Ana Sayfa Blog Sayfa 6129

EĞİLMEYİZ

9 ‘CUMHURİYETÇİ’

Gazete miz Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, Yayın Danışmanı Kadri Gürsel, Cumhuriyet Vakfı yöneticileri Önder Çelik, Bülent Utku, Mustafa Kemal Güngör, Güray Öz, Hakan Kara, Musa Kart ve Cumhuriyet Kitap Yayın Yönetmeni Turhan Günay tutuklandı.

BALBAY VE COŞKUN

Yazarlarımız Hikmet Çetinkaya ve Aydın Engin’i serbest bırakan İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliği, eski yazarımız CHP milletvekili Mustafa Balbay ve Alev Coşkun’un gazetemize yönelik iddialarını 9 yöneticimizin tutuklanması kararına gerekçe olarak gösterdi.

YİNE DELİL YOK

FETÖ üyesi olmak suçlamasıyla yargılanan savcının tutuklama talebini kabul eden mahkeme, bu kararını ‘subliminal’ mesajlar, Cumhuriyet aleyhindeki köşe yazıları, gazetemizin haber başlıkları ve bir bilirkişinin Cumhuriyet’e yönelik akıl dışı iddialarına dayandırdı.

Gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, Yayın Danışmanı Kadri Gürsel, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyeleri Önder Çelik, Bülent Utku, Mustafa Kemal Güngör, Güray Öz, Hakan Kara, Musa Kart ve Kitap Eki Genel Yayın Yönetmeni Turhan Günay dün “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına faaliyette bulunmak” suçundan tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderildi. İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliği’nin kararında, yazar ve yöneticilerimizin, kaçma, delilleri yok etme, suçun tanıkları üzerinde baskı kurma şüphesi bulunduğu öne sürüldü. Alev Coşkun, Mustafa Balbay, Hikmet Çiçek, Rıza Zelyut’un iddiaları da tutuklama gerekçesinin delili oldu.

Gazetemiz yazar ve yöneticileri, FETÖ davası sanığı savcı Murat İnam’ın yürüttüğü soruşturma kapsamında 31 Ekim’de gözaltına alınmıştı. Savcılar, önceki gün saat 11.00 sıralarında, İstanbul Terörle Mücadele Şubesi’nde ifade almaya başladı. Günseli Özaltay ve Bülent Yener, savcılık sorgularının ardından saat 21.00 sıralarında serbest bırakıldı. 11 yazar ve yöneticimiz ise adliyeye getirildi. İstanbul 9. Sulh Ceza Mahkemesi’ndeki işlemler gece yarısından sonra başladı. Çetinkaya ve Engin, dün saat 01.50 sıralarında yurt dışına çıkışları yasaklanarak serbest bırakıldılar. Daha sonra Genel Yayın Yönetmenimiz Sabuncu, hâkim karşısına çıktı. Sabuncu’nın hâkimlikteki sorgusu ise 03.30’da bitti.

Sabaha kadar sürdü

8 yönetici ve yazarımızın hâkimlikteki sorguları ise sabaha kadar sürdü. Hakimlik, saat 08.10’da, kararını açıklamak üzere ara verdi. Saat 10.15’te de tutuklama kararı açıklandı. Mahkeme 9 yazar ve yöneticimizi “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına faaliyette bulunmak” suçundan tutukladı. Hâkim, Sabuncu’nun, genel yayın yönetmenimiz olduğu için, atılı suç bakımından kuvvetli şüphe altında bulunduğu kanaatine vardı. Kararda, iddia edilen suçun tutuklama nedeni varsayılabilecek suçlardan olduğu kaydedildi. Delillerin tam toplanmadığı ifade edilerek, “Toplanacak delillere göre, şüpheliye atılı suçun niteliğinin değişmesiyle, aleyhine olarak ağırlaşma ihtimalinin bulunduğu kanaatine varılmıştır. Sorguda da gözlemlenen savunma ve davranışlarıyla, inkârcı tutumu, hâkimliğimizde serbest kalması halinde kaçacağı, delilleri yok edeceği, gizleyeceği veya değiştireceği, suçun mağduru ve tanıkları üzerinde baskı kurma girişiminde bulunacağı yolunda kuvvetli şüphe uyandırmıştır” denildi. Adli kontrol tedbirlerinin, kovuşturmanın selametle sonuçlandırılması bakımından sakıncalı olacağını değerlendiren hâkim, adli kontrol tedbirlerinin hiçbirinin, bu sakıncaları giderme niteliğini haiz olmadığı kanaatine de vardı.

Diğer isimler hakkındaki kararda ise “Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan birçok haber, manşet ve haber detaylarında FETÖ silahlı terör örgütü ile PKK silahlı terör örgütünün propagandası sayılabilecek ve bu örgütler lehine algı oluşturabilecek haberlere yer verildiği” savunuldu. Kararda, birçok haberimiz suç delili olarak örnek gösterildi.

‘Cumhurbaşkanımızın…’

FETÖ’nün darbe girişimi sonrası, 17 Temmuz 2016 tarihli gazete manşetinin “Sokaktaki tehlike” olarak çıktığı belirtildi. Hâkimin bu manşete ilişkin yorumu şöyle: “Demokrasisine sahip çıkan, darbe tehdidini püskürtmek için sokaklara inip, geleceğine sahip çıkan millet üzerinden toplumu kalıplaştırmaya neden olabilecek haberde, Cumhurbaşkanımızın tanka asılan posterlerinin manşet yapılarak sokağa çıkıp demokrasisine sahip çıkılma hadisesinin tehlike olarak görüldüğü…”

‘Adli kontrol yetersiz’ iddiası

Tutuklama kararını açıklayan hâkim, muhtemel ceza miktarı göz önüne alındığında, gazetemiz yöneticilerinin kaçacaklarını da öne sürerek, “Fırsat buldukları yasal ve gayri yasal yollarla kaçtıkları daha önceden farklı soruşturma dosyaları içeriklerinden anlaşılmış olması, müşteki ve mağdurların tam olarak tespit edilerek, henüz ifadelerinin alınmamış olması, delil toplama işleminin devam etmesi nedeniyle, delilleri karartacakları gibi soruşturmaya konu eylemleri yeniden gerçekleştirebilecekleri yolunda hâkimliğimizde kuvvetli şüphe uyandırmıştır. Adli kontrol tedbirlerinin hiçbiri bu sakıncaları niteliğine haiz değildir.”

Yenikapı’yı hedef göstermişiz

Kararda, gazetemizin “Eksik demokrasi ” manşeti de tutuklama gerekçesi oldu. Haberde, Yenikapı’da düzenlenen ve darbeye karşı gerçekleştirilen mitingin hedef gösterildiği öne sürüldü. Hâkim şöyle dedi: “HDP’nin mitingde olmamasını eksik demokrasi olarak nitelendirdiği, bir başka haberinde ‘İşte Erdoğan’ın yok dediği silahlar’ başlığı altında, FETÖ kumpası olduğu mahkemelerce tespit edilen MİT’e ait yardım TIR’larının durdurulmasına ilişkin gizli kalması gereken bilgi ve fotoğrafların manşetten yayımlandığı…”

Sözcü’den kanıt yarattılar

Tutuklama gerekçelerinden biri de Sözcü gazetesinde yayımlanan bir yazıda geçen, “Taraf Gazetesi’ni kendi sızıntıları için taşeron olarak kullanan bu gizli yapı (FETÖ), MİT TIR’ları haberinde olduğu gibi belgeleri servis etmek için artık Cumhuriyet’i seçti. Cumhuriyet sadece cemaatin belgeleri değil tweetlerine de bel bağladı” iddiası oldu. Eski yazarımız Mustafa Balbay’ın “Cumhuriyet’te FETÖ’cülükten Kürtçülüğe kadar her şey serbest, CHP milletvekili olarak yazı yazmak yasak” tweetiyle ilgili şu kanaatte bulundu: “Tweet, söz konusu gazetenin terör örgütleri tarafından kullanıldıklarının bir delili.”

Devletçi çizgiyi kaybetmişiz

Dosyaya konulan bir bilirkişi raporu da tutuklama gerekçelerinden sayıldı. Rapordan, hâkimliğin tutuklama kararına geçen ifadeler şöyle: “Cumhuriyet Gazetesi de manipülasyonla gerçeği perdeleyip, terör örgütlerinin amacına uygun hareket ederek iç kargaşa çıkartmaya ve ülkeyi yönetilemez hale getirmeye yönelik haberlere imza atmıştır. 17/25 Aralık darbe girişimi sürecinde Ergenekon savcılarının Cumhuriyet gazetesinde yer alması, genel yayın yönetmeni Can Dündar’la görüşmeleri, Cumhuriyet’in devletçi, geleneksel, laik ve ulusalcı çizgisini ansızın değiştirip, devleti hedef alması, devleti hedef alan FETÖ kaynaklı haberleri manşete taşıması… Bu yayınların İlhan Selçuk ve Mustafa Balbay sonrasına denk geldiği belirtildi.”

Tesadüfü kanıt yaptılar

Raporda, Aydın Engin’in, 15 Temmuz’dan iki gün önce ‘Cihanda sulh peki yurtta ne?’ başlığı ile yazı kaleme almasının dikkate değer olduğu belirtilerek, gazetenin bazı yazarlarının FETÖ’nün organize ettiği Abant toplantılarına katıldıkları öne sürüldü. FETÖ’nün yayın organı olan Zaman gazetesi ile Cumhuriyet’in dönem dönem ortak başlıkları attıkları savunularak, 16 Şubat 2016’da her iki gazetenin “Devletin kalbine bomba” manşeti attığı ifade edildi.

Subliminal mesaj iddiası

Hâkim, “Bodrum’a baskın onlarca ölü” manşetiyle verilen haberde, devletin bekasına silah çeken PKK’li teröristlerin masum olarak gösterilmeye çalışıldığını öne sürdü. Kadri Gürsel’in 12 Temmuz 2016 tarihli “Erdoğan babamız olmak istiyor” başlıklı köşe yazısındaki “Türkiye’nin ihtiyacı Tunus’taki diktatörün devrilmesine yol açan kıvılcımı çakan Muhammed Buazizi gibi asi bir evlattır. Buazizi gibi kendisini yaksın demiyorum, bir sigara yaksın ve yeter ki söndürmesin. Sigara sağlığa zararlı bir alışkanlıktır. Kötü bir baba ise sigaradan daha zararlıdır” cümlesiyle, subliminal içerikli mesaj verdiğini öne sürdü. Hâkim şöyle dedi: “Seçimle gelen Cumhurbaşkanı’na karşı ayaklanma ve buna benzer gayri meşru bir yöntem önerilmiştir”

Yönetimdeki değişim iddiası

Kararda, Cumhuriyet Vakfı’nın yönetim kurulu seçimlerinde, FETÖ bağlantılı kişilerin yer alması için yasalara aykırı hareket edildiği de iddia edildi. Bu konunun halen yargı konusu olduğu belirtildi. Rıza Zelyut’un, 2 Kasım 2016 tarihinde Ulusalkanal.com.tr’deki yazısındaki, ‘gazetenin PKK sempatizanlarıyla, kripto FETÖ’cülerle doldurulduğu’ iddiası ve Hikmet Çiçek’in aynı gün yayımlanan, Mustafa Balbay’ın tasfiye edildiğini öne süren yazısı da deliller arasına konuldu.

Alev Coşkun’un açıklamaları

Karardaki alıntıya göre, Alev Coşkun’un savcılığa verdiği ifade şöyle: “Gazetenin 23 Mayıs ve 24 Mayıs 2015 tarihli baskıları çok önemli. Gazetenin temel bir ilkesi var. Cumhuriyet logosunun üzerinde asla haber konmaz. Dinci ve tarikatçıların haberleri de kural olarak asla ilk sayfada verilmez. 23 Mayıs’ta ilk sayfada FETÖ lideri Fethullah Gülen’in resmi ile birlikte, ‘fakirhaneme bunlar malikâne diyor’ sözleri servis edildi. Gazete tarihinde gerçekleşmemiş bir olay.” Gazetenin FETÖ ile ilgili yazı dizisinin ilk sayfadaki yazılarının incelendiği ifade edilen kararda, “Terör örgütü denilmediği, bu şekilde tüm şüphelilerin, Cumhuriyet gazetesinin süreklilik arz eden bu terör örgütlerinin reklam ve propagandasını yapma faaliyetlerinden sorumlu oldukları” iddia edildi.

Gücünüz yetmez

Cumhuriyet gazetesi neden hedefte?

Yayın ilkelerimizde şunlar yazılı:

“(…) Cumhuriyet yalnız Cumhuriyetin, bilimsel ve yaygın anlatımıyla demokrasinin savunucusudur. Cumhuriyet, demokrasi fikir ve esaslarını yıkmaya çalışan her kuvvete karşı mücadele edecektir. Ülkemizde her anlamıyla gerçek bir demokrasi kurulması için bütün varlığı ile çalışacaktır. Cumhuriyet, Atatürk devrim ve ilkelerinin açtığı aydınlanma yolunda aklın bağnazlıktan, bilimin dinden bağımsızlaşması, laiklik ilkesinin toplumca benimsenmesi için çaba gösterecektir. ‘İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Bildirgesi’ni demokrasinin evrensel anayasası olarak benimseyen Cumhuriyet, amaçlarına ancak Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı ve bütünlüğü kapsamında ulaşılacağını temel ilke sayar. (…)”

***

Buradan bir kez daha ilan ediyoruz: Teslim olmayız. Boyun eğmeyiz. Susturamayacaksınız. Ne kadar zulmederseniz zulmedin, okurlarımıza ulaşmamıza engel olamayacaksınız. Sizin gibi karanlık, kirli işlerimiz yok, gazetecilik dışında hiçbir işimiz olmadı. Teröre bulaşmış hiçbir grupla, kişiyle de dolaysız ya da dolaylı ilişkimiz, “iltisakımız” olmadı, olmayacak. Cumhuriyet gazetesini gasp ederseniz, başka bir yol bulur görevimize devam ederiz. Okurlarımız bizi hep yanı başında, ellerinin altında bulacaktır. Bunu engellemeye gücünüz yetmeyecek. Cumhuriyet’in adına, markasına el koysanız bile onun tarihine, ruhuna, bağımsızlık ve özgürlük tutkusuna, saygınlığına ve onuruna sahip olamazsınız. Hodri meydan!..

Alman Siyasetçilerden HDP Tutuklamalarına Tepki

Terör soruşturması kapsamında gözaltına alınan Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile birlikte dokuz HDP milletvekilinin tutuklanması ile ilgili gelişmeler Almanya’da yakından takip ediliyor.

Hükümetteki birlik partilerinden Hıristiyan Sosyal Demokrat CSU’nun kurultayında konuşan parti genel başkanı Horst Seehofer, Avrupa Birliği’nin Türkiye’yle üyelik görüşmelerini en azından askıya alması veya durdurması gerektiğini savundu.

Muhaliflere yönelik polis operasyonlarını ve idam cezasının geri getirilmesine dair tartışmaları hatırlatan Seehofer, bu tarz uygulamaların yapıldığı bir ülkenin AB’de yeri olmadığını söyledi. AB ile Türkiye arasında imzalanan sığınmacı anlaşmasının şartlarından biri olan vize muafiyeti konusuna da değinen CSU lideri, “İnsan haklarını hiçe sayan bir ülkeyle vize serbestisi mümkün olamaz” dedi.

Sosyal Demokrat SPD’nin savunma politikaları sözcüsü Rainer Arnold da, İncirlik’te bulunan Alman askerlerinin geri çekilmesini gündeme getirdi. Federal Meclis Savunma Komisyonu Başkanı da olan Arnold, “Başbakan ve Federal Savunma Bakanı bu konuyla ilgili planlarını hazırlarlarsa iyi olur. Acil bir durumda askerleri hemen çekebiliriz” dedi.

Alman siyasetçiler idam cezasının yeniden gündeme gelmesi, Cumhuriyet gazetesine yönelik operasyon ve son olarak HDP’li siyasetçilerin tutuklanması nedeniyle Türkiye’ye çeşitli yaptırımlar uygulanmasını talep ediyorlar. Bu taleplerin doğru olduğunu belirten Sol Parti Federal Meclis Milletvekili Sevim Dağdelen, Almanya’nın Türkiye’nin en yakın partnerlerinden biri olarak gelişmelere tepki vermesi gerektiğini ifade ediyor.

Başbakan Merkel’in sözcüsü Steffen Seibert, “Türk hükümetine, HDP yöneticileri ve partinin diğer üyeleri ile ülkedeki tutuklu diğer kişilerin adil şekilde yargılanması için çağrıda bulunuyoruz” şeklinde bir açıklama yapmıştı.

Almanya-Türkiye ilişkileri, karşılıklı sert açıklamalar sonrasında gerilmiş durumda. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “Ne Alman Başbakanı ne de Avrupa’nın komiserleri, bize ders verme hakkına sahip değildir” dedi. Bozdağ, “Türkiye’nin bağımsız, egemen bir devlet olduğunu, Türk yargısının da Alman yargısı kadar bağımsız ve tarafsız bir yargı olduğunu onlar görmek, anlamak zorundadır. Siz Türkiye’nin iç işlerine karışamazsınız” şeklinde konuştu.

AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk, HDP operasyonları sonrasında Alman siyasetçilerinin açıklamalarını sert bir dille eleştirdi. Almanya’nın yanlış yaptığını savunan Külünk, Türkiye’deki Alman vakıflarının kapatılmasını istedi ve ayrıca Almanya’da yaşayan Türklerin Alman bankalarındaki paralarını çekmelerini önerdi.

HDP’li milletvekillerinin tutuklanmaları, Almanya’nın değişik kentlerinde düzenlenen yürüyüşlerle de protesto edildi. Almanya Demokratik Kürt Toplum Merkezi’nin girişimi ile Köln’de düzenlenen mitinge yaklaşık 5 bin kişi katılırken, gösteriye Sol Parti ve Yeşiller de destek verdi.

Gösteriyi düzenleyen Demokratik Kürt Toplum Merkezi, Alman güvenlik birimleri tarafından PKK’ya yakın bir kuruluş olarak nitelendiriliyor. Öte yandan Essen kentinde bir Türk vatandaşın sahibi olduğu üç katlı binaya, dün akşam bir grup Kürt gösterici tarafından molotoflu saldırı düzenlendi. Kimliği belirsiz kişilerin binanın giriş katında bulunan bir kahvehaneyi hedef aldıkları öğrenilirken, pencereleri kırılan kahvehanede atılan molotof nedeniyle küçük çapta yangın çıktı. Sayıları on kişiden fazla olan saldırganların kaçarak uzaklaştıkları belirtildi.

Hedef ‘sıfır’ almak

191 ülkenin imzaladığı Paris Anlaşması dün yürürlüğe girdi. Sivil toplum kuruluşlarının iklim değişikliği konusunda ortak kaygılarını dile getirmek için kurdukları İklim Ağı, Türkiye’yi de yeni iklim rejiminin bir parçası olmak için Paris Anlaşması’nı onaylamaya davet ediyor. Türkiye, Paris Anlaşması’nı 22 Nisan 2016 tarihinde imzaladı ancak hâlâ onaylamadı. Küresel emisyonların yüzde 65’inden sorumlu 94 tarafın onayladığı Paris Anlaşması’nın hedefi, küresel ortalama sıcaklıklardaki artışın 1.5 0C eşiğinde sınırlandırılması. En büyük hedef ise 21. yüzyılın ikinci yarısında sıfır emisyona ulaşmak.

İlk konferans

Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) 22. Taraflar Konferansı, 7-18 Kasım arasında Marakeş’te gerçekleştirilecek. İklim zirvesi niteliği taşıyan buluşma, aynı zamanda Paris Anlaşması’nın da ilk taraflar konferansı olacak. İklim Ağı’ndan yapılan açıklamada, bilim insanlarının, iklim değişikliğiyle mücadelenin başarıya ulaşması için, emisyonların 2020 öncesinde düşüşe geçmesinin şart olduğunu söylediklerine dikkat çekildi.

Türkiye’nin iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek bölgelerden birisi olan Akdeniz Çanağı’nda yer aldığı belirtilerek “İklim değişikliğiyle mücadelenin başarısızlığı yaşadığımız coğrafyada hem çevresel hem de ekonomik çöküş riskini barındırıyor. Paris Anlaşması, 2020 sonrası iklim rejiminin çerçevesini çiziyor. Türkiye’nin onaylamaması, küresel iklim hareketinin dışında kalması anlamına geliyor. Türkiye düşük karbonlu ekonomiye dönüşüm prensiplerinin ortaya koyulacağı bu tartışmalarda bulunmalı. Düşük karbon ekonomisine geçiş, istihdam, halk sağlığı, enerjide dışa bağımlılık gibi kilit alanlarda gelişim vaat ediyor. Küresel iklim hareketinin dışında kalmak, bu fırsatların kaçırılması anlamına geliyor” denildi.

Ezidiler peşmergeyi affetmiyor

Ezidi lider Said Hasan, IŞİD’in Ezidi katliamlarından sorumlu tuttuğu Türkiye’nin PKK gerekçesiyle Sincar’a müdahalesi halinde savaşacaklarını söylüyor. Irak’taki Haşdi Şaabi içinde Ezidiler de yer alıyor. Açılımı “Sincar (Şengal) Savunma Birliği” olan YBŞ’nin komutanı Said Hasan ile Bağdat’ta konuştuk.

– Türkiye ile sorununuz nedir?

En büyük sorunumuz Türkiye’nin tutumu. 1980’lerden beri Batman, Diyarbakır, Mardin’den 200 binden fazla Ezidi sürüldü buraya. Şimdi Türkiye’de toplasanız 1000’den fazla yoktur. Ezidilerin tarihte yaşadıkları yerde hep sorunları oldu, hep ezildiler. Ama en çok da Osmanlı Türklerinden kaynaklanmıştır. Kürtler de bizlere çok uzun yıllar sahip çıkmadı. Müslüman saymazlardı. IŞİD’in bu saldırısında ise daha farklı davranmak zorunda kaldılar.

– Türkiye IŞİD karşıtı koalisyonda yer almak istiyor. Diğer yandan “Sincar’da PKK var” diyor. Bunlar doğru değil mi?

Biz IŞİD’in katliamlarına maruz kaldık. Şimdi Erdoğan PKK’yi gerekçe gösterip Sincar’ı kontrol edeceklerini söylüyor. Türkiye IŞİD’le savaşıyorsa niye Irak hükümetini desteklemedi?

– Türkiye 2014’te kaçan Ezidilere yardım etmedi mi ama…

IŞİD, 2014’te saldırmadan önce Erdoğan ve Barzani’nin onları desteklediğini düşünüyoruz. Bir hafta öncesinde Ürdün’de bir toplantı yaptılar. IŞİD saldırırken peşmergenin kaçması da tesadüf değildir. Biz Barzani’den koruma istemiştik, hiçbir şey yapmadı.

– Türkiye, Bağdat yönetimi ile PKK arasında bağlantı olduğunu söylüyor. Bu doğru mu?

Biz 2014’ten önce de onları davet etmiştik ama Barzani izin vermemişti. Barzani’ye, peşmergeye güvenemeyeceğimizi biliyorduk. Peşmerge kaçıp gittiğinde Ezidi halkı ve Şii Türkmenler dağa kaçmak zorunda kaldı. O zaman da başka seçeneğimiz yoktu. PKK’yle temas kurup gelmelerini istedik. Hükümet yardım etmedi, peşmerge kaçtı. PKK ile 5 gün tartıştıktan sonra geldiler.

‘Gerekirse savaşırız’

– Türk ordusu Sincar’a müdahale ederse, ne yaparsınız?

Savaşmaktan başka seçeneğimiz yok. Bütün Ezidiler bitene kadar savaşırız ve Sincar’a yabancıların girişini engelleriz. Bu Irak hükümetinin de bakışını yansıtıyor.

– Kürt bölgesine dahil olmanız olasılığı için ne dersiniz?

İkinci kez onlara nasıl güveneceğiz? Avrupa’da Brüksel’de bir konferans düzenlendi. Ezidi gruplar, Türkmenler, Hıristiyanlar ve Şebaklar Irak hükümeti ile uzlaştı. Bütün bölgeleri kendimiz idare edeceğiz, hükümet şemsiyesi altında kalacağız. İkincisi katliamları, kadınlara işkenceyi reva görenlerin cezalandırılması için Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvuracaklar. Barzani’den de şikâyetçi olacaklar.

– Sünni Araplarla bir daha birlikte yaşar mısınız?

Sünni Arapların bir kısmı IŞİD’i destekledi. Erkeklerimizi öldürüp, kadınlarımızı kaçırdıklarında onların yanında oldular. Onlarla yaşamamız mümkün değil. Bir de IŞİD’i desteklemeyen Sünni Araplar var. Bize yardım ettiler. Şammar aşireti gibi. Onlarla birlikte bölgemizi nasıl kontrol edeceğimizi konuşuyoruz.

 

KANADA’YA TEPKİ…

Hasan, 2014 öncesinde 400 bin nüfuslu olan Sincar’a şimdiye kadar yaklaşık 60 bin kişinin geri döndüğünü söylüyor. “Barzaniler, Ezidilerin Erbil ve Zaho’da kalmasını istediğinden Sincar’a gereken hizmeti vermiyor. Hizmet olmazsa nasıl dönsün insanlar?” diyor. Şu ifadeleri kullanıyor: “Yaşamak için başka yer bulmak zorunda kalırsak Ezidilik biter. Bu yüzden Ezidileri kabul eden yasa çıkaran Kanada’ya çok kızgınız. Ezidilerin topraklarından sökülüp atılmalarının yolunu açtılar. Irak bizim evimiz ve buradan ayrılmak istemiyoruz.”

 

KAVUŞTULAR… Irak güçleri IŞİD’in elindeki Musul merkeze her geçen gün yaklaşırken bölgeden kaçan sivillerin bazıları dün bölgeden daha önce ayrılıp kampa yerleşen sevdikleriyle buluştu.

Biz yine Kuveyt diyor muyuz…

Eski insan hakları bakanı Mehdi el Bayati, Ankara’nın Musul’a müdahale talebine ‘Kuveyt de eskiden bizim 18. vilayetimizdi. Savaş mı açalım’ yanıtını veriyor

Hükümetin harcamalarına yönelik protestoların ardından Ağustos 2015’te bakanlığı lağvediline dek İnsan Hakları Bakanı olan Muhammed Mehdi el Bayati, Amirlili bir Şii Türkmen. Bedir örgütünün de Türkmenleri Kurtarma Yüksek Konseyi’nin de önde gelen üyelerinden. IŞİD mezaliminden kurtulan Edizi kadınlara desteğiyle tanınan, radikal İslamcı militanlara idam cezasının tek caydırıcı yol olduğunu savunan Bayati ile Bağdat’ta görüştük.

– Ankara Musul’u Sünni nüfus ağırlığından ötürü bir Sünni kenti olarak görüyor. Haksız mı?

Biz devletiz, Türkiye başka bir devlet. Bir devletin başka bir devlete müdahalesi olmaz. Sünni olsun Şii olsun hiçbir hakkı yoktur. Türkiye’nin tarihinden yola çıkarak yaptığı çok hata var.

– Irak’ta Sünniler ezilmiyor mu?

Bizim bölgede çok oyunlar var. Irak devletine kaç sene Sünniler hükmetti. Şimdi Suudi Arabistan, Türkiye, hepsi burada hükümet olmasın ister. İran’ı gerekçe gösterirler. Irak İran’a yakın olsun istemezler. Yanlış bir düşünce. Şia’nın ne mercei, ne siyasi partileri ‘biz tek başımıza hükümet edelim’ ister. Türkiye’de AKP tek başına hükümet ediyor. Irak’ta böyle diyen olmuyor.

– Ama bazı Türkmenler Türkiye’nin varlığını istemiyor mu?

Türkiye’yi destekleyen Türkmenler yok değil. Ama onlara para verirler. Kürtler de ayrı oyunlar oynar. Biz 2004’ten beri Türkmen bölgelerinde huzur, istikrar görmedik. Bundan Türkiye de Irak da zarar görüyor. IŞİD İslam devleti kurunca bu sefer Türkiye diyecek. Her yere yayılacaklar.

– Türkiye Bağdat’ın PKK ile ilişkide olduğunu söylüyor. Doğru mu bu?

PKK Saddam’dan beri Irak’ta var. Neden Saddam’dan çıkarması istenmedi? Eğer hedef PKK’yse, 2014’te neden Sincar’a gelinmedi? Onlar bir yerde durmaz oturmazlar, Türkiye’ye girer çıkar.

‘Yöneticilere kızıyorum’

– Türkiye’deki yeni Osmanlıcı söylem için ne düşünüyorsunuz?

Savaşla hallolacaksa o zaman kaç yüzyıl önce Kuveyt toprakları bizimdi. 18. vilayetti. Eskiden Dubai yoktu. Biz de savaş açalım… BM’de ülkelerin egemenlik hakları var. 2016’dayız. Irak’ta Saddam vardı, şimdi yok. Irak İran’la savaşıyordu, şimdi savaş yok. Türkü, Kürdü, Sünnisi, Arabı hep beraber IŞİD’le savaşıyoruz. Eğer bir ihtilaf varsa uluslararası hukuk vardır. Biz Türkiye milletini çok severiz. Âşığız. Türkiye’nin yöneticilerine kızıyorum diye milletiyle müşkilem yoktur. Hükümetle müşkilem vardır.

cumhuriyet

Atatürk Havalimanı’nda silah sesleri

.Atatürk Havalimanı’na ana kapıdan motosikletle girdikten sonra havaya ateş açıp kaçan kişiyi yakalamak için havalimanı araç giriş-çıkış trafiğine kapandı.

BU DEVRAN BÖYLE SÜRMEZ

AKP’nin Kürt siyasetine düzenlediği gece yarısı darbesi ile HDP Eşbaşkanları ve milletvekillerini tutuklamasına karşı Türkiye, Kürdistan ve dünyanın birçok yerinde Kürdistanlılar ve dostları ayaktaydı. Güney Kürdistan’daki siyasi partiler ise operasyonu ‘Tüm Kürtlerin iradesine yapılmış darbe’ olarak nitelendirdi. Rojava’da da eylemler vardı

AKP’nin Kürt siyasetine yönelik gece yarısı darbesiyle HDP eşbaşkanları ve milletvekillerini tutuklaması, Türkiye ve Kürdistan’da protesto edildi. İstanbul, İzmir, Aydın, Antalya, Eskişehir, Ankara, Mersin, Adana, Kocaeli, Bursa ve daha birçok kentte alanlara çıkan binlerce yurttaş darbeyi lanetledi. Eylemlere yapılan polis saldırıları sonucu onlarca kişi gözaltına alındı.

İstanbul’da eylemler

İstanbul’un Beyoğlu, Okmeydanı, Esenyurt, Gaziosmanpaşa, Zeytinburnu, Sarıgazi, Eyüp, Gazi Mahallesi, Kadıköy, Şişli, Esenler ve Sancaktepe semtlerinde alanlara çıkan yurttaşlar yürüyüş, basın açıklaması ve çeşitli eylemlerle tepkilerini dile getirdi. Birçok yerde eylemlere saldıran polis çok sayıda kişiyi gözaltına aldı.

Çatışma yaşandı

Kadıköy’de eyleme saldıran polis, eylemcilere silah çekti. Silah çekme anını fotoğraflamaya çalışan HDP üyesi Şehriban Alkış gözaltına alındı. Esenyurt, Gazi Mahallesi, Sancaktepe ve Beyoğlu’na bağlı Hacıahmet Mahallesi’nde ise kitleye saldırı yapılması sonrası eylemciler ile polisler arasında çatışma yaşandı.

‘Direniş zafere götürür’

Siyasi darbeye karşı Eskişehir’de HDP binasında “Teslimiyet ihanete direniş zafere götürür” pankartı açarak açlık grevi başlatılırken; Antalya’da yapılan protesto eyleminde ise aralarında HDP Antalya İl Eşbaşkanları İhsan Nergiz ile Songül Şarklı’nın da bulunduğu 6 kişi gözaltına alındı.

İzmir’de 52 gözaltı

HDP İzmir İl Örgütü’nün çağrısıyla Eski Sümerbank önünde yapılan eylemde konuşan HDP İzmir İl Eşbaşkanı Mahfuz Güleryüz, “milli irade” diyenlerin halkın iradesini ayaklar altına aldığını söyledi. Güleryüz, “Bizi gözaltılarla tutuklamalarla tehdit edenler bilsinler ki 40 yıldır direniyoruz. Gerekirse 100 yıl daha direneceğiz” dedi. Akşam saatlerinde Alsancak’ta toplanan kitleye saldıran polis, 52 kişiyi darp ederek gözaltına aldı.

Her yerde alanlarda olacağız

Aydın Didim’de yapılan eyleme de saldıran polis 12 kişiyi gözaltına alırken; Bursa’da yapılan protesto eylemi de engellenmek istendi. Adana’da ise yapılan basın açıklamasında, “AKP hükümeti kendi sesinden başka ses, kendi seçilmişlerinden başka seçilmiş tanımıyor. Her yerde faşizme karşı demokratik direniş hakkımızı kullanacağız” denildi.

Tarsus’ta 2 polis yaralandı

Mersin’in Akdeniz ilçesinde de birçok mahellede gerçekleştirilen protesto eylemlerinde polis gerçek mermi kullandı. Tarsus ilçesine bağlı Fahrettinpaşa Mahallesi’nde HDP’ye dönük operasyonları protesto eden kitleye polis saldırdı. Gençler ile polis arasında çatışma çıktı. Polisin gerçek mermiler ve biber gazlı saldırısına karşı barikatlar kuruldu. Polis ile gençler arasında çıkan çatışmada 2 polis yaralandı. Ankara’da HDP’nin çağrısıyla Yüksek Caddesi’nde toplanan halka polis saldırdı. Saldırıda 7 kişi gözaltına alındı.

‘Boyun eğdiremeyeceksiniz’

AKP’nin Kürt siyasetine yaptığı darbe ile HDP Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ile Figen Yüksekdağ ve 7 HDP’li vekilin gözlatına alınmasına ilişkin DBP Amed il binası önünde basın açıklaması gerçekleştirildi. Açıklamaya HDP’li milletvekilleri, HDP-DBP MYK üyeleri, DBP’li Belediye eşbaşkanları, DTK Eşbaşkanı Leyla Güven, KJA, Barış Anneleri Meclisi ve çok sayıda yurttaş katıldı. Basın açıklamasında sık sık “Baskılar bizi yıldıramaz”, “Direne direne kazanacağız”, “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları atıldı.

‘Özgürlüğe kadar…’

Gözaltına alınıp serbest bırakılan HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, ne baskının, ne cezaevlerinin ne de katliamların mücadelelerini engellemeyeceğini söyledi. “Bu topraklar bizimdir ve bu hapishanelerle bizi yıldıramaz” diyen Önder, şunları kaydetti: “Mahkeme çağırmışsa gideceksiniz deniliyor. Siz daha kısa bir süre önce bu mahkemeleri tanımıyoruz diyordunuz. Bunu diyen babamız mıydı, sizdiniz işte. Mahkemelere gitmemek için meclisi 25 saat çalıştırdınız. Gitmemek için bin bir dalavere ile yasa çıkardınız. Bizim de kurbanlık koyun gibi başımızı eğdiremeyeceksiniz, çok beklersiniz. Artık uluslararası mahkemelerde dosyalar sizin boyunuzu aştı. Bugün engellemiş olabilirsiniz ama bu devran böyle sürmeyecektir.”

Önder, bugün DTK önünde eyleme başlayacaklarını dile getirirken, “Hiç merak etmeyin bu mücadele, bu demokratik direniş özgürleştirene kadar devam edecektir. Biz de söz veriyoruz sizi kucaklayıp mücadelemizi sürdüreceğiz” vurgusunu yaptı.

‘HDP büyük bir mücadele veriyor’

DTK Eşbaşkanı Leyla Güven ise, AKP’nin Kürtleri siyasetten tasfiye etmeyi amaçladığına dikkat çekerek, şunları söyledi: “Fakat zindanlar bizi etkilemez. Zindandan dağlara kadar mücadele veriyoruz. HDP halkı için AKP önünde büyük bir mücadele veriyor bunun için hedef haline geldi. Sebahat Tuncel gözaltına alındı fakat sloganlarını, direnişini eksiltmedi” diye konuştu.

Dünyanın her yerinde Kürtlerin ayakta olduğunu dile getiren Güven, “Ev ev gezip mücadele vereceğiz. Gerekirse yine bedel veririz. Yarın ben de olmayabilirim ama siz varsınız onu biliyorum” dedi.

Kürdistan’ın ortak sesi: MUTLAKA KAZANACAĞIZ

HDP’ye dönük yapılan darbe, Kürdistan’ın birçok kentinde protesto edildi. HDP ve DBP Çewlîg (Bingöl) il örgütleri milletvekillerinin tutuklanmasını, il binaları önünde yaptıkları oturma eylemi ile protesto etti. Oturma eylemine parti yöneticileri, üniversite öğrencileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

‘Mutlaka kazanacağız’

Riha’da (Urfa) DBP ve HDP İl Örgütleri öncülüğünde DBP Haliliye ilçe binası önünde basın açıklaması gerçekleştirildi. Açıklamaya HDP Riha Milletvekili Dilek Öcalan, il ve ilçe yöneticilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı. Açıklamada ilk olarak konuşan DBP Haliliye İlçe Eşbaşkanı Halit Yıldıztekin, AKP hükümetinin ucuz komplolarının Kürt halkını korkutamayacağını söyledi. HDP Riha Milletvekili Dilek Öcalan da, AKP’nin demokratik siyaseti yok sayarak milletvekillerini esir aldığını söyledi. Öcalan, “Yaptıklarının hukuksuzluk olduğunu bildikleri için korkuyorlar. Bu yüzden gece yarısı operasyon yapıyorlar. Bedenleri esir alınsa da mücadeleleri meydanlarda olan vekillerimize selam olsun. Biz onurlu mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz. Mutlaka kazanacağız” dedi.

Mêrdîn’in (Mardin) Qoser (Kızıltepe) ilçesinde HDP’li milletvekillerin tutuklanmasına karşı halk gece ses çıkarma eylemi yaparken, sabah saatlerinde de esnaflar kepenk kapatarak tepki gösterdi.

Gever’de kepenkler açılmadı

Gece yarısı darbesine karşı Colemêrg’in (Hakkari) Gever (Yüksekova) ile Şemzînan (Şemdinli) ilçesinde ise kepenk açılmadı. Fırın ve eczanelerin dışında kepenkler açılmazken; Gever’de polis, zırhlı araçlardan kepenklerin açılması için tehditler savurdu. Ayrıca kepenklerin açılmadığı bir başka yer ise Îdir (Iğdır) oldu. Öte yandan Mersin’in Akdeniz ilçesinde de dün kepenkler açılmadı.

Cizîr’den direniş mesajı

HDP’li milletvekillerinin tutuklanması Şirnex’in (Şırnak) Cizîr (Cizre) ilçesinde protesto edildi. HDP ve DBP ilçe örgütü yöneticileri tarafından yapılan basın toplantısında konuşan HDP İlçe Örgütü Başkanı Ali Akdeniz, “Yapılan siyasi darbe, tüm Kürt halkının iradesine yönelik bir darbedir. Bu baskılar bizi yıldıramaz. Ne olursa olsun biz davamızdan vazgeçmeyeceğiz” dedi.

Kobanêliler HDP için ayaktaydı

Kobanêliler, HDP’ye yapılan darbeye karşı HDP bayrakları ile alanlara çıktı. Kongreya Star ve TEV-DEM öncülüğünde yapılan eyleme binlerce Kobanêli katıldı.

Güneyli partiler darbeyi kınadı

AKP’nin HDP Eşbaşkanları ile milletvekillerini tutuklamasına ilişkin Güney Kürdistan’daki İslami Topluluk Partisi (Komeleya İslami), İslami Birlik Partisi (Yekgirtuya İslami) ve İslami Hareket (Tevgera İslami) ortak bir açıklama yayımladı. AKP’nin bu tür uygulamalarına son vermesi gerektiğinin belirtildiği açıklamada, milletvekili ve belediye başlanlarının tutuklanmasının Kürt halkının kazanımlarına yapılmış saldırı olarak nitelendirildi. Açıklamada, “Bu durum, Türkiye hükümeti tarafından birlikte yaşama, diyalog kanallarına ve Türkiye’nin geleceğine vurulan bir darbedir. Bu şiddet ve sindirme girişimleri başarılı olmayacak ve Türkiye’yi çok daha tehlikeli bir yola sokacaktır” denildi.

Goran siyasi darbeyi kınadı

HDP Eşbaşkanları ve milletvekillerinin tutuklanmasına ilişkin Güney Kürdistan parlamentosunda bulunan Goran Hareketi grubu tarafından yapılan açıklamada, “Goran Hareketi olarak Kuzey Kürdistan’da HDP eşbaşkanları ve milletvekilleri ile DBP belediye eşbaşkanlarının tutuklanmasını kınıyoruz. HDP’yi siyasal ve ulusal mücadelemizin bir parçası olarak değerlendiriyoruz” denildi.

KOMAW: Direneceğiz

Kürdistan Şehit ve Kayıp Aileleri Kurumu (KOMAW), AKP tarafından Kürt halkının iradesine karşı gerçekleştirilen saldırıları kınadı. KOMAW tarafından yapılan açıklamada AKP’nin siyasi bir darbe gerçekleştirdiği ifade edilerek, “AKP, halkımızın ulaştığı yurtsever ve devrimci-demokrat bilinç seviyesini, belediye, parlamento gibi kurumsal düzeyde elde ettiği mevzileri hazmedemedi” denildi.

AKP hükümetinin seçimlerin ardından barış sürecini bitirerek saldırgan bir politikayı hayata geçirdiğinin hatırlatıldığı açıklamada “Bizler KOMAW olarak, meydanı AKP-Erdoğan’a bırakmayacağımızı, kazanımlarımızı korumakla kalmayıp esas büyük hedefimize ulaşıncaya kadar direneceğimizi belirtiyoruz” vurgusu yapıldı. HABER MERKEZİ/ANF

‘Tüm Kürtlere düşmanlıktır’

AKP’nin Kürt siyasetine düzenlediği gece yarısı darbesi, Güney Kürdistan’ın da birçok kent ve kasabasında lanetlendi. Hewlêr, Silêmanî, Kerkûk, Duhok, Kelar, Kifrî, Ranya, Derbendîxan, Taktak ve ve birçok merkezde düzenlenen eylemlerde darbenin hedefinin tüm Kürtler olduğu vurgulandı.

Kerkûk’ta Tevgera Azadî, Goran Hareketi, YNK, Komünist Parti ve Hizbî Zehmetkêşan (Kürdistan Emekçiler Partisi) partileri ile çok sayıda sivil toplum kurutumun katılımıyla basın açıklaması yapıldı. Ortak basın açıklamasında, AKP hükümetininKürtlerin tüm kazanımlarının tasfiye edilmeye çalışıldığı vurgulandı.

Aynı siyasi partiler ile İslami Topluluk Partisi (Komeleya İslami), İslami Birlik Partisi (Yekgirtuya İslami) ve birçok kurumunun Hewlêr’de düzenlediği basın açıklamasında konuşan HDP Güney Kürdistan temsilciliği eşbaşkanı Şilan Eminoğlu, “Erdoğan yalnızca Kuzey Kürdistan Kürtlerine yönelik siyasi bir darbe yapmamıştır, Erdoğan’ın tüm Kürt halkına karşı düşmanlık besleyen bir zihniyete sahiptir” dedi.

Dünya ayakta…

AKP’nin önceki gece HDP Eşbaşkanları Figen Yüksekdağ ile Selahattin Demirtaş ile birlikte 7 HDP’li milletvekilini tutuklamasıyla gerçekleştirdiği siyasi darbeye karşı başta Avrupa olmak üzere dünyanın birçok yerinde Kürdistanlılar ve dostları ayağa kalktı. AKP darbesine karşı Almanya, Avusturya, Fransa, İtalya, İngiltere, Norveç, Finlandiya gibi Avrupa ülkeleriyle Kanada’da on binlerce kişi protesto eylemleri düzenledi.

Yollar trafiğe kapatıldı

Almanya’nın başkenti Berlin ile Duisburg, Mannheim, Freiburg, Heilborn, Münih, Bochum, Münster ve Troistorf kentlerinde AKP darbesine karşı miting ve yürüyüşler düzenlendi. Önceki geceden beri alanlarda AKP’yi protesto edenlere, çok sayıda parlamenter, devrimci ve Kürt dostu da destek verdi. Başkent Berlin’de NAV-DEM ve HDK-Avrupa’nın çağrısıyla onlarca hareket, örgüt ve inisiyatifin Brandenburger Tor’da toplanmasının ardından Alman Dışişleri Bakanlığı binasına kadar yürüdü. Köln’de dün yapılan eyleme ise binlerce kişi katıldı.

Fransa’nın başkenti Paris’te ACTİT ve SKB üyeleri, kentin en büyük tren garı olan Gare du Nord’u işgal etti. Strasbourg, Marsilya, Bordeaux, Draguignan, Nice, Toulouse kentlerinde protesto yürüyüşleri düzenlendi. Eylemde katliam ve sivil darbeye karşı birlik mesajları verildi. Toulouse kentinde yapılan protesto eyleminin ardından Bölge Valiliği’yle görüşme gerçekleştirildi. Görüşmede Fransız hükümetinden Türkiye’ye yaptırım uygulaması talebi iletildi. İngiltere’nin Nottingham kentinde East-Midlands Kürt Halk Meclisi’nin çağrısıyla gece yarısından sonra protesto eylemleri yapıldı. Bütün gece süren eylemde birçok anayol trafiğe kapatıldı.

TV kanalı işgal edildi

İtalya’nın başkenti Roma’da da Türk Konsolosluğu önünde, başlatılan direniş nobeti sürüyor. Nöbette yapılan konuşmalarda “AKP kanlı ellerini halk iradesinden çek” denildi. Milano, Modena kentlerinde de binlerce kişi, protesto eylemleri düzenledi. Öte yandan Milano’da akşam saatlerinde RAI-TV binası da Kürtler ve dostları tarafından işgal edildi. Eylemcilerin görüşme talebine RAI-TV tarafından olumlu yanıt verildi.

Konsolosluklarda protesto

Norveç’in başkenti Oslo’da da protesto eylemleri düzenlenirken; Kanada’nın Montreal ve Toronto kentinde yaşayan Kürtler ile dostları da iki gündür ayakta. Finlandiya’nın başkenti Helsinki de eylemlere sahne oldu. Avusturya’nın başkenti Viyana ile Linz ve Bregenz kentlerinde eylemler düzenlendi. Bregenz’de bulunan Türk Konsolosluğu’nun kapısına siyah çelenk bırakıldı.

‘Kınama çağrısı’

İsveç’in birçok kentinde HDP’ye yönelik AKP darbesi protesto edildi. Başkent Stockholm’de Türkiye Büyükelçiliği önünde, Helsingborg ve Malmö’de tren garında, Gävle’de Stortorget Meydanı’nda, Kürdistanlılar ve dostlarının katılımıyla protesto gösterileri düzenlendi. İsviçre’nin Basel, Lozan kentleri ile Graubünden Kantonu başkenti Chur’da miting, yürüyüş ve protesto eylemleri düzenlendi. Öte yandan Yunanistan’ın başkenti Atina ile Lavrion kentinde, Rusya’nın başkenti Moskova ve Adıgey Özerk Cumhuriyeti’nde eylemler düzenlendi. Danimarka Kürt Dernekleri Federasyonu (FEY-KURD) temsilcileri ise, Danimarka Parlamentosu’ndaki partilerle görüştü.

Köln’de on binler HDP için yürüdü

HDP’li eşbaşkanlar ve milletvekillerinin tutuklanması, Almanya’nın Köln kentinde yaklaşık 20 bin kişinin katıldığı yürüyüş ve miting ile protesto edildi.

Kürdistanlılar ve dostlarının katıldığı yürüyüş Ebertplatz’da başlayarak Heumarkt’ta sona erdi. Burada gerçekleştirilen mitingte konuşmalar yapıldı.

Miting açılış konuşmasını yapan KCDK-E Eşbaşkanı Yüksel Koç, “HDP bütün hakların sesidir. 7 Haziran’daki başarısına tahammül edemeyen Erdoğan, HDP ve Kürtleri hedef aldı. Bu saldırılar bizi güçlendirir” dedi. Demokratik Güç Birliği adına konuşan Doğuş Ali Birdal ise Almanya-Türkiye ilişkisine tepki göstererek, “AKP, terör devleti olduğunu ortaya koydu. Türkiye’de yapılanlar açık bir darbedir. Herkesin buna karşı çıkması gerekiyor” diye konuştu.

Almanya Sol Parti Eşbaşkanı Bernd-Rexinger de, Demirtaş ile geçtiğimiz günlerde görüştüğünü belirterek, şunları söyledi: “Maalesef şu anda içeride. Çok üzgünüm. Her iki eşbaşkanın derhal serbest bırakılması gerekiyor. Biz Erdoğan’ın diktatörlüğünün kurumsallaşmasına izin veremeyiz. İnsanlar düşüncelerinden dolayı tutuklanmamalı. Bu bir diktatörlüktür. Merkel ve AB ülkeleri de sorumludur. Merkel hükümeti derhal ilişkilerini kesmeli ve AB de üyelik sürecini dondurmalı. Erdoğan sadece Türkiye için değil, bütün dünya için tehlikelidir.”

 

 

 

Kartal sahasından zaferle ayrıldı

Beşiktaş’ın gollerini 7.dakikada Rhodolfo ve 17.dakikada penaltıdan Cenk Tosun atarken konuk ekip Trabzonspor’un tek golü 41.dakikada Yusuf Erdoğan’dan geldi. 

Beşiktaş bu galibiyet ile ligde puanını 24’e çıkartarak lider Medipol Başakşehir’i takibini sürdürdü. Trabzonspor ise 11 puanda kaldı.

Stat: Vodafone Arena

Hakemler: Mete Kalkavan, Ceyhun Sesigüzel, Esat Sancaktar

Beşiktaş: Fabricio, Gökhan Gönül, Marcelo, Rhodolfo, Adriano, Cenk Tosun, Oğuzhan Özyakup (Dk.90 Andreas Beck), Hutchinson, Quaresma, Tolgay Arslan(Dk.67 ökhan İnler), Aboubakar( Dk.77 Ömer Şişmanoğlu)

Trabzonspor: Onur Kıvrak, Zeki Yavru, Uğur Demirok, Durica, Mustafa Akbaş, Bero(Dk.89 Hyun-Jun Suk), Mehmet Ekici, Okay Yokuşlu, Onazi(Dk.80 Luis Ibanez), Yusuf Erdoğan (Dk 65 Aytaç Kara), N’Doye

Goller: Dk. 7 Rhodolfo, Dk. 17 Cenk Tosun (Penaltıdan) (Beşiktaş), Dk. 41 Yusuf Erdoğan (Trabzonspor)

Sarı kartlar: Dk. 44 Oğuzhan Özyakup, Dk.62 Quaresma (Beşiktaş), Dk. 45+1 Uğur Demirok, Dk. 45+2 Zeki Yavru, Dk.66 Onur Kıvrak, (Trabzonspor)

Tuncel’in gözaltı süresi uzatıldı

Diyarbakır Adliyesi önünde HDP’li Eşbaşkanlar ve vekillerin ifade işlemini beklerken dün darp edilerek gözaltına alınan DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel’in gözaltı süresi 48 saat daha uzatıldı

HDP’li Eşbaşkanlar ve milletvekillerinin dün Diyarbakır Adliyesi’nde ifade işlemlerinin sürdüğü sırada darp edilerek gözaltına alınan Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eşbaşkanı Sebahat Tuncel’in gözaltı süresinin 48 saat daha uzatıldığı öğrenildi. Avukatların verdiği bilgiye göre; Tuncel’in pazartesi günü adliyeye çıkartılması bekleniyor.

Türkiye rejim değiştiriyor

Agatha Christie’nin “On Küçük Zenci” romanını bilir misiniz?
Hikâye, “On Küçük Zenci” isimli bir çocuk şarkısına dayanır.
“On küçük zenci yemeğe gitti. Biri kendini boğdu ve kaldı dokuz” diye başlayan şarkı; “biri uyuyakaldı, biri kayboldu, birini balık yuttu, biri güneşte kızardı” diye devam eder. Sonunda bir başına kalan son zenci de gidip kendini asar.
Romanını, “Ve hiçbiri kalmadı” diye biten bu çocuk şarkısına uyarlayan Christie’nin ıssız adada bir araya getirdiği kahramanları da şarkıdaki gibi tek tek ölür. Geriye hiç kimse kalmaz.
Bizim gazetecilik serüvenimiz de gitgide bu “On Küçük Zenci”yi andıran hale geldi. Giderek basının ıssız adasında hiç kimse kalmayacak.
Barış Pehlivan’ın şu başına gelenlere bakın.
Meslektaşımız Cumhuriyet soruşturmasını çökerten “FETÖ’den sanık savcı” haberini yaptı. “Cumhuriyet’e FETÖ operasyonunu yapan savcı, FETÖ üyeliğinden yargılanıyor. Bu nasıl bir hukuk skandalı” diye yazdı. Haberin mürekkebi kurumadan hakkında -“teröre” atıf yapan gerekçelerle- soruşturma açıldı.
Mehmet Şimşek, Bekir Bozdağ tarafından itiraf edilen haberin doğruluğu hiç sorgulan(a)mıyor. Buna rağmen istenmeyen haberi yapan gazeteci hedefe yerleştiriliyor, “terör” bahanesiyle yakasına yapışılıyor.
“Gerçeği” yazan özetle “terörist” oluyor.
İktidarın “gerçek haberci/gazeteci=terörist” gözlüğünü, bundan açık ve net betimleyen bir şablon olamaz.
Cumhuriyet olayıyla yükselen tansiyon nedeniyle sözü edilen soruşturmaya gerçi hızla takipsizlik kararı verildi. Ama şablon önümüzde. Şablon değişmiyor. Geçmişte örneklerini defalarca gördüğümüz gibi, gerçeği her yazanın önüne yeniden yeniden çıkartılıyor/ çıkartılacak.
Ta ki gerçek tek haberci kalmayana dek…

Hukuk devleti karikatürü
Sevgili Musa Kart gözaltına alınırken “Şu an kendimi bir karikatürün içinde hissediyorum” demişti.
Gerçekte hep birlikte nasıl dev bir karikatürün içinde yaşadığımızı anlamamız için birkaç gün yetti. Şaka gibi. Cumhuriyet’e “FETÖ” işbirlikçiliği yakıştıran savcının bizzat kendisi FETÖ’den yargılanıyor. Değil “hukuk devleti”, “kanun devleti” ile dahi bağdaşmayan biçimde halen görev yapıyor ve de böyle bir soruşturma yürütüyor…
Tam da işte bu ve bu gibi nedenlerle dünyada kimse Cumhuriyet operasyonunun, hukuk devletinde yapıldığına inanmıyor.
Merkel “Operasyonun hukukun üstünlüğü ile bağdaşması konusunda büyük endişelerimiz var” dedi. Sözcüsü daha açık konuştu. “Sabuncu ve meslektaşlarının hukukun üstünlüğü çerçevesinde gözaltına alındığına inanmıyoruz” dedi.
Dünya basını, “bardağı taşıran damla” olarak görülen Cumhuriyet darbesiyle hareketlendi. Erdoğan’ı Suudi Kralı ve diktatör El Sisi, IŞİD gibi isimlerle yan yana “basın düşmanları” listesine yerleştirirken bir yandan da aralarında IPI, Sınır Tanımayan Gazeteciler, Gazetecileri Koruma Komitesi’nin olduğu 14 büyük basın kuruluşu bir araya gelerek arkadaşlarımızın serbest bırakılması için çağrı yaptılar.

Başkanlık kisvesi altında…
Dış basındaki değerlendirmeler bu ortamda yürek yakan bir tablo ortaya koyuyor. “El Pais”te örneğin önceki gün “Sultan basını okumuyor” başlığıyla yayımlanan bir yazı, “Türkiye geçmişe dönük dönüşümle rejim değiştiriyor. Başkanlık rejimi kisvesiyle demokrasiden diktatörlüğe geçiyor. Arap demokrasileri için bir model sunacakken otokratik gerilemenin modeli oluyor” dedi ve şunları ekledi:
“Türkiye darbeden önce de hapiste en çok gazeteci bulunduran ülkelerden biriydi. 15 Temmuz tüm muhalifleri temizlemek için bahane oldu. Bir tek; laik, Kemalist Türkiye’nin simgesi, köklü ve prestijli Cumhuriyet’in Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu’nun, gazetesinden 15 gazeteciyle beraber, çifte tezat oluşturan PKK-FETÖ’cülük işbirlikçiliği ile suçlanarak tutuklanması kalmıştı. O da oldu. Konu, kendi başına vahim olan basın özgürlüklerin çiğnenmesiyle sınırlı değil. Türkiye’de baskının rakamları çok korkunç. Yaşananlar, XX. yüzyılda Stalin, Hitler ,Mao’nunkilerle karşılaştırılabilecek, tarihte kaydedilmiş en büyük temizliklerden biri.”