Ana Sayfa Blog Sayfa 562

Ari’den tüm seçmenlere ‘Yanımızda olun’ daveti

Kadınlar olarak kalıplaşmış yargıları kıracağız diyen Yeşil Sol Parti  Ankara 2’nci bölge milletvekili adaylarından Sima Ari, ‘Tek adama hayır diyerek çoğulculuğu savunacağız’ dedi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), 14 Mayıs’a 20 gün kala seçim çalışmalarını her yerde aralıksız sürdürüyor. Seçim beyannamelerinin açıklanmasının ve aday tanıtımlarının ardından sahaya inen adaylar, halkla buluşarak demokratik ve özgür bir ülke için “Neden 3’üncü yol ve Yeşil Sol Parti” sorusunun cevabını seçmenlere anlatıyor.

Genç temsiliyet

Listelerinden en çok kadın adaya yer veren Yeşil Sol Parti, gençliğin temsiliyetine de öncelik veren bir parti olarak dikkat çekiyor. Yeşil Sol Parti’nin genç ve kadın adaylarından biri de Ankara 2’nci bölge adaylarından Sima Ari. Aslen Wanlı olan ve Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı bölümünü bitiren 23 yaşındaki Ari, JİNNEWS’ten Melek Avcı’ya konuşarak Yeşil Sol Parti ile kadın ve gençlere yönelik kalıplaşmış yargıları kıracaklarını söyledi.

 ‘Yolumuz doğru yol olduğuna inanıyorum’

Bir Kürt olarak mücadelenin doğduğu anda başladığını söyleyen Ari, seslerini daha iyi duyurabilmek için Yeşil Sol Parti çatısı altında bir araya geldiklerini söyledi. Ari, “Bir Kürt olarak, her zaman her şeyin içerisindeydim ve büyüdükten sonra anlıyorsunuz ki bunları siyasi alana da taşımak gerekiyor. Yeşil Sol Parti’nin öncesinde de annem ve babam hep HDP’nin içerisindeydi. Burada olmamın en büyük destekçileri de annem ve babam. Asimile olmaya doğru giderken, bir yol ayrımına girdik. Bu yola girmeye karar verdik ve yolumuzun doğru olduğunu düşünüyorum” dedi.

‘Başarabileceğimize inanıyorum’

Halka kendilerini inandırabileceklerini belirten Ari, seçim çalışmaları sırasında çok iyi tepkiler ile karşılandıklarını dile getirdi. Ari, “Gençlere, kadınlara ve büyüklerimize kendimizi tanıtabileceğimizi, kendimizi inandırabileceğimizi, anlatabileceğimizi ve onların bizi anlayabileceklerine inanıyorum. Yeşil Sol Parti ile başarabileceğimize inanıyorum. Yaklaşık 70 yılı aşkın bir süredir yöneten sağcıları göndermemiz gerektiğini düşünüyorum ve Yeşil Sol Parti önce kadınlara sonra gençlere bu fırsatı sunuyor” ifadelerini kullandı.

Anadil vurgusu

Partinin her zaman gençlerin ve kadınların destekçisi olduğunu söyleyen Ari, “Gençler neden Yeşil Sol Parti’de yer almalı? Bir kere burada ayrımcılık yok. Ben hem bir kadın olarak hem de bir genç olarak kendimi buraya ait hissediyorum. Başladığımız yolda ne kadar destekçimiz olduğunu işin içerisine girdiğimizde görüyoruz. Diğer partilerin aksine bir ayrım söz konusu olmadan herkesi yanımıza davet ediyorum” dedi.  Anadilde eğitime de vurgu yapan Ari, “ilkokul, ortaokul, üniversite fark etmeksizin anadilde eğitimi hedefliyoruz. Buna inanıyoruz, bunu savunuyoruz” dedi.

‘Herkesin özgür olmasını sağlayacağız’

14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerin kader seçimi olduğunu belirten Ari, kadınların Yeşil Sol Parti’nin yanında yer almanın önemine vurgu yaptı. Ari, “Bu ataerkil sisteme bir son vermemiz gerektiğine inanıyorum. Çünkü biz Yeşil Sol Kadınları olarak kalıplaşmış yargıları aşacağız. Sadece aileden ibaret değiliz, özgürleşeceğiz ve herkesin özgür olmasını sağlayacağız. Kadınlar yıllardır eziliyor ve bize yapılan haksızlıklara artık ‘dur’ dememiz gerekiyor. Din, dil, ırk, mezhep fark etmeksizin hepimiz için Yeşil Sol Parti’ye oy verip neler yapabileceğimizi görmelerini istiyorum. Bu yüzden sandıkta oylarınız Yeşil Sol Parti’ye” sözlerini kullandı.

ANKARA

 

 

#Ariden #tüm #seçmenlere #Yanımızda #olun #daveti

Hasan cemal: Kürt sorunu çözülmeden Türkiye’de demokrasi olmaz

Yeşil Sol Parti’den milletvekili adayı olarak siyasete girmeye hazırlanan Hasan Cemal, ‘Kürt sorunu çözüm rayına oturmadan Türkiye’de ne demokrasi olur ne özgürlük olur ne hukuk olur ne adalet olur’ dedi

Cumhurbaşkanlığı ve 28’inci dönem milletvekilliği seçimlerine 20 gün gibi kısa bir süre kalırken, partiler ve partilerin adayları seçim bölgelerinde çalışmalarına devam ediyor.

Çalışmalarına Kurdistan, Türkiye ve Avrupa’da devam eden Yeşil Sol Parti adayları da her gittikleri yerde coşkulu bir şekilde karşılanıyor. Partinin birçok kesimden adayları bulunurken, onlardan biri de gazeteci Hasan Cemal.

54 yıldır gazetecilik yapan ve 1944 İstanbul doğumlu olan Cemal, 1965’te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olmasının ardından 1969 yılında gazetecilik hayatına adım attı.

Birçok yerde çalıştı

Birçok gazetede muhabirlik, temsilci ve genel yayın yönetmenliği görevlerinde bulunan Cemal, 1989 Nokta Dergisi’nin Doruktakiler ve Gazeteciler Cemiyeti Fıkra Ödülü’nü, 1986’da Sedat Simavi Ödülü’nü kazanarak yılın gazetecisi seçildi. 2013’te yazdığı yazılarından dolayı Milliyet gazetesindeki işine son verildi. 2013’ten beri T24’te gazetecilik hayatını sürdüren Cemal, Yeşil Sol Parti’den İstanbul’da milletvekili adayı oldu.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin (Yeşil Sol Parti) adaylık teklifini Kürt sorununun çözümü için elinin taşını altına koyacağını belirterek kabul eden Cemal, sorunun çözümü ve çözümsüzlüğü üzerine değerlendirmelerde bulundu, diyalog ve müzakereye işaret etti.

Cemal adaylığı, seçimler ve önümüzdeki sürece dair Mezaopotamya Ajansı’ndan ( MA) Özgür Paksoy’un sorularını cevapladı.

*54 yıllık gazeteci Hasan Cemal’i siyasete atılma kararına götüren etkenler neler oldu?

54 yıllık geçmişi bırakmadım tabi. Bu 54 yıllık geçmişte yaşadıklarım beni sonunda bu yaşta siyasete itti. Siyasette bir takım şeyleri yapabileceğimi düşündüm, daha önce görüyordum, konuşuyordum, hissediyordum, yazıyordum. Şimdi bütün bunları acaba bu sorunları çözebilir miyim, bu acılara son verebilir miyim diye, böyle bir süreçte katkım olur mu diye siyasete girdim. Beni siyasete bu dönemde sokan geçmişte Kürtlerin yaşamış oldukları acılardır. Ben Kürt sorununu, Kürt meselesini Kürtlerin arasında dolaşarak, Irak ve Suriye Kürdistan’ında, sonra Türkiye Kürdistan’ında Kürtlerle tanışarak, onların acılarını hissederek, onların acılarına dokunarak Kürt meselesi nedir öğrendim. Bir de girerken de Kürtlerin yaşadıkları acıların ürünü olan siyasi parti bana teklif yaptı ve kabul ettim. Çünkü o Kürtlerin yaşadıkları acıların ürünü olan bir siyasi hareket. Onun için tercihim HDP oldu.

*Kürt sorunu yüz yıllık bir sorun, bugüne neden çözümsüzlükle geldi?

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren bir devlet şekli var, üniter devlet, uluslaşma… Bu süreçte Kürt kimliği, Kürt dili inkar edildi, yok sayıldı. Bu Kürt sorununun temelini oluşturdu. Fakat zaman içinde bu çözümsüzlük bir yerde Türkiye’de dağın da yolunu açtı. Yaşanmaya başlayan acılar yeniden bu sorunu düşündürmeye başladı insanları, iktidarları, siyasetçileri. Evelce yazılamayanlar yazılmaya başladı. Ve nihayet Kürt sorununun çözümü dediğimiz olgu sahneye çıktı. En çok da Erdoğan’ın 2000’li yılların başından itibaren çok sahneye çıktı. Erdoğan’ın Kürt sorununu askerin gölgesinden kurtarmaya başlaması, “Kürt sorunu vardır, devletin de hataları vardır” diyerek 2005’teki Diyarbakır konuşması var, bu çok önemli.

Görüşmelerin sonunu getiremedi

Oslo’ya görüşmelere Kandil’in karşısında, PKK’nin temsilcileri karşısında kendi siyasi temsilcisini de göndermesi Türkiye’de bir başbakanın yaptığı ilk siyasi tavırdır. Hakan Fidan, bugünkü MİT Müsteşarını göndermişti. Bunların hepsi olumlu gelişmelerdi. Sonra sonunu getirmedi Erdoğan, masaya tekmesini attı. Hepsi gitti ve Kürtler nezdinde Erdoğan inandırıcılığını ve güvenirliğini kaybetti. Kürt sorununu yeniden savaş yoluna soktu.

*Bugün gelinen noktadan bakınca, o dönemleri samimi buluyor musunuz?

O dönem samimi miydi? Hayır samimi değildir, gizli gündemi vardır, takiye yapıyordur, diyemiyorum. O zamanki siyasi konjonktür onu öyle düşünmeye sevk etti. Ama donanımlı değildi bu konuda. Kürt sorunu nedir bilmiyordu. Kürt sorununu yüreğinde hissetmiyordu, Kürt sorunu nasıl çözülür bu konuda bir şey bilmiyordu. Kürt sorununun çözümünü sadece bir affa ve dağdan inmeye bağlamıştı. Bu da hiçbir şekilde yeterli değildi.

*Siz bu memlekette sorunu kendine dert eden isimlerden birisiniz, Beka’ya, Kandil’e gittiniz, muhataplarıyla birebir görüştünüz. 2013 ile 2015 yılları arasında tarihi bir döneme tanıklık ettik, neden çözülmedi?
O sorunu tamamen kendi siyasi çıkarları açısından bir araç haline getirdi. Bu sorunu çözer gibi yapıp, oy alacağını düşündü. Oysa oy kaybetmeye başladığını görünce de vazgeçti. Her şeyi oy hesabına bağladı. Yaz bir kenara, Erdoğan’dan kurtulmadan bu çözüm yolu açılmaz.

*Çözüm için ne yapılmalı?

Şunu bir kenara özellikle yazın, Kürt sorununun çözümü bir uzlaşma sayesinde olabilir. Herkese kendi taleplerini dayatarak Kürt sorununu çözemezsiniz. Bir defa Kürt sorunun çözümü için bir masa lazım. Bu masanın etrafında konunun bir numaralı muhatabı ya da sorumlusu, liderleri oturur. Kürt liderler dahil, siyasi liderler oturur o masada konuşur. Bir de yol haritası olur önlerinde. Bu ancak uzlaşma ruhu yakalanarak olur. Kavgayla, dövüşle olmaz. Bugüne kadar kavgayla dövüşle bu iş olmadı. Tam tersine iş gitti çıkmaza saplandı.

*Bir uzlaşma ruhu görebiliyor musunuz?

Şimdi Türkiye’de bir uzlaşma ruhunun uyandığını, kıpırdadığını görüyorum. Bunun en anlamlı göstergesi, Kemal Kılıçdaroğlu’nun liderliğinde Altılı Masa’nın kurulmasıdır. Altılı Masa’nın kurulması ve demokrasi platformu çevresinde birleşmeleri, uzlaşma ruhunun yakalandığını gösteriyor. Aynı şekilde HDP’nin, Yeşil Sol Parti’nin, Kürtlerin bu Altılı Masa’ya ya da Millet İttifakı’na destek veriyor olmaları da uzlaşma ruhuna onların da katıldığını gösteriyor. Bizim bu olayı götürmemiz lazım. Türkiye’de siyaset, Türkiye’de Meclis çatısı altında siyaset, Türkiye’de siyaset meydanında siyaset, hep düşmanlar arası yapılıyor. Oysa siyaset demokrasilerde rakipler arasında yapılır. Bizler Türkiye’nin sorunlarını en başta da en yakıcı sorunu olan Kürt meselesini çözüm rayına oturtmak istiyorsak, çözüm demiyorum, çözmek demiyorum, çözüm rayına oturtacaksak önce bu uzlaşma ruhunu yakalayıp, bir masanın etrafında toplanıp, irademizi koyup, kolayından zoruna doğru ve öncelikleri iyi düşünerek kolları sıvamak gerekiyor.

*Ülkede ciddi bir demokrasi sorunu da var. Kutuplaşmanın geldiği nokta sizin de malumunuz. Çözümün Türkiye’ye katkısı neler olur?

Kürt sorunu çözüm rayına oturmadan Türkiye’de ne demokrasi olur ne özgürlük olur ne hukuk olur ne adalet olur. Tüm sorunların gelip dayandığı konu Kürt sorunudur. Kürt sorunu, bu en yakıcı sorunu çözüme uzlaştırmadan, hiçbir yere gidemez Türkiye. Dünyada da böyle, Kuzey İrlanda’da İRA sorunu böyle olmuştur.

*Son yazınızda “Elimi taşın altına koyuyorum” dediniz. Nasıl bir sürece hazırlanıyorsunuz?

Evet, bunun için koyuyorum. 14 Mayıs gece yarısını bir görelim, ondan sonra daha rahat konuşabileceğiz. Eğer Erdoğan gitmişse, işimiz daha kolaylaşır. Kolaylaşır derken de bu işler bir anda bitecek değil. Yine zor bir süreç olacaktır, zorlukları vardır ama Erdoğan dönemi gibi olmayacaktır.

*14 Mayıs için nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?

Ben 14 Mayıs’ta çok büyük bir ihtimal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı olacağını, Meclis’te de Millet İttifakı artı Emek ve Özgürlük İttifakı’nın çoğunluğu sağlayacağını görüyorum. Rahat 360’ın üzerine çıkabilir. Ama burada bir kritik nokta var. Bugün Tayyip Erdoğan’a çalışan Muharrem İnce’dir. Muharrem İnce’nin yüzde 6’yı bulur, üstüne çıkarsa birinci turda yine geride kalır Tayyip Erdoğan ama ikinci tura kalır. Muharrem İnce yüzde 6’nın altına düşerse ki bu seçim yaklaştıkça yakın bir ihtimal, o zaman birinci turda Kılıçdaroğlu kazanır.

*Bütün partiler sahada, seçmenden oy istiyor. Cumhur İttifakı’nın seçim kampanyasını takip ediyor musunuz? Hem bir gazeteci hem bir siyasetçi olarak nasıl görüyorsunuz?

Rezillik, ülkeyi bugüne kadar nasıl kutuplaştırdıysak, karşısında olanları nasıl şeytanlaştırdıysa buna devam ediyor. Başka bir siyaset tarzı, üslubu yok ki Erdoğan’ın. Türkiye bugün yolsuzluğun, rüşvetin bataklığına saplanmış durumda. Türkiye bugün krizler ülkesi. Türkiye’de bugün gençlerin gelecek umudu sönmüş durumda. Türkiye’de bugün kadınlar illallah demiş durumdalar. Bütün bunlardan Türkiye, bütün insanlarıyla kurtulmak istiyor.

Bunu da zorlaştıran, yanına HÜDA PAR’ı, Hizbullahçıları, Fatih Erbakanları alarak, bunun daha da Türkiye’yi Ortaçağ düzenine çekmek isteyen Erdoğan engeli var. HÜDA PAR’ı, Hizbullah’ı siz Kürtler çok daha iyi biliyorsunuz. Böyle bir şey kabul edilebilir mi? Kabul etmediğimiz için de mücadele ediyoruz. Ben yıllar yılı gazeteciliğimde kalemimle en ağır eleştirileri yazdım Erdoğan’a karşı. Bugün de bunun için siyasete giriyorum.

İSTANBUL

#Hasan #cemal #Kürt #sorunu #çözülmeden #Türkiyede #demokrasi #olmaz

Yeşil Sol Parti’yi hedef alan AKP’li Abak’a yanıt: Geri sayım başladı

Yeşil Sol Parti Aydın Milletvekili adayı Ebru Günay, AKP’li Mustafa Abak’ın kendilerini hedef alan sözlerine cevap vererek, ‘Geri sayım başladı buradayız birlikte değiştireceğiz’ dedi

KP Aydın milletvekili adayı Mustafa Abak Yeşil Sol Parti adaylarını hedef alarak, “HDP’nin Aydın’dan milletvekili çıkartması demek Menderes’in ve Efeler’in kemiklerini sızlatmak demek” dedi.

Laflarını tartıp biçsinler

Abak’ın sözlerine cevap veren Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü ve Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Aydın milletvekili adayı Ebru Günay, sanal medya hesabından şu paylaşımı yaptı: “Ülkenin her karışını yandaşlarına parselleyen Akp’liler Yeşil Sol Parti’nin Aydın’dan vekil çıkarmasından rahatsızlar. Halka söyleyecek sözleri olmayanlar, halka hesap vermesi gerekenler konuşurken laflarını tartıp biçsinler çünkü geri sayım başladı #BuradayızBirlikteDeğiştireceğiz.”

AYDIN

#Yeşil #Sol #Partiyi #hedef #alan #AKPli #Abaka #yanıt #Geri #sayım #başladı

Adana’da coşkulu gençlik şölenine polis saldırısı

Adana’da Yeşil Sol Parti’nin kadın seçim bürosu açılışında gençlerin coşkulu şöleninde polis havaya ateş açarken, kitleye gaz sıkıldı, parti bayrakları söküldü

Adana’da gençler, merkez Seyhan ilçesine bağlı Ova Mahallesi’nde bulunan Yeşil Sol Parti kadın seçim bürosu önünde dün akşam şölen düzenledi. Şölene Yeşil Sol Parti Adana milletvekili adayları Tülay Hatimoğulları, Rojbin Çelik, Ferhat Kabaiş ve Şükran Efetürk ile yüzlerce genç katıldı. Şölende yerel sanatçıların seslendirdiği ezgiler eşliğinde kitle halaya durup, sık sık “Biji Serok Apo”, “Be serok jiyan nabe” ve “Direne direne kazanacağız” sloganları attı. Gençler yaktıkları meşaleler ve konfetiler ile atılan havai fişeklerle geceyi aydınlattı.

Şölen kısa bir konuşma yapan Yeşil Sol Parti Adana milletvekili adayı Tülay Hatimoğulları, gençlerin bu toplumun dinamiği olduğunu ifade ederek, sorunlarını çözeceklerini kaydetti. Hatimoğulları, “Sizler özgürlüğün sesi, isyanın, çığlığısınız” diye konuştu. YÖK’ün gençler üzerindeki etkisine değinen Hatimoğulları, “YÖK gibi kurumları yerle bir edeceğiz, yıkacağız” dedi.  Yeşil Sol Parti Adana milletvekili adayı Rojbin Çelik de gençlerin önemine değinerek, sorunları birlikte çözeceklerini sözlerine ekledi.

Zırlı araçla provakasyon girişimi

Konuşmalar ardından adaylar, gençlerle halaya durdu. Bu esnada zırhlı araçlarla şölen alanına gelen polis, kalabalığın arasına dalarak, provokasyon girişiminde bulundu, havaya ateş açtı. Gençlerin direnişi karşısında alandan geri çekilmek zorunda kalan zırhlı araçlar, bir süre sonra tekrar geri gelerek gaz bombalarıyla kitleye saldırdı.  Gençler saldırı karşısında polise taşlarla karşılık verdi.

Yaşananların ardından şenlik sonlandırılırken, polis, seçim bürosunun önündeki parti bayraklarını zabıtalarca söktürdü.

ADANA

#Adanada #coşkulu #gençlik #şölenine #polis #saldırısı

Halk kayyum anlayışını 14 Mayıs’ta bitirecek

Kadınlara yönelik baskının arttığı, gelecek umudu olmayan gençlerin terk ettiği Bedlîs’te, en önemli sorunların başında işsizliğin ve kimliksizleştirmenin geldiğini belirten Yeşil Sol Parti adayları, tüm sorunların çözüm adresinin partileri olduğunu söyledi

Ferhat Çelik / Sadık Topaloğlu

Türkiye 14 Mayıs seçimlerine hazırlanırken AKP döneminde mağdur edilen tüm kesimler gasp edilen haklarının hesabını sormak için gün sayıyor. Bu günleri sayan yerlerden biri ise Bedlîs. AKP-MHP ve diğer partilerin seçim çalışmalarının görünmediği Bedlîs’te, Yeşil Sol Partililer ise harıl harıl çalışıyor. Bir yandan esnaflar diğer yandan ev ev gezilirken tartışmalar bununla da sınırlı kalmıyor. 7 Haziran 2015’te HDP’nin 2, AKP’nin 1 vekil çıkardığı kentte, 28 Haziran 2018 ise AKP 2, HDP 1 vekil çıkardı. Bu iki tabloyu sürekli zihinlerinde tutan Yeşil Sol Partililer bu sefer ise iddialı. 7 Haziran’ı aşan bir zafer elde edeceklerini belirten partililer, 3-0 yapana kadar gece gündüz çalışacaklarını aktarıyor.

Kentin Yeşil Sol Parti adayları Hüseyin Olan, Semra Çağlar Gökalp ve Enver Barin ile Bedlîs’teki seçim atmosferini konuştuk. Seçim çalışmalarına adayları belli olduktan sonra hız verdiklerini aktaran Olan, mahalle mahalle ev ev gezdiklerini, seçim bürolarını açıp esnaf gezisi yaptıklarını söyledi.

Türkiye’nin prototipi

Hüseyin Olan

Bedlîs’in coğrafi, tarihi ve dini olarak kendine has bir il olduğunu belirten Olan, “Coğrafi olarak Bedlîs, Serhat ile Botan arasında bir köprüdür. Sistem bu köprüyü yıkmak için Bedlîs üzerinde farklı politikalar uygulamıştır. Nitekim 1925 Şark Islahat Planı’nda dahi İsmet İnönü’nün Bedlîs ile ilgili şu sözü vardır: ‘Bitlis ve Erzincan gibi iki kenti Türkleştirirsek Kürt sorunu diye bir şey kalmaz.’ O dönemden bu yana sistemin Bedlîs üzerinde özel bir çalışması vardır. Tarihi anlamda ise Bedlîs yaklaşık 5 bin yıllık bir kenttir. Bunun örneklerinden biri ise belediye eşbaşkanı olduğum dönemde Bedlîs kent merkezinde yerinde dönüşüm ile bir proje hazırladık. Amacımız daha yaşanır bir kent merkezi yaratmaktı. Ancak kayyum atandıktan sonra bu projemiz rafa kaldırıldı. Kayyum züccaciye dükkanına girer gibi kent merkezine girdi ve herkesi mağdur etti. Aslında Bedlîs Türkiye’nin bir prototipi gibidir. Sistem bütün kirli oyunlarını burada devreye sokuyor.”

Çözümün adresi

Yeşil Sol Parti olarak bu politikalara dur diyeceklerinin altını çizen Olan, “Halkımızın bu konuda bize güvenmesini istiyoruz. 14 Mayıs Türkiye’nin ikinci yüzyılının en önemli seçimlerinden biridir. Demokratik cumhuriyeti kurma anlamında önemlidir. Talan ve tahrip edilen bütün değerlerin yeniden inşası için tarihi bir seçimdir. Bu yapılanlardan hesap sorma günü olarak görüyoruz. Kadınlara yönelik baskılar giderek artarken gelecek umudu görmeyen gençleri kenti terk ediyor. İşsizlik yine bu kentin en temel sorunudur. Bunların sebebi de bu iktidardır. Bütün bu sorunların çözümü ise Yeşil Sol Parti’dir. Çözümün adresi partimizdir” diye ifade etti.

‘3 vekili alacağız’

7 Haziran 2015’te 3’üncü vekili, 28 Haziran 2018’de ise 2’nci vekili çok az bir oy ile kaybettiklerini belirten Olan, “O dönemki şartlar çok kötüydü. Parti çalışanlarımıza yönelik çok baskı vardı. Birçoğu tutuklanmıştı. Buna rağmen ikinci vekili 3 bin 700 oy ile kaybettik. Ama bu süreç 7 Haziran sürecine benziyor. Halkın coşkusu, bize yaklaşımı ve verdiği sözler bana 7 Haziran’ı hatırlatıyor. Bu süreçte 3’üncü vekili kaybedersek bu bizim için ciddi bir özeleştiridir. Onun için biz 3 vekili de alacağız” dedi.

Halka çağrı

Halka çağrıda bulunan Olan, “Çok az bir zaman kaldı. Bu süre zarfında gecemizi gündüzümüze katalım. Bedlîs’te 3, Türkiye genelinde 100 vekili parlamentoya gönderirsek özgürlüğün ve adaletin önünü açmış oluruz. Sadece çalışmak da yetmeyecek, seçim günü de herkesi sandıklara sahip çıkmaya davet ediyorum. Herkes oylarına ve iradelerine sahip çıkmalı. Bunu yaparsak kazanmamak için hiçbir neden yok” dedi. Olan son olarak, Bedlîs’in kayyumlara cevap verip halk iradesini tekrar egemen kılacağını söyledi.

Kadınlar öncü oldu

Semra Çağlar Gökalp

Politik bir ortamda büyüdüğünü ifade eden Semra Çağlar Gökalp, “Bu süreçte kadının toplumdaki yerinin nasıl olduğuna ilişkin çelişkileri ortaya koyup bunun üzerinden özgür bir kadın mücadelesinin nasıl olması gerektiğine dair birçok noktada bize öncülük eden kadın arkadaşlarımızın da yol göstericiliğiyle kadın mücadelesinde aktif yer aldım. Bu mücadeleye başlarken sistemin okullarında yetişince kendi anadilimizden uzakta büyüdük. Anadilimizi olabildiğince unutmamaya dönük her şeyi yapmamıza rağmen yetersiz kaldığımızı da söyleyebilirim” dedi.

‘Halka layık olacağım’

Bedlîs’te halkın üzerindeki baskılara dikkati çeken Gökalp, “Bu durumu görünce biraz daha bir şeylerin yapılması gerektiği kamçılıyor insanı. Bu mücadele hattının her yeri çok önemlidir. Kim kendisini nerede görebiliyorsa orada yer almayı da gösteren bir şey oldu benim açımdan. Ama halkımız çok sade, doğal yaşayan bir halk. İnancı yüksek ve güçlü bir mücadele geleneği var. Bu geleneğe bağlı olarak da yetişen bir yapı var. Bizler de bu süreçte elimizde gelen neyse onlara layık olmaya çalışacağız” diye belirtti.

Kadının rengi

İnsanların Bedlîs’te çok sade ve doğal yaşadığının altını çizen Gökalp, “Bundan dolayı kadının rengini pek hissedemiyoruz burada. Daha o geleneksel kodlar Bedlîs’te kendisini hissettiriyor. Ancak şöyle bir umut da vadediyor: Bu seçim sürecinde bir coşku var, bir umut var. Üzerinde ölü toprağı dökülen bu topraklarda bir kımıldama da hakim. Bizler kendimizi doğru temelde anlatabilirsek kendi kültürümüzün doğru kodlarını ifade edebilirsek kadınlara da ulaşabileceğimizi, kadınların da kendilerini doğru temelde var edebileceklerine inanıyoruz” diye konuştu. Yeşil Sol’un Bedlîs’teki hedefinin tüm alanlarda eşit temsiliyet olduğunu belirten Gökalp, “Tüm alanlarda kadın temsiliyetini görmek, tüm alanlarda kadın varlığını daha güçlü hissettirmek, kadının rengini, kadının mücadelesini daha doğru bir temelden daha esas bir temelden yürütebilmek temel amacım olacaktır” şeklinde konuştu.

Halk üretimden koparıldı

Enver Barin

Şimdiye kadar her ilçede çalışmalar yürüttüklerini ifade eden Enver Barin, gittikleri her yerde yoğun bir ilgiyle karşılaştıklarını söyledi. Bedlîs’teki sorunlara dikkati çeken Barin, “Bedlîs toplumu daha önce üretici bir toplumdu, hiç kimseye muhtaç değildi. Fakat halk üretimden tamamen koparılmış ve dilenci bir hale getirilmiş durumda. İşte bizler gittiğimiz her yere bu bilinçle gidiyoruz ve bu durumun farkında olarak çalışmalarımızı da yürütüyoruz. Halka da bu durumu anlatmaya çalışıyoruz” dedi.

En önemli ikinci sınav

Yeşil Sol Parti’nin geldiği geleneğin hakikatler geleneği olduğunu belirten Barin, halkın bu gerçeği gördüğünün altını çizdi. Halkın üzerindeki baskılara dikkat çeken Barin, “Hakikat mücadelesini hep birlikte verdiğimiz zaman önümüzde kimse duramaz. Halk bizim, toprak bizim, irade bizim. Peki o zaman neden korkuyoruz? Halk kutsaldır. Halkın kutsallığı her şeyin üstündedir. Şimdi siyasetçilere bakıyorsun İsa Peygamber gibi doğru konuşuyorlar fakat papaz gibi yanlış yaşıyorlar. Halkın bunu doğru anlaması lazım, bu süreçte yalanlara kanmaması lazım. Bu süreç hem Kürtler hem de Türkiye halkları için ikinci yüzyılın en önemli sınavıdır. O sınavda herkes elini vicdanına koyarak gereğini yerine getirmelidir” ifadelerini kullandı.

Semra Çağlar Gökalp kimdir?

 

Aslen Bedlîsli olan Çağlar, ilkokul ve liseyi Antalya’da okudu. Üniversite eğitimini ise Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı. Bir dönem dil eğitimi için İngiltere’de bulundu. Wan Büyükşehir Belediyesi Dış İlişkiler biriminde çalıştı.

Enver Barin kimdir?

Bedlîs’te doğan ve büyüyen Barin, 1993’te köylerinin yakılması sonucu İstanbul’a göç etti. İstanbul’da birçok dernekte görev aldı. 2000’de köye geri dönüş projesi kapsamında yeniden Bedlîs’e döndü. 2013 yerel seçimlerde HDP Bedlîs 3’üncü sıra adayı oldu. Ardından DBP İl Eş Başkanlığı görevini yürüttü. 2016’da tutuklandı ve 6 yıl cezaevinde kaldı.

Hüseyin Olan kimdir?

Hüseyin Olan, 1959 yılında Bedlîs’te dünyaya geldi. İlk, orta ve lise eğitimini Bedlîs’te tamamladı. 1986 yılında Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun oldu. 1987 yılından bu yana serbest eczacılık yapan Olan, DEP’ten günümüze siyasetin birçok alanında görev yaptı. 2014 yılında Bedlîs Belediye Eşbaşkanı olarak seçildi. 2016 yılında ise yerine kayyum atanarak cezaevine konuldu. Yaklaşık 6 yıl cezaevinde kaldı.

#Halk #kayyum #anlayışını #Mayısta #bitirecek

Korku imparatorluğu şimdi zavallı halde

Yeşil Sol Parti Ankara Milletvekili adayı Emirali Türkmen ile sokağı ve yeni dönemin imkanlarını konuştuk: İtiraz etme, protesto etme, basın açıklaması yapma, kendi fikrini söyleme, çöpün bile yerinden kaldırılmasına izin verilmeyen bir toplumsal hayatla karşı karşıyayız. ‘Gecenin en zifiri hali, aynı zamanda şafağın en yakınlaştığı an’ deriz. Bence şu an öyle bir andayız

Nezahat Doğan

Seçimlere sayılı günler kaldı… Cumhuriyetin ikinci yüzyılında demokratik cumhuriyet fikriyatı yeni bir değişim, dönüşüm sürecinden ve parlamenter sistemin yeniden inşasından geçiyor. Demokratik Cumhuriyet, elbette 22 yıllık düzenin devlet kurumları içerisinde oluşturduğu yapının revize edilmesiyle değil, yeniden inşasıyla gerçekleşebilir. Bu inşa sürecinde çoğunluğun azınlığa tahakkümünün yerine, azınlığın haklarının yer aldığı bir çoğulcu temsiliyetin varlığı büyük önem kazanıyor.

Toplumda çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı, bütün farklılıkların kendi meşruluğunu inşa edecek bir toplumsal düzenin gerekli olduğu konusunda önemli bir ortaklık oluşmuş durumda görünüyor. Dillerin, inançları, kimliklerin ortaklaştığı yerin merkezine de HDP yani Yeşil Sol Parti ve siyaseti oturuyor.
Toplumun temel meselesi artık tekçi rejimin gitmesi üzerine… Uzun yıllar yayıncılık, editörlük, gazetecilik yapan Emirali Türkmen bu konudaki gözlemini, “Ankara sokaklarında, seçim kampanyalarında hiç bu kadar güçlü ‘yeter artık bu rejim gitmelidir, bu iktidar gitmelidir, yeter,’ duygusunu görmemiştim. Bu seçim süreçlerinde HDP’ye gönül verenler kadar HDP’den hoşlanmayan ve milliyetçi duyguları olan yurttaşlar da aynı tepkilerini gösteriyor. Önceki süreçte sokaktaki temasımızda bu tepkilerle karşılaşmadık,” diyerek aktarıyor.

Yeşil Sol Parti Ankara Milletvekili adayı Emirali Türkmen ile sokağı, siyaset dilini ve demokratik cumhuriyetin temellerinin nasıl atılacağını konuştuk.

  • Yayıncılık ve yazarlıktan sonra siyasete adım atma hali beklediğiniz ve istediğiniz bir şey miydi? Süreç ve dönem olarak düşündüğünüz bir yer miydi siyaset ve Yeşil Sol Parti?

Doğrusu ben siyasetin dışında birisi değildim. Ömrümün önemli bir bölümünü devrimci mücadeleye ayırmış biriyim. Yayıncılık ve editörlük benim mesleğim ve o işi yapmaktan büyük bir keyif alıyordum. Benim de hayatımın bir döneminde sizin gibi gazeteciliğe başlayıp, yayıncılık ve editörlüğe geçmiş bir hayat hikâyem var. Ama uzun bir süre insan hakları hareketinin içerisinde; İHD ve İnsan Hakları Vakfı’nda çalıştım. Bir taraftan da sosyalist fikirleri savunan birisisiyim ve sosyalist hareketlerin içinde kimi birleşmelerde deneyimlere dâhil oldum. Önce HDK sürecinde oldum, sonra HDP sürecine girdim. Ben daha çok mutfakta çalışmayı sevenlerdendim. Seçim bildirgesi yazılacak, seçim kampanya metinleri yazılacak. 7 Haziran’da da HDP’nin seçim kampanyasının koordinasyonunu yürütmüştüm. Bizim partide bilindiği gibi iki dönem diye bir kural var. Bundan dolayı dönem dönem parti meclisine girdim, dönem dönem dışında kaldım. Bu dönemdeyse, özellikle birçok arkadaşımızın cezaevinde olması, birçok arkadaşımızın da yurtdışına çıkmak zorunda kalması nedeniyle sanırım görünür işlere dâhil oldum. Son kongrede Merkez Yürütme Kurulu’na girdim ve seçim işlerinden sorumlu genel başkan yardımcısı oldum. Yani bu sürece kadar partimi seçimlere hazırlamaya çalışıyordum. Arkadaşlar bana dediler ki artık vakti geldi.

  • Bu gelen vakit bir sürecin ve ihtiyaç halinin sonucu mudur?

Bunun aslında birkaç nedeni var. Daha çok parti işleri yapıyordum, merkezi kampanya yürütüyordum ama sokaklarda gündelik kampanya nasıl yürüyor diye çok az izliyordum. Organizasyon yukardan aşağıya yapıldığı için çok az arkadaşımın seçim kampanyasını izlemiştim. Yaşadığımız dönem tarihi bir dönem. Bu tarihi dönemde partimin vereceği görevlere hayır diyemem ve aldığım görevin sorumluluğunu en iyi biçimde nasıl yapabilirim diye davranıyorum. Ben Ankaralıyım, 40 yıldır burada yaşıyorum. Bu süreçte kentin öznelliğini savunan biriyim. Bir kentin tarihini bilmenin, bir kentin hikâyesini yaşayan bir aktör olmanın, o kentin sözünü kurmak açısından kıymetli olduğu kanaatindeyim. Ankara 30 yıllık AKP yönetiminden sonra yaşanılmaz bir kent haline geldi. Geçmişte çok keyif aldığımız Ankara muhafazakâr bir taşra kenti haline dönüştü. Oysa Ankara yazarlarıyla, kültürel faaliyetleri ve üniversiteleriyle Orta Anadolu’nun sorunsuz bir şehriydi. Şimdi kentin etrafını saran TOKİ’nin yaptığı kocaman gösterişli ama içine girdiğiniz vakit hiçbir inceliği olmayan, hele de depremden sonra da şüpheyle baktığımız çirkin binalarıyla bir beton yığını kent haline geldi. Böyle bir kentte ve tarihi süreçte, rejimi göndermek, sorumluluk almak, bu sorumluluğun gereği olarak partinin fikirlerini yurttaşlarla buluşturmak ve onlarla birlikte toplumsal hayatı yeniden örgütlemek üzere yola çıktık. Aday olmadan önce de söyledim, ben kendimi profesyonel siyasetçi olarak görmüyorum. Kendimi bu kentte yaşayan bir yurttaş olarak görüyorum ve yurttaş olarak toplumsal taleplerimi dile getireceğim. Bunlar yalnızca benim taleplerim değil… Sokakta, basın açıklamalarına birlikte katıldığım ve sloganlarını attığım, ya da parklarda gençlerin şarkı söylediğinde yanlarında durarak dağılın diyenlere karşı durduğum bir yurttaşlık görevim olduğunu düşünüyorum. Bununla beraber, elbette partimin iddialı siyasi fikirleri var ve bu seçim bildirgemizde Demokratik Cumhuriyet teziyle çıkmış durumdayız. Doğrusu cumhuriyetin ikinci yüzyılında bende de şu duygu yükselmiş durumda: “Evet değiştirebiliriz. Yeni bir cumhuriyet kurabiliriz.”

  • Toplum dinamiklerine baktığımızda, cumhuriyetin ikinci yüzyılında demokratik bir cumhuriyet algısı benimseniyor mu? Demokratik Cumhuriyet için değişim ve dönüşümün gerçekleşeceği inancı var mı?

Ankara sokaklarında, seçim kampanyalarında hiç bu kadar güçlü “yeter artık bu rejim gitmelidir, bu iktidar gitmelidir, yeter” duygusunu görmemiştim. Bu seçim süreçlerinde HDP’ye gönül verenler kadar HDP’den hoşlanmayan ve milliyetçi duyguları olan yurttaşlar da aynı tepkilerini gösteriyor. Önceki süreçte sokaktaki temasımızda bu tepkilerle karşılaşmadık.

Çünkü memleket için birinci mesele farklı fikirlerin birbirlerine karşı söz söylemesi değil; herkes açısından birinci mesele bu tek adam rejimini göndermek. Burada asgari bir toplumsal ortaklık oluşmuş gibi görünüyor. Sokakta bildiri dağıtırken birkaç yurttaş gelip “ben sizin fikirlerinize katılmıyorum ama sizin kararlılığınızı, iktidara karşı tutumunuzu da çok takdir ediyorum, iyi ki varsınız” dediğine şahit oldum. Bizim tek adam rejimi karşısında -partimiz üzerindeki tüm baskılara rağmen- kararlılığımızın ve mücadele azmimizin toplum tarafından da fark edildiği kanaatine vardım. Bu işin pozitif yanı… Ancak elbette ki fikirlerin anında toplumsal bir karşılık bulması mümkün değil. Ama herkes şunda hemfikir: Hukuk yok, adalet yok, adil paylaşım yok, özgür basın yok, temel insan hakları tümüyle ayaklar altında… Bundan sonraki kısımdaysa, evet önemli farklılıklarımız var ama HDP’ye gönül vermiş, bugün Yeşil Sol’u destekleyen önemli bir topluluk, toplumun temel meselelerine tekçi rejimin tam tersi bir siyasal söylemle cevap veriyor. Çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı, bütün farklılıkların kendi meşruluğunu inşa eden bir toplumsal düzenin gerekli olduğu konusunda önemli bir ortaklık oluşmuş durumda. Bunun bu coğrafyada yaşayan halklar ve inançlar açısından gerekliliğini anlatırken aynı zamanda gündelik hayatımızda da çok görünür bir soruya cevap vermiş durumdayız. Bu da politik olarak Demokratik Cumhuriyetin tam da dönemi olduğunu gösteriyor.

  • İktidar, özellikle son sekiz yıla baktığımızda, kutuplaştırmayla ve kafatası milliyetçiliği dediğimiz bir ideolojik eksende Kürdü baş hedefe koyma stratejisini uyguladı. Bugün bu stratejinin etkisi kırılıyor mu?

Bir defa toplum kutuplaştırma siyasetinin toplumun temel meselelerini çözmediğini fark etti. Bunun siyasi iktidarlar tarafından kendi iktidarlarının bekası açısından inşa edilmiş bir düzen modeli olduğunu da fark etmiş durumda. Toplum, Kürt’e düşmanlık yaparak, Kürt’ü yok sayarak, Kürt’ün temel haklarını görmezlikten gelerek ya da yasaklayarak toplumun temel meselelerinin çözülmediğini kısmen de olsa fark etmiş durumda. Tabi ki tek adam rejimi kutuplaştırma siyasetini uygulamaya devam ediyor. Buradan mümkünse “ekmek yemek”, seçimlerde enerji ve güç elde etmek istedikleri çok belirgin olarak görünüyor.

  • Adıyaman’da Kılıçdaroğlu’na yapılan provokasyon ve saldırıların bu kutuplaştırma siyasetinin bir eylem biçimi olduğu söylenebilir mi?

Evet, bu şiddet ve saldırı bunu açıkça gösteriyor. Toplumda tırnak içinde lümpen diyebileceğimiz, bir tür paramiliter işler de üstlenmiş bir grup var. Ama bu toplum içinde çok azınlıkta kalan bir grup… Bugün sokakta kampanya için yürürken birçok yurttaşın “bunlara izin vermeyin, siz de sokaklarda bildirilerinizi dağıtın, başkaları da dağıtsın” dediğine şahit oldum. Toplum şiddeti besleyen ve şiddeti teşvik eden devlet tavrına karşı açık bir tutum alamıyor ama fikren buna karşı bir yerde duruyor. Bu seçimlerin kutuplaştırma siyaseti yürütenlerle, birlikte farklılıklarımızla, çoğulculuğumuzla yeniden bir toplum düzeni kurmak isteyenler arasındaki bir mücadele olduğu çok açık görünüyor. Bu toplum açısından bir kazanım…

  • Bu yeterli mi? Toplumun beklentilerine karşı nasıl bir düzen oluşturulmalı?

Hayır, tabi ki yeterli değil. Elbette ki mesele bir fikriyatı reddetmek değil, nasıl bir toplum düzeni kuracağımız da onun kadar önemli temel mesele. İşte ayrılıklarımız burada başlıyor. Bir tarafta Millet İttifakı’nda olduğu gibi, sanki tek adam rejimi gidince eski cumhuriyetin 30 yıl önceki modellerine dönerek bu sorunlar çözülecekmiş gibi bir algı var. Oysa tarihsel olarak yüzyıllık deneyimimize baktığımızda bu tekçi zihniyet bugüne ait olmadığı görülüyor. Evet, bugün faşizan bir karakter taşıyor, çok görünür hale gelmiş durumda ama cumhuriyetin yüzyıllık tarihinde bunun çok derin izleri var. Şöyle ya da böyle, kimilerinin Dersim isyanı dediği, bir Dersim katliamı var. Herkesin farklı adlandırmasına rağmen yakın tarih konuşuluyor durumdaydı. Herkes asgari fikrini söyleyip konuşabiliyordu. Ya da bu memlekette şimdi konuşmaktan herkesin endişe ettiği Ermeni meselesi var. Bu konularda, cumhuriyet tarihinde ve kısmen belki çözüm sürecinin dinamiklerinden bir tanesi olarak; cumhuriyetin bekası açısından devlet elitleri tarafından tehlikeli görünen konular hakkında o tarihe eleştirel bakanların konuşma imkânı vardı. Bugün konuşma imkânı yok. Çünkü sokakta hiçbir şeye izin vermeyen devlet otoritesi var. En azından benim yaşadığım kentte yurttaşların hiçbir toplumsal talebini ifade etme, sokağa çıkıp temel insan hakkı olarak itiraz etme, protesto etme, basın açıklaması yapma, kendi fikrini söyleme ve buna destek arama olanağı yok. Çöpün bile yerinden kaldırılmasına izin verilmeyen bir toplumsal hayatla karşı karşıyayız. Bunlara bakınca bir taraftan “gecenin en zifiri hali, aynı zamanda şafağın en yakınlaştığı an” denilen bir andayız. Bu zifiri karanlık 14 Mayıs’ta bir dönüşümü ortaya çıkaracak.

  • Topluma sirayet eden korku sarmalının kırılması ve faşizmin kurumsallaşmasının önüne geçmek için bu seçim önemli… Devlet kurumlarını revize etmek değil, değiştirmek ve parlamentoyu işlevsel hale getirmek gerekiyor. Depremde toplumun dayanışması ve kendini örgütlemesi bir yandan da devletin yapısını sorgulatmadı mı? Kırılmanın olduğu ama umudun daha da yükseldiği bir yerde miyiz?

Bence öyle bir noktaya geldik. Yaşadığımız deprem felaketi sadece deprem bölgesinde değil bütün topluma ve bütün halklara şunu gösterdi: Devlet dediğimiz şey en zor ana düştüğümüzde, doğal bir afette yanı başımızda değil. Devletin bir yurttaşı olarak zor zamanımda bana hiçbir yardım eli uzatmayan bir devlet ile karşı karşıyayız. Bu en çıplak haliyle ortaya çıktı. Yurttaşların devletle kurduğu ilişki konusunda soru işaretlerinin oluşmasına neden oldu. Öte yandan deprem benzeri afet süreçlerinde insanların inançlara, renklere bakmadan birbirinin çığlığına yanıt verdiği, birbirine el uzattığı büyük bir dayanışma örneği gösterildi. Bu aynı zamanda insanlara güven verdi, insanlık açısından umutları büyüttü ve bir kazanım oldu. Bu, devletin kendi hegemonik ilişkileri ve ideolojik araçları üzerinden kurmuş olduğu kutuplaştırıcı ve ötekileştirici siyasetinin nasıl hızlı yıkıldığının da bir göstergesi.

  • Devlete karşı çok ciddi bir öfke oluştu. Üniversiteler kapatıldı, toplumsal bir hareketliğe karşı sokak engellendi ama bir tarafıyla da deprem bunu boşa çıkardı, kendi örgütlenmesini ortaya koydu. Bu durum sandığa nasıl yansır?

Ben sandığa çok güçlü yansıyacağı kanaatindeyim. Sokağa çıktığımda da bunu hissediyorum.
Bizim Ankara’da yürüttüğümüz kampanyada bu çok açık görünüyor. Yurttaş artık “bunlar gitmeli” diyor. Pazarda, esnaf ziyaretlerinde, halk buluşmalarında da bunu söylüyorlar.

Bu durum yurttaşın ilk defa kendisini güçlü bir şekilde ifade etme biçimine dönüştü.

Ama kalabalıklarda bunu açık biçimde söylemiyor, geliyor, elinizi sıkıyor, etrafına bakıyor, kimse yoksa “bunları gönderiyoruz değil mi” diyor. Bir soru sorarak, bize de onaylatmak isteyerek, kendi fikrini beyan etme imkânı arıyor. Biz de bunun için sokaktayız. Hep birlikte göndereceğiz, diyerek onun o duygusunu güçlendirmek istiyoruz. Bütün faşizan ve otoriter rejimlerin temel özelliği kendi toplumu ve halkı üzerinde kurduğu susturma, korkutma, yalnızlaştırma, yan yana gelme, dayanışma ve itiraz etme halini kapatma modelini barındırır. Burada yaşadığımız, korku imparatorluğunun zavallılık halidir.

  • Aslında toplumsal muhalefet sokak değil midir? Parlamentoyu ve siyaseti denetleme hali sokaktan ve itiraz etmekten geçmiyor mu?

Devlet şiddetinden dolayı toplum uzun süredir bu imkânını kaybetmiş durumda. Ancak kadın hareketinin, devletin tüm otoritesine, kadınları eve hapsetme çabasına rağmen buna rıza göstermediğini, uzun süredir sokaklarda bütün enerjisi ve gücüyle buna itiraz eden bir siyaseti kurduğunu söyleyebiliriz. Bu Türkiye açısından büyük bir kazanım. İstanbul Sözleşmesi’ni feshettiler, ortadan kaldırdılar ama İstanbul Sözleşmesi’ni geri almak için kadınların bütün her yerde, bütün farklılıklarıyla, farklı fikirleriyle yürüttükleri mücadele önümüzdeki dönem ve toplum için pozitif bir örnek.

  • Çok partili ittifakların olduğu bu dönemde, daha çoğulcu ve renkli bir parlamento mu oluşacak? Nasıl bir değişim ve nasıl zorluklarla karşı karşıya kalınacak15 Mayıs’a baktığınızda, ne görüyorsunuz?

Ürettikleri ve tek adam rejimi dediğimiz cumhurbaşkanlığı modeli parlamentonun bütün handikaplarına rağmen toplumun çoğulculuğu açısından tarihsel bir öneme sahip olduğunu gösterdi. 12 Eylül darbesi ve onun üretmiş olduğu siyasi partiler yasası toplumun bu çoğulcu modelinin parlamentoya gelmesinin önünü kapatmıştı. Sistem, bu cumhurbaşkanlığı modeliyle de çoğulculuğu reddeden, inkar eden ve yalnızca devletin resmi ideolojisini yukardan aşağıya topluma dikte eden bir modele dönüştü.

  • O zaman parlamentodan umut ve beklenti çok yüksek diyebilir miyiz?

En azından benim açımdan… Ankara’da henüz sandıklar açılmadı! Ben bu parlamentonun tarihsel bir işlev üstleneceği kanaatindeyim.

  • Peki, zorluklar olmayacak mı?

Biraz zorluklar olacak tabi… Çünkü Türkiye’de siyasal yaklaşımlar fikirlerini berraklaştırdı ve üç kutup üzerinde siyaset yapma durumu belirginleşti. Bir tarafta Cumhur İttifakı, diğer tarafta Millet İttifakı, bir tarafta da özgürlükleri daha genişletme hedefi koymuş Emek ve Özgürlük İttifakı var. Bunların parlamentoya gelmesi durumunda Türkiye’nin önünde öncelikle yeni bir toplum sözleşmenin zorunlu olduğunu konuşabiliriz.

  • Yeni bir anayasa zorunluluğu doğuyor diyorsunuz?

Evet… Yeni anayasa için bu parlamento kurucu bir görev üstlenebilir. Çünkü şu anki iktidarın dışındaki bütün bloklar bu değişimin bir zorunluluk olduğunu düşünüyor. Bu zorunluluk merkezi devlet organları üzerinden bir dizayn etme modelini değil, farklı toplum kutuplarının taleplerine parlamentoya çözüm arandığı bir modeli gerektiriyor. Çözüm süreci başladığında, çözüm sürecine sırtını dönmüş CHP bloğu, bugün toplumun karşısına çıkıp “Kürt sorununun demokratik çözümünü parlamento üzerinden gerçekleştirmeliyiz” diyor. Doğal olarak bütün topluma umut veren bir söylem… Millet İttifakı İstanbul Sözleşmesi’ni geri getireceğiz diyor ama bunu daha güçlü bir biçimde söyleyen Emek ve Özgürlük ittifakı. Aynı zamanda büyük bir kadın koalisyonu oluşmuş durumda. Bunun basıncı altında hiçbir siyasi partinin duramayacağını düşünüyorum.

  • Toplumda özgürlükçü duygular yükselmiş durumda mı?

Toplum mutsuzluğun kaynağının tek adam rejimi olduğu konusunda kendince bir analiz yapmış durumda. Toplumun önemli bir kesimi yaşanan ekonomik krizin çözülmesi için de demokrasinin gelmesini zorunluluk olarak görüyor. Demokrasinin olmadığı bir yerde aş, iş meselesi için mücadele etmek, hakkını almak mümkün görünmüyor. Çünkü emekçiler sokağa çıkamıyor, toplumsal taleplerini dillendiremiyor. İktidar grevden başlayarak tüm mücadele araçlarını ortadan kaldırıyor. Ancak demokrasinin olduğu toplumsal alanda bunları yapabilirler. O yüzden sandığı bekliyor yurttaş.

Emir Ali Türkmen’in derdi nedir?

Bütün canlıların, bütün doğanın, bütün insanlığın, bütün farklılıklarımızla umut dolu özgürlük şarkılarını söylediği, kimsenin kimseden endişe etmeden sözünü sakınmadığı -kelimelerin gücüne inanan birisi olarak- sözcüklerin bütün umutları ve gelecek ütopyasını taşıdığı bir dünya için mücadele etme derdim var.

#Korku #imparatorluğu #şimdi #zavallı #halde

Yeşil Sol Parti, miting startını yarın Colemêrg’den verecek

Yeşil Sol Parti, Colemêrg’de yarın yapılacak seçim start mitingine hazır

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), yarın Colemêrg’de seçim mitinglerinin startını veriyor. Yarın saat 13.00’da merkez Cumhuriyet Caddesi üzerinde bulunan Eski TEDAŞ binası meydanında yapılacak olan mitinge ise Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, HDP Eş Genel Başkanı ve Yeşil Sol Parti Wan 1’inci Sıra Adayı Pervin Buldan, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı ve Yeşil Sol Parti Êlih 1’inci Sıra Adayı Keskin Bayındır ile Başak Demirtaş, bölge vekilleri ve Yeşil Sol Parti Colemêrg milletvekili adayları katılım sağlayacak.

Köy ve mahallelere ziyaret

Mitingin son hazırlıkları yapılırken, bugün de Yeşil Sol Parti vekil adayları, Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Colemêrg il örgütleri, Dizê köyü, Pehlivan ve Biçer Mahalleleri’nde yapılan düğünleri ziyaret ederek yarın yapılacak olan seçim startı mitingine yurttaşları davet etti. Merkez ve köylerde yapılan ziyaretler halk tarafından adeta şölene dönüştü.

Ziyaretlerde gençler sık sık, “Oylar Namustur namus satılmaz”, “Bijî serok Apo” ve “Direne direne kazanacağız” sloganları attı.

HABER MERKEZİ

#Yeşil #Sol #Parti #miting #startını #yarın #Colemêrgden #verecek

Erdexan’da 7 Haziran rüzgarı esiyor: Hem haklıyız hem güçlüyüz

Erdexan’da Yeşil Sol Parti’nin 2. sıra adayı 19 yaşındaki Dicle Aktürk, 1. sıra adayı ise Eczacı Özgür Tanış. Tanış ve Aktürk ile seçim atmosferini, çalışmaları ve kentin durumunu konuştuk. Tanış ve Aktürk Yeşil Sol Parti’nin Erdexan’da da gümbür gümbür geldiğini belirterek ‘Hem haklıyız hem güçlüyüz’ diyor

Hicran Urun

14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimleri için geri sayım başladı. Kritik seçimlerde bir oy bile önemli, zira bazı kentlerde bir oy dahi milletvekili dengesini değiştirebiliyor.

Dengelerin ufak farklarla değişebileceği illerden biri Erdexan (Ardahan). 2022 verilerine göre 92 binin üzerinde nüfusun yaşadığı kentte 70 bine yakın seçmen var ve milletvekili sayısı 2.

Kentte en farklı seçimler 7 Haziran 2015 tarihinde gerçekleşmiş ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) önemli bir farkla birinci parti olarak Meclis’e vekil yollamış.

Daha sonra gerçekleşen 1 Kasım 2015 ve 2018 genel seçimlerinde Meclis’e milletvekili yollayan partiler AKP ve CHP oluyor ancak ufak farklarla. HDP seçimleri vekil şansını 3 bini bile bulmayan farklarla kaybediyor.

Kent seçmeni genelde dengeleri değiştiren ve seçimin kaderini belirleyen faktörün Göle ilçesi olduğunu söylüyor. Nüfus yoğunluğunun Göle ilçesinde olması ve buradan gelecek oyun büyük ölçüde geneli etkilemesi, ilçedeki seçmenin oyunu da kritik bir yere taşıyor.

Göle seçmenin oy tercihindeki en önemli etken ise adayın yerelden olması. Bu anlamda Yeşil Sol Parti’nin önemli bir avantajı var. CHP ve AKP adaylarının aksine Yeşil Sol Parti’nin birinci sıra adayı Özgür Tanış, Göleli ve bölgede oldukça sevilen bir isim.

Mütevaziliği ile dikkat çeken Tanış, yıllardır ilçede eczacılık yapan bir isim ve özellikle pandemi sürecinde köy köy gezerek ilçe halkıyla kurduğu bağ oldukça etkili olmuş. Kentte, Tanış’ın adaylığı ile Yeşil Sol Parti’nin tıpkı 7 Haziran’da olduğu gibi bir başarı yakalayacağına neredeyse kesin gözüyle bakılıyor ve parti çalışanları da ikinci vekili çıkarmak için çabaladıklarını söylüyor.

Yeşil Sol Parti’nin 2. sıra adayı ise Dicle Aktürk. Aktürk, yine kentin tanınan ailelerinden ve 19 yaşında bir kadın aday olarak özellikle gençlerin ilgisini çekiyor.

Her iki aday ile hem kentin sorunlarını hem de seçim atmosferini konuştuk…

  • Biraz kentin yapısından bahseder misiniz, Erdexan nasıl bir yer?

Özgür Tanış: Aslında Ardahan minyatür bir Türkiye örneği. Mesela Göle’nin 2 tane Zaza Alevi köyü, iki tane Türk Alevi köyü var. Çıldır’da Terekeme köyleri var. Posof’ta Ahıska Türkleri var. Hatay gibi kozmopolit bir yapısı var Ardahan’ın. O yüzden çok renkli bir ortamı var. Aynı zamanda burada farklı siyasi görüşlerde, farklı etnisitelerde olsa bile insanların bir bütünlük hali de var.

Mesela İstanbul’da bir cemevini ziyaret etmiştik, dernek başkanı Damallıydı, o bize Maraş ve Çorum katliamlarından bahsetmişti ve bir benzerinin Ardahan’da da denenmeye çalışıldığı, ancak toplum yapısının buna müsaade etmediğini söylemişti.

 

 

  • Sizinle birlikte gezerken dikkatimi çeken bir nokta oldu bu; Türkiye’de toplumda çok ciddi bir kutuplaşma var iktidarın söylemleri ve politikaları nedeniyle. Fakat o kutuplaşmayı Ardahan’da çok fazla gözlemlemedim, farklı siyasi partilerle karşılaştınız seçim çalışması yürütürken ve sizi çok güler yüzlü karşıladılar. Bu Ardahan’ın yapısı ile ilgili mi yoksa sizinle mi ilgili?

Özgür Tanış: Şundan dolayı; Burada hastane, doktor yoksa herkese yok, eğitim yoksa zengine de yok, fakire de yok. Ardahan’ın şöyle güzel bir yapısı da var. Diyelim ki; çok fakir bir insanın cenazesine gitseniz kalabalıktır, zengin bir insanın cenazesine de gitseniz kalabalıktır. Sınıfsal fark çok fazla yok burada. İnsanlar bilinçli bir şekilde sosyalist olmayabilir ama yaşam biçimi ona yakın. Çünkü, en fakir de en zengin de aynı fırından ekmek alıyor. Bundan dolayı da burada o bütünleşme hali çok çok daha iyi.

Dicle Aktürk: Açıkçası buradaki insanların yaşam biçimi çok aynı olduğu için, pek kutuplaşma olmuyor. Tabi burada Özgür arkadaşımızı da tanırlar ve çok severler bunun etkisi de vardır.

  • Milliyetçi siyaset çok fazla buraya sirayet etmemiş diyebilir miyiz o zaman?

Özgür Tanış: Çok doğru, burada HDP’de Terekeme bir yöneticimiz de Karapapak bir yöneticimiz de var. Kimse burada HDP’de bir Türk veya Terekeme yöneticinin olmasını yadırgamaz.

  • Peki Erdexan’ın sorunları nedir?

Özgür Tanış: Mesela Göle’de bir halk toplantısı yaptık burayla ilgili sorunları insanlardan dinledik ve bireysel fakirliği değil de toplumsal fakirliği nasıl ortadan kaldırabiliriz bunu konuştuk. Önceki seçimlerde insanların bireysel beklentileri vardı iş vs. gibi. Ama hakikaten bu seçimde insanlar artık şunun farkındalar, bu bireysel fakirlikleri ortadan kaldırmaya yönelik politikalar pek bir yere götürmüyor. Bizim burada toplumsam fakirliği ortadan kaldırmamız gerekiyor.

Artık Yeşil Sol Parti’den girmemiz hasebiyle mi bilmiyorum ama ekoloji ile ilgili kaygılarını insanlar belirtiyorlar. Göle’nin bazı orman köyleri var, orman katliamlarına karşı ortak bir tepki var. Çünkü doğa çok çoraklaştı, kuraklaşma ciddi anlamda baş gösterdi. E buranın temel geçim kaynağı hayvancılık, hayvancılıkla ilgili insanların ciddi şikayetleri var. 2 bin metreye yakın bir rakımı var Ardahan’ın, burada sağlam bir seracılık yapmak gerekiyor ama masraflı. Hayvancılıkla geçiniyor insanlar daha çok. Buna yönelik beklentileri var, hayvan hastanesi gibi. İnsanlar bu seçimde bireysel bir şey talep etmiyorlar daha çok kolektif talepleri var. Bundan dolayı da iktidarın ve iktidarın yöntemlerine benzer eski usul rüşvet vererek oy isteme yöntemleri bu seçimde pek işe yaramayacak.

  • Ardahan’ın en önemli sorunlarından biri hayvancılıkla ilgili yanlış politikalar diyebilir miyiz?

Dicle Aktürk: Açıkçası ulaşım, sosyalleşme gibi belli başlı sorunlarımız da var.

Özgür Tanış: Görünen sorunlar var, görünmeyen sorunlar var. İlk göze batan sorunlar temelde ekonomik oluyor, ulaşım vs oluyor. Mesela Ardahan’da iki sınır kapısı var, bir şehirde iki sınır kapısının olması Türkiye’de az bir örnek. Ama ticaret anlamında çok düşük bir hacmi var. Bunun dışında dile gelmeyen sorunlar da var, eğitim kalitesinin düşüklüğü, sağlık hizmetlerinin düşüklüğü. Salt eğitim kalitesinin düşüklüğünden dolayı memurlar göç etmek istiyor. Buradaki insanlar da göç etmek istiyor. Diyelim kronik rahatsızlığı varsa bu insanları göç etmeye zorluyor, salt ekonomi değil.

  • Buradan önce Erzurum’daydım şöyle bir tablo var bölgede; hem eğitim hem sağlık hizmetleri konusunda Kars, Ardahan, Muş, Ağrı gibi bu bölgeyi kapsayan kentlerin neredeyse tamamı Erzurum’a mecbur bırakılmış…

Tabi bunun da arkasında iktidarın sağlık politikasındaki çıkar meseleleri var. Mesela kent hastaneleri kurdu ve iktidar yüklenici firmaya belli bir miktarda hasta ve ekonomi taahhüt etti. Ama böyle bir nüfus yok ortada. Örnek veriyorum şuan rakamları net hatırlamıyorum, diyelim senede 20 trilyonluk bir rakam taahhüt ediyor yüklenici firmaya. Ama Erzurum’un nüfusu 10 trilyona yetiyor. Şimdi çevre illerde uzman doktor bulundurmuyor ve bu bir hasta göçü yaratıyor. Bunun dışında Erzurum’a eskiden beri sağ muhafazakar partiler hakimdir. Buranın ekonomisini canlı tutabilmek için çevre illeri Erzurum’a mecbur bırakıyor. Bir de ben burada güçlüyüm ve bakın burada hizmet var gibi bir gösteriş dünyası da yaratılıyor. Bunları yapmakta sadece kendileri muktedirmiş gibi gösteriyorlar.

  • Peki Ardahan’da seçmenin nabzı nedir? Diğer seçimlerden farkı ne olacak bu seçimin?

Dicle Aktürk: Şöyle ki, zaten iktidarın durumu belli, ülke genelinde iktidara bir tepki var. Aynı tepki Ardahan’da da var. Bugün pazarda soğan 30 lira. İnsanlar ekonominin gidişatının bilincinde. AKP’ye olan tepkinin sandığa da yansıyacağını düşünüyoruz.

Özgür Tanış: Açıkçası burjuva siyasetine yakın partilerin aday belirleme süreçleri halkın isteklerinden çok bağımsız. Türkiye’deki neredeyse bütün siyasetler için bunu söyleyebiliriz. Halk kendi siyasi partilerinden daha aydın, daha öndeler. Mesela AKP için söylersek, kendine gönül veren oy veren insanları dinlemediği için aday dayatmasında bulunuyor. Burada Yeşil Sol’un şöyle bir farkı var; Halkın taleplerini dinleyerek aday seçimini belirledi. Bundan dolayı da Yeşil Sol Parti’nin önemli bir avantajı var. Çünkü bizler burada yaşıyoruz, ikimiz de burada emekçiyiz, bunları halk gözlemliyor. Burada insanlar genelde beraber çay içtiği, berber bir düğüne, cenazeye gittiği insanları görmek istiyorlar.

Bu tabi Ardahan için geçerli, burası küçük bir yer. İstanbul, Amed gibi metropol kentlerde bu geçerli olmayabilir.

  • Peki bu avantajın dışında halkın Yeşil Sol Parti’nin politikası konusunda yaklaşımı nedir, biraz önce bahsettiniz sınıf ayrımının olmamasından ve insanların yaşam biçiminin sosyalizme yakınlığından. Bu da Yeşil Sol’un parti politikasına çok yakın bu da bir avantaj mı?

Sadece yaşam biçimi değil, mesela ekoloji ile ilgili politikalarımız var ve burada insanlar kaynak sularının kuruduğuna şahit oldular, endemik bitkilerin yok olduğunu gördüler. Yine diyelim ki hükümetin teşvik ettiği gübre var, bu gübre kullanımın ardından doğada ciddi bir tahribat olmaya başladı. Devletin kasası da boşaldığı için devlet şuanda ormanlarımıza dadanmış durumda. Göle, Hanak, Damal’da ciddi anlamda doğa tahribatı var. Bunun dışında burada bazı maden şirketleri ruhsat almışlar ve gelişi güzel sondaj çalışmaları kaynak sularını kurutmuş durumda. İnsanlar bunları gördüğü için Yeşil Sol Parti’nin politikalarını burada anlatması çok zor değil. Çünkü bunlar insanların birebir gördüğü ve yaşadığı şeyler.

  • Burada sana özel bir soru sormak istiyorum Dicle, genç ve kadın bir aday olarak dikkati çekiyorsun, peki genç seçmenin Yeşil Sol Parti’ye bakışı nasıl?

Gençlerin iktidara çok büyük bir tepkisi var. Hem eğitim hem de ekonomi konusunda. Ayrıca iktidarın gençleri kutuplaştıran ve ötekileştiren politikalarının da çok farkındalar. Mesela burada Hoçwan’ın gençlerinin neredeyse yüzde 70’i göç etmiş durumda ve bu gençler İstanbul’dan arayıp bize destek oluyorlar. Gençler Yeşil Sol Part’nin arkasında. Gençlik açısından atmosfer çok iyi. Gümbür gümbür geliyoruz.

  • Son olarak Yeşil Sol Parti adaylarının Erdexan halkına mesajına nedir?

Özgür Tanış: 20 yıldır bu topraklarda bir güç zehirlenmesi yaşanıyor. Ama bu topraklarda bir sürü devrimci ve direnişçi de var ve bu devrimcilerin bize hatırlattığı bir şey var. Bizlerin haklının yanında olması gerekiyor. Biz bu seçimde hem haklıyız hem güçlüyüz. Ama güçlü olduğumuz için değil haklı olduğumuz için çalışıyoruz. 7 Haziran’ı geçeceğimize inanıyorum.

Dicle Aktürk: Ben de 19 yaşında genç bir vekil adayıyım. Ben susmadım gençlere de mesajım siz de susmayın. Geleceğiniz için çabalayın. Biz sizlerin destekçisiyiz, siz de bizim destekçimiz olun.

#Erdexanda #Haziran #rüzgarı #esiyor #Hem #haklıyız #hem #güçlüyüz

Dersim Yazıları – IV – Silahsız halkın kurşuna dizilmesinin resmidir

Dersim Soykırımı’na ilişkin en önemli belgeler Asayiş Raporları’dır. Bir iç yazışma olduğundan oldukça saf ve sansürsüzdür. Her ne kadar Türk idari sisteminde ast üstüne yazarken üstünün istediği bilgi ve dil kullanıyorsa da bu raporlar önemli bilgiler içerirler.

Sait Çetinoğlu

Dahiliye vekaletinin 2.11.1939 günlü yazısında[1] Dersim Soykırımı süreci ayrıntılı olarak listelendirilir. Yazının ekinde verilen cetveller ve istatistikler süreci özetler. Yazı ekindeki istatistiklerle ilgili açıklamalar içerir.

Biz yazıya geçmeden resmi açıklamanın ekindeki belgelerin içerik analizini yapmayı daha önemli gördük. Tabii ki söz ettiğimiz yazıyı başka asayiş raporlarını da paylaşacağız.

Cumhuriyet arşivinde bulunan ve gizliliği yeni kaldırılmış yazının ekindeki ilk sayfada 1938 yılındaki 3 aylık harekatın özeti verilmektedir. Üç aylık harekatta toplamda 13.155 kişi katledilmiş, 2013 kişi esir alınmış olduğu raporlanmıştır. Bu bilgiler bir anlamda, vatandaşlarına karşı cihadın özetidir. Neden mi?

Devlet kuvvetlerinden 241’i yaralı olmak üzere harekat esnasında 354 kişilik zayiat bildirilmektedir. Dersimlilerden, 6000 kişi rapor harici imha ile -ne demekse- birlikte ölü olarak 13.155 sayısı verilmektedir. 233 kişi teslim alınmıştır. Ele geçirilen silah olarak da 296 sayısı verilir.

Alınan silahların teslim olanların getirdiği silahlar veya çatışmalar sonucunda ele geçen silahlardan olup olmadığı belirsizdir. Teslim olanların affedilmeleri için silah getirme zorunluluğu olduğundan, bunların çoğunluğunu teslim olanların silahları olarak kabul ettiğimizde durum daha vahim bir hal almaktadır. Bu durumda haydut denilen kişilerin tamamının silahsız vatandaşların olduğu ortaya çıkmaktadır.

Her halükarda, neresinden bakarsak bakalım, rapor, devlet görevlileri ve onların kullandıkları milisler, özel güçler, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı olmak üzere, maddi ve çeşitli ödüllerle baştan çıkarılan “kelle avcıları”  ve listelenerek hedef gösterilen kişileri öldürme ve yakalama karşılığında suçları affedilecek suçlular ve sanıklar tarafından, silahsız 13.000 üstünde vatandaşın kurşuna dizilerek katledildiğini gösteriyor.

Devletin resmi belgelerinde vatandaşlara karşı imha ve esir gibi ifadelerin kullanılması da manidardır. Bu dil, bu bölge insanlarının Cumhuriyetin evlatlarının dışında tutulduğunun işareti olsa gerek.

  1. C. 96 A / 262

B A Ş V E K Â L E T

HUSUSSİ KALEM MÜDÜRLÜĞÜ Jandarma Genel Komutanlığı Ş. 3. den

Sayı: …… 7.11.1938 de telefonla alınmıştır.

GİZLİLİĞİ KALDIRILDI

Harekâtın başlangıcı olan ağustos 1938 den 5 İkinciteşrin 1938 akşamına kadar tarafeynin zayiatı

Kuvvetlerin zayiatı

Şehit                                      Yaralı

_______                                    ______

  85                                      191                 Er

 20                                       33               Jandarma

 1                                       13                Subay

 7                                        4                 Halktan

 ______                             _______

113                                 241

 

Eşkiyadan

Ölü                               Esir                   Teslim olanlar                      Alınan silah

_____                           ______             _________                      __________

 7155                           2013                  233                                     296

 

  7155

  6000                    Rapor harici imha

_______

13155

Raporun ikinci sayfasında harekatın yıllar itibariyle genel icmali verilir:

1936 yılında silah toplamaya ağırlık verilmiştir. “Taraflar” arasında çatışma görülmemektedir.

1937 yılında da çok miktarda silah toplanmıştır. Bir anlamda, böylece Dersim’in silahtan arındırıldığını söyleyebiliriz. 1937 yılında teslim olanların sayısı da hayli yüksektir. Dolayısıyla toplum önderlerinin devlete teslim olduğunu söyleyebiliriz. Seyit Rıza’nın da teslim olanlar arasında olmasından dolayı, olduğu varsayılan direnişin tamamen kırıldığını göstermektedir. Başbakan İsmet İnönü’nün görüşünün de aynı yönde olduğunu önceki yazıda verdiğimiz meclis konuşmasından biliyoruz.

1938 yılındaki toplanan silah miktarından yılın ilk yarısında da silah toplamanın sürdürüldüğünü çıkarabiliriz. Silahsızlandırılmanın sonunda kanlı harekata başlanılmıştır. Verilen sayılardan diri teslim alınmadığı görülmektedir.

1939 yılında da harekatın devam ettirildiğini verilen sayılardan anlıyoruz. Bu kez teslim olanların sayısının fazla olması 1938 yılında yaratılan dehşetle ilgili olsa gerektir. Teslim alınan silah sayısının da az olması Dersim’in silahsızlandırılmasının işaretidir.

1 Kasım 1939 yılında düzenlenen cetvelden 1937 yılında Dersim’in çevre illerinden de silah toplandığı anlaşılmaktadır. Böylece çevre de silahtan arındırılmış, Dersim’e yardım imkanı ortadan kaldırılmıştır.

“Tunceli kanununun tatbikinden bu güne kadar dersim mıntıkasında yapılan hareketlerde elde edilen insan ve silâh mikdarı ile zayiatımızı gösterir cetvel                                                96 A / 258

 

 

YIL

 

 

 

Eşk.

 

Ölü

 

elde

 

Diri

 

Edil.

 

Tsl.

olan

 

 

Yekûn

 

 

Alınan silâh

 

Veri.

 

Şehit

 

Zayiat

 

Yaralı

936 yılında yapılan harekâtta        768
937      “            “            “      262        36   928   1226      4263       30     51
938      “             “           “ 13160    2107   821  16088        844     122  251
939       “            “           “       384      824 2867    4075        222        47   552
Y E K Û N 12806    2967 4616 21389       6117     199   354

 

1937 yılında Tunceli ile ilgili olan vilayetlerden aşağıda yazılı silâhlar toplanmıştır.

Mühür/ İmza

Adet

_______

Erzincan                                             2845

Elazığ                                                  703

Bingöl                                                935

Sivas                                                  4122

Malatya                                              21

______

Yekûn                                              8626

2.11.1939 günlü ve Faik Öztrak – CHP sözcüsü Faik Öztrak’ın dedesidir – imzalı yazının gövdesinde ayrıca 1939 yılı cetveli ile ilgili açıklamalar verilmektedir. II. Maddesinde Tunceli Kanununun uzatılması sonrasına ait bilgilerdir. Direniş tamamen kırılmıştır. “Dehalet edenlerin [devletin merhametine sığınanlar]  içinde Haydaran, Arilli, Bal, Körabbas ve Koç aşiretlerinin reislerile aileleri ve Seyit Rıza’nın kardeşi Düzgün gibi belli başlı adamlarda vardır. Koç yasak bölgesi tamamen temizlendiği gibi kalan yasak bölgesinde halâ temerutte ısrar eden mahdut haydutlar perişan ve aç bir haldedirler ve şiddetle takip olunuyorlar.”

Kalan önem atfedilen kişiler teslim olmuştur. Herhangi bir “direniş” olanağı kalmamıştır:

Başvekâlet Yüksek Katına

  2/Ağus./ 939 tarih ve (J. Gn. K.) 2184/4817 sayılı yazıya ek:

Tunceli kanununun tatbik tarihi olan 936 yılı Mart ayından itibaren Dersim mıntıkasında ittihaz edilen idarî ve inzibatı tedabir ve icraatın neticelerini gösterir cedvel ilişik olarak yüksek katlarına sunulmuştur.

Cedvelin 939 senesine ait rakamları içinde Tunceli kanununun temdidinden sonraki vak’alarda dahildir. Mikdarı, kanunun meriyetinden geçen ayın sonuna kadar olan müddet zarfında (358)i ölü, (909) u diri olarak (1367) kişi tutulmuş ve (17289 kişi de dehalete icbar edilmiş ve bunlardan (182) silâh alınmıştır. Dehalet edenlerin içinde Haydaran, Arilli, Bal, Körabbas ve Koç aşiretlerinin reislerile aileleri ve Seyit Rıza’nın kardeşi Düzgün gibi belli başlı adamlarda vardır. Koç yasak bölgesi tamamen temizlendiği gibi kalan yasak bölgesinde halâ temerutte ısrar eden mahdut haydutlar perişan ve aç bir haldedirler ve şiddetle takip olunuyorlar.

Devam eden bu takip ve baskınlarla kış basmadan kaçakların bir kısmının daha elde edilecekleri tabii bulunmakla beraber kıştan istifade ile dağlarda ve mağaralarda sığınmak isteyeceklere karşı da imkân dahilinde baskınlar yabtırılarak kat’i neticenin alınmasına çalışılacağını saygı ile arz ederim.

Başvekâlet yüksek katına ve Rc. U. Kâ.liğine yazılmıştır.

Dahiliye Vekili

Faik Öztrak

İmza”

Her ne kadar, Asayiş raporlarıyla ilgili ayrı bir yazı kaleme alınacaksa da bu dosyada bulunan asayiş raporları sürece ilişkin bilgiler vermesi bakımından önemlidir. Bunları da paylaşmayı faydalı bulduk.  1.11.1938 günlü dahiliye vekaletine gönderilen IV. Umumi müfettiş Alpdoğan imzalı acele telgrafta:

  1. Çemişkezek’deki tabur tarafından yapılan arama ve taramada; Oskih, Ahdük, Eknik köylerinde iki ev yıkılmış ve üç ekin tarlası yakılmıştır. Ekrek köyünde yeniden yapılmak istenen bir ev yakılmıştır, haydutlara rastlanamamıştır.
  1. 30/31.10.938 gecesi saat 24 sıralarında Sürbihan karakolu tarafından Mercan boğazında kurulan pusuya düşürülen haydutlardan birisi öldürülmüş ve bir kasalı tüfenk alınmıştır.
  1. (108) kişilik listede ismi yazılı (94) No.lu Seyit Mahmut yakalanmıştır.
  1. Pülümür kazasının Mordafan köyünde, yanık duvar içinde 1 dokuzlu tüfenk bulunmuştur.”

3.11.1938 günlü ve Alpdoğan imzalı raporun ayrıntıları dikkat çekicidir:

  • Kürk bölgesinde arama yapmakta olan 11 inci Alayın Üçüncü Taburu, dün ve evvelki gün bu bölgelerde ve muhtelif zamanlarda 45 – 50 kadar haydutla müsademe yapmış ve hâlen Aşkırık doğusundaki tepede bulunduğu raporundan anlaşılmıştır. İki günlük müsademe haydutlardan görülebilen üç ölü ve Taburdan da üç şehit, beş yaralı vardır. Taburun yanında telsiz yoktur.
  • İkinci Seyyar Jandarma Taburuna Dereova’ya ve Seyyar Alaydan bir tabura da Kırmızıdağ’a yürümeleri emri verilmiştir.
  • Nanıkuşağı deresi bölgesinde Tugay tarafından iki bölükle bir tarama hareketi yapılmaktadır.
  • Dokuzuncu Seyyar Taburdan iki bölük te Açkisor ve Havikpah mıntıkalarında pusudadır.
  • Koçlulardan Kozluca, Hanife, Bektaş ve Zogar köylerinden on beşi kadın olmak üzere 36 kişi Ovacık’a dehalet etmişlerdir.

18.11.1938 günlük raporda:

  1. numaralı cetvel listesinin 166 sıra numarasında yazılı Şamuşağı reislerinden topal Eyüp ve 124 numarada Kopo Hüseyin’in kardeşi Haydo ile beş kişi gelerek Ovacık kazasına 1 silâhla beraber teslim olmuşlardır.
  1. Şamuşaklarından 6 nüfus Ovacık kazasına dehalet etmişlerdir.
  1. Evvelce dehalet eden Kör Seyit Hanın kardeşi oğlu bir silâh getirerek OvacıkBirliğine teslim edilmiştir.

21.11.1938 günlü raporda: Aşuran bölgelerinde ve bir numaralı cetvel listesinin 139 numarasında yazılı Topal Baba da, Ovacık Kazasına gelerek teslim olmuştur.

Silahsız halkın kurşuna dizilmesinin resmidir: günlük raporda.

  1. Kalanlılardan 16 nüfus Ovacık kazasına dehalet etmişlerdir.
  2. Dün Çemişkezek’e dehalet edenler içinde 1 numaralı haydut listesinin 102 numarasında yazılı Mehmet oğlu ağa ve 139 numarasında yazılı Kör Kuridonun oğlu Hıdır ve 129 numarada yazılı Kol başı ve meşhur silâhşörlerden ince Mehmet vardır.

[1] BCA 30   10     111   751   30

 

 

#Dersim #Yazıları #Silahsız #halkın #kurşuna #dizilmesinin #resmidir

Ermeni Soykırımı yüzleşmeyi bekliyor

Ermeni Soykırımı’nın inkâr edildiğini belirten yazar Miran Pırgiç Gültekin, ‘Soykırımı Osmanlı’dan İttihat Terakki yönetimi devralıp sürdürmüştür. Bugün benzer bir soykırım Kürtler ve Êzidîlere yapılmaktadır. Bu topraklarda Türklerin dışındaki halklar hep yok sayılmıştır’ dedi

Ercan Kaplan / İstanbul

Osmanlı İmparatorluğu son dönemlerinde Abdülhamit’in sultasında halklara karşı ordu ve Hamidiye Alayları’nı kullandı. 1894 yılında Sasun’da ve 1896 yılında ise Taşnak Partili devrimcilerin Osmanlı Bankası baskını bahane edilerek İstanbul’da Ermeni halkına yönelik katliamlar yapıldı. 1909 yılında katliamın adresi Adana’da binlerce Ermeni katledildi. Katliamların bir parçası olan baskı, sansür ve tek tipleştirme politikası 1915’te doruğa ulaştırıldı. İttihat ve Terakki yöneticilerinden Enver Paşa, Talat Paşa, Cemal Paşa devlet kademelerini ele geçirdikten sonra 24 Nisan 1915’te Ermenilere karşı soykırım başlattı. Süryanilere (Asuri, Arami, Keldani) karşı ise Sayfo (Kılıç) adı verilen soykırım başlatıldı. Krikor Zohrab, Ohannes Vartkes Serengülyan, Nazaret Dağavaryan, Garabed Paşayan, Isdepan Çıracıyan, Onnik Tertsakyan (Arşak Vramyan) ve Hampartsum Boyacıyan gibi Ermeni halkının siyasi önderleri tutuklanarak katledilirken sonrasında din görevlileri hedef alındı. Kadim Ermeni kentlerinde soykırım süreci işletilerek Ermeni halkının maddi manevi yaşamı büyük oranda ortadan kaldırıldı. Türk burjuvazine sermaye birikimi yaratmak için Ermenilere ait maddi değerler yağmalandı. Kiliselerine, okullarına, çarşılarına el konuldu. Kiliseler birçok yerde karakollara ve depolara çevrildi. 108’inci yıl dönümünde olduğumuz Ermeni Soykırımı’nı yazar Miran Pırgiç Gültekin’le konuştuk.

  • *Ermeni halkı bin yıllardır yaşadıkları kadim topraklarda neden soykırıma uğratıldı, burada amaçlanan neydi?

Ermeni soykırımı yapıldığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu çöküş sürecine girmişti. Üç önemli gelişme yaşandı.  Osmanlı’nın çöküşü, soykırımın yaşanması ve Cumhuriyet’in kuruluşu. Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine baktığınız zaman tamamen tekçi zihniyete dayalı olduğunu görürüz: Tek devlet, tek millet, tek bayrak. Kurulan devletin Türk Sünni İslam devleti olduğunu görürüz. Bunu oluşturmanın yolu Anadolu topraklarında yaşayan Ermeni milletine tehcir yoluyla soykırım uygulanacak, öldürüp yok edilecek. Rumlar Atina’ya sürülecek, Kürtler Türkleştirilecek, Aleviler Sünnileştirilecek ve Sünni Türk devleti kurulacaktır. Bu devletin oluşumunun nedeni Osmanlı İmparatorluğu’nun kendilerine yurt edinebilecek bir toprak parçasını elinde tutmaktır.

Osmanlı İmparatorluğu son dönemlerinde kendi çöküşünü önleyemeyince süregelen uluslaşmanın nedeniyle kendi içerisindeki paşalardan Talat Paşa, Enver Paşa, Cemal Paşa ve daha birçoğu aldıkları kararla Batı Ermenistan topraklarında etnik bir temizlik uygulaması yapmış, öncelikle Ermenileri ve Süryanileri soykırımdan geçirmişlerdir. Onlara ait olan bu topraklarda ümmetçilik adı altında çıkardıkları fermanla soykırımı kullandıkları Kürtlerle gerçekleştirmişlerdir. Bu ferman Abdülhamit tarafından çıkarılmıştır. Osmanlı paşalarının planı İstanbul’da küçük Osmanlı kurma peşindeyken Mustafa Kemal, Ankara’da Cumhuriyet’i ilan etmiştir. Böylece hem Ermenilerin tüm sermayesini elinden alıp yeni kurdukları Cumhuriyet Türkiye’sinde millileşmeyi oluşturacaktır.

1915 Soykırımı ile birlikte bu kadim topraklarda katliamlar hiç bitmemiştir. Yaşanan 1937 ve 1938 Dersim Soykırımı da 1915 Soykırımı’nın devamı niteliğindedir. Biz Dersim’deki Ermenileri yok edilemeyince kültürel soykırım gerçekleştirilmiştir. Devlet, bizlerdeki son kültürel ve inançsal mekânlarımızı da elimizden alıp bizi yok saymıştır. Artık bu topraklarda Ermeniler kendilerini “inkâr” ve “takiye” ile yaşamak zorunda bırakılmıştır. İstanbul’daki hayatta kalan Ermeniler de bizlere sahip çıkmayınca bizler de Alevileşmiş ve kısmen de Kürtleşmiş şekilde yaşamaya devam etmişiz.

  • *Şok edici bir şekilde bir yıl içinde soykırımla birlikte Ermeni kentlerinde Ermeni yaşantısı büyük oranla sona erdirildi. Buna rağmen inkâr da soykırımın büyüklüğü kadar devlet katında sürdürülüyor. Usul gereği yalnızca 24 Nisanlarda mesaj yayımlanıyor. Bunun yanında zaman zaman ortak komisyon kurulması çağrısı da yapılıyor, bu konuda ne söylemek istersiniz?

Soykırımı dünya gündemine getirmemek için ve kendi içerisinde denetimli bir şekilde Kemalist aydınları kullanarak dünya kamuoyunu aldatmak ve Türkiye’de azınlıkların hakkını savunuyormuş gibi gösterme adına ufak anmalara müsaade ediyorlar ve soykırımı inkâr ettirmeye çalışıyorlar. Geçmişte yaşananları da bazı Osmanlı paşalarına yıkmaya çalışıyorlar. Oysa bu planlı soykırımı Osmanlı’dan İttihat Terakki yönetimi devralıp sürdürmüştür. Bugün benzer bir soykırım Kürtler ve Êzidîlere yapılmaktadır. Bu topraklarda Türklerin dışındaki halklar hep yok sayılmıştır.

  • *Siz uzun yıllar kimliğinizden uzak yaşadınız, meşakkatli mücadelenizle kendini kimliğinize döndünüz ve bu büyük bir yankı yarattı. Hem Ermeni diasporasında hem de Ermenistan’da sıklıkla bulunuyorsunuz. Oralarda soykırıma dair düşünceler neler? Nasıl bir izlenim edindiniz?

Ermenilerin soykırıma yaklaşımları diaspora tarafından daha fazla söylemler dile getiriliyor. Bu da onların tehlikeden daha uzak olmalarından kaynaklı. Türkiye’de yaşayan biz Ermeniler birkaç kişi dışında bunu soykırım diye yüksek sesle ifade eden pek yok. Ermenistan devleti tabandakiler çok kızgın olsa da üst düzeyde hükümet yönetim kadrosu Türkiye ile ilişkileri düzeltme peşinde Türkiye-Ermenistan sınırlarını açma girişimindeler.

#Ermeni #Soykırımı #yüzleşmeyi #bekliyor