Ana Sayfa Blog Sayfa 534

Amed’de gözaltı operasyonu: Birçok eve baskın düzenlendi

Amed’de birçok eve baskın düzenlendi. Gazeteci Sedat Yılmaz’ın da olduğu çok sayıda kişiye gözaltı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan operasyon kapsamında Amed’de birçok eve baskın düzenlendi.

Birçok evde aramalar sürerken, aralarında gazeteci Sedat Yılmaz’ın da olduğu çok sayıda kişinin gözaltına alındığı öğrenildi.

Ayrıntılar geliyor….

#Amedde #gözaltı #operasyonu #Birçok #eve #baskın #düzenlendi

Fincancı dayanışma içim Amed’de

Diyarbakır adliyesine gelen TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı, ‘Bu seçimle sonları geldiğini tüm Türkiye düşünüyor artık. Artık kaçacak yerleri yok’ dedi

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Amed merkezli soruşturmada gözaltına alınan ve tutuklananların yakınlarına dayanışma ziyaretinde bulundu. İfadelerin sürdüğü Diyarbakır adliyesi önüne gelen Fincancı’ya TTB Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut ve Amed Tabipler Odası Başkanı Elif Turan eşlik etti.

Ailelerle sohbet eden Fincancı, adliye önünde açıklama yaptı. Fincancı, yapılan operasyonun iktidar tarafından bir seçim manevrası olarak okumak gerektiğini söyledi. İktidarın tüm seçim süreçlerinde daha saldırgan olduğunu hatırlatan Fincancı, “Özellikle 2015 seçimlerinden sonra pek çok insan yitirildi. Bu seçimle sonları geldiğini tüm Türkiye düşünüyor artık. Artık kaçacak yerleri yok” şeklinde konuştu.

‘Dosyaların içi boş’

Etkin bir soruşturma yürütülmeden itirafçıların ifadeleriyle dosyaların oluşturulduğunu belirten Fincancı, “Bu dosyaların içinin boş olduğunu biliyoruz. Dosyanın boş olduğu ve içini dolduramadıkları için gizlilik kararı veriliyor. AKP, bu ülkenin yargısına bir bomba etkisi bıraktı ve sulh ceza mahkemeleri tetikçilik yapıyor. Tutuklanması gerekenleri sulh ceza mahkemesi üzerinden tutuklayıp bir süre faaliyet yürütmelerini engellemeye çalışıyorlar. Yıllardır bu iş böyle yürüyor ancak yıllardır mücadele de bitmiyor. Onları tutuklasa da onlar içerde dışarda kalanlar da dışarda mücadele ediyorlar. Az kaldı 16 gün sonra bunların tamamı değişecek değiştireceğiz irade bizim. Seçim irademizi ve denetlemeyi etkin kullanmalıyız” ifadelerini kullandı.

Açıklamanın ardından Fincancı, adliye önünde bir süre Amed Baro Başkanı Nahit Eren’le sohbet etti.

HABER MERKEZİ

#Fincancı #dayanışma #içim #Amedde

Kadınlar değişimin öncüsü olacak

Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili adayı Ayten Kordu, Dersim’i kadın bakış açısı ile yöneteceklerini, kadınların değişimin öncüsü olacağını söyledi

Selman Çiçek

Yeşil Sol Parti’nin Dersim adayı Ayten Kordu, Dersim’de yürüttüğü seçim çalışmalarını, partisinin kadın ve Alevi politikalarını gazetemize değerlendirdi.

  • Dersim halkının kadın vekil talebi üzerine aday gösterildiniz. Dersimde kadın temsiliyetine bu denli önem verilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bilgi ve birikimimle Dersim halkına hizmet için buradayım. Dersim; hakikati, inancı, kimliği bulduğumuz topraklardır. Bu topraklarda parti ve belediye olarak temsiliyetimiz var. Bir bütün olarak bir emeğimiz var bu topraklarda. Bu emeği daha fazla sürdürmek ve yükseltmek istiyoruz. Kadın temsiliyetini, kadın bakış açısını buradaki kadın arkadaşlarla birlikte en iyi şekilde yerine getirmeye çalışacağız. Kentimiz bir kadın kentidir. Hem yaratılan değerler hem birikim hem de demokratik siyasetimizde açığa çıkan kadın emeğimiz var. Kentin büyük bir kısmı kadın emeği üzerine şekilleniyor. Kadın esnaflar, köylerde kadın emekçiler var. İnancımızın temel odağı da kadındır. Alevi kimliğimiz kadın emeği, kimliği ve bakış açısı ile şekillenmektedir. Elbette inancımız üzerinde asimilasyon politikaları oldu. Egemen erk anlayışı kendini gösteriyor. Özü itibari ile kadında cana can bakan toplumsal bir bakış açısı var. Dolayısıyla Dersim’de bu çok önemli bir şeydir. Hem dilimizde hem kimliğimizde var.

  • Kadınlar kentte ne gibi sorunlar yaşıyor ve bu sorunları nasıl aşacaksınız?

Kentimizin temel sorunlarından biri inancımıza olan yaklaşımdır. Kadınlarımızın bakış açısını çocuklara aktaramama endişesi var. Göç sorunu temel sorunlardan biri. İşsizlik oranı artıkça gençlerimiz göç etmek zorunda kalıyor. Bu işsizliğin temel kaynaklarından biri kentimize ekonomik yatırım yapılmamasıdır. Üretim geliştirilmiyor. İnsanlar burada kendi haline bırakılmış durumda. Dolayısıyla kadınlar hem evde çok çalışıyor hem iş yerine gidip çalışıyor. Her taraftan bir emek sömürüsü var. Taleplerimizden biri de ev içi emeği görünür kılmaktır. İnsanların emeğini güvence altına alıp emekli olma hakkı tanıyacağız. Açık, görünür bir şiddet yok belki ama hem yoksulluk, yaşam kaygısı, umutsuzluk bunlar ruhsal olarak bir şiddet yaratıyor. Kadın üzerinde örtülü bir şiddet var. O şiddeti bilince çıkarmak gerekiyor. İstanbul sözleşmesi, 6284 sayılı yasanın uygulanması temel taleplerimiz arasındadır. Bu iktidar 21 yıllık iktidarında bütün kadın haklarını gasp etti. Kentimizde kadınlara yönelik kooperatif çalışmaları belediye yönetimimiz tarafından yönetiliyordu. Ancak kayyumlar bu süreci sekteye uğrattı. Kayyumlarla beraber kadın müdürlükleri kapatıldı, kadın politikalarına son verildi. Kadın temsili, iradesi ve bakış açısı ile kentte çok daha fazla söz sahibi olup yerelde çözüm odaklı çalışmalar yapıp yaşanan sorunlara da son vereceğiz. Kadınların özel savaş politikalarına karşı öz savunma yöntemleri ile kendilerini savunma konusunda bilinçlenme çalışmaları yapacağız.

  • Kılıçdaroğlu’nun “Aleviyim” açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz. Alevilere karşı yürütülen imha ve inkâr politikalarına karşı nasıl mücadele edeceksiniz?

Kılıçdaroğlu’nun yıllar sonra bu kadar açık “alevi” olduğunu ilan etmesi ve mesaj vermesi bence önemli bir gelişmedir. Çünkü aleviler gerçekten hep inkar, imha ve asimilasyona maruz kaldı. Halen o tehlike ile yüz yüzedir. Bu tek adam rejiminin bitmesini o yüzden istiyorlar. Alevilerin yaşam olanakları neredeyse kalmadı. Çünkü bu Sünni iktidarın yaklaşımı bütün kimlikleri, inançları ve farklılıkları yok ediyor. Alevilere karşı bir inkar ve dejenere etme politikası var. Dedeleri cemevi üzerinden diyanete bağlamak, maaşa bağlama bu tür şeyler üzerinden Sünni İslam’a entegre etmeye ve aşındırmaya çalışılıyor. Biz aleviler şunu söylüyoruz: “Bizi kimse tanımlamasın” Bütün alevi toplulukların ortak talebidir bu. Köklü ve eski bir inancımız var. Bu inanç kendini bütün imha ve inkar politikalarına karşı bugüne kadar sürdürmüştür. Bugün Aleviler ben varım, buradayım” diyebiliyor. Kendini savunabiliyor ama bu hükümet tarafında halen imha ve inkara uğradığının farkındadır. Dolayısıyla bir cumhurbaşkanı adayının “ben aleviyim” demesi yürütülen bütün mücadelenin geldiği sonuçtur. Mücadelenin geldiği aşamadır. Ama çok anlamlı ve değerlidir. Bunu sürdürmesi gerekiyor. Bir cumhurbaşkanı adayının “Ben aleviyim” demesi Alevileri de rahatlatan bir açıklama olmuştur. Yine biz zorunlu din derslerine karşıyız. Bunlar inancımıza yönelik baskı mekanizmalarının. İnanç özgürlüğü anayasal güvence altına alınmalıdır.

  • Dersim kültürü ve dili ile de inkar edilen bir kent. Bu imha ve inkara karşı ne tür politikalar geliştireceksiniz?

İmha ve inkarın bir diğer boyutu ise Kürtçe üzerindeki baskılardır. Kürtçe isimlerin değiştirilmesi buna verilecek en büyük örnektir. Kirmanckî isimlerimizi Türkleştirme ve kendi iktidar anlayışına göre isimler verme hafızayı silmedir. Bir insanın tarihi nasıl şekillenir. Köy ve toprağının ismi ile şekillenir. Bütün bunlar dil ve kültürü dejenere ediyor. Hem kimliğe saldırıyor hem inanca saldırıyor hem ekolojik kırıma uğratıyor hem de göçe zorluyor. Seni bu kentte yaşayamaz duruma getiriyor. Bu şekilde insanlar ekolojik olarak doğasında koparılıyor. Bu bir ruhu sakatlamadır. İnsansızlaştırma politikası yürütüyor. Özellikle gençlere umutsuzluk dayatılıyor. Gençlere umut diye yurt dışı adres gösteriliyor. Gençlerimiz için politikalar geliştirmemiz gerekir. Organizeli, örgütlü çözümleri bir an önce hayata geçirmeliyiz. Özel savaş politikalarına karşı direnen bir halk var. Israrla inancını yaşayan bir halk var.

  • Demokratik ulus inşa perspektifini nasıl hayata geçireceksiniz?

Biz üçüncü yol ittifakıyız. Üçüncü ittifak bir inşa sürecidir. Demokratik inşa sürecidir. Bu demokratik inşa sürecinde cumhuriyetin demokratikleşmesi, demokratik ulus ile mümkündür. Yani kimliklerin, inançların ve dillerin kendini özgürce ifade edebildiği ve anayasal güvence altında hissettiği bir inşa olmalıdır. Örneğin bölgemizde özellikle yaşlı kesimimiz kirmançkî lehçesi dışından başka bir lehçe bilmiyor. Dil her alanda olmalıdır. Sağlık alanın da eğitim alanında da olmalıdır. Anadil pazarlık konusu olmamalıdır. Tüm bunlar inşa sürecinde olacaktır. Bunun için tek adam rejimi önce gitmesi gerekir. Bizler Yeşil Sol Parti ve ittifakları ile birlikte en güçlü temsiliyet ile bu inşa sürecini adım adım hayata geçireceğiz.

  • Dersim halkından nasıl dönüşler aldınız ve mesajınız nedir?

Her yerde olumlu karşılanıyoruz. Bize dönük umut ve güven var. Kadına, harekete karşı bir güven var. Kent, kadın temsiliyetinden oldukça memnun. Bu zaten bizim talebimizdir diyorlar. Kadın aday olmasından oldukça memnunlar. İkincisi birleşenlerin ortak hareket etmesinden oldukça memnundur. Dersim zaten küçük ama bu kentin bileşenlerinin en azından birlikte hareket ediyor olmasından mutlular. Üçüncüsü, ittifakımızın cumhurbaşkanı adayı çıkarmaması tek adam rejimin yıkılması konusunda hareket etmesinden oldukça hoşnutlar. Bu durum ortaya konulan emeğin sonucudur. Bize düşen bu emeği daha da güçlendirmek, kentimizde kadın bakış açısını geliştirmektir. Çağrım şudur: tek adam rejimi yıkılmalıdır. Biz kadın temsiliyeti olarak elimizden geleni yapacağız. Herkes her yerde çalışmalı. Bizim ulaşamadığımız yerlere insanlar sorumluluk hissedip ulaşabilmelidir. Herkesin iki oyu var. Bilinçlendirme çalışması her yerde yapılmalıdır. Birlikteyiz, birlikte değiştirip ve başaracağız. Kadınlar bu değişimin öncüsü olacaktır.

Ayten Kordu Kimdir?

1971 Erzincan doğumlu Ayten Kordu, 1992’de aktif çalışmalara başladı. Sosyoloji mezunu olan Kordu, Halkın Demokrasi Partisi’nin (HADEP) Kadın Komisyonu’nda yer aldı. Kadın Komisyonu Başkanlığı, Bağcılar İlçe Yönetimi, İstanbul İl Yönetimi ve 1999’dan 2003’e kadar da merkez kadın kolları alanında çalıştı. 2003-2011 yılları arasında da Gökkuşağı Kadın Derneği çalışmalarında bulundu. Gökkuşağı Kadın Derneği’nin 2 dönem başkanlığını yapan Kordu, 2015 yılından sonra Dersim’e taşındı.

#Kadınlar #değişimin #öncüsü #olacak

Roboski’de katledilen kardeşler haberi suçlama konusu

Gözaltına alınan gazeteci Ahmet Kanbal’a Türk savaş uçaklarıyla bombalanarak öldürülen 34 Roboskili arasında bulunan 2 kardeşin hikayesini haberleştirmesi ‘suçlama’ olarak yöneltildi

Açık tanık Ümit Akbıyık’ın ifadeleriyle 216 kişi hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının başlattığı soruşturma kapsamında gözaltına alınan 143 kişi arasında bulunan Mezopotamya Ajansı Muhabiri Ahmet Kanbal, Diyarbakır Adliyesi’ne çıkarılarak savcılığa sevk edilerek, hakkındaki suçlamalara dair ifade verdi. Açık tanık Ümit Akbıyık’ın, ürettiği içerikleri ANF, Nuçe Ciwan, Sterk TV ve Medya Haber’e gönderdiğine dair beyanları sorulan Kanbal, kendisinin Mezopotamya Ajansı’nda çalıştığını, ürettiği tüm haber içeriklerinin çalıştığı kurumun dışından herhangi bir yere göndermediğini kaydetti.

Mezopotamya Ajansı’nda çalışan ve dosyada şüpheli olarak yer alan meslektaşlarıyla ilgili HTS kayıtlarının bulunduğu sorulan Kanbal, meslektaşlarıyla görüştüğünü, bu görüşme içeriklerinin meslekleriyle, haberlerle ilgili olduğunun altını çizdi. Ajansın internet sitesinde yayınlanan haberleri sorulan Kanbal, kendisine suçlama olarak yöneltilen tüm haberlerin kendisine ait olduğunu söyledi. Kanbal, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın üzerindeki tecridi protesto eden Bubo Taş’ın hayat hikayesini, taziyesini ve tanıkların Taş’ı anlattığı haberi kendisinin yaptığını söyledi.

Haberleri nedeniyle suçlanıyor

Bir haberinde TSK’nin Federe Kürdistan Bölgesi’nde PKK’lilere yönelik kimyasal gaz kullanmasına atıfta bulunması haberi, Paris’te katledilen Kürt kadın siyasetçiler Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez için Nusaybin’de yapılan anma haberi, Kandıra Kadın Kapalı Cezaevi’nde işkenceye uğradığının görüntüleri ortaya çıkan ve şüpheli bir şekilde ölen Garibe Gezer adlı tutuklunun haberi, TSK’nin Federe Kürdistan Bölgesi’nde kimyasal silah kullanımına ilişkin inceleme yapmak isteyen heyetin engellenmesi haberi sorulan Kanbal, bu haberlerin kendisi tarafından yapıldığını söyledi.

Bombalanarak öldürülen kardeşlerin haberi

Toplam yaptığı 8 haber sorulan Kanbal’a Türk savaş uçakları tarafından bombalanan ve çoğunluğu çocuk olan 34 kişinin öldüğü Roboskili 2 kardeşin öykülerinin anlatıldığı haber de soruldu. Biri Türk savaş uçakları tarafından bombalanarak öldürülen 34 kişi arasında bulunan 23 yaşındaki Mehmet Ali Tosun ile yine ağabeyiyle aynı yaşa geldiğinde yine Türk savaş uçaklarının bombalanmasıyla öldürülen Ramazan Tosun’un haberi yapması da suçlama konusu yapıldı. Söz konusu haberin kendisine ait olduğunu ifade eden Kanbal, “Bana göstermiş olduğunuz açık kaynak araştırmasında yer alan Mezopotamya Haber Ajansı’nda 23 Aralık 2022 tarihinde ‘Roboski’de 2 kardeş 7 yıl arayla aynı yaşta uçaklarla katledildiler’ başlıklı paylaşılan haberi ben yaptım doğrudur. Bu haberin Mezopotamya Haber Ajansı ile de ben paylaştım. Bu haberin giriş kısmında yazan ‘Roboski’de katledilen 34 kişiden biri olan Mehmet Ali Tosun’un kardeşi Ramazan tosun da PKK saflarında iken kardeşinin katledildiği 23 yaşına geldiğinde hava saldırısında hayatını kaybetti.’ şeklindeki haberin girişi bana aittir. Bu haberin içeriği Roboski katliamıyla ilgili olup içeriğinde ölen insanların hayat hikayeleri anlatılmaktadır. Haber olduğu için yapılmış haberdir” ifadelerini kullandı.

HABER MERKEZİ

#Roboskide #katledilen #kardeşler #haberi #suçlama #konusu

Canla başla çalışalım

Tutuklu bulunan HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile konuştuk: İlk defa muhalefet üstünlüğü ele geçirmiş ve toplumdaki değişim rüzgârını arkasına almış durumda. Yıkılmaz denilen tek adam rejimi bugün tel tel dökülüyor ve 14 Mayıs’ta büyük kaybedecek

Hüseyin Kalkan

Tutuklu bulunduğu Edirne Kapalı Cezaevi’nde sorularımız yanıtlayan HDP önceki dönem Eş Genel Başkan Selahattin Demirtaş, 14 Mayıs seçimlerinin tarihi fırsatlar yaratabileceğin belirterek, muhalefetin değişim rüzgarını arkasına aldığını söylüyor. Demirtaş, Yeşil Sol Parti ve Emek ve Özgürlük İttifakı’nın alacağı sonucun önemine vurgu yaparak, bunun Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşmenin önünü açacak gelişmelere vesile olacağını belirtiyor. Selahattin Demirtaş’ın sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

  • Seçimler yaklaşırken nasıl bir ülke manzarası görüyorsunuz? 

Türkiye 2015’ten bu yana, bir tür diktatörlükle yönetiliyor. O günden bugüne yapılan referandum ve seçimlerin tamamı adaletsiz bir şekilde, baskı ve zulüm ortamında oldu. Bu seçimlere de aynı ortamda gidiyoruz ama sonuç öncekiler gibi olmayacak. Çünkü ilk defa muhalefet üstünlüğü ele geçirmiş ve toplumdaki değişim rüzgârını arkasına almış durumda. Yıkılmaz denilen tek adam rejimi bugün tel tel dökülüyor ve 14 Mayıs’ta büyük kaybedecek.

  • Bu seçimleri kritik kılan faktörler nedir?

Her şeyden önce bir parti devletinin, kurumsal bir diktatörlüğe geçip geçmeyeceği belirlenecek bu seçimlerde. Eğer muhalefet kazanır ve Yeşil Sol Parti de Meclis’te güçlü bir şekilde yerini alırsa demokratikleşme tartışmaları hız kazanacak ve birçok sorun gibi Kürt sorunu da çözüm perspektifleriyle birlikte gündeme girecektir. Bu seçimler, Cumhuriyet’in 100. yılında, demokratik cumhuriyete gidişin önünü açabilecek nitelikte. Bu açıdan tarihi öneme sahip.

  • AKP’nin seçim ittifakını ve müttefiklerini Kürt sorunu çözümü ve kadın hareketine yaklaşımı bakımından nasıl değerlendiriyorsunuz?

AKP hem kendisi hem de kurduğu ittifaklarla sadece Kürt sorunu veya kadın mücadelesi açısından değil her açıdan tam bir gerici, faşist zihniyeti temsil ediyor. Aralarında demokrasinin kırıntısını savunan tek bir parti, tek bir aday dahi yok. Bu yönüyle Taliban İttifakı tanımı, bu ittifak için en uygun tanım bence.

  • Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Kürt sorununun Meclis’te çözüleceğini söylüyor. Kürt sorununun Meclis’te çözülmesi için ne gibi adımlar atılmalı? 

Elbette geçmişte birçok deneyim yaşandı, bunlardan yola çıkarak en uygun formülün bulunabileceğini düşünüyorum. Yapılması gereken çok iş, atılması gereken birçok adım var. Öncelikli adım, Meclis’te bir komisyon kurulması olabilir. Herkes yol, yöntem dahil tüm önerilerini bu komisyona sunar, buradan çıkacak yol haritası doğrultusunda ilerleme sağlanır. Yeter ki siyasi irade, çözüm konusunda bir kararlılık ortaya koyabilsin. Gerisi demokratik ve özgür tartışma ortamında şekillenir ve akılcı olanda mutlaka uzlaşı sağlanır.

  • Yeşil Sol Parti ile Emek ve Özgürlük İttifakı’nın alacağa sonuç, önümüzdeki süreci nasıl etkiler?

Yeşil Sol Parti ve ittifak bileşenleri, yeni parlamentonun ana muhalefet görevini üstlenecektir. İktidarda kim olursa olsun etkili bir denetim ve parlamentonun çözüm gücü haline gelmesi konularında hayati bir role sahip olacaklar. Muhtemelen yasa ve anayasa yapımı konularında da anahtar güç Emek ve Özgürlük İttifakı’nda olacaktır. Bu nedenle tek bir milletvekilliği bile tarihi öneme sahiptir. Bizim de hedefimiz, ulaşabileceğimiz maksimum milletvekilliği sayısına ulaşmak olmalıdır. Hedef yüz vekil, Meclis’te güçlü temsil.

  • Seçim kampanyalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Erdoğan ve avaneleri, devletin tüm olanaklarını kullanmalarına rağmen etkili olamıyorlar. Heyecan yaratan ve rüzgârı arkasına almayı başaran muhalefettir. Maalesef Yeşil Sol Parti’yi burada televizyondan izleyemiyoruz ama avukatlarımızın aktardığı kadarıyla yedi bölgede dört bir koldan canla başla fedakârca çalışma yürütülüyor. Gençlerin ve kadınların, kampanyada çok daha fazla görev alması gerekir, artık son haftalara girdik. Herkes tam zamanlı olarak kendini Yeşil Sol Parti çalışmalarına katmalı, sandıklar için görev almalıdır.

  • Erdoğan sizi ve diğer Kürt siyasetçileri cezaevinde tutmayı bir seçim vaadi haline getirdi. Bu siyaset, Cumhur İttifakı’na ne kazandırır?

Ne kazandırdığını 2019 yerel seçimlerinde gördük. Avuçlarını yaladılar, yine öyle olacağından kuşkum yok.

  • Türkiye ve Kürdistan halklarına seçimle ilgili çağrınız nedir?

Bu seçim dünyanın sonu değil ama barış ve demokrasi için, yoksulluğun, işsizliğin son bulması için tarihi fırsatlar yaratabilir. Herkes tam bir sorumluluk bilinciyle seçim çalışmalarına katılmalı ve oy vermekle yetinilmeyeceğini bilerek hareket etmelidir. Biz, halkımızın yeni bir tarihi zafere imza atacağına inanıyoruz. Bu vesileyle herkese başarı dileklerimizle birlikte sıcak, içten selam, sevgilerimizi gönderiyoruz.

#Canla #başla #çalışalım

AKP’nin seçim startı

AKP iktidarı da yönetememe krizinin acı sonuçlarıyla yüzleşmemek için başta Kürtler olmak üzere tüm demokrasi güçlerini şiddet araçlarıyla seçim sürecinin dışında tutmaya çalışıyor

Cem Şahin

AKP iktidarı seçim sürecini provoke edecek yöntemleri iş başına koşmaktan geri durmayarak, Diyarbakır merkezli bir operasyonla basın emekçileri başta olmak üzere birçok avukatı, sanatçıyı ve siyasi aktivisti gözaltına aldı. Birçok çalışanı tutuklu bulunan Mezopotamya Ajansı muhabirlerinden Özgürlük İçin Hukukçular Derneği avukatlarına dek herkes seçimin güvenliği hedef alınarak gözaltına alınmıştır. Niye mi? Çünkü basın emekçileri olası seçim hilelerinin anında ifşasını sağlayarak türlü düzenbazlıkları engelleyecek, böylece AKP aleyhine bir seçim ortamı hazırlayacaktı. Avukat dostlarımız ise kırıntı düzeyinde işleyen hukuk normlarını seçime yakışır bir şekilde örgütlemek üzere seçimde bulunacaklardı. Sandık güvenliği ve şüphe götürmeyecek şekilde iktidarca icra edilmesi muhtemel hukuksuzlukları onlar engelleyecekti. İktidar madem öyle Kürtler için güçlü metinler ortaya koyan sanat emekçilerini de toplayalım da tam olsun demiş olacak ki Diyarbakır Şehir Tiyatrosu ve Aram Yayınevi’ne de baskın düzenledi.

Belleğimizi azcık zorlarsak çok değil geçen haftalarda bir Kürt romancı olan Yavuz Ekinci’nin romanlarının toplatılma kararının alındığını da hatırlarız. Kürtler her daim yaşadıkları baskının bilmem kaçınca fragmanını yaşıyorlar gibi gözükebilir. Siz okuyucular da çok iyi bilmektesiniz ki bu ülkede Kürtler dışında birileri baskı altında tutulacaksa da ilk sopa hiç şüphesiz Kürt Mehmet’in sırtına vurulur. Kürtler Türkiye’de diğer ezilenler ve emekçi dostlarımızın gözdağı unsuru olarak kodlanmışlardır da ondan. İlk dayak ona atılmalıdır ki diğer direnen kesimler sus pus köşelerine gizlensinler. Peki AKP iktidarı neden saldırganlaştı?
Hannah Arendt iktidar ve şiddetin birbirine karşıt kavramlar olduğunu düşünür. Ona göre iktidarın bittiği yerde şiddet başlar. AKP iktidarı da yönetememe krizinin acı sonuçlarıyla yüzleşmemek için başta Kürtler olmak üzere tüm demokrasi güçlerini şiddet araçlarıyla seçim sürecinin dışında tutmaya çalışıyor. İktidarını mutlak surette kaybetmekle karşı karşıya kalmış bir iktidar için tek geçerli yöntemin bu olduğunu düşünerek hareket eden AKP iktidarı saldırıları çok daha kapsamlı bir şekilde seçim sürecine yaymayı düşünüyor. Çünkü diğer muhalefet partileri gibi o da Kürtlerin seçimde çok kilit bir role sahip olduğunu kavrayacak kadar muhakeme yeteneğini kaybetmemiş durumda. Ki bu rolü alaşağı edecek tüm araçları devreye sokmaya hazır bulunuyor. Bir muhalefet liderinin de yayınladığı videoda söylediği gibi ‘ne zaman seçim yaklaşsa’ Kürtler ‘terörist’ olma vasfına yükseliyor. Bu denli bir çıkışı tamamlayacak detay da şu an ki operasyonlara tam da edilmiş bu laflar üzerine sahip çıkmak ve Kürtlerin dostu olduğunu göstermenin cesaretini kanıtlamak olmalı. Bu operasyonlara geniş bir cephede karşılık verilmediği sürece sadece Kürtler değil tüm ülke hakları kaybedecektir. Kürt halkı kendi örgütlü gücü ile kamusal alanları direniş mevzilerine dönüştürmekte çokça mahir olsa da yoldaşlık hukuku özellikle bugün daha dikkate değer bir pratikle ele alınmalıdır.

Gazetecileri, hukukçuları ve saha elamanlarını gözaltına alarak seçimi kaotik ve güvensiz bir ortamda tamamlanmak isteyen AKP iktidarına karşı beraberce direnilmelidir. Zira bugün itiraz edemediğimiz her operasyon seçim yaklaştıkça daha pervasız bir ritimle tüm demokrasi güçlerine musallat olacaktır. Yani ez cümle bu operasyon hem seçim öncesi hem de seçim günü sandık güvenliği esas olmak üzere türlü yasa dışı işin yapılmasını AKP lehine kolaylaştırmayı hedefliyor. Kendi iktidar alanını büyütmek ve tüm sahayı kendi hegemonyasında tutmak için muhalif cephenin hareket alanını elinden geldiğince daraltmak isteyen AKP iktidarı seçim süreci boyunca daha radikal yöntemleri de devreye sokabilir. İktidar çok belli olduğu haliyle kendi cenahı dışında inşa olmuş tüm dayanışma ağlarını ilga etmek ve seçimi kazanmak için bir dolu şeyi yapmaya niyetli görünüyor. Bu operasyon da bunun stardı niteliğindedir.

#AKPnin #seçim #startı

Türkiye basına baskıda şampiyonluğa oynuyor!

Şu anda özgür basından 42 gazeteci arkadaşımız cezaevlerinde. Bu rakama diğer basın kuruluşlarından tutuklu gazetecileri de eklediğimizde AKP-MHP iktidarı, bu konuda dünya şampiyonluğuna ulaşıyor

Hüseyin Aykol

Merkezi Paris’te bulunan Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün, 2022 yılı raporuna göre, dünyada 533 gazeteci kamuoyunu bilgilendirme çabası içerisindeyken tutuklandı. Buna göre, 110 tutuklu gazeteciyle Çin listede başı çekerken, Çin’i 62 gazeteciyle Myanmar (eski Burma), 47 gazeteciyle İran, 39 gazeteciyle Vietnam, 31 gazeteciyle Belarus izlemişti.

2023 yılı itibariyle bu sıralama değişecek; çünkü halen 28’i tutuklu, 9’u hükümlü olmak üzere 37 gazeteci arkadaşımız cezaevlerindeydi. 27 Nisan 2023 günü, bu sayı Abdurrahman Gök, Beritan Canözer, Mikail Barut, Mehmet Şah Oruç ve Remzi Akkaya’nın tutuklanmasıyla 42 oldu.

Özgür Basın kuruluşları dışından cezaevinde olan gazeteciler de bu rakama eklendiğinde, cezaevinde gazeteci sayısı bakımından Türkiye dünyada ikinciliğe tırmanmış bulunuyor. Çin’in 1.4 milyarlık nüfusu ile Türkiye’nin nüfusu kıyaslandığında, kişi başına düşen tutuklu sayısı itibariyle birinciliği asıl hak edenin Türkiye olduğu ortaya çıkıyor. Basına baskıda dünya şampiyonluğu AKP-MHP iktidarına kutlu olsun (!)

Tekil tutuklamalardan toplu davalara

Şu anda 32’si tutuklu, 9’u hükümlü olmak üzere 42 gazeteci arkadaşımız cezaevinde bulunuyor. Bu arada, bir süre cezaevinde kaldıktan sonra tahliye olan; ancak davaları tutuksuz olarak sürmekte olan arkadaşlarımızın sayısı ise 60 civarında. Bunlara ek olarak hakkımızda devam eden belli başlı davalar şöyle:

KCK-Basın davası

KCK’nin Basın Komitesi’ni oluşturdukları iddiasıyla 21 Aralık 2011 günü gözaltına alınan 46 kişiden 36’sının tutuklu yargılandığı dava, 800 sayfalık iddianame ile açılmıştı. Savcı ve yargıçlarının FETÖ suçlamasıyla tutuklandığı ya da firari duruma düştükleri dava, daha sonra aktarılan İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde halen sürüyor. Dicle Haber Ajansı, Özgür Gündem, Demokratik Modernite, Fırat Dağıtım, Fırat Haber Ajansı ve Vatan gazetesinden 36 gazetecinin bir yılı aşkın bir süre cezaevinde kalmak zorunda kaldığı davanın ne zaman sonuçlanabileceği bilinmiyor.

Özgür Gündem davası

İkinci Özgür Gündem gazetesinin 4 Nisan 2011 ila 16 Ağustos 2016 arasında beş yıl süren yayının özellikle son aylarında Eş Genel Yayın Yönetmeni Eren Keskin ve Yazıişleri Müdürü Reyhan Çapan’a 140 dava; Eş Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Aykol’a 60 dava ve Yazıişleri Müdürü İnan Kızılkaya’ya ise 120 dava açılmış bulunuyor. Duruşmaları devam etmekte olan bu davalarda yayın yönetmenleri ve yazıişleri müdürlerine verilen kimi adli para ve hapis cezaları Yargıtay aşamasında bulunuyor.

Özgür Gündem – Ana dava

Özgür Gündem gazetesi ana davası olarak bilinen dosyada gazetenin o dönemki Genel Yayın Yönetmeni Bilir (Zana) Kaya, Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya, İmtiyaz Sahibi Kemal Sancılı ile gazetenin Yayın Danışma Kurulu üyeleri Aslı Erdoğan, Filiz Koçali, Bilge Aykut, Necmiye Alpay, Ragıp Zarakolu da bulunuyor. Hakkında kapatma kararı verilen Özgür Gündem gazetesi 16 Ağustos 2016 günü basılmış ve 22 kişi gözaltına alınmıştı. Daha sonra tutuklanan Aslı Erdoğan, Necmiye Alpay, Bilir Kaya, İnan Kızılkaya ve Kemal Sancılı, birkaç ay tutuklu kalmışlardı. Bu dava, 14 Şubat 2020 günü Yayın Danışma Kurulu üyelerinin beraatiyle sonuçlanırken; Bilir Kaya, İnan Kızılkaya ve Kemal Sancılı’nın dosyaları ayrılmış bulunuyor.

Özgürlükçü Demokrasi davası

Özgürlükçü Demokrasi’nin, 23 Ağustos 2016 günü başlayan yayını iki yıla yakın sürdü. Gazeteye 28 Mart 2018 günü kayyum atandı. Gazete daha sonra da 8 Temmuz 2018 günü KHK kararıyla ikinci kez kapatıldı. Gazetenin İmtiyaz Sahibi İhsan Yaşar, Yazıişleri Müdürü İshak Yasul; editörlerden Mehmet Ali Çelebi, Reyhan Hacıoğlu ve Hicran Urun ile gazetenin çalışanı Pınar Tarlak 10 Nisan 2018 günü tutuklandı. Bu dava 28 Haziran 2019 günü sonuçlandı ve Hicran Urun, Reyhan Hacıoğlu, İshak Yasul ve Mehmet Ali Çelebi’ye 3 yıl 9 aya kadar hapis cezası verildi. İstinaf’ta sanıklar aleyhine bozulan davanın yeniden yargılama duruşmaları devam ediyor.

Nöbetçi Yayın Yönetmenleri davaları

Özgür Gündem gazetesine yönelik davaların yoğunlaşması üzerine kamuoyunda duyarlılık yaratmak için 4 Mayıs 2016 günü başlatılan ve 7 Ağustos 2016 gününe kadar süren Nöbetçi Genel Yayın Yönetmeni kampanyasına 100 gazeteci, aydın ve siyasetçi katıldı. Kampanya katılanların hemen hemen hepsine, gazetenin Yazı işleri Müdürü İnan Kızılkaya ile birlikte soruşturma açıldı. Savcılığa ifade veren nöbetçilerden Şebnem Korur Fincancı, Erol Önderoğlu ve Ali Nesin sevk edildikleri mahkemece tutuklandı. Dünya çapında tepkiler üzerine, 10 gün sonra tahliye edildiler. Üç kişinin davası beraatle sonuçlandı; ancak savcının itirazı üzerine sanıklar yeniden yargılanıyor. Bu arada, haklarında verilen cezanın kesinleşmesi üzerine Murat Çelikkan ve Ayşe Düzkan bir süre için cezaevinde kaldılar.

Van helikopter davası

Van’da iki köylünün helikopterden atılmasını haberleştiren MA muhabirleri Adnan Bilen, Cemil Uğur, Zeynep Durgut ve Jinnews muhabiri Şehriban Abi ile gazeteci Nazan Sala 6 Ekim 2020 günü gözaltına alındılar. 9 Ekim günü tutuklanan gazeteciler Van T Tipi Cezaevi’ne konulurken; Zeynep Durgut’un tutuksuz yargılanmasına karar verildi. Tutuklu gazeteciler 2 Nisan 2021 günü çıktıkları ilk duruşmada tahliye edildiler. Tutuksuz olarak yargılanması devam eden gazetecilerin davası 6 Ocak 2022 günü beraat ile sonuçlandı.

Amed davası

Diyarbakır’da 8 Haziran 2022’de yapılan ev baskınlarında 20’si gazeteci 22 kişi gözaltına alındı. Gazeteciler, 8 gün emniyet müdürlüğünde gözaltında tutulduktan sonra 16 Haziran’da adliyeye sevk edildi. O günden bu yana tutuklu bulunan gazeteciler Abdurrahman Öncü, Aziz Oruç, Elif Üngür, İbrahim Koyuncu, Lezgin Akdeniz, Mazlum Güler, Mehmet Ali Ertaş, Neşe Toprak, Ömer Çelik, Ramazan Geciken, Remziye Temel, Serdar Altan, Suat Doğuhan, Zeynel Abidin Bulut ve Mehmet Şahin ile tutuksuz Kadir Bayram, Esmer Tunç ve Mehmet Yalçın hakkındaki 728 sayfalık iddianame 12 Nisan 2023 günü Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Davanın ilk duruşması 11 Temmuz günü yapılacak. Bu arada, JINNEWS Yazı İşleri Müdürü Safiye Alağaş ile gazeteci Gülşen Koçuk hakkındaki dosyalar, 21 Mart 2023 tarihli kararla tefrik edildi.

Ankara davası

Mezopotamya Ajansı (MA) Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, muhabirleri Berivan Altan, Ceylan Şahinli, Deniz Nazlım, Selman Güzelyüz, Emrullah Acar, Zemo Ağgöz ve Mehmet Günhan ile JINNEWS muhabirleri Habibe Eren ve Öznur Değer, 25 Ekim 2022 günü gözaltına alındılar. 29 Ekim günü mahkemeye çıkarılan gazetecilerin 9’u tutuklanıp, Sincan cezaevlerine gönderilirken; Zemo Ağgöz hakkında “ev hapsi” kararı verilmiş, Mehmet Günhan ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. Ankara’da görev yapmış gazeteciler hakkında hazırlanan 210 sayfalık iddianame 17 Şubat 2023 günü Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Gazetecilerin ilk duruşması, 16 Mayıs 2023 günü yapılacak.

Yeniden Amed davası

Amed merkez olmak üzere 21 ilde 216 kişiye yönelik bir operasyon 25 Mayıs Salı günü düzenlendi. Böylece evlerinde bulunup gözaltına alınan 128 insan arasında gazetecilerle birlikte avukatlar, sanatçılar, siyasetçiler de vardı. Gözaltına alınanlar 27 Nisan 2023 günü adliyeye çıkarılmaya başlandı. Gazetecilerden Abdurrahman Gök, Beritan Canözer, Mikail Barut, Mehmet Şah Oruç ve Remzi Akkaya tutuklanarak cezaevine gönderildiler.

#Türkiye #basına #baskıda #şampiyonluğa #oynuyor

Amed! 12-0 sana yakışır

Tutuklu bulunan Amed Belediye Eş Başkanı Selçuk Mızraklı ile seçimi konuştuk: Amed! 12-0, sana yakışır. 12. sırada Yeşil Sol listesinde fedakar bir meslektaşım, arkadaşım Dr. Samet Mengüç var, ben de kefiliyim. Samet olmazsa eksik kalırız, ona göre asılalım seçime. Amed ya me ye.

Hüseyin Kalkan

Yerine kayyum atansada o hala Amed halkının nezdinde eşbaşkan. Eşbaşkan Selçuk Mızraklı da kentine ve hemşehrilerine güveniyor. Ve 12-0 çağrısı yapıyor. Bu durumda bize diyecek fazla bir söz kalmıyor, sadece Mızraklı’nın çağrısını iletiyoruz. Elçiye zeval olmaz derler. Gerisi Amed halkının işi.

  • Seçime giderken nasıl bir manzara ile karşı karşıyayız?

15-20 yıl önce “Êdî bes e” ile sloganlaşan durum bugün Türkiye halklarının ortak sesine dönmüş durumda. Statüko ile değişim, diktatörlük ile demokrasi, hukuksuzlukla adalet, tutsaklıkla özgürlük gibi temel eksenle müesses nizama karşı duruş şekilleniyor. Ya yarınlarımızda iradeleşeceğiz ya da yakıcı, kırıcı bu rejimle cebelleşmeye devam edeceğiz. Bu nedenle giderek pusun dağılacağı, sandıkta netleşeceği bir süreçteyiz. Aynı dönemde her kesimin rallide gibi hız yapacağını, her gün sarsıcı kartların açılacağını, olayların yaşanabileceğini de öngörebiliriz. Saflar giderek netleşecektir.

  • Yeşil Sol Parti’nin alacağı sonuç süreci nasıl etkileyecek?

Bugünlere direnerek, mücadele vererek gelen bir çizginin temsilcisi olan Yeşil Sol “Başka bir dünya mümkün” fikriyatının cisimleşmiş halidir. Bu nedenle değişimin mayasını da, aşısını da yapacak, taşıyacaktır. Meclis aritmetiğinde çözüm geliştirme, demokratikleşme ve eşitsizliklerin telafisinde katalizör ve anahtar olduğu gibi toplumsal demokratik değişiminde geri beslemesi olacaktır.

  • Seçim sonrası ortaya çıkacak Meclis tablosu Kürt sorununun çözümünde nasıl bir rol oynar?

Çok uzun zamandır Türkiye’ye özgü devlet sisteminde temerküz eden kurumsal yapılar -ki buna siyasal alanda dahildir-, ciddi bir tıkanıklığı, ataleti ve çözümsüz bırakılan, inkar edilen sorunlarının tutsaklığını yaşıyorlar. Hayatiyetleri emip enerjilerini boşaltarak var olabileceğini sanan sistem çözüm gücünü kaybetti. Yeni bir yol bulmak ya da yeni yol açmakla karşı karşıya. Kürt sorununun çözümü birçok başka sorun başlıklarının da çözümüne dönüşmüş. Selefi bataklığına düşmelerinden, mafya, kara para, uyuşturucu bilimum kötü yollara sapılması da bu sorunun çözümsüzlüğünde ısrar edilmesindendi. Çözüm de kirli ve karanlık yapılardan kurtulmaktan, kırılgan olmayan gelişkin bir demokrasiye ulaşmayı sağlayacaktır. Şüphesiz ki hiçbir şey bir hafta, bir ayda olmayacak. Öncelikle tarafların samimiyeti, çözüm iradesinin şekillenmesi ve çözüm dilinin egemen olması, yürütmeyi markaja alabilen denetimi ve sürecin ihtiyacı olan yasama görevini yerine getirmesi gerekecek. Böylelikle hem çözümün merkezinde olabilir hem de sürecin ihtiyaçlarına göre sorunun asli yapıları ile sinerji oluşturan hareket iletici kayışlar rolünü sahiplenebilir.

  • Depremde hem HDP hem de Amed halkı önemli bir dayanışma örneği gösterdi. Eğer Kürt kentlerine kayyum atanmasaydı nasıl bir tablo ortaya çıkardı?

Sağlık sözcüğünü kısaca anlamlandırırsak yaşamın iyiliği diyebiliriz. Yerel yönetimler ile ilişkili kısmı ise, çok dile getirilmese de en kapsamlı sağlık kurumları olduğu gerçeğidir. Şehrin, toplumun ve doğanın sağlığı başlıklarında önleyici ve koruyucu başta olmak üzere sağlığını teminle mükelleftirler.
Bu girizgahtan sonra pandemi ve deprem sürecinde şehrin bilgisine, diline, kaygılarına, umutlarına sahip olmayanların sevda ile, emek ile, sahiplenme ile sorunları ele almabilmeleri mümkün olmuyor. Yapı güvenliğinden lojistiğe, deprem anından sonrasında, arama kurtarmadan yaraların sarılmasına kadar yerel yönetimler ihtiyaç noktalarına kan ve can aktaran kılcal sistem gibi çalışırlar.
Sivil ve kamu kuruluşlarını etkin bir işbirliği ile ahenk ile sinerji yaratarak soruna yönelinmesini sağlar. Tam da burada yerinden hazırlık ve müdahale yeteneğinin etkisi ortaya çıkıyor. Yapı güvenliğinden, zemin etütlerine kadar kentsel gelişimde doğru adımların atılmasına kadar yaşanacak bir afette de yerel yönetimlerin deprem çantası hazır olmalıdır. Zaten kritik olan 3-7 günde hazırlıklı ve etkin olunduğunda kamunun ve dayanışma zincirlerinin desteği de ardından gelir.
Tek adam rejimi isteksiz davranmadı, yarattığı enkazın altında kaldı. Rejim hantal, liyakatsiz ve çıkar temelli şekillenmiş. Yoksa ellerinde keramet olsa bunu da “Allah’ın lütfuna” çevirmek isterlerdi.

  • Türkiye ve Kürdistan deprem kuşağında bulunuyor. Kalıcı bir çözüm için neler yapılmalı?

Akademi, yerel yönetimler, sivil toplum ve kamusal kurumların işbirliği, uyumu ve planlaması ile jeolojik etütlerin, doğa ile uyumlu kentsel gelişim akslarının, yapı dayanıklılık ve güvenliğinin gözden geçirilmesi ilk iş olacaktır. Akabinde yaşamı önceleyerek, yoksul tabanlı yerinde dönüşüm ya da doğru yerde yeni yerleşimle iskanı planlamak ve gerçekleştirmek gerekiyor. Yanı sıra deprem bilincinden güvenli toplanma ve yaşamın idamesi alanlarına kadar çok boyutlu hazırlıklar, planlamalar yapılmalıdır.

  • Amed halkına seçimle ilgili çağrınız nedir?

AMED! 12-0, sana yakışır. 12. sırada Yeşil Sol listesinde fedakar bir meslektaşım, arkadaşım Dr. Samet Mengüç var, ben de kefiliyim. Samet olmazsa eksik kalırız, ona göre asılalım seçime.
AMED YA ME YE

#Amed #sana #yakışır

DBP Meclis üyesi Taşkın serbest bırakıldı

Amed merkezli operasyon kapsamında gözaltına alınan DBP Meclisi ve Seçim Koordinasyonu Üyesi Aziz Taşkın adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü bir soruşturma kapsamında hakkında gözaltı kararı çıkarılan Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Parti Meclisi ve Seçim Koordinasyonu Üyesi Aziz Taşkın dün Aydın Efeler ilçesin Yeşil Sol Parti seçim bürosunda gözaltına alındı.

Bugün SEBGİS aracılığıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına ifade veren Taşkın, adli kontrol şartıyla Diyarbakır Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi. Taşkın, Diyarbakır Hakimliği’nce, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

HABER MERKEZİ

#DBP #Meclis #üyesi #Taşkın #serbest #bırakıldı

Bitlis Gazeteciler Cemiyeti’nden tutuklamalara tepki

Bitlis Gazeteciler Cemiyeti, gözaltı ve tutuklamalara tepki göstererek, gazetecilerin serbest bırakılmasını istedi

Bitlis Gazeteciler Cemiyeti, Amed merkezli soruşturma kapsamında tutuklanan gazeteciler için yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, “Basına karşı yürütülen bu operasyonlar zaten can çekişen basın ve ifade özgürlüğünü bir adım daha geriye çekmektedir” denildi.

Açıklamanın devamında, “Diyarbakır merkezli yürütülen operasyonlarda birçok Gazetecinin gözaltına alınıp tutuklandığını üzülerek takip etmekteyiz. Fezlekelerde gördüğümüz kadarıyla meslektaşlarımıza yöneltilen bütün isnatlar temel gazetecilik faaliyeti kapsamındadır ve demokratik düzende asla suç olarak değerlendirilmemelidir. Basına karşı yürütülen bu operasyonlar zaten can çekişen basın ve ifade özgürlüğünü bir adım daha geriye çekmektedir. Buradan bir kez daha sesleniyoruz: #GazetecilikSuçDeğildir #GazetecileriSerbestBırakın” denildi.

HABER MERKEZİ

#Bitlis #Gazeteciler #Cemiyetinden #tutuklamalara #tepki