Ana Sayfa Blog Sayfa 57

Alevi Toplumu Nereye? ŞÜKRÜ YILDIZ

Özellikle son dönemde sosyal medya platformları üzerinden birbirine hakaret eden, birbirlerini aşağılayan, birbirlerini tanımayan ve birbirlerinin hukukuna saygı duymayan cümleler ile kelimelerin havada uçuştuğu bir dönemden geçiyoruz. Alevilerin birbirlerine karşı gösterdiği bu kadar tahammülsüzlüğü, başka gruplara, başka kesimlere ve kendilerine saldıranlara karşı aynı ciddiyetle örgütleyemediklerini ve aynı kararlılıkla üzerine gidemediklerini görüyoruz.

Alevi hareketinin en başarılı çalışmalarından bir tanesi deprem döneminde yaşandı. Biz tüm yayınlarımız kesip, kesintisiz 40 gün boyunca deprem özel yayınlar yaptık. Bu süreç içerisinde tüm alanları, tüm hareketleri ve Alevi kurumlarının yapmış olduğu tüm çalışmaları takip etmeye çalıştık. Depremin ilk haberi geldiğinde, devlet ya da yardım kuruluşları bölgeye ulaşamamışken Avrupa’dan –Fransa’dan, Almanya’dan– giden gençler herkesten önce deprem bölgesine ulaştılar ve ellerinden geldiği kadar orada bir can ve nefes olmaya çalıştılar. Bu durum, Alevi gençlerinin örgütlü refleksinin ne kadar güçlü olabileceğini de bir kez daha gösterdi.

Biz de bu dönem içerisinde Alevi hareketinin dayanışmacı ruhunu ve elindeki kısıtlı imkânların bile nasıl devreye sokulduğunu gördük. Depreme mağduru Alevilerin yanı başında kendi kurumlarını görmüş olması büyük bir dayanışma, büyük bir birliktelik ruhu ve büyük bir güven yarattı. MARDEF’in çalışmaları, FEDA’nın çalışmaları, Alevi Birlikleri Federasyonu’nun ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun yürüttüğü çalışmalar ile tek tek derneklerimizin yaptığı çalışmalar, örgütlülüğe ne kadar ihtiyaç duyduğumuzun ve bunun vazgeçilmez olduğunun açık bir resmi olarak önümüze koydu.

Ama ne yazık ki son dönemlerde bunun üzerinden yürütülen tartışmalar, bu çalışmaların gölgesinde verilen iktidar kavgaları ve iktidardakilerin kendi alanlarını koruma sevdaları, Alevi toplumuna daha derin bir acı yaşatıyor. Sizin umudunuzu bağladığınız, geleceğe dair bir şeyler yapmasını beklediğiniz kişilerin sosyal medyanın en dibinde birbirlerine laf yetiştirdiklerini ve Alevi değerlerini hiçe saydıklarını rahatlıkla görebiliyoruz. Bu da toplumda büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor.

Eskiden beri Alevi hareketi içerisinde böyle tartışmalar olurdu. Bir dönemler –yanlış hatırlamıyorsam 90’ların sonları, 2000’lerin başı– AABF içerisinde yine tartışmalar yaşanmıştı. Zülfikar Yalçıkkaya o dönemlerde, sosyal medya yokken, fakslarla tüm derneklere ve medyaya açıklamalar gönderirdi. Yöneticilerin ekonomik çıkar sağladığına dair eleştiriler yapılırdı. Bu eleştirilerin muhataplarından biri de Turgut Öker’di. Tartışmalar üzerine toplantılar, paneller bile yapılmıştı.

Teknolojinin pahalı olduğu dönemlerde alınan küçük bir cihaz bile büyük tartışmalara neden olurdu. A3-A6 formatında baskı yapan pahalı bir makinenin alınması günlerce kavga konusu olmuştu. Kimisi bunun dinleme cihazı olduğunu iddia eder, kimisi ise verilen paranın akıbetini sorgulardı. Sonra Mozaik şirketi kuruldu, ticaretten anlamayan bir topluluk bu işi yürütemedi ve şirket battı. Yine aynı şekilde “kim yedi, ne yapıldı” tartışmaları sürdü.

Maraş’ta ve Terolar’da insanlar direnişe geçmişken, direnişin kendisi ve sonuçları konuşulacağına yardımların nereye gittiği üzerinden kavgalar yürütülüyordu. Alevi hareketi içerisinde olmaması gereken bu tartışmalar, olsa bile bu boyutuyla gündeme getirilmesi sadece birilerini dövmek için zaaf ve yanlışların kullanılması anlamına geliyor, bu da Alevi toplumuna hiçbir şey kazandırmadı ve kazandırmaz.

Hem bu iddiaların sahiplerinin hem de karşısında duranların durumu ciddiyetle ele alması gerekiyor. Bu öyle sokakta harcanacak veya Alevi toplumunun değerlerinin herhangi bir gerekçeyle kullanılacağı bir konu değildir. Bu kurumlar Alevilerin emekleriyle, gözyaşlarıyla yaratılmış kurumlardır, Madımak ve Gazi katliamlarının ardından oluşmuş kurumlardır. Dolayısıyla bu kurumlara daha ciddi yaklaşmak ve yaptıklarını daha ciddi değerlendirmek gerekir.

Alevi kurumlarında yürütülmesi gereken tartışma, “kim ne yedi, ne içti” değil, “Alevi toplumu için neyi örgütleyebildik, neyi örgütleyemedik?” tartışmasıdır. Bugün yürütülmesi gereken en temel meselelerden biri Suriye’de yürütülen katliamdır. Bu katliam karşısında Alevi örgütleri çaresiz kalmış ve beceriksizce hareket etmektedir. Tartışılması gereken budur. Bu katliam karşısında nasıl bir örgütlenme mümkündür? Hangi adımlar atılmalıdır?

Bizim konuşmamız gereken, Türkiye’de çocuklarımızın maruz kaldığı asimilasyon iken, biz bambaşka tartışmalarla oyalanıyoruz. Devlet tarafından kurulan Cem Evi Başkanlığı gibi oluşumların, gelecekte Alevi kurumlarını nasıl etkileyeceği ortadayken, biz bunun karşısında irade oluşturamazken kendi içimizdeki kavgaları merkeze yerleştiriyoruz.

Türkiye’nin geleceğinin tartışıldığı, “yeni yüzyıl” diye ifade edilen bir süreçten geçiyoruz. Bu süreçte Alevilerin esamesi okunmuyor. Bizimkiler ise “sen misin beni temsil eden, ben miyim seni temsil eden” kavgasında. Kusura bakmayın, devlet nezdinde, iktidar nezdinde ve gelecek yüzyıl tartışmalarında hiçbirimiz temsilci olarak görülmüyoruz. Alevilerin geleceğe dair beklentileri kimse tarafından konuşulmuyor.

Herkes gibi Aleviler de geleceğe dair beklentilerini güçlü biçimde ortaya koymalıdır. Bugün toplumsal işbirliğine baktığınızda, kendini ifade etmekte en zorlanan topluluklardan biri Alevilerdir. İktidar medyası yüzlerce televizyon ve dergi ile üzerimize baskı kurarken, muhalefet adı altında bizleri birileri avlarken, biz sanki bu baskı yetmiyormuş gibi kendi aramızda da “kim kiminçisi, kim hangi partiden” tartışmasına giriyoruz.

Alevilerin geleceğe dair umutlarını bu kavgalarla, bu çekişmelerle tüketmeyin. Alevi hareketi zaten zor ayakta duruyor. Bu yapıları daha güçlü kılmanın yolunu ve birlikte yürüyebileceğimiz yolları bulmamız gerekiyor. Ama ısrarla çatışmanın örgütlendirildiği, gerginliğin yükseltildiği ve birlikte hareket etme kültürünün yok edildiği bir sürece tanıklık etmek istemiyoruz.

Alevi hareketinin en zor dönemlerinde bile toplumdan bu kadar uzaklaşılmamıştı, tabandan bu kadar kopulmamıştı, Alevilik değerlerine bu kadar yabancılaşılmamıştı.

Bu nedenle tüm sorunlarımızı çözecek bir Alevi bakış açısının hepimizde egemen olması gerekir. Farklılıklarımız zenginliğimizdir. Alevilerin sorunlarını çözmek konusunda izlediğimiz yolların farklı olması bizi ayrıştırma gerekçesi haline getirmemelidir. Biz bu farklılıklarımızla zenginiz, bu farklılıklarımızla güçlüyüz. Aksi halde Yezid’in sofrasındaki, Muaviye’nin sofrasındaki insanlara dönüşürüz.

Bu nedenle herkesin kendine bir kez daha aynayı tutması ve “Benim çıkarım mı, yoksa toplumun çıkarı mı?” sorusunu vicdanıyla cevaplaması gerekiyor.

Alevi Pirleri ile Semavi Dinlerin Ruhani Önderleri Arasındaki Fark KENAN KÜÇÜK

Semavi dinlerde ibadetler, haham, papaz veya imam gibi ruhani önderler aracılığıyla yürütülür. Bu görevliler, kutsal kitaplara ve yazılı kurallara dayanır, ibadetin biçimini ve anlamını belirler. Bireyin rızası çoğu zaman sorulmaz, ibadet topluca ve kurallar çerçevesinde yapılır. Alevilik ise bu yapıdan tamamen farklıdır. Pir, gönülden ve rızalık temelinde rehberlik eder, hizmeti, sorumluluk bilinci ve Hakikat arayışıyla yürütür. Pir, Yol’un sahibi değildir; Yol’a canların rızasıyla hizmet eder. Semavi dinlerde otorite merkezden gelirken, Alevilikte rehberlik gönülden, Hakikat’ten ve yaşam deneyiminden doğar.

Aleviliğin erkanları ve ritüelleri, öbür dünyada cennete gitmek için değil, bu dünyada barışı, kardeşliği, adaleti ve doğayla, canlılarla uyum içinde yaşamayı sağlamak için uygulanır. Cemler, ziyaretler ve doğayla kurulan ritüeller, sadece ibadet değil, Yol’un öğretilerini ve Pir’in rehberliğini deneyimlemenin yollarıdır. Dağlar, nehirler, ağaçlar ve kutsal mekanlar, Hakikati hissedebildiğimiz ve rızalıkla yaklaştığımız alanlardır. Semavi dinlerde ibadetler daha çok ritüel ve kurallara dayanır, Alevilikte ise yaşamın kendisi rehberdir.

Alevilik, başkasını taklit ederek değil, kendi özünü, kendi değerlerini ve kendi erkanını yaşayarak anlam kazanır. Başka bir inancın ritüelleriyle kendini örtmek, takiyeye başvurmak, kişinin hem Yol’dan hem de kendi özünden uzaklaşmasına yol açar. Pir, talibini Hakikate yönlendirir; ama bu yönlendirme gönül ve rızalık temelindedir. Alevi Yol’u, bireyin özgür iradesi ve sorumluluğu ile yaşanır, taklit veya dışarıdan kopya ile değil.

Alevilikte iyi insan olmanın ölçüsü yalnızca ibadet değildir, yaşamın tamamı bir bütün olarak değerlendirilir. İyiyi, güzeli, adaleti ve barışı yaşatmak, insanları incitmemek, doğayı hor görmemek, canlıya kıymamak ve dünyayı daha yaşanır hale getirmek Yol’un temel amaçlarındandır. Semavi dinlerde ibadet çoğunlukla öbür dünyaya yönelik düzenlerken, Alevilik bu dünyada Hakikati yaşamak için erkan ve ibadeti uygular. Bu bağlamda Alevilik, çağa uyum sağlayan, sorgulamayı ve sorgulanmayı kabul eden özgür bir inançtır.

Cem erkanı gönül birliği ve rızalık temelinde yürür. Pir, ceme başlamadan önce tüm taliplerden rızalık alır, kadın, erkek, zengin veya fakir fark etmez, herkes eşittir. Küskünler ve dargınlar, gönül birliği oluşmadan aynı meydana oturamaz. Semavi dinlerde ibadetin katılımı bireyin hazır olmasına bağlı olsa da, ibadet biçimi ve yönetimi merkezi otoriteye bağlıdır. Alevilikte ise erkan, gönül ve rızalık ile yaşanır, bu, Yol’un adalet ve barış anlayışının temelidir.

Aleviliğin özgünlüğü, başkalarını taklit etmeden, kendi nefesini, kendi erkanını, Pir’in rehberliğini ve kendi Hakikat arayışını yaşamasında ortaya çıkar. Takiyeye başvurmak veya kendini farklı göstermek, kişinin hem Yol’dan hem de kendi özünden uzaklaşmasına neden olur. Semavi dinler, bireyi belirlenmiş kurallara uymaya yönlendirirken; Alevilik bireyin Hakikat arayışını, özgürlüğünü ve sorumluluğunu yaşamasına izin verir.

Alevilik, çağın gereklerine uygun olarak değişimi, yeniliği, sorgulamayı ve sorgulanmayı kabul eder. Katı dogmalara bağlı kalmaz, yaşam içinde olgunlaşmayı ve Hakikati aramayı esas alır. Semavi dinlerde dogmalar sabittir ve değişmez; Alevilik ise değişime ve yenilenmeye açıktır, çağın koşullarına göre Yol’u yorumlar.

Tüm dinler kendi içinde değerlidir, herkes kendi inancını özgürce yaşayabilir. Alevilik ise hiçbir dine bağlı değildir. Kendi özgün inancı, dünya görüşü ve erkan anlayışıyla varlığını sürdürür. İnsan, doğa, rızalık, adalet ve Hakikat, Alevi Yol’unun merkezindedir. Her can bu yolculukta bir tercih yapmak zorundadır: Ya Alevi olmanın sorumluluğunu üstlenir, Yol’un erkanını ve Hakikatini yaşar, ya da görmek istediği inancın içinde yolunu seçer.

Bu tercih kimseyi küçültmez, kimseye üstünlük kazandırmaz. Önemli olan, kişinin kendine ve yaşadığı inanca karşı dürüst olmasıdır. Hakikat, ancak özüne sadık olanda tecelli eder, takiyede değil. Yol, özgürlükle, sorgulamayla ve yaşamın içinde Hakikati aramakla yürünür.
Hakikat delilinin ışığı, özüne sadık kalanda parlar, takiyede değil.

alevi haber ağı

Hüseyin Mat: Alevilerin Hak Mücadelesi Tarihsel ve Bilimsel Temele Dayanmalı

Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Genel Başkanı Hüseyin Mat, Ludwigsburg Cemevi’nde gerçekleştirilen “Tekke ve Zaviyeler Kanunu, Cumhuriyet ve Aleviler” panelinin Alevilerin hak mücadelesi açısından önemli bir buluşma olduğunu belirtti. Mat, bu tür etkinliklerin tarihsel ve toplumsal hafızayı besleyerek, Alevilerin hak arayışında kritik bir rol oynadığını vurguladı.

Panelin önemine işaret eden Mat, Alevilerin hak mücadelesinin tarihsel gerçekler ve bilimsel bilgi temelinde yürütülmesi gerektiğini ifade etti. Bu mücadelenin, geçmişin anlaşılması ve bugünün doğru okunması açısından büyük bir önem taşıdığını belirten Mat, gelecek için sağlam bir bilinç oluşturmanın da gerekliliğine dikkat çekti.

Ortak hafıza ve ortak akıl etrafında şekillenen mücadelenin, yalnızca güncel sorunlara değil, geleceğin çözümlerine de ışık tutacağını dile getiren Mat, tarihini bilen bir toplumun özgür bir gelecek inşa edebileceğini söyledi.

Hüseyin Mat, bu anlamlı panelin gerçekleşmesine katkı sunan tüm katılımcılara ve organizasyonda görev alanlara teşekkür etti. Özellikle Ludwigsburg Cemevi’ne, konuşmacılara ve etkinlikte yer alan dostlara minnettarlığını ifade etti.

Alevi Kurumları Meclis Önünde Suriye’deki Soykırıma Dikkat Çekti

Suriye’de Alevi halkına yönelik devam eden katliamların durdurulması amacıyla Arap Alevi kurumları ve dayanışma gösteren demokratik çevreler, 2 Aralık’ta Türkiye Büyük Millet Meclisi Çankaya Kapısı önünde basın açıklaması düzenleyecek. Bu açıklamada, kamuoyuna “Sessizlik suç ortaklığıdır” çağrısı yapılacak.

Halkın güvenliğini tehdit eden HTŞ gibi cihadist grupların saldırıları, Türkiye’de de protesto edilmeye devam ediyor. 2 Aralık günü saat 10.00’da gerçekleştirilecek basın açıklamasında, Alevi halkına yönelik saldırıların sistematik bir soykırıma dönüştüğü vurgulanacak.

Arap Alevi kurumları, Türkiye kamuoyunun ve uluslararası toplumun bu duruma karşı daha net bir tutum alması gerektiğine dikkat çekecek. Açıklamada, katliamların derhal durdurulması, Alevilerin güvenliğinin sağlanması ve sorumluların yargılanması talep edilecek.

Basın açıklamasının ana mesajlarından biri de sessiz kalan devletlerin ve uluslararası kurumların sürecin bir parçası haline geldiği üzerine olacak. İnsan hakları savunucuları, demokratik kitle örgütleri ve Suriye’deki Alevi halkıyla dayanışma göstermek isteyen tüm yurttaşlar, bu önemli etkinliğe davet ediliyor.

Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü’nde DAKME’den anlamlı anma!

Dortmund ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla anlamlı bir etkinlik düzenledi. Etkinlik, erkek şiddeti sonucu hayatını kaybeden kadınlar anısına yapılan bir dakikalık saygı duruşuyla başladı. Kadına yönelik şiddetin çeşitli boyutları ve toplumsal etkileri üzerine yapılan konuşmalar, katılımcılara derin bir farkındalık kazandırdı.

Etkinliğin açılışında söz alan Saniye Solgun, kadına yönelik şiddetin farklı türlerini ve bu şiddetin toplumsal boyutlarını ele aldı. Ardından Dr. Saffet Taşgenç, şiddetin sadece fiziksel yönüyle değil, aynı zamanda psikolojik, ekonomik ve sosyal etkileriyle de kadınların yaşamlarını nasıl etkilediğini vurguladı. Taşgenç, kadınların karşılaştığı psikolojik travmaların yanı sıra, beden bütünlüğüne yönelik tehditler ve sağlık üzerindeki olumsuz etkileri hakkında bilimsel verilerle bilgi verdi.

Dr. Taşgenç, şiddete maruz kalan kadınların destek mekanizmalarına erişiminin önemine dikkat çekerek, bu konudaki farkındalığın arttırılması gerektiğini belirtti. Etkinlik, DAKME Müzik Grubu’nun seslendirdiği ezgilerle sona erdi ve katılımcılar, bir araya gelerek dayanışma içinde olduklarını hissettiler.

Tekke ve Zaviye Kanunu’nun 100. Yılı: Alevi Ocaklarına Yönelik Saldırılar!

Tekke ve Zaviye Kanunu’nun 100. yılı dolayısıyla Alevi toplumsallığının hedef alındığına dikkat çeken DAD Genel Merkez Eğitim Sekreteri Hüseyin Ozan, Alevilerin ocak ve dergahlarının kapanmasının büyük bir tahribat yarattığını belirtti. Ozan, Alevi hakikatine dayalı, güçlü örgütlenmelerin eksikliğini vurgulayarak, ocaklar olmadan toplumsallığın yeniden inşasının mümkün olmadığını ifade etti.

30 Kasım 1925’te yürürlüğe giren bu yasa ile Alevi ocakları ve dergahlarının kapatılması, Alevi Bektaşilerin inancının ortadan kaldırılmasına yönelik bir adım olarak değerlendiriliyor. Ozan, bu durumun yalnızca Cumhuriyet döneminde değil, Osmanlı döneminde de Alevi tekkelerinin kapatılması ile başladığını hatırlattı. Ozan, bu yasaların, Alevi toplumsallığını dağıtmayı ve kültürel asimilasyonu hedeflediğini açıkladı.

Alevilik, tarihi ve toplumsal bir alternatif model olarak devletsiz bir yaşam biçimini temsil ederken, bu yasaların Alevi toplumsallığına yıkıcı etkileri olduğunu vurgulayan Ozan, günümüzde Alevilerin rehberliğini kaybetmiş bir halk gerçeği ile karşı karşıya kaldığını belirtmiştir. Alevi kimliğinin zayıflaması ve asimilasyon sürecinin kaçınılmaz hale geldiğini dile getirdi.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Alevi inancına yönelik müdahaleleri ve ‘Alevi Diyaneti’ gibi yapıların varlığına da dikkat çeken Ozan, devletin din alanından elini çekmesi gerektiğini savundu. Ozan, demokratik bir zihniyetin hâkim olduğu bir toplumun inşasının önemine vurgu yaparak, farklı kimliklerin tanınması ve barış sürecinin bu anlamda hayati olduğunu ifade etti.

Son olarak, Tekke ve Zaviye Kanunu’nun kaldırılmasının tek başına anlam ifade etmeyeceğini belirten Ozan, bir zihniyet değişikliğine ihtiyaç duyulduğunu ve demokratik bir birliğin sağlanmasının şart olduğunu dile getirdi. Bu bağlamda, Alevi ve diğer halkların ortak mücadele etmesi gerektiğini vurgulayarak, gelecekte daha demokratik bir yaşamın inşa edilmesi gerektiğini söyledi.

Alevi örgütleri, 2 Aralık’ta Meclis önünde adalet talep edecek!

Alevi örgütleri, Suriye’de Alevilere yönelik artan katliamları protesto etmek üzere 2 Aralık’ta Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde toplanacak. Protesto, özellikle son günlerde Lazkiye, Humus, Hama ve Tartus gibi bölgelerde yaşanan saldırılara dikkat çekmek amacıyla gerçekleştirilecek.

Adana, Mersin ve Hatay’daki Arap Alevi kurumlarının da destek vereceği eylem, saat 10.00’da Meclis’in Çankaya Kapısı önünde yapılacak. Alevi örgütleri, bu etkinlikle inanç özgürlüğüne ve eşit yurttaşlık ilkesine vurgu yaparak, Alevilere yönelik ayrımcılığı ve şiddeti kınayacak.

Suriye’deki durumun ciddiyetine dikkat çeken Alevi temsilcileri, katliamların durdurulması ve Alevilerin güvenliğinin sağlanması için uluslararası toplumun harekete geçmesini talep ediyor. Eylem, Alevi toplumunun sesini duyurmak ve dayanışma sağlamak açısından önemli bir fırsat olarak değerlendiriliyor.

Humus’ta Aleviler katlediliyor MİHRAÇ URAL

Humus’ta Halid aşiretinden silahlı çetelerin başında olan bir kişi ‘aşiret reisliği’ için öldürüldü, suç Alevilere atıldı. Muhacirin ve El Erman mahallelerinde Alevilere saldırarak, 25’ten fazla kişiyi katlettiler. Suriye’deki Alevi halkı sokaklara çıkarak direnişe geçmeli, direnişe destek verilmeli.

Eli silahlı çeteler, devlet dedikleri organize  güçlerle birlikte Humus’ta Alevilerin yaşadığı Muhacirin ve El Erman mahallelerine hiçbir neden olmaksızın saldırdı. İlk belirlemelere göre 25 kişi katledildi, onlarca kişi yaralandı. Aleviler tarihi hatalarını elindeki silahlarını devlete güvenip teslim ederek yaptı. Bu hatanın  bedelini, ilk olarak 7-10 Mart 2025 tarihli katliamla ödediler; 50.000 insan katledildi.

Dünyanın bu katliamlara tanıklık ettiği sürede de saldırılar durmadı; her gün birer ikişer kişi can verdi. Ellerinde silah yoktu, savunma yapacak güç kalmamıştı. Ölüm üzerine ölüm geldi. Bundan sadece birkaç gün önce kahvede oturan insanlar üzerine ateş açıldı; 5 kişi öldürüldü. Daha da kötü ne bir devlet ne de komşu yardıma geliyordu.

Olaylar Halid aşiretinden silahlı çetelerin başında olan kişinin eşiyle birlikte katledilmesiyle başladı. Evlerinin duvarına “buradan Hüseyiniler geçti” diye bir not bıraktılar. Bunun üzerine aşiret, ”Aleviler katletti diyerek” saldırıya geçti.

Bu onuru kimse çiğnemeyecek

Öncelikle Aleviler asla “buradan Hüseyniler geçti” diye bir slogan atmazlar. Attıkları slogan “ya Ali”dir. Bütün bu olaylar dizininde Alevilerin bu yolla insan öldürdükleri hiç olmamıştır.  Arapça yayında “Ahbar Humus el Asıma” da olayın amca çocukları arasında aşiret reisliğine adaylık tartışmaları nedeniyle ortaya çıktığını bildirdi. Bu haber akla mantığa daha yakındır. Dolayısıyla öldürülen kişilerin “aşiret reisliği” oyununa kurban gittiği söylenebilir. Bu gerçeklere rağmen, Alevi mahallesine saldırarak onlarca kişiyi öldürmek; bir kez daha Alevi olmanın kefaretini ödemektir. Bu anlaşılmaz olaydan çıkartacak en önemli sonuç,  artık susmamak gerektiğidir. Alevi olmak onurlu olmaktır, bu onuru kimsenin çiğnenmesine müsaade etmeyecektir.

Öte yandan, Muhacirin ve El Erman mahalleleri Alevi mahallesidir. Bu mahallelere  nasıl ateş açıp, insan öldürürsünüz? Canlı yayın esnasında kulaklarımla duydum biri bağırıyordu; “eşek oğlu eşekleri vurun öldürün, diri bir tek insan olmayacak hepsini katledin.” Silahsız Aleviler katlediliyordu. Katledenler ise düne kadar birlikte yaşadıkları iyi gün kötü gün dostu olan Arap aşiretleriydi. Bunlar devletten destek alıyorlardı, üstelik ağır silahları vardı. Büyük Arap TV bültenleri olayları “Humus’ta çatışma var” şeklinde sunarak, karşılıklı ateş ediliyor gibi vererek Alevileri de silah güç olarak gösteriyorlar. Bu açıdan Arap medyası tam bir taraflı medya olarak Colani’nin taraftarlığını yapıyordu.

Göz göre göre katlediyorlar

Aleviler bir kez daha katledilirken, dünya kamuoyu ciddi bir tepki göstermedi, göstermiyor. Devlet denilen şebeke, mahalledeki tüm mobil telefonları topladı. Hiç kimsenin çekim yapmaması gerektiğini dile getiriyor ve açıkça “sizlere 2 saat zaman tanıyorum her şeyi toparlayın” dedi. Bu iki saat zarfında görüntü çekenleri topluyor, silahlı güçlerin katletmede hedef seçtiği yerlerin işini bitirmeye çağırıyordu.

Sokağa çıkma çağrısı yapanları da “susun, insanları kışkırtmayın, silahsız olan Alevileri provakasyona düşürmeyin” sözleriyle tehdit ediyordu. Ancak onurlu Aleviler “sokaklara çıkalım sesimizi yükseltelim, hiçbir devlet bizi kurtaramayacak, kendi kendimizi kurtarmak için sokakları dolduralım” diyordu. İlerleyen günlerde ne olur bilinmez ancak açık olan tek şey Aleviler hep öldürülecekler hep yakılıp yıkılacaklar. Bu anlamsız haykırışlara karşı elde ne varsa, taşla sopayla bu kıyım hareketine karşı ayaklanmak ve seslerin yükselmesi gerekiyor.

Çeteleri durdurun

Bu arada Şeyh Ğazal Ğazal BM’ye hitaben bir bildiri yayınladı. Haklı olarak şeyhin yapabileceği tek şey de burdu. Bununla da yetinmeyip halkın sokaklara inmesini sağlayacak çağrılar yapmalıdır. Ğazal Ğazal’ın çağrısında, “Humus kentindeki Alevi mahalleleri, fiili otorite unsurlarınca desteklenen Bedevi gruplar tarafından gerçekleştirilen silahlı barbarca bir saldırıya maruz kalmıştır. Bu saldırı sırasında silahsız siviller, üzerlerine doğrudan ateş açılması, evlerin ve mülklerin yakılması, dükkânların tahrip edilmesi ve bu mahallelerdeki araçların ateşe verilmesi suretiyle korkutulmuştur. Fiili otoritenin, bu mezhepsel nitelikli saldırıları durdurmaktaki aczi ve yaklaşık bir yıldır aralıksız süren ihlalleri, Humus ve diğer tehdit altındaki bölgelerde yaşayan Alevi sivillerin hayatını tehlikeye atmaktadır. Bu doğrultuda, Birleşmiş Milletler, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve uluslararası karar vericilere acilen şu çağrıyı yapıyoruz;

1-Humus’taki Alevi mahallelerinde sivillerin korunması ve bu saldırıların derhal durdurulması için müdahalede bulunulması.

2-Sivil halka karşı işlenen ihlalleri ve suçları belgelemek üzere bağımsız bir uluslararası soruşturma komisyonu gönderilmesi.

3-Bu saldırıların doğrudan sorumlularının ve kışkırtıcılarının uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukuku uyarınca hesap vermesinin sağlanması” dedi.

Direnişe geçme zamanı

Bu satırlardan hareketle Suriye’deki Alevi halkını direnişe, sokaklara çıkarak tepkisini dile getirmeye çağırıyoruz. Silahsız olmak direnişin önünde engel değil. “Zaten her gün ölümleri yaşıyoruz, bundan sonrası ne olacak?” diye düşünmenin hiçbir anlamı yoktur. Sokaklar yaşam hakkımızın  sesi olmalı, haykırışımızı herkes duymalı. Bundan sonrası hiçbir şekilde birlikte yaşama olanağı yoktur bununla bilinmesi gerekiyor. Bu halk silahını kendi iradesiyle teslim etmişti, şimdi kendi iradesiyle direnişe geçecektir ve bunun desteklenmesi gerekli. Alevi halkının tek dostu olan Kürtler bu çağrıya cevap olmalı. Rojava Kürtleri bu haklı direnişe omuz verecektir.

özgür politika

Alevilere yönelik soykırıma karşı sessiz kalmayacağız!

Alevi toplumu, tarih boyunca maruz kaldığı ayrımcılık ve şiddet karşısında sessiz kalmayacağını vurguladı. Alevi inancının ve kültürünün yok sayılmasına karşı çıkan temsilciler, bu durumu bir soykırım olarak nitelendiriyor. Toplumun, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık talepleriyle sokağa dökülmesi gerektiği ifade ediliyor.

Toplumun önde gelen isimlerinden biri, Alevilerin yıllarca süren ayrımcılığa ve baskılara karşı durarak, yaşadıkları acıların unutulmaması gerektiğini belirtti. Bu bağlamda, Alevi kimliğinin savunulması ve toplumun bir araya gelerek hak arayışını sürdürmesi gerektiği vurgulanıyor.

Alevi kurumları, bu süreçte dayanışmanın önemine dikkat çekerek, tüm inanç gruplarının eşit haklara sahip olması gerektiğini savunuyor. Alevilerin, kendilerine yönelik saldırılara karşı ortak bir sesle yanıt vermesi gerektiği ifade ediliyor. Bu bağlamda, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık talepleri, Alevi toplumunun öncelikli gündem maddeleri arasında yer alıyor.

Alevi temsilcileri, dünya genelindeki insan hakları savunucularını, bu soykırıma karşı duyarlılığa çağırarak, Alevi inancının ve kültürünün korunması için destek bekliyor. Toplumun, yaşadığı zorlukların üstesinden gelebilmesi için bir araya gelmesi ve ortak hareket etmesi gerektiği vurgulanıyor.

Aleviler Suriye’nin 5 Kentinde Hedef Alındı, Tehdit Büyüyor

Avrupa Alevi Gençler Birliği (AAGB), Suriye’deki Alevilere yönelik artan saldırılara dair sert bir açıklama yaptı. Açıklamada, IŞİD, El Nusra, El Kaide ve Heyet Tahrir Şam (HTŞ) gibi cihatçı grupların bir araya gelerek oluşturduğu sözde “Şam Geçici Hükümeti”nin, Alevilere yönelik sistematik katliam ve baskı politikalarını sürdürdüğü vurgulandı.

AAGB, mart ayında Alevilere yönelik gerçekleştirilen kitlesel katliamların hesabının sorulmadığını belirterek, Ebu Mohammed El Jolani’nin batılı devletler tarafından akredite edilmesini eleştirdi. Uzun süre 10 milyon dolarlık ödül bulunan Jolani’nin, Suriye’deki gelişmelerle birlikte daha da güçlendiği ifade edildi.

Açıklamada, Suudi Arabistan ve Katar’ın finansal katkılarıyla Suriye’nin Dünya Bankası’na olan borcunun ödendiği, ayrıca Katar’a ait El-Cezire kanalının Jolani’yi “şirin göstermek” amacıyla yoğun bir PR faaliyeti yürüttüğü kaydedildi. Bunun yanı sıra, Geçici Şam Hükümeti’nin toplumsal karşılığının olmadığı, 103 selefist örgütün birleştiği bu yapının Suriye halkı nezdinde bir meşruiyeti bulunmadığı vurgulandı.

Alevilere yönelik barışçıl eylemlere HTŞ’nin şiddetle karşılık verdiği, bu cihatçı grupların Alevilere, Kürtlere, Hristiyanlara ve diğer toplumsal kesimlere düşmanlık beslediği ifade edildi. Alevilerin federasyon talebinin zor kullanılarak bastırılmaya çalışıldığı ancak bu çabaların başarısız olacağı belirtildi.

AAGB, Suriye’deki tüm toplumsal kesimlerin demokratik, barışçıl ve seküler bir devlet talebini desteklediğini belirterek, “Selefizm karanlığına karşı tüm toplumu omuz omuza mücadele etmeye davet ediyoruz. Suriye karanlığa teslim olmayacak. Mücadele eden herkesin sesi olmaya devam edeceğiz,” şeklinde bir çağrıda bulundu.