Ana Sayfa Blog Sayfa 558

Wan’da son muhteşem olacak

Hedef kitleleri daha önce AKP’ye oy vermiş olan gençler ev ev gezip bunları ikna etmeye çalışıyor. Sandık güvenliği görevini de üstlenen gençler, ‘Ne olursa olsun son muhteşem olacak’ diyor

Ferhat Çelik/Sadık Topaloğlu

Amed’den geldiğinizde Bedlis’in Tetwan ilçesinde başlar sizi karşılamaya Wan Gölü. Eşsiz güzelliğiyle çarşaf gibi önünüzde duran, Wanlıların deyimi ile “Behra Wan ê”, yolculuk boyunca size eşlik eder. Gölü seyre daldığınızda tüm ihtişamı ve heybeti ile Sîpan (Süphan) Dağı’nı görürsünüz. Adına yüzlerce ezgi ve ağıt yakılan Süphan, nazlı nazlı süzülür gölün üzerinden. Heybesinde ise zulüm, katliam ve direniş gizlidir. Ahmed Arif’in “Yiğitlik inkar gelinmez/Tek’e tek döğüşte yenilmediler/ Bin yıllardan bu yan, bura uşağı/ Gel haberi nerden verek/ Turna sürüsü değil bu / Gökte yıldız burcu değil / Otuz üç kurşunlu yürek/ Otuz üç kan pınarı /Akmaz/ Göl olmuş bu dağda…” dizesi ile ifade ettiği 1943 yılının Temmuz ayında Wan’da yaşanan “33 kurşun katliamı” ve 1930 yılının aynı ayında yaşanan Zilan Katliamı bunlardan sadece ikisi.

Kayyum farkı!

Bu katliamları ve daha nicesini yaşayan bu halk ise tıpkı Süphan gibi dimdik ayakta duruyor. Yıllardır zulme karşı direnen Wan halkı, bu sefer de iradelerini yok sayan, katliamları ve zulmü kendisine reva görenlere cevap vermek için 14 Mayıs’ta yapılacak olan seçimlere hazırlanıyor. Diğer kentlerden farklı olarak Wan’a ilk girdiğinizde Cumhur İttifakı adayı Recep Tayip Erdoğan’ın birçok yere asılmış “Doğru zaman doğru adam” afişlerini görmek mümkün. Yine kentin ana caddelerinde yol ortasında duran direklere itfaiye yardımı ile asılan AKP bayrakları da var. Tabi bunların kayyum farkı olduğu herkesin malumu.

Bahçeli’yi takan yok

Her ne kadar halkın gözüne sokulmaya çalışılsa da dönüp bakanı göremedik. Öyle ki Cumhuriyet Caddesi üzerinde bilbordlarda bulunan AKP ve MHP’nin reklamları önünde günde binlerce kez geçerken, halk adeta o reklamlardan habersiz. Bilbordların önüne tezgahını kurmuş bir seyyar satıcısı ise dikkatimizi çekiyor. Arkasında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin fotoğrafı var. Ondan habersiz ekmek parası peşinde olan seyyar satıcıya gözü oyulmuş Bahçeli’nin fotoğrafını sorduğumuzda ise “bana ne ondan” cevabını alıyoruz.

Gençler AKP’ye sırt çevirdi

Bahçeli bilbordunun hemen yanında ise AKP’nin reklamı var. Bahçeli’de olduğu gibi bu reklamın da yarısı yırtık. Önünde bulunan bir masada ise 3 genç oturuyor. Bilborda sırt çeviren gençleri önce AKP için stant açmışlar sanıyoruz. Tabi bunun yanlış olduğunu seyyar satıcı dürümleri gençlere verince anlıyoruz. Meğer o da seyyar satıcının tezgahıymış. Gençlere de arkasında bilbordu soruyoruz. “Abe bizde gelecek mi bıraktı. Biz hayatta ona oy vermeyiz. Bu seçimde onu göndereceğiz, artık yeter” cevabını alıyoruz. Yani bu kentte kayyumun reklam dahil tüm çabaları beyhude kalıyor.

Halkın reklamı

Kentin en işlek caddesi olan Sanat Sokağı’nda bir başka seyyar satıcı bizi karşılıyor. Burada ise billboardlardan farklı bir reklam var. Bu reklamın para veya pul ile bir alakası yok, tamamen gönüllü. Seyyar tablasına koyduğu elbiselerin her iki tarafına Yeşil Sol Parti bayraklarını asmış olan esnaf, bilbordlardaki AKP ve MHP reklamlarından daha çok ilgi görüyor. Tezgah Sanat Sokağı’nın girişinde ve yolun tam ortasında olunca da günde en az yüz binlerce insana ulaşılmış oluyor. Reklamın bile en güzel alternatifini bulan esnafların önümüzdeki günlerde nasıl bir yol izleyecekleri ise muamma.

Kadınların mesajı

Seyyar satıcıları geride bırakıp kenti dolaşmaya başlıyoruz. Beşyol Meydanı’nda kayyum eli ile direklere asılan AKP bayraklarının hemen yanında Yeşil Sol Parti’nin bayrakları gözümüze çarpıyor. Yanaştığımızda ise “Dîsa jin disa jîyan” pankartının asılı olduğunu görüyoruz. Diğer partilerin yapamadığını deyim yerinde ise ilk defa Yeşil Sol Parti’nin yapacağı kadın mitingleri kentte konuşulurken, bu büronun böyle stratejik bir yere açılması ise önemli bir mesaj barındırıyor. “Bu iktidarı kadınlar gönderecek”, “Yeni yaşamı kadınlar kuracak”, “Direnişin öncüsü kadınlar her yerde olduğu gibi seçim de öncülük yapıyor” mesajları belki ilk çırpıda sayabileceğimiz birkaçı.

Bu sefer kurtuluş yok

Kentteki Yeşil Sol Parti’nin çalışmaları ise aralıksız bir şekilde devam ediyor. Mahalle mahalle, ev ev yapılan gezilerin yanı sıra büro açılışları adete miting havasında geçiyor. Bu görkemli açılışlarda herkesin dile getirdiği tek şey ise şu: “Bu hava 7 Haziran 2015 seçimlerini çok çok aşıyor. AKP’nin bu sefer kurtuluşu yok. Wan iradelerine saldıran AKP’den bu sefer çok ağır bir hesap soracak. Yıllardır katliam yapan bu zihniyeti tarihin çöp sepetine atacak. Bu halka savaş dayatanlar, gereken cevabı alacak. Bu halkın barış istediğinin altı bir kez daha kalın çizgiler ile çizilecek.”

Bir doz enerji halayı

Diğer kentlerden farklı olarak buradaki esnaf gezileri ise çok çok ayrı işliyor. Partililer esnaf gezisine çıkmadan önce seçim büroları önünde bir araya geliyor. Burada çalınan ezgiler eşliğinde iki tur halay çekilip bir doz enerji alınıyor. İki tur dediğime bakmayın, Kürtler halaya başlayınca bıraktırabilene aşk olsun. “Halay yormuyor mu? Bunlar birazdan esnaf gezisine çıkacak, nasıl gezecekler” diye aklımdan geçiriyorum. Ama bunun saçma bir düşünce olduğunu esnaf gezisinde anlıyorum. Halay meğer yorgunluk değil enerji almakmış!

Gezi görünümlü yürüyüş

Halayın ardından başlıyor esnaf gezisi. Ama dediğimiz gibi bu diğer kentlerdeki gezilere benzemiyor. Bir anda yürüyüşe dönüyor. Adaylar ancak esnaflara selam vermekle yetinmek zorunda kalıyor. Tüm esnaflar müthiş bir coşku ve sıcaklık ile karşılıyor adayları. Karşılama dediysem öyle tokalaşma hal hatır sorma değil. Zafer işaretleri ve ıslıklar ile desteğini sunuyor adaylara. Kimi esnaflar ise dükkanı çırağa bırakıp katılıyor esnaf gezisi görünümlü yürüyüşe.

‘Pey ew partîya me ye’

Yoldan geçen arabalar ise kornaları ile destek sunarken, bir annenin doğal tepkisi herkes tarafından gülüşmelere neden oluyor. İlk önce hangi parti olduğunu bilmeyen anne, gençlerin attığı “Biji berxwedana zindana” sloganını duyunca “Pey ew partîya me ye(bu bizim partimiz)” diyor. Neredeyse gözleri dolan anneyi yatıştırmak ise yine gençlere kalıyor. Annenin bu doğal tepkisi kuşkusuz kentin her yerinde mevcut.

Uyarılar işe yaramıyor

Anneyi yatıştıran gençler aynı zamanda ellerindeki bildirileri dağıtıyor. Tabi gençlik bu, durdurabilene aşk olsun. Sık sık “Biji berxedana zindanan”, “Direne direne kazanacağız” sloganlarını atıyor. Polisin “Bu yürüyüş değil, esnaf gezisi” uyarıları ise işe yaramıyor. Gençler bir yandan bildiri dağıtıp diğer yandan slogan atmaya devam ediyor.

Yeşil Sol olunca…

Tabi mesele Yeşil Sol Parti olunca polis de eksik olmuyor. Çevik kuvvetten bir ekip gezi boyunca adayları ve kitleyi takip ediyor. Gençlerden biri “bunlar halkı korkutup bize katılmasını engelliyor. Ama gördüğünüz gibi nafile bir çaba” deyip durumu bize özetliyor. Durum gerçekten gencin dediği gibi bilinmez ama diğer partilerin çalışmalarında çevik kuvvet polisinin olmaması genci doğrular nitelikte.

D’Hondt Sistemi

Kentteki esnaf gezisi görünümlü yürüyüşler böyle devam ederken, D’Hondt Sistemi de partililer tarafından tartışılan konulardan biri. Bu sistem Yeşil Sol Parti’nin 8-0 yapmasını biraz zorlaştırıyor. Bunun için partililer kılı kırk yarıyor. Bir önceki seçimlerde HDP’nin aldığı oranı biraz daha artırmaları gerekiyor. Ciddi bir kaygı olmasa da başarının önündeki tüm engeller ciddiye alınıyor ve üstünde saatlerce tartışılıp çözümler aranıyor.

Son muhteşem olacak

Partililerin bu tartışmalarını geride bırakıp, seçim bürolarını ziyaret ediyoruz. Sanat Sokağı’nda bulunan seçim bürosunda gençler ile oturuyoruz. İlk fırsat “AKP’nin artık şansı kalmadı” diyen gençler, “Akşamları mahalle mahalle, ev ev geziyoruz. Özellikle daha önce AKP’ye oy verenleri gördüğümüzde onlar ile saatlerce tartışıyoruz. İkna etmeden bırakmıyoruz. Gerekirse tekrar gidiyoruz ve ikna ediyoruz” diyor. AKP’den çok sayıda kişi kopardıklarını aktaran gençler, “rehavete kapılmanın gereği yok” diyerek sandık güvenliğini de sağlayacaklarını ifade ediyor ve ekliyor: “Ne olursa olsun son muhteşem olacak.”

#Wanda #son #muhteşem #olacak

Daha özgür, daha mutlu yaşayabiliriz

Yeşil Sol Parti’nin milletvekili adayı Özgül Saki ile seçim çalışmalarını ve kadınların acil taleplerini konuştuk: Yeşil Sol Parti’nin seçim bildirgesini okuyan herkes, mesela ekonomik kriz, savaş, muhafazakarlaşma, çocuk hakları, engellilik, şiddet gibi konularda kuşatıcı ve bütünlüklü konular görecekler.

Nesli Şahiner

Tarihi bir seçimin arifesindeyiz. Başta kadın ve çocuklar olmak üzere Türkiye’nin ezilen, sömürülen, ötekileştirilen, şiddete, ayrımcılığa ve ırkçılığa maruz kalan tüm kesimlerinde umut yaratan bir seçim bu. AKP-MHP faşizan rejiminin sonu belki de…

Bu önemli seçime Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi de (Yeşil Sol Parti), alanlarda kadınlarla ve halkla buluşarak hazırlanıyor. Seçim beyannamesiyle ve listelerinde kadın adaylara en yüksek oranda (Yüzde 43.50) yer vermesiyle toplumda heyecan yaratan Yeşil Sol Parti’nin kadın adaylarından biri de feminist Özgül Saki.

Mücadeleyle dolu bir hayat

Hayatını başta kadın hareketi olmak üzere birçok alanda mücadeleye adayan Saki, Barış İçin Kadın Girişimi’nde, İktidarın mülteci düşmanlığına karşı “Biz Birlikte Yaşamak İstiyoruz Platformu’nda ve Gezi’de de yer almış bir isim.  Yanı sıra Latin Amerika’ya giderek bir süre Zapatistalarla, 1 buçuk yıl da Chiapas, Kolombiya ve Brezilya’daki otonom bölgelerde yaşamış. Yeşil Sol Parti’nin İstanbul 2. bölgeden aday gösterdiği Özgül Saki’yle seçim çalışmalarını, kadınların ve toplumun acil taleplerini konuştuk.

* Seçime geri sayım başladı, sürekli alanlardasın. Kadınların ve halkın ilgisi nasıl?

İlk günlerde daha az ilgi vardı, bildiri dağıtımlarında özellikle de. Ama çalışmalar devam ettikçe 3-4 gün sonra değişmeye başladı atmosfer. Daha fazla soru sorulmaya, daha çok ilgi gösterilmeye başlandı. Büro açılışlarının görkemli olmasının da etkisi var, biz 2. bölgedeyiz ama başka bölgelerdeki, başka illerdeki çalışmaların da çok etkisi oluyor, diğer bölgelere yansıyor. Ben açıkçası tereddütlüydüm, çok kritik seçim diye ama çalışmaları gördükçe rahatladım. Kimsede kaygı yok, daha çok sandık güvenliği ile ilgili herkesin kaygısı var. Bu da bana güven verdi açıkçası. Seçimi nasıl garanti altına alacağız, oylarımıza nasıl sahip çıkacağız kaygısı ve örgütlenmesi çok ciddiye alınıyor, bunları görmek iyi geldi.

* Diğer hiçbir partide ya da ittifakta ayrıca kadın bürosu açmak gibi bir şey yok, sadece Yeşil Sol Parti’de var. Bir feminist olarak bunu nasıl değerlendiriyorsun?

Ayrımcılıklar kalkıncaya, patriyarkayı yıkıncaya kadar bu tür uygulamalarımız, bağımsız örgütlenmelerimiz şart. Kesinlikle çok fazla ihtiyaç olduğu açık kadın bürolarına ve kadın stantlarına. Buna neden söylüyorum? Mesela deprem bölgesinde o yıkıntıların içinde de benzer bir şey vardı. Kadınların mahrem ihtiyaçları olabileceğini, ayrıca kadın çadırları olması gerektiği, kadınlar arasında dayanışma olabileceğini bizim dışımızda kimse düşünmemişti. Ayrıca bir kadın dayanışmasının olmasının deprem bölgesinde nasıl fark oluşturduğunu hep birlikte gördük. Kadın bürolarını ve stantlarını da bu durumlarla benzeştiriyorum. Kadınların kendi sözlerini söyleyebilecekleri, nasıl bir dünya istediklerini ifade edebildikleri alanlara çok ihtiyaç var. Zaten çok da ilgi görüyor kadın büroları. Şuna da benzetiyorum; biz bağımsız kadın hareketi olarak da ayrıca örgütleniyoruz. Karma örgütlerde birlikte mücadele ediyoruz belki ama her aşamada bağımsız örgütlerimiz de var. Bunun ne kadar ihtiyaç olduğu son dönemki mücadelelerde çok açık görüldü. Mesela kriz koşullarında kadınlar görünmez kılınıyor ya da nesne konuma iteleniyor. Ekonomik krizde de böyle savaşta da, afetlerde de, pandemilerde de böyle. Ayrıca kadın örgütlenmelerinin, feminist politikaların olması bambaşka bir etki yaratıyor bir bütün olarak da. Bu anlamda mesela partili ya da örgütlü olmayan kadınlarla da bir seçim faaliyeti yürütmenin aracı haline geliyor bu bürolar, bu yüzden çok önemli.

* Bu seçimde yine bütün partiler eşit temsiliyette sınıfta kaldı. Bir tek Yeşil Sol Parti eşit temsiliyete en yakın oranda kadın aday gösterdi. Nasıl yansıyacak bu durum Meclis’e?

Siyasette eşit temsil meselesini feminist mücadele en az yüzde 30 kota olarak tariflemişti çünkü durum o kadar vahimdi, 90’lardan söz ediyorum. Sonra Kürt kadın hareketinin Eşbaşkanlık, eşit temsil talebi geldi ve mücadele ederek elde ettikleri bir kazanımdı. Samimi konuşmak gerekirse, hiyerarşiye karşı bir feminist olarak bu bir çelişki gibi geliyordu bana ilk başlarda. Ama birçok kurumda, Kürt partilerinde, HDP’de Eşbaşkanlık uygulanması kadınlara güven verdi, bu da benim fikrimi değiştirdi. Evet, patriyarkayı yıkayıncaya kadar bizim ihtiyacımız olan bir şey yüzde 50 eşit temsil meselesi. Çok mühim. Yanı sıra biz şunu da söylüyoruz; Meclis tek başına bir şey değil, Yeşil Sol Parti de kadınlar da böyle düşünüyor. Biz sokakta, ev ev, işyeri işyeri, her alanda yürüttüğümüz bütün mücadeleyle Meclis arasında organik bir bağ kurmak istiyoruz. Bu organik bağ yüzde 50’yi aşan bir etkiyi mümkün kılacak. Tabii önümüzdeki seçim dönemlerinde de mutlaka böylesi bir eşitliğe de ulaşacağız.

* Türkiye’de başta kadınlar olmak üzere toplumun acil talepleri neleri kapsıyor şu anda?

En başta kadına yönelik erkek şiddetinin kontrol altına alınması, bu çok önemli bence. Çünkü toplum şiddetle yönetiliyor; bekçisiyle, askeri ve polisiyle sürekli bir şiddet hali var. Bundan en fazla kadınlar etkileniyor. Erkek şiddetinin yanı sıra akran zorbalığı da az konuştuğumuz ama çok yoğun yaşanan bir şey. Çocuk yaşta, genç yaşta, öğrenci kesiminde ve ergenlik döneminde akran şiddetinin çok fazla arttığını görüyoruz. Toplumu şiddetle yönetmenin sona erdirilmesi için bir perspektif olması gerekiyor. Bir diğer önemli sorun da ekonomik kriz. Soğanın 25-30 lira olduğu bir dönemden söz ediyoruz. Ekonomik krizden de en fazla kadınlar etkileniyor. Çünkü biz daha cinsiyetçi iş bölümünü parçalayamadık, dolayısıyla ev ekonomisi denen şey de kadınların üzerinde. Bir bütün baktığımızda toplumun yoksulluğu çok önemli bir talep. Diğer bir acil talep ise; savaş koşullarında yaşıyoruz şu anda. Bir başka önemli boyut ise depremlerden sonra enkazdan çıkarılan çocukların çoğunun tarikatlara verilmesi. Bu başlıklar zaten seçim bildirgesinde de var ve yaşadığımız koşulların içinden çıkabileceğimiz bir sıçrama tahtası olabilecek perspektifi sunuyor. Bu perspektiften devam edersek, seçimlerde azımsanmayacak bir milletvekili sayısı çıkarırsak başka bir yaşam kurmanın koşulları sağlanacaktır diye düşünüyorum.

* Kürdistan’a gitmeyi düşünüyor musun?

Çok gitmek istiyorum ama zaten bölge bana hiç yabancı değil. 2013-2014’te Suruç’taydık. Rojava Devrimi sırasında, tırnak içinde ‘Kobane düştü düşecek’ dendiği dönemlerdi. Şimdi orada bambaşka bir yaşam kuruluyor, o dönem Suruç’taydım, abluka sonrası Cizre’deydim, Barış İçin Kadın Girişimi’yle oradaydım. Depremlerde de yaklaşık iki parça halinde Adıyaman, Islahiye ve Hatay’daydım… Şimdi 14 Mayıs’a kadar hiçbir yere gidemezsin diyorlar ama 14 Mayıs’tan sonra kesinlikle gideceğim.

* Türkiye’nin her yerinde sürekli artan kadın katliamları var. Faillerin korunması meselesi var. Mesela İpek Er’in katili uzman çavuş, Fatma Altınmakas’ın tecavüz faili…

Tam burada şu bilgiyi vereyim; bizim bir feminist dava takibi grubumuz var. Biz Fatma Altınmakas’ın failinin yargılandığı davalara buradan araç tutup gittik, takip ettik. Çok önemsiyoruz bu davayı, katil olan eş ceza aldı ama tecavüz eden adam eline kolunu sallaya sallaya hala dolaşıyor, onun peşindeyiz. Bırakmayacağız, takipçisi olacağız. Muş Barosu Kadın Komisyonu da çok kararlı bu konuda.

* Faillere ceza verilmeyen dosyalar yeniden açılacak mı iktidar değişirse? Kadınlar ve kızlarını kaybeden anneler bu konuyu merak ediyor, hazırlık var mı buna?

Tabii var ama zaten sadece erkek şiddeti ile ilgili değil, tüm geçmiş dönem hukuksuzluklarla ilgili hazırlık var. Gezi Davası da var mesela… Bu Meclis’in girişimine de çok bağlı bir şey ama Feminist avukatlar ayrıca hazırlanıyorlar. Göçmen Dayanışma Ağı da ayrıca hazırlanıyor. Bir de biliyorsun yeni bir çözüm süreci tartışmaları var. Yeni bir çözüm süreci, barış süreci de gelecek aynı zamanda. Yoğun bir program içine girilecek gibi görünüyor. Hukukçular da var azımsanmayacak şekilde milletvekillerinin içinde, böyle bir hazırlık var ve umuyorum sonucu da çok iyi olacak.

* Yeni bir çözüm sürecinden bahsettin. Bunun Meclis’te sağlanacağını düşünüyor musun?

AKP dönemindeki çözüm sürecinden hepimiz çok ders aldık. Millet İttifakı’nın da sicili çok bozuk bu konuda. O yüzden iş bize düşüyor. İş bize düşüyor derken şunu kastediyorum; bu süreci örgütlerken sadece Meclis’le sınırlı kalan bir sürece sıkışmamalıyız ya da geçmişte olduğu gibi akil insanlarla sonuç alınacağını… Kolombiya’da kaldım daha önce, oradaki çözüm süreci imzasından sonra gittim, kadınlarla da epey sohbet etme şansım oldu. Şunun yapıldığını orada da gördüm; bütün barış talep eden kesimlerin örgütlü taleplerinin o sürece yansıması gerekiyor. Çözüm masasında kadın örgütlerinin, işçi örgütlerinin, sendikaların olmasının önemi çok büyük. Dolayısıyla orada çözüm masasında bu taraflar vardı, müzakerelerde bu tarafların olması çok önemli. Eğer bu kadar kitlesel olamıyorsa da bu bağı sürekli sıcak tutacak bir yapılanma, bir örgütlenme ile toplumun tüm dokularına bunu anlatabilme ve şeffaflık gerekiyor. Sadece siyaset değil yaşamın içerisinden çıkan talepleri de örgütlenme ile oluşturacağımız bir çözüm süreci gerekiyor. Bugüne kadar şaibeli olan ki sadece Cumhuriyet İttifakı’ndan söz etmiyorum, Millet İttifakı’ndan da söz ediyorum, şaibeli olanların bu seçim döneminde söylediklerini de onlara hatırlatarak, onları da çözüm sürecine mecbur bırakmanın örgütlenmesini yapmalıyız. Bu çok ciddi bir sorumluluk, çok fazla emek harcanması gerekir. Ama şunu da biliyoruz ki, bu çok mümkün.

* Son olarak, başta kadınlar olmak üzere sandığa gidecek seçmenlere neler söylemek istersin, Yeşil Sol Parti’ye neden oy vermeliler?

Yeşil Sol Parti’nin seçim bildirgesini okuyan herkes, mesela ekonomik kriz, savaş, muhafazakarlaşma, çocuk hakları, engellilik, şiddet gibi konularda kuşatıcı ve bütünlüklü konular görecekler. Öyle sadece mağduru tarif eden değil, bir özgürleşme aracı anlamında da ileri talepleri olan bütünlüklü bir program var. Bunu okuyan herkese ‘Evet, başka türlü yaşayabiliriz, daha özgür yaşayabiliriz, daha eşit, daha mutlu yaşayabiliriz’ dedirtecek bir program. Yanı sıra ‘birlikte değiştireceğiz’ sloganının da çok önemli olduğunu düşünüyorum. Hep birlikte ortak bir örgütlenmenin, ortak bir yaşam pratiğinin toplumun tüm dokularında canlanabileceğinin de işareti seçim bildirgesinde yazılanlar. 14 Mayıs’a kadar hiç üşenmeden, ‘nasıl bir dünya, nasıl bir yaşam istiyoruz’u anlatmamız gerekiyor herkese. Sandık güvenliği çok önemli. Milletvekili sayısının artması çok önemli anayasa değişikliği gerçekleştirmek için. O yüzden ben diyorum ki, tek bir oyu bile ziyan etmeden sandık başında olalım, sandıkları güvenceye alalım ve 15 Mayıs’ta önce büyük bir şölene hazırlanalım. Sonrasında işimiz çok ama coşkuyla ve büyük bir motivasyonla kolları sıvayıp çalışmaya devam edeceğiz…

******

Özgül Saki kimdir?

1967 Zonguldak Çaycuma’da doğan Özgül Saki, ODTÜ’den mezun oldu. Öğrenci hareketi içinde yer aldı, sonrasında bir öğretmen olarak Eğit-Sen ve Eğitim-Sen’de sınıf mücadelesinin parçası oldu. 90’ların başından itibaren Kurtuluş geleneğiyle ve geleneğin dahil olduğu yasal birlik partileriyle örgütlü sosyalizm mücadelesi içinde bulundu. 2017’de Latin Amerika’ya giderek Zapatistalarla, sonrasında da yaklaşık 1.5 yıl Chiapas, Kolombiya ve Brezilya’daki otonom bölgelerde yaşadı. 2010 yılından itibaren Sosyalist Feminist Kolektif’te yer aldı. Erkeklerin katlettiği kadınların davalarını takip etti, ırkçılık karşıtı platformlar ile göçmen kadınlarla dayanışma örgütlenmelerine dahil oldu. Yıllardır 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü ve LGBTİ+ hareketiyle dayanışma eylemlerine katılmaya devam ediyor

#Daha #özgür #daha #mutlu #yaşayabiliriz

İflasın eşiğindeki ‘Tek Adam’

Macron artık tek. Yalnız. Kimsesiz. En sıradan bakanı, en küçük milletvekili bile gittikleri her mekanda « karşılama komite »lerince yuhalanıyor. Yuhlar sürüyor. Küfürler de. Macron’un, bakanlarının, milletvekillerinin iş sözleşmelerinin bitimine dört yıl kaldı. Dört yıl boyunca bu tezahürata dayanabilecekler mi?

M. Şehmus Güzel

Cumhurbaşkanı olmak kolay değil. Herkese de nasip olmaz. Ama gel gör ki kimi zaman devlet kuşu, nede olsa kuş sonuç itibariyle, gider bir aceminin, bir « civcivin » başına konar. Ve o da kalkar « tek adam » rolü oynar. Oynamaya kalkışır. Her zaman başarılı olamayabilir. Başarılı olma şansı var mıydı?

Acemi cumhurbaşkanı « mütevazilik » nedir bilmez. Seçilenin her istediğini yapamacağını bilmez. Anımsatana posta atar. İşinden eder. İlk başbakanını bu nedenle işten çıkarmıştı. Ondan sonra ise hep « Yalova kaymakam »larını bu makama atadı. Bugünkü başbakanı emir kulları içinde en emir kulu örneğin. Bakanlarının kendine gölge etmelerini önlemek için ne kadar « kereste »/« odun » varsa hükümetine aldı. Herbiri « Patron »un sekreteri gibi kullanılmalarına bile ses çıkarmadılar. Kaç perdelik olacağı henüz bilinmeyen bu komedinin ne zaman biteceğini bilemiyoruz ama sona yaklaştığımızı sezinlememek de nâ-mümkün.

Ergani deyişidir « Yere düşene vurulmaz » kuralı gereği kimseyi tekmelemiyoruz ama şu birkaç noktayı da vurgulamadan geçmeyelim:

Cumhurbaşkanı, 19 Nisan 2023 Çarşamba günü Alsas bölgesindeki Selestat isimli 2 bin iki yüz kişilik küçük bir köyü ve Muttersholtz isimli yirmi bin kişilik bir kasabayı ziyaret etti. Bugün Güney’deki Ganges isimli 4 bin kişilik bir köyü. Son aylarda bıraktığı kötü izlenimi silmek umuduyla. Öyle mi? Son yaptıkları gözümüzün önünde:

Emeklilik yaşını 64’e çıkaran ve emeklilik için ödentilerin toplamını 43 yıla yükselten yasayı Anayasa Komisyonu’nun kısmen onaylaması üzerine birkaç saat sonra, sabah olmadan saat 03 :28’de yayınladı. Yangından mal kaçırırcasına. Yasal süresi onbeş gündü bir gün bile beklemedi. Yetmedi. Pazartesi günü televizyondan « halka seslendi ». 13 dakikalık yinelene yinelene artık herkesin ezberlediği « yeniliklerden », yakın geleçekte yapılacaklardan, nurlu ufuklardan bir kez daha söz etti. Emeklilik işi bitirilmiş gibi güya yeni konular için kolları sıvamaktan söz etti. Sanki milyonlarca işçinin, öğrencinin, emeklinin üç aydan bu yana ülke düzeyinde her seferinde 250 ile 310 arasındaki değişik mekanda düzenlediği gösteri ve yürüyüş yapılmamış gibi. Sanki emeklilik işi temelden çözümlenmiş gibi.

President’ın paralel bir dünyada yaşadığı böylece bir daha ortaya çıktı. « Sarı Yelekliler »in gösterilerinden sonra onlara 12 milyar euroluk katkı, yardım yaptıktan sonra ülkenin önemli kent ve kasabalarını dolaşıp « halkla yeniden bütünleştiğini » sandığı gibi bu kez de aynı şeyi yapmaya kalktı. Ama iyi saate olsunların tavsiyelerini dinleyerek (mutlaka) ölçeği düşük tuttu: Sadece kenarda köşede kalmış minik köyler ve mütevazi kasabalar ziyaret edildi, ediliyor, edilecek. Gittiği yerlerde olası protestoları engellemek, olası sataşmaları en az zararla gidermek için bu tür köy ve kasabalar seçiliyor. Olsun. « Karşılama Komitesi » hazırlıklıydı ve alışılmış « tarife » uygulandı:

Cumhurbaşkanı önce sıkı bir biçimde yuhalandı. Ziyaret ettiği fabrikada, vardığı havaalanında, ziyaret ettiği ortaokulda elektrikler kesildi. « Yuh yuh »lardan sonra « Buradayız ! Burdayız » sloganları atıldı. Hemen sonra « Macron istifa! » sloganları ve küfürler peş peşe sıralandı. Emekliler ve emekçiler, yaşlı ve genç, şu sloganı türküleştirdiler: « Emekliliği mücadele ederek kazandık, mücadele ederek koruyacağız ! » (« La retraite, on s’est battu pour l’avoir. On se battra pour la garder ! » Yeni bir moda olarak tencereler kepçelerle gürültü konseriyle. Macron « Tencereler ve yumurtalar yemek yapmak için kullanılır » gibi veciz bir cümle yumurtladı. Oysa kimse kendisine yumurta atmadı. Çürük yumurta bile atılmadı. Bugün gitiği Ganges’ın bağlı olduğu vilayette vali tencere ve kepçe yasağı ilan etti. Tencere ve kepçe kelimelerini apaçık yazmamak için bulduğu fransızca cambazlığını bizim İsmail Dümbüllü veya Şaban bile bulamazdı. Şair ruhlu vali ne de olsa. Fransızcasını yazmadan geçmeyeyim: « dispositifs sonores portatifs ». Vay beee!

Arrêté de la préfecture sur les « dispositifs sonores portatifs »

Protesto gösterisi ve yürüyüşü için çevreden Ganges’a gelenler köy girişinde arandı, tencere ve kepçelere el konuldu. Ama köyde yaşayanlar tencere ve kepçelerini gelenlerle paylaştı ve tencere konseri devam etti. Vali alay konusu ve madara oldu. Göstericilerin ortaokula yaklaşmaları yasaklandı. Kitle belediye binası önünde gösteriyi sürdürdü: « Macron istifa »larla.

Bugün, Perşembe 20 Nisan 2023’te, demiryolu işçilerinin, gençlerin, öğrencilerin gösteri ve yürüyüşleri Paris’te, Rennes’de, Marsilya’da, Lyon’da ve daha bir dizi kentte sürüyor. Bütün işçi sendikaları konfederasyonlarının senidkal birliği sıkı biçimde sürüyor. 1 Mayıs’ta dev bir gösteriyle iktidara sıkı bir yanıt vermenin hazırlıkları yapılıyor. Gösteri ve yürüyüşler hergün nerede olanak varsa orada düzenleniyor.

Macron’un siyasi krizi rejim krizine dönüşebilir. Yere serilmiş durumdaki Cumhurbaşkanının yurtdışındaki kredisi sıfıra yaklaşıyor.

Macron fena halde benmerkezci. “Tek Adam” rolü oynamaya pek meraklı. Tiyatro aktörü gibi: Sanki yaşamıyor cumhurbaşkanı rolünü oynuyor gibi. Yineliyorum: Paralel bir dünyadaymış havası veriyor. Kimi kez deli mi ne diye soranlar bile oluyor. Hep « sınıf birincisi » olduğu havasında. “Her şeyi en iyi ben bilirim. Ben en büyüğüm. Her şeyi en iyi ben yaparım” havasında. Şaşırmamak elde değil. Yurttaşlarına tepeden bakıyor. Küçük-büyük dağları ben yarattım diyor, ısrar ediyor.

Epey de tehlikeli. Ülkeyi tek başına yönetmek istiyor. Parlamento’yu « takmıyor ». Başbakanını sadece işleri yürütmesi, emirlerini uygulaması için partisinin en uysallarından seçti. Bayan başbakan öteden beri emir kulu olmasıyla ünlü, daha önceki hükümetlerde bakanlık yaptığında Saray’dan gelen emirleri, yasa tasarılarını tek virgülüne dokunmadan sendikacılara empoze ettiği, Parlamento’ya aynen sunduğu, kabul ettirdiği, uyguladığı biliniyor. Çalışma Bakanlığı sırasında sendikacılarla görüşmelerinde hazır bulunan bir sendikacının anlattığına göre, “Kibar, çok kibar bir kadın. Biz sendikacıları sözümüzü kesmeden dinliyor. Ama cumhurbaşkanından gelen hukuki düzenlemeleri tek kelimesine dokunmadan aynen koruyor. Bizim önerilerimizi, katkılarımızı hiç dikkate almıyor.”

İktidarı oluşturan üç partili koalisyon Millet Meclisi’nde mutlak çoğunluğa sahip olunca sorun çıkmıyordu ama bu kez Macroncu koalisyonun çoğunluğu mutlak değil, 250 milletvekiliyle sadece göreceli olduğundan işler sarpa sarıyor. Hükümet Anayasa’nın 49. maddesinin üçüncü fıkrası hükmüne dayanarak, yasa tasarısını Millet Meclisi’nden oya sunmadan, milletvekilleriin dinlemeden geçirince, bir anlamda Millet Meclisi’nin sesini kısınca, ciddi sorunlar çıktı. Macron otoriter olmakla suçlandı.

Macron inat ediyor: Bugün bile kamuoyunun yüzde 70’inin, şu anda çalışma hayatındakilerin yüzde 90’ının karşı olduğu emeklilik yaşının 64’e çıkarılmasını 1 Eylül 2023’te yürürlüğe koyacağını yineledi.

Kural yasada ama kuralın iptalı için muhalefet partileri mücadeleyi bırakmış değil: Yeni bir yasa teklifiyle kuralın iptali için çalışılıyor. Kuralın iptali çin referanduma gidilmesi amacıyla Anayasa Mahkemesine başvuruldu. Anayasa Mahkemesi 3 Mayıs’ta kararını açıklayacak.

Nihayet son gensoru önergesinin sekiz oy farkıyla reddedilmesiyle bugünkü hükümetin ve elbette Macron iktidarının da sonuna yaklaşıldığına inanan muhalefet partileri hükümeti düşürmenin demokratik yollarını denemeyi sürdürüyorlar. Yeni bir gensoru oylamasında dokuz veya on milletvekili daha hükümete güvensizlik yönünde oy kullanırsa hükümet istif etmek zorunda kalacak.

O zaman Macron belki Millet Meclisi’ni fesheder ve erken seçimlere çağrı yapar. Belki başka bir hükümetle bu modası geçmiş yalanla yönetimi ve kötü komediyi sürdürür. Olası bir seçimde tepetaklak gideceğine kesin gözüyle bakılan Macron’un fesih ve erken seçim yolunu denemeyeceği sanılıyor. Bu yüzden siyasi bunalım/kriz böyle devam edecek gibi.

Macron’un ülkesindeki ve yurtdışındaki kredisi sıfıra doğru hızla inerken böyle bir cumhurbaşkanının sonu göründü diyebiliriz sanıyorum. Unutulmasın.

Tarihe ne kalacak?

Siyasetteki acemiliği, deneyimsizliği. Bu iki özelliğe sahip olmadığı için mütevaziliği hiç bilmemesi.

Bütün yurttaşların değil maalesef sadece zenginlerin hatta sadece çok zenginlerin cumhurbaşkanı olduğu. İktidara gelir gelmez varlık vergisini feshetmesi bu konudaki en somut örnek. Onlarca örneği daha var.

Emeklilik yaşını inat ederek ille 62’den 64’e çıkarmak istemesi de yine ben merkezci olmasından kaynaklanıyor. İnanılacak gibi değil ama Fransa işveren sendikaları konfederasyonu başkanı bile bizzat “Sayın cumhurbaşkanı emeklilik yaşı meselesi toplumsal bir meseledir, çözümünü bize bırakın, işçi sendikalarıyla birlikte biz çözelim” dedi defalarca; ama cumhurbaşkanı inadım inat işi tek başına ve bütün emekçilere karşı sürdürmek istedi. İşte varılan nokta: Ganges!

Haftada bir, üç kişilik ailesi için ancak « 100 gram kıyma » alanların sorunlarını bilmediği için, işçileri, yoksulları sevmiyor: O kadar ki eylemler öncesi sendikaların birkaç kez ısrarla yineledikleri görüşme teklifini red etti.

Ocak 2023’ten bu yana düzenlenen ve son elli yıldaki en görkemli gösterilerin önemi sadece katılanların sayısının yüksek olması değil; gençlerin, ortaokul, lise ve üniversite öğrencilerinin bugüne kadar görülmemiş sayıda katılımlarıdır da.  Mayıs 68’e bu noktada yaklaşılıyor.

Yasayı yayınlanıp işi bitirdiğini sanan tek adam, işçi sendikalarını ve patronları geçen Pazartesi sabahı görüşmeye davet etti. Emekliliği ve ona bağlı meseleleri konuşmak üzere değil, başka konuları tartışmak için. İşçi sendikaları reddetti. Patronlar istemeye istemeye katıldılar. Ama Macron’u kibarca ve biraz da sıkılarak dinledikten sonra Macron’un çalışma hayatını ve ücretleri düzenlemeye ilişkin önerilerinin bu aşamada bu biçimde gerçekleştirilmesinin çok zor olduğunu açıkladılar.

Macron artık tek. Yalnız. Kimsesiz.

En sıradan bakanı, en küçük milletvekili bile gittikleri her mekanda « karşılama komite »lerince yuhalanıyor. Yuhlar sürüyor. Küfürler de. Macron’un, bakanlarının, milletvekillerinin iş sözleşmelerinin bitimine dört yıl kaldı. Dört yıl boyunca bu tezahürata dayanabilecekler mi?

Üç partili yamalı bohça koalisyonu fire vermeyecek mi? Hıristiyan Demokrat ve Macron’un birincil desteği MoDem partisinde birkaç milletvekili muhalefete yaklaşıyor. Macron’un partisinden 4 belki 5 milletvekili takım değiştirmek üzere.

Macron’un iş sözleşmesi dört yıldan önce feshedilebilir mi?

Fransa siyaseti dar geçitte.

Yere düşene tekme atılmaz. Kimseye tekme atmıyoruz. Hele yakında gidici olanlara asla!

Not: Bu konularda ek bilgi için ayorum.com’da mart sonunda yayınladığım « Yalan » ve « Abidin Dino ile hayali söyleşi » başlıklı yazılarıma bakılabilir.

#İflasın #eşiğindekiTek #Adam

Neden Yeşil Sol Parti?

Türkiye çıkmaz bir sarmalın içine çekildi. Bu durum her geçen gün daha derin buhranları göreceğimize işaret. Devleti yöneten irticacı-faşist siyasi iktidar Yoksulluk-Yolsuzluk-Yasaklar yörüngesinde Türkiye halklarını felaketlere sürüklüyor. Zamlar ve hayat pahalılığı kıskacında inim inim inleyen insanlarımızın çaresizliğini görmeyen, duymayan oligarşik bir sistemle yönetiliyoruz. Acı ve dayanılmaz bir ekonomik tablo ile karşı karşıyayız.

Önümüzde çok önemli bir dönemeç var. Yani anlayacağınız köprüden önce son çıkış. Türkiye bir sistem değişikliğine hazırlanıyor. Önümüzde iki seçenekli bir cumhurbaşkanlığı seçimi var. Bir yandan “Sana Söz” diyen ve Türkiye halklarının tamamına kucak açan ve helalleşme çağrısında bulunan Millet İttifakı’nın adayı CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu var; karşısında ise 22 yıldır zam-zulüm-işkence ile devleti yöneten Cumhur İttifakı’nın adayı AKP Genel Başkanı irticacı-faşist Recep Tayyip Erdoğan…

Ayrıca bu seçime ek olarak TBMM üyelerini de oylayacağız. Özellikle ifade etmek isterim ki Cumhurbaşkanlığı seçim kadar milletvekili seçimi de hayatidir. 27. dönem Meclisi’ne hepimiz tanık olmuşuzdur. Meclis kürsüsünde ve komisyonlarda dişe diş mücadele edenlerin başında sol ve sosyalist milletvekillerinin emekçi halkımızın haklarını savunduklarına şahit olduk.

Peki, bu milletvekilleri hangi partilerin çatısı altındaydı?

Elbette ki Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) çatısı altında idiler.

28. Dönem Meclisi’nde işte bu yiğit milletvekillerinin sayısının iki hatta üç misline çıkmalıdır. Çıkmalıdır ki bizlere vurulacak her darbe karşısında çelikten zırh gibi dikilsinler.

Bugün bu milletvekili adayları hangi ittifak içinde bizlerden oy istiyor? Elbette ki Emek ve Özgürlük İttifakı’nda… Emek ve Özgürlük İttifakı bloku her ne kadar olumlu karşılamasam da Yeşil Sol Parti ve TİP olarak ayrı ayrı listelerden karşımıza çıktılar. Önümüzdeki bu seçenek biraz sıkıntılı olsa da Yeşil Sol Parti’nin ipi göğüsleyeceği gün gibi aşikâr. O zaman seçmenler olarak bize düşen görev, ipi göğüsleyecek olan ile gücümüzü, enerjimizi birleştirmektir. İşçinin, köylünün, ezilenlerin, sömürülenlerin, ötekileştirilenlerin, zalime tarihimiz boyunca baş eğmeyen, biat etmeyenler olarak gücümüzü ve enerjimizi Yeşil Sol Parti’de bütünleştirmeliyiz. Bütünleştirmeliyiz ki Sayın Kılıçdaroğlu’nun eli güçlensin.

Burada CHP’yi göz ardı ettiğimi sakın düşünmeyin. CHP sosyal demokrat, reformcu bir partidir. Burada merkeziyetçilik egemen olduğu için oradaki sol ve sosyalist gelenekten gelen arkadaşlardan fazla bir şey bekleyemeyiz.

Dolayısıyla bu fotoğrafta Yeşil Sol Parti karesinde olduğumuzu unutmayalım

Barışla Kalın… Sevgiyle Yaşayın…

Amed’te Yeşil Sol Parti bürosuna silahlı saldırı

Amed’te Yeşil Sol Partisi kadın şecim irtibat bürosuna silahlı saldırıda bulunuldu. Mermiler büroya isabet ederken olay saatinde büroda kimse yoktu

Amed’in Yenişehir ilçesine bağlı Şehitlik Mahallesi’nde bulunan Yeşil Sol Partisi kadın şecim irtibat bürosuna silahlı saldırıda bulunuldu.

Akşam saatlerinde kimsenin büroda olmadığı büroya doğru dört – beş el ateş sıkıldığı duyuldu. Açılan ateşte bazı mermilerin büroya isabet ettiği öğrenildi. Saldırının ardından vekil adayları ve partililer büronun önüne gitti.

HABER MERKEZİ

#Amedte #Yeşil #Sol #Parti #bürosuna #silahlı #saldırı

Til Temir’de 2 çocuk hayatını kaybetti

Türkiye’nin Til Temir’in Elebid köyüne obüslerle saldırısında 2 çocuk öldü, 3 çocuk da yaralandı

Türkiye’ye, bugün yerel saatle 18.00 sıralarında Til Temir’in Elebid köyüne obüslerle saldırı gerçekleştirdi. 10 yaşındaki Meryem Xidir Iwês ile ismi henüz öğrenilemeyen bir çocuk yaşamını yitirirken, Ebdilezîz Xidir Iwês (8), Zehra Xidir Iwês (14), Diya’a Xidir Iwês (6) adlı çocuklar da yaralandı.

Yaralanan çocuklar Til Temir’de Şehîd Lêgerîn Hastanesi’ne kaldırıldı.

Kaynak: MA

#Til #Temirde #çocuk #hayatını #kaybetti

Çocuğa işkence uygulayan polislere ödül gibi iddianame

Licê’de 14 yaşındaki Y. D.’ye işkence yapan polislere  ‘işkenceden’ değil ‘hürriyeti tahditten’ iddianame hazırlandı

Amed’in Licê ilçesinde 21 Mart’ta 14 yaşındaki Y. D.’yi zırhlı araca bindirerek işkence yapıp, Kürtlere küfür etmesini isteyen, İstiklal Marşı, Mehmetçik Marşı ve Gençlik Hitabe’nin ezberlememesi halinde öldürülmekle tehdit ettikten sonra elleri ayaklarını bağlayarak bir dere bataklığında ölüme terk eden 5 polise istedikleri suçlamadan iddianame hazırlandı.

İddianame Lice Sulh Ceza Hakimliği tarafından kabul edildi.

Tutuklama ile iddianame farklı

İsmail Akkuş, Emre Özcan ve Gökhan Bay’ın “kasten silahla ve kamu görevlisinin sahip olduğu nüfus kötüye kullanmak suretiyle yaralama” suçundan tutuklu bulunduğu, Lice Emniyet Amiri Aykut Oral polisler Hayrettin Çakmak’ın adli kontrol tedbirine tabi tutulduğu soruşturma kapsamında hazırlanan iddianamede, şüpheli polislerin soruşturma aşamasındaki suçlamaları reddettiği ifadelerine yer verildi.  Y. D. için verilen darp raporlarına yer verilen iddianamede, Y. D.’nin araç içinde darp edildiğine ve hakaret içerikli küfürlere maruz kaldığı yönündeki beyanları ise “soyut beyanlar” olarak değerlendirildi. Y. D.’nin elleri ve ayaklarının araç içinde plastik kelepçe ile kelepçelendiği ve bir dereye bırakıldığı yönündeki beyanlarının ise kamera kayıtlarında Y. D.’nin zırhlı araçtan bırakılmasının ardından 3 dakika sonra kendi başına tanık U. A.’nın yanında yürüdüğünün görüldüğü belirtilen iddianamede, bunun mümkün olamayacağı iddia edildi.

Mağdur beyanlarına soyut denildi

Polislerin Y. D.’nin yaşını öğrendikten sonra plastik kelepçeleri çıkardıkları, ayaklarına, kafasına basmadıkları yönündeki iddialarının “doğru” kabul edildiği iddianamede, şüpheli polislerin Y. D.’yi zırhlı araç içinde 25-30 dakika izinsiz olarak tutmalarıyla “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” ve Y. D.’nin cep telefonlarını araçtan atmalarından dolayı da “mala zarar verme” suçu işledikleri belirtildi.

İddianamede “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçundan 1 ile 5 yıl arası, “mala zarar verme” suçundan 4 ay ile 3 yıl arası değişen hapis cezasıyla cezalandırılmasını istedi.

Serbest kalabilirler

Tutuklu yargılanmaya tabi olmayan “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” ve “mala zarar verme” suçundan hazırlanan iddianamenin kabul edilmesi durumunda, soruşturma aşamasında “kasten silahla ve kamu görevlisinin sahip olduğu nüfus kötüye kullanmak suretiyle yaralama” suçundan tutuklu olan sanık polislerin serbest bırakılması beklenirken, Diyarbakır Barosu, suçun “işkence” ve “kasten yaralama” olduğunu belirterek, iddianamenin iadesini istedi. Baro, “işkence” ve “kasten yaralamadan” iddianame hazırlanmasını istedi.

Kaynak: MA

 

 

#Çocuğa #işkence #uygulayan #polislere #ödül #gibi #iddianame

CİSST’ten siyasi partilere çağrı: Cezaevlerinde yaşanan sorunları atlamayın

CİSST, seçim beyannamelerinde cezaevlerinde yaşanan sorunlara yeteri kadar yer verilmemesini eleştirdi

Cumhurbaşkanlığı ve Meclis seçimlerinin gerçekleştirileceği 14 Mayıs’ta, 195 bin 705 sandıkta toplam 64 milyon 191 bin 285 seçmen oy kullanacak. Daha once de olduğu cezaevlerinde bulunan binlerce tutuklu da oy kullanacak seçmenler arasında yer alacak. Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Türkiye’nin içinde bulunduğu seçim gündeminde partilerin cezaevlerinde yaşanan sorunlara dair yeteri kadar parti programlarında yer verilmemesine ilişkin yazılı açıklama yaptı.

Af yasası uyarısı

Cezaevlerindeki kalabalıklaşma sorununun kritik bir noktada olduğu belirtilen açıklamada, tutuklulara yönelik genel af yasasının tartışılmadığı kaydedildi. Açıklamanın devamında, “Bu noktada belirtmeliyiz ki genel af yasası, insan hakları standartlarında hazırlanmalı ve tutuklular arasında suç ayrımı yapılmaksızın hazırlanmalıdır. Siyasi tutuklular kapsam dışı bırakan ve suç ayrımı gözetilerek oluşturulan dışlayıcı bir af yasası, genel af mantığına uymayacak ve infazda eşitlik ilkesine aykırılık oluşturacaktır” denildi.

Cezaevlerinde yaşanan sorunlara dikkat çekilen açıklamada şu maddelere yer verildi:

“*Öncelikli olarak; tutuklular  arasında suç türüne göre ayrım yapmadan, siyasi mahpusları yasa kapsamı dışında bırakmadan, ayrımsız bir genel af talep etmekteyiz.

*Ceza adalet sisteminde asgari cezalandırma yaşının çocuğun üstün yararını gözetecek şekilde, iyi uygulama örneklerini de dikkate alarak yükseltilmesini ;

*Bu noktada; hiçbir ayrım gözetmeksizin 30 dakikalık görüntülü görüşme hakkının tüm mahpusların kullanabileceği biçimde yeniden bir hak olarak tanımlanması;

*Mevcut S ve Y Tipi Ceza İnfaz Kurumu inşaatlarının durdurulması başta olmak üzere; kullanıma açılan S ve Y Tipi Ceza İnfaz Kurumları’nın, modern infaz hukuku ve ceza infaz mevzuatının açıkça yasakladığı, cezanın izolasyon temelli infazına neden olmalarından dolayı kapatılmaları ya da mimari olarak yeniden düzenlenmesini;

*Bu hususta; -ATK tarafından hazırlanan tartışmalı ve bilimsellikten uzak raporlara bağlı kalınmadan üniversitelere bağlı eğitim ve araştırma hastanelerinden alınan raporların infazın ertelenmesi için yeterli olmasını,

*Klinik kararlarla ilgili süreçlerin Mandela Kuralları’nda da öngörüldüğü gibi yeterli nitelikte, tam bir klinik bağımsızlıkla hareket eden uzmanlar heyetinin katılımına ve denetimine açık olmasını,

*Sübjektif değerlendirmelere sebep veren “toplum güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmayacağı değerlendirilen” ifadesinin kaldırılmasını;

*COVID-19 sonrasında hapishanelerde uygulanan ve hiçbir yasal dayanağı olmayan tecrit ve izolasyon uygulamalarının kaldırılmasını;

*5275 sayılı İnfaz Kanun madde 62/3 fıkrasında yer alan ve kişilerin haber alma hakları konusunda muğlaklığa yol açan “Kurum disiplinini, düzenini veya güvenliğini bozan ya da tehlikeye düşüren, hükümlülerin iyileştirilmesi amacına ulaşmayı zorlaştıran” kriterinin ulusal ve uluslararası haklar göz önüne alınarak hak temelli bir yaklaşımla düzenlenmesini;

*Bu açıdan; bütün hapishanelerde, R Tipi olan hapishanelerdekine benzer bir ek bölüm kurulmasını;

*Ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü mahpuslar için çalışma hakkının eşitlik ilkesi kapsamında düzenlenmesini ve yaşanan hak ihlalinin giderilmesini;

*Ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü mahpuslara, aileleriyle birlikte görüş yapabilme hakkının verilmesi ve telefon görüş haklarının artırılıp her hafta olmasını talep etmekteyiz.

#CİSSTten #siyasi #partilere #çağrı #Cezaevlerinde #yaşanan #sorunları #atlamayın

Şenyaşar ailesi: Zulme sessiz kalan zihniyet kaybedecek

Adalet Nöbeti’ni sürdüren Şenyaşar ailesi, sanal medya hesabından, ‘Zulme sessiz kalan zihniyet kaybedecek’ paylaşımını yaptı

Riha’nın Pirsûs (Suruç) ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde, AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ile saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de Urfa Adliyesi önünde başlattığı Adalet Nöbeti eylemi 763’üncü gününde devam etti.

Aile, sanal medya hesabından, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ı etiketleyip, “Urfa çarşı esnafının geleneksel Ahililk duasına eşlik etti. Dualarını alarak 762’nci gününde Adalet Nöbeti’mize başladık. Adaleti birlikte getireceğiz. Katliam yapan bizdendir deyip zulme sessiz kalan zihniyet kaybedecek!” paylaşımında bulundu.

RİHA

#Şenyaşar #ailesi #Zulme #sessiz #kalan #zihniyet #kaybedecek

Ermeni Soykırımı’nın 108’inci yılında Erivan’da anma

Ermeni Soykırımı’nın 108’inci yıl dönümü dolayısıyla Erivan’da anma töreni düzenlendi

Ermeni Soykırımı’nın yıl dönümü dolayısıyla Ermenistan’ın başkenti Erivan’da anma töreni gerçekleştirildi. Törene Ermenistan’daki Kürt ve Kürt kurumları da katıldı. Resmi devlet töreni sonrası halk, saat 12.00’de Tsitsernakabert Meydanı’na doğru yürüyerek, anma ateşinin bulunduğu yere karanfil ve çelenk bıraktı.

Anma töreninde konuşan Şêx Tahir ve Silavîk Kelaşyan şunları söyledi: “Bu kara günde Ermeni halkının yanındayız. Bu soykırımla beraber Êzidî toplumumuzun da Ermeniler ve diğer halklarla birlikte katledildiğini biliyoruz”

DIŞ HABERLER

#Ermeni #Soykırımının #108inci #yılında #Erivanda #anma