Ana Sayfa Blog Sayfa 59

Alevilere Yönelik Suriye İhlalleri İçin Avrupa Arap Alevileri’nden Acil Çağrı

Avrupa Arap Alevileri Federasyonu, Suriye’de Alevilere yönelik artan insan hakları ihlalleri hakkında kapsamlı bir açıklama yaptı. Federasyon, özellikle Suriye’nin kıyı bölgeleri ve Humus’ta barışçıl gösterilere yönelik silahlı müdahalelerin, Alevi toplumunun can güvenliğini tehdit ettiğini belirtti. Açıklamada, bu durumun yalnızca bölgesel bir güvenlik sorunu değil, aynı zamanda uluslararası hukuka aykırı bir suç olduğu vurgulandı.

Alevi yurttaşların barışçıl talepleriyle sokağa çıkmalarının ardından yaşanan orantısız güç kullanımı sonucunda ölümler ve yaralanmalar meydana geldiği aktarıldı. Federasyon, bu tür müdahalelerin ağır bir insan hakları ihlali olduğunun altını çizerek, bu uygulamaların doğrudan cezai sorumluluk doğurduğunu ifade etti.

Açıklamada, inanç kimlikleri nedeniyle sivillerin hedef haline getirilmesinin kabul edilemez olduğu belirtildi. Alevi toplumunun bir çatışmanın tarafı olmadığı ve dolayısıyla cezalandırılamayacağı vurgulandı. Ayrıca, gösteriler sonrası Alevi sivillerin evlerine yönelik baskın, tehdit ve fişleme iddialarının ciddi bir endişe kaynağı oluşturduğu kaydedildi.

Federasyon, Alevi sivillerin derhal korunmasını, bağımsız ve uluslararası denetime açık soruşturmaların yapılmasını ve mezhepsel kimliği hedef alan nefret söylemi ile şiddetin sona erdirilmesini talep etti. Ayrıca, uluslararası insan hakları mekanizmalarının bu konudaki sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiği ifade edildi.

Açıklamanın sonunda, Arap Alevi toplumunun adalet, eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü taleplerinin evrensel bir hak olduğu vurgulanarak, uluslararası kamuoyunun bu ihlallere karşı sessiz kalmaması gerektiği belirtildi.

Suriye’de Federalizm Talebi: Protestolar Şiddetle Yanıt Buldu

Suriye’nin Lazkiye kentinde, “Suriye ve Diasporadaki Yüksek Alevi İslam Konseyi” Başkanı Şeyh Ghazal Ghazal’ın yaptığı çağrıyla düzenlenen federalizm talebiyle gerçekleştirilen protestolar, silahlı çatışmalara dönüştü. Protestolar sırasında en az üç kişi hayatını kaybederken, 40’tan fazla kişi de yaralandı. Eski Devlet Başkanı Beşar Esad’ın geçen yıl iktidardan devrilmesi sonrası, ülkede yaşanan mezhepsel gerilimler yine şiddet olaylarıyla kendini gösterdi.

Binlerce Alevi protestocu, Lazkiye’de Azhari Meydanı’nda ademi merkeziyetçi bir siyasi sistem talep ederek toplandı. Gösterinin başlangıcından kısa bir süre sonra, kimliği belirsiz bir noktadan açılan ateşle birlikte olaylar kontrolden çıktı. Yaralılar, panik içinde kucaklarda ve yürüyerek alandan uzaklaştırıldı. Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, hastanelere götürülen yaralılar arasında kesici alet ve ateşli silahlarla yaralananların bulunduğunu açıkladı.

Protestolar sırasında, güvenlik güçlerinin de silah kullandığı ve iki ambulansın saldırıya uğrayarak kullanılamaz hale geldiği belirtildi. İç Güvenlik Komutanı Tuğgeneral Abdülaziz el-Ahmed, protestoların barışçıl bir şekilde başlamasına rağmen, eski rejime bağlı silahlı unsurların saldırılar düzenlediğini ifade etti. Bu durum, güvenlik güçlerine yönelik saldırılara yol açarak, şiddetin artmasına neden oldu.

Suriye Savunma Bakanlığı, olayların ardından askerleri Lazkiye ve Tartus kentlerine sevk etti. Açıklamada, bu adımın, “kanun dışı grupların sivillere ve güvenlik güçlerine yönelik saldırılarının artması” üzerine alındığı ifade edildi. Protestocular, “Federalizm istiyoruz” sloganları atarak, hakları ve onurları için mücadele edeceklerini vurguladılar.

Protestolar yalnızca Lazkiye ile sınırlı kalmayıp, Ceble ve çevresindeki birçok bölgede de benzer taleplerle gerçekleştirildi. Alevi tutukluların serbest bırakılması ve yerinden yönetim talebiyle düzenlenen gösterilerde, eski rejim döneminden kalan tutukluların serbest bırakılması da önemli bir gündem maddesi oldu. Suriye’deki bu gelişmeler, mezhepsel gerilimlerin ve toplumsal huzursuzluğun ne denli derinleştiğini bir kez daha gözler önüne serdi.

Celal Fırat: Alevi Halkı Suriye İçin Barışçıl Eylemde Bulundu

DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Suriye’de Alevi halkına yönelik artan saldırılar ve baskılar üzerine yazılı bir açıklama yaptı. Fırat, Alevi halkının katliamlara ve sistematik baskılara karşı barışçıl bir şekilde sokağa çıktığını vurguladı. Humus’tan Baniyas’a kadar uzanan protestolarda, özellikle Alevi kadınların taleplerinin ön planda olduğunu belirtti. Bu taleplerin yaşam hakkı, eşit yurttaşlık ve demokratik bir Suriye isteği olduğunu ifade etti.

Fırat, sivillere yönelik saldırıların ve gözaltıların mevcut Suriye yönetiminin halk iradesini tanımadığını gösterdiğini belirterek, bu uygulamaların uluslararası hukukun açık ihlali olduğunu kaydetti. İfade özgürlüğüne, barışçıl toplanma hakkına ve insan onuruna yönelik ağır suçlar işlendiğini dile getirdi.

Uluslararası topluma çağrıda bulunan Fırat, katliamlar karşısındaki sessizliğin son bulması gerektiğini ifade etti. Türkiye’deki iktidara da seslenen Fırat, Suriye’deki Alevi halkının güvenliği konusunda sorumluluk alınması ve saldırılara karşı net bir tutum sergilenmesi gerektiğini vurguladı.

Ayrıca, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden bir heyetin acilen Suriye’ye gitmesi gerektiğini belirten Fırat, çözümün çatışma ve baskılardan değil; Suriye’de yaşayan tüm halkları kapsayan, eşit, özgür ve demokratik bir anayasa ile mümkün olacağını ifade etti.

Ali Kenanoğlu: Aleviler için 2025’te beklenen kritik gelişmeler!

HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, 2025 yılında Alevilerin karşılaşacağı önemli gelişmeleri değerlendirdi. Alevi kurumlarının barış sürecinde daha etkin olmaları gerektiğini vurgulayan Kenanoğlu, bu yılın en dikkat çekici gelişmesinin Alevi Temsilciler Meclisi’nin kurulma kararı olduğunu belirtti. 2025, hukukun sıkça tartışıldığı, adalet talebinin gündemde olduğu bir yıl olurken, Alevi toplumu açısından da önemli sorunlar devam etti.

Kenanoğlu, AKP iktidarıyla birlikte Alevilere yönelik devlet yaklaşımındaki değişimlere dikkat çekti. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulması, Aleviliğin artık devlet gündeminde yer aldığını gösteriyor. Ancak Kenanoğlu, bu gelişmenin, Alevi toplumu için bir denetim mekanizması olarak değerlendirildiğini ifade etti. Alevi örgütlerinin bu duruma itirazları, hükümet nezdinde rahatsızlık oluşturuyor.

Alevi toplumunun inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık mücadelesinin devam ettiğini vurgulayan Kenanoğlu, cemevlerinin güvenlik politikaları nedeniyle hala yeterince tanınmadığını belirtti. Devletin, Aleviliği İslam’ın bir parçası olarak görme çabası, Alevi kimliğinin yok sayılmasına yol açıyor. Kenanoğlu, Alevi kurumlarının bu süreçte daha aktif rol alması gerektiğini savundu.

Son olarak, Kenanoğlu, Alevi Temsilciler Meclisi’nin kuruluşunu 2025’in en önemli adımı olarak nitelendirerek, bu yapının Alevi toplumunun sorunlarını çözme kapasitesine sahip olması gerektiğini ifade etti. Alevilerin, tarihsel olarak maruz kaldıkları ayrımcılıklara karşı birlik içinde hareket etmeleri önem arz ediyor.

Suriyede Alevilere Bombalı Saldırı, 8 kişi hayatını kaybetti, 18 kişi yaralandı. Allahın evine ayakkabı ile girdiler!

Suriye’nin Humus kentinde Alevilerin yoğun yaşadığı Wadî El Deheb bölgesindeki bir camiye cuma namazı sırasında düzenlenen bombalı saldırıda en az 8 kişi hayatını kaybetti, 18 kişi yaralandı.

Suriye’de mezhep temelli saldırılar yeniden gündemde. Humus kentinde bulunan Alevilere ait İmam Ali Bin Abi Talib Camisi’ne yönelik bombalı saldırı büyük tepki toplarken, saldırıda çok sayıda sivil yaşamını yitirdi ve yaralandı.

Suriye resmi haber ajansı SANA’nın aktardığına göre saldırı, Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Wadî El Deheb (Vadi el-Dhahab) mahallesinde bulunan İmam Ali Bin Abi Talib Camisi’nde cuma namazı sırasında meydana geldi. Bombalı saldırıda en az 8 kişi hayatını kaybederken, 18 kişinin de yaralandığı bildirildi.

SANA’ya konuşan bir güvenlik yetkilisi, patlamanın caminin içine yerleştirilen “patlayıcı düzenekler” nedeniyle gerçekleştiğini belirtti. Saldırıyı, aşırılıkçı Sünni bir grup olan Saraya Ensar el-Sünne, Telegram kanalı üzerinden üstlendi. Ancak Suriye resmi makamları bu iddiayı henüz teyit etmedi. Aynı grubun, haziran ayında başkent Şam’da 20 kişinin hayatını kaybettiği kilise saldırısını da üstlendiği hatırlatıldı.

DEM Parti’den kınama

Öte yandan saldırıya yönelik tepkiler sürüyor. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Humus’taki cami saldırısını kınayan yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, “İnanç mekânlarını ve sivilleri hedef alan bu tür saldırılar kabul edilemez. Bu saldırı bir kez daha göstermiştir ki, IŞİD ve benzeri yapılar Ortadoğu halkları için hâlâ ciddi bir tehdit oluşturmaktadır” denildi.

DEM Parti, söz konusu tehdidin yalnızca güvenlikçi yöntemlerle değil; halkların eşitliği, inanç özgürlüğü, demokratik katılım ve barış temelinde ortak bir mücadeleyle aşılabileceğini vurguladı. Açıklamada ayrıca, etnik kimliği, inancı ya da mezhebi ne olursa olsun tüm halkların eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşayabildiği, çoğulcu ve demokratik bir Suriye’nin savunulmaya devam edileceği belirtildi.

Parti açıklamasında, “Şiddeti ve mezhepçi saldırıları reddediyor; halklar arası dayanışmayı, diyalogu ve ortak yaşam iradesini büyütmenin tarihsel bir sorumluluk olduğuna inanıyoruz. Saldırıda yaşamını yitirenlerin yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Bu saldırılara karşı bölge halklarının ortak mücadelesi ve uluslararası dayanışma hayati önemdedir” ifadelerine yer verildi.

Bu haber siyasihaber10.org adresinden alnmıştır.

Demokratisierung Durch Selbstermächtigung! ZEYNEP ARSLAN

Abstract

Das Manuskript handelt vom demokratie- und friedenpolitischen Potenzial, der über Jahrhunderte verfolgten, diskriminierten, politisierten und daher ethnisierten Glaubensgemeinschaft der Alevit*innen, in den Gesellschaften (Türkei und Europa) in denen sie leben!

Die alevitische Lehre propagiert den Grundsatz der Gleichheit der Geschlechter, und die alevitischen Frauen* sind sichtbar, allerdings haben sie in der Praxis keine gesellschaftspolitische Entscheidungs- und Gestaltungsmacht. Diese Arbeit plädiert für die Entwicklung eines differenzfeministischen Ansatzes, um zunächst mit der Illusion über die Existenz der Gleichberechtigung der Geschlechter in den alevitischen Gesellschaftsgruppen zu brechen. Sechs Expert*inneninterviews zeigen, dass ein relevantes Bewusstsein für die organisierte Forderung von Gleichberechtigung nicht besteht.

Mittels inhaltlich-diskursanalytischem Vorgehen, teilnehmender Beobachtung, gesellschafts- und geo-politischer Analyse aktueller politischer Ereignisse in der Türkei, im Naher Osten und in Europa, wird der strategische Essentialismus, welcher auf die differenzfeministische Notwendigkeit aufbaut, argumentativ in drei Dimensionen gegliedert und ausgeführt. Diskutiert wird die Entwicklung einer klaren politischen Positionierung, die die Alevit*innen dazu befähigen soll, Demokratieentwicklungs- und Stabilisierungsprozesse in den Gesellschaften, in denen sie leben, (mit) zu initiieren und zu unterstützen.

Besonders in politisch bewegten Zeiten, in denen Menschen* unterschiedlichster Herkunft, sozialer, ökonomischer und politischer Situationen, gemeinsame Lebensräume zu teilen bestimmt sind, gilt es, das demokratiepolitische Potenzial des auf Humanismus, Pluralismus und Frieden aufbauende Alevit*innentümer, im Sinne der Entwicklung einer gesellschaftlichen Dialogkultur, nicht zu unterschätzen.

Die Arbeit kommt zum Schluss, dass für Mitglieder pluralistischer Gesellschaften das friedliche Zusammenleben ihrer und der nächsten Generationen, eine gemeinsame Motivation dafür sein kann, Demokratiepolitik miteinander zu gestalten.

Dersim’deki Ermeni Hristiyanlar ve Gaxan, Asme Gağene DR: PHIL HOFMANN TESSA

Bu madde, Dersim’deki Yeni Yıl (Kaġand / Gağant / Gaxan) kutlamasının kökenlerini ele almaktadır. Raa Haq inanç topluluğu ile Dersim’deki Ermeni Hristiyanlar, yılın sonu ile yeni yılın başı arasında Gaxan bayramını (Kırmancki’de “Aralık”, ayrıca asme gağene – “Gaxan ayı”; Türkçede: Gağan(t)) kutlamaktadır. Gaxan terimi, Ermenice Kaġand kelimesinden türetilmiştir; bu kelime ise Latincedeki calendae (takvim, ay ya da yıl başlangıcı) sözcüğünden, Yunanca ödünç çeviri olan Kalantar aracılığıyla alınmıştır. Bu kutlamaya eşlik eden geleneksel ritüeller – ev ziyaretleri, şarkı söyleyip şekerleme ya da yiyecekle ödüllendirilme – Gürcistan’dan Yunanistan’a kadar farklı bölgelerde çeşitlenerek görülmekte olup, Karadenizli Pontus Rumlarının Galandar (Alatakolos) festivaliyle benzerlik taşımaktadır. Ancak bu ritüellerin asıl benzerliği, Hristiyanlık ve İslam öncesi geleneksel inançlarla ilişkilidir.

Dersim’de Gaxan

Dersim’de Raa Haq inanç topluluğu ile Ermeni Hristiyanlar, yılın sonu ile yeni yılın başı arasında Gaxan (Kırmancki’de “Aralık”, ayrıca asme gağene – “Gaxan ayı”; Türkçede: Gağan(t)) adını verdikleri bayramı kutlamaktadır. Kırdaşkî/Kurmancî lehçelerinde yeni yıl Îda Sersalê, Kırmanckî’de ise Roşanê Sera Newe olarak adlandırılır. Gaxan terimi, Ermenice Kaġand sözcüğünden türetilmiştir; bu sözcük ise Yunanca Kalantar aracılığıyla Latincedeki calendae (takvim, ay ya da yıl başı) kelimesine dayanır. Bayram kapsamında gerçekleştirilen ritüeller – ev ziyaretleri, şarkı söyleyip şekerleme ya da yiyecekle ödüllendirilme – Gürcistan’dan Yunanistan’a kadar bölgesel çeşitlilikler göstererek yayılır ve Karadeniz’de yaşayan Pontus Rumlarının Galandar (ya da Alatakolos) festivaliyle benzerlik taşır. Ancak bu geleneklerin esas benzerliği, Hristiyanlık ve İslam öncesi inanç sistemleriyle ilişkilidir.

Ermeni halkı tarih boyunca üç farklı yeni yıl kutlamasına tanıklık etmiştir: Kağand, Navasard ve Amanor. Tıpkı Kürt kültüründe olduğu gibi, Ermeni kültürü de Hint-İranî kültürel köklere dayanır. M.Ö. 1. yüzyıla kadar, İran platosunda yaz gündönümü yılın başlangıcı olarak kabul edilir ve büyük hasat festivalleriyle kutlanırdı. Ahamenişler döneminde (M.Ö. 6.–4. yüzyıl) ise bahar ekinoksu resmi yılbaşı olarak kabul edilmiştir (Nouruz). Bu etkiyle birlikte Ermeniler de 21 Mart’ı, doğanın uyanışını simgeleyen yeni yıl olarak kutlamaya başlamışlardır. Tüm Ermeni bölgelerinde Kaġand, görkemli törenlerle tapınaklarda kutlanmış, tanrılara adaklar sunulmuştur.

İkinci Ermeni yeni yılı olan Navasard, efsanevi Ermeni atası Hayk Nahapet’in titan Bel’i yendiği gün olan 1 Navasard’da (11 Ağustos) kutlanırdı. Navasard günü oruç tutulan bir gündür. Geleneksel yemekler baklagillerle hazırlanırdı: fasulye (fasulye kabuğu aile birliğini, tanesi ise aileyi simgeler), mercimek, kuru meyve, kuruyemiş vb. Yeni yıl ekmeği hazırlanırken içine bir kehanet parası olan dovlat (Türkçedeki “devlet” sözcüğünden) konurdu ve masa süsü olarak sunulurdu. Ekmek 12 eşit parçaya bölünür ve dovlat çıkan aile bireyine, yeni yılda şans ve başarı getireceğine inanılırdı. Bu oruç dönemi yemekleri günümüzdeki yeni yıl kutlamalarına da dâhil edilmiştir.

Hristiyan Ermenilerin dovlat uygulaması, Raa Haq inanç topluluğunun Gaxan’a özgü yemeği Babuko/Zirfet (Zere vet)/Sîr ile örtüşür. Bu yemekte üç tahta parça bulunur ve bunlara Türkçede “devlet” (devlet), cot-gar/cıtkar (çiftçi) ve qismet(kısmet) adı verilir. Yemeği yerken “devlet” parçasını bulan kişi, ailenin uğurlu bireyi olarak kabul edilir.

18. yüzyılda Katolikos Simeon Yerevantsi’nin gerçekleştirdiği takvim reformunun ardından, Ermeniler yeni yılı 1 Ocak’ta kutlamaya başlamıştır. Doğu Ermenileri bu güne Amanor (“Yeni Yıl”) ya da daha yakın zamanda Nor Tar adını verirken, Batı Ermenileri (Dersim dâhil) hâlen Kaġand adını kullanmaktadır.

Bu kutlamada bir de kış figürü yer alır: Kaġand Pap(uk) ya da Mets Papuk (“Kaġand dedesi”, “Büyük Dede”). Bu figür, tarihsel bir kilise lideri olan Katolikos Sahak Partev (yaklaşık 350–438) ile ilişkilendirilir. Anlatıya göre, Papuk, çoban ya da piskopos asasına benzeyen bir baston ve koyun postundan bir cüppeyle görünür.

Papuk Kaġand, ulusal değerleri ve geleneksel ritüel sistemini gelecek kuşaklara aktaran ve koruyan bir figürdür. Ona, “kurnaz” anlamına gelen on iki Khlvlik(խլվլիկ) ve Arales[2] adlı mitolojik varlıklar eşlik eder: Areg, Antes, Ani ve Yera, Push, Imastun (“bilge”), Yegheg (“üç”), Chtptik (“dokunulmaz”), Parfar (“uzak”), Aspet (“şövalye”), Charmazan (“çekiciliği olmayan”) ve Hazaran (“bin”). Çocuklara kızağında hediyeler getirmeyen Noel Baba’dan farklı olarak, Papuk Kaġand yeni yıl için yedi nasihat sunar: karşılıklı saygı, barış, dürüstlük, bilgelik, çalışkanlık, tevazu ve kanaatkârlık.

Raa Haq inancı mensupları – hem Alevi Kürtler hem de Dersim’de Alevileşmiş Ermeniler – her yıl 10 Aralık ile 12 Ocak tarihleri arasında farklı bölgelerde üç günlük Gaxan bayramını çeşitli biçimlerde kutlarlar ve üç gün oruç tutarlar. Bu bayram, “insanların yeni yıla umutla bakmalarını, birbirlerine barışla yaklaşmalarını, yeni yıl başlamadan önce aralarındaki anlaşmazlıkları sonlandırmalarını; neşe, mutluluk, yardımseverlik, hayırseverlik, dostluk ve barış dolu bir yıl temennisiyle birbirlerine yaklaşmalarını sağlar. Aynı zamanda geçmiş yılın bir muhasebesi, o yıl aç kalmamış olmanın, kazanılmış nimetlerin ve taşıdıkları şükran duygusunun bir ifadesidir. İnsanlar ve insanlar arasında olduğu kadar, insanlar ve hayvanlar arasında da dayanışma içinde barışçıl bir yaşam arzulanır. Herkes için – ister insan ister hayvan olsun – sağlık ve ihtiyaçsızlık dileğinde bulunulur. Herkesin ihtiyacı karşılandığında, kişi kendi ihtiyaçlarının da karşılanmasını diler.”[3]

Gaxan geleneğinde, taze tahıl ya da darı pişirilerek evcil hayvanlara yedirilmesi eski bir adettir. Bu ritüel, hayvanların bir yıl boyunca sağladıkları ürünlerle insanları açlıktan ve yoksulluktan kurtarmış olmalarına karşı bir teşekkür ifadesidir.

Gece yarısından sonra kadınlar taze su çekmek için kuyulara giderlerdi. Bu su mutfakta, buğday ve unun saklandığı depoda ve ahırda kutsal su olarak kullanılır, evin ve ailenin kötülüklerden korunması amaçlanırdı. Herkes önce dua eder, sonra bir yudum su içerek bu suyu awa sersala nuw/awe sera newe (yeni yıl suyu) olarak kutsardı.

Hayvanlara haşlanmış tahıl yedirildikten sonra bir kova taze suya batırılan bir süpürgeyle hayvanların üzerine bu su serpilirdi.

Ormanlardaki hayvanlar da unutulmaz, her yemekten birer pay büyük tabaklara konularak topluca ormana götürülür ve büyük bir ağacın altına bırakılırdı.

Tabaklar bırakıldıktan sonra tekrar dua edilir, yeni yılın barış ve esenlikle geçmesi, orman hayvanlarının hastalıksız ve insanlarla çatışmadan yaşaması dilenirdi. Ayrıca, onların da yiyeceksiz kalmaması temennisiyle dua edilirdi. Son olarak üç mum yakılırdı. Bu mumlar “ya Xızır” (Arapça: el-Hızır – “Yeşil olan”)[4], “ya Mêhemend” (Güneş; Peygamber Muhammed), “ya Oli” (Halife Ali bin Ebu Talib) dualarıyla temsil edilirdi. Raa Haq inancında, doğanın döngüsel yenilenmesini ve iyiliği simgeleyen İslam azizi Hızır, Gaxan kutlamasında Ermeni Pap(uk) Kaġandfigürünün işlevini üstlenir.

2014’te yapılan bir söyleşide, 1958 doğumlu Dersimli Gönül Kamer, Dersim’deki Ermeni Hristiyanlarla Aleviler arasındaki kültürlerötesi benzerlikleri şöyle dile getirir:

“Bugün Dersim’de bazı Ermeniler Alevi olmuş gibi görünse de inançlarını Alevi olarak sürdürüyorlar ama aslında iki kültürü birden yaşıyorlar. Mesela biz ‘Hızır’ diyoruz. O bizim Noel Babamız, aynı şeye inanıyoruz. Tunceli’de Aleviler mum yakıyordu, biz de yakıyorduk, dualarımızı ediyorduk. Hemen hemen aynı. Onlar yedi gün oruç tutuyordu, biz de tutuyorduk. Geleneklerimiz, göreneklerimiz çok benziyor.”[5]

Sonuç

Dersim’de kutlanan Gaxan bayramı, Kürt Alevi (Raa Haq) ve Ermeni Hristiyan geleneklerinin, çoktanrılı dönemlere uzanan mevsimsel kutlamalarla harmanlandığı eşsiz bir ortak belleği yansıtır. Paylaşım, oruç, hayvanlara sunulan niyazlar ve suyla yapılan dualar gibi ritüeller; insanlarla insan olmayan varlıklar arasında barış, şükran ve dayanışma gibi derin bir manevi etiği ifade eder. Gaxan yalnızca bir yılbaşı kutlaması değil, aynı zamanda kültürlerarası hafızanın, inançlar arası sürekliliğin ve yaşamın döngüsel yenilenmesinin yaşayan bir sembolüdür. Bu yönüyle Dersim’in çoğulcu kutsal mirasının canlı bir örneği olmaya devam etmektedir.

Sonnotlar

[1] Alevi platformu: RAA HAQ – Dêrsim’deki Aleviler. 18.07.2017, https://raahaq.wordpress.com/2017/07/18/first-blog-post/

[2] Tam anlamıyla “Güzel Kral Ara’nın Yalayanı”; ayrıca Arles veya “yarles” (“sürekli yalayanlar”): doğaüstü güçlerle donatılmış mitolojik, köpeğe benzer yaratıklar. Bu varlıkların görevi, savaşta yaralanan savaşçıları sürekli yalayarak iyileştirmek ve düşmüş savaşçıları hayata döndürmekti. Halk inancına göre, cennette yaşayan köpek biçimindeki iyi ruhlardı ve yeryüzüne inip ölüleri yalayarak canlandırırlardı. Vaspurakan (Van) bölgesindeki Lezk’ köyü, 19. yüzyılın sonlarına kadar Paskalya’dan sonraki ikinci Pazar günü bu ruhların ibadet merkezinin bulunduğu dağın zirvesine birçok kişinin hac yaptığına tanıklık eder. – Karşılaştırınız: Ishkol-Kerovpian, K.: Hristiyanlık Öncesi Ermenilerin Mitolojisi. İçinde: Mitoloji Sözlüğü. I. Bölüm: Eski Kültür Halkları. Cilt IV, 1. Kısım, Stuttgart: Klett Verlag, 1986, s. 88 ve devamı.

[3] Dêrsim ve diğer bölgelerde Gağan bayramı. “Becoming German”, https://deutsch-werden.de/de/gagan-fest-dersim-und-weiteren-regionen#google_vignette

[4] Her yıl Şubat ayının ikinci haftası “Hızır Haftası” olarak kutlanır ve Mayıs ayında Hıdırellez Bayramı kutlanır. Hızır (Khidir, Khadhir, Khizer), ihtiyacı olanlara yardım eden bir veli olarak kabul edilir. Aleviler, kutsal kardeşler Hızır ve İlyas’ın (Elyas) peygamber olarak yaşadıklarına ve “ölümsüzlük suyu” (Ab-ı Hayat/Ab-ı Kevser) içtiklerine inanırlar; özellikle yolculuk edenlere (mistik yoldaki yolcular dâhil) yardım ederler. Bu inanca göre, Hızır karada, İlyas ise denizde yardım eder. İnsanlara şans ve bereket getirirler.

[5] Gündoğan, Kazım: Alevileş(tiril)miş Ermeniler; Dersimli Ermeniler-2; “Biz İsa’ya Tabiyiz, Ali’ye Mecburuz”. İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2022, s. 323.

Kaynakça & Ek Okumalar

Gündoğan, Kazım. Alevileş(tiril)miş Ermeniler: Dersimli Ermeniler-2; “Biz İsa’ya Tabiyiz, Ali’ye Mecburuz”. Istanbul: Ayrıntı Yayınları, 2022.

Hofmann, Tessa. “RAA HAQ – The Alevis in Dêrsim.” RAA Haq – The Alevis in Dêrsim (Blog), 18 July 2017. Available at: https://raahaq.wordpress.com/2017/07/18/first-blog-post/

Ishkol-Kerovpian, K. “Mythology of Pre-Christian Armenians.” In Dictionary of Mythology. I. Abteilung: Die alten Kulturvölker, Vol. IV, 1. Teil. Stuttgart: Klett Verlag, 1986, pp. 88–89.

“Gagan Fest in Dêrsim und weiteren Regionen.” Becoming German (Deutsch-Werden.de). Available at: https://deutsch-werden.de/de/gagan-fest-dersim-und-weiteren-regionen

bu yazi http://aleviansiklopedisi.com adresinden alinmistir.

Bu maddenin aslı İngilizce yazılmıştır.

İstanbul’da 34 STK’dan Alevi toplumuna forum daveti!

34 sivil toplum örgütü, Türkiye’de barış ve demokrasi mücadelesine dair bir forum düzenleme kararı aldı. Aralarında insan hakları, emek, ekoloji, kadın, engelli, Alevi ve LGBTİ+ örgütlerinin bulunduğu bu kurumlar, 18 Ocak 2026 Pazar günü İstanbul Bakırköy’deki İBB Cem Karaca Kültür Merkezi’nde “Sivil Toplum Forumu” gerçekleştirecek.

Yapılan açıklamada, TBMM çatısı altında kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun sivil toplum katılımını sağlamasına rağmen, barış ve çözüme dair somut adımlar atmadığı belirtildi. Komisyonun sadece dinlenmekle sınırlı kalması, sürece olan güveni zayıflatıyor. Ayrıca, yargının araçsallaştırılmasıyla belediyelere yönelik operasyonların artması ve kayyım uygulamalarının devam etmesi, toplumda kaygı yaratıyor.

Din ve inanç özgürlüğünün güvencesi olan laikliğin tasfiye edildiği vurgulanan açıklamada, Alevilere yönelik asimilasyon politikalarının arttığı, kadınlara, engellilere ve LGBTİ+ bireylere yönelik ayrımcı uygulamaların da yaygınlaştığı ifade edildi. Sivil toplumun sürecin asli bir öznesi haline getirilmemesinin, barış ve demokrasiyi kazanma olasılığını zayıflattığına dikkat çekildi.

Forumun, farklı toplumsal kesimlerin hak mücadelesini bir araya getirerek, ortak ve etkili bir güç oluşturma amacına hizmet edeceği belirtildi. Fikirlerin paylaşılacağı ve demokrasi güçlerinin birliğine katkı sunulacağı bu platform, barış ve demokrasinin çok dilli ve çok kimlikli mücadelesine zemin hazırlayacak.

Sonuç olarak, ortak mücadeleyle toplumsal barış ve demokrasiye ulaşma hedefiyle çağrıda bulunuldu. Sivil toplum örgütleri, yaşam alanlarını, emeği ve demokratik hakları savunma kararlılığını bir kez daha vurguladı.

Maraş Katliamı: Alevi ve Kürt kimliğine yönelik bir soykırım girişimi

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Malatya Şubesi, Maraş Katliamı’nın 47. yıl dönümünde yaptığı basın açıklamasıyla katliamı kınadı ve hayatını kaybedenleri andı. Açıklamada, Alevilerin tarih boyunca iktidarların hedefi olduğu vurgulandı. DAD Malatya Şubesi binası önünde gerçekleştirilen basın toplantısında, katliamın Alevi halkına yönelik tarihsel saldırı zincirinin önemli bir halkası olduğu ifade edildi.

Açıklamada, 19–26 Aralık 1978 tarihleri arasında yaşanan Maraş Katliamı’nın münferit bir olay olmadığına dikkat çekildi. 1978 Malatya Katliamı ve 1980’lerdeki Çorum Katliamı ile birlikte, bu olayların yerli ve küresel güçlerin planlı, örgütlü ve vahşi kıyımları olarak gerçekleştirildiği belirtildi. Bu süreçte birçok devrimci ve demokratın katledildiği, halkların hak ve özgürlük mücadelesinin bastırılmaya çalışıldığı vurgulandı.

Maraş Katliamı’nın, Alevisizleştirme ve Kürtsüzleştirme politikalarının bir sonucu olduğuna dikkat çekilen açıklamada, katliamın yarattığı tahribat dile getirildi. Yüzlerce insanın yaşamını yitirdiği, binlercesinin yaralandığı, evlerin ve işyerlerinin yakılıp yağmalandığı, insanların göç etmeye zorlandığı ifade edildi. Toplumsal bütünlüğün parçalandığı, kurumların işlevsiz hale geldiği ve asimilasyonun derinleştiği belirtildi.

Açıklamanın sonunda, adalet ve yüzleşme çağrısı yenilendi. Demokratik Cumhuriyet mücadelesinin önemine vurgu yapılarak, mazlumların birliğinin zalimden hesap sormanın ve yaşanabilir bir gelecek için gerekli olduğu belirtildi. DAD Malatya Şubesi, Alevi canlar olarak demokratik mücadelenin önemli bir bileşeni olma sorumluluğunun altını çizdi.

Aynı Sofradan Cellatlığa: Bir İhanetin Anatomisi DENİZ YILDIZ

0

19 Aralık’ta başlayıp 26 Aralık’a kadar süren o karanlık kıyım, sadece evleri değil; bu toprakların vicdanını ve bir arada yaşama iradesini de yok etti. Maraş, üzerinden 47 yıl geçse de adaletin hâlâ firari olduğu bir kanayan yaradır.

Lokmasını Paylaştığı Komşusunun Celladı Olmak

Yer ve gök şahitti; onlar utandı, insan utanmadı. Güneş, o sabah hakikat kapısında çarka dönenlerin hatırına bile doğmak istemedi. Bugün utanç, bu toprakların kalbinin üzerinde taşıdığı kara bir kolyedir. Türkiye; bir inancın, bir kimliğin, bir ideolojinin sistemli olarak kurban edildiği bir coğrafyanın adıdır. 19 Aralık, sadece bir başlangıç tarihi değil; faili meçhul bırakılan her acının, cezasızlık politikasıyla beslenen her yeni vahşetin ön sözüdür.

Öldürmek, hiçbir zaman anlık bir cinnetin sonucu değildir; katliam, ilmek ilmek işlenen bir nefretin finalidir. Din kisvesi altında “Yaradan’ın yarattığını” katletmek, basit bir provokasyonla açıklanamaz. Bu, bir insanın ruhuna sinsi sinsi zerk edilen bir yok etme programıdır. Kendinden olmayanı yok sayma güdüsü öyle bir raddeye ulaşır ki; ötekinin inancı, dili, kıyafeti, hatta bir gülüşü bile suç unsuru sayılır.

Hamile kadın, çocuk ya da yaşlı demeden komşusunun celladı olmayı istemek; işte o an toprak, hava, güneş ve su milyonlarca parçaya bölünür. Yaşamın tüm elementleri o vahşetle birlikte dağılır. Ve bir sabah, yıllardır selamlaştığınız, aynı sofrada lokmalarınızı paylaştığınız komşunuzun evi, iş yeri ve canı sizin için “ganimet” haline gelir. 26 Aralık’a kadar süren o kapkara günlerde gökyüzü kapanır, komşu komşunun celladı olur.

Cezasızlık: Siyasal Bir Tercih

Bu vahşetin en karanlık yüzü ise, katliamın kanlı ellerinin zamanla devletin en üst kademelerine ve siyaset koridorlarına taşınmasıdır. Kendi şehrinin insanlarını katledenlerin, sanık sandalyelerinden meclis koltuklarına “terfi” ettirildiği bir düzende adalet; sadece bir masal kitabının adıdır. Faillerin yargılanmak yerine ödüllendirildiği, milletvekili koltuklarıyla onurlandırıldığı bu coğrafyada; cezasızlık bir hukuk boşluğu değil, bilinçli bir siyasal tercihtir. Bu “ödül sistemi”, bir sonraki katliamın potansiyel faillerine verilmiş en açık davetiyedir.

Ötekileştirilenlerin Kök Arama Sancısı

Benim içimdeki yara, ben doğmadan çok önce bu topraklara ekilmişti. Bu topraklar bizi köksüz bırakmaya yeminliyken, bizler geleceği elinden alınmış halklar olarak köklerimizi arama sancısından hiç kurtulamadık. Türkiye’de Alevi olmak, hele ki Kürt-Alevi olmak, doğuştan gelen bir “günah” gibi sırtımıza yüklendi. Cumhuriyet “tek din, tek dil, tek bayrak” üzerine inşa edilirken; biz “ötekiler” için doğduğumuz toprak haram, kimliğimiz ise birer tehdit sayıldı. Ne bu devletin makbul vatandaşı olabildik, ne de kendi hakikatimizle yaşamamıza izin verildi.

Yüzleşmek Bir Lütuf Değil, Zorunluluktur

Gerçek adalet, bu topraklarda yaşayan her bir ferdin kendi vicdanıyla ve komşusunun kapısına atılan çarpıyla yüzleştiği gün başlayacaktır. Halkların yüzleşmesi, bir lütuf değil, bu coğrafyada onurlu bir gelecek inşa etmenin tek anahtarıdır. “Ben yapmadım” demek yetmez; ödüllendirilen katillere “katil” diyecek cesareti göstermek gerekir. Bizler, hafızası silinmiş bir yığın olmayı reddedenler olarak, bu yüzleşmeyi talep ediyoruz. Muteber vatandaşınız olmayacağız; çünkü biz, sizin yalanlarınızdan daha gerçek olan acımızla, kendi kendimizin hakikati olmaya devam edeceğiz.