Ana Sayfa Blog Sayfa 50

İnancımıza kayyım atamak ne demek? Kayyım zihniyetine son verin!

DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Hubyar Sultan Tekkesi’ne el koyma girişimini Meclis gündemine taşıdı. Fırat, bu durumu “İnanca kayyum atamak” olarak nitelendirerek Alevi toplumunun tepkilerine rağmen tekkenin bünyelerine alınmak istendiğini vurguladı. Yargıtay, Hubyar Sultan Tekkesi’nin köy tüzel kişiliğine ait olduğunu onaylamış olmasına rağmen, Vakıflar Genel Müdürlüğü yeni bir dava açarak bu kararı yok sayma çabasında.

Fırat, genel kurulda yaptığı konuşmada Aleviliğin bu toprakların kadim inancı olduğunu belirtti ve Alevilerin eşit yurttaş olarak görülmediğini ifade etti. Katliamlar ve sürgünlerin ardından bugün dahi eşitsizliklerin devam ettiğini belirten Fırat, cemevlerinin ibadethane olarak tanınmadığını ve zorunlu din derslerinin sürdüğünü hatırlattı. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmadığını ve kutsal mekanlara el konulma girişimlerini eleştirdi.

“Vakılar Genel Müdürlüğü, Tokat Almus’taki Hubyar Sultan Tekkesi’ne el koymaya çalışıyor” diyen Fırat, Yargıtay dahil tüm mahkemelerin bu tekkenin Alevilere ait olduğunu belirttiğini fakat Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün bu kararları görmezden geldiğini ifade etti. Fırat, “Bu kayyum zihniyetinden vazgeçin” diyerek çağrıda bulundu ve Hacı Bektaş Veli Dergahı ile diğer dergahların asıl sahiplerine iade edilmesi gerektiğini vurguladı.

Alevi kurumları, Suriye’deki Alevilere yönelik saldırılara karşı Meclis’i uyardı

Alevi kurumları, Suriye’de Alevilere yönelik artan saldırılar konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çağrıda bulundu. Bu çağrı, yaşanan olayların uluslararası boyutunun ve inanç özgürlüğü ile eşit yurttaşlık haklarının ihlali olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgusunu taşıyor.

Alevi kurumları, Suriye’deki Alevi toplumu üzerinde baskı yaratıldığına ve bu durumun uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmesi gerektiğine dikkat çekti. Yapılan açıklamalarda, Suriye’deki Alevilere yönelik saldırıların yalnızca bir inanç grubuna değil, aynı zamanda insanlığa karşı işlenen bir suç olarak algılanması gerektiği ifade edildi.

Alevi toplumu, bu tür saldırıların durdurulması ve Suriye’deki Alevilere yönelik hak ihlallerinin sona erdirilmesi için Türkiye’nin güçlü bir duruş sergilemesi gerektiğinin altını çizdi. Meclis’e yapılan çağrıda, Alevi inancının ve kültürünün korunması adına gerekli adımların atılması talep edildi.

Alevi kurumları, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık haklarının tüm dünya üzerinde sağlanması gerektiğini bir kez daha vurgulayarak, bu konudaki duyarlılığın artırılması için toplumun tüm kesimlerini harekete geçmeye davet etti.

Barışın Ve Demokrasinin Toplumsallaştırılması   Aziz Tunç

0

DEM Parti İstanbul’da 6- 7 Aralık 2025 tarihinde son derece önemli bir   etkinlik gerçekleştirdi. “Uluslararası Barış ve Demokratik Toplum Konferansı” olarak adlandırılan bu konferans, düzenlendiği tarihsel moment, içeriği ve verdiği mesajlar itibarıyla büyük bir öneme sahiptir.

Barış ve demokratik toplum süreci başladığından beri barış isteyenler, başta Kürt halkı, kurumları ve önderliği sayın Öcalan olmak üzere, bütün güçler, bu sürecin toplumsallaştırılması gerektiğini ısrarla ifade ettiler. Çünkü sözkonusu barışın gerçekleşmesi demokrasiyi gerekli kılıyordu. Demokrasi ise ancak yeterince güçlü, örgütlü ve dinamik bir toplumsal basınçla gerçekleşebilirdi.

Bu gerçekten hareket eden DEM Parti, diğer Kürt dinamikleri ve bütün demokrasi güçleri, sayın Öcalan’ın belirlemesine uygun olarak, barışın ve demokrasinin toplumsallaştırılması için yoğun bir çaba göstermektedirler.  Bu amaçla DEM Parti tarafında Kürdistan’ın ve Türkiye’nin birçok yerinde binlerce halk toplantısı yapılmıştır.  Kadın hareketi Amed’de Ankara’ya barış yürüyüşü gerçekleştirmiştir.

Bu çalışmaların devamı olarak İstanbul’da DEM Parti tarafında belirtilen anlamlı organizasyon gerçekleştirilmiş ve sürece önemli bir katkı sunulmuştur.

Konferansa, benzer sorunları ve çözüm deneylerini yaşamış toplumsal kesimlerin temsilcileri, insanlığın mevcut kapitalist- emperyalist sistemden kurtulması için düşünce geliştiren, teorik çalışma yapan bilim insanları ve demokratik kurum temsilcileri davet edilmişlerdir. Dünyanın dört bir yanında, Türkiye ve Kürdistan’da gelen siyasetçiler, akademisyenler ve aktivistler, konferansa önemli ve değerli katkılar sunmuşlardır.

İki gün süren konferans, sayın Öcalan’ın gönderdiği barış ve demokratik toplum inşasıyla sosyalizmi yeniden kazanalım” başlıklı   mesajın okunması ile başlamıştır.

Bütün katılımcılar tarafında büyük bir coşkuyla karşılanan Sayın Öcalan’ın mesajı, konferansa yön veren temel metin rolü oynamış, konferans boyunca ve daha sonra, yoğun değerlendirmelere konu edinilmiştir.

Konferansa internet bağlantısıyla katılan Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Eşbaşkanı ve Dış İlişkiler sorumlusu İlham Ehmed’in konuşması da büyük bir ilgiyle ve alkışlarla karşılanmıştır.

Ayrıca HDP Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş’ın ve Figen Yüksekdağ’ın mesajları da anlamlı ve değerli bulunmuştur.

Bu konferansta hem genel toplumsal ve sistem sorunları bağlamında değerlendirmeler yapılmış hem de özel olarak, mevcut sürece katkı sunması için yaşanmış uluslararası deneylerden çıkartılan sonuçlar paylaşılmıştır.  Konferans hem teorik değerlendirmeler boyutuyla hem de pratik deneyimlerin aktarılması yönüyle, zengin bir içeriğe sahipti ve mevcut sürecin tartışmasıyla da somutlaştırılarak değerlendirilmiştir.

Ayrıca bütün katılımcıların mevcut barış ve demokratik toplum sürecini büyük bir inançla ve güçlü ifadelerle desteklemeleri önemliydi.

Konferansta “demokratik entegrasyon yasalarının çıkmasının ve umut hakkının tanınmasının” önemine yapılan vurgu ayrıca değerli bir belirlemeydi.

Bütün bunların yanında konferansta çıkartılması gereken temel sonuçlardan birisi, kalıcı barış ve demokratik toplum için, güvence mekanizmalarının oluşturulmasına yapılan vurgulardır.

Aktarılan deneylerin tamamında “barış ve demokratik toplum sürecinin güvence mekanizmalarının” önemine vurgu yapılması, bu noktaya dikkat çekilmesi öğretici ve anlamlıdır.

Öğreticidir çünkü yaşanan “barış ve demokratik toplum sürecinin” güvence mekanizması olmadan, yani toplumsallaşmadan, toplum sürece sahip çıkmadan   barışın kalıcı olmayacağı belirtilmektedir.

Anlamlıdır çünkü, Kürt dinamiklerinin bütün çabalarına rağmen, devlet sorunun bu boyutunu ıskalamaya çalışmaktadır.

Buna karşın toplum süreci sahiplendiğinde, benimsediği sürecin gerçekleştirilmesi için daha güçlü bir çaba ortaya koyacaktır.  Böylece sürecin hem gerçekleşme imkânı artacak hem kalıcı olması sağlanacaktır.

Bu anlamda yapılan bu konferans, sürecinin   toplumsallaştırılmasına büyük katkı sunarak süreci güçlendiren önemli bir çalışma olmuştur. Sürecin bir kez daha derli toplu biçimde kamuoyuna sunulması ayrıca değerli olmuştur.

Bu gelişmeler, Sayın Öcalan’ın geliştirdiği barış ve demokratik toplum sürecin başarılacağına dair algıyı güçlendirmiş, sürece güveni artırmıştır. Böylece   konferans, toplumun bütün kesimlerinde olumlu bir etki bırakmıştır. Sürecin toplumsallaşması denilen de budur.

Bütün bunlara rağmen, Kürtler ve demokrasi güçleri sürecin toplumsallaşması ve başarısı için yapılması gerekenleri yaparken, devlet tam tersi bir noktada hareket etmekteydi.

Önce sayın Öcalan’la TBMM üyelerinin yaptıkları görüşme tutanakları çarpıtılarak yayınlandı. Halbuki bu tutanakların tamamımın kamuoyuna sunulması, barış ve demokratik toplum talebinin toplumsallaşması için gerekli ve zorunludur.

Sonra konferansa davet edilmiş olan Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Eşbaşkanı ve Dış İlişkiler sorumlusu İlham Ehmed’in konferansa fiziki katılımı engellendi, online katılımına izin verildi. Bu tutum TBMM komisyonun da Kürt annenin ana diliyle konuşmasına engel olunması gibi bir yaklaşımdır.  Devlet cephesindeki bu engellemeler, barış ve demokratik toplum sürecinin toplumsallaşmasını, dolayısıyla başarısını zorlaştırmaktadır.

Kürt halk önderi Sayın Öcalan’ı Mazlum Abdi’yi, İlham Ehmedi ve diğer Kürt yetkililerini suçlu göstermeye çalışarak Kürt halkının barışa sahip çıkması sağlanamaz, barış ve demokratik toplum süreci bu şekilde toplumsallaştırılamaz.

Dolayısıyla devlet bu şekilde davranarak süreci tıkamaktadır. Aynı şekilde devlet, elindeki yargıyı, kolluk gücünü ve başkaca imkânları kullanarak, süreci geliştirmek isteyen güçlere doğrudan uyguladığı manipülasyonlarla ve baskılarla, toplumun sürece dahil olmasını engellemektedir.  Dahası devlet bu yaklaşımla, toplumun süreçte uzaklaşmasını sağladığı gibi, süreç karşıtı güçlerin önünü açmakta, onların saldırmalarına, süreci sabote etmelerine zemin yaratmaktadır.

Özetle barış ve demokratik toplum sürecinin aksatılmasının nedeni Türk Devletinin demokratikleşmiyor/ demokratikleşmek istemiyor olmasıdır.

Buna karşın bu devasa engelleri aşmak mümkün ve zorunludur. Bunun için bütün demokrasi güçleri, örgütlü, kararlı ve sürekli bir mücadele programı ile hareket etmelidirler. Tek çözüm yolu barışın ve demokratik toplumun ezilenler tarafında gerçekleştirilmesidir. Nihayetinde barışa ve demokrasiye ihtiyacı olan ezilenler, bizleriz ve bu sorunu çözmesi gerekenlerde bizler olacağız.

2. Uluslararası Alevi Sinema Günleri İstanbul’da sanatseverlerle buluşuyor

2. Uluslararası Alevi Sinema Günleri, 20-22 Ekim tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirilecek. Etkinlik, Alevi kültürünü ve inancını sinema aracılığıyla anlatmayı amaçlıyor. Farklı ülkelerden gelen yapımlar, Alevi toplumunun değerlerini ve tarihini ekranlara taşıyacak.

Bu yılki etkinlikte, Alevi sinemasının önemli temsilcileri ve yönetmenleri de yer alacak. Katılımcılar, film gösterimlerinin yanı sıra paneller ve söyleşilerle Alevi kültürünün sinemadaki yansımalarını tartışma fırsatı bulacaklar. Böylece, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık konularında farkındalık oluşturulması hedefleniyor.

Etkinliğin açılışında, Alevi sinemasının geçmişi ve geleceği üzerine konuşmalar yapılacak. Ayrıca, izleyicilere Alevi kültürünün zenginliklerini keşfetme imkanı sunulacak ve bu kültürün sinemadaki yansımaları daha geniş kitlelere ulaştırılacak.

2. Uluslararası Alevi Sinema Günleri, sinemaseverler için kaçırılmayacak bir fırsat sunarken, Alevi toplumu için de önemli bir buluşma noktası olacak. Bu etkinlik, Alevi sinemasının daha fazla görünür olmasına katkı sağlayacak.

Suriye’de Alevi Katliamı Araştırılmalı: DEM Parti’ye Destek Çağrısı

Suriye’de Alevilere yönelik gerçekleştirilen katliamların araştırılması için Alevi kurumları, Demokrasi ve Emek Partisi (DEM Parti) tarafından verilen önergeye destek çağrısında bulundu. Alevi toplumu, inançları nedeniyle maruz kaldıkları ayrımcılığın ve şiddetin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Alevi kurumları, Suriye’deki Alevi nüfusuna yönelik sistematik saldırıların ve katliamların uluslararası alanda sorgulanması gerektiğini belirtiyor. Bu bağlamda, DEM Parti’nin önergesi, Alevi toplumunun haklarının korunması ve inanç özgürlüğünün sağlanması açısından büyük önem taşıyor.

Alevi toplumu temsilcileri, önergenin kabul edilmesi halinde, Suriye’deki Alevilere yönelik yaşanan insan hakları ihlallerinin uluslararası platformlarda daha fazla gündeme geleceğini umuyor. Bu durum, inanç ve kimlik temelinde eşit yurttaşlık anlayışının güçlenmesine katkı sağlayabilir.

Alevi kurumları, önergenin Meclis’te kabul edilmesi için tüm siyasi partilere çağrıda bulunarak, Suriye’deki Alevilerin yaşadığı zulmün durdurulması ve adaletin sağlanması için ortak bir çaba gösterilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Bu süreçte, Alevi kurumlarının sesinin duyulması ve destek bulması, toplumların barış içerisinde bir arada yaşama iradesini güçlendirecektir. Alevi toplumu, haklarının tanınması ve inanç özgürlüğünün güvence altına alınması için mücadele etmeye devam edecektir.

Alevilere yönelik saldırılar durmalı, barbarca katliamlar son bulmalı!

Hatay Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Derneği Başkanı Necati Oğural, Suriye’deki Alevilere yönelik süregelen katliamları “Alevi soykırımı” olarak tanımladı. Oğural, Alevilerin inançları nedeniyle barbarca öldürüldüğünü vurgulayarak, bu barbarlığın durmaması halinde durumun daha da kötüleşeceği uyarısında bulundu. Alevi toplumu olarak Suriye’deki gelişmeleri büyük bir kaygıyla izlediklerini belirten Oğural, bu süreçte Alevi kimliğinden kaynaklanan şiddet ve insan hakları ihlallerinin devam ettiğini ifade etti.

Oğural, Suriye’deki çatışmaların başlamasından bu yana Alevi aileleriyle sürekli iletişimde olduklarını aktararak, bu kaygıların devam ettiğini dile getirdi. Alevilerin yalnızca dini inançları yüzünden yerinden edilme, öldürülme ve çeşitli insan hakları ihlallerine maruz kaldığını belirten Oğural, yaşananları bir insan katliamı değil, bir soykırım olarak nitelendirdi.

Türkiye hükümetinin bu duruma müdahale edebileceğini ifade eden Oğural, AKP’nin Suriye’deki katliamları durdurma gücüne sahip olduğuna inandıklarını söyledi. Oğural, Türkiye’nin müdahalesinin, bölgede yaşayan Alevi, Hristiyan, Dürzi ve İsmaili toplulukların korunmasına yardımcı olabileceğini vurguladı. Alevi kurumları olarak, konunun siyasi bir perspektifle ele alınmasını beklediklerini dile getirdi.

Suriye’deki durumun sadece fiziksel şiddetle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda nefret söylemleriyle şekillenen bir gelecek inşa edilmeye çalışıldığını belirten Oğural, özellikle çocuklara yönelik nefret öğretilerine dikkat çekti. Oğural, bu nefretin sadece Alevilere değil, diğer inanç gruplarına da yöneltildiğini ve toplum yapısının büyük bir tehdit altında olduğunu ifade etti.

Oğural, Suriye’deki katliamların durdurulması için hem bölgesel hem de uluslararası kamuoyunun baskı yapması gerektiğini savundu. Alevi kimliğinin, inancının ve halkının orada öldürüldüğünü belirten Oğural, bu duruma sessiz kalmanın mümkün olmadığını vurgulayarak, katliamların bir an önce durdurulmasını talep etti.

Alevi Kurumları: Suriye’deki Sistematik Yok Oluşa Dikkat Çekiyor

Alevi kurumları, Suriye’nin kuzeybatısında HTŞ ve Colani yönetiminin uygulamalarını sert bir dille eleştirerek, bölgede bir yıldır süregelen sistematik bir yok ediliş sürecine dikkat çekti. Alevi Bektaşi Federasyonu ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, yaşananları soykırım, zorunlu göç ve inanç temelli yok ediliş olarak tanımladı. Kurumlar, uluslararası toplumu acil olarak harekete geçmeye çağırdı.

Yapılan ortak açıklamada, son bir yılın, bölgede yaşayan halklar için soykırım, açlık ve zorunlu göçle anıldığı vurgulandı. Alevi toplumunun, kasıtlı ve sürekli bir yok etme saldırısına maruz kaldığı belirtildi. Alevilerin tarih boyunca hedef alındığı hatırlatılarak, HTŞ ve Colani’nin temsil ettiği radikal zihniyetin bölgeden Alevileri silmeyi amaçladığı ifade edildi.

Açıklamada, Colani güçlerinin Alevilere ait evleri gasp ettiği, tarım arazilerini yakıp yok ettiği ve insanların işsiz bırakıldığı aktarıldı. Ayrıca, kadınların sistematik saldırılara maruz kaldığı ve binlerce çocuğun yetim kaldığı bilgisi verildi. İnanç merkezlerine yönelik saldırılar ve kültürel varlıkların yok edilmesi de eleştirildi.

Alevi kurumları, Colani yönetiminin inanç çeşitliliğini ortadan kaldırmayı amaçlayan bir zihniyetin ürünü olduğunu belirtti. Uluslararası toplumu, Suriye’de yaşayan toplulukların güvenlik, eşitlik ve özgürlük temelinde yaşama haklarını korumaya davet etti. Ayrıca, soykırımın durdurulması ve inanç özgürlüğünün güvence altına alınması talep edildi.

Alevi kurumları, barışın, çoğulculuğun ve insan onuruna dayalı bir düzenin ancak laik ve demokratik bir hukuk devleti ile mümkün olabileceğini ifade ederek, Suriye’de yaşam hakkı için direnen Alevilerin mücadelesine destek verdiklerini belirtti.

Alevi Kurumları Eğitim İçin Bir Araya Geliyor!

Almanya Göksunlular Derneği Yönetim Kurulu Üyeleri, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Uluslararası İlişkiler ve Diplomasi Temsilciliği’ni ziyaret etti. Bu buluşmada, özellikle gençlere yönelik eğitim çalışmaları ve burs destekleri üzerinden kurumlar arası dayanışmanın güçlendirilmesi hedeflendi.

Görüşmede, Almanya Göksunlular Derneği’nin öğrencilere yönelik burs destekleri hakkında bilgi paylaşımı yapıldı. Eğitim alanında gerçekleştirilen projelerin desteklenmesi ve geliştirilmesi gerektiği vurgulandı. Bu tür işbirliklerinin, gençlerin eğitim hayatına katkı sunan projeler açısından önem taşıdığı ifade edildi.

AABK tarafından yapılan bilgilendirmede, Avrupa genelinde Alevi toplumunun demokratik haklarının korunması, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık konularına yönelik projelerin desteklenmesi için yürütülen çalışmalar aktarıldı. Bu tür temastan elde edilen çıkarımların, Alevi toplumunun ortak değerlerine ve geleceğine katkı sağladığı belirtildi.

AABK, eğitime erişimi güçlendiren her dayanışma adımının büyük bir önem taşıdığını vurguladı. Ziyaretten duyulan memnuniyet dile getirilirken, Almanya Göksunlular Derneği’ne teşekkür edildi.

2026 FUAF Alevi Takvimleri: Kültürel Mirası Geleceğe Taşıyan Adım

Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF), 2026 Alevi Takvimleri’ni yayımladı. Bu takvimler, sadece tarihleri içeren bir ajanda olmanın ötesinde, Alevi inancı ve kültürüne dair temel değerleri gelecek kuşaklara aktaracak kapsamlı bir çalışmayı temsil ediyor.

2026 Alevi Takvimi, Alevi yol ve erkânına dair kültürel, tarihsel ve eğitici unsurları bir araya getirerek, yıl boyunca canlar için önemli bir rehber olmayı amaçlıyor. FUAF, bu çalışmayı “kültürel belleğimizi canlı tutan kolektif bir emek” olarak tanımlıyor ve bu sayede Alevi kimliğinin daha görünür hale gelmesini sağlamak istiyor.

FUAF yöneticileri, takvimlerin her haneye ulaşmasının birlik duygusunu güçlendireceğini ve Alevi kültürel değerlerinin yaşatılmasına katkıda bulunacağını vurguluyor. Her canın bu takvimlerden edinmesinin, yeni yıl planlamasında pratik bir kolaylık sağlayacağı ifade ediliyor.

Takvimler, Fransa genelindeki Alevi Kültür Merkezleri (AKM) aracılığıyla temin edilebilir. FUAF, tüm canları bu kültürel çalışmaya sahip çıkmaya ve dayanışmayı büyütmeye davet ediyor.

Lazkiye’de Alevilere Yönelik Saldırılar Artıyor

Lazkiye’de Murad Mahrez isimli 22 yaşındaki gencin, dün akşam saatlerinde silahlı bir grup tarafından durdurulması ve dini inancı sorulmasının ardından göğsünden vurularak hayatını kaybetmesi Alevi toplumunu derin bir üzüntüye boğdu. Mahrez’in “Aleviyim” yanıtını vermesi üzerine gerçekleştirilen bu saldırı, Alevilere yönelik sistematik tehditlerin ve şiddetin bir kez daha gün yüzüne çıkmasına neden oldu.

Olay, Suriye’de Baas rejiminin yıkılışının yıl dönümünde geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el Şara destekçilerinin sokaklara çıkarak kutlamalar yapması sırasında meydana geldi. Kutlamalarda, Alevi, Dürzi ve Kürt topluluklarına karşı düşmanca söylemlerin dile getirilmesi dikkat çekti. Mart ayında yaşanan Alevi katliamlarının ardından Lazkiye’deki tehditler, bir kez daha fiili saldırı boyutuna ulaştı.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne (SOHR) göre, Mahrez’in vurulması, Alevilere yönelik gerçekleştirilen bir dizi saldırının en son halkası oldu. Genç, hastaneye kaldırılmasına rağmen yapılan müdahalelere rağmen yaşamını yitirdi. Bugün düzenlenen cenaze törenine yüzlerce Alevi katılarak Mahrez’in anısını yaşattı.

Öte yandan, Alevi toplumunun liderlerinden Şeyh Gazal Gazal, iktidarı devralan geçici hükümetin, geçmişteki yönetimlerden daha zalim olduğunu belirterek, 8-12 Aralık tarihlerinde genel grev çağrısında bulundu. Bu çerçevede, birçok şehirde Alevi esnaflar kepenk kapama eylemleri gerçekleştirdi. Gazal, Esad rejiminin yıkılışının “adaletin yok olduğu bir döneme” dönüştüğünü vurguladı.

Bu olaylar, Alevilerin maruz kaldığı ayrımcılığın ve baskının bir yansıması olarak öne çıkarken, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık taleplerinin yeniden gündeme gelmesine neden oldu.