamamızdan dolayı çok ciddi anlamda kanola ekili arazilerin bozulduğunu gördük. Biz de bozduk” diye konuştu.

Trakya yok edildi

Trakya’da da kanola bahçeleri 2008 yılı sonrası genişlerken bugün ekim sahalarının yüzde 7

Diğer taraftan Trakya Bölgesi’nin yeraltı sularının yüzde 85’inin tükendiği, akarsu ve derelerin kuruduğu, Ergene Nehri’nde su yerine sanayi ve kentsel atıkların taşındığı bir atık su kanalına dönüştü. Trakya 1. Sınıf tarım arazileri sanayi havzaları ile işgal edilirken, bu arazilerin 1/3’ü ve bütün su varlığı kaya gazı ve petrolüne kurban edildi ve bu durum genişleyerek sürüyor. Ayçiçeğinin yüzde 63’ü, pirincin yüzde 44’ü, buğdayın yüzde 9’u Trakya’da üretilirken böylesi bir bölge sanayi ile boğuldu. Biyoyakıt üretimini desteklemek adına kanola ekimi Trakya’da hızla yayıldı. Ayiçiçeği yerine kanolayı öneren Prof. Kaya’nın bu tutumu anlaşılır bir tutum olmaktan çok uzak.

Gıdada egemenlik yoksa!

Kapitalizmin gıda üzerinde kurduğu egemenlik insanların güvenli ve sağlıklı gıdaya erişimini engellediği gibi yoksul bırakılan halkları da açlığa mahkum etmiş durumda. Sermayenin tüm vehçelerini büyük bir birikim alanı haline getirdiği tarımsal üretimlerin olmazsa olmazı olan tohumların şirketler eliyle patentlenmesiyle birlikte atalık tohumlar GDO’lu ve hibrit (kısır) tohum haline getirildi. Sermaye devletlerinin baskısıyla patentli tohumların kullanımı zorunlu kılındı. Gıdada egemenliğin şirketlerin eline geçmesi sürecinde örgütsüz ve bilgisiz bırakılan çiftçiler ve halkın bu durumu gıda güvenliğini de ortadan kaldırdı.

Bilim kimin için?

Sermayenin bilimi ve bilim insanlarını kendi çıkarları bağlamında kullanması akademik alanda halkların ve doğanın çıkarını koruyan yapılanmaları güçlenmesi gerektiğini, kanola üzerine konuşan Prof. Dr. Kaya’nın duruşuna baktığımızda daha net görmekteyiz. Genleriyle en çok oynanmış bitkilerden biri olan kanolayı buğday ve ayçiçeğinin ekim alanı olan kadim bir coğrafyaya önerilmesi ve bunda ısrar edilmesi nasıl bir cendere altında olduğumuzu ortaya sermekte. Trakya coğrafyası kaya gazı, doğalgaz, maden, tekstil boyahaneleri gibi kirletici ve yok edici bir işgale sürüklenirken kuraklığın küresel iklim değişimine bağlanması ise yok oluşun maskelenmesi amacıyla kullanıldığını da bir kez daha belirtmek gerekiyor.

#Kanola #güzellemeleri #duvara #tosladı

Korku duvarları çökmüştür

Deneyimli Kürt siyasetçi Ahmet Türk ile sayılı günlerin kaldığı tarihi seçimi konuştuk: Bu iktidar gidici, artık korkutma politikasının hiçbir etkisi yok

Nezahat Doğan / Pazartesi Söyleşileri

Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda nasıl bir sistemle yönetileceğinin belirleneceği tarihi seçime sayılı günler kaldı. Yeşil Sol Parti, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın anahtar konumu seçim yaklaştıkça daha iyi anlaşıldı. Meclis’e 100 vekil gönderme hedefini açıklayan Yeşil Sol Parti ve Emek ve Özgürlük İttifakı, “Kürt sorununun çözüm yeri meclistir,” diyen Kemal Kılıçdaroğlu’na cumhurbaşkanlığında desteğini açıkladı. İktidar ve AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise ayrıştırıcı dilini ve politikasının dozunu daha da artırarak sürdürüyor. Seçim kampanyasının merkezinde Kürtleri düşmanlaştırma yer alıyor. Hem ülke hem de Kürtler açısından seçim kritik bir dönemeç olacak. Türkiye’de yarım asra yaklaşan siyasi deneyimiyle, Kürt siyasetinde yürüttüğü mücadeleyle, aldığı sorumluluklarla ve ödediği bedellerle, tarihsel bir bellek taşıyan Ahmet Türk ile tarihi seçimi, Kürt birliğini, demokratik cumhuriyetin imkanlarını, mralı’da ağır tecrit altında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’a ilişkin spekülasyonu ve İmralı duruşunu konuştuk.

  • Kürt siyasetinde duayen bir isimsiniz. Kapatılan Kürt partilerini gördünüz. Belediye eşbaşkanlığınız yasaklandı. Zindana atıldınız. Yarım asra yaklaşan siyasal deneyimizle baktığınızda, Türkiye’de Kürt siyaseti nasıl bir değişim ve dönüşüm sürecine doğru gidiyor?

Türkiye’deki demokrasi güçleriyle aydınlarla, devrimcilerle, emekçilerle daha iyi bir diyalog oluşturduk. Bu Türkiye için bir şans; halkların kardeşliği ve değişim dönüşüm için bir şans. 14 Mayıs seçimlerinde inanıyorum ki demokrasi kazanacak

Tam elli yıl oldu siyasete gireli… Birçok siyasi iktidarların çalışmalarını izledik, parlamentoda bulunduk. Demokratik bir siyasetin güçlü bir şekilde Türkiye’ye yerleştiğini söyleyemeyiz. Zaman zaman bazı adımlar atılmış olsa da tüm halkları kucaklayacak siyasi anlayış bir türlü kurulamadı. Her zaman Kürtleri ötekileştiren siyaset anlayışı yürütülüyor. Zaman zaman ara rejimlerde de Kürtler hedef gösterildi ve hedef haline getirildi, hepsini yaşadık. Ama hiçbir zaman hukuksuzluk, adaletsizlik günümüzdeki bu boyutlara ulaşmadı. Hiçbir dönem bugünkü düşmanlaştırıcı dil ve üslup kullanılmadı. Bugün yürütülen siyaset Kürt halkına düşmanlık üzerinden şekillendiriliyor. Aslında biz başından beri halkların ortak demokratik değerlerde buluşmasının mücadelesini verdik. Adalet ve eşitlik için mücadele ettik. Tabi ki kendimizi anlatmakta zaman zaman zorlandık. Çünkü elimizdeki imkânlar yetmiyordu. Ama son dönemlerde Emek ve Özgürlük Bloğu olarak halkların kardeşliğini ve halkların demokratik değerlerde buluşmasını esas alan yaklaşımımızla, Türkiye’deki demokrasi güçleriyle, aydınlarla, devrimcilerle, emekçilerle daha iyi bir diyalog oluşturduk. Bu Türkiye için bir şans; halkların kardeşliği ve değişim dönüşüm için bir şans. 14 Mayıs seçimlerinde inanıyorum ki demokrasi kazanacak. Bizim de bütün amacımız demokratik bir ülke ve demokratik bir gelecektir. Dostlarımızla ve yoldaşlarımızla bunun mücadelesini veriyoruz.

  • Bu seçim, baskı rejimine karşı demokrasi güçleri için bir şans, Kürtler için de tarihi bir fırsat diyorsunuz… Biraz açar mısınız? Nasıl bir fırsat?

Önemli bir şans diyoruz çünkü bir sistem değişikliğine; rejim değişikliğine doğru gidileceğine inanıyorum. Demokratik bir gelecek herkesi kucaklar. Demokrasi olmadan Kürt sorununu çözmek mümkün değildir ve Kürtler de özgürleşmeden ülkeye demokrasi gelmez. Şimdi önemli olan adaletin ve eşitliğin olduğu demokratik bir sistemi oluşturmaktır. Demokratik bir sistemde insanlar birbirini daha iyi anlayacak, diyalog ortamı oluşacaktır. Parlamentoda sadece Kürt sorunu değil, bütün sorunların ele alınacağı bir döneme doğru gideceğine inanıyoruz. Bu bize umut veriyor. Elbetteki Türkiye’de zaman zaman bazı sözlerin yerine getirilmediğini de biliyoruz. Ama halkların kardeşliği ve demokratik bir gelecek için ikinci yüzyılda cumhuriyetin demokratikleşmesi konusunda mücadelemiz devam edecek. Yeşil Sol Parti, Emek ve Özgürlük İttifakı parlamentoda bir denge olacak. Elbette ki demokratik adımlara, adalet ve eşitlik için yürütülecek bütün politikalara destek vereceğiz. Ama yarın bu sözleri yerine getirmedikleri takdirde Emek Özgürlük Bloku olarak elbette bunları eleştireceğiz ve karşılarında yer alacağız.

  • Vaatlerin yerine getirilmemesi dediniz. Bugün, 2013-2015 çözüm süreci döneminden farklı bir konjonktür var. Kürk sorununun çözüm adresi olarak meclis gösterildi. Burada nasıl bir ilerleme olabilir?

Biz sorunların demokratik siyasetle çözüleceğine inanıyoruz. Demokratik siyasetin güçlü hale gelmesi Kürtler açısından önemli bir adres olacaktır. Ama bugün ülkemizde önemli bir gerçeklik var. Silahları susturmadan, ikna etmeden mesafe almanın çok da kolay olmadığını da biliyoruz.

  • İkna etmenin yolu ve adımı nedir?

Tabi ki bunun yolu parlamentoda bu sorunun tartışılması, konuşulması, diyalog ortamının oluşturulmasıdır. Eğer biz bunu sağlayabilirsek inanıyorum ki kısa bir süre sonra herkes silahlara gerek olmadığı inancına varır. Biz böyle düşünüyoruz, halkımız da böyle düşünüyor. Hiçbirimiz sorunun silahlarla çözüleceğine inanmıyoruz. Ama siz bu sorunun çözümü konusunda demokratik bir yöntemle olayı gündeminize getirmezseniz, sorunun çözümü konusunda çaba göstermezseniz elbette ki çözüm bir boşlukta ve havada kalır. Bu da mevcut ve geçmişten gelen sürecin devamı anlamına gelir. Biz şunu söylüyoruz; Kürtler bu ülkede birlikte yaşamayı esas almıştır. Kürtler demokratik bir ülke için devrimci, demokrat, aydın kesimlerle birlikte mücadele veriyor. Bugün listelerimize baktığınızda devrimcilerden, sosyalistlerden, aydınlardan birçok kesim var. Eğer sadece Kürtlerin bir partisi olsaydık, Kürtlerden oluşan listelerle seçimlere girerdik. Ama biz halkların ortak değerler etrafında buluşmasını istiyoruz. Türkiye’nin demokratikleşmesini istiyoruz. Türkiye Ortadoğu coğrafyasında demokrasisiyle güçlü olacak; bütün halkların odak merkezi olacak bir ülke olmasını istiyoruz. Zaman zaman eleştiriler geliyor, “Kürt etnisitesi üzerinde siyasi bir parti” diye. Böyle değil. Siz bir halkın dilini, kültürünü, kimliğini, anadilini inkâr ederseniz o insanlar da bu kimliğinin, dilinin özgürleşmesi talebinde bulunacaktır. Aslında milliyetçilik ve ırkçılığa karşı bir set oluşturuyoruz. Bizim fikirlerimiz, düşüncelerimiz bunlar ve bunun mücadelesini veriyoruz.

  • Halkların eşit statüde kardeşliği mi esas olan?

Siz bir halkın dilini, kültürünü, kimliğini, anadilini inkâr ederseniz o insanlar da bu kimliğinin, dilinin özgürleşmesi talebinde bulunacaktır. Aslında milliyetçilik ve ırkçılığa karşı bir set oluşturuyoruz. Elbette ki Kürtlerin bir dili, bir kimliği var; yerinden yönetim talebi var.

Şimdi Kürtlerin dilini, kimliğini, kültürünü inkâr eden etnik milliyetçi, ırkçı olmuyor da, Kürtler bu haklarından yoksun olduğu için mi milliyetçi oluyor? Elbette ki Kürtlerin bir dili, bir kimliği var; yerinden yönetim talebi var. Kürtler bunlar konusunda ısrarlı bir şekilde mücadele edecektir ve bu talepleri her zeminde dile getireceklerdir. Bunun çok iyi anlaşılması lazım. Bu ne bir milliyetçiliktir, ne de düşmanlıktır. Kürtler adalet, eşitlik, hukuk herkes için olmalı diyor.

  • Meclis’te Kürt sorununun çözümü konusunda ilerleme ve silahların susması için tarafların bir uzlaşı ve diyalog içerisinde olması önemli dediniz. Meclis’in dinamiğine baktığımızda oradaki milliyetçiliğe karşı nasıl bir yol izlemek gerekir?

Aslında hem siyasi partiler hem halk bazında ikna edilmesi gerekenler var. Elbette bu sorun bir günde çözülemez. Halkı bu konuda aydınlatmak lazım; halkla paylaşmak lazım… Bu projenin Türkiye’nin geleceği için önemli olduğunu, bu ayrıştırmanın, ötekileştirmenin Türkiye’ye zarar verdiğini çok iyi anlatmamız lazım. Yine siyasi partilerle bu diyalogları oluşturarak, hep birlikte toplumu bu sürecin gerçekten önemli olduğuna inandırmak gerekiyor. Ama bazı siyasetçiler milliyetçi, apolitik kesimleri elinde tutmak için Türkiye’nin yararına olan projelere bile karşı çıkıyorlar; birkaç oy için. Bu yanlışı her zaman gündeme getirip, bunun Türkiye’ye pahalıya mal olduğunu anlatmak gerekiyor. Bu kolay değil, bugün Millet İttifakı’nda farklı farklı ideolojilere sahip olan partiler var. Ama sürece ve geleceğe mantıklı, akıllı ve doğru baktığımızda birbirimizi ikna etme şansımız var diye düşünüyorum. Millet İttifakı’na bir kredi veriliyor. İnanıyorum ki, Hem cumhurbaşkanlığı seçiminde başarılı olurlar, hem de parlamentoda.

  • Millet İttifakı’na nasıl bir kredi veriliyor?

Bizler bu süreçte, cumhurbaşkanlığı seçiminde Sayın Kılıçdaroğlu’na açık bir şekilde destek verdiğimizi ilan ettik. Ama şunu da bilmeleri lazım ki, Kürtler artık politize olmuş bir halktır. Kürtler bunu çok iyi tartıyor. Demokrasi, hukuk, adalet adına Kürtleri kucaklayacak bir politika izlemedikleri takdirde Kürtler yarın onlarla da mücadelesini sürdürecektir. Bunun bilinmesi gerekiyor. Yani bu kredinin Türkiye’nin geleceği ve demokratikleşme için, Ortadoğu’da Türkiye’nin güçlü bir ülke olması için doğru kullanılması lazım. Başından beri Kürtleri kucaklayacak bir politika olsaydı, bugün Suriye, Irak meselesi bu boyutlara gelmezdi. Eğer Türkiye Kürtleri kucaklayacak, zor günlerinde yanlarında olacak bir duruşu gösterseydi bugün farklı bir noktada olurdu.

  • Bölgesel olarak, dört parçada bir çözüm Türkiye de Kürt sorununun çözümü açısından da önemli ve Kürtlerin ulusal birliği de çok önemli bir yere oturuyor. PKK Lideri Abdullah Öcalan da özellikle Kürtlerin ulusal birliğine vurgu yaparak ortaklaşmanın sağlanmasının önemine vurgu yapmış ve bütünlük için 82 anlaşmasını göstermişti. Bölgede Kürtlerin bütünlüğü açısından ne görüyorsunuz?

Tabi ki Kürtlerin birliği bizim için önemli. Kürt birliğinin sağlanması, doğru formüllerle sorunun çözümünü kolaylaştırır. Yine Kürt birliğinin sağlanması diğer devletleri Kürt sorununun çözümü konusunda harekete geçirir. Kürt birliğini bunun için önemsiyoruz. Kürtlerin birlik halinde olması Türkiye’nin, beraberinde Suriye, Irak’ın bu sorunu çözme konusunda daha hassas, daha dikkatli davranmasını sağlar. Ama bölük pörçük olan bir şeyde maalesef sorunun çözümü kolay olmuyor. Bu nedenle bu birlik meselesi Kürtler açısından önemlidir. Son dönemlerde de diğer Kürt partileriyle bazı diyaloglar oluşturuluyor. Hatta içlerinden birçok gruplara da adaylıklar verildi. Geçmişteki gibi birbirimizi anlamayacak noktada değiliz; yavaş yavaş birbirimizi anlıyoruz. Ama Ortadoğu hassas bir bölge, orada herkesin kendisine göre bir oyunu ve pazarlığı var. Kürtler de bugün dört ayrı parçada Türkiye’de, Suriye’de, Irak’ta, İran’da yaşıyor. Bu birlik sorunun kolayca çözümünü beraberinde getiriyor. Bu birlik sorunun demokratik yöntemlerle çözümü konusunda bir duyarlılığı ortaya koyuyor. Sayın Öcalan ile ilk görüşmeyi ben yapmıştım; demokratik siyasetin ne kadar önemli olduğunu ifade etti.

  • PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın ifade ettiği demokratik siyasetin önemi neydi ve bugün ne oldu?

Kürtlerin politize olduğunu, hak ve özgürlükler konusunda taleplerinin açığa çıktığı bir dönemde demokratik siyasetin güçlenmesi gerektiğini ifade etmişti. Bunu demokratik siyasetle sorunun çözüleceğine inancı olarak görmek ve değerlendirmek lazım… Zaten bugün herkes çözüm yolu ve yeri parlamentodur ve demokratik siyasettir diyor. Abdullah Öcalan da Kürtler için önemli bir aktördür, bunu da gözardı etmemek gerekir. Siz demokratik siyasetle sorunun çözümünü esas alırsanız burada herkes bu adıma ve çözüme destek sunar.

  • Son günlerde farklı senaryolar tartışmalar var. İmralı ile görüşmeler konusunda. Ne yapılmak isteniyor? Tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tabi o konuda bir bilgiye sahip değiliz. Kendileri açıkladı evet İmralı’ya gidildi diye. Hatta Ensarioğlu “her zamanda görüşülüyor” gibi bir ifade de kullandı. Bekir Bozdağ, “bazı ihtiyaçlar oluyor, heyet gitti” şeklinde bir ağız değişikliği yaptı. Ama bu sorunu çözme niyetinin ortaya çıktığı anlamına gelmiyor.

  • Ne anlama geliyor? Nasıl bir siyasi okuması var?

İki yıldır ailesi ve avukatlarıyla görüştürülmüyor, seçim geldiği anda heyet gönderiyorsunuz. Buna kim inanacak? Kim yutacak? Kürtler o kadar aptal mıdır ki buna inansın. İki yıldır hakkı ve hukuku olan bir görüşme bile sağlanmıyor.

  • Tecrit ağırlaştırılmış, disiplin cezaları var.

İki yıldır ailesi ve avukatlarıyla görüştürülmüyor, seçim geldiği anda heyet gönderiyorsunuz. Kim yutacak? Kürtler o kadar aptal mıdır ki buna inansın. İki yıldır hakkı ve hukuku olan bir görüşme bile sağlanmıyor. Bu ağır tecridi uyguluyorlar. Kürtler bunu görüyor

Bu ağır tecridi uyguluyorlar ve bunun samimi bir yaklaşım olmadığını Kürtler görüyor. Biz bu soruna samimi bir yaklaşımın ortaya çıkmasının önemli olduğunu ve böyle olması gerektiğini ifade ediyoruz. Ama maalesef böyle bir yaklaşım bugüne kadar görülmedi. 7 Haziran seçimleri önemli bir süreçti. Bu sürecin barışçıl bir sürece dönüşmesi konusunda her türlü katkıyı yaptık, bu bize umut ve heyecan verdi. Ama hep “Kürtlerin bir halk olduğunu kabul etmeyenler nasıl çözecek?” diye de düşünüyorduk. Bu da bir gerçek. Bir halk olduğunu kabullenmediğiniz, içselleştirmediğiniz bir şeyi de çözemezsiniz gibi bir düşüncemiz vardı kendi kafamızda. Ama bütün bu olumsuzlukları bir tarafa bırakarak her türlü katkıda bulunduk. Bu işi başlatan iktidar da 7 Haziran seçimlerinde kendi partisine bir puan kazandıracağını tahmin ediyordu ama tam tersi oldu. Orada HDP daha karlı çıktı. Bu da sürecin sonlanmasına neden oldu.

  • Seçimlere 6 gün gibi az bir süre kaldı. Toplumda bazı provokasyonlar olabileceğine dair endişeler de var. Ne öngörüyorsunuz?

Evet, provokasyonlarla ilgili endişeleri var insanların. Seçim manipüle ediliyor, bu ayrıştırıcı politika olabildiğince derinleştiriliyor. İnşallah aklıselim öne çıkar ve bu seçim gerçekten halkın iradesinin yansıdığı, halkın iradesine müdahale edilmediği bir seçim olur. Bizim beklentimiz, talebimiz, istediğimiz bu yönde. Bu konuda da biz çok hassasiyet gösteriyoruz.

  • Seçim yaklaşırken çok sertleşmiş bir dil var. HDP yine hedefte, baskılar ve tutuklamalar var. Bu kutuplaştırma, ayrıştırma ve hedef gösterme Alevilere karşı da aynı şekilde. Din de araçsallaştırılıyor. Siz bu dili ve keskinliği nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu iktidarın elinde bir tek ırkçı ve milliyetçi kesim ile apolitik kesim kalmış. Bu apolitik kesimi tekelinde tutmak için, “Aman tehlikeler karşımızda, Kandil bizim için tehlike, muhalefet Kandil’le işbirliği yapıyor, Aleviler İslamiyet’e karşı bir duruş gösteriyor,” şeklinde her türlü manipülasyonu yapıyorlar. Türkiye’de gerçekten dünyadaki gelişmeleri, değişimleri çok görmeyen ve ilgilenmeyen bir apolitik kesim var, işte bu kesimi elinde tutmaya çalışıyor. Ama bana göre o zehirli dil kendisine zarar veriyor. O dili gittikçe sertleştirdiğinde, toplum “yapma yeter artık bu kadarı da fazla” demeye başladı. Bu aleyhine bir durum ama herhalde etrafında hiç kimse ona “bu dil bize zarar verecek” diyemiyor ya da ikna edecek ve sözlerini dinletecek kimse olmadığı için bu dil devam ediyor. Bu dilin kendisine faydası yok.

  • Bu dil ve politika toplumsal ne tür sonuçlar doğurabilir?

Başından beri seçimlere giderken bazı provokasyonların geliştirilebileceği endişesini taşıyoruz. Umut ediyoruz öyle bir şey olmaz. Özellikle de Kürtleri korkutmaya, ürkütmeye yönelik de bir baskı oluşturdu. Partimiz, aydınlar, sanatçılar, gazeteciler üzerinde gözaltı ve tutuklamalarla yoğun bir baskı oluşturdu. Bir yerde halkı ürkütmeye; bakın biz sizi izliyoruz, görüyoruz, ne yaptığınızı biliyoruz mesajını vermeye çalışıyorlar. Bunun hiçbir faydası olmaz. Onlar bunu yaptığı müddetçe Kürtler, demokratlar, aydınlar, sosyalistler daha da bileniyor. Çünkü artık korku duvarları çökmüştür. Korku duvarları kalmadı artık kaybedecek bir şey de kalmadı. Yavaş yavaş bu iktidarın gidici olduğunu gördükleri için bugün korkutma politikalarının halk üzerinde bir etkisi olmayacaktır.

  • Kılıçdaroğlu’nun siyasetini nasıl görüyorsunuz? Millet İttifakı ilk beyannamesini açıkladığında içinde Kürt sözcüğü bile geçmiyordu. Daha sonra “Kürt sorunu mecliste çözülür,” söylemi geldi. Bu değişimi nasıl görüyorsunuz?

Birincisi, birçok partinin bir araya geldiği Millet İttifakı’nın o döneminde çok radikal bir şeyi belki gündeme getirememişlerdir. İkincisi de Kürt sorununu çok fazla önemsemedikleri de düşünülebilir. İkisi de ortada bir durum. Daha sonraki dönemdeki icraatları, pratikleri neyi getirecek biz ona göre değerlendirmeleri yapacağız. Bir mitingde şunu söyledim; “Kürt halkı politizedir, artık kimse Kürtleri kandıramaz”. Gerçekten izleyeceğiz ve göreceğiz. Biz iyinin, doğrunun, adaletin, hukukun yanında olacağız; ona destek vereceğiz. Ama adaletsizliğe, hukuksuzluğa karşı da her zaman tepkimizi göstereceğiz ve bu konuda uyarılarımızı yapacağız.

  • Ahmet Türk’ün derdi nedir?

Yıllardan beri bizim derdimiz bu ülkede adaletin, eşitliğin sağlandığı; halkların ortak demokratik değerlerde buluştuğu, herkesin birbirini sevdiği, saygı gösterdiği, bir düzenin oluşmasıdır. Yıllardan beri siyasetteyim. Kürt arkadaşlarım kadar, samimi olduğum, birbirimizi sevdiğimiz, görüştüğüm konuştuğum Türk arkadaşlarım var. Bu toplumsal ayrışmanın önüne geçecek bir siyasetin gelişmesi ve oluşması için dua edip, bunu isteyeceğiz. Benim istediğim budur. Herkesin birbirbirini dost gördüğü, kucaklaştığı bir toplumun yaratılmasıdır. Halklarımızın gerçekten huzur ve refah içinde yaşamasıdır. Benim derdim budur.

#Korku #duvarları #çökmüştür

İstanbullular İmamoğlu’nu karşılamak için havalimanında

Kaftancıoğlu’nun çağrısı ardından İstanbullular, İmamoğlu’nu karşılamak için Sabiha Gökçen Havalimanı’nda bir araya geldi

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Erzirom mitingine taşlı saldırıya uğramasının ardından CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, Twitter hesabından yaptığı paylaşımla tüm İstanbullulara çağrıda bulundu.

Kaftancıoğlu’nun çağrısı ardından İstanbullular, İmamoğlu’nu karşılamak için Sabiha Gökçen Havalimanı’nda bir araya geldi. Erzirom’dan havalanan İmamoğlu’nu bekleyen yurttaşlar, “hak, hukuk, adalet” sloganları attı.

HABER MERKEZİ

#İstanbullular #İmamoğlunu #karşılamak #için #havalimanında

Uçar TRT’de konuştu: Çözümün adresiyiz, milyonların sesiyiz

Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, TRT’deki propaganda konuşmasında “Pusuladaki tek ağacın altında birleşiyoruz. Çözümün adresiyiz, Yeşil Sol diyen milyonların sesiyiz’ dedi

Siyasi partilerin propaganda konuşmaları TRT’de yayımlandı.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) adına Eş Sözcü Çiğdem Kılıçgün Uçar, 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi için propaganda konuşması yaptı. Uçar, Türkçe ve Kürtçe selamlamanın ardından Türkiye’nin yakın tarihinin en önemli seçimine, bir kader seçimine doğru ilerlediğini söyledi.

Yeni yaşamın anahtarı Yeşil Sol

Uçar, “Size hep birlikte yaşadığımız sıkıntıları, hayat pahalılığını, gelecek korkusunu, demokrasinin yokluğunu, kayırma ve kollamaları, kayyumları, hapishanelere atılan binlerce insanı anlatmaya gerek yok. Zaten biliyorsunuz. Çünkü bu bizim hikayemiz” dedi. Meclis’te yer alacak güçlü bir Yeşil Sol’un kötülük kapılarını kapatacak, eşitlik, özgürlük, demokrasi ve insanca yaşamın kapısını açacak bir anahtarı olacağının altını çizen Uçar, “Bu anahtar yeni bir hikayeyi, demokratik Cumhuriyet’in hikayesini yazmak isteyenlerin elinde olacaktır” dedi.

‘Bin bir renkle Yeşil Sol’da birleştik’

Parti kapatma davalarına karşı seçenek oluşturduklarını, bin bir renkle, sesle, sözle Yeşil Sol Parti’de birleştiklerini, bir arada yaşama hikayesini birlikte yazacaklarını belirtten Uçar, “Tarihsel kazanımımız olan eş başkanlığı uygulamaya devam edeceğiz. Kadınlarla ilgili tüm sorunlara doğrudan kadınların çözüm geliştirdiği kadın bakanlığını kuracağız. Kadının meşru müdafaa hakkını net tanıma kavuşturacağız ve öz savunmanın hukuksal boyutu olarak işleteceğiz. Kadın İhtisas Mahkemelerini inşa edeceğiz. Ev içi emeğin sömürülmesine karşı kadınlara sosyal güvence ve emeklilik hakkı geçireceğiz. 14 Mayıs’ta Türkiye’yi demokratik siyaset, evrensel hukuk ilkeleri, müzakere, diyalog ve toplumsal uzlaş ekseninde yeniden inşa etmenin anahtarı olacağız” ifadelerini kullandı.

‘Çözümün adresiyiz’

Hayat pahalılığına karşı ekonomide adaleti sağlamanın, bütün inançların, kimliklerin, ana dillerin ve kültürlerin ortak yaşamasının önündeki zincirlerin kilidini açacaklarını belirten Uçar, “Pusuladaki tek ağacın altında birleşiyoruz. Yeni yaşamın gücüne inanıyoruz. Çözümün adresiyiz. Yeşil Sol diyen milyonların sesiyiz.” diye konuştu.

HABER MERKEZİ

#Uçar #TRTde #konuştu #Çözümün #adresiyiz #milyonların #sesiyiz

İsviçre Kürt Kadınlar Birliği kongresi gerçekleşti

İsviçre Kürt Kadınlar Birliği, ara dönem kongresini gerçekleştirdi. Kongre sonrası sonuç bildirgesi açıklandı

İsviçre’deki Kürt kadın kurumlarının çatı örgütlenmesi İsviçre Kürt Kadınlar Birliği (YJK-S) ara dönem kongresini gerçekleştirdi. Kongre “Bi Jin jiyan azadî re ber bi şoreşa jıne – Jin Jiyan Azadî ile Kadın Devrimine Yürüyoruz” hamlesi kapsamında Basel Demokratik Kürt Toplum Merkezi (CDK) konferans salonunda düzenlenlendi. Kongre, 23 Aralık 2022’de Paris’te katledilen Evîn Goyî ile 4 Ekim 2022’de Süleymaniye’de katledilen Jineoloji Akademi Merkezi üyesi Nagihan Akarsel’e adandı.

Mart ayında kongrelerini tamamlayan 6 meclis, 4 komün ve 3 inisiyatifin çatı örgütlenmesi YJK-S ‘nin ara dönem konferansına onlarca kadın ve çok sayıda konuk katıldı. Saygı duruşuyla başlayan konferansta divan seçimi ve konferansın gündem maddeleri belirlendi.

2022 yılı ve 2023 yılının gerek dünya kadın mücadelesinde gerekse Kurdistan ve Türkiye siyasetinde çok yoğun geçtiğini söyleyerek siyasi süreç değerlendirmesinde bulunan Avrupa Kürt Kadın Hareketi (TJK-E) üyesi Zeynep Dersim, “Bu süreçte Kürt kadınları aktif rol alarak dünya kadın mücadelesinde belirleyici unsur olmuştur” dedi.

Dersim, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecride de dikkat çekerek, “Rojava’da Kürt kadınlarının DAİŞ’e karşı vermiş olduğu mücadeleyle yaşanılan zaferin temel unsuru ‘Jin, jiyan, azadî’ felsefesi yine bu zaman dilimi içerinde Rojhelat’tan İran’a, İran’dan dünyaya yayılarak kadın özgürlüğünün ana sloganı olmuştur. Faşizme ve kapitalist sistemlerin sömürüsüne karşı Kürt kadınlarının bedel ödeyerek yarattığı bu felsefeye sahip çıkarak bu felsefenin yaratıcısı Önder Apo’yu özgürlüğüne kavuşuncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz” diye konuştu.

Oy kullanma çağrısı

14 Mayıs’ta Türkiye ve Kurdistan’da yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimlerine yönelik de konuşan Dersim, “Bugün için İsviçre’de oy kullanma süresi tamamlanmış olabilir. Fakat bizler için görev ve sorumluluğumuz henüz tamamlanmış değil. Şimdiden telefonlara sarılmalı Türkiye ve Kürdistan’da yaşayan ailelerimizi, yakınlarımızı, tanıdıklarımızı arayarak onlara 14 Mayıs günü oy kullanmaları için sandık başına gitmeye çağırmalıyız” diye belirtti.

Yapılan siyasi süreç değerlendirmesi sonrası YJK-S yıllık dönem raporu okunarak yapılan tartışmalar sonrası değerlendirmeye sunuldu.

Abdullah Öcalan’ın kadın özgürlüğü temelinde paradigmasını aktardığı “Jin, jiyan, azadî” felesefesine yönelik görüntülü mesajı ile 1 yıllık kadın çalışmasının yer aldığı sinevizyon izlendi.

Sinevizyon gösterimi sonrası 259 kişinin yer aldığı çatı örgütlenmesi YJK-S’nin 10 kişiden oluşan yeni yönetimi ile eğitim, sosyal, dış ilişkiler, Yekitiya-Star ve bölge temsilcileri belirlendi.

Yapılan seçimin ardından yeni döneme ilişkin planlama oylamaya sunulup onaylandı.

Kararlar

YJK-S Konferansı’nın sonuç bildirgesinde öne çıkan kararlar arasında şu maddeler yer aldı:

“*YJK-S’nin yeni dönem çalışmalarının ana gündemine Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanmasının yer alması. Yapılacak olan tüm eylem ve etkinliklerde bu ana maddenin esas alınması

*Eğitim eksenli atölyelerin oluşturularak Jineoloji Bilimi’nin kitlelere aktarılması

*Kadın merkezli konfederal sistemin yaratılması üzerine çalışmaların sürdürülmesi

*Anadilin kullanımının yaygınlaştırılması ve geliştirilmesi için meclislerde çalışma yapılması

*Halk diplomasinin örgütlendirilerek güçlendirilmesi.”

Yeni dönem kararlarının belirlenmesi sonrası Konferans ‘Jin, jiyan, azadî’ sloganıyla sonlandırıldı.

HABER MERKEZİ

#İsviçre #Kürt #Kadınlar #Birliği #kongresi #gerçekleşti

Çorlu’da Yeşil Sol mitingine yoğun katılım: Burada mesele çözülmüş

Binlerce yurttaşın katıldığı Çorlu mitinginde konuşan Yeşil Sol Parti İstanbul milletvekili adayı Sırrı Süreyya Önder, ‘Bu partilerimizde çok şey değişti ama ağacımız hiç değişmedi. Şimdi de karşınızda bir ağaç ile beraberiz. Yaprakları diğer ağaçtan biraz azalmış. Onlar da cezaevinde!’ dedi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde bulunan Heykel Meydanı’nda miting düzenledi. Mitinge binlerce kişi katıldı. Mitinge gelen yurttaşlar taktıkları sarı, kırmızı ve yeşil fular, puşi ve bilekler ile renkli görüntüler oluşturdu. Miting ilk saatlerinden itibaren yurttaşlar Kürtçe ve Türkçe şarkılar eşliğinde halay çekti.

Miting alanında cezaevinde tutuklu bulunan Kürt siyasetçilerin serbest bırakılmasına dair sık sık sloganlar atıldı.

Tekirdağ tarih yazmaya hazır

Miting, Yeşil Sol Parti Tekirdağ ve Çorlu İlçe Örgütlerinin Eşsözcüleri ve kentin milletvekilli adayları yanı sıra İstanbul 1’inci Bölge Milletvekili adayı Sırrı Süreyya Önder de katıldı.

Mitingde ilk olarak söz alan Tekirdağ 1’inci sıra milletvekili adayı Muazzez Orhan Işık, kitleye, “14 Mayıs’ta tarih yazmaya hazır mıyız?” diye sordu. Miting alanında bulunan binlerce kişi hep bir ağızdan, “Evet” diye yanıt verdi. Varlıklarının ve iradelerinin yok sayıldığını belirten Işık, “Bunlara bir kez daha sesleniyoruz; işte biz. Buradan size en büyük mesajı veriyoruz. Hiçbir güç bu iradeyi yok sayamaz. Vardık, varız ve var olmayı sürdüreceğiz” dedi.

‘Ötekilerin sesiyiz’

Sesi duyulmayan ve ötekileştirilenlerin sesi olmaya geldiklerini belirten Işık, “Bizler emeği sömürülen emekçilerin sesiyiz. Bizler; geleceği çalınan işsiz bırakılanların sesiyiz. Biz kazanımları çalınan kadınların sesi ve sözüyüz. Biz faturasını, kirasını ödemeyen ve açlığa mahkum edilen herkesin sesiyiz. Tarlada ürünü alamayan ve borca mahkum edilen esnafın sesiyiz. Bizler ranta, talana kurban edilen doğanın, kurdun kuşun hakkını koruyan ve sahip çıkanlarız. Bizler ötekileştirenlerin, yok sayılan inançların, dillerin, kimliklerin sesiyiz. Tomakları, Kürdlerin, Romanların, Azerilerin, Türklerin sesi ve iradeyiz ve buradayız” diye konuştu.

AKP’nin sonun geldiğine işaret eden Işık, “Bu ceberut iktidarı tarihe göndermek için hep birlikte sandıklara gideceğiz. Tekirdağ’da da partimizi meclise göndererek, bu faşist düzene en büyük cevabı buradan vereceğiz. Bu günden itibaren her biriniz sokak sokak, ev ev gezerek çalınmadık kapı bırakmayın. Tüm ülkeyi ve sandıklarını da yem yeşile boyayacağız” diye kaydetti. Işık, daha sonra kitleye, “Çok güzelsiniz, iyi ki varsınız. Birlikte değiştireceğiz. Şimdiden zaferimizi kutluyoruz. Mutlaka kazanacağız” diyerek, teşekkür etti.

Önder’e yoğun alkış

Ardından Sırrı Süreyya Önder sahneye çıktı. Zafer işareti ve Kürtçe olarak kitleyi selamlayan Önder yoğun alkış aldı. Kitlenin yoğunluğuna işaret eden Önder, “Komşularımız bizi bağışlasın. Bir iki hafta bizi idare etsin. Bu meydanda ses ve müzik gibi benzeri ses nedeniyle haklarını helal etsinler. Komşularımıza da merhaba! Sevene sövene, herkese güçlü bir merhaba! Biz kardeşliğin vücut bulmuş haliyiz. Kardeşliği tesis etmeye geldik” diyerek, sözlerini sürdürdü.

Kürtler göç ettirildi

Kürt halkının sürekli aşağılandığını ve 1990’lı yıllarda çorabının dahi giymeye izin verilmeden göç ettirildiğini anımsatan Önder, “Kendi yurdunda yoksulluğu ile yaşayan insanlar, soluğu ilk nefes aldıkları yerde aldılar. Yıllarca kimsenin tenezzül etmediği işleri görerek, onurlarıyla, hasiyetleri ile bir yaşam kurdular ve başardılar. Milyonlarca kişi gittiği yerde dilini konuşmadı. Çocuğunu okula gönderemedi. Aksanı bilinen bir aksan olmayınca eğitimden soğudu. Bütün bunlar geniş toplumsal bir yara açtı. Daha ben işin çatışması, yitip giden evlatlarımızı, uçup giden zamanımız… Ancak dünyada hiçbir zaman sonsuza kadar sürmüş bir savaş yoktur. Bir Kürt köyü boşaltıldıktan sonra Adana’ya gittiğinde Adana ona düşman oluyor ya da Tekirdağ’a gittiğinde Tekirdağ neden kuşku ile bakıyor?” diye sorarak, nedenlerine işaret etti.

Kürtlerin göç ettirildiği yerlerde de ötekileştirildiği ve düşmanlaştırıldığını belirten Önder, “Bir soruna sebep olanlar o sorunu çözemezler. O sorunu çözecek olanlar o birbirine düşman kılınmaya çalışanlardır. Onun daha gür bir ses ile haykırıyoruz; bu kardeşliği kuracağız. Halkların arasına öfke, nefret ve savaş yerleştirmeye çalışanlara izin vermeyeceğiz” diye kaydetti.

10 milyon olacağız

Önder, Kürtlerin desteklediği birçok partilerinin kapatıldığını ve son olarak Halkların Demokratik Partisi’nin de (HDP) kapatılmak istendiğine işaret etmesi üzerine kitle hep bir ağızdan “yuh” çekip tepkisini gösterdi. Önder, “En büyük ‘yuh’ seçmen sayısını artırmaktır. Bakın iki milyondu kapattınız üç olduk. Üçtük kapatınız beş olduk. Beşti kapatınız altı olduk. Şimdi altı idi kapatmak istiyorsunuz 10 milyon olacağız” dedi. Miting alanında bulunan binlerce kişi alkış, zılgıt ve zafer işareti ile Önder’e karşılık verdi. Kitle, bu sırada, “Jin jiyan azadî” sloganı attı.

‘Ağacımız hiç değişmedi’

Önder, kapatılan partilere tekrardan işaret ederek, “Bu partilerimizde çok şey değişti ama değişmeyen iki şey var; biri halkımız ve durmadan gelişen seçmenimiz; diğeri de ağacığımız. Ağacımız hiç değişmedi. Şimdi de karşınızda bir ağaç ile beraberiz. Yaprakları diğer ağaçtan biraz azalmış. Onlar da cezaevinde!” diye konuştu. Bu sırada binlerce kişi cezaevinde bulunan Kürt siyasetçilerinin ismini söyleyerek, “özgürlük” talebinde bulundu. Önder, “Ekolojik demokrasiyi bu memlekete programını yazan ilk partiyiz. Bunun onurunu yaşıyoruz. Tekirdağ’daki seçmenin duyarlılığı maksimum harekete geçirilmeli. Bu ağaç, ağaçtaki eksik yapraklar, dallar, surat ile yerlerine konulacaktır. Bu ülkeye barışı, özgürlüğü ve demokrasiye getireceğiz” diye belirtti.

‘Derdimiz memleketin hali’

Demokratik bir hareket oldukların ve kendileri için bir şey istemediklerini belirten Önder, “Barış gelsin, demokrasi gelsin, yargı bağımsız olsun. Biz ne bakanlık ne başkanlık istiyoruz ne de yardımcılık istiyoruz. Alın bunları kim istiyorsa onlara verin!. Derdimiz bir başkasının hakkı, ekmeğinde değil. Derdimiz murat ettiğimiz memleketin hali. Ortak geleceğimiz ve ortak vatanımızdır. Bundan başka da hiçbir gündemimiz yoktur. Bunun da yolu bizim elimizdedir. Arkadaşlarımızı özgürleştirmek bizim çalışmamıza bağlı. Dünyada pazarlıkla, alıp verme ile hiçbir şey yoktur” diye kaydetti.

‘Burada mesele çözülmüş’

Önder, tutuklu bulunan HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve tutuklu bulunan tüm Kürt siyasetçilere daha çok çalışma sözünde bulundu. Önder, son olarak ise miting alanında bulunan yurttaşların kitleselliğine işaret ederek, “Burada bana ihtiyaç yokmuş. Burada mesele çözülmüş. Memleketi bir gülistana çevireceğiz. Bu gül bahçesinde herkese yer var. Zaten bir ömür nedir ki bir göz açıp kapayıncaya kadar bunu barış, eşitlik ve adalet duygusu sarsılmadan birlikte yaşayalım. En önemlisi de adalet. Adaletsizlik yeryüzünün ışığını söndürür. Onun için daha özgür, daha adil buluşma üzere” dedi.

Önder’in konuşması ardından kitle sanatçılar Rojkar ve Bengîn tarafından söylenen şarkılar eşliğinde uzun bir süre boyunca halay çekti.

HABER MERKEZİ

#Çorluda #Yeşil #Sol #mitingine #yoğun #katılım #Burada #mesele #çözülmüş

HDP’li vekil Özgüneş’in Hewlêr’e girişi engellendi

HDP Milletvekili Hasan Özgüneş’in saatlerdir Hewlêr Havalimanı’nda tutulduğu ve Federe Kurdistan topraklarına girişine izin verilmediği öğrenildi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Hasan Özgüneş’in, KDP güçlerince yaklaşık 5 saattir Hewlêr Havalimanı’nda tutulduğu ve Federe Kurdistan topraklarına girişine izin verilmediği belirtildi.

Rojnews’te yer alan habere göre, HDP’nin Hewlêr’de bulunan Kurdistan Bölgesi Temsilciliği’nden Nahide Ermiş, HDP Şırnak Milletvekili Hasan Özgüneş’in, Hewlêr Havalimanı üzerinden Federe Kurdistan’a gelmek istediğini ancak havalimanındaki güvenlik görevlilerince engellendiğini söyledi.

Ermiş, Hasan Özgüneş’in öğle saatlerinden bu yana, “Irak tarafından ismi bloke edilmiş” gerekçesiyle geçişine izin verilmediğini söyledi. Ermiş, “HDP Milletvekiline karşı yapılan kanuni değildir. Zira Irak’ın adını bloke ettiği doğru değildir. Hasan Özgüneş’in geçişine izin verilmediği gibi gece saat 01.00’da Türkiye geri gönderilmesi bekleniyor” dedi.

Özgüneş’in, yarın Süleymaniye’de Yeşil Sol Parti için düzenlenecek destek mitingi için Federe Kurdistan’a geldiği belirtildi.

HABER MERKEZİ

#HDPli #vekil #Özgüneşin #Hewlêre #girişi #engellendi

Buldan Manisa’da konuştu: Bir oy Yeşil Sol’a, bir oy faşizmi geriletmeye

Manisa mitinginde konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Erdoğan ve Bahçeli’nin meydanlarda muhalefeti tehdit ettiğini hatırlatarak, ‘Bu ülkeye korku salmak yerine sevgiyi huzuru refahı barışı adaleti ve hukuku bizler getireceğiz. Bunun teminatıyız’ dedi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) 14 Mayıs seçimleri öncesi Ege Bölgesi’nde düzenlediği mitinglere Manisa’da devam etti. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın yanı sıra Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın ve Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz’in katılımıyla gerçekleştirilen miting alanı Yeşil Sol Parti flamalarıyla donatıldı.

Kent merkezindeki Lale Meydanı’nda gerçekleştirilen ve halkın yoğun ilgi gösterdiği mitingde sık sık, “Yaşasın Yeşil Sol Parti” ve “Patates soğan, güle güle Erdoğan” sloganları atılırken, alana, kimi dövizler alınmadı.

Barış Anneleri’nin zılgıtlarıyla katıldığı mitingde yöresel kıyafetleriyle katılan kadınlar renkli görüntülere sahne oldu. Miting, demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler anısında saygı duruşuyla başladı. Saygı duruşunun ardından alandaki binlerden, “Şehid namirin” sesi yankılandı. Mitingde Selahattin Demirtaş’ın, gönderdiği mesaj okundu.

‘300’lerin hesabını da soracağız’

Sonrasında HDP ve Yeşil Sol Parti il eş sözcüleri ile milletvekili adayları alkışlar eşliğinde halkı selamladı. Söz alan HDP İdir Milletvekili ve Yeşil Sol Parti Manisa Milletvekili Adayı Habip Eksik, “14 Mayıs’ta Roboski’nin, Emine Şenyaşar’ın gözyaşlarının, Gülsüm Ana’nın hesabını soracağız. Soma’da katledilen 300’lerin hesabını da soracağız. Kürt halkını yok sayanlar, emekçilerini yok sayanlar, işçi sınıfının emeğini sömürenler, 14 Mayıs gecesi hesap verecekler. An azadi an azadi. An serkeftin an serkeftin” dedi.

Sonrasında konuşan Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, 14 Mayıs’ta Manisa’nın kaderinin değişeceğini ifade ederek, “Saray rejimi bir kez daha duysun. Onlar sizleri burada diz çöktürmeye çalıştılar. HDP’ye yapmadıkları zulüm kalmadı ama şimdi Manisa’da buradayız. Bu saray rejimi ayakta kalmak için yanlarına kadın düşmanlarını aldılar. Onları 7 Haziran’da, 31 Mart’ta yendik, şimdi de 14 Mayıs’ta yeneceğiz” dedi. Alandaki binler, “Direne direne kazacağız” sloganlarıyla karşılık verdi.

Manisa’nın Soma ilçesinde gerçekleşen maden katliamını hatırlatan Akın, sorumluların cezasızlık politikalarıyla karşı karşıya kaldığına dikkat çekerek, HDP’li siyasetçilerin cezaevlerinde olduğunu anımsattı. 14 Mayıs seçimlerinin Türkiye ve Kürdistan halklarının yanı sıra tüm Orta Doğu ve dünyan için tarihsel önemde olduğunu dile getiren Akın, “Bu ceberut saray rejiminin nasıl yenildiğini göstereceğiz. Bir oyumuzu kaybettirmek için ikinci oyumuzu ise Meclis’te güçlü bir biçimde yer alması için Yeşil Sol Parti’ye vereceğiz. 15 Mayıs’ı bu sokaklarda halaylarla kutlayalım” diye konuştu.

‘Tefecilerin göndereceğiz’

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın katledildiği 6 Mayıs 1972’nin yıl dönümüne dikkat çeken EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, “Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği diyen Denizlere selam olsun” dedi. Manisa’daki tarım sorununa değinen Akdeniz, “Tarımı yağmayalanların, talanın ittifakını kurdular. Tefecilerin, borsacıların ittifakını kurdular ama biz üretici köylüleri örgütleyecek ve bu talancı ittifakı 14 Mayıs’ta göndereceğiz. Bunlar Soma’da 301 madencimizi göz göre göre ölüme gönderenlerin ittifakıdır. Soma’da onların karşısına Uğur Çolak’ın ailesini Gülsüm ablasını Yeşil Sol’dan milletvekili adayı olarak çıkarttık. Bunun hesabını mutlaka soracağız” diye ifade etti.

‘Gençler kazanacak, kadınlar kazanacak, işçi sınıfı kazanacak’

Akdeniz, şöyle devam etti: Kara bir düzen kurmuşlar Manisa’da. İş cinayetleri düzenidir.- bu düzen. Organize Sanayi bölgesinde 100 bin işçi var. Orası kırım bölgesine dönmüş. Kooperatiflere çöreklenerek işçilerin canı üzerinden siyaset yapıyorlar. Bu düzen son bulacak. Bizler aynı zamanda bu kentte ilçelerde on binlerce Kürt tarım işçisinin çilesini de biliyoruz. Alın teri veriyorsunuz, sigorta, emeklilik var mı. Yok. Bu tarım işçileri insan değil mi? Elbette ki Kürt tarım işçilerine dönük faşizme ırkçılığa da dur diyeceğiz. İşçilerle konuştuğumuz zaman, ‘fabrikadaki tabldotlar bizi doymuyor. O yüzden evden sefer tası götürüyoruz’ diyorlar. Bunun hesabını da soracağız. Tek adamı göndereceğiz, halk iktidarının yolunu açacağız. Gençler kazanacak, kadınlar kazanacak, işçi sınıfı kazanacak, halklar kazanacak.”

Buldan: AKP iktidarını göndermenin zamanı gelmiştir

“Türkiye’nin her yerinde Yeşil Sol var, halkımız var” vurgusu yapan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, tek adam rejiminden kurtulma zamanının geldiğini belirterek şöyle konuştu: “Bu Tek Adam sisteminden, bu otoriter rejimden hep birlikte kurtulmanın zamanı artık gelmiştir. Evet sevgili gençler, genç yoldaşlar. Emeğinizin hakkını, geleceğinizi, hayallerinizi çalanları artık göndermenin zamanı gelmiştir diyoruz. Hakkınızı istiyorsanız, KPSS sınavlarında hakkınızın çalınmasını istemiyorsanız o zaman hep birlikte AKP iktidarını göndermenin zamanı gelmiştir. Sevgili kadın arkadaşlarım, emeğinizin, alınterinizin ve bize uygulanan baskının, şiddetin ve bu AKP iktidarının kadın katliamlarını, kadın katliamları gerçekleştiren erkek yargıyı korumasına artık izin vermeyeceğiz, müsaade etmeyeceğiz ve kadınlar olarak birliğimizi sağlayacağız ve bir arada olacağız. Kadınlar olarak AKP’yi biz göndereceğiz, kadınlar gönderecek.

Savaş politikası ile barış politikası arasında tercih yapacağız

Yoksulluktan, sefaletten, açlıktan, zamlardan kurtulmak için AKP’yi sepetlemenin zamanı artık gelmiştir. Demokrasiden, haktan, hukuktan, barıştan, özgürlükten yana tavır takınmak istiyorsak o zaman hep birlikte 14 Mayıs tarihinde AKP’yi tarihin çöplüğüne atma zamanı gelmiştir. Doğal afetlerde bu ülkeyi felaketlere sürükleyen, her yaşanan felaketi bir kader olarak niteleyen ve depremzedeler başta olmak üzere felaket yaşayan insanları kendi kaderleriyle baş başa bırakan bu iktidarı artık göndermenin zamanı gelmiştir. İşte tercihlerimizin net olduğu bu kadar açık olduğu bir dönemde 14 Mayıs’ta herkes tercihini buna göre yapacak. Ya karanlık bir dönemin devamından yana tercih yapacağız ya da aydınlık günlerin demokrasinin, özgürlüğün. Barışı Türkiye’ye yaymak için bundan yana tercih yapacağız. Bu dönem tercihimiz önemli. Savaş politikası ile barış politikası arasında tercih yapacağız. Demokrasi ile faşizm arasında tercih yapacağız. Bu ülkeyi yönetenlerin bir kez daha bu ülkenin başına bir bela olarak gelmesini engellemek için tercihimizi barıştan demokrasiden yana yapacağız.

Daha kötüsünü yaşatmak için gelmek istiyorlar

Sevgili halkımız Tayyip Bey “Bu daha iyi günleriniz” demişti hatırlarsanız. Ancak bize bu yaşattıklarının daha kötüsünü yaşatmak için çalışacaklar Bunda hiçbir sakınca görmüyorlar. Yaşanan felaketlerin, yoksulluğun, adaletsizliğin bin katını daha Türkiye halklarına yaşatmaktan asla kaçınmayacaklar. O yüzden biz tercihimizi iyi yapmak durumundayız. Onlar bize parmak sallayarak, hakaret ederek Türkiye halklarına ve ortamına korku iklimi salarak bir kez daha iktidara gelmeyi hedeflemiş olabilirler ama buna müsaade etmeyeceğiz. Buna Manisa halkı da Türkiye halkları da müsaade etmeyecek ve bizler 14 Mayıs’ta sandık başına gittiğimizde Soma Katliamı’nda can veren işçi kardeşlerimizin hakkı için oylarımızı vereceğiz. Ayrıca 14 Mayıs’ta sandık başına gittiğimizde Roboski’de katledilen canlarımız için oylarımızı kullanacağız. Bu ülkede adalet arayan adalet çığlığı yayan ve iki yıla yakındır Urfa Adliyesi önünde nöbet tutan Emine Şenyaşar annemizin hakkı için oylarımızı Yeşil Sol’dan yana kullanacağız.”

‘Bahçelinin sözleri açık tehdittir’

AKP-MHP iktidarının Türkiye’de bir korku iklimi yaratmak istediğine dikkat çeken Buldan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Dün AKP’nin küçük ortağı MHP genel başkanının söylediği söz yenilir yutulur bir söz değil. Ne diyor MHP Genel Başkanı, diyor ki, “Kılıçdaroğlu’nun ortakları ya müebbet hapsi ya da vücutlarına bir kurşun yemeyi hak ediyorlar”. Şimdi bu söylem açık bir tehdittir. Bu saatten sonra herhangi bir insanın kılına bir zarar gelse, parmağına taş değse bunu söyleyenler bu işin sorumlusudur. Biz bunu Manisa’dan söylemiş olayım. Bunu kabul etmediğimizi, bu sözden dolayı onları kınadığımızı, bu sözün yenilir yutulur bir tarafının olmadığını açıkça ifade ediyoruz. İşte ülkeyi böyle yönetiyorlar, korku salarak yönetiyorlar. Sanki 14 Mayıs’ta bu ülke seçime değil savaşa gidiyormuş gibi algı operasyonları yaratıyorlar. İktidarı bırakmamak için bir kez daha iktidara gelmek için herkese parmak sallıyorlar. Oysa biz bu sözü söyleyenden de bu sözü ona söyletenden de Türkiye halkları olarak utanç duyuyoruz. Bu Türkiye tarihine kara bir leke olarak geçmiş sözdür. Bu ülkeye korku salmak yerine sevgiyi huzuru refahı barışı adaleti ve hukuku bizler getireceğiz. Bunun teminatıyız. Bunun için sizlere söz veriyoruz.

‘Halkın geçim derdiyle dalga geçiyorlar’

Sadece MHP Genel Başkanı değil, bu ülkenin cumhurbaşkanı da her çıktığında televizyon programında HDP’ye, HDP dostlarına yoldaşlarına Yeşil Sol’a binbir hakareti ve parmak sallamayı kendisine görev edinmiş. Aynı zamanda patates ve soğanla dalga geçen bir cumhurbaşkanı var karşımızda. Ne diyor? “Benim halkım kendi liderini patates ve soğana yedirtmeyecek bu konuda tercih yapmayacak” diyor. Şunu söyleyeyim, 14 Mayıs 2023’te patates ve soğan sizi iktidarınızdan edecek sizi o koltuktan alacak. Halkın geçim kaynağını küçümseyen bir cumhurbaşkanı var. Biz biliyoruz ki, bu ülkede bir geçim derdi var. İnsanlar yoksullukla ve sefaletle mücadele etmek durumundalar. Onlar Manisa halkının ne yaşadığını bilemezler. Çünkü saraylarından ülkeyi toz pembe görüyorlar. Oradan Manisa halkının derdini, soğanın ve patatesin kaç lira olduğunu sorgulamasıyla ilgilenmezler. Onların derdi Manisa halkı değil. Onların derdi Manisa’da yaşayan işçiler, esnaf değil kadınlar ve gençler değil. Onların derdi sadece kendi gelecekleri kendi koltukları ve iktidarlarıdır.

Bir oy Yeşil Sol’a, bir oy faşizmi geriletmeye

Manisa halkı 14 Mayıs tarihinde önemli bir tercih yapacak. Şimdi Yeşil Sol Parti’nin Türkiye’de esen rüzgarını ve havasını, bayrağını Manisa’da dalgalandırmak ve bu havayı her yere yaymak için Manisa halkımızın üzerine de büyük bir görev ve sorumluluk düşüyor. Sandık başına gittiğinizde elinize oy pusulasını aldığınızda diğer hiçbir partiyi görmeyin. Sadece ve sadece Yeşil Sol’u görün ve oraya mührünüzü vurun ki bunlar gitsinler. Bir oy Yeşil Sol’a, bir oy faşizmi geriletmeye. O yüzden Manisa bu dönem gerçek temsilcisini parlamentoya göndermeye kararlı. Biz bugün bunu gördük. Buradaki hava bunu gösteriyor. Ancak 1 milletvekili yetmez, 2 temsilciyi Manisa halkı adına parlamentoya göndermeye hazır mıyız? Vekil adaylarımızı size emanet ediyoruz. Oylarımızı öyle bir kullanalım ki, mührümüzü öyle bir vuralım ki, 50 artı 1 isteyenler sandıkta 1 artı 1 kalsınlar. Erdoğan ve Bahçeli baş başa kalsınlar. Onların bu zulmünü baskıcı, şiddetten yana tavrını sandığa gömmenin zamanı gelmiştir. Onları sandığa gömmenin gelmiştir. Bu seçim öyle bir seçim ki hepimizin kaderini değiştirecek. Bu seçim öyle bir seçim ki kadınların ve gençlerin işçinin ve emekçinin kaderini değiştirecek. Kadınlara zulmedenler 14 Mayıs’ta sandıklarda cevabını alacaklar.”

Miting, konuşmaların ardından sanatçı Cevdet Bağca’nın şarkılarıyla son buldu.

HABER MERKEZİ

#Buldan #Manisada #konuştu #Bir #Yeşil #Sola #bir #faşizmi #geriletmeye

Erzirom’da İmamoğlu’na saldırı

Erzirom’da İmamoğlu’nun konuşması sırasında otobüse taş atıldı. Bazı yurttaşlar yaralandı. İmamoğlu ‘Seyreden polisler, biz de sizi seyrediyoruz. Seyreden Emniyet Müdürü, Vali, biz de sizi seyrediyoruz’ diyerek polise tepki gösterdi

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Yardımcısı Adayı Ekrem İmamoğlu, Erzirom’da provokasyonla karşı karşıya kaldı.

İmamoğlu’nun konuşması sırasında otobüse taş atıldı. Otobüsün camları kırıldı. Provokasyon nedeniyle İmamoğlu konuşmasını tamamlayamadı.

Saldırının ardından İmamoğlu, “Seyreden polisler, biz de sizi seyrediyoruz. Seyreden Emniyet Müdürü, Vali, biz de sizi seyrediyoruz” diyerek yetkililere tepki gösterdi.

İmamoğlu, Erzurum Belediye Başkanı, Vali ve Emniyet Müdürü hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı.

Miting alanında bulunan İstanbul Halk Ekmek Yönetim Kurulu Başkanvekili Özgen Nama, Halk TV’ye yaptığı açıklamada “İnsanların kafasının kanadığını gördüm” dedi.

İmamoğlu’nun sağlık durumunun ise iyi olduğu, herhangi bir cismin kendisine isabet etmediği öğrenildi.

HABER MERKEZİ

#Erziromda #İmamoğluna #saldırı

Tarsus’da Yeşil Sol Parti anons aracına saldırı

Yeşil Sol Parti anons aracı Tarsus ilçesinde seçim çalışması yürüttüğü esnada MHP’li ırkçı grubun saldırısına uğradı. Saldırıda 5 parti çalışanı yaralanırken, aracın lastikleri ve camları parçalandı

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin (Yeşil Sol Parti), Tarsus ilçesinde seçim çalışması yürüten anons aracı MHP’li ırkçı grubun bıçaklı ve sopalı saldırısına uğradı. Saat 13.00 sıralarında Yenimahalle’de bulunan Atatürk Caddesi’nde meydana gelen olaya göre, Yeşil Sol Parti anons aracı kırmızı ışıkta beklediği esnada aracın önü MHP seçim bürosundan çıkan 20 kişilik ırkçı grup tarafından kesildi.

Olayda, aracın içerisinde bulunan 7 parti çalışanı ilk olarak MHP’li ırkçı grubun sözlü küfür ve tacizleriyle karşı karşıya kalırken, ardından ise ırkçı grubun sopa ve bıçaklı saldırısına uğradı. Olay anında parti çalışanı 5 kişi yaralandı. Anons aracının camları ve lastikleri ırkçı grubun bıçak darbeleri ile parçalandı.

Polis saldırıya göz yumdu

Olayda yaralanan bir parti çalışanına ulaşmamız sonucu ajansımıza verdiği demeçte, olay anında çevrede çok sayıda polis olmasına rağmen saldırıya hiçbir şekilde müdahale edilmediğini belirtti. Ayrıca saldırı sonrasında ırkçı grup hakkında şikayetçi olmak için Tarsus İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne gittiklerini belirten parti çalışanı, bir arkadaşlarının ise hastanede tedavi altına alındığını söyledi.

HABER MERKEZİ

#Tarsusda #Yeşil #Sol #Parti #anons #aracına #saldırı