Ana Sayfa Blog Sayfa 55

Alevi Halkına Yönelik Tehlike ve Tarihsel Sorumluluk HURİYE KABAYEL

Son süreçte yaşanan saldırılar, Alevi toplumuna yönelik tarihsel tehditlerin bitmediğini; aksine yeni biçimlerle derinleştiğini bir kez daha gösterdi. Alevilerin kendi birliğini kurması artık ertelenemez bir zorunluluktur.

Son dönemde yaşanan gelişmeler, barış ve demokratik çözüm söylemlerinin ardında başka hesapların döndüğünü yeniden açığa çıkardı. Birbirine tamamen karşıt görünen yapılar bile, kimi zaman aynı hedef doğrultusunda buluşabiliyor: Halkların birliğini bozmak, toplumsal barışı sabote etmek ve özellikle Alevileri tarihsel olarak hedef alan politikalara yeniden zemin hazırlamak için bütün zalimler bir araya gelebiliyorlar.

Çünkü Aleviler yüzyıllardır yok sayılan, asimilasyona zorlanan, katliamlarla sindirilmek istenen bir halktır. Bugün yaşananlar da bunun devamıdır. Suriye’de “bitmiş” gibi sunulan süreç aslında bitmemiş bir soykırımdır. Medyaya yansımayan yönleri ise çok daha ağırdır. Bir dönem başına ödül konmuş bir kişinin bugün kırmızı halılarla karşılanması, dünya devletlerinin hangi zihniyeti meşrulaştırdığını göstermeye yeterlidir. Bu politikaların en ağır bedelini ise yine biz Aleviler ödüyoruz.

Tarihsel gerçeğimiz şudur: Yezit’in temsil ettiği zihniyet hiçbir zaman kaybolmadı. Sadece biçim değiştirdi. Bugün de aynı anlayış, farklı maskelerle Alevilerin yaşamına ve kimliğine yönelmektedir. Biz bu gerçeği ancak acılar derinleştiğinde hatırlıyor, sonra yeniden unutuyoruz. İşte en büyük kırılganlığımız burada yatıyor.

Suriye’deki Aleviler, Alevi oldukları için hedef hâline getirilirken; tarih boyunca Kürt Alevileri de benzer şekilde yok edilmek istenmiştir. Demek ki Alevi nerede yaşarsa yaşasın, Alevi kimliği hâlâ tehlike olarak görülmekte, bir çıban başı gibi hedef gösterilmektedir.

Son süreçte maruz kaldığımız saldırılar yalnızca düşmanı değil, dost bildiklerimizi de açığa çıkarıyor. Kendini demokrat gösteren bir dizi siyasal güç odağının duyarsızlığı acı bir tablo çiziyor. Daha acısı ise Alevilerin bile birbirinin yanında yeterince duramamasıdır. Bu, yüzyıllardır zulme karşı durmuş bir halk için büyük bir kırılmadır.

Oysa bizim inancımız ve yolumuz, “zalim karşısında mazlumdan yana durmayı” varoluşsal bir ilke hâline getirmiştir. Ama mesele kendimize geldiğinde aynı duruşu kendi halkımıza gösteremediğimiz ortadadır. Bir Alevi kadını olarak, bu gerçekliği kabul etmiyor ve doğru bulmuyorum.

Buna rağmen bugün bu soykırım günlerinde Rojava yönetimi ve bir bütün olarak Kürt siyasal örgütleri ve Kürt halkı biz Alevilerin yanında durmaktadır. Bu tarihi bir gelişmedir ve değerlendirilmelidir.

Bugün dardayız. Zulüm kapımızdadır. Bu karanlığı ancak kendi elimizle dağıtabiliriz.
Alevi inancının kadim sözü “Nerede birlik, orada dirlik”, bugün her zamankinden daha anlamlıdır.

Bu nedenle açıkça söylüyorum, Yezit’in temsil ettiği, asırlardır Alevi halkını hedef alan bu zihniyetin bu coğrafyadan sökülüp atılması için mücadele etmek zorundayız.

Bizi kimse kurtarmayacak; bizi ancak biz kurtaracağız.

Örgütlenmek, birbirimizi görmek, birbirimizi tamamlamak ve birbirimizin acısına sahip çıkmak bugün hem tarihsel hem de insani bir sorumluluktur.

Alevilerin dirliği, dayanışması ve örgütlü duruşu olmadan bu saldırıların önü kesilemez.
Bugün yapılması gereken bellidir: Birlik olmak, birlikte direnmek ve kendi kaderimize sahip çıkmak.

Başka bir yolumuz yok.

Alevilerin Değişimi ve Dönüşümü İSMAİL PEHLİVAN

Alevi toplumu, tarih boyunca kültürel, sosyal siyasal ve ekonomik nedenlerle devletin ve merkezi iktidarların sunduğu hizmetler ve olanaklardan büyük ölçüde mahrum kaldılar. İnançlarını ve kimliklerini koruyabilmek adına kapalı bir cemaat yaşamını tercih etmişlerdir. Yüzyıllardır kendi kabuğuna çekilmek zorunda bırakılan toplumsal yapı hem ekonomik hem de siyasi karar alma mekanizmalarının uzağında tutulmuştur. Aleviler, Anadolu’nun önemli bir nüfusuna sahip olmalarına rağmen, kendilerine öteki olarak yaklaşan ve “Rafızi” (sapkın) olarak gören Sünni inanca mensup siyasal kadrolar tarafından idare edilmişlerdir.

İçe kapanmak zorunda bırakılan Alevi toplumunun birlikteliğini sağlayan en önemli kaynaklarından biri kırsallık olgusunun yüzyıllara yayılan ağırlığıdır. Kırsal yaşam tarzı, geleneksel inanç pratiklerinin korunmasını sağlasa da, beraberinde ekonomik ve siyasal kayıpları getirmiştir. Aleviler kırsallık çemberini kırarak büyük kentlere ve karar alıcı mekanizmalara uyumu bazı sıkıntılara rağmen üstesinden gelmek için mücadeleci bir hat izlemiştir.

***

1950’ler ve 1960’lardan itibaren başlayan kırdan kente göç dalgası, Alevi toplumu için sadece bir yer değiştirme olgusundan ziyade; toplumsal yapının, inanç pratiklerinin ve siyasi duruşunun köklü bir dönüşümünün de başlangıcı oldu. Türkiye’deki büyük kentlere ve Avrupa’daki sanayi merkezlerine yönelen bu göç, beraberinde şu temel değişiklikleri getirdi:

  • Tarıma ve ev ekonomisine dayalı kırsal yapının çözülmesi, kent yaşamında ekonomik birikim sağlama olanağını beraberinde getirdi.
  • Daha önce görülmemiş bir düzeyde farklı inanç ve kültür topluluklarıyla karşılaşma ve her alanda alışverişte bulunma deneyimi yaşandı.
  • Kentlerin sunduğu eğitim olanaklarından azami düzeyde yararlanma çabası, eğitim düzeyinde önemli bir yükselmeye yol açtı; aydın ve profesyonel kesim büyüdü.
  • Köy ve yöre dernekleri, Alevi ulularının adları kullanılarak kurulan dernekler gibi sivil toplum örgütlenmeleri ve Türkiye Birlik Partisi, Barış Partisi gibi siyasal oluşumlarla birlikte siyasete yönelik çalışmaların içinde yer aldı.
  • Kitap yayınlama, basın yayın organları kurma ve ulusal basında Alevi yazarlarının yazı dizileri gibi kültürel alanda da kendi seslerini duyurma çabaları hız kazandı.

Bu durum, daha önce konuşulması bile olanaksız birçok tabunun gündeme gelmesine ve kamuoyu önünde tartışılabilir duruma geldi. Ancak bu dinamik süreç, bazı yeni sorunları da beraberinde getirdi.

***

Alevilerin kentleşme ve eğitim olanaklarından yararlanma süreci, toplumsal katmanda iktisatçı, mühendis, avukat, doktor, gazeteci gibi mesleklere mensup kişilerin artmasına neden oldu. İnançlarından kaynaklanan kimlikleri ise, doğal olarak siyasal yönelimlerinde etkili olsa da önemli ölçüde siyasi partiler tarafından tırpanlamalarına neden oldu. Ağırlıklı olarak sol ve sosyal demokrat partilere yönelik tercihleri nedeniyle sağcı partilerin ötekileştirici propagandalarına maruz kaldılar. Özellikle 1960’lardan itibaren Türkiye’deki sağ-sol kutuplaşması nedeniyle Alevilerin büyük ölçüde sol hareketlerle özdeşleşmesi, bu durumun en belirgin yansımasıdır.

Alevilerin siyasal alandaki kurumsallaşma çabaları, Türkiye Birlik Partisi ve daha sonraki Barış Partisi deneyimleriyle sınırlı kalmıştır. Ne yazık ki, bu siyasal oluşumlar Alevi toplumu nezdinde büyük bir güven erozyonu yaratmıştır. Bugün Alevi oylarındaki dağınıklığın temelinde bu güvensizlik önemli bir rol oynamıştır.

***

1990’lardan itibaren Alevi toplumunun inancına ve kurumlarına sarılmasıyla birlikte Cemevleri’nin inşası hız kazandı. Cemevleri, Aleviliğin temel ibadetlerinin yapıldığı kutsal mekanlardır. Kentleşen ve modernleşen Alevi çehresinin en belirgin göstergeleri haline gelen Cemevleri’nin inşa edilmesiyle İstanbul başta olmak üzere büyük kentlerde yaygınlaşmıştır. İstanbul’daki Şahkulu Sultan, Erikli (Eryek) Baba, Karaca Ahmet gibi Alevi inanç merkezleri, inanç hizmetlerinin, cenaze işlerinin ve kültürel faaliyetlerin yürütüldüğü öncü kurumlar olmuştur.

Günümüzde Cemevleri’nin en büyük sorunlarından biri, nitelikli insan gücü eksikliğidir. Dinsel ve kültürel hizmetlerde görev alacak Anadolu Alevi Ocak Dedeleri, saz/semah hocaları ve diğer hizmet sahiplerini bulmak ve yetiştirmek konusunda büyük sıkıntılar yaşanmaktadır.

Bu sıkıntılardan biri de Alevilerin içine sızan Sünni misyonerlerin, ilahiyatçı, selefi akademisyenlerin yaptığı tahribatlardır. Bu sinsi sızmalara karşı mücadele ederek topluma geleneksel doğru bilgiyi vermek her Alevi akademisyenin, yazarın, aydının görevi olmalıdır.

***

Cemevleri’nin statüsü, Türkiye’de uzun yıllardır süregelen bir çözümsüzlük alanıdır. Fiilen ibadethane olarak işlev görmelerine rağmen, yasalar Cami ve ülkemizdeki azınlık toplulukların ibadethaneleri dışında “Cemevi” adıyla bir ibadethaneyi tanımamakta, bu nedenle bu yapılar Cemevi dernekleri veya vakıflar bünyesinde faaliyetlerini sürdürmektedirler. Devlet adamlarının ve Aleviliğe mesafeli duran siyasi iktidarların temsilcilerinin bu mekanların açılışlarına katılması, devletin bu konudaki çelişkili tavrını açıkça ortaya koymaktadır.

Cemevleri sorunu, aslında Alevilik inancının temel bir inkarına karşı verilen bir mücadeledir. Günümüz Cemevleri, Alevilerin yüzyıllardır gizlilik içinde evlerinin uygun odalarında veya “Cem damı” denilen yerlerde sürdürdüğü ibadetlerinin kent ortamında var olma halidir. Alevileri “rafızi”, “mülhid” ve “mum söndü” gibi iftiralarla küçümseyen, dışlayan zihniyet, bu gelişmelerden büyük rahatsızlık duymaktadır. Bu çevreler, “Tarihte böyle bir ibadethane var mıydı?” gibi sorularla, Cemevlerini yok sayma çabasına giriştiklerini biliyoruz. Cemevi, halkın gönlündeki kutsal yerini almıştır ve statüsü, Diyanet veya devletin Türk İslam Sentezci siyasi temsilcileri tarafından belirlenemez veya tanımlanamaz.

***

Cemevleri, tarihsel olarak inanç hizmetlerinin görüldüğü yerler olmakla birlikte, kentleşmeyle kültürel hizmetlerin de verildiği çok boyutlu merkezlere dönüşmüştür. Bu mekanlarda gerçek amaç inanç hizmetleridir ve diğer faaliyetler bu amaca aykırı değildir. Ne yazık ki, Cemevleri’nin imajını zedelemeye yönelik yoğun faaliyetler gözlemlemekteyiz. Bu imajın zedelenmesine yol açan unsurları, siyasi kadrolar, çeşitli ideolojik örgütler, hemşehrilik gurupları ve yazılı/görsel medyadaki kimi çevreler olarak özetleyebiliriz.

  • Özellikle seçim zamanlarında siyasiler tarafından Cemevleri yöneticileriyle kurulan ilişkiler ve bazı yöneticilerin buraları siyasete atlama aracı olarak görmesi, kurumların kuruluş amacı dışında kullanılmasına yol açarak imajı zedelemektedir.
  • Anadolu Aleviliği, yüzyıllara dayanan kadim bir inanç yapılanmasıdır ve modern ideolojilerle zorlama bir bağ kurulması, Aleviliğe yapılmış en büyük kötülüktür. Bilim insanları, yazarlar ve aydınlar, Cemevleri’ne ideolojik tercihlerini bir yana bırakarak dürüst ve objektif bir tavırla, sosyolojik bir perspektiften yaklaşmak durumundadırlar. Alevilik, birilerinin istediği gibi kullanacağı bir araç olmaktan çıkarılmalıdır.
  • Dernek, vakıf ve Cemevleri’nde belli bir ilin, bölgenin veya çevrenin gruplaşması, diğer üyelerin dışlanmışlık hissiyatına neden olmaktadır. Bu gettocu anlayış Cemevleri’nin itibarının zedelenmesine yol açmaktadır.
  • Bugünkü siyasi iktidara yandaşlık yapan medya, Alevilik konularına bilinçli olarak yanlış bilgilerle yaklaşmaktadır. Diğer medya organlarının ilgisiyse tiraj/izleyici kaygısına dayanmaktadır. Olaylı yıllar ve olumsuz durumlar dışında Cemevleri’yle ilgili haberlere nadiren yer verilmesi kabul edilecek bir durum değildir. Türkiye kamuoyunun yol açtığı duyarsızlıktan kaynaklı devletin ve siyasi iktidarların neden olduğu ve öteki olarak dışlanmasının yarattığı tahribat onarılması güç bir hal almaya yüz tuttu. Alevileri Sünnileştirme çabası içinde olan devlet kurumları, kadim bir inanç geleneğine sahip olan ve nüfusu 20 milyondan az olmayan Alevilere karşı üç maymunu (kör-sağır- dilsiz) oynaması büyük bir hak ihlalidir.

***

Cemler Alevilerin en kutsal ibadetleri, Cemevleri de bu ibadetlerin yapıldığı en kutsal mekanlardır. Bu mekanların, batıni Alevi öğretisinin ilke ve kurallarına uygun hizmet vermesini sağlamak hayati bir öneme sahiptir.

Devletin görevi, Alevilerin en temel insan hakkı olan inancını ve kültürünü özgürce yaşaması ve buna ilişkin mekanları kurma hakkını sağlamakta yardımcı olmaktır. Bu, ertelemeyecek bir zorunluluktur. Diyanet ile Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı gibi devlet kurumlarının yanlış yönlendirmeleriyle bu hizmetleri geciktirmek, sorunu çözmez, daha da derinleştirir. Aynı zamanda, Cemevleri’nde görev alacak insanların nitelikli ve bilgili kişilerden oluşması, dernek/vakıf yöneticilerinin de toplumun yararını kendi amaçlarının önünde tutması ihmal edilmeyecek bir görevdir.

Unutmamalıdır ki, Hacı Bektaş-ı Veli’nin dediği gibi, “Dili, dini, ırkı, rengi ne olursa olsun iyiler iyidir.”  Bu insanı merkeze alan felsefe çerçevesinde, Alevilerin de herkes gibi en temel insan hakkı olan inanç özgürlüğüne saygı duyulması gerekmektedir. Bunun için toplumsal duyarlılığın empatiye dönüştürülmesi beklenen bir adımdır.

 

Aydın’da Alevi katliamlarına karşı güçlü ses yükseldi!

Aydın’da, Alevi katliamlarına karşı bir araya gelen vatandaşlar, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık taleplerini dile getirdi. Alevi toplumunun yaşadığı mağduriyetlere dikkat çekmek amacıyla düzenlenen basın açıklamasında, katılımcılar, ayrımcılığa karşı duracaklarını vurguladı.

Etkinlikte konuşan Alevi dernekleri temsilcileri, toplumsal barışın sağlanabilmesi için tüm inançların eşit şekilde kabul edilmesi gerektiğini ifade etti. Açıklamada, Alevi vatandaşların geçmişte maruz kaldığı şiddet olaylarının unutulmaması gerektiği ve bu tür saldırılara karşı birlikte mücadele edilmesi gerektiği vurgulandı.

Basın açıklamasında, Alevi katliamlarının sadece Alevi toplumu için değil, tüm toplum için bir tehdit oluşturduğunun altı çizildi. Katılımcılar, herkesin inancını özgürce yaşayabilmesi için gerekli adımların atılmasını talep etti.

Bu etkinlik, Aydın’da yaşayan Alevilerin sesini duyurmak ve inançlarını korumak adına önemli bir adım olarak değerlendirildi. Alevi toplumunun, eşit yurttaşlık hakları için mücadele etmeye devam edeceği mesajı verildi.

Yaratıcı bir sanat ve mücadele insanı: NECATİ ŞAHİN KEMAL YALÇIN

Fakir Baykurt ile konuşmalarımızda Necati Şahin’in adı sık sık geçerdi. “Necati, yapılmayan işleri yapıyor ve başarıyor. Köy enstitüleri geleneğinin bulup hayata kazandırdığı başarılı gençlerden biri! Necati, Köln Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi’nin bitirme tezini Köy enstitüleri üzerine yaptı. Benimle konuştu. Bu konuda Almanya’da bir ilke imza attı!” demişti.

Fakir Baykurt Necati Şahin hakkındaki bu görüşlerini “Unutulmaz Köy Enstitüleri” kitabının önsözünde (s.11) yazmıştı.

Fakir Baykurt 1999 yılında vefat ettiğinde Necati Şahin’in yarattığı “Bin Yılın Türküsü”nü görememişti. Fakat görmüş gibi değerlendirmeler yapmıştı.

Fakir Baykurt’un, Necati Şahin hakkındaki tahminleri ve değerlendirmeleri doğru çıktı. Necati Şahin, hiçbir şeyini hazır bulmadı. Yüzdüğü denizleri kendi emeğiyle, yetenekleriyle doldurdu. Uçtuğu kanatlarını kendi yarattı!

Sivas ili, İmranlı ilçesi, Cogi Köyü’nde 1955 yılında doğdu. Köyde başladığı ilkokulu ve ortaokulu Bursa’da tamamladı. Ardından yatılı olarak Çanakkale Öğretmen Okulunu girdi. Okul tatillerinde Bursa’da çıraklık, Çukurova’da tarım işçiliği yaptı.

1974 yılında Almanya’ya geldi ve 1994 yılına kadar Almanya Kuzey Ren Vestflaya-NRW Eyalet Kültür bakanlığı bünyesinde, Almanya’da çeşitli okul kademlerinde öğretmenlik yaptı. Yanı sıra Köln Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Pedagoji Bölümü’nde okudu ve bu okulu 1982’de bitirdi.

Necati Şahin, hayatı sadece anlamaya çalışmadı, aynı zamanda anladığı hayatı değiştirmek için örgütlü mücadele verdi.

Köln Öğretmenler Derneği Başkanlığı’na seçildi.

“Arkadaş” adlı Türkçe -Almanca eğitim dergisi çıkardı.

12 Eylül 1980 darbesinden sonra 1981-1985 döneminde 12 Eylül cuntası zulmünden, işkencehanelerinden kurtulan onlarca aydına, sanatçıya, bilim insanına ev sahipliği yaptı. Onların dramına ve ülkesinin çilesine yakından tanıklık etti.

Aziz Nesin’inin 1980 sonrası cuntaya karşı başlattığı Türkiye Aydın Hareketinin Avrupa ayağını koordine etti.

Necati Şahin, hiçbir zaman slogancı, etiketçi, çıkarcı, taklitçi olmadı. Yıkılan duvarların altında da kalmadı! Hiçbir zaman kendini tekrarlamadı, her seferinde kendini yeniledi.
Sanatı, edebiyatı, tiyatroyu estetikten ödün vermeden bir mücadele aracı olarak kullandı.
1985 yılında Köln Arkadaş-Tiyatrosu’nu kurdu. Tiyatronun kuruluşundan itibaren 25 yıl Genel Sanat Yönetmenliğini, oyunculuğunu, rejisörlüğünü, oyun yazarlığını yaptı.

Fuzuli, Nizami, Nesin, Taner, Mungan, Brecht, Goethe, Nazım, Neruda, Kafka, Lorca gibi değerlerin eserlerini Türkçe-Almanca olarak sahneye taşıdı. Özellikle “Hilfe die Menschen Kommen” “İmdat İnsanlar Geliyor!” çevre konulu eseri Avrupa’da binlerce kez sergilendi.
Birçok eser ile Avrupa’nın birçok yerinde, Sovyetler Birliği, Avustralya, Azerbaycan gibi ülkelerde turnelere gitti. Ayrıca göçmen kadınlardan oluşan Putzfrauen Kabarett- Temizlikçi Kadınlar Kabaresi’ni kurarak kadın sorunlarını sahneye taşıdı.

Ağırlıklı olarak Anadolu kültürü, çocuk ve kadın konularına odaklandı.

1990 yıllarında başlayan Alevi hareketini belirleyen isimlerden oldu. Su ve Yol Televizyonlarının ilk ekran yüzü ve Genel Yayın Yönetmeni olarak çalıştı.

Necati Şahin tiyatrodan müzikallere, tiyatro sahnesinden büyük arenaların sahne ve sahalarına geçti.

Köy Enstitüsü geleneğinin sürdüğü öğretmen okullarında okulun tüm öğrencileri nisan ayından başlayarak 19 mayıs gösterilerine kadar her sabah topluca okulun spor sahasında halay çeker, zeybek, horon oyunları oynardı. 1000 öğrencinin parmak şakırtıları dağlarda yankılanır, 1000 efe ayağını yere vurunca yerler sarsılırdı!

Necati işte bu çizgiyi, bu eğitim deneyini Almanya’da, Avrupa’da yeni bir içerikle hayata geçirmeyi denedi ve başarılı oldu.

Estetikte ele alınan konu zaman ve mekâna bağlıdır. Sevgi, dostluk, hasret, vefa duygusu insan var olduğundan beri vardı. Ama bu konular zamana ve mekâna bağlı olarak farklı farklı işlendi. Öz ile biçimin, içerik ile ifade şeklinin uyumu bir sanat eserinin gücünü, estetik albenisini artıran temel özelliklerdir.

Necati Şahin, yaşadığı çağın ve ülkenin can alıcı, insanı insanlaştıran, ülkeleri mutlu eden konuları ele aldı, tiyatronun, sahnenin gücüyle yeniden insanlara sundu.

Anadolu Hümanizması üzerine kurguladığı sanat anlayışıyla yerelden evrensele, özelden genele ulaşmaya çalıştı. Anadolu Hümanizmasının, Alevi inancının felsefi temellerini, dünden bugünlere akıp gelişini tiyatroya, müzikallere, senfonilere uyarladı.

Ayrıca toplumsal uyum, barış kültürü, bir arada yaşama ve yaratma, özgürlükler, insan hakları, eleştiri kültürü, kültürel kimlikler, halk ozanları, Anadolu medeniyetlerinin kültür mirası, göç kültürü, Avrupa kültür dünyası ile Anadolu kültür dünyasının etkileşimleri, farklılıkların birliği, sağlıklı çevre bilinci konularını sahnede ve sahada başarılı bir şekilde gözler önüne serdi.

Alevi Tarihi ve Dramını anlatan, “Bin Yılın Türküsü”nü Köln Arena 2000’de gerçekleştirdi. Bu projede 1246 Bağlamacı 674 semah dönen Canı aynı anda sahneye çıkartarak bir ilke imza attı. Guennus Dünya Rekorlar Kitabına girdi…

Dünya Kadın Hareketinin Destanı’nı olan “Kadının Türküsü”nü 25 dilde ve bin kadın ile Oberhausen Arena’da 2006’da sahneye koydu.

Dünya Katliamlar Tarihi ve Ağıtları’nı anlatan birçok ülke ve dilden gelen sanatçılar ile “Ağıttan Umuda” projesini Köln Arena 2008’de hayata geçirdi.

Anadolu Hümanizması ile Fransa Rönesans Hareketi Yoldaşlığını işleyen “Aşk Ola”yı Strasburg Arena’da 2010’da sanat sahnesine koydu.

İstanbul’da Binbir Çiçek Kadın Korosunu kurdu. Bin Kadını evden mutfaktan çıkararak sahneye çıkardı. Sosyal yaşama kattı. 2014 -2018 arası gireni çıkanı ile Üçbin Kadın’a Mezoptamya’dan Makedonya’ya Barış Türküleri söyletti.

28 Eylül 2019 tarihinde Köln Arena’da “Yol bir, Sürek Binbir- Barış Senfonisi”nin metin yazarı, senaristi, genel sanat yönetmeni oldu. Bu alanda ulaşılması zor olan sanat zirvesine ulaştı.

Kolay mıdır adı sanı bellisiz, haritalarda yeri belli olmayan Cogi Köyü’nde doğan bir yoksul köy çocuğunun Köln Arena’da Barış Senfonisi’nin Genel Yönetmeni olması?

Nacati Şahin’in sanat ve mücadele hayatında her son yeni bir başlangıçtır.

Necati Şahin Marmara Depremi’nde Alevlerin kurduğu ve bin depremzedeyi bir yıl boyunca aş ve sosyal hizmet vererek barındıran “Umut Çadırkenti”nin, ayrıca Dersim’de engelliler için yapılan “Umudun Türküsü Engelliler Projesi”nin de fikir ve isim babası, aynı zamanda hizmetkârıydı.

Necati Şahin kendi rekorlarını, yeni çalışmalarıyla yenileyen ve aşan bir sanatçı olarak “Yol bir, Sürek Binbir- Barış Senfonisi”den sonra “Ege’nin Türküsü / Ballad of Aegean” adlı Türkiye ile Yunanhistan’ı kucaklayan büyük bir barış ve sanat projesine 2023 yılında başladı.

Bu projede 1000 bağlama, 300 buziki, 100 kemençe, 100 erbane, 200 dansçı, 200 kişilik koro, 50 kişilik senfoni orkestrası yer alacaktı. Toplam 2000 kadar sanatçı gemilerle İzmir üzerinden Atina’ya gidecek, 3000 yıllık Antik Panathianiko’da Olimpiyat Statyumu’nda Homesrosça, Yunusça Ege’nin Türkülerini canlandıracak; barışın, dostluğun, kardeşliğin, komşuluğun sesini dalgalandıracaktı. Daha sonra Yunanistan’dan gelecek sanatçılarla birlikte Ege’nin Türküleri Efes Antik Tiyatro’da seslenecek, canlanacak dalga dalga Anadolu’ya, dünyaya yayılacaktı.

Bu büyük projede Türkiye ile Yunanistan arasında yapılan toplam iki milyon yüz bin kadar Müslüman ve Ostodoks insanı kapsayan zorunlu nüfus mübadelesi de yer alacaktı.

Necati Şahin bu büyük barış projesini, bu büyük hayalini henüz gerçekleştiremedi, ama gerçekleştirmek için çalışmaya devam ediyor. Ben de bu büyük projenin içinde yer almış olmaktan çok mutluyum.

Ve tabii ki Suriye Alevi Soykırımı ’na karşı cağrısı, direnşi, ağıdı… Ağıdı umuda çevirme çabası, çığlığı çok saygındır. Suriye Alevi Soykırımı’ını bir avuç arkadaşı ile Dünyaya duyurmak için olağanüstü mücadelsinin yakın şahidiyim, parçasıyım. Necati Şahin’in dostu olmaktan bir kez daha onur duydum.

Necati Şahin olumsuzlukları olumluya, umutsuzlukları umuda çeviren, kayaların bağrında kök salan, kayalara meydan okuyup hayatı yaratan çam ağaçları gibidir.

Teşekkürler sana Necati Kardeşim!

Senin başarıların hepimizin mutluluk kaynağıdır. Kalemine, aklına, fikrine, vicdanına sağlık!

Başarılarınla sen çok yaşa!

Bochum, 30 Kasım 2025

Akit Gazetesi’ne Sert Yanıt: “Bu Alevi Düşmanlığının Açık Göstergesi”

Alevi Dayanışma Ağı (ADA), Akit Gazetesi’nin “Ekrem’in FETÖ’sü ‘Kırkcan’lar” başlığıyla yayımladığı habere sert bir tepki gösterdi. ADA, söz konusu yayınla Alevilerin açıkça hedef gösterildiğini, haberin nefret suçu, yalan ve iftira içerdiğini belirtti. Akit’in, Ekrem İmamoğlu’nun Alevilerden oluşan bir örgüt kurduğu ve bu yapının liderinin CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik olduğu yönündeki iddialarının bir karalama kampanyası olduğunu vurguladı.

ADA, Akit’in kullandığı dilin yalnızca gazetecilik suçu değil, aynı zamanda Alevi toplumuna yönelik açık bir nefret propagandası olduğunu ifade etti. Mezhep kimliği üzerinden yapılan bu tür yayınların, toplumda düşmanlık üretmeyi amaçladığına dikkat çekildi. Ayrıca, Akit Gazetesi’nin geçmişindeki Sivas Madımak Katliamı’na dair meşrulaştırıcı yayınlarına atıfta bulunarak, mevcut haberin de geçmişte yaşanan katliamların ideolojik zeminini yeniden ürettiği belirtildi.

Akit’in haberinde, Ekrem İmamoğlu’nun Özgür Çelik’i CHP İstanbul İl Başkanlığı’na getirdiği ve Alevilerden oluşan “Kırkcan Grubu” adlı bir örgüt kurduğu iddiaları, ADA tarafından mezhep kimliği üzerinden Alevileri hedef göstermek olarak değerlendirildi. Bu tür ifadelerin, sadece basın etiğine değil, Türk Ceza Kanunu’nun nefret ve ayrımcılıkla ilgili maddelerine de aykırı olduğu vurgulandı.

ADA, Alevilerin bu ülkenin asli yurttaşları olduğunu belirterek, kimliklerinin suç, inançlarının ise tehdit olmadığını ifade etti. Alevi varoluşunun asla hedef gösterilemeyeceğinin altını çizen ADA, Ekrem İmamoğlu’na yönelik siyasi saldırıların iktidar destekli nefret siyasetinin bir parçası olduğunu değerlendirdi.

Son olarak, yetkililere çağrıda bulunarak, Akit Gazetesi’nin Alevilere yönelik sistematik hedef göstermelerine karşı derhal soruşturma başlatılmasını talep etti. ADA, her türlü nefret siyasetinin karşısında durma kararlılığını vurgulayarak, demokrasi, laiklik ve eşit yurttaşlık mücadelesini büyütmeye devam edeceğini duyurdu.

Alevi Soykırımı Derhal Durdurulmalı, TBMM Sorumluluk Almalıdır

DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Arap Alevi örgütlerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde yapmak istedikleri basın açıklamasına polis tarafından engel olunmasını Meclis’teki konuşmasıyla kınadı. Fırat, “En doğal ve en barışçıl gösteri, üstelik Meclisi göreve davet eden açıklama neden Meclis kapısında yapılamıyor; anlamak mümkün değildir” dedi.

Fırat, açıklamanın amacının Suriye’deki Alevi katliamına dikkat çekmek ve iktidarı sorumluluk almaya çağırmak olduğunu vurguladı. Arap Alevi temsilcileriyle birlikte Meclis Çankaya Kapısı önünde yapmak istedikleri açıklamaya izin verilmediğini belirten Fırat, katılımcıların madenci anıtı önünde toplanmak zorunda kaldıklarını ifade etti.

Fırat, Suriye’deki Alevi soykırımının derhâl durdurulması için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin sorumluluk alması gerektiğini belirtti. “Daha fazla insanlar ölmesin, daha fazla çocuk yetim kalmasın, daha fazla aile yurdundan, evinden edilmesin; barışa, yaşam hakkına hep beraber sahip çıkalım” dedi.

Aslanın Gücü, Tilkinin Aklı: Machiavelli’nin Prensi ERDOĞAN YALGIN

Doğa; canlısı ve cansızıyla bir bütündür. İnsanlık tarihi dediğimiz olgu; insanlığın geçmişinin tasvirini bize anlatır. İnsanın; arkeoloji, antropoloji, genetik, dilbilim ve diğer disiplinler ile yazının icadından bu yana; hayvanlarla olan gizemli bir ilişkisi hep vardı. İnsan, doğanın bir parçası olarak “özel bir tür” olmaya başladığı halde bile, hayvanlarla kurduğu sembolik ilişkiye hep devam etmiştir.

Bu vesileyle; Toplulukların düşünsel, sanatsal ve maddesel yaşamına özgü olan özelliklerin tümü, doğadaki diğer canlılarla da yakın ilişki içerisinde olmuştur. Varoluşun başından beri İnsanlar; özellikle hayvanlar üzerinde yaptıkları gözlemlerle, elde ettikleri tecrübeler sonucunda İnsan ve hayvan türleri arasında özdeşlik bağlar, benzeşik yanlar bulmuşlardır.

Dolayısıyla Aslan ve Tilki; antik kültürlerin “güç” ve “akıl” ı nasıl konumlandırdığını temsil eden iki arketiptir. Hayvanlar aleminde Aslan ve Tilki, en çok göze çarpanlar arasında yer almaktadır. Gerek devlet-siyaset yönetiminde ve gerekse edebi eserlerde, Aslan ve Tilkinin yeri oldukça önemsenmiştir. Öyleyse Aslan’dan başlayarak Tilki’ye gidelim.

Aslan güçlüdür! Bu yüzden ormanların kralıdır. Mezopotamya’dan, İngiliz Kraliyetine kadar, Aslan, güç ve iktidarın sembolüdür. Aslan her çağda, devletlerin otoritesini ve gücünü yansıtmıştır. Bu gerçeklik; Aslan motifli arkeoloji buluntularda sıkça göze çarpmaktadır. Kükremeleri, yaklaşık 10 kilometrede duyulur. Gece görüşleri, insanlardan sekiz kat daha ileridedir. O; iyi bir et oburdur! Dahası, çok gaddar bir avcı olarak da bilinir.  Aslanın “erkeği,” “dişisi” sorulmaz! Zira Aslan, her koşulda yine aynı Aslandır..!

Bazı “yiğit, cesur ve güçlü” insanlara, mecazen “Aslan, Aslanım” diye hitap edilir.  Bunu duyan zayıf insan dahi, kendince sevinir, hatta böbürlenir. İşte bu tür insanların aklı ile,  Aslanın aklı aslında da paralellikler kurulur. Çünkü Aslan güçlüdür ve fakat, akılı kıttır.

Yani Aslanın tek bir eksiği vardır. O da akıldır. Dedik ya, Aslan güçlüdür, fakat akıllı değildir.  Peki Tilki öylemi dir? Hayır! Tilki, çelimsizdir ama akıllıdır. Elbette Tilki; Aslan gibi güçlü ve ormanların kralı değildir. Zaten akıllı bir Tiki, bu eksikliğinin farkındadır. Duruma göre, her koşulda aklıyla vaziyet alır.

Siyasi yönetimlerde Aslan-Tilki karşılaştırması hep yapılır. Hele Orta Doğu siyasetinde; Aslan-Tilki birlikteliği hep vardır. Tilki, bir nevi ormanı yöneten Aslanın baş danışmanıdır. Güçlü bir Aslan’ının yanında; istisnasız, akıllı bir Tilki bulunur. Ama her Tilkinin yanında, bir Aslana pek de ihtiyaç yoktur. O tüm sorunlarını aklıyla çözer. Öyle ya çağımızda; akıl, gücün tek yaratıcısı değil midir? Akıl, en büyük güçtür! Önce Akıl!

Aslan, gücü-kuvveti ve krallığı simgelerken; Tilki kurnazlığı, hileyi ve zekayı temsil eder. Mesela İtalyan Rönesans hareketinin önemli şahsiyetlerinden devlet adamı, askerî stratejist, modern siyasetin akıl danışmanı (!) ve edebiyatçı olan Niccolò Machiavelli (1469-1527); ölümünden beş yıl sonra basılan (1532) “Prens” adlı eserinde*, “bir hükümdarın hem “Aslan” gibi güçlü hem de “Tilki” gibi kurnaz olması gerektiğini anlatır. Machiavelli’nin bu eseri, Osmanlı  da ilk defa, Mehmet Şerif Paşa tarafından 1919 yılında tercüme edildi. Fakat kitabı, Cumhuriyet kadroları okudu.

Yani bu eserin içerik tasfiyeleri ışığında bir yönetici, hem Aslanın gücünü ve hem de Tiklinin aklını kendisinde bulundurmalıdır. Bundan dolayı tuzakları tanımak için Tilki olmak ve Kurtları korkutmak için Aslan olmak gerekliliğini önerir. Bu vesileyle özellikle Orta Doğu siyasetçileri, hep bu doğrultuda hareket etmişlerdir. Kendi iktidarları için; Aslanın gücüyle, Tilkinin aklını hep bir arada kullanmışlardır. Uzun yıllar, bu  alanda başarılı da olmuşlardır.

Ahlaka karşı menfaati, vicdana karşı tiranlığı önceleyen yaklaşımı benimsemek maksadıyla kullanılan Machiavellist düşünceye göre; “Bir yönetici, Aslan gibi güçlü olmalı ve tuzaklardan kaçınmalıdır. Tilki gibi kurnaz olmalı ve Kurtlara yem olmamalıdır” pratik düşüncesiyle hareket etmelidir.

Tarih boyunca  “Haksızlıklara ve kötülüklere güzellemeler dizdiği” için hep eleştirilen Machiavelli ismi; “Machiavellist yada Makyavelizim” terimleriyle anıldı. Siyasette; negatif-olumsuz anlamlarda kullanılan etik olmayan, politik ve psikolojik olguları tasvir eden bir terimdir. Bu terimler; Hayatın gerçekliğinden uzak, hakikatte na-hak olan “amaç için her yolu mubah gören” politikacının tutumunu yansıtır. Nitekim devletleri yönetenlerin tıpkı ormanların kralı Aslan gibi güçlü ve akıl danışacağı kurnaz bir Tilkiyle birlikte hareket etmesi gerektiği siyaseten uygulanmıştır. Yani Machiavelli ahlaki değil, “çıkar temelli” bir politika önerir.

Son bir not:

Fars siyasetinde ise “Tilki” yerine daha çok; “Çakal” benzetmesi kullanılır. Zira Çakal, Kurt ile Tilki arasında bir noktada durur. Mesela Kurt avlanır. Yemini yerken Çakal; bu menüyü, sahip olduğu Tilkinin o küçücük aklıyla uzaktan uzağa-gizliden gizliye seyreder. Kurt, doyup çekilince, Çakal, geride kalan artıklarla karnını doyurur. Ki elbette bu yönüyle Tilki; Çakal’dan üstündür.

Bu yüzden Çakal, siyasal sembolizmde daha eleştirel ve aşağılayıcı bir metafordur.
Buna karşın Tilki’nin aklı, kendisine ait doğal hakkıdır. Çakal’ın kurnazlığı, başkasının emeğinden arta kalanı kapma refleksidir. Ezcümle: “Acaba” diyorum; “hayvanlar, bir nevi insanların aynası mıdır?”

 

Kaynak:

  • Niccoló Machiavelli “Prens’in Açıklanmış Sırları İle İktidâr” Hazırlayan: İhramcızâde Hacı İsmail Hakkı Altuntaş, 2012.
  • Machıavelli (1993)“Prens” İtalyanca’dan çeviren Nazım Güvenç, Anahtar Kitabevi.
  • Görsel: Machiavelli’nin Prens’i: Etik ve Güç Arasındaki Çatışma | Kitap İncelemesi – Kitap ve Seyahat

 

 

Cemevi’nde Alevilik Dersleri: BAT Kadınlar Kurulu’ndan Önemli Buluşma

BAT Kadınlar Kurulu, dün Berlin’deki Cemevi’nde Alevilik Dersleri buluşması düzenledi. Etkinlikte, BAT ARU Koordinatörü Erdal Çağlar tarafından Alevilik Dersleri’nin tarihçesi ve Almanya’daki güncel durumu hakkında kapsamlı bir sunum gerçekleştirildi. Programa yoğun katılım sağlandı ve katılımcılar bilgilendirici içeriklere büyük ilgi gösterdi.

Çağlar, sunumunda Alevilik Dersleri’nin tarihsel gelişimini, Berlin’deki okullardaki uygulamaları ve Cemevi bünyesinde yürütülen çalışmaları güncel verilerle paylaştı. Derslerin okullara giriş süreci, hukuki ve kurumsal boyutları detaylı bir şekilde ele alındı.

Toplantı boyunca aileler, çocuk gelişimi, iletişim, davranış yönetimi ve toplumsal farkındalık konularında merak ettikleri soruları doğrudan yöneltme fırsatı buldu. Bu etkileşim, buluşmanın sadece bilgilendirici değil, aynı zamanda katılımcıların aktif rol aldığı bir platform olmasını sağladı.

Çok sayıda canın ilgi gösterdiği bu toplantı, pedagojik açıdan olduğu kadar yol erkânı bakımından da önemli bir fırsat sundu. Katılımcılar, Alevi inancının çocuklara aktarımında izlenecek yöntemler üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

Etkinlik, toplumda birlik, dirlik ve yol bilincinin pekişmesine katkı sunan kıymetli bir hizmet olarak öne çıktı. BAT Kadınlar Kurulu, bu tür çalışmaların artarak devam edeceğinin altını çizdi.

Turan Eser Anma Etkinliği, Moselle AKM’de Duygusal Anlar Yaşattı

Moselle Alevi Kültür Merkezi (AKM), merhum Turan Eser’i anmak için anlamlı bir etkinlik düzenledi. Yoğun katılımın olduğu program, dostluk ve vefa duygularını pekiştirirken, Alevi kültürüne ve toplumsal hafızaya katkı sunan Eser’in anısını yaşatmayı amaçladı.

Etkinliğe, Moselle AKM Eşit Başkanları Oğuzhan Acer ve Ezgi Gül’ün yanı sıra, FUAF Eşit Başkanları Semra Ayyıldız ve Erhan Aydın, Turan Eser’in eşi Hatice Eser ve oğlu Oğuzcan Eser, Metz Belediye Başkan Yardımcısı Ferit Burhan ile Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (FUAF) önceki başkanları katılarak bu anlamlı günü onurlandırdı.

Programda, Eser’in Alevi kültürüne olan katkıları vurgulandı. Turan Eser’in öncülüğünde hazırlanan Aşık Veysel ve Hacı Bektaş Veli belgeselleri izleyicilere sunuldu. Bu belgeseller, Eser’in kültürel mirasa olan bağlılığını gözler önüne serdi ve katılımcılar arasında derin bir duygu birliği yarattı.

Etkinlik boyunca, Eser’i tanıyan dostları onunla ilgili anılarını paylaştı. Eser’in çalışkanlığı, inancı ve Alevi öğretisine duyduğu bağlılık, katılımcılar tarafından sevgi ve saygıyla anıldı. Etkinliğin sonunda, Turan Eser’in anısına lokma dağıtılarak program sona erdi.

AKM’de Alevi Kültürü İçin Yeni Bir Dönem: Yönetim Kurulu Görev Dağılımı Belli Oldu

15. Genel Kurul Toplantısı’nı 16 Kasım 2025 tarihinde gerçekleştiren Alevi Kültür Merkezi (AKM), yeni Yönetim Kurulu’nun görev dağılımını kamuoyuna duyurdu. Yeni dönemde, yönetimin hem kurumsal çalışmaları büyütmesi hem de yol erkânı temelinde hizmetleri güçlendirmesi hedefleniyor. AKM Yönetimi, ilk toplantı sonrası belirlenen görev dağılımıyla birlikte birlik, rızalık ve hizmet anlayışını ön plana çıkaracaklarını vurguladı.

Yeni Yönetim Kurulu’nda Başkan olarak Haydar Selami, Başkan Yardımcısı olarak Mahmut Aktan, Sekreter olarak Elena Kütük, Sekreter Yardımcısı olarak Emrah Yorulmaz, Sayman olarak Sevgi Akpınar ve Sayman Yardımcısı olarak Murat Akpınar görev alacak. Faaliyet Kolları Sorumlusu olarak ise Yeliz Karataş belirlendi.

Bina sorumlulukları Remzi Koçak, Yaşar Polat ve Gazi Polat’a verilirken, Sosyal Medya Sorumlusu olarak Özge Suslu görevlendirildi. İnanç Kurulu’nda da Ahmet Tatlıer’in görev alacağı duyuruldu. Bu süreçte, inanç çalışmalarının yol erkânı çerçevesinde sürdürülmesi ve cem hizmetlerinin güçlendirilmesi amaçlanıyor.

AKM Yönetim Kurulu, yeni yönetimle birlikte hizmetlerin daha da güçleneceğine inandıklarını belirterek, tüm canlara katkı ve destekleri için teşekkür etti. Açıklama, “Aşk ile” ifadeleriyle son buldu.