Ana Sayfa Blog Sayfa 61

DBP: Suriye’deki Alevi Katliamlarına Derhal Son Verilmeli!

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Suriye’de Alevilere yönelik saldırı, işkence ve katliamların sürdüğünü belirterek yazılı bir açıklama yaptı. Geçici Şam yönetiminin göreve gelmesiyle birlikte Alevilerin ağır saldırılara maruz kaldığına dikkat çekildi ve ulusal ile uluslararası kamuoyuna acil çağrıda bulunuldu.

Açıklamada, Alevilerin inanç kimlikleri nedeniyle hedef alındığı, evlerinin işaretlendiği, ağır işkence ve hakaretlere uğradığı ifade edildi. 21. yüzyılda sadece inançları dolayısıyla katledildikleri vurgulandı. Ayrıca, cihatçı grupların öncülüğünde gerçekleşen saldırılarda Alevi kadınların kaçırıldığı, mülklerine el konulduğu ve yaşam haklarının tehdit altında olduğu belirtildi.

DBP, 10 Mart’ta yaşanan katliamın faillerinin cezasız kalmasını eleştirerek, Alevilerin haklı taleplerine destek verdi. Saldırıların sadece Alevileri değil, tüm farklı kimlikleri de tehdit ettiğine dikkat çekildi. Suriye ve Ortadoğu’nun kültürel zenginliğinin korunması gerektiği ifade edildi.

Açıklamada, geçici hükümetin ve ona bağlı cihatçı grupların tekçi ve baskıcı bir sistem inşa etmeye çalıştığına dikkat çekildi. DBP, Rojava modelinin, Ortadoğu’yu krizlerden kurtaracak barışçıl bir çözüm olarak öne çıktığını vurguladı.

Son olarak, DBP, Alevilere yönelik katliamların sona ermesi için ulusal ve uluslararası kamuoyunu sorumluluk almaya davet etti. Tüm faillerin yargılanması ve Suriye’de eşit, özgür bir yaşamın inşası için gereken adımların atılması talep edildi.

Doğan: Suriye’deki Alevi katliamlarına karşı sesimizi yükseltelim!

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Suriye’de Alevilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde artan saldırılara karşı duyarlılık gösterilmesi gerektiğini vurguladı. Doğan, Suriye’de farklı kimlik ve inançların yaşam hakkının korunmasının tüm insanlığın görevi olduğunu belirterek, bu tür katliamlara sessiz kalmamak ve Suriye’de demokratik bir düzenin sağlanması için mücadele edilmesi gerektiğini ifade etti.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü etkinliklerine de değinen Doğan, kadınların barış, demokrasi ve adalet için en ön saflarda mücadele ettiğini söyledi. Kadına yönelik şiddetin yalnızca bir günle sınırlı bir konu olmadığını, Türkiye’deki politikaların bu konuda cezasızlığı teşvik ettiğini dile getirdi. Buna rağmen kadınların mücadelelerinden vazgeçmeyeceklerini belirtti.

Doğan, Suriye’de yaşanan saldırılara karşı duyarlılığın artırılması gerektiğini vurgulayarak, bu saldırıların tesadüfi olmadığını belirtti. Son günlerdeki saldırıların, özellikle Alevilere yönelik örgütlü bir nefret suçu olduğunu ifade etti. Süveyda’da bir genç kadın ve annesinin öldürülmesi gibi olayların, Suriye’deki demokratik düzenin sağlanması yönünde acil bir eylem gerektirdiğini söyledi.

Alevi ve diğer kimliklerin yaşam hakkının güvence altına alınması gerektiğini ifade eden Doğan, Suriye’de yaşanan gelişmelere karşı sorumlu ve duyarlı bir tutum sergilenmesi çağrısında bulundu. Ayrıca, 6-7 Aralık tarihlerinde İstanbul’da düzenlenecek uluslararası konferansa ve 12-14 Aralık’ta gerçekleştirilecek Ankara’ya yürüyüşe dikkat çekerek, bu etkinliklerin önemine vurgu yaptı.

Zıp Zıp Ali Mahir Ve Faşist “Demokrasicilik” Oyunu ŞÜKRÜ YILDIZ

Bugün kısa da olsa biraz Kılıçdaroğlu’nun açıklamasına, Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki tartışmalara ve İmralı’ya yapılan ziyarete değinmeye çalışacağım. İlk olarak, İmralı ziyaretine temsilci göndermeyen CHP’nin bu tutumunun özellikle kimleri sevindirdiğini sosyal medya platformlarında görmek mümkün. Türkiye’deki ırkçı–ulusalcı-faşist kesimlerin bu karardan duyduğu memnuniyet, aslında alınan tavrın kimin isteği doğrultusunda şekillendiğini de gözler önüne seriyor.

Diğer taraftan Kılıçdaroğlu’nun açıklaması üzerinden de çeşitli saldırılar yapılıyor. Bu açıklamanın “fırsatçılık” ya da “kendisine düşmeyen bir görev üstlenme” olduğu iddia ediliyor. Oysa unutulmaması gereken gerçek şu ki, son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kürt seçmenlerin büyük bölümü Kemal Kılıçdaroğlu’na oy verdi. Kürt illeri baştan sona kırmızıya boyandı. Dolayısıyla bugün Kürtlerin hazmedemediği bu duruşa yönelik Kılıçdaroğlu’nun tavır açıklaması, kendisine oy vermiş kitleye karşı duyduğu sorumluluğun bir gereği olarak okumak da mümkün. Açıklamayı nereden okumak istediğinizle ilgili bir durum söz konusu.

Bugün yapılan saldırılara baktığımızda ise, bu saldırıların arkasındaki zihniyetin Kürt ve Alevi düşmanlığıyla şekillendiğini açıkça görmek mümkün. Son dönem tartışmalarında Kürtlerin aşağılanması, dışlanması ve varlığının yok sayılmaya çalışılması, Türkiye’de barışı istemeyen kesimlerin ne kadar yoğun bir çaba içinde olduğunu ve savaş siyasetinden beslendiğini gösteriyor.

Silahların susması, çatışmaların durması ve insanların yaşamını yitirmesinin önüne geçilmesi gerekmektedir. Eğer bu öncelik alınmazsa ve her şeye sadece kendi mahalle çıkarlarımız üzerinden bakılırsa, çözüm arayışları eksik kalacaktır. Kalmıştır. Bu nedenle, silahların sustuğu ve demokratik mücadele alanlarının güçlendirildiği bir zeminde bu süreci okumak gerekiyor. Silahların olmadığı bir zeminde demokrasi güçlerinin ortaklaşmasını esas alan bir pratik yaratılmalıdır. Kürtler savaşsın, ölsün bizde onun üzerinden beslenelim denilen faydalanmacı yaklaşımların aşılmasının zamanı geldi. Tuzu kuruların dünyasından mazlumların, hergün katliam yaşayanların dünyasına dokunma zamanı gelmedi mi daha!

PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşmelere ateş püskürenler daha kaç yıl savaşa ihtiyaç duyuyorlar? Bu kesimlerin barış fikrine dahi tahammül edememesi, Türkiye’deki siyasal aklın neden sürekli kriz ürettiğinin de açık bir göstergesidir. Savaşın, çatışmanın ve daha fazla insanın ölmesinin devamından Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ne karı var! Kürt öldürmenin, Alevilerin haklarının gasp edilmesinin bugüne kadar hangi getirisi oldu bu ülkenin vatandaşlarına!

Bugün kendisini demokrasi, eşitlik ve laiklik üzerinden tanımlayan ama diğer taraftan Kürtlerin ve Alevilerin varlığını reddeden, onların imhasını ve yok sayılmasını meşrulaştıran bir yaklaşımın demokrat olabilmesi mümkün mü? Kürtler katledilirken, Suriye’de Aleviler katliamlardan geçirilirken buna sessiz kalanların, alkış tutanların demokrat olması mümkün mü?

Ayrıca, Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden yürütülen propagandanın, Kılıçdaroğlu’nun doğrularından ya da yanlışlarından öte, Kürt ve Alevi kimliği üzerinden yapılması da dikkatle görülmelidir. Birinci turda dönen dolaplar hala hafızalarda. Yalnızlığa terk edilen Kılıçdaroğlu’nun seçim sonrası yayınlanan videosu, çaresizliği üzerinden pek zaman geçmiş değil. Cumhurbaşkanlığı seçim döneminde Alevi Kürt kimliği üzerinden saldırıya uğradığı gibi, CHP içindeki tartışmaların da önemli ölçüde Kürt ve Alevi karşıtlığı üzerinden şekillendiğinini herkes gördü. Kürt ve Alevi olması doğru aday olmadığının kanıtı olarak sunuldu. Utanmazlığın kurultay zamanı görülen manzarası ayrıca Alevilerin aklında tazeliğini koruyor. Zıp zıp Ali Mahirlerin çoşkusu ve ulusalcı-ırkçı faşistlerin CHP özüne dönüyor hikayesinin arkasındaki kafayı bilmeyen mi var!

Tanju’nun, Muharren’in dönüş vizesi değil miydi Kılıçdaroğlu’nun gidişi.

Yerel seçimlerde alınan yüksek oy oranlarının arkasında kent uzlaşılarının olduğu da biliniyor. Bu uzlaşı üzerinden siyaseten büyüyenler şimdi Kürt talepleri karşısında sessiz kalması ya da saldırgan bir tutum sergilemesi siyasi açıdan büyük bir haksızlık değil mi? Kürtlerin iradesine, irade beyanına yapılan saygısızlık, faşizm değilse nedir!

CHP yönetiminin açıklamalarına, arkasına aldıkları ırkçı faşist rüzgara bakıldığında, demokrasiye dair bir beklentiyi değil, aksine Kürt, Alevi düşmanlığı üzerinden beslenen bir siyasi yaklaşım kendisini net olarak gösteriyor. Bu durum sadece CHP içi dengeleri değil, Türkiye’de demokrasinin geleceğini de doğrudan tehdit eden bir hat oluşturuyor.

Birileri siyaseten manevra yapmak, süreci kendi çıkarına çevirmek istiyor olabilir. Ancak demokrasi güçlerinin de bu dönemi demokratik bir mücadeleye dönüştürme sorumluluğu vardır. Ne yazık ki bunun yerine ırkçılık ve faşizm körükleniyor, daha büyük bir saldırganlıkla “demokrasi” söyleminin arkasına saklanılıyor.

Buna söylenebilecek tek şey şudur, bu tutum iki yüzlülük, sahtekarlık ve büyük bir ahlaksızlıktır. Ve bu ahlaksızlığın son bulması, ancak barıştan, eşit yurttaşlıktan ve tüm halkların özgür geleceğinden yana ısrar edenlerin sesini büyütmesiyle mümkün olacaktır.

Enel Hakk=Hallac-ı Mansur İSMAİL PEHLİVAN

“Ta Ezelden benim fikrim,
Enel Hakk idi zikrim.
Yunus Emre

“İnsan Hakk’ta Hakk insanda
Ne ararsan var insanda
Çok marifet var insanda
Mademki ben bir insanım”
Aşık Daimi

Türkiye’de yaşayan Aleviler’den başka İslam coğrafyalarında yaşayan, inanç ve ibadet gelenekleri (erkan ve ritüel) yönünden Anadolu Alevileri’yle bazı benzerlikleri olan başka inanç grupları da vardır. Bu inanç gruplarının her birinin yaşadıkları bölgelerde kendilerine özgü adları olsa da bu grupların kendi aralarında “Hakk Muhammed Ali Yolu” kavramı, şemsiye olarak kullanılmaktadır. Anadolu Aleviliği’nin bugünkü kurumları ile oluşumu en geç 16. yüzyılda tamamlanan batıni özlü kurumsal Ocak merkezli Alevilik; 1960’lı yıllara kadar temelden değişime uğramadan gelmiştir. Geleneksel Alevilik kavramı ile ifade edilen (modern/kentli hayat öncesi Alevilik) dönem, tarihi ve teolojik anlamda çizgisi belli olan, etnik köken tartışmalarının yaşanmadığı bir bütünlük içermekteydi. Modernleşme ile etnik kimlik ve Anadolu Aleviliği’nin kökenine ilişkin tartışmalar ve farklı görüşler ortaya çıkmaya başladı.

Bu girizgahla birlikte bugün ele alacağımız konu geleneksel Anadolu Aleviliği’nin felsefi batıni (içsel) özlü anlayışında Enel Hakk…

***

Evrenin özü ve Hakk’ın aynasıdır İnsan!

Batıni Kızılbaş-Alevi inancına göre, evrendeki her şey, evrenin özü olan Hakk’ın bir belirtisi, yansımasıdır. Ancak bu yansımaların en mükemmeli, Hakk’ın sırrını taşıyan yegane varlık insan‘dır.

İnsan, yaradılışın amacıdır.

İnsan, okunacak en büyük kitaptır.

Sen kendini küçük bir cisim sanırsın, lakin en büyük âlem sende gizlidir.❞ Şahı Merdan Ali

Bu anlayış, insanı yalnızca biyolojik bir varlık olarak değil, tanrısal bir cevheri özünde taşıyan kutsal bir küçük dünya olarak konumlandırır. Ondandır, on sekiz bin alem insanda zuhur etmiştir. Alevilik’te Hakk korkusu yerine, O’na duyulan büyük bir aşk ve sevgi vardır. Bu sevgi, insanın kendi özündeki gönül güzelliğini fark etmesiyle başlar.

Anadolu Kızılbaş-Alevi inancında Enel Hakk ve İnsan-ı Kamil mertebesi kişinin ‘hakikatin sırra’na eriştiğini ifade eden en yüce makamdır. “Enel Hakk” felsefesi, insana sadece Hakk’ın tecelligahı olduğunu söylemekle kalmaz, aynı zamanda içindeki içsel özü fark ederek “Hakk ile Hakk Olma” sorumluluğunu da yükler. Bu, kibir ve benlik iddiasından öte, kişinin nefsinin (egosunun) perdesini yırtarak, kendi benliğinde Hakk’ın varlığını idrak etmesidir.

Bu idrak, bir anda ulaşılan bir hal değil, Dört Kapı Kırk Makam olarak adlandırılan metodolojinin uzun ve zorlu bir olgunlaşma (tekâmül) yolculuğunun sonucudur. Dört Kapı Kırk Makam, batıni yolun teoriden pratiğe döküldüğü ve insanın olgunlaşma sürecini (tekâmül) anlatan temel yol haritasıdır.

İnsan-ı Kamil, artık dışarıda aradığı Hakk’ı özünde bulmuş, yani Enel Hakk bilincine ermiştir. Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin dediği gibi:

“Hararet nardadır, sacda değildir.

Keramet baştadır, taçta değildir.

Her ne ararsan kendinde ara.

Kudüs’te Mekke’de Hac’da değildir.”

***

Batıni Kızılbaş-Alevi inancında insan, Hakk ile Hakk olduktan sonra sadece kendi kurtuluşunu düşünmez. Kamil İnsan, Hakk’tan halka dönerek kazandığı irfanı ve sevgiyi topluma yaymakla yükümlüdür. Bu, yediği, içtiği, yaptığı her eylemi ibadet saymak; hoşgörüyü, sevgiyi ve tüm canlılara değer vermeyi yaşamının temel ilkesi yapmaktır. Bu yol, kadın-erkek ayrımı yapmamayı ve insana yapılan haksızlığı Hakk’a yapılmış saymayı gerektirir.

“Enel Hakk” felsefesi, Anadolu Aleviliği’nde insanı evrenin ve kutsal aşkın merkezine koyan, yüksek ahlaki ve felsefi derinliğe sahip, tamamen hümanist bir bakış açısının (İncinsen de incitme) temel taşıdır. Akıl ve gönül yoldaşlığının ışığında yolculuğu sürdürür.

***

Batıni Kızılbaş-Alevilik, temelde Vahdet-i Vücud (Varlığın Birliği) ilkesi üzerine kurulmuştur. Bu, varlıkta ikilik görmeyen, Hakk’ın evrendeki her zerrede zuhur ettiğine inanan bir felsefedir.

Evrendeki her şey –canlı, cansız, bitki, hayvan ve insan– tek bir varlığın, yani Hakk’ın (Mutlak Varlık) farklı görünüşleri, belirmeleridir. Evrende Hakk’ın sonsuz sıfatlarının yansımasıdır.

Anadolu Kızılbaş-Aleviliği’nde Hakk insandadır (İnsan Kıble’dir, Gönül Kabe’dir). Bu anlayışın zirvesi, Hakk’ın İnsan-ı Kamil’de belirmesidir. Alevilikte fiziki yapılar değil, insanın özü (gönlü) asıl ibadet mekanıdır. Cemal cemale ibadet etmenin, yani cemal cemale bakarak Hakk’ı görmeye çalışmanın nedeni budur.

Eline, Beline, Diline sahip olmak, Anadolu Kızılbaş-Alevi öğretisinin en temel etik değerleri; kişinin nefsini terbiye etmesi ve toplumsal uyumu sağlaması için temel ilkelerdir. Bu üç ilke, bireyin hem kendisine hem de topluma karşı sorumluluğunu özetleyen, yaşamın vazgeçilmez etik değerleridir.

***

Batıni Kızılbaş-Aleviliğin ibadet merkezi Cem meydanıdır. Cem meydanı toplumsal ibadet, sorgu ve görgü; Rızalık alma mekanıdır. Cem’e dört can, bir beden olmuş (musahiplik) ilkesiyle, kadın-erkek bir arada, can olarak katılır. Cemevi kutsal bir bina değil, içindeki canlarla kutsallaşan bir mekandır.

Alevi öğretisinin ideal toplum modeli “üç Rızalık” esasına dayanır. Bireyin rızalığı, toplumun yani hazır cemaat ve erkanın rızalığı, Yol’un rızalığı temel ilkeleri ile yolun başlangıcını oluşturur. Anadolu Alevi inancındaki Cem ibadetine başlanmadan önce yerine getirilmesi gereken önemli ahlaki ve hukuki kurallar vardır. Hiçbir ritüel, rızalık (helalleşme) alınmadan, özellikle de varsa kul hakkı, çözülüp giderilmeden Cem ibadetine başlanamaz.

***

Cem ibadetinde semah, aşkın, vecdin ve evrenin dönüşünün sembolik ifadesidir. Evrenin hareketini, güneşin etrafında dönen gezegenleri temsil eder. İnsan-ı Kamil’in Hakk’a ulaşma ve Hakk’tan halka dönme yolculuğunu semah ritüeli ile ifade eder.

Aşık Hüdai’nin dizelerinde belirttiği gibi:

“Bütün evren semah döner
Aşkından güneşler yanar
Aslına ermektir hüner
Beş vakitle avunmayız”

Bu derinlikli ve batıni yaklaşım, Alevi öğretisini şekilcilikten uzak, insanı merkeze koyan ve toplumsal ahlaka büyük önem veren bir irfan yolu haline getirmiştir.

Günümüzde yaşanan bazı tartışmalar, batıni Kızılbaş-Alevi öğretisinin özündeki Vahdet-i Vücud ve İnsan-ı Kâmil felsefesini yaşatma çabasıyla, hem gelenekten kopmama hem de çağın gereklerine uyum sağlama mücadelesini yansıtmaktadır.

Alevilere Yönelik Suriye Katliamına Karşı Altı Alevi Kurumu Sokağa Çıkıyor

Suriye’deki savaş ve çatışmalar, Alevi toplumu üzerinde büyük bir tehdit oluşturmaya devam ediyor. Alevilere yönelik yapılan katliamlar ve zorla yerinden edilme politikaları, Türkiye’deki Alevi kurumları tarafından ortak bir duruşla kınanıyor. Alevi Bektaşi Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Türkiye Alevi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Kültür Dernekleri ve Demokratik Alevi Dernekleri tarafından düzenlenecek kitlesel basın açıklaması, 28 Kasım Cuma günü Kızılay’da gerçekleştirilecek.

Basın açıklamasında, Suriye’de Alevilere yönelik saldırıların soykırım boyutuna ulaştığına dikkat çekilecek. Alevi halkının yaşam hakkının hedef alındığı vurgulanacak ve bu saldırıların cezasızlık politikalarıyla büyüdüğü belirtilecektir. Alevi kurumları, saldırıların sistematik ve planlı bir yok etme politikasının parçası olduğuna işaret ederek, uluslararası toplumun sessizliğini eleştirecektir.

Kurumlar, Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası insan hakları örgütlerini, Suriye’deki Alevi toplumuna yönelik saldırılara karşı açık tavır almaya çağırıyor. Kızılay’da yapılacak eylemle, Türkiye ve dünya kamuoyuna güçlü bir dayanışma mesajı verilmesi hedefleniyor. Alevi kurumları, Suriye’deki saldırıların durdurulmasını, sorumluların yargılanmasını ve Alevi halkının güvenliğinin uluslararası güvenceler altına alınmasını talep edecek.

Bu basın açıklamasına, Alevi kurumlarının yanı sıra Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri de destek veriyor. Yapılan çağrıda, Suriye’deki katliama karşı sessiz kalınmaması ve dayanışmanın büyütülmesi gerektiği vurgulanıyor. Eylem, 28 Kasım 2025 Cuma günü saat 17.30’da Alevi Bektaşi Federasyonu ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi önünde gerçekleştirilecek.

Suriye Alevi Halkı İçin Avrupa’da Birlik ve Dayanışma Nöbeti

Suriye’de Alevi halkına yönelik devam eden saldırılar ve kuşatma politikaları, Avrupa’da artan bir dayanışma hareketiyle karşılık buluyor. “Kardeşlerimize Sahip Çıkıyoruz” sloganıyla, Suriye Alevi halkının direnişine destek vermek amacıyla 29 Kasım 2025 Cumartesi günü Berlin ve Köln’de eş zamanlı dayanışma nöbeti düzenlenecek. Bu eylemler, Avrupa kamuoyuna ve uluslararası kurumlara, Alevilere yönelik saldırılara karşı net bir duruş sergileme çağrısı yapmayı hedefliyor.

Dayanışma nöbetleri, 29 Kasım 2025 tarihinde saat 14.00’te başlayacak. Berlin’de Werderscher Markt 6 adresinde, Köln’de ise Deutzer Werft’te gerçekleştirilecek olan bu etkinliklerde, Suriye Alevi halkına yönelik saldırıların durdurulması, yaşam haklarının güvence altına alınması ve uluslararası toplumun sorumluluk alması talepleri öne çıkacak.

Avrupa’daki dayanışma nöbetlerinin yanı sıra, Türkiye’de de Alevi kurumları 28 Kasım Cuma günü saat 17.30’da Ankara Kızılay’da yapacakları basın açıklamasıyla Suriye Alevi halkıyla dayanışma gösterecek. Bu açıklama ile Alevilere yönelik saldırılara karşı ortak bir duruş sergilenecek.

Düzenleyiciler, Suriye’de Alevi halkına yönelik saldırıların insanlık suçu boyutuna ulaştığını vurgulayarak, “Suriye Alevi halkı yalnız değildir. Kardeşlerimize sahip çıkıyoruz” mesajını paylaştı. Tüm yurttaşlar, Berlin, Köln ve Ankara’daki dayanışma eylemlerine katılmaya davet ediliyor.

Neuss’ta Alevilik Tanıtımı: Birlikte Yaşam ve Diyalog Vurgusu

Almanya’nın Neuss kentinde Alevitische Gemeinde Neuss (AGN) tarafından düzenlenecek olan “Dinler Arası Diyalog – Birlikte Yaşamın Yolculuğu” etkinliği, farklı inançlar arasında karşılıklı anlayışı ve birlikte yaşam kültürünü güçlendirmeyi amaçlıyor. Etkinlikte Alevilik inancı, barış, adalet ve insanlık sevgisi temelinde ele alınacak.

Etkinliğin ana konuşmacısı AABF AGTER Eğitim Sorumlusu Yılmaz Kahraman olacak. Kahraman, Aleviliğin felsefi derinliğini ve birlikte yaşam kültürüne sunduğu katkıları iki bölüm halinde gerçekleştireceği konferansla aktaracak. Buluşmada, farklı inançların birbirine nasıl dokunduğu ve sevgi temelli ortak bir geleceğin nasıl örülebileceği üzerine değerlendirmeler yapılacak.

Açılışta selamlama konuşmalarını Alevitische Gemeinde Neuss Başkanı Ahmet Otlu ile Stadt Neuss temsilcisi yapacak. Programda ayrıca zakirler Hasan Demir Bilek ve Gulaziz Kızılay’ın müzik dinletileri yer alacak. Etkinlik, soru-cevap bölümü ile katılımcıların katkılarına açık olacak.

Etkinlik, 2 Aralık 2025 tarihinde Further Hof, Further Str. 110 – 41462 Neuss adresinde gerçekleştirilecek. Kapı açılışı 16.00’da, program başlangıcı ise 16.30’da olacak. AGN, farklılıkların ayrılık sebebi değil, birliğin ve insanlığın köprüsü olması gerektiğini vurgulayarak tüm canları bu anlamlı buluşmaya davet etti.

Suriye’de İnsanlığa Karşı Suçlar: Hamburg Alevi Kültür Merkezi Uyarıyor

Hamburg Alevi Kültür Merkezi, Suriye’de ve Ortadoğu’da radikal ve baskıcı ideolojilerin etkisiyle temel insan haklarının sistematik bir şekilde ihlal edildiğini belirterek, uluslararası toplumu bu duruma karşı sorumluluk almaya çağırdı. Açıklamada, azınlık inanç topluluklarının inanç kimlikleri nedeniyle hedef alındığı ve haklarının gaspedildiği vurgulandı. Bu durumun, insanların güvenli ve onurlu bir yaşam hakkını açıkça ihlal ettiği ifade edildi.

Açıklamada, Suriye’deki insan hakları ihlalleri ve katliamların uluslararası toplumun gözleri önünde gerçekleştiği, fakat buna rağmen gerekli tepkilerin verilmediği belirtildi. Hamburg Alevi Kültür Merkezi, birçok devletin sessizliğinin ve seçici tutumunun küresel aktörlerin gerçek önceliklerini ortaya koyduğunu vurguladı.

Stratejik çıkarlar ve uluslararası silah ticaretinin, masum insanların yaşam hakkından daha ağır bastığına dikkat çekildi. Geçmişte ağır suçlamalarla aranan kişilerin siyasi olarak meşrulaştırılması, bu çarpık anlayışın somut bir örneği olarak gösterildi.

Hamburg Alevi Kültür Merkezi, uluslararası toplumdan güçlü ve ilkelere dayalı bir duruş beklerken, süregelen sessizliğin ve çifte standartlı yaklaşımın uluslararası düzenin inandırıcılığını sarstığını ifade etti. Açıklama, Suriye’de ve Ortadoğu’da yaşananlara karşı sessiz kalmanın suça ortak olmak anlamına geldiği vurgusuyla sona erdi.

Perihan Koca: Suriye’de Alevilere Yönelik Soykırım Tehdidi Var

DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, Suriye’de Alevi halkına yönelik şiddet ve soykırımın yeniden arttığını ifade etti. Koca, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, Alevilere yönelik saldırıların yalnızca belirli bölgelerle sınırlı kalmadığını, ülke genelinde sistematik bir şekilde sürdüğünü vurguladı.

Açıklamasında, Suriye rejiminin yıkılmasından bu yana en az 15 bin Alevi’nin katledildiğini belirten Koca, Halep ve Şam gibi büyük şehirlerde de Alevilere yönelik saldırıların devam ettiğini aktardı. Koca, Alevi mahallelerinin baskınlara uğradığını, kitlesel eylemlere ateş açıldığını ve halkın zorla göç ettirildiğini dile getirdi.

Koca, iktidara yakın medya ile Batılı medya organlarının bu durumu görmezden geldiğini ve katliamların aklanmaya çalışıldığını belirtti. “Suriye’nin geleceğine bu devşirme suç çeteleri değil, Suriye halklarının kendileri karar verebilir” diyen Koca, Alevilere yönelik saldırılara sessiz kalanların savaş suçu işlediğini vurguladı.

Alevi milletvekili, bu suçların er ya da geç mahkum edileceğini ve emperyalizmin, mezhepçi çetelerin yanı sıra işbirlikçi yönetimlerin halklara karşı işlediği suçların hesabının sorulacağını söyledi. Koca, açıklamasını “Suriye’de Alevi katliamına dur de” çağrısıyla sonlandırdı.

Zürih’te Suriye’deki Alevi Katliamına Karşı Acil Eylem Çağrısı

Suriye’de Alevi halkına yönelik devam eden saldırılar, köylerin yakılması ve kitlesel göç politikaları ile derinleşiyor. Bu duruma karşı, İsviçre’nin Zürih kentinde “Suriye’de Alevi Katliamını Kınıyoruz” temasıyla acil bir eylem düzenlenecek. Eylem, 27 Kasım 2025 Perşembe günü saat 18.00’de Zürih Merkez Tren Garı’nda (Zürich Hauptbahnhof) gerçekleştirilecek.

Yapılan açıklamalarda, Suriye’de Alevi halkına yönelik zulmün artarak devam ettiği ve bu olayların sıradan çatışmalar değil, sistematik bir katliam pratiği olduğu vurgulandı. Lazkiye, Tartus, Hama ve Humus gibi bölgelerde Alevi köylerinin ateşe verildiği, kadınların ve çocukların acı dolu feryatlarının göğe yükseldiği ifade edildi.

Eylemin düzenleyicileri, Suriye’deki Alevilere yönelik süregelen katliama karşı sadece İsviçre kamuoyunu değil, uluslararası toplumu da harekete geçirmeyi hedefliyor. İnsan hakları örgütleri ve uluslararası kurumların sessizliğine dikkat çekilerek, bu durumun suç ortaklığı anlamına geldiği belirtildi. Açıklamada, Suriye’de Alevi halkına yönelik zulme karşı acil ve somut adımlar atılması gerektiği vurgulandı.

Tüm duyarlı kesimlerin, Suriye’de Alevilere yönelik katliama karşı seslerini yükseltmeleri için çağrıda bulunuldu. Bu eylem, Alevi halkının maruz kaldığı hak ihlallerine karşı güçlü bir tepki ortaya koymayı amaçlıyor.