Ana Sayfa Blog Sayfa 514

Fikri Sönmez anmasına katılım çağrısı

Fikri Sönmez Demokrasi ve Yerel Yönetimler Derneği, tutulduğu cezaevinde yaşamını yitiren Fatsa Belediye Başkanı Fikri Sönmez için yapılacak anmaya katılım çağrısında bulundu

Fikri Sönmez Demokrasi ve Yerel Yönetimler Derneği, 11 Temmuz 1980’de yapılan askeri operasyonlarla görevinden alınanıp tutuklanan ve bulunduğu Amasya Askeri Cezaevinde 5 Mayıs 1980 yılında yaşamını yitiren Fatsa Belediye Başkanı Fikri Sönmez’e ilişkin anma metni yayınladı.

Sönmez’in ölümünün üzerinden 38 yıl geçtiği hatırlatılan metinde, “Hala eksikliği hissedilmekte, özlemi ilk günkü kadar sıcaklığını korumaktadır. Aradan geçen bunca yıldır, bizlere miras bıraktığı yeni yaşam ve halkın demokratik geleceği yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor. 21 yıldır ülkenin içine girmiş olduğu karanlık dehlizden çıkabilmek açısından Fikri bugün de yol göstermeye devam ediyor. Mevcut tek adam rejimi karşısında halkın tüm farklılıklarıyla bir arada yaşayabilmesi ve yönetimde söz ve karar sahibi olabilmesinin işaret fişeği olarak Fatsa deneyimine yüzümüzü dönmemiz gereken bir eşikteyiz” ifadelerine yer verildi.

Anmaya çağrı

Sönmez’in anısına yarın Fatsa’da yapılacak anma etkinliğine katılım çağrısının yapıldığı metinde, “Ben ne yaptıysam halkım için halkımla birlikte yaptım’ diyerek tarihe not düşen Devrimci Halk Önderi Fikri Sönmez, bugünkü rejim krizinden çıkış için yol göstermeye ve birlikte dayanışma içinde mücadeleyi yükseltmek açısından yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor” denildi.

HABER MERKEZİ

#Fikri #Sönmez #anmasına #katılım #çağrısı

AİHM mülteciler konusunda Fransa hakkında ihlal kararı verdi

AİHM, aralarında bebeklerin de bulunduğu yaşı küçük mültecileri gözaltı merkezlerinde tutan Fransa hakkında ‘özgürlük ve güvenlik hakkını ihlal’ kararı verdi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Fransa’nın aralarında bebeklerin de bulunduğu yaşı küçük mültecileri gözaltı merkezlerinde “insanlık dışı muameleye maruz bıraktığı” gerekçesiyle açılan iki davayı karara bağladı.

Mahkeme, ilk başvuruda Gineli bir mülteci kadını, 2021 yılı ocak ayında 7,5 aylık oğluyla sınır dışı etmeden önce 9 gün boyunca Metz kentindeki gözaltı merkezinde tuttuğu gerekçesiyle Paris’in “insan hakları ihlalinde bulunduğuna” hükmetti. Mahkeme, Fransa’nın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) kötü muamele ve işkencenin yasaklanmasıyla ilgili 3. maddesini ihlal ettiği görüşüne vardı. Karar gereği Fransa, başvuru sahiplerine 19 bin Euro tazminat ödeyecek.

AİHM başka bir davada Angolalı bir anneyi 8 aylık, 6 ve 8 yaşlarındaki üç çocuğuyla Metz kentindeki gözaltı merkezinde 2020 yılında Portekiz’e sınır dışı etmeden önce 10 gün süreyle tutan Fransa’yı mahkum etti. Fransa’nın AİHS’nin 3. maddesini ihlal ettiğine hükmeden AİHM, Paris’in 8 bin Euro maddi tazminat ödemesini kararlaştırdı.

AİHM, Fransa’nın iki davada da AİHS’nin 3. maddesi dışında özgürlük ve güvenlik hakkıyla, gözaltı süreleriyle ilgili 5. maddenin 1. ve 4. fıkralarını da ihlal ettiğine hükmetti.

HABER MERKEZİ

#AİHM #mülteciler #konusunda #Fransa #hakkında #ihlal #kararı #verdi

HDK’den ‘Dersim arşivleri açılsın’ çağrısı

HDK Halklar ve İnançlar Meclisi, Dersim Teltelesi ile ilgili arşivlerin açılması çağrısında bulunarak ‘Bizler diyoruz ki; tarihle yüzleşmek, Dersim halkından özür dilemek toplumumuzu daha da güçlendirir’ dedi

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar ve İnançlar Meclisi, Dersim Tertelesi’nin 86’ncı yıldönümüne ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, “Dersim halkına yapılan ve yaşatılan bu katliamın aydınlığa kavuşamaması, egemen ulus anlayışının ülkemiz halklarına yaptığı en büyük kötülüklerden birisidir” denildi.

‘Yaşanan hiçbir katliam bir birinden bağımsız değildir’

Açıklamada, 4 Mayıs’ın Dersim halkı açısından “Roze Şaye” olarak dünden bugüne hafızalarda derin izler bıraktığı vurgusu yapılarak, “Yaşadığımız coğrafyada kendi kültürü, dili ve inancıyla birbiriyle razılı ve hakikat içinde yaşayan halklar olarak binlerce yıl tüm farklılıklarımıza rağmen birlikte yaşadık. Türkiye’de ise belirleyici olan egemen akıl toplumu ayrıştıran, sürekli ‘öteki’ algısını oluşturan, toplumu devamlı bölen hâkim millet, tek ulus anlayışıdır. 1924 Anayasası ile coğrafyamızda tek dil, tek din adı altında Türklük yüceltilmiş, diğer halklar, inançlar ötekileştirilmiştir. Kızılbaş Kürt Aleviler ve diğer tüm halklar farklılıkları nedeniyle tehdit olarak görülmüş, tek ulus ideolojisi ile her türlü saldırı ve katliamın hedefi haline getirilmiştir. Dolayısıyla ülkemizde yaşanan hiçbir katliamı birbirinden bağımsız düşünemeyiz” ifadeleri yer aldı.

‘İnkâr ve asimilasyon politikasının devam ediyor’

Soykırım zihniyeti değişen yöntemleriyle hala devam ettiği belirtilen açıklamada, “Değişmeyen tekçi ulus anlayış bugün Alevi inancını Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlanmasını tartışmaktadır. Bu Alevi inancı bakımından asla kabul edilemez bir durumdur. Bizler de Halklar ve İnançlar Meclisi olarak bunun karşısında olduğumuzu belirtiyoruz. 86. yılında hala Seyit Rıza ve yoldaşlarının mezarlarının yeri saklı tutularak, katliam zihniyetini devamlılığında ısrar edilmektedir. Bugün farklı şekillerde de olsa yaşanan katliam ve saldırılar devam etmekte. Halkların kendine yasaklanan toprağı, yakılan ormanları, baraj ve madenlerle talan edilen doğası ve İnanç merkezlerinin tahrip edilmesi. İnkâr ve asimilasyon politikasının devam etmesidir. Sözlü gelenekleriyle kadimden bu zamana inancını ve kültürünü devam ettiren Kızılbaş Kürtler tekçi ulus anlayışına karşı direnişini sürdürmekte. Katliamın yöntemini değiştiren sistem bugün kültürel soykırım yapmaya devam etmektedir. Bizler diyoruz ki; tarihle yüzleşmek, Dersim halkından özür dilemek toplumumuzu daha da güçlendirir” denildi.

Arşivlerin açılması çağrısı

Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması çağrısı yapılan açıklamada, şunlar yer aldı: “Dersim’in kayıp kızlarının akıbeti açıklansın, topluma yapılan tüm katliamlar arşivi ve belgeleriyle açıklandığında Türkiye halkları olarak gerçek bir yüzleşmenin ilk adımlarını atmış oluruz. Alevilerin anayasal olarak varlığının resmen tanınması bu anlamda bir başlangıç olacaktır. Yüzleşerek geleceğimizin, birlikte eşit ve özgür bir yaşamın temellerini birlikte inşa etmiş oluruz. Halkların Demokratik Kongresi Halklar ve İnançlar Meclisi olarak coğrafyada yaşanan 4 Mayıs Dersim Soykırımı özelinde devlet arşivlerinin açılması Seyit Rıza ve tüm canların mezar yerlerinin talebini yeniliyoruz. Coğrafyamızda yaşanan tüm soykırımlarla, ‘bir daha asla demek’ için tarihle yüzleşmeye çağrımızı HDK Halklar İnançlar meclisi olarak yeniliyoruz. Seyit Rıza ve yoldaşlarını saygı ve sevgi ile bir kez daha anıyoruz.”

HABER MERKEZİ

#HDKden #Dersim #arşivleri #açılsın #çağrısı

Qers’te hedef HADEP’i geçmek

Yeşil Sol Parti’nin Qers adayı Gülistan Kılıç Koçyiğit, Hopa yolunda seçimlere dair yaptığımız sohbette 1999 seçimlerine atıfla ‘Kars’ta hedefimiz HADEP’i geçmek’ diyor…

Hicran Urun

Qers (Kars), kozmopolit yapıda ve birçok farklı siyasetin yer aldığı ancak iktidara rağmen kutuplaşmanın pek de sirayet etmediği ender kentlerden. Azeri, Terekeme, Kürt, Türk ve birçok farklı etnik kimliğin yer aldığı kentin sokaklarında, ‘Belediyede HDP’ye oy veririm’ diyen MHP’liyi de duyduk, ‘Bu seçimi HADEP alır’ diyen CHP’liyi de. Halk ayrıca 14 Mayıs Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri için AKP-MHP bloğunun ‘kentte şansının az olduğu’ görüşünde.

Bu görüşe neden olan temel etken, yürütülen kutuplaştırıcı siyaset ve ekonomik kriz. Buna bir de aday gösterilen isimlerin tartışmalarla gündeme gelmesi eklenince bu ‘şans’ daha da azalmış görünüyor. AKP’nin milletvekili adayı Adem Çalkın, 6 yıldır kentte il başkanlığı yapmış bir isim ve basına da yansıyan Kars halkına yönelik hakaret içerikli ses kaydı ile gündemde. CHP’nin 1. sıra adayı İnan Akgün Alp ise halkın iddiasına göre eşine uyguladığı şiddetle kentte tartışmaların odağında.

Yeşil Sol öne çıkıyor

MHP, AKP ortaklığının yanı sıra geçmiş kötü belediyecilik tecrübesi, peşkeş çekilen ihaleler, mafyatik uygulamalar nedeniyle tabanında ciddi bir ‘kızgınlık’ yaratmış. İYİ Parti’nin adayı Prof. Dr. Alpaslan Yüce, akademisyen kimliği dışında siyasetin gündeminde pek yok gibi. Zira kentin hemen hiçbir sokağında İYİ Parti’nin seçim çalışmasına denk gelmedik.

Tüm bunlarla birlikte, birbirine yakın seçmen kitlesine sahip 4 partinin de aday çıkarması kentte Yeşil Sol Parti’yi öne çıkarmış. Parti ayrıca hemen her sokakta, her köyde yürüttüğü yoğun seçim çalışması ve HDP dönemindeki belediyecilik tecrübesi ile de seçmenin sempatisini önemli oranda kazanmayı başarabilmiş.

Yeşil Sol Parti’nin Qers’teki hedefi, 3 vekil. Kentin geçmiş seçim tablosuna baktığımızda bu mümkün, çünkü kentte buna zemin sunan ciddi bir taban da var. Örneğin 19 Nisan 1999 genel seçimlerinde HADEP, aldığı yüzde 17.5 oy oranı ile kentte birinci parti olarak 3 milletvekili çıkarmayı başarabilmiş ancak o dönemki yüzde 10’luk seçim barajı Meclis’e vekil yollamasına engel olmuş.

Yine 7 Haziran 2015 genel seçimlerinde Halkların Demokratik Partisi (HDP) yüzde 64’ün üzerinde oy oranı ile birinci parti olurken, üçüncü vekili çok az farkla kaçırarak Meclis’e 2 vekil yollayabilmiş.

Yeşil Sol Parti’nin Qers 1. sıra milletvekili adayı Gülistan Kılıç Koçyiğit, yoğun seçim çalışmaları içerisinde Hopa yolunda seçimlere dair yaptığımız sohbette ‘Kars’ta hedefimiz HADEP’i geçmek’ diyor…

  • Qers’teki dinamikler ve dengeler nedir, kent nasıl bir atmosferde seçime gidiyor?

Kars farklı dinamiklere sahip, kozmopolit bir şehir. Yıllarca da sağ belediyeler, hükümetler tarafından yönetilmiş. Aslında enkaz haline getirilmiş bir şehir. Gerçekten bölgenin en güzel kentlerinden, butik şehir dedikleri şehirlerden biri. Bir köy kent aslında burası. Çünkü hiçbir şekilde yatırımın yapılmadığı, insanların istihdamı için hiçbir çabanın sarf edilmediği, 21. yüzyılda dahi en temel hizmetleri halkın alamadığı bir kent burası. Düşünün çöplerin bile toplanmadığı bir yer.

  • Sizinle konuşmadan önce kahvehanelerde, sokaklarda halkla da konuştuk ve ‘Sokakları gezin, çöpleri görün’ isyanını oldukça sık duyduk…

Evet, gerçekten öyle. Sokağı gezdiğiniz zaman çukurlarla, çöplerle dolu olduğunu görüyorsunuz. Su sorunu hâlâ var. Sadece yarım gün şehirde su verilir. Düşünün 2023, uzay turizminden bahsettiğimiz bir çağdayız ama Kars’ta çöp sorununu, kanalizasyon sorununu, su sorununu konuşuyoruz. Gelen bütün kaynaklara el konulduğunu, peşkeş çekildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu nedenle de muazzam bir öfke var hem hükümetin kendisine hem de ortağı olan MHP’ye. İnsanlar gerçekten bütün samimiyetiyle ‘Kurtarın bizi bu zalimlerden’ diyor.

  • Sizin de HDP olarak kısa bir belediyecilik tecrübeniz oldu bu kentte, bunun size nasıl bir geri dönüşü olacağını düşünüyorsunuz?

Evet, biz 18 ay gibi bir süre kentte belediye yönetiminde yer alabildik. Zaten belediyeyi almadan önce kentin her tarafının çöplerle kaplandığını, icralık olduğunu, emekçilerin maaşlarının ödenmediğini, belediyenin bütün taşınmazlarının özellikle araç taşınmazlarının parçalanıp satıldığını, arazilerin peşkeş çekildiğini tüm halk biliyordu.
Ama 18 ay gibi bir süreçte HDP’nin yerel yönetimler anlayışının kentte nasıl bir değişim yarattığını da gördü halk. Çöpleri toplandı, hiç yapılmayan yolları yapılmaya başlandı. Burada oluşturulan kent konseyi, mahalle meclisleri ile birebir mahallelinin kendisi temel ihtiyaçlarını, beklentilerini konuştu. Yani insanlar ilk defa yurttaş olmaktan kaynaklı, bu kentte yaşamaktan kaynaklı olarak muhatap alındılar. Ve gerçekten önerilerinin de karşılık bulduğunu gördüler.

İşte burada belediyede silahların konuşulduğu, bazı çetelerin, mafyaların gelip masaya silah koyup iş yaptırdığı bir yerden halkın beklentilerine cevap olan bir belediyecilik anlayışı oluştu.

  • Yani halk burada HDP dönemindeki belediyeciliğinizle bir nevi tahayyül ettiğiniz siyaset ve yönetim biçimini deneyimledi…

Aynen, bunu deneyimledi. Şimdi biz bunu deneyimlediğimiz için tüm partilerden insanlar şunu söylüyorlar, ‘Sizin belediyecilik hizmetinizden memnunduk.’ Bütün bunlar çok kıymetli ama ne yazık ki çok kısa bir sürede bunları elimizden aldılar. Bizim bütün bölgeye yayılacak belediyecilik modelimizin kökleşmesini, derinleşmesini ve toplumsallaşmasını engellediler. Çünkü aslında her adımımızda, her pratiğimizde onlar teşhir oluyordu.

Şimdi biz o hafızayla beraber genel seçimlere gidiyoruz ve ben demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü yerel yönetim bakış açımızın, şu anda ciddi bir şekilde bize katkısı olduğunu ifade edebilirim.

  • Qers’in kozmopolit yapısından bahsettiniz söyleşinin başında. Kürt, Türkmen, Azeri, yerli, Terekeme ve Çerkes gibi birçok halkın yaşadığı bu kentte seçim çekişmesi de yükseliyor mu?

Burada siyaset kimlikler üzerinden, inançlar üzerinden inşa edilmeye çalışılıyor. Yani her bir etnik kimlik ya da inançsal kimlik bir partinin arka bahçesi ya da bir partinin kemik tabanıymış gibi bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Seçim dönemlerinde özelikle de hükümetin eliyle seçmenler konsolide edilmeye, bloklaştırılmaya çalışılıyor.

AKP’nin halkları düşmanlaştıramadığı o ender kentlerden biri burası. Bu anlamıyla Kars’ın tam da bu hoşgörü kimliğini, bir arada yaşama kimliğini bütün seçim sonuçlarına da yansıtmak istiyoruz

Ama AKP’nin halkları düşmanlaştıramadığı o ender kentlerden biri burası. Örneğin biz bildiri dağıtıyoruz, gençlerle temas ediyoruz, biri gelip ‘Ben Yeşil Sol’a oy vereceğim’ derken yanındaki ‘Ben başka partiliyim’ diyebiliyor ama ikisi arkadaş ve beraber geziyorlar. Bu anlamıyla Kars’ın tam da bu hoşgörü kimliğini, bir arada yaşama kimliğini bütün seçim sonuçlarına da yansıtmak istiyoruz.

Buradaki Azeri’nin de Terekeme’nin de yerlinin de Alevi’nin de burada yaşayan bütün halkların, Türklerin Kürtlerin her birinin kentte emeği var, yarattığı değer var. Biz bütün bu değerleri ortaklaştırarak bütün bu değerlerin her birisine kıymet biçerek burada yol almak istiyoruz.

Zaten Yeşil Sol’un genel perspektifi, 3. yolun temel perspektifi de bu. Biz 3. yol ittifakını, 3. yolu Kars’ta en iyi şekilde anlatırsak zaten Kars buna en uygun kentlerden birisi. Yapı olarak çok uygun. Çok daha demokratik bir damar var burada. Bir demokrasi geleneği var, halen bakın kentte gezin 20-21 yıllık AKP iktidarına rağmen kentin içerisindeki o demokrasi dinamiğinin, kentin içerisindeki o özgürlük dinamiğinin yaşadığını görüyorsunuz.

Kişiler değil, ilkeler

  • Peki, kent Mûş’tan gelmiş bir vekil olarak sizi nasıl karşıladı?

Buraya ilk geldik, işte ‘dışarıdan vekil gelmiş’ gibi bir yaygara koparılmaya çalışıldı bir kesim tarafından ama bu tavrın çok kısa bir sürede değiştiğini görebiliyoruz. Kente dokunduğunuzda, insanlarla bir şekilde sohbet ettiğinizde bu algının çok hızlı bir şekilde yıkıldığını görebiliyorsunuz. Aksine ‘iyi ki gelmiş’ denildiğini birçok insan bizim yüzümüze gelip söyledi. Bizim gıyabımızda da ifade edildiğini duyuyoruz.

Zaten halk çok daha eleştirel bir yerden süreci takip ediyor, çok daha bilinçli bir yerden süreci takip ediyor. Biz şunu söylüyoruz, mesele bize oy verip vermemeniz değil, bizim kişi olarak milletvekili olup olmamızın meselesi de değil, gerçekten içinde yaşadığımız ülkenin kaderiyle ilgili bir seçim yapıyoruz. Gelecek yüzyılın nasıl şekilleneceğini oyluyoruz. O yüzyılın içerisinde kadınlar olarak, gençler olarak, emekçiler olarak, Kürtler, Türkler, Terekemeler ve diğer bütün halklar olarak bize yer olup olmayacağını, kendi kültürümüzle, inancımızla var olup olmayacağımızın oylamasını yapıyoruz. Kişilerin değil siyasetlerin oylaması bu.

  • Peki seçmen hangi siyasetleri oylayacak bu seçimde, Yeşil Sol Parti’nin farkı ne olacak?

Karşımızda iki ittifak var, Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı. Cumhur İttifakı’nın zaten 21 yıldır ülkeye yaptıkları açık ve net ortada, ülkeyi enkaz haline getirdi, ülkede savaş, dışarıda bölgede savaş, sürekli toplumu germe, kutuplaştırma, ekonomik kriz, toplumsal kriz, siyasal kriz her yönüyle aslında çıkmazda Türkiye. Ve bu seçim tünelden önceki son ayrım gerçekten.

Millet İttifakı’nın da gerçek anlamda bir demokratik cumhuriyet inşası gibi derdinin olmadığını, daha reformist bir çizgide olduğunu, palyatif çözümlerle günü kurtarmaya çalıştığını, onunla Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılamadığını görüyoruz. Bu anlamıyla gerçekten radikal bir demokratik mücadele hattına ihtiyacımız var. İstediğimiz, özlediğimiz ülkeyi inşa etmek istiyorsak mücadeleyi daha yüksek bir çıtaya taşımalıyız.

İşte biz 3. yol çizgisi olarak buradan başlıyoruz. Yani ne restorasyoncu bir çizgi ne de statükocu bir çizgi, gerçekten demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü bir çizginin ve demokratik cumhuriyetin inşasının gerçekleşmesi için mücadele ediyoruz. Bu anlamıyla da aslında gerçekten çözümün partisi Yeşil Sol Parti. Yeşil Sol’un, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın gerçekten halkın umudunu temsil eden ittifak olduğunu rahatlıkla ifade edebilirim.

Kente 3-0 sıfır iddiasıyla geldik. Burada muazzam bir coşku var. Bir sahiplenme var. Kentte soluduğumuz hava da bu. Bize telkinde bulunan halkımız ‘İyi çalışın, üçü de alırsınız’ dediğinde bunu hissediyoruz

  • Qers’te iddianız nedir?

Açıkçası şöyle: Biz kente 3-0 sıfır iddiasıyla geldik. Gerçekten Kars’ta 3 vekili almak istiyoruz. Kars’ın mevcut durumu aşması, gerçekten bu halkın yüzünün gülmesi, layık olduğu o onurlu yaşamı yaşayabilmesi açısından biz bu 3 vekile talibiz. Ve burada muazzam bir coşku var. Bir sahiplenme var. Kentte soluduğumuz hava da bu. Bize telkinde bulunan halkımız ‘İyi çalışın, üçü de alırsınız’ dediğinde de bunu hissediyoruz. Bu anlamıyla bize yönelik gerçekten çok ciddi olumlu bir hava olduğunu görüyoruz. Hem Kars üzerinde hem Türkiye genelinde 7 Haziran’ı aşan bir sempati, bir sahiplenme var.

  • Kahvehanede emekli bir CHP’li ile sohbet ederken, ‘Bu seçimi HADEP alır’ demişti, halkın hafızasına kazınan HADEP, 1999 seçiminde 3 vekil çıkarmış Qers’ten ancak baraja takılmış…

Çok açık ve net söyleyeyim hedefimiz bu, yine 3 vekil çıkarmak. Bu kentin tarihinde zaten böyle bir hakikat var, kent bunu yapmış o anlamıyla burada aslında tam da iktidarın kurduğu, sistemin kurduğu bütün ezberleri yıkmaya geliyoruz.

  • O halde bu seçim hedefiniz HADEP’i geçmek…

Evet, aynen öyle.

  • Halkın sizi sahiplenmesinden bahsettiniz, seçim çalışmaları sırasında yaşadığınız bir anekdotu paylaşabilir misiniz?

Tabii, çok şey yaşıyoruz geçen gün, esnaf ziyareti yapıyorduk bir kadına magnet verdim ve dedim ki, ‘Lütfen bunu dolabına yapıştırır mısın? Gördüğünde amblemi hatırlarsın.’ ‘Dolaba değil kalbimize yapıştırmışız biz’ dedi. Ya da şöyle: Birçok yerde elimizi sıkı sıkı tutup ‘Ne olur bizi kurtarın, başka şansımız yok’ duygusu ile de sık karşılaştık. İnsanların artık umut olarak, ülkenin son virajı olarak görmesi bir yönüyle çok çok iyi ama bir yönüyle de 20 yıldır böyle sürmüş olması çok acı bir tablo. Yani bu ülke bunu hak etmiyor.

Hiçbirimiz seyirci olmayalım, hepimiz özneyiz, hepimizin bir oyu var ve eşitiz. Birlikte çalışalım, birlikte kazanalım. Bütün halkımızın bu tarihi dönemde elini taşın altına koymasını beklediğimi ifade etmek istiyorum

Herkese düşen bir görev var

  • Son olarak seçmene bir çağrınız var mı?

Şöyle söyleyeyim: Bütün seçim sürecinde milletvekilinden il ilçe örgütüne, gönüllülerimize kadar biz 7/24 sahadayız ve çalışıyoruz. Ama ben bütün halkımızdan şunu bekliyorum: Hiçbirimiz seyirci olmayalım, hepimiz burada özneyiz, hepimizin bir oyu var, bu anlamıyla eşitiz. Birlikte çalışalım, birlikte kazanalım. Herkesin yapacağı bir şey, herkese düşen bir görev var. Bütün halkımızın bu tarihi dönemde elini taşın altına koymasını, sorumluluk almasını, bütün seçim süreci ve seçim gününde aktif bir şekilde sahada olmasını beklediğimi ifade etmek istiyorum.

#Qerste #hedef #HADEPi #geçmek

Gayet tabi kudretlidir durumumuz

Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili adayı motokurye işçisi Mehmet Timurtaş’la konuştuk: Bence Yeşil Sol güzel sonuç alacak. Gayet tabi kudretlidir durumumuz. Bunu moral için söylemiyorum. Sahada görüyorum. Bunlar insanların yüreklerini yaktılar. İnsanlarımızı enkaz altında bıraktılar. Yeşil Sol bunların hesabını Meclis’te soracak

Hüseyin Kalkan

O bir işçi önderi, anlattıklarından anlıyoruz bunu. Gururlu, onurlu ve kudretli bir işçi önderi. Konuştukça her bir söylediği yerli yerine oturuyor. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) İstanbul 1. bölge milletvekili adayı Mehmet Timurtaş’tan söz ediyoruz. Kendisi bir motokurye, yüksek tehlikeli bir iş olan bu iş kolunda çalışan işçilerin örgütlenmesi ve hakları için her mücadelenin içinde yer almış, kamuoyunun dikkatini bu insanlara çekilmesi için önemli işler başarmış. Timurtaş, motokurye iş kolunda verdiği mücadeleyi şöyle anlatıyor: “Ben Mehmet Timurtaş. Siirt Eruh doğumluyum. 1989 Temmuz 26 doğumluyum. Evliyim, iki kızım var. 1994 yılında Kürt köylerinin yakıldığı dönemde İstanbul’a geldim. Motokuryeyim, 2007’den beri motokuryelik yapıyorum. Sendikacılık da yapıyorum. Turizm Eğlence Hizmet İşçileri Sendikası’nın (TEHİS) motokurye sözcüsüyüm. 2021’de katıldım TEHİS’e. Daha önce başka bir sendika vardı, orada örgütlenme alanındaydım. Şimdi motokuryeleri Meclis’te temsil etmek için aday oldum. Uzun yıllar motokuryelik yaptım. Meclis’te bir motokurye olmasını istedik. Aday gösterildim partim tarafından.”

Motokuryeleri gündemleştirdi

Mehmet Timurtaş adaylık sürecini şöyle anlatıyor: “Ben zaten uzun zamandır alanlardaydım. Getir alanlarındaydım, Trendyol alanlarındaydım, Yemek Sepeti alanlarındaydım, bütün eylemlerin bire bir içindeydim. Bütün hak arayışlarında vardım. Kar, fırtına demeden çalıştık. Mesela kar olurdu. Biz çalışmaya devam ederdik. Bununla ilgili ilk videoyu ben çektim. Aşağı yukarı 8 milyon izlenme oldu. Videoda halkımızdan rica ediyorum, yarın kıtlık olacakmış gibi sipariş vermeyin diyordum. Hatta karda ücret talep etmiştik. Çünkü motokurye çalışmadığı gün ücret almıyordu. Karın yağdığı günler ücretli izinli sayılmasını talep ettik. Onu da gerçekleştirdik. Böyle bir mücadele sürecimiz oldu.”

Bitmeyen sorunlar ve mücadele

Timurtaş, motokurye iş kolunu ve burada çalışanlarla ilgili hemen her meseleyi biliyor, her sorunla uğraşmış. Bunları şöyle özetliyor: “Şunu söyleyeyim: Resmi rakamlar Türkiye çapında 200 bin motokuryenin olduğunu söylüyor. Ama biz bunun çok çok üstünde olduğunu biliyoruz. Mesela Yemek Sepeti’nde 50 canımız çalışıyorsa bunun üçü sigortalı, diğerleri sigortasız çalıştırılıyor. Geriye kalanlar esnaf kuryeye döndü. İnsani şartlarda çalışmıyorlar. Esnaf kurye bir taşıma şirketi olarak gözüktüğü için, işçi sayılmadığı için bunlar sigortalı değil. Esnaf kurye kulağa işçiden daha iyi şartlara sahipmiş gibi geliyor, ama kuryeler içinde en çok ezilenler bunlar. Sigortalı olmadıkları için iş almak için şirket kurmak zorunda kalıyorlar. Bunların sigortası yok, senelik izin yok, haftalık izni yok, kıdem tazminatı yok. Oluşabilecek meslek hastalıkları fonundan yararlanamıyorsun. Böylelikle çok rahat işten çıkarabiliyorlar ve kılık kıyafetimizden tutun yememiz, içmemize, motorun amortisörü, vergisi, hatta ve hatta biz muhasebeci tutmak zorunda kalıyoruz, çünkü bizim gelir giderimiz olduğu için fatura kesmek zorundayız. Esnaf kuryeyi uzun uzun anlatmaya gerek yok, tek bir kelime ile anlatılabilir. Esnaf kuryelik, patronların emekçilere tüm sorumlulukları yıkmanın adıdır. Hiçbir sosyal güvencesi yok. Kaza yapıyoruz mesela, bazen ölümlü kaza oluyor bunlar, sakatlanmalar oluyor. Eskiden sigortalı çalıştığımızda iş kazası tutanağı tutuyorduk, rapor alıyorduk iyileşme döneminde ücret alabiliyorduk. Maalesef bu esnaf kuryelik döneminde bu haklar elimizden alındı.”

Esnaf kuryelik bir dayatma

Mehmet Timurtaş, esnaf kuryeliğin bir dayatma olduğunu söylüyor. Patronlar bu yolla sigorta primi başta olmak üzere birçok ödemeden kurtuluyor ve işçilerin doğal haklarını da yasal yoldan gasp etmiş oluyor. Motokuryelerin milletvekili adayı Timurtaş bu sistemi şöyle anlatıyor: “Tabii dayatıyorlar, dayatıyorlar. Zaten birçok esnaf kuryeyi tazminatsız bir şekilde işten çıkardılar. Mobbing uyguladılar iş bıraksınlar diye, depolarını değiştirdiler. Alanlarda gördük bunu, hız yapmaya zorluyorlardı. Taciz ediyorlardı. Mesela rotmars diye bir internet uygulaması vardı. Mesela sen kapıda 6 dakika değil, 7 dakika beklediğin zaman seni arıyordu. ‘Kardeşim neden 7 dakika bekliyorsun orada? Haydi çabuk ol’ diyordu. Doğru değil ama bazı motokuryeler kaldırımdan bundan dolayı gidiyor, bazı motokuryeler ters yönde bunun için gidiyorlar. Bizim insanlara özel bir garezimiz mi var? Neden ters yönde gidelim? Neden kaldırımdan gidelim? Asla. Ama maalesef patronlar üç kuruş daha fazla kazansınlar diye hem halkımızı hem emekçileri riske atıyorlar. Bizim reddettiğimiz, kabul etmediğimiz en temel meselelerden biri de budur. İnsani bir düzen getirmek istiyoruz. Bu insani bir düzen değil ki. İnsan onuruna yakışan bir çalışma sistemi değil ki. Bu tabiri kullandığım için çok özür dilerim ama bizi tazı atına benzetiyorlar. Bize bonus koymuşlar, eskiden sigortalı çalıştığımız zaman iki buçuk, üç kilometrede sınırlı bir alanda çalışıyorduk. Şimdi bütün sorumluluklar motorun yağından giysiye kadar her şey bizlere ait olduğu için 11 kilometreye kadar bölgeler açmışlar ve bize bonus koyuyorlar ki daha hızlı gidelim, daha çok paket atalım diye teşvik ediyor. Ölümler de bundan kaynaklı. Çünkü günlük 30-35 tane kota koyuyor. Senin o kotayı geçebilmen için hız yapman gerek. O kotayı yakalamadığın takdirde senin para kazanman söz konusu bile olamaz. Zaten sigortalıya göre bütün sorumluluklar sana ait olduğu için sen para kazandığını sanıyorsun ama öyle değil. Çünkü sana bir paket başı ücret veriyor, hiçbir hakkın yok. Ekstra bir bonus koymuş, kota koymuş, sen bunu yakalayabilmek için saatini uzatıyorsun, hız yapıyorsun. Az önce belirttim, 14-15 saat çalışan insanlarımız var.”

Puanlı ölüm

Bu iş kolunda ölümlü iş kazalarına dair haberlere sık sık rastlarız. Timurtaş’ın anlattıkları bu kazaların nedenini açıklıyor: “Bu patronların oluşturduğu bir sistem. Ne kadar hızlı gittiğinize, ne kadar zamanda siparişi teslim ettiğinize bakılarak puan veriliyor ve ücret de ona göre belirleniyor. Bunun için de motoru hızlı sürmen gerekiyor. Bu da doğal olarak kazaya ve can kaybına neden oluyor. Biz bu hız puanının kaldırılmasını talep ediyoruz. En öncelikli talebimizdir.”

AKP’lilerden de destek

Mehmet Timurtaş, aday olduktan sonra sahada güzel tepkiler aldığını söylüyor. Kendisine gelen bazı mesajları benimle paylaşıyor. O zaman neden gururlu ve kudretli olduğunu anlıyoruz. Timurtaş sahada aldığı tepkileri şöyle anlatıyor: “Sahada güzel tepkiler görüyorum. Gerçekten bunu bütün samimiyetimle söylüyorum. Ben alanlarda emekçilerin, meslektaşlarımın yanında olduğum için, onlar benim yaklaşımımı bildikleri için, nasıl sevgi dolu olduğumu bildikleri için beni bağırlarına bastılar. Beni MHP’lisi de bağrına basıyor. Beni AKP’lisi de CHP’lisi de bağrına basıyor. İYİ Partilisi de bağrına basıyor. Bu çok sevindirici, çok onur verici bir durum. Hepsi beni mücadele alanlarından tanıyor. Bana gelen bir mesajı size okumak istiyorum: ‘Ülkücü bir babanın oğlu olarak söylüyorum bunları. Mehmet Timurtaş’ın üye olduğu parti umurumda bile değil. Benim umurumda olan bu adam Meclis’e gidince benim hakkımı gözetecek mi, beni koruyup kollayacak mı, 12 saat çalışıyorum, kazandığım üç kuruş parayı haksız yere benden almalarına göz yumacak mı? Ona bakıyorum. Bu adamı az da olsa tanıdım ve güveniyorum. Hakkımızı savunacağına inancım tamdır. Beyler bu siyasi bir mesele değil, şahsi bir mesele. Meclis’te şimdiye kadar bizim için iyi olan bir yasa çıktı mı, çıkmadı…” Bu beni çok onore etti.

Alanda ‘Mehmet bana ilk kez HDP’ye oy verdireceksin’ diyenler oluyor. Şaka ile karışık tabii. Bunlar daha çok AKP seçmeni. Tanıyorum. Sohbet de ediyoruz.”

Erdoğan kaybedecek

Timurtaş, seçim sonucundan emin. Şunları söylüyor: “Ben Kemal Kılıçdaroğlu’nun yüzde yüz kazanacağından eminim. Çünkü insanları depremde enkaz altında bıraktılar. Çünkü insanları yoksulluk sınırında bıraktılar. Halkımız artık öyle bir noktaya geldi ki kiralarını bile ödeyemiyorlar. Ve ben Süleyman Demirel’in bir sözünü hatırlatmak istiyorum. Diyordu ki rahmetli, ‘Tencerenin devirmeyeceği bir iktidar yoktur.’ Bunlar bu halkın tenceresini boşalttılar. Sen bu halkın cebini yakarsan bu halk da seni yakar.”

Ekonomi öne çıkıyor

Mehmet Timurtaş her gün sahada olan, her gün insanlarla yüz yüze olan bir aday. O yüzden sahanın nabzını iyi tutuyor. “En çok ekonomik meseleler ön plana çıkıyor. Bu da çok normal. Çünkü birileri 110 odalı saraylarda yaşarken, günlük masrafı 18 milyon iken ejder meyvesi, manda yoğurdu yerken birinin evine yarım kilo kıyma bile almaması kolay atlanacak bir mesele değil. Durum bu olunca ekonominin ön planda olması gayet normaldir. Halkımızın önceliği budur. Biliyorsunuz, ‘Ver başkanlığı gör etkiyi’ demişlerdi ama, onu derken euro 4 liraydı, şu an 21 lirayı geçti. Hiç de dedikleri gibi olmadı. Çok çok kötüye gittik. Ekonomik olarak uçurumdayız. Bir çocuğa süt alamamak ne kadar kötü. Marketlerde bebek mamaları kilit altında. Alarm takmışlar, alarm, alarm!.. Bundan daha acı bir tablo olur mu? Geçtim soğanın 30 lira olmasını, bir bebeğin temel yiyeceğini bir anne baba alamıyorsa, gerisini konuşmak beyhude. İnsanlar mamaya dahi ulaşamıyorsa hangi ekonomiden bahsedebiliriz. Hem çok pahalı olduğu için hem en çok çalınan mamul olduğu için alarm takmışlar.”

Yeşil Sol kudretlidir

Kendisine ne kadar güveniyorsa, Yeşil Sol Parti’nin alacağı sonuca da o kadar güveniyor, Timurtaş, “Nasıl bir sonuç alacaksınız?” şeklindeki sorumuzu şöyle yanıtlıyor: “Bence güzel sonuç alacak. Gayet tabii kudretlidir durumumuz şu an. Bunu kendimize moral için söylemiyorum. Sahada görüyorum. İnsanların yüreklerini yakmayacaklardı. İnsanların cebini yakmayacaklardı. Bunlar insanların yüreklerini acıttılar. İnsanlarımızı enkaz altında bıraktılar. Bunlar unutulacak şey mi? Kendilerinin verdiği rakamlara göre 55 bin insanımız öldü. İsteselerdi polisi, askeri yığar enkazı bir günde kaldırırlardı. Her şeye güçleri yetiyor da buna mı yetmedi! Bilerek ve isteyerek insanları enkaz altında bıraktılar. Çok açık söylüyorum.”

Asimilasyondan vazgeçin!

Kürt sorununun çözülmesi için anadil hakkının tanınmasının şart olduğunu söylüyor Mehmet Timurtaş. Bunun sadece TRT Kurdi’de üç beş stran söylenmesi ile sınırlı bir durum olmadığını belirtiyor. Ve şunları ekliyor: “Öncelikle anadil hakkının tanınması şart. İnsanın içine doğduğu dil reddedilebilir mi? Allah’ın yarattığı bir dil reddedilebilir mi? Bunu Kürt olduğum için söylemiyorum. Bir İngiliz’i bile anadil hakkından yoksun bırakmak doğru değil. Biz yıllardan beri Mezopotamya’da yaşıyoruz. Kardeşlik birkaç tane Kürtçe türkü söylemek değil TRT Kurdi’de. Anadilimizde eğitim görmek istiyoruz. Ve bu bir lütuf değil, bir haktır. Madem birlikte yaşamak istiyorsak inkar ve asimilasyon oyunlarından vazgeçmeniz gerekir. Bu halkı asimile edemezsiniz.”

Sorunu Meclis’e taşıyacağım

Adaylık için kuvvetli bir gerekçesi var Mehmet Timurtaş’ın. Motokuryelerin sorunlarını Meclis’e taşımak. Gerekçesini ve taleplerini şöyle sıralıyor: “Zaten sıkıntılarımız çok. Motokurye alanlarında çalışma koşulları çok zor. Özel kıyafetler gerekiyor. Yine motorların iyi olması gerekiyor. Bunun gibi birçok sorunumuz var. Motokuryeler olarak bizim 11 tane talebimiz var. Milletvekili adayıyım, ama kendimi motokuryelerden ayrı tutmuyorum. Uzun süre motokuryelik yaptım. Motokuryelerin sesini Meclis’e taşımaya karar verdik. Biz TEHİS olarak motokurye meslektaşlarımızla birlikte 11 talep oluşturduk.

Taleplerimiz şöyle:
1- Motokuryelik yüksek tehlikeli iş sınıfına alınsın.
2- Esnaf kuryelere haftalık ve senelik ücretli tatil hakkı tanınsın.
3- Puanlama sistemi kaldırılsın.
4- Hız baskısı olmasın, işletmeler denetlensin.
5- Güvenceli ve sigortalı çalışma koşulları hayata geçirilsin. Kayıt dışı çalışma ortadan kaldırılsın.
6- Sendikal örgütlenmenin önündeki engeller kaldırılsın.
7- İnsanca yaşamaya yetecek bir ücret verilsin.
8- Ceza sistemi kaldırılsın.
9- Esnaf kuryeler ‘işçi’ sayılsın. İşçilerin faydalandığı tüm haklardan yararlansın.
10- Uzun ve zorunlu çalışma süreleri kısaltılsın.
11- Mesleki yeterlilik sertifikası patron tarafından işçiye ücretsiz tahsis edilsin.”

#Gayet #tabi #kudretlidir #durumumuz

Buldan: AKP’nin devraldığı Kenan Evren dönemi bitmiştir artık

Ağrı Patnos Derneği’nde halkla bir araya gelen HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, 14 Mayıs’ta Türkiye’nin karanlık ile aydınlık arasında tercih yapacağını söyleyerek ‘Onların devraldıkları Kenan Evren dönemi bitmiştir artık’ dedi

Yeşiller ve Gelecek Sol Parti (Yeşil Sol) Halkların Demokratik Partisi (HDP), Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Pendik Kavaklıdere’de bulunan Ağrı Patnoslular Derneği’nde halkla bir araya geldi. Buluşmaya, HDP İstanbul İl Eşbaşkanları Ferhat Ecu, Ağrılılar Derneği başkanı Abdullah Yıldız, Patnos Dernekleri Federasyonu Başkanı Taner Kargı, Doğu Güneydoğu Dernekleri Federasyonu (DGDDF) Başkanı Ercan katıldı.

Halk Buldan’ı alkış ve zılgıtlarla karşıladı. Ağrı Patnos Derneği’ne sığmayan kitle sokağa taştı. Bunun üzerine Buldan, konuşmasını dernek önünde yaptı.

‘14 Mayıs’ta bu karanlığı yaratanlar kaybedecek’

14 Mayıs tarihinde yapılacak seçimin Türkiye’nin tarihini değiştireceğini dile getiren Buldan, otoriter rejimin halka reva gördüğü baskıyı, şiddeti, inkarı reva görenlere 14 Mayıs’ta iyi bir ders vereceklerinin altını çizdi. 14 Mayıs tarihinde bu karanlığı yaratanlar ve bu kumpasları kuranalar kaybedecek. Türkiye’de demokrasi, özgürlük ve bir değişim dönüşümü isteyenler kazanacak. 21 bir yıldır AKP-MHP’nin yaptıkları haksızlık ve hukuksuzlukları biliyoruz. Bize kumpas kuranlara karşı, Yeşil Sol Partiyle gireceğimizi ve seçimlerde Yeşil Sol’un bayraklarını, rüzgarını Türkiye’nin her yerinde dalgalandırmaya hazır olduğumuzu ifade etmek istiyorum” dedi.

‘Sen sandıklarında çıkamayacaksın’

“İktidarda kumpas çoksa bizim de mücadelemiz ve direnişimiz var” diyen Buldan sözlerine şöyle devam etti: “Hangi yolu kapattılarsa biz bir yol bulduk. Çünkü biz bir gider bin geliriz. Aynı zamanda milyonların oluruz. Her seçim gaz ve mazot çıkaranlar bu seçimde mazot ve gaz çıkarma yalanlarıyla Türkiye kamuoyunu kandırmaya çalışıyorlar. Bir slogan bulmuşlar ‘doğru zaman doğru adam diye’ buradan bunu söylüyoruz; evet zaman doğru ama yanlış. Şimdi de ağızlarına dolamışlar biz olduğumuz sürece Selo dışarı çıkamayacak. Sen sandıklarında çıkamayacaksın ki.”

‘Aydınlık ya da karanlık arasında bir tercih yapacağız’

14 Mayıs seçimlerinin demokrasi ve faşizm arasında bir tercih olduğunu sözlerine ekleyen Buldan, “Aydınlık ya da karanlık arasında bir tercih yapacağız. Ben inanıyorum ki Türkiye halkları seçimini demokrasiden, eşitlikten ve özgürlükten yana kullanacak. Bu değişim ve dönüşümle birlikte Yeşil Sol Partiyi Türkiye partisi yapacağız AKP’yi de bir tabela partisi yapacağız. Kayyum 14 Mayıs tarihin bir darbe olarak nitelendiren iktidar kayyum ve siyasetçileri cezaevlerine atarak darbe yaptıkları için kafaları sadece darbeye çalışıyor. Onların devraldıkları Kenan Evren dönemi bitmiştir artık. Bu ülkenin artık Kenan Evrenler de Tayyip Erdoğan’a da tahammülü kalmamıştır” dedi.

HABER MERKEZİ

#Buldan #AKPnin #devraldığı #Kenan #Evren #dönemi #bitmiştir #artık

İstanbul ve Ankara’da Dersim Tertelesi anması

İstanbul ve Ankara’da Dersim Tertelesi’ne ilişkin açıklama yapıldı. Açıklamada ‘Biz Dersimliler hiçbir şeyi unutmadık. Hiçbir şeyi affetmedik. Arşivler açılsın ve Dersim ismi iade edilsin. Dersim halkından resmi olarak özür dilensin’ denildi

Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF), Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) ve Dersim Araştırmaları Merkezi, Dersim’e dönük 4 Mayıs 1937’te başlatılan terteleye ilişkin Kadıköy’de bulunan Rıhtım Meydanı’nda protesto eylemi düzenledi.

Eyleme, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Eş Sözcü Çiğdem Kılıçgün Uçar, Turgut Öker, Cengiz Çiçek, Hasan Cemal, Cemil Güngören ve çok sayıda siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcisi de katıldı. Eylem, katledilenlerin anısına saygı duruşu ile başladı.

‘Kara gün’

DEDEF Yönetim Kurulu üyesi Sebahat Babayiğit, “Kendini unutma” diyerek, sözlerine başladı. 4 Mayıs’ı “kara gün” olarak nitelendiren Babayiğit, “Dersim 37-38, ‘birlik beraberliğimizi nasıl kurduk’ hikayesinin en kanlı sayfasıdır. Gerçek bir birlik ve beraberlik Dersim 37-38 ile yüzleşmeden, onarmadan mümkün değildir. Dersim 37-38 sadece Dersimlilerin değil ülkemizde yaşayan herkesin sorunu olmalıdır. Bu sebeple Dersim’de devlet eliyle yaşatılan bu tertele bu güne kadar yalan perdesi ile üstü örtbas edilmek istendi. Bu yalan perdesini yırtıp atmak Türkiye halklarının ortak çabasıyla ancak mümkündür. Devletin olanaklarını ellerinde bulunduran bugünkü siyasilerin ileri demokrasi adına yapacakları en büyük iyilik, Dersim dosyasını siyasi malzeme olarak kullanmadan, Dersim’in önemli kara kutusu olan dosyayı açıklamasını sağlamaktır” diye konuştu.

‘Resmi olarak özür dilensin’

Türkiye’nin resmi olarak özür dilemesi gerektiğini belirten Babayiğit, “Dünyada pek çok örneği vardır. Bu sebeple kurumsal olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi geçmişte yaptığı bu hatayı, bir kanunla düzeltmeli ve çıkarılacak bir kanunla taleplerimizi yerine getirmelidir. Biz Dersimliler hiçbir şeyi unutmadık. Hiçbir şeyi affetmedik. Arşivler açılsın ve Dersim ismi iade edilsin. Dersim halkından resmi olarak özür dilensin. Ailelerinden alınan, evlatlık alınanlar açıklansın. Mezar yerleri açıklansın. Kızılbaş inancına özgürlük tanınsın. Dersim’de doğanın talanına yol açacak projeler iptal edilsin” diye belirtti.

‘Yok etmek istedikleri bu hak ve hakikatin kendisiydi’

Daha sonra söz alan Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili adayı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Kürtçe’nin Zazaca lehçesi ile sözlerine başladı. 4 Mayıs’ı kara gün olarak gördüklerini belirten Uçar, “Şu soruyu sorarak başlamak gerekiyor; 4 Mayıs’ta gerçekleşen bu tertele, bu katliam bu ülkeye ve halklarına ne sağladı? Geldiğimiz aşamada, yaşamın bütün alanlarına bu devletin üzerinde yükseldiği tekçilik, bu teklemeye başlamış durumda. Alevilerin inançları, alevlerin yaşadığı bütün mekanlar bizim açımızdan ve toplum açısından bir hak ve hakikate tekabül ediyor. Yok etmek istedikleri bu hak ve hakikatin kendisiydi. Geldiğimiz aşamada başaramadıklarını söylemek gerekiyor. Katliamda yitirdiğimiz bütün canların ruhu Munzur’da, Dersim’in dağlarında ve Dersim’in ziyaretlerinde. Buradan kaybettiğimiz, yitirdiğimiz herkese sessimiz ulaşsın diyoruz. Sizin kavganız, mücadeleniz bu gün başta Dersim halkı olmak üzere bütün Türkiye toplumuna sahipleniyor. Dersim’in hakkı, hakikati yerini buluncaya kadar bu mücadele devam edecek” ifadelerini kullandı.

‘Alevi önderlerimizin mezarları açıklansın’

Katliamı gerçekleştirenlerin de travma yaşadığını ifade eden Uçar, “Birçok belgesel çekildi, araştırma yapıldı. Bu katliama ortak olanlar bile uzun süre travma yaşadı. Dolasıyla geldiğimiz aşama Türkiye, giydirilmek istenen tekçilik gömleği, en çok Dersimlilerin mücadelesi ile yıkılmış durumda. Türkiye’de yaşayan bütün haklar ve inançlar, bize dayatılan tekçiliğe karşı mücadele yürütüyor. Biz kayıp kızlarımızın akıbetini, biz Alevi önderlerimizin mezarlarını, akıbetinin açıklamasını talep ediyoruz. Alevi halkının mücadelesi bizim mücadelemizdir” diye konuştu.

Daha sonra eyleme katılanlar oturma eylemi düzenledi. Bu esnada sanatçılar da katliam sonrası yakılan ağıtları seslendirdi. Sonrasında ise denize karanfiller bırakıldı.

Ankara

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Ana Fatma Cemevi’nde Dersim Soykırımı’na yönelik anma programı gerçekleştirdi. Soykırımda yaşamını yitirenleri anmak üzere dara durulması ile başlayan program, ardından çera uyandırma ile devam etti. Çera uyandırmanın ardından DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak soykırıma ilişkin açıklama yaptı.

Alevilerin mücadeleyi yükseltmek zorunda olduğunu söyleyen Karabudak, “Mezarsız, kefensiz yatanlarımızı bir kez daha saygı ile anıyor, devirleri daim olsun. Direnişiniz mirasımızdır!” dedi.

Alevi Piri yazdığı şiiri okudu

Karabudak’ın ardından Alevi Piri ve yazar Seyfettin Elaldı söz aldı. “Dersim Destanı” adlı şiir kitabını yazan Elaldı: “Yazdığım destanın yazarı ben değilim. Bu destanın yazarı o dönemi yaşayan tanıklardır.Ben sadece sözcükleri bir araya getirdim” dedi. Elaldı, konuşmasını ardından yazdığı “Dersim Destanı” adlı şiiri okudu.

Ankara Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği ise, şube bürosunda anma töreni düzenledi. Anmaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Ankara 1’inci Bölge Milletvekili adayları Selma Gürkan, Bülent Kaya ve Hatice Göz, Partizan, İnsan Hakları Derneği Genel Merkezi temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

Açıklamada Konuşan Dersimliler Derneği Şube Başkanı Çiğdem Camkıran, 4 Mayıs’ın Dersimliler İçin kara gün olduğunu vurguladı.

Demokrasinin inşasının ölçüsünün kazanımlar olduğu söyleyen Selma Gürkan da, “Bu yüzden Biz demokratik Türkiye’yi tarif ederken demokratik haklar ve özgürlüklerle tarif ediyoruz. Türkiye tarihi açısından acıları da yaşadığımız bir tarihe sahibiz. Bu yaraların kabuk bağlaması için de bir tarihle yüzleşmesi gerekir. Biz demokrasi mücadelemizin parçası olarak gördük bu hesaplaşmayı” diye belirtti.

“Dersim 35-38’i soykırımdır” diyerek söze başlayan Kemal Bülbül şunları söyledi: “Bu askeri harekat Kürtlere, Alevilere ve dünya insanlığına karşı işlenmiş bir suçtur. Günümüzde Dersim’de yatak odaları izlenmekte, alınan nefes dinlenmektedir fakat buna rağmen hala kaybedilen Gülistan Doku bulunamamıştır. Çünkü devlet kendi kaybetmiştir. 1935’te çıkan Tunceli kanunu 1940’ta kalkacağı belirlenmiş olmasına rağmen yürürlükten kalkmamıştır. Dersim, Kürdistan hatta Türkiye bugün Tunceli Kanunu ile yönetilmektedir.”

HABER MERKEZİ

#İstanbul #Ankarada #Dersim #Tertelesi #anması

Cihan Aymaz anmasında kaçırılan gençlere işkence yapıldığı ortaya çıktı!

Kadıköy’de ırkçı saldırıyla katledilen sokak müzisyeni Cihan Aymaz’ın anıldığı etkinliğe katılan ve ardından kaçırılan Yeşil Sol Parti İstanbul Gençlik Meclisi üyesi Aydın Koçuk ve Muhammet İkto’ya polislerin işkence yaptığı ortaya çıktı

Dün, Emek ve Özgürlük İttifakı, 03 Mayıs günü Kadıköy’de ırkçı bir saldırıyla katledilen sokak müzisyeni Cihan Aymaz’ı anlam için Kadıköy Rıhtım’da basın açıklaması düzenledi. Anmaya katılan Yeşil Sol Parti İstanbul Gençlik Meclisi üyesi Aydın Koçuk ve Muhammet İkto, kimliği belirsiz kişilerce sivil araçlara bindirilerek kaçırıldı. Irkçı hakaretler ve söylemlerle kendilerine işkence yapılan Koçuk ve İkto, Kadıköy İskele Karakolu’na getirildi. Burada  kamerası olmayan odaya götürülerek dakikalarca işkence yapılan Koçuk ve İkto, Göztepe Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi’ne götürüldü. Sağlık muayenesinden geçilirken Koçuk ve İkto, ardından Kadıköy İlçe Karakolu’na götürüldü.

Bugün Kartal Anadolu Adliyesi’ne çıkarılan Koçuk ve İkto, nöbetçi mahkeme tarafından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

HABER MERKEZİ

#Cihan #Aymaz #anmasında #kaçırılan #gençlere #işkence #yapıldığı #ortaya #çıktı

Amed’de tutuklanan avukat sayısı 4 oldu

Amed merkezli soruşturma kapsamında ifade veren 5 avukattan Şerzan Yelboğa, tutuklandı. Yelboğa ile birlikte tutuklanan avukat sayısı 4’e çıktı

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açık tanık Ümit Akbıyık’ın ifadeleri doğrultusunda seçim öncesi Amed merkezli 21 ilde aralarında gazeteci, siyasetçi, sanatçı ve avukatların da ivil bulunduğu operasyon kapsamında hakkında gözaltı kararı bulunan 216 kişiden 145’i, 25 Nisan’da gözaltına alındı. 145 kişiden 51’i “örgüte üye” oldukları gerekçesiyle tutuklandı, 94’ü serbest bırakıldı.

Soruşturma kapsamında haklarında gözaltı kararı bulunduğunu öğrenen avukatlar Bahar Oktay, Fırat Yıldız, Muhittin Muğuç, Şerzan Yelboğa ve Adile Salman ifade vermek için Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na gitti.

Avukatlardan Oktay, Yıldız, Muğuç ve Salman adli kontrol tedbiri Yelboğa ise tutuklanma istemiyle mahkemeye sev edildi.

Mahkeme, Yelboğa hakkında tutuklama, kararı verdi. Mahkeme, Yıldız, Muğuç ve Salman’ı adli kontrolle, Oktay’ın ise herhangi bir tedbir uygulanmaksızın serbest bırakılmasına karar verdi.

Soruşturma kapsamında avukat Serhat Hezer, Burhan Arta ve Özüm Vurgun tutuklanmıştı, Şerzan Yelboğa ile birlikte tutuklu avukat sayısı 4’e çıktı.

Soruşturma kapsamında 25 Nisan’dan bu yana 52 kişi tutuklandı, 98 kişi serbest bırakıldı.

HABER MERKEZİ

#Amedde #tutuklanan #avukat #sayısı #oldu

Cumartesi Anneleri davası: Suç işleyen biz değil emniyettir

Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü’nde darp edilerek gözaltına alınan ve haklarında dava açılan Cumartesi Anneleri/İnsanlarının duruşması görüldü. Anneler ‘Orada işlenen suçu biz değil emniyet görevlileri işlemiştir. Yargılanması gerekenler onlardır’ dedi

Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü dolayısıyla 30 Ağustos 2022 tarihinde Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda gerçekleştirmek istedikleri basın açıklamasına polisin saldırması sonucunda gözaltına alınan 14 Cumartesi Annesi / İnsanı hakkında, “kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere katılarak ihtara rağmen dağılmama” iddiasıyla açılan davanın ilk duruşması görüldü. Küçükçekmece Adliyesi 1’inci Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşma, salonun küçük olması nedeniyle 3’üncü Ağır Ceza duruşma salonuna taşındı.

Duruşma öncesi adliye önü yüzlerce polis tarafından kalkanlarla ablukaya alındı. Cumartesi Anneleri’nin hazır bulunduğu duruşmaya, İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keski ile çok sayıda hukukçu ve emek meslek örgütü temsilcisi katıldı. Ayrıca insan hakları savunucuları, kayıp yakınları ve siyasetçilerin de aralarında bulunduğu kalabalık bir grupta duruşmayı izledi

Gazetecilerin salona alınması

Salonda yer olmadığı gerekçesiyle birçok gazeteci duruşmaya alınmadı. Avukatlar, gazetecilerin duruşma salonuna alınmasını talep etti. Avukatların talebini kabul eden mahkeme başkanı, gazetecilerin salona alınmasını istedi. Söz alan avukat Eren Keskin, gazetecilerin alınmadığı salonun sivil polislerle dolu olduğuna dikkat çekti. Bunun üzerine “güvenlik” nedeniyle sivil polislerin salonda olduğunu söyleyen hakime Keskin,“Güvenlik sorunu zaten yok bu salonda. Korku yaratıyorlar, dışarıda sanki büyük operasyon varmışçasına polis yığını var. Polis devleti mi hukuk devleti mi buna bugün yargıçlar karar verecek” sözleriyle yanıt verdi.

Ardından gazetecilerin duruşmaya alınmasına, sivil polislerin de dışarı çıkartılmasına karar verildi.

‘Oğlum gözaltında kaybettirildi’

Daha sonra kimlik tespitiyle duruşma başladı. Yargılananların tümüne evli ve çocuklarının olup olmadığının sorulduğu duruşmada, Yıldız’ın, “Neden çocuğun var mı diye sormadınız” sorusu karşısında mahkeme başkanı soruyu yöneltti. Yıldız ise, “Oğlum 28 yıl önce gözaltında kaybettirildi” yanıtı verdi.

‘Suçu biz değil emniyet işledi’

Ardından yargılananların savunmaları alınmaya başlandı. İlk olarak savunma yapan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Anayasal toplanma ve gösteri hakkımızın kaymakamlık yasağı gerekçesiyle hukuka aykırı şekilde yasaklanması ve hiçbir delil olmadan hazırlanan iddianame ile bu hukuk ayıbına derhal son verilmesini talep ediyorum. Açıklamalarım savunma değil beyan niteliğindedir. Orada bir suç işlenmiştir. Ancak bunu biz değil emniyet görevlileri işlemiştir. Yargılanması gerekenler onlardır” diye belirtti.

‘Galatasaray Meydanı hafıza meydanına dönüştü’

Yoleri, konuşmasını Cumartesi Anneleri’nin onlarca yıldır kesintisiz sürdürdüğü mücadelesini anlatarak sürdürdü. Yoleri, “Biz kimiz? Kaybedilen yakınlarının bitmeyen, isyanla harmanlanan hikayesini iki cümleyle anlatabilmek doğru değil” dedi. 1995 yılında başlayan eylem ve mücadelelerinin 700 hafta boyunca sürdüğünü dile getiren Yoleri, 700’üncü haftada maruz kaldıkları polis şiddeti ve gözaltı, AYM kararı ve tüm bunlara rağmen yalnızca Galatasaray Meydanı değil Dersim’de bir eylemde de yasakla karşılaştıklarını paylaştı. Eylemlerinin tamamının yasakla bastırılmaya çalışıldığının altını çizen Gülseren, Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’nda sürdürdüğü mücadelenin ise meydanı bir hafıza mekanına dönüştürdüğünü vurguladı. Gülseren, “Yasak kararı orada da bugünkü davada da gerekçeden yoksundur” ifadeleriyle AYM kararını hatırlattı.

Zorla Kaybedilenler Günü’nde hukuksuzluk

30 Ağustos 2022 tarihli Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü’nde de bir hukuksuzlukla karşı karşıya kaldıklarını ve şu anda mahkemede olduklarını söyleyen Yoleri, “Biz basına duyurarak gittik kimsesizler mezarlığına. Cumartesi Anneleri, İHD ile birlikte gözaltında kaybedilen Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç’un da kasten kimlikleri saklanarak ‘kimsesiz’ olarak defnedildiği saptanan Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’ndaki mezarlara, mezarsız kayıplar adına karanfil bırakarak güne ilişkin düşüncelerimizi kamuoyu ile paylaşmak istedik. 11 saat gözaltında tutulduk, ters kelepçelendik, temel ihtiyaçlarımız karşılanmadı. Biz suç işlemedik ama bize karşı suç işlendi” diyerek, hukuksuz yargılamaya son verilmesi ve beraat kararı verilmesi talebinde bulundu.

‘Mücadelemiz sonuca ulaşacak’

Duruşmadan ayrılması gerektiği için söz alan avukat ve Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili adayı Öztürk Türdoğan, hakikat ve adaletin birbirinden ayrılamaz iki kavram olduğunu belirtti. Türkdoğan, “Hakikat ortaya çıksın diye adalet arayan insanların yargılanması kesinlikle kabul edilemez. Bugün bu davayı dünya izliyor. BM Raportörü çağrı yaptı ‘İnsan hakları savunucuları yargılanamaz’ diye. İnanıyorum ki hakikat ve adalet mücadelemiz sonuca ulaşacak. Beraat talep ediyorum” diye belirtti.

‘Anayasal hakkımı kullandım’

Eyleme Cumartesi Anneleri ile dayanışmak için katılan ve yargılananlar arasında yer alan insan hakları savunucusu Aynur Ergül, şunları belirtti: “İnsan hakları savunucusuyum. Yakınlarını kaybedilenlere destek olmak üzere oradayken, polisler bir anda etrafımızı sardı, dağılmamıza alan da açılmadı. Anayasal, demokratik, vicdani hakkımı kullandım. Yargılanması gereken biz değil, bizi gözaltına alanlardır.”

Yargılananlardan Derya Deniz de, “Ben de insan hakları savunucusuyum. Kimsesizler Mezarlığı’nda barışçıl toplanmamızı gerçekleştirmeye çalışırken ters kelepçeyle gözaltına alındım. Suçlamaları kabul etmiyorum. Kayıplarımızı aramaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi. Türkan Acar da, insan hakları savunucusu olduğunu ve bir anne olarak eylemde yer aldığını söyledi. Acar, “İnsanların oraya çiçek bırakma hakları var. Cumartesi Anneleri’ni sonuna kadardestekliyorum, kalbim onlarla” diye belirtti.

‘Ellerimle teslim ettim’

1995 yılında 19 yaşındaki oğlu Murat Yıldız’ı, “bir suçtan arandığını” söyleyen polislere kendi elleriyle götürdüğünü ve bir daha da bulamadığını belirten Cumartesi Annesi Hanife Yıldız, “Murat Yıldız’ın annesiyim. 19 yaşındaki oğlumu 1995 yılında ikinci ayın 23’ünde kendi ellerimle İzmir Asayiş Müdürlüğü’ne teslim ettim. Oğlumun polislerin elinden kaçtığını iddia ettiler. 5 yıl da davasını sürdüm. Oğlumu kendi ellerimle götürdüğüm adaleti istiyorum. Vicdan diye bir şey kalmamış kimsede, 28 yıldır yaşadıklarımıza birkaç saattir tahammül bile edemiyorsunuz. Herkesin vicdanına bırakıyorum ama kimsede vicdan da kalmamış. Sadece oğlum değil herkes için adalet hakkı arıyorum. Her yerde karşılarına oğlumun adıyla çıkıp hakkını arayacağım” ifadelerini kullandı.

‘Haklı ve meşru bir eylemdir’

15 Şubat 1995 tarihinde gözaltında işkenceyle katledilen ve ısrarlı aramalar sonucunda Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda cenazesi bulunan Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç, “O dönemde mezarlık çalışanları ‘Bizi geceden ararlar, iki kişilik yer açın derler, üç kişilik yer açın derler, sivil polisler gece gelir gömerler’ demişti. 28 yılı geride bıraktık, çeyrek asrı aştı mücadelemiz. Bizim Galatasaray Meydanı’nda başlattığımız eylem sayesinde o güne kadar sayısı sürekli artan gözaltında kayıpların azaldığını gördük. Haklı ve meşru bir eylemdir” dedi.

Duruşma ertelendi

Beyanların ardından ara karar açıklandı. Cumartesi Anneleri ve insanları hak savunucularının avukatları, savunmalarını dosyaya sunulan görüntüler mahkemece izlendikten ve iddia makamının esas hakkındaki mütalaasını sunduktan sonra yapacağını bildirdi. Kamera kayıtlarının izlenmesi için gerekli hazırlıkların yapılmasına karar verilirken, görüntülerdeki konuşmaların çözümlemelerinin de yapılması belirtildi. Bir sonraki duruşma, 26 Mayıs’a ertelendi.

Röportaja polis ablukası

Adliyeden ayrıldıkları esnada, gazetecilerin Cumartesi Annesi Hanife Yıldız ile Cumartesi İnsanı Ali Koç’tan adliye karşısında röportaj alması nedeniyle çok sayıda polis abluka uyguladı. Yıldız ve Koç’un Küçükçekmece Kaymakamlığı’nın “yasak” kararı gerekçesiyle görüş vermesini engelleyen polisler, avukatların tepki göstermesi üzerine ablukayı kaldırmak zorunda kaldı. Ardından Cumartesi Anneleri ve insan hakları savunucuları adliyeden ayrıldı.

HABER MERKEZİ

#Cumartesi #Anneleri #davası #Suç #işleyen #biz #değil #emniyettir