Ana Sayfa Blog Sayfa 56

Alevi Kurumları’ndan ÇERAĞ’a Sert Tepki: “Amacından Saptı!”

Alevi kurumları, İstanbul Anadolu Yakası’nda oluşturulan ÇERAĞ platformunun kuruluş amacından saptığını belirtti. Alevi Bektaşi Federasyonu, Türkiye Alevi Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından yapılan ortak açıklamada, platformun imzacı kurumlar nezdinde yok hükmünde olduğu vurgulandı. Açıklamada, bazı bileşenlerin Alevi toplumunun rızalığı dışında hareket ettiği ve devletin Alevilik alanına yönelik kurumsal müdahaleleriyle ilişki geliştirdiği ifade edildi.

2018 yılında kurulan ÇERAĞ platformunun amacı, Alevi toplumunun hak mücadelesinde ortak hareket etmek ve kamu kurumlarıyla ilişkilerde ortak bir ses yaratmaktı. Ancak, son dönemde bazı kurumların bu amaca aykırı tutumlar sergilediği belirtildi. Özellikle, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’na karşı yürütülen ortak mücadelenin yerini, bazı bileşenlerin bu kurumla gizli görüşmeler yapması aldı.

Açıklamada, bu tür gizli görüşmelerin Alevi toplumunun birlik ve dirliğini zedelediği vurgulanarak, bazı temsilcilerin kendi başlarına hareket ederek karar almaya başladıkları eleştirisi yapıldı. Alevilerin hak taleplerini kabul etmeyen, cemevlerini ibadethane olarak tanımayan ve devletle işbirliği içinde olan yapıların Aleviler açısından yok hükmünde olduğu ifade edildi.

Sonuç olarak, ÇERAĞ platformunun kuruluş amacına aykırı hareket etmesi nedeniyle görevini yitirdiği ve ortak açıklama imzalayan kurumlar nezdinde artık geçerliliğinin kalmadığı duyuruldu. Bu durum, Alevi toplumunun hak mücadelesindeki birlikteliği zedelememek adına son derece önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Suriye’de Alevilere yönelik katliam, Meclis önünde kınandı.

Ankara’da, Suriye’de Alevilere yönelik artan katliam haberlerine karşı protesto düzenlendi. Meclis Çankaya Kapısı önünde bir araya gelen Alevi kurumları, “Suriye’de insanlık katlediliyor” ve “Alevi halkı yalnız değildir” sloganları attı. Hatay, Adana, Mersin ve Ankara’dan katılanlar, iktidarı bu soykırıma son vermeye çağırdı.

Kurumlar adına açıklama yapan Sabahat Aslan, Suriye’deki soykırıma dikkat çekerek, AKP hükümetinin derhal harekete geçmesi gerektiğini ifade etti. Gazeteci Musa Özuğurlu ise, Alevilere yönelik sistematik bir katliamın sürdüğünü belirterek, Alevilerin yaşam haklarının yok edilmesine yönelik baskılara dikkat çekti.

Özuğurlu, Suriye’deki Alevilerin rejimle bağlantılı olmadığını vurguladı ve iktidarın bu durumu bildiğini, katliamların durdurulması için acilen harekete geçmesi gerektiğini belirtti. Gazeteci Güven Boğa, Alevilerin barışçıl bir halk olduğunu ve yok edilme çabalarına karşı direneceklerini ifade etti.

Protesto sırasında, Alevi toplumu olarak inanç özgürlüklerine ve eşit yurttaşlık haklarına vurgu yapıldı. Eylemciler, Suriye’de yaşananların sadece Alevilere değil, tüm insanlığa karşı bir tehdit olduğunu dile getirdi.

Alevilerin Mehmet Abisi Hakka Yürüdü

Alevi toplumunun sevilen emekçilerinden Mehmet Karaman, 29 Kasım 2025’te Almanya’nın Köln kentinde hakka yürüdü.

11 Eylül 1960 doğumlu Karaman, yaşamının bir bölümünü DEM TV ve IMC TV geçirdi.. Yayıncılığın görünmeyen yükünü omuzlayan Karaman, emeği ve dostluğuyla her zaman yol arkadaşlarının yanında oldu. Çalışkanlığı, sadeliği ve yol dostluğuyla onu tanıyan herkesin “Mehmet Abi”si oldu.

Mehmet Karaman, 3 Aralık 2025’te, kendi ata topraklarında Kürecik Kepez’de hakka uğurlanacak.

Ailesine, dostlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz. Devr-i daim olsun, toprak incitmesin.

 

Alevi Toplumu Nereye? ŞÜKRÜ YILDIZ

Özellikle son dönemde sosyal medya platformları üzerinden birbirine hakaret eden, birbirlerini aşağılayan, birbirlerini tanımayan ve birbirlerinin hukukuna saygı duymayan cümleler ile kelimelerin havada uçuştuğu bir dönemden geçiyoruz. Alevilerin birbirlerine karşı gösterdiği bu kadar tahammülsüzlüğü, başka gruplara, başka kesimlere ve kendilerine saldıranlara karşı aynı ciddiyetle örgütleyemediklerini ve aynı kararlılıkla üzerine gidemediklerini görüyoruz.

Alevi hareketinin en başarılı çalışmalarından bir tanesi deprem döneminde yaşandı. Biz tüm yayınlarımız kesip, kesintisiz 40 gün boyunca deprem özel yayınlar yaptık. Bu süreç içerisinde tüm alanları, tüm hareketleri ve Alevi kurumlarının yapmış olduğu tüm çalışmaları takip etmeye çalıştık. Depremin ilk haberi geldiğinde, devlet ya da yardım kuruluşları bölgeye ulaşamamışken Avrupa’dan –Fransa’dan, Almanya’dan– giden gençler herkesten önce deprem bölgesine ulaştılar ve ellerinden geldiği kadar orada bir can ve nefes olmaya çalıştılar. Bu durum, Alevi gençlerinin örgütlü refleksinin ne kadar güçlü olabileceğini de bir kez daha gösterdi.

Biz de bu dönem içerisinde Alevi hareketinin dayanışmacı ruhunu ve elindeki kısıtlı imkânların bile nasıl devreye sokulduğunu gördük. Depreme mağduru Alevilerin yanı başında kendi kurumlarını görmüş olması büyük bir dayanışma, büyük bir birliktelik ruhu ve büyük bir güven yarattı. MARDEF’in çalışmaları, FEDA’nın çalışmaları, Alevi Birlikleri Federasyonu’nun ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun yürüttüğü çalışmalar ile tek tek derneklerimizin yaptığı çalışmalar, örgütlülüğe ne kadar ihtiyaç duyduğumuzun ve bunun vazgeçilmez olduğunun açık bir resmi olarak önümüze koydu.

Ama ne yazık ki son dönemlerde bunun üzerinden yürütülen tartışmalar, bu çalışmaların gölgesinde verilen iktidar kavgaları ve iktidardakilerin kendi alanlarını koruma sevdaları, Alevi toplumuna daha derin bir acı yaşatıyor. Sizin umudunuzu bağladığınız, geleceğe dair bir şeyler yapmasını beklediğiniz kişilerin sosyal medyanın en dibinde birbirlerine laf yetiştirdiklerini ve Alevi değerlerini hiçe saydıklarını rahatlıkla görebiliyoruz. Bu da toplumda büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor.

Eskiden beri Alevi hareketi içerisinde böyle tartışmalar olurdu. Bir dönemler –yanlış hatırlamıyorsam 90’ların sonları, 2000’lerin başı– AABF içerisinde yine tartışmalar yaşanmıştı. Zülfikar Yalçıkkaya o dönemlerde, sosyal medya yokken, fakslarla tüm derneklere ve medyaya açıklamalar gönderirdi. Yöneticilerin ekonomik çıkar sağladığına dair eleştiriler yapılırdı. Bu eleştirilerin muhataplarından biri de Turgut Öker’di. Tartışmalar üzerine toplantılar, paneller bile yapılmıştı.

Teknolojinin pahalı olduğu dönemlerde alınan küçük bir cihaz bile büyük tartışmalara neden olurdu. A3-A6 formatında baskı yapan pahalı bir makinenin alınması günlerce kavga konusu olmuştu. Kimisi bunun dinleme cihazı olduğunu iddia eder, kimisi ise verilen paranın akıbetini sorgulardı. Sonra Mozaik şirketi kuruldu, ticaretten anlamayan bir topluluk bu işi yürütemedi ve şirket battı. Yine aynı şekilde “kim yedi, ne yapıldı” tartışmaları sürdü.

Maraş’ta ve Terolar’da insanlar direnişe geçmişken, direnişin kendisi ve sonuçları konuşulacağına yardımların nereye gittiği üzerinden kavgalar yürütülüyordu. Alevi hareketi içerisinde olmaması gereken bu tartışmalar, olsa bile bu boyutuyla gündeme getirilmesi sadece birilerini dövmek için zaaf ve yanlışların kullanılması anlamına geliyor, bu da Alevi toplumuna hiçbir şey kazandırmadı ve kazandırmaz.

Hem bu iddiaların sahiplerinin hem de karşısında duranların durumu ciddiyetle ele alması gerekiyor. Bu öyle sokakta harcanacak veya Alevi toplumunun değerlerinin herhangi bir gerekçeyle kullanılacağı bir konu değildir. Bu kurumlar Alevilerin emekleriyle, gözyaşlarıyla yaratılmış kurumlardır, Madımak ve Gazi katliamlarının ardından oluşmuş kurumlardır. Dolayısıyla bu kurumlara daha ciddi yaklaşmak ve yaptıklarını daha ciddi değerlendirmek gerekir.

Alevi kurumlarında yürütülmesi gereken tartışma, “kim ne yedi, ne içti” değil, “Alevi toplumu için neyi örgütleyebildik, neyi örgütleyemedik?” tartışmasıdır. Bugün yürütülmesi gereken en temel meselelerden biri Suriye’de yürütülen katliamdır. Bu katliam karşısında Alevi örgütleri çaresiz kalmış ve beceriksizce hareket etmektedir. Tartışılması gereken budur. Bu katliam karşısında nasıl bir örgütlenme mümkündür? Hangi adımlar atılmalıdır?

Bizim konuşmamız gereken, Türkiye’de çocuklarımızın maruz kaldığı asimilasyon iken, biz bambaşka tartışmalarla oyalanıyoruz. Devlet tarafından kurulan Cem Evi Başkanlığı gibi oluşumların, gelecekte Alevi kurumlarını nasıl etkileyeceği ortadayken, biz bunun karşısında irade oluşturamazken kendi içimizdeki kavgaları merkeze yerleştiriyoruz.

Türkiye’nin geleceğinin tartışıldığı, “yeni yüzyıl” diye ifade edilen bir süreçten geçiyoruz. Bu süreçte Alevilerin esamesi okunmuyor. Bizimkiler ise “sen misin beni temsil eden, ben miyim seni temsil eden” kavgasında. Kusura bakmayın, devlet nezdinde, iktidar nezdinde ve gelecek yüzyıl tartışmalarında hiçbirimiz temsilci olarak görülmüyoruz. Alevilerin geleceğe dair beklentileri kimse tarafından konuşulmuyor.

Herkes gibi Aleviler de geleceğe dair beklentilerini güçlü biçimde ortaya koymalıdır. Bugün toplumsal işbirliğine baktığınızda, kendini ifade etmekte en zorlanan topluluklardan biri Alevilerdir. İktidar medyası yüzlerce televizyon ve dergi ile üzerimize baskı kurarken, muhalefet adı altında bizleri birileri avlarken, biz sanki bu baskı yetmiyormuş gibi kendi aramızda da “kim kiminçisi, kim hangi partiden” tartışmasına giriyoruz.

Alevilerin geleceğe dair umutlarını bu kavgalarla, bu çekişmelerle tüketmeyin. Alevi hareketi zaten zor ayakta duruyor. Bu yapıları daha güçlü kılmanın yolunu ve birlikte yürüyebileceğimiz yolları bulmamız gerekiyor. Ama ısrarla çatışmanın örgütlendirildiği, gerginliğin yükseltildiği ve birlikte hareket etme kültürünün yok edildiği bir sürece tanıklık etmek istemiyoruz.

Alevi hareketinin en zor dönemlerinde bile toplumdan bu kadar uzaklaşılmamıştı, tabandan bu kadar kopulmamıştı, Alevilik değerlerine bu kadar yabancılaşılmamıştı.

Bu nedenle tüm sorunlarımızı çözecek bir Alevi bakış açısının hepimizde egemen olması gerekir. Farklılıklarımız zenginliğimizdir. Alevilerin sorunlarını çözmek konusunda izlediğimiz yolların farklı olması bizi ayrıştırma gerekçesi haline getirmemelidir. Biz bu farklılıklarımızla zenginiz, bu farklılıklarımızla güçlüyüz. Aksi halde Yezid’in sofrasındaki, Muaviye’nin sofrasındaki insanlara dönüşürüz.

Bu nedenle herkesin kendine bir kez daha aynayı tutması ve “Benim çıkarım mı, yoksa toplumun çıkarı mı?” sorusunu vicdanıyla cevaplaması gerekiyor.

Alevi Pirleri ile Semavi Dinlerin Ruhani Önderleri Arasındaki Fark KENAN KÜÇÜK

Semavi dinlerde ibadetler, haham, papaz veya imam gibi ruhani önderler aracılığıyla yürütülür. Bu görevliler, kutsal kitaplara ve yazılı kurallara dayanır, ibadetin biçimini ve anlamını belirler. Bireyin rızası çoğu zaman sorulmaz, ibadet topluca ve kurallar çerçevesinde yapılır. Alevilik ise bu yapıdan tamamen farklıdır. Pir, gönülden ve rızalık temelinde rehberlik eder, hizmeti, sorumluluk bilinci ve Hakikat arayışıyla yürütür. Pir, Yol’un sahibi değildir; Yol’a canların rızasıyla hizmet eder. Semavi dinlerde otorite merkezden gelirken, Alevilikte rehberlik gönülden, Hakikat’ten ve yaşam deneyiminden doğar.

Aleviliğin erkanları ve ritüelleri, öbür dünyada cennete gitmek için değil, bu dünyada barışı, kardeşliği, adaleti ve doğayla, canlılarla uyum içinde yaşamayı sağlamak için uygulanır. Cemler, ziyaretler ve doğayla kurulan ritüeller, sadece ibadet değil, Yol’un öğretilerini ve Pir’in rehberliğini deneyimlemenin yollarıdır. Dağlar, nehirler, ağaçlar ve kutsal mekanlar, Hakikati hissedebildiğimiz ve rızalıkla yaklaştığımız alanlardır. Semavi dinlerde ibadetler daha çok ritüel ve kurallara dayanır, Alevilikte ise yaşamın kendisi rehberdir.

Alevilik, başkasını taklit ederek değil, kendi özünü, kendi değerlerini ve kendi erkanını yaşayarak anlam kazanır. Başka bir inancın ritüelleriyle kendini örtmek, takiyeye başvurmak, kişinin hem Yol’dan hem de kendi özünden uzaklaşmasına yol açar. Pir, talibini Hakikate yönlendirir; ama bu yönlendirme gönül ve rızalık temelindedir. Alevi Yol’u, bireyin özgür iradesi ve sorumluluğu ile yaşanır, taklit veya dışarıdan kopya ile değil.

Alevilikte iyi insan olmanın ölçüsü yalnızca ibadet değildir, yaşamın tamamı bir bütün olarak değerlendirilir. İyiyi, güzeli, adaleti ve barışı yaşatmak, insanları incitmemek, doğayı hor görmemek, canlıya kıymamak ve dünyayı daha yaşanır hale getirmek Yol’un temel amaçlarındandır. Semavi dinlerde ibadet çoğunlukla öbür dünyaya yönelik düzenlerken, Alevilik bu dünyada Hakikati yaşamak için erkan ve ibadeti uygular. Bu bağlamda Alevilik, çağa uyum sağlayan, sorgulamayı ve sorgulanmayı kabul eden özgür bir inançtır.

Cem erkanı gönül birliği ve rızalık temelinde yürür. Pir, ceme başlamadan önce tüm taliplerden rızalık alır, kadın, erkek, zengin veya fakir fark etmez, herkes eşittir. Küskünler ve dargınlar, gönül birliği oluşmadan aynı meydana oturamaz. Semavi dinlerde ibadetin katılımı bireyin hazır olmasına bağlı olsa da, ibadet biçimi ve yönetimi merkezi otoriteye bağlıdır. Alevilikte ise erkan, gönül ve rızalık ile yaşanır, bu, Yol’un adalet ve barış anlayışının temelidir.

Aleviliğin özgünlüğü, başkalarını taklit etmeden, kendi nefesini, kendi erkanını, Pir’in rehberliğini ve kendi Hakikat arayışını yaşamasında ortaya çıkar. Takiyeye başvurmak veya kendini farklı göstermek, kişinin hem Yol’dan hem de kendi özünden uzaklaşmasına neden olur. Semavi dinler, bireyi belirlenmiş kurallara uymaya yönlendirirken; Alevilik bireyin Hakikat arayışını, özgürlüğünü ve sorumluluğunu yaşamasına izin verir.

Alevilik, çağın gereklerine uygun olarak değişimi, yeniliği, sorgulamayı ve sorgulanmayı kabul eder. Katı dogmalara bağlı kalmaz, yaşam içinde olgunlaşmayı ve Hakikati aramayı esas alır. Semavi dinlerde dogmalar sabittir ve değişmez; Alevilik ise değişime ve yenilenmeye açıktır, çağın koşullarına göre Yol’u yorumlar.

Tüm dinler kendi içinde değerlidir, herkes kendi inancını özgürce yaşayabilir. Alevilik ise hiçbir dine bağlı değildir. Kendi özgün inancı, dünya görüşü ve erkan anlayışıyla varlığını sürdürür. İnsan, doğa, rızalık, adalet ve Hakikat, Alevi Yol’unun merkezindedir. Her can bu yolculukta bir tercih yapmak zorundadır: Ya Alevi olmanın sorumluluğunu üstlenir, Yol’un erkanını ve Hakikatini yaşar, ya da görmek istediği inancın içinde yolunu seçer.

Bu tercih kimseyi küçültmez, kimseye üstünlük kazandırmaz. Önemli olan, kişinin kendine ve yaşadığı inanca karşı dürüst olmasıdır. Hakikat, ancak özüne sadık olanda tecelli eder, takiyede değil. Yol, özgürlükle, sorgulamayla ve yaşamın içinde Hakikati aramakla yürünür.
Hakikat delilinin ışığı, özüne sadık kalanda parlar, takiyede değil.

alevi haber ağı

Hüseyin Mat: Alevilerin Hak Mücadelesi Tarihsel ve Bilimsel Temele Dayanmalı

Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Genel Başkanı Hüseyin Mat, Ludwigsburg Cemevi’nde gerçekleştirilen “Tekke ve Zaviyeler Kanunu, Cumhuriyet ve Aleviler” panelinin Alevilerin hak mücadelesi açısından önemli bir buluşma olduğunu belirtti. Mat, bu tür etkinliklerin tarihsel ve toplumsal hafızayı besleyerek, Alevilerin hak arayışında kritik bir rol oynadığını vurguladı.

Panelin önemine işaret eden Mat, Alevilerin hak mücadelesinin tarihsel gerçekler ve bilimsel bilgi temelinde yürütülmesi gerektiğini ifade etti. Bu mücadelenin, geçmişin anlaşılması ve bugünün doğru okunması açısından büyük bir önem taşıdığını belirten Mat, gelecek için sağlam bir bilinç oluşturmanın da gerekliliğine dikkat çekti.

Ortak hafıza ve ortak akıl etrafında şekillenen mücadelenin, yalnızca güncel sorunlara değil, geleceğin çözümlerine de ışık tutacağını dile getiren Mat, tarihini bilen bir toplumun özgür bir gelecek inşa edebileceğini söyledi.

Hüseyin Mat, bu anlamlı panelin gerçekleşmesine katkı sunan tüm katılımcılara ve organizasyonda görev alanlara teşekkür etti. Özellikle Ludwigsburg Cemevi’ne, konuşmacılara ve etkinlikte yer alan dostlara minnettarlığını ifade etti.

Alevi Kurumları Meclis Önünde Suriye’deki Soykırıma Dikkat Çekti

Suriye’de Alevi halkına yönelik devam eden katliamların durdurulması amacıyla Arap Alevi kurumları ve dayanışma gösteren demokratik çevreler, 2 Aralık’ta Türkiye Büyük Millet Meclisi Çankaya Kapısı önünde basın açıklaması düzenleyecek. Bu açıklamada, kamuoyuna “Sessizlik suç ortaklığıdır” çağrısı yapılacak.

Halkın güvenliğini tehdit eden HTŞ gibi cihadist grupların saldırıları, Türkiye’de de protesto edilmeye devam ediyor. 2 Aralık günü saat 10.00’da gerçekleştirilecek basın açıklamasında, Alevi halkına yönelik saldırıların sistematik bir soykırıma dönüştüğü vurgulanacak.

Arap Alevi kurumları, Türkiye kamuoyunun ve uluslararası toplumun bu duruma karşı daha net bir tutum alması gerektiğine dikkat çekecek. Açıklamada, katliamların derhal durdurulması, Alevilerin güvenliğinin sağlanması ve sorumluların yargılanması talep edilecek.

Basın açıklamasının ana mesajlarından biri de sessiz kalan devletlerin ve uluslararası kurumların sürecin bir parçası haline geldiği üzerine olacak. İnsan hakları savunucuları, demokratik kitle örgütleri ve Suriye’deki Alevi halkıyla dayanışma göstermek isteyen tüm yurttaşlar, bu önemli etkinliğe davet ediliyor.

Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü’nde DAKME’den anlamlı anma!

Dortmund ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla anlamlı bir etkinlik düzenledi. Etkinlik, erkek şiddeti sonucu hayatını kaybeden kadınlar anısına yapılan bir dakikalık saygı duruşuyla başladı. Kadına yönelik şiddetin çeşitli boyutları ve toplumsal etkileri üzerine yapılan konuşmalar, katılımcılara derin bir farkındalık kazandırdı.

Etkinliğin açılışında söz alan Saniye Solgun, kadına yönelik şiddetin farklı türlerini ve bu şiddetin toplumsal boyutlarını ele aldı. Ardından Dr. Saffet Taşgenç, şiddetin sadece fiziksel yönüyle değil, aynı zamanda psikolojik, ekonomik ve sosyal etkileriyle de kadınların yaşamlarını nasıl etkilediğini vurguladı. Taşgenç, kadınların karşılaştığı psikolojik travmaların yanı sıra, beden bütünlüğüne yönelik tehditler ve sağlık üzerindeki olumsuz etkileri hakkında bilimsel verilerle bilgi verdi.

Dr. Taşgenç, şiddete maruz kalan kadınların destek mekanizmalarına erişiminin önemine dikkat çekerek, bu konudaki farkındalığın arttırılması gerektiğini belirtti. Etkinlik, DAKME Müzik Grubu’nun seslendirdiği ezgilerle sona erdi ve katılımcılar, bir araya gelerek dayanışma içinde olduklarını hissettiler.

Tekke ve Zaviye Kanunu’nun 100. Yılı: Alevi Ocaklarına Yönelik Saldırılar!

Tekke ve Zaviye Kanunu’nun 100. yılı dolayısıyla Alevi toplumsallığının hedef alındığına dikkat çeken DAD Genel Merkez Eğitim Sekreteri Hüseyin Ozan, Alevilerin ocak ve dergahlarının kapanmasının büyük bir tahribat yarattığını belirtti. Ozan, Alevi hakikatine dayalı, güçlü örgütlenmelerin eksikliğini vurgulayarak, ocaklar olmadan toplumsallığın yeniden inşasının mümkün olmadığını ifade etti.

30 Kasım 1925’te yürürlüğe giren bu yasa ile Alevi ocakları ve dergahlarının kapatılması, Alevi Bektaşilerin inancının ortadan kaldırılmasına yönelik bir adım olarak değerlendiriliyor. Ozan, bu durumun yalnızca Cumhuriyet döneminde değil, Osmanlı döneminde de Alevi tekkelerinin kapatılması ile başladığını hatırlattı. Ozan, bu yasaların, Alevi toplumsallığını dağıtmayı ve kültürel asimilasyonu hedeflediğini açıkladı.

Alevilik, tarihi ve toplumsal bir alternatif model olarak devletsiz bir yaşam biçimini temsil ederken, bu yasaların Alevi toplumsallığına yıkıcı etkileri olduğunu vurgulayan Ozan, günümüzde Alevilerin rehberliğini kaybetmiş bir halk gerçeği ile karşı karşıya kaldığını belirtmiştir. Alevi kimliğinin zayıflaması ve asimilasyon sürecinin kaçınılmaz hale geldiğini dile getirdi.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Alevi inancına yönelik müdahaleleri ve ‘Alevi Diyaneti’ gibi yapıların varlığına da dikkat çeken Ozan, devletin din alanından elini çekmesi gerektiğini savundu. Ozan, demokratik bir zihniyetin hâkim olduğu bir toplumun inşasının önemine vurgu yaparak, farklı kimliklerin tanınması ve barış sürecinin bu anlamda hayati olduğunu ifade etti.

Son olarak, Tekke ve Zaviye Kanunu’nun kaldırılmasının tek başına anlam ifade etmeyeceğini belirten Ozan, bir zihniyet değişikliğine ihtiyaç duyulduğunu ve demokratik bir birliğin sağlanmasının şart olduğunu dile getirdi. Bu bağlamda, Alevi ve diğer halkların ortak mücadele etmesi gerektiğini vurgulayarak, gelecekte daha demokratik bir yaşamın inşa edilmesi gerektiğini söyledi.

Alevi örgütleri, 2 Aralık’ta Meclis önünde adalet talep edecek!

Alevi örgütleri, Suriye’de Alevilere yönelik artan katliamları protesto etmek üzere 2 Aralık’ta Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde toplanacak. Protesto, özellikle son günlerde Lazkiye, Humus, Hama ve Tartus gibi bölgelerde yaşanan saldırılara dikkat çekmek amacıyla gerçekleştirilecek.

Adana, Mersin ve Hatay’daki Arap Alevi kurumlarının da destek vereceği eylem, saat 10.00’da Meclis’in Çankaya Kapısı önünde yapılacak. Alevi örgütleri, bu etkinlikle inanç özgürlüğüne ve eşit yurttaşlık ilkesine vurgu yaparak, Alevilere yönelik ayrımcılığı ve şiddeti kınayacak.

Suriye’deki durumun ciddiyetine dikkat çeken Alevi temsilcileri, katliamların durdurulması ve Alevilerin güvenliğinin sağlanması için uluslararası toplumun harekete geçmesini talep ediyor. Eylem, Alevi toplumunun sesini duyurmak ve dayanışma sağlamak açısından önemli bir fırsat olarak değerlendiriliyor.