Ana Sayfa Blog Sayfa 58

Alevi Hakikat Önderlerinden Firaz Ana; “Kadınsız bir yol eksiktir.” “Yolu Bilmeyenler Nereden Bilecek, İkrarın, Erkânın Sahibi Ana Değil mi?”

bu yazı Alevilerin sesi http://aevilerinsesi.eu sitesinden alınmıştır.

 

Alevilerin sesi dergisi dergisi 25 Kasım kadına yönelik her türlü şiddetle uluslararası mücadele günü özel sayısında yayımlanan röportajda alevi hakikat yol sürücüsü Ana firaz Yalvaç yaptığı röportajda şunlara değindi ;

Uzun yıllardır yaşadığımız bölgede Nantes Alevi Kültür Merkezi’nde (Nantes AKM) hizmet yürütüyorum. Ayrıca FUAF – Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu bünyesinde, rızalıkla yol erkân hizmetlerinde yer alıyor; Cem erkânları, Hakk’a uğurlama, muhabbet ve gönül birleme, 40 lokmaları, anma gibi erkânlarda Yola olan bağlılığımı; anadilim, inancım, ilim ve bilimin ışığında gönülden yürütmeye çalışıyorum.

Aslında yol beni çağırmadan önce ben çoktan gönlümü ona bağlamıştım. İçimde hep bir yol aşkı, bir ikrar sevdası, derin bir çağrı vardı.

Bağlama çalıyor, Cem erkânlarında Cem aşığı hizmeti ediyordum. Ama gönlüm hep eksik olanın tamamlayıcısı olmak istiyordu. “Kadınsız bir yol eksiktir.” Bu düşünceyle, eksik olanı tamamlamak niyetiyle hizmete başladım.

El verdim, dil verdim, nefes verdim, gönül verdim. Çünkü biliyordum ki; yol sadece izlenerek değil, içinde olunarak yaşanır.

Yola ikrar verdim. Eğitim sürecinde yolun derinliğini bilen Pirler, yol ehl-i canlar, kadının bu inancın asli bir parçası olduğunu hisseden, yaşatanlar sadece destek değil, bana yoldaş oldular.

Cemlerde yüzlerce can bir aradaydı ama hepsinin dili aynı değildi.
Ve biliyordum ki her can, ibadetini kendi dilinde duyduğunda yüreği daha derinden titrer.

Şeyh Qaji’nin sözüyle: “Her thyrê zone xo waneno, her vas koka xo ser reweno.” (Her kuş kendi dilinde öter, her ot kendi kökünde biter.)

Ben de gerektiğinde anadilim Kırmancki ile hizmet etmeye karar verdim. Çünkü her can, inancını kendi diliyle duyma hakkına sahiptir.

Ana dilden dökülen her nefes, canların gönlüne dokunur. Kimi gözyaşıyla, kimi sessizce, kimi hâl diliyle bu hissiyatı paylaşır. O an anladım ki ben sadece bir hizmet yürütmüyorum; bir kalbe, bir hafızaya, bir hakikate dokunuyorum.

Alevilik, diğer semavi dinlerde olduğu gibi kadının yerinin olmadığı bir inanç sistemi değildir!

Alevilikte kadın-erkek eşitliği, inancın en temel özelliklerinden biridir. Alevi öğretisinde kadın ve erkek “insan” kimliğiyle eşittir; cinsiyet insanın değerini belirleyemez.

Yolumuzun öğretisinde cinsiyet ayrımı yoktur. Bu kadim inanç hiçbir zaman kadın-erkek, genç-yaşlı, zengin-fakir, küçük-büyük ayrımı yapmamıştır. Alevilikte can kavramı vardır.

Cem erkânlarımızda kadın ve erkek yan yana, eşit biçimde yer alır. Birlikte cem olur, semah döner, birbirine niyaz olur.

Yolun öğretisinde zaten Analar vardı ve hep de var olacaklar!

Pirimiz Başköylü Hasan Efendi’nin dediği gibi: “Yolun asıl sahibi Anadır, yol Anadan başlar.

”Anaların dili, yol dilidir; sevgi, itikat ve barış dilidir!…

“Yolda sorun yok, yolcularda sorun var.”

Bu kadim yol, Raa Heqî, doğa temelli bir inanca dayanır. Ancak zamanla büyük ölçüde zarar görmüş, asimilasyona uğramıştır. Bize ait olmayan kavramlar bu öğretiye girmiş, benimsetilmiştir.
Bu da bizi özümüzden uzaklaştırmıştır.

Kadının yoldaki yeri de bu süreçte değişime uğramıştır.
Tekçi ve egemen anlayış, inancımızı kadınsızlaştırmış, tek tipleştirmeye çalışmıştır.

Böylesi bir dönemde özümüze, kadim değerlerimize yeniden dönme ihtiyacı her zamankinden büyüktür!

Ne yazık ki kadınlarımızın önü daha evdeyken kapanıyor!

Kadın bilgi ve emeğiyle hak ettiği yere ulaşamıyor. Kurumlarda da benzer durum sürüyor; çoğu zaman kadın sadece mutfak ve temizlikle sınırlandırılıyor.

Bazı ocaklarda kimi pirler ne yazık ki analara hizmet alanı açmıyor. Kadının hizmeti rahatsızlık verici bulunuyor. Ama bu yolun yarısı kadındır, Anadır.

Zaman zaman hizmette geri plana atıldım, emeğimin görülmediğini hissettim. Ama “gönül kalsın, yol kalmasın” şiarıyla hizmetten geri durmadım.

Çünkü bu yol Hakk’a varan bir yoldur. Hizmet, aşk ile, gönül ile yapılır. Asimilasyona karşı özümüzü korumak, inancımıza ve dilimize sahip çıkmak benim için sadece görev değil, bir ikrardır

Coğrafyamızda yalnızca bir köyde bir değil, birçok ziyaret bulunur. Her biri bir hikâyeye, bir hakikate dayanır.

Dersim’de 366 ziyaret olduğuna inanılır ve bu ziyaretlerin yarısı kadın adlarıyla anılır.
Anaların, evliyaların, ermişlerin izidir onlar.

Ne yazık ki zaman içinde bu kutsal mekânlara da dokunulmuştur.
Kadınların adları silinmiş, yerine erkek isimleri yazılmıştır.
İnancımızın kadim mitolojisi bize ait olmayan anlayışlarla değiştirilmiştir.

Ama hâlâ o ziyaretlere varıp da
“Yaa Bağıra Sıpiye, Ana Buyere, Ana Xaskare, Jela Zalale, Ana Karsniye, Ana Barê, Ana Fatma, Qumriya Zerde, Ana Ovege, Jara Merxe…”
diye niyaz edenler, bu hakikati kalpten bilirler.

Ziyaret, sadece bir mekân değil; bir ana nefesi, bir halkın direnişidir!

Yol “Eline, diline, beline sahip ol” der. Bu söz, inancımızın ahlâk temelidir.

Yolun öğretisinde şiddet değil, rızalık esastır.
“Eline sahip ol”: Kimseye zarar verme, şiddet uygulama, haksız kazanç elde etme!
“Diline sahip ol”: Kimseyi sözlerinle incitme, yalan söyleme, kalp kırma!
“Beline sahip ol”: Rızaya, edebe, saygıya önem ver !

Bu kavramlar hem fiziksel hem duygusal şiddeti reddeder. Yolumuzun inancı, âlemdeki tüm canlılara şiddeti reddeder!

Şiddet, kadının ana yüreğine sığmaz. Kadın, anadır, canı yaşatandır.

Alevi kadınlar her zaman barıştan, sevgiden, güzellikten yana olmuştur…
Eskiden bir husumet çıktığında araya kadınlar girer, sözleriyle barışı sağlardı…

Alevilik özü itibarıyla bir barış yoludur. Bu yolda şiddetin, zorun, baskının yeri yoktur.

Bir kadın ve yol hizmetkârı olarak biliyorum ki: Barışın dili Anadır. Merhametin eli kadındır. Toplumun vicdanı da çoğu zaman kadınların yüreğinden geçer.

Şiddet yolu karartır, barış ise hakikatin ışığıdır…

Tarih boyunca, özellikle Dersim 1937–1938 Tertelesi ve diğer Alevi soykırımlarında kadınlar hem hedef hem araç haline getirilmiştir.

Kadınlar fiziksel, cinsel, ekonomik ve kültürel şiddete uğramış; kimlikleri, dilleri, inançları bastırılmıştır. Birçok kadın sürgün edilmiş, çocukları elinden alınmış, kutsallarından koparılmıştır…

Ama tüm bu yıkıma rağmen kadınlar, Alevi toplumsal belleğinin en güçlü taşıyıcıları olmuştur.
Evlerinde çerağını uyandırmış, lokmasını pişirmiş, ikrarını tutmuş, doğaya şükran sunmayı sürdürmüştür..

Kadınlar bizim hafızamızdır. Her Alevi Anasının yüreğinde bir direniş saklıdır!

Bugün Alevi toplumunda kadınlar özel alanda şiddete maruz kalıyorsa bu, inancımızın değil, ataerkil kültürün yansımasıdır.

Alevi toplumunun Cem’lerinde rızalık denetimi, kadın kurullarının güçlendirilmesi ve eğitimin öne çıkarılmasıyla bu şiddetin önüne geçilmelidir.
Barışı, sevgiyi ve adaleti hatırlatmak; her cana yolun özündeki eşitliği yeniden anlatmak gerekir.

Yola hizmet etmek; rızalık temelinde, ilim ve bilimi rehber edinerek,
Yol dilini kullanarak gönüllere dokunabilmektir.

Adaletli, barışçıl, sevgi dolu bir yaşamı benimsemek;
Yol’un özünü, dilini, öğretisini, hakikatini, inancını, ritüellerini, değerlerini, üslubunu ve edep erkânını canların gönüllerine taşımaktır.

Cem’lerde ve toplumda barışı, eşitliği ve adaleti yaşatmaktır.
Kadın-erkek ayrımı yapmadan her cana rızalılığı gözetmek, mazlumu korumak, küskünlerin gönlünü birlemek ve toplumu bir arada tutmaktır.

Aşk ile,
Firaz Yalvaç

 

Viyana’da Alevi Katliamlarına Karşı Sesimizi Yükselttik

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), 30 Kasım’da Viyana’da Suriye’de Alevilere yönelik süregelen katliamları protesto etmek amacıyla bir basın açıklaması düzenledi. Etkinliğe Alevi toplumunun temsilcileri ve dayanışma grupları katıldı.

Basın açıklaması, Pir Hüseyin Elmas’ın okuduğu gülbank ile başladı. Ardından, Türkçe basın metni yine Elmas tarafından okundu. Almanca metin ise Yönetim Kurulu Üyesi Nurcan Düzgün tarafından katılımcılara duyuruldu.

Açıklamada, Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar, zorla yerinden edilmeler ve artan şiddet olayları uluslararası kamuoyuna aktarıldı. Avrupa’daki siyasi karar vericilere ve insan hakları kuruluşlarına, katliamların durdurulması ve sivillerin korunması için acil adımlar atılması çağrısı yapıldı.

Etkinlik, kısa bir değerlendirme konuşmasının ardından gerçekleştirilen nefes dinletisi ile sona erdi. Katılımcılar, nefeslerin ardından barış, kardeşlik ve dayanışma mesajlarını paylaştı.

Üryan Hızır Ocağı: Temiz kalple gelenin şifası olur

Dersim’in Pertek ilçesindeki Zeve (Dorutay) köyünde yer alan Üryan Hızır (Sultan Hıdır) Ocağı, Alevilerin yıl boyunca sıkça ziyaret ettiği bir mekandır. Köylüler, buraya gelenlerin kalplerinin temiz olması durumunda şifa bulduklarını belirtiyor. Elif Koyun, Üryan Hızır Ocağı’nın tarihi ve ritüelleri hakkında bilgi verirken, buraya hasta olanların iyileşerek döndüğünü vurguladı.

Koyun, Sultan Hıdır’ın hikayesini aktararak, geçmişte yaşanan bir olayı anlattı. Sultan Hıdır’ın bir göl kenarında durduğunu ve orada bir çıra yaktığını, paşanın bu durumu askerleriyle araştırdığını söyledi. Askerlerin Sultan Hıdır’ı yanlarına getirememesi üzerine paşanın kendisinin onun yanına gittiğini ve burada yaşanan kerametleri gördüklerini ifade etti. Paşanın, Sultan Hıdır’a asker verdiğini ve bu askerlerin soyundan gelenlerin günümüzde bu köyde yaşadığını belirtti.

Reyhan Kıt ise, geçmişte insanların inançlarının daha güçlü olduğunu, ziyaretçilerin yalın ayak ocağa geldiklerini anlattı. Ziyaretin önemine değinen Kıt, o dönemde insanların ibadetlerini yerine getirirken, şimdi ise kurban kesip hemen geri döndüklerini ifade etti. Kıt, Üryan Hızır’ın şifasının bol olduğunu, buraya gelenlerin doğru niyetle geldiğinde taleplerinin kabul edildiğini söyledi.

Üryan Hızır Ocağı, sadece fiziki bir mekân olmanın ötesinde, insanların manevi ihtiyaçlarını karşıladığına inanılan bir yer. Köylüler, gençlerin burayı ziyaret etmelerini ve inançlarını sürdürmelerini tavsiye ediyor. Zamanla köydeki nüfus azalmış olsa da, ocağın önemi ve ziyaretçileri için anlamı her zaman devam ediyor.

Hüseyin Gazi Metin Dede, bir yıl sonra özlemle anıldı!

Hüseyin Gazi Metin Dede, Hakk’a yürüyüşünün 1. yıldönümünde Antalya’da gerçekleştirilen bir etkinlikle anıldı. Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şubesi Zeytinköy Cemevi’nde düzenlenen anmaya, Metin Dede’nin ailesi, AKD Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, Alevi kurum temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı. Etkinlikte, Metin Dede’nin Alevi toplumu için bir yol önderi, rehber ve halk ozanı olduğu vurgulandı.

Sunuculuğunu Bahar Gezer’in üstlendiği anmada, AKD Antalya Şubesi Başkanı Kazım Uçarcan, “Hüseyin Gazi Metin Dedemizin bize bıraktığı miras, Alevilerin asimilasyona karşı nasıl mücadele etmesi gerektiğidir. Kendisi, yolunu sürdüren bir önder olarak bize ışık tutmaktadır,” dedi. Uçarcan, Metin Dede’nin şairliği, felsefesi ve ozanlığından ilham alarak Alevi hak mücadelesini sürdürdüklerini ifade etti.

Metin Dede’nin oğlu Müslüm Metin, babasının devrimci bir halk adamı olduğunu belirterek, “Babam her zaman örgütlenmenin önemini vurgulardı. Toplum örgütlenirse karanlığı yıkar,” dedi. Anmanın ardından Hıdır Abdal Ocağı dedelerinin deyişleri eşliğinde semahlar dönüldü ve gelen misafirlere lokmalar pay edildi.

Hüseyin Gazi Metin Dede, 1939 yılında Sivas Divriği Çamşıh Şahin Köyü’nde doğdu. Çocukluğundan itibaren hayatın zorluklarıyla mücadele eden Metin, yıllarını cem yürütmeye, dedelik ve zakirlik yapmaya adadı. Hem köyünün hem de inancının kültürel mirasını yaşatmayı sürdüren Metin, halkının önderliğini üstlenen bir figür olarak hatırlanıyor.

Seyit Rıza’nın torunu Nermin Polat, Hakk’a yürüdü

Seyit Rıza’nın torunu Nermin Polat, 90 yaşında Elazığ’da Hakk’a yürüdü. Alevi inancının önemli isimlerinden biri olan Polat, yaşamı boyunca toplumsal değerlere katkıda bulundu.

Nermin Polat’ın cenazesi, 1 Aralık’ta Yıldızbağları Cemevi’nde düzenlenecek törenle uğurlanacak. Ardından, Ovacık’ın Axdat köyünde toprağa verilecek.

Alevi inanç ve kültürüne büyük katkılarda bulunan Nermin Polat, yaşamı boyunca toplumsal adalet ve eşitlik mücadelesinin bir simgesi oldu. Onun anısı, bu mücadeleye devam edenler için bir ilham kaynağı olmaya devam edecektir.

Polat’ın vefatı, ailesi ve sevenleri için derin bir üzüntü kaynağı olurken, aynı zamanda Alevi toplumu için de büyük bir kayıp olarak değerlendirilmektedir.

Frankfurt’ta Alevi Katliamı Protestosu: Uluslararası Dayanışma Çağrısı

Almanya’nın Frankfurt kentinde yüzlerce kişi, Suriye’de Alevi sivillere yönelik artan saldırıları protesto etmek amacıyla toplandı. Kent merkezinde düzenlenen eylemde, Suriye’de yaşananların “Alevilere yönelik sistematik bir soykırım girişimi” olduğu ifade edildi. Göstericiler, uluslararası topluma ve insan hakları örgütlerine acil müdahale çağrısında bulundu.

Eylemde yapılan açıklamalarda, Suriye’deki Alevi yerleşimlerinin hedef alındığına dikkat çekildi. Sivillerin ağır kuşatma ve saldırı tehdidi altında olduğu vurgulandı. Katılımcılar, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere tüm uluslararası kurumları göreve çağırarak, saldırıların derhal durdurulmasını ve sivil halkın korunmasını talep etti.

Gösteri boyunca “Alevilere özgürlük” ve “Suriye’de Alevi soykırımı var” sloganları atıldı. Taşınan pankartlarda Suriye’deki insanlık dramına dikkat çekilirken, dünya kamuoyunun sessiz kalmaması gerektiği vurgulandı. Protestocular, Alevilere yönelik saldırıların görünür kılınmasını istedi.

Protestoya katılanlar, Suriye’deki Alevi halkının yalnız bırakılmasının yeni katliamların önünü açtığını belirtti. Etkin ve bağlayıcı uluslararası adımların atılmasının hayati önem taşıdığı ifade edildi. Saldırıların belgelenmesi, faillerin yargılanması ve kalıcı koruma mekanizmalarının oluşturulması talep edildi.

Eylem, Suriye’deki saldırılar altında yaşayan Alevi halkıyla dayanışma mesajlarının verilmesiyle sona erdi. Katılımcılar, mücadeleyi büyütmeye ve konuyu uluslararası alanda gündemde tutmaya devam edeceklerini dile getirdi.

Köln’de Colani’nin Alevi Değerlerine Karşı Protestosu Gerçekleşti

Köln’de Alevilere Yönelik Soykırımlar Protesto Edildi

Köln, Almanya – Alevilere yönelik soykırım ve katliamlar, uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmeye devam ediyor. Suriye’de Beşşar Esad rejiminin düşmesinin ardından kurulan Colani hükümetinin, Alevilere karşı işlenen suçlara sessiz kalması Köln’de protesto edildi. 6 Mart’tan bu yana Suriye’nin kıyı bölgelerinde devam eden çatışmalar sonucu, çoğu sivil olmak üzere yüzlerce kişi hayatını kaybetti.

Alevi kuruluşları, Avrupa Arap Alevileri Federasyonu, Demokratik Alevi Federasyonu ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun öncülüğünde Cumartesi günü Köln, Berlin ve Frankfurt’ta eş zamanlı basın açıklamaları gerçekleştirdi. Köln’de Ren Nehri kıyısında düzenlenen protestoya, devrimci ve demokratik kesimlerden geniş bir destek geldi.

Protestoya katılan konuşmacılar, Türkçe, Arapça, Kürtçe ve Almanca olarak yaptıkları konuşmalarda, Alevilere yönelik baskıların ve katliamların sona ermesini talep etti. İŞİD ve El Kaide gibi cihatçı örgütlerin insanlık dışı yöntemleri eleştirilerek, bu tür uygulamaların tüm halklara karşı bir soykırım suçu olarak değerlendirildiği ifade edildi.

Köln’deki protestoda, Alevi kanaat önderleri bölgeden gelen tanıklıkların endişe verici olduğunu belirterek, uluslararası basında yer alanların çok ötesinde trajedilerin yaşandığını vurguladılar. Ayrıca, Suriye’deki Aleviler için insani yardım koridorunun açılması, güvenliğin sağlanması ve haklarının korunması talepleri dile getirildi.

Alevi örgütleri: Colani ve yandaşları insanlığa karşı suç işliyor!

İzmir’deki Alevi örgütleri, Suriye’de Alevilere yönelik gerçekleştirilen katliamlara karşı uluslararası topluma acil çağrıda bulundu. Alevi Kültür Dernekleri Buca Şubesi Cemevi önündeki Hacı Bektaş Veli Parkı’nda yapılan basın açıklamasında, saldırıların sorumlusunun yalnızca Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) ve lideri Colani değil, onlara destek veren tüm devletler ve güç odakları olduğu vurgulandı. Açıklamada, “Katil HTŞ, işbirlikçi AKP” ve “Suriye’de Alevi katliamı var, durdurun!” sloganları atıldı.

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, bölgede insani yardım koridorunun açılması ve bağımsız bir heyetin durumu incelemesi gerektiğini belirtti. Aslan, Türkiye ve Avrupa’daki Alevi örgütlerinin yaşanabilecek tehlikelere ilişkin daha önceki uyarılarına dikkat çekerek, “Halkların bir arada yaşayabileceği demokratik bir Suriye’den yanayız. Buna sessiz kalmak katliama ortak olmaktır” dedi.

Alevi Bektaşi Federasyonu Ege Bölge Sorumlusu Mehmet Bozkurt ise Suriye’deki zulmün ve katliamların devam ettiğini ifade ederek, HTŞ’nin Alevi ve Hıristiyan topluluklarını hedef aldığını söyledi. Bozkurt, “HTŞ’nin nefret dili, Suriye’deki mazlum halklar için bir tehdittir. İnanç merkezlerine yönelik saldırılar açık bir savaş suçudur” şeklinde konuştu.

Bozkurt, uluslararası kamuoyuna çağrıda bulunarak, HTŞ’ye destek veren ülkelerin bu soykırımın ortağı olduğunu belirtti. “Katil Colani ve çetesine verilen destek yalnızca bölgedeki mazlum halklara değil, tüm insanlığa karşı bir suçtur. Bu çeteler derhal savaş suçlusu ilan edilmeli ve yargılanmalıdır” dedi.

Alevi toplumunun tarih boyunca barış ve adaletin yanında yer aldığını hatırlatan Bozkurt, yaşananları “günümüzün Kerbela’sı” olarak tanımladı. “Zulme sessiz kalan dilsiz şeytandır” diyerek, Colani’nin meşrulaştırılmasına karşı çıkılması gerektiğini vurguladı.

Maraş’ta Alevi kimliği: Dil, kültür ve coğrafya arasındaki kopuşlar

Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF), Almanya’nın Siegen kentinde “Dil, Kimlik ve Coğrafya: Kürtlerin Maraş’taki Renkleri” konulu bir panel düzenledi. Moderatörlüğünü Ahmet Nazlıkul’un üstlendiği panelde eğitimci Mehmet Kömür, coğrafya, kimlik ve dil arasındaki ilişkilerin kültürel süreklilik açısından önemine vurgu yaptı. Kömür, coğrafyanın kimliği şekillendirdiğini ve dilin kültürün taşıyıcısı olduğunu belirterek, hafıza mekânlarının korunmasının kültürel mirasın geleceğe taşınması açısından hayati olduğunu ifade etti.

Kömür, Tacım Baba’nın Elbistan–Tokarşa Köyü’ndeki evini örnek göstererek, bu mekânın bölgenin kültürel geçmişini taşıyan önemli bir yapı olduğunu vurguladı. Evin bir hafıza müzesine dönüştürülmesi gerektiğini belirten Kömür, bölgenin ağız özellikleri ve sözlü hafızanın korunmasının önemini de dile getirdi.

Panelde Mazlum Doğan da söz alarak Maraş Kürtçesi üzerindeki dil kaybının devlet politikalarından kaynaklandığını ifade etti. Doğan, “Kürtçeyi hedef alan sistematik politikalar”ın dil üzerindeki etkilerini eleştirerek, Maraş Kürtçesi ile ilgili yaygın yanlış anlamalara dikkat çekti. Coğrafya, kimlik ve dil arasındaki bağın kopmasının kimliksel çözülmelere yol açtığını belirten Doğan, hafızanın kaybolmasının kimlik çözülmesine neden olabileceğini vurguladı.

Doğan, gençlerin Kürtçeyi anladığını, ancak bağlamın zayıflamasının sorun yarattığını belirtti. Panel, Kürtçenin ve bölge ağızlarının korunması, kültürel hafızanın güçlendirilmesi ve dilin günlük yaşamda görünür kılınmasının öneminin altının çizilmesiyle sona erdi. Doğan, Maraş Kürtçesindeki zengin terimlerden örnekler vererek katılımcılara dilin değerini aktardı.

Suriye’de Alevilere yönelik soykırıma Malatya’da tepki gösterildi

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Malatya Dedeyazı ve Ören şubeleri, Suriye’de Alevilere yönelik artan saldırılara karşı ortak bir açıklama yaptı. Açıklamada, “Bu zulme sessiz kalan herkes bu katliamlardan sorumlu olacaktır” ifadesine yer verildi. Son günlerde Lazkiye, Humus, Hama ve Tartus gibi bölgelerde Alevilere yönelik saldırıların arttığına dikkat çekildi.

PSAKD Genel Merkez Denetleme Kurulu Başkanı Mazlum Köse, Orta Doğu’nun uzun süredir savaş ve şiddetle şekillendirilmeye çalışıldığını belirtti. Köse, Aleviler ve bölgedeki kadim halkların büyük bedeller ödediğini vurgulayarak, bu süreçte en çok acıyı kadınlar, çocuklar ve dezavantajlı kesimlerin yaşadığını ifade etti. Alevilerin yanı sıra Kürtler, Süryaniler, Ezidiler, Ermeniler, Hristiyanlar, Dürziler, Araplar, Türkmenler ve diğer inanç ve etnik grupların da kıyıma uğradığını dile getirdi.

Köse, özellikle HTŞ lideri Ahmet Şara’nın yürüttüğü sistematik soykırıma dikkat çekti. Dürziler ve Hristiyanlar gibi farklı toplulukların mensuplarının katledildiğini, Alevilere yönelik ev baskınları, işkence, tecavüz ve kaçırmaların sürdüğünü kaydetti. Ayrıca, Alevilere yönelik saldırıların dünya kamuoyu tarafından görmezden gelindiğini vurguladı.

Köse, “Suriye’de Aleviler dünyanın gözü önünde sistematik bir soykırıma uğratılmaktadır. HTŞ ve lideri Colani, uluslararası terör listesinde yer almasına rağmen itibarlı bir aktör haline getirilmeye çalışılmaktadır” dedi. Bugün yaşananların sorumlusunun sadece HTŞ ve Colani olmadığını, bu yapılara destek veren ülkelerin de suç ortağı olduğunu belirtti.

Son olarak, Köse, Suriye’deki Alevilere ve kadim halklara yeni bir Kerbela yaşatıldığını ifade ederek, “Zalime diz çökmeyeceğiz. Teslim olmayacağız. Boyun eğmeyeceğiz” dedi.