Ana Sayfa Blog Sayfa 6154

Alevilerden Bayraklı Belediye Başkanı’na tepki

İzmir Bayraklı Belediye Başkanı Hasan Karabağ’ın Yamanlar Cemevi’ne tahsis edilmiş Can Dost Düğün Salonu ile ilgili “Göbek attıran, halay çektiren Cemevi görmedim” şeklindeki sözlerine Alevi Kültür Dernekleri Genel Merkezi (AKD) ve mahalle halkından tepki geldi.

AKD yöneticileri ve mahalle halkı, Bayraklı Belediyesi’nin, Yamanlar Cemevi olarak bilinen ve derneğin Karşıyaka Şubesine tahsis edilen Can Dost Düğün Salonu’na yönelik yıkım kararının engellenmesini istemişti. Bunun üzerine 24 Ekim tarihinde Bayraklı Belediye Başkanı Hasan Karabağ’ın basına yaptığı “Göbek attıran, halay çektiren Cemevi görmedim” açıklamasına karşı AKD ve mahalle halkı belediye binası önünde basın açıklaması yaptı. “Cemevimizin yaşamsal alanlarından elinizi çekin” yazılı pankart açan mahalle halkı, “İnancıma dokunma”, “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” yazılı dövizler taşıdı.

AKD Genel Başkanı Doğan Demir yaptığı açıklamada düğün salonun yıkılmaması için gerekli girişimlerde bulunduklarını ama sonuç alamadıklarını söyledi. Düğün salonunun kaçak olduğu şeklinde ifadelerin bulunduğunu belirten Demir, “Burayı yapan belediyedir, kaçaksa belediyenin kaçağıdır.” dedi.

Bayraklı Belediye Başkanı Karabağ’ın yaptığı açıklamayla alevi örgütlerinin yapı ve işleyişlerine dil uzattığını ve alevi toplumunu incitecek söylemlerde bulunduğunu belirten Demir, “Kurumlarımızın nasıl ve ne şekilde yönetileceği kendisinin işi olmadığı gibi haddi de değildir. Alevi örgütlenmeleri ve cemevlerine dil uzatacağına, kendisine görevini hatırlatıyor, şeffaf, katılımcı, demokratik ve her tür usulsüzlük ve rantiyeden arınmış bir belediye başkanı olmaya davet ediyoruz.” dedi.

(İzmir/EVRENSEL)

Can Dündar’dan Alman hükümetine sitem

Cumhuriyet Gazetesi’nin eski genel yayın yönetmeni Can Dündar, Alman hükümetinin gazete çalışanlarının gözaltına alınmasına verdiği tepkiyi eleştirdi.

Die Welt gazetesine konuşan Dündar, “Alman hükümetinin tepkisi gerçekten zayıftı. Bu, ABD gibi Türkiye’nin diğer Batılı ortakları için de geçerli” şeklinde konuştu.

“Endişeli olmak bize yardımcı olmuyor

Dündar, açıklamasında, “Berlin, tutuklama dalgalarını bir kez bile kınamadı. Avrupa hükümetlerinden, Türkiye’deki demokrasi için açık, cesur bir sinyal bekliyorum” dedi. Avrupalıların yıllardan bu yana “sürekli endişeli” olduğunu vurgulayan Dündar, “Endişeli olmak biz Türk gazetecilere yardımcı olmuyor” şeklinde konuştu.

Dündar ayrıca Avrupa’yı Erdoğan’ın politikalarına karşı büyük bir anlayış göstermemeleri konusunda da uyardı.

Dündar, “Pek çok Avrupa hükümeti, Erdoğan yönetimi altında en azından istikrarlı bir Türkiye olduğunu düşünüyor, ancak Türkiye’yi kaybediyoruz. Ülkenin AB üyelik müzakereleri de kesilmemeli. İzolasyon Erdoğan için değil, Türkiye için bir ceza olur” dedi.

Hükümetin açıklaması

Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu ile birlikte gazete çalışanı ve yazarı 15 kişi pazartesi günü gözaltına alınmıştı. Başbakan Angela Merkel’in sözcüsü Steffen Seibert, gözaltılarla ilgili yaptığı açıklamada demokrasiler için basın özgürlüğünün önemini vurgulamış ve endişe duyduklarını dile getirmişti

© Deutsche Welle Türkçe

AFP/BS/HS

Almanya: Siyasi soruşturmalarda Türkiye’ye iade olmayacak

Almanya Adalet Bakanı Heiko Maas, “Türkiye’deki aktüel gelişmeleri, dün gazetecilerin gözaltına alınması dâhil, büyük bir kaygıyla izliyoruz” dedi.

Yabancı Gazeteciler Cemiyeti (VAP) üyeleriyle Berlin’de bir araya gelen Maas, Cumhuriyet gazetesine yapılan operasyonu ve gazetecilerin gözaltına alınmasını eleştirdi.

Maas, “Son gelişmeler ışığında Türkiye’yi demokratik hukuk devleti olarak tanımlar mısınız?” sorusunu şöyle yanıtladı:

“Basın özgürlüğü demokrasi ve hukuk devletinin temel bileşenidir. AB’ye üye olmak isteyen basın özgürlüğünü de teminat altına almalıdır. Basın özgürlüğü sadece gazetelerin varlığını sürdürmelerini değil aynı zamanda basın çalışanlarının baskı olmaksızın, zapt edilmeksizin ve gayet tabii ki tutuklanmaksızın işlerini yapmalarını kapsamaktadır. İşte bu bizim büyük bir kaygıyla izlediğimiz bir konu.”

Önerdiğimiz linkler Berlin’de Ankara ile kriz endişesi

Aralarında diplomat ve askeri ataşelerin bulunduğu Türk yetkililerin sığınma başvurusunda bulunması, Berlin’i zora soktu. Alman yetkililer, hak ihlalleri nedeniyle iadenin çok güç olduğu değerlendirmesi yapıyor. (28.10.2016)

Türkiye’den Almanya’ya ikinci iade talebi

Anadolu Ajansı’nın diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberine göre Türkiye, eski savcılar Zekeriya Öz ve Celal Kara’nın Almanya’dan iadesini talep etti. (27.09.2016)

Almanya’ya ‘Gülenci kuruluşlar yasaklansın’ çağrısı

AB Bakanı Ömer Çelik, Almanya’dan Gülenci imamların iade edilmesini, Gülen hareketine yakın şirket ve kuruluşların yasaklanmasını beklediklerini söyledi. (18.08.2016)

Almanya Gülen konusunda taleplere soğuk bakıyor

Türkiye’nin Gülen cemaatinin faaliyetlerinin izlenmesi için yaptığı talep Alman makamlarınca kabul görmedi. Eski savcılar Öz ve Kara’yla ilgili iade taleplerine de “Almanya’da olduklarına dair bilgi yok” yanıtı verildi. (16.08.2016)

Alman hakimler somut delil istiyor

Alman Hakimler Birliği, Türkiye’nin Gülen taraftarlarının iadesi için yaptığı çağrının tek başına yeterli olmadığını, iade talebinin somut kanıtlara dayandırılması gerektiğini bildirdi. (29.07.2016)

Kaygının sadece basın kuruluşları ve gazetecilerle sınırlı olmadığını aktaran Bakan, “Dürüstçe ifade etmek gerekirse darbe girişimi sonrası çok sayıda kamu görevlisi, memur ve eğitimci tutuklandı. Bu süreçte kendimize ‘gerçekten de süreçler hukuk devleti kriterlerine göre mi işliyor?’ sorusunu sorduk” dedi.

Türkiye’de idam cezasının geri getirilmesi tartışmalarını anımsatan Bakan Maas, “Federal Hükümetin bu konudaki pozisyonunu açıkça ifade ettiğini düşünüyorum, hükümet bu noktaya gelinmesi halinde AB müzakere sürecinin derhal durdurulacağını söyledi” şeklinde konuştu.

“Kesinlikle iade söz konusu olmayacak”

Maas, Türkiye’nin eski savcılar Zekeriya Öz ve Celal Kara hakkında yaptığı iade talebi ve darbe girişimi sonrasında Almanya’da iltica talebinde bulunan kamu görevlileriyle ilgili soruyu da yanıtladı.

Bu dosyaların ayrıntıları hakkında yorum yapmaktan kaçınan Bakan, Türkiye’den gelen iade taleplerinde, siyasi nedenlerle açılmış soruşturmalarda iadeye yeşil ışık yakmayacaklarını duyurdu.

Maas, şunları kaydetti: “Adli yardımlaşma ile ilgili olarak durum şu: Türkiye’den ağır suçlar söz konusu olduğunda, cinayet, kasten adam öldürme gibi konularda adli yardımlaşma talebi olduğunda bu talep tarafımızdan inceleniyor. Ama adli yardımlaşmadaki çekincemiz siyasi bir nedene dayanmaması. Dayandığı takdirde bu talep hakkında işlem yapılmıyor. Şu anda talepleri tek tek inceleyerek söz konusu olan olağan bir suç mu diye bakıyoruz. Yoksa bu iade talebi hâlihazırda orada sürdürülmekte olan ve temizlik operasyonu olarak adlandırılanların bir parçası mı? Eğer öyleyse ilgili taleplerde kesinlikle iade söz konusu olmayacaktır.”

Almanya’nın Gülen hareketine bakışı

“Gülen hareketini bir siyasi hareket olarak mı değerlendiriyorsunuz?” sorusuna Maas, “Dürüst olmak gerekirse ben bu konuda bir yargıda bulunamam. Bu konuya mesafeli durmamız gerektiğini düşünüyorum” yanıtını verdi.

Bakan sözlerini şöyle sürdürdü: “İncelemelerimizde önceliğimiz şu: Söz konusu olan klasik bir suç mu yoksa siyasetle ilgili bir bağlantı var mı? Ayrıştırmamız gerekiyor. Siyasi bağlantılı olanlarda iade söz konusu olmayacaktır. Ayrıca Türkiye’de idam cezasının yürürlüğe sokulması bu süreci kolaylaştırmayacak, aksine daha da zorlaştıracaktır”.

Gülen hareketiyle ilgili soruşturma yok

Türkiye’nin Gülen hareketinin Almanya’daki yapılanması, mali faaliyetlerinin mercek altına alınması yönündeki talebiyle ilgili olarak da Adalet Bakanı şunları kaydetti:

“Benim bildiğim kadarıyla Gülen hareketi yapılanmasıyla ilgili bir inceleme yapılmamakta ve Almanya’da bir örgüt olarak var oldukları konusunda da yeterli bilgi yok.”

Maas, Gülen hareketinin mali kaynakları konusunda da bir araştırmanın yürütülmediğini sözlerine ekledi.

© Deutsche Welle Türkçe
Değer Akal

OZ: Erdoğan’a uymayan Gülenci diye damgalanıyor

Essen kentinde yayımlanan Neue Ruhr/Neue Rhein Zeitung‘da Türkiye’deki gelişmelerin değerlendirildiği bir yoruma yer veriliyor. Gelişmeler Avrupa Birliği ilişkileri açısından değerlendiriliyor:

“İdam cezasının muhtemelen yeniden yürürlüğe sokulacağı, gazeteci ve muhaliflere yönelik baskının giderek dayanılmaz hale geldiği bir ülkenin, Avrupa Birliği içinde bir yeri yok. Bunun Türkiye’ye ve ne yapacağı öngörülemeyen Cumhurbaşkanı’na açık bir şekilde izah edilmesi gerekiyor. Bu sadece, tartışmaya açık olmayan değerler nedeniyle değil, aynı zamanda Erdoğan, stratejik öneme sahip bir NATO ülkesini gittikçe daha tehlikeli bir duruma çektiği için yapılmalı. Kendi ülkesinde her yerde sadece düşmanlar görüp tüm sertliğiyle onların üstüne giden, aynı zamanda kendi gücünü olduğundan büyük görerek komşu ülkelerde Neo-Osmanlı hayalini gerçekleştirmeyi deneyen, tüm Türkiye’nin alev alması riskine girmiş olur.”

Osnabrücker Zeitung, Cumhuriyet Gazetesi’ne yapılan operasyon ışığında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ilişkin bir yoruma yer veriyor. Stefanie Witte imzalı yorum, “Erdoğan’ın Türkiyesi” başlığını taşıyor:

“Erdoğan’a uymayanlar Gülen taraftarı olarak damgalanıp, öylece hapse tıkılıyor. Bu sadece son olarak Cumhuriyet’ten gazetecilere değil aynı zamanda memur, öğretmen ve ordu mensuplarına da yapıldı… Hukuk devleti araçlarını kullanmaktansa şiddetle müdahaleyi tercih eden bir Cumhurbaşkanı sonunda, toplumda şiddetli bir bölünmeye neden olacak, uluslararası müttefikleri ürkütecek ve güç sarhoşluğundan ancak kalan son Türk de bayrağını sallayarak büyük despota biat ettikten sonra rahat verecektir.”

Die Welt gazetesi, Irak’ın Musul kentinde IŞİD örgütüne karşı devam eden operasyona dair bir yoruma yer veriyor. Yorumda, Musul’da IŞİD’e karşı mücadeleye atıfta bulunularak, Rusya’nın Suriye politikası eleştiriliyor:

“Musul operasyonu, Kremlin tarafından Rusya’nın Suriye’deki müdahalesinde oyalama taktiği olarak kullanılıyor. Musul operasyonunda, kenti IŞİD teröründen kurtarmak için Irak ordusu, Sünni ve Şii milisler ile Peşmerge birliklerinin dahil olduğu bir ittifak bulunuyor. Buna karşılık Halep’te IŞİD yok. Şu anda Ruslar, İranlılar ve Esad’ın ordusu tarafından çevrelenen Suriyeli isyancılar IŞİD’i kentten kaçırdı. Musul’da gerçekten IŞİD’e karşı mücadele edilirken, Moskova’nın, Suriye müdahalesinin IŞİD’e yönelik olduğuna dair iddiasının yalan olduğu her geçen gün daha netleşiyor. Gerçekte hedef, Suriyeli muhalifleri yok etmek.”

Musul operasyonuna yönelik bir yoruma da Berlin merkezli Der Tagesspiegel gazetesinde yer veriliyor:

“IŞİD çatışmayı kaybetse de savaşı kaybetmiş sayılmayacak. Zira savaş asimetrik yürütülüyor. Ki bu şu anlama geliyor: Teröristler geçici olarak dağılıp, beklenmedik anda geri vurmak için yeraltına inecekler. Böylece halk korku, toplum istikrarsızlık içinde kalacak. Bunlar IŞİD’in uzun vadeli hedefleri.  Buna karşılık insani felaketi önlemek ise parlak bir örnek, insanlık için önemli bir işaret olabilirdi. Ve tabii IŞİD’e karşı stratejinin başarısı olurdu.”

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Gezal Acer

Esad: 2021’e kadar iktidardayım

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, en erken 2021 yılına kadar görevde kalmayı amaçladığını söyledi. New York Times gazetesinin haber portalına konuşan Esad, Batılı gazetecilerle yaptığı görüşmede, “hükümet kuvvetleri zafere ulaşmadan ülkesinde siyasi değişiklik olmayacağını” belirtti.

Esad, ülkesindeki kanlı çarpışmalardan ABD’nin sorumlu olduğunu ve Amerikan süper gücünün terör milisi IŞİD ile diğer militan grupları desteklediğini öne sürdü. Batı’nın her türlü müdahalesini reddeden Suriye Devlet Başkanı, ‘yönetimin iyi ya da kötü olmasının kimseyi alâkadar etmediğini’ dile getirdi.

“Rejimi karşıtlarım da destekliyor”

Herşeye rağmen çeşitli kanallar üzerinden ABD ile de diyalog halinde olunduğunu belirten Beşar Esad, “Ancak bu egemenliğimizden feragat edebileceğimiz ya da Suriye’yi bir kukla devlete çevireceğimiz anlamına gelmez” dedi.

Suriye Devlet Başkanı yoğun uluslararası baskıya rağmen ülkesinden aldığı güçlü destekle iktidarda kalmayı başardığını söyledi. Beşar Esad, kendisini destekleyenlerin arasında rejimine alternatif göstermekten korkan Baas partisi karşıtlarının da bulunduğunu ve bu çevrelerin devletin değerini kavradıklarını sözlerine ekledi.

© Deutsche Welle Türkçe

DW/dpa/AG/HS

Mülteciler Rojava’ya akın ediyor

Musul’u IŞİD çetelerinden kurtarmak için başatılan operasyonla birlikte Rojava’ya göç eden mültecilerin sayısı gün geçtikçe artmaya devam ediyor. IŞİD çetelerinin kendilerine canlı kalkan olarak kullanması ve yağan bombalardan kaçan binlerce kişi, Recim Selîbî Sınır Kapısı’nı geçerek Rojava’ya geliyor.

Hesekê’nin güneyindeki Hol Kasabası’nda kurulan çadır kentlere yerleştirilen mültecilerin durumu, havaların soğuması ve çöl fırtınalarından dolayı kötüye gidiyor. Rojava Yönetimi ile Heyva Sor a Kurd (Kürt Kızılayı) kısıtlı imkanlarla mültecilerin ihtiyaçlarını gidermeye çalışsa da yetersizlikler yaşanmaya devam ediyor.

İlaç ve tıbbi malzeme yetersizliğinden dolayı bazı hastaların tedavileri ise gerçekleştirilemiyor. İki gün önce soğuk hava ve tozdan dolayı bir çocuk yaşamını yitirdi. Başta Birleşmiş Milletler (BM) olmak üzere birçok kuruma yapılan destek çağrıları ise hala karşılık bulmuş değil.

Diğer yandan Rakka ve Dêra Zor’da IŞİD’den kaçanların güzergahı ise Rojava oluyor. Cizîrê Kantonu Toplumsal İşler Konseyi’nin Serêkaniyê’de açtığı Mebrûka Kampı’na dün 350 mülteci giriş yaptı.

Türkiye ve ona bağlı çeteci gruplar da Bab bölgesinde sivilleri yerlerinden ediyor. Son 5 gün içerisinde yüzlerce Bab sakini, Türkiye’nin saldırılarından kaçarak Minbic’e göç etti. HESEKÊ / ANHA

Biri saldırıyor biri hazırlık yapıyor

Halep’te Türkiye destekli Suriye Ulusal Koalisyonu’na (SUK) bağlı çeteci grupların ablukayı kırmak için cuma günü başlattığı saldırı dalgası devam ediyor.

El Nusra (yeni adıyla Fetih El Şam) ve Ehrar El Şam’ın başını çektiği saldırılarda silahlı grupların kimyasal silah kullanıldığı bir kez daha gündeme geldi.

Halep’in 1070 Mahallesi’nden Dahiyat El Esad ve Hamdaniye mahallelerine düzenlenen kimyasal saldırıda 2 Suriye ordusu askerinin öldüğü, 37 sivilin de yaralandığı belirtildi.

Halep’te kentin doğusunu denetiminde bulunduran çeteler, ablukayı kırmak için cuma günü kentin kuzeyinden güneyine kadar olan hat boyunca saldırı başlatmıştı.

Bu arada İngiliz The Times gazetesi, Rusya’nın, Halep’e yönelik geniş çaplı bir askeri saldırıya hazırlandığını öne sürdü. Haberde Rusya’nın Amiral Kuznetsov isimli uçak gemisini Akdeniz’e göndermesi de buna dayanak gösterildi. Haberde batılı yetkililerin “Rusya’nın Halep’te büyük bir askeri saldırı eşiğinde olduğunu düşünüyoruz” dediği aktarıldı.

Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ise bazı Batılı ülkelerin Akdeniz’e gitmekte olan Rus gemilerinin kendi limanlarına girmesini reddetmesine, “Batılı meslektaşlarımızın gerçekten kiminle mücadele ettiklerine karar verme zamanı geldi” sözleriyle tepki verdi. HALEP

Avrupa’dan uzanan bir yaşam köprüsü

İsviçre’nin İtalyan Kantonu’na bağlı Bellizona bölgesinde yaşayan Kürt kadınları bir süredir hummalı bir çalışma içindeler. Bu, kadınların emeği üzerine yeşermeye başlayan bir kooperatif çalışması. Kooperatif projesine iki aydır başlayan kadınlar, oldukça iddialılar. Üstelik o kadar heyecan verici ki hangisiyle konuşsanız gözlerinin içi parlıyor.

Adını, Ekin Wan Kadın  Kooperatifi yapmak istiyorlar. Neden diye sorduğumuz da ise “kadınlar doğaya her dokunuşuyla Ekin Wan’ın incinen yerlerini topladığımız yapraklarla saracağız” şiarıyla başlattıklarını belirtiyorlar. Avrupa’dan Kürdistan’a uzanan anlamlı bir köprü kurmak istediklerini de ekliyorlar.

Gelirlerini Cizîr’e yolluyorlar

Kadınlar, Ekin Wan Kadın kooperatifi’nin kuruluş çalışmalarını önce pratikte başlatıyorlar. Bellizona ve Lugano bölgesi oldukça dağlık ve zengin bitki çeşidiyle dikkat çekiyor. Ekili alanlar dışında dağlarda birçok meyve ağacı ve üzüm bağlarına rastlayabilirsiniz. Bölgede yaşayan kadınlar, “Toplumsal temelli neler yapabiliriz?” diye tartışırken zengin bitki çeşidinden yararlanılabileceği sonucuna varıyorlar. Bunun üzerine ilk iş olarak üzüm yapraklarını toplamakla başlıyorlar. Issız bucaksız alanlarda yabani olarak yetişen üzüm bağlarının olduğu yerleri keşfedip topluyorlar. Bu yapraklardan salamura üreten kadınlar, ilk ürünlerini de yine stand ve kent pazarında satmaya başlıyorlar. ilk satışlarından elde ettikleri küçük ama anlamlı geliri ise Cizîr’e (Cizre) bağışlıyorlar.

Ekonomiyi toplumsallaştırıyorlar

Kooperatif çalışmasında yer alan Dilan, İpek, Fatma ve diğer kadınlara sorduğumuzda ise projeyle amaçlarının toplumsal temelli dayanışma alanları yaratmak olduğunu dile getiriyorlar. İlk başlarda tıpkı Neolitik dönemdeki gibi doğada toplayıcılıkla işe başladıklarını belirten Dilan, ana tanrıçalar zamanından feyz aldıklarını belirtiyor. “Ekonomi neden toplumsal olmasın ki” diyor. Yaprak toplamakla başladıkları işi şimdilerde doğada böğürtlen zamanına evrilttiklerini, mevsimlik tüm meyveleri toplayarak çalışmalarını daha da büyüteceklerini belirtiyor.

Genelde toplu halde çalışmaya çıkan kadınlar, elde ettikleri geliri ise her seferinde farklı bir toplumsal alana aktarmak istediklerini söylüyorlar. İlkini devletin yıktığı Cizreli ailelere aktardıklarını belirten kadınlar bundan sonraki gelirlerini de Nusaybin ve Şırnak için aktaracaklarını ve bunun için daha fazla çalışacaklarını belirtiyorlar.

Bellizona’da komün örneği

Kadınlar emeklerinin sonucunun ne kadar anlamlı olduğunu gördükçe daha bir heyecanla işlerine sarılıyor. Üstelik şimdiden diğer bölgelerdeki kadınlara örnek olmaya başladılar bile. Uzun zamandır yapılan bu tür tartışmalarda “kapitalist koşullarda kooperatif olmaz, bireyciliğin hakim olduğu toplumsal ilişkilerde kamusal ya da toplumcu projeler bir hayaldir” diyen düşünceyi de pratikleriyle boşa çıkarıyorlar. Bellizona ve Lugano’da yaşayan kadınlar, yaptıklarıyla “küçük” ama anlamı büyük bir adım atıyorlar. Aksine kollektif, komün mantığı üzerine kurulu, bireysel çıkarlardan ziyade toplum yararına projelerin dünyanın bunca bozulduğu ve insanların bireyciliğe mahkum edilmek istendiği koşullarda başarılmak zorunda olunduğunu ispatlıyorlar.

Komün yada kooperatif gibi çalışmalar en fazla da kapitalizmin hakim olduğu alanlarda başarılabilir. Çünkü mülkiyet ve çıkarcılığın toplum aleyhine işlediği ve toplumun parçalandığı bu koşularda aksini ortaya koymaktır asıl olan. İşte İştar kadın kooperatifi şimdilerde bunu oldukça sade ve mütevazi koşullarda başarmaya çalışıyor.

Ne kadar kadın o kadar kooperatif

Avrupa genelinde adım adım kooperatif örneklerinin gelişmeye başladığı günümüzde “kapitalizme inat daha fazla kooperatif” demek gerekiyor. Çok da zor değil. Yeter ki zihniyet dünyamızda kadın eksenli toplumsallığa inanalım. Toplayıcılığa dayalı Yaprak kooperatifi, yine Hamburg’ta kadınların kurduğu Tandır kooperatifi buna en güzel örnektir.

Bize ise “daha fazla kadın, daha fazla kooperatif” demek düşüyor.

Rojda Yıldırım

Çözüm üreten kadın merkezleri hedefte

Yaşamın her yerine dokunan ve kadınları bilinçlendirerek devletin ve erkeklerin yarattıkları sorunlara karşı çözüm üreten Kürdistan’daki kadın merkezlerini kayyumlar hedef almaya devam ediyor. Wan’ın Rêya Armûşê, Artemêtan, Qelqelî ve Erdîş ilçe belediyelerine atanan kayyumlar, kadın çalışmalarını durdurdu. Belediyelerde özgün birimler olarak faaliyet gösteren Kadın Politikaları Müdürlükleri kayyum tarafından kapatıldı. Qelqelî Belediyesi’nin kadın çalışmaları ise kayyum Serdar Karal’ın “keyfi iznine” bağlandı.

Çalışmalar durduruldu

İlçede 2014 yılından bu yana Kadın Yaşam Merkezi (Maya) ve Kadın Emeği Pazarı açan aynı zamanda kadınlar için sağlık ve eğitim ile ilgili seminerler düzenleyen Rêya Armûşê (İpekyolu) Belediyesi Kadın Müdürlüğü’nün çalışmaları, belediyeye kayyum olarak atanan Önder Can tarafından hiçbir gerekçe gösterilmeden durduruldu. Çalışmalar ile ilgili, “Kadın Müdürlüğü nedir, ne işe yarar?” tepkisini veren Can, Kadın Müdürlüğü ile ilgili çalışmalarda yetki imzasını Fen İşleri Müdürlüğü’ndeki erkek memura bağladı.

İnsan haklarına aykırı

Yine keyfi olarak Fen İşleri Müdürlüğü’ne atanan 2 kadın mimar da bu nedenle istifa etti. Can’ın seçilmiş belediye eşbaşkanları Aygül Bidav ve Veysel Keser’in odalarında asılı olarak bulunan “Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi”ni de kaldırttığı öğrenildi.

Çalışmalar izne bağlandı

Görevinden uzaklaştırılan Qelqelî (Özalp) Belediyesi’nin seçilmiş Eşbaşkanı Handan Bağcı’nın odasını işgal eden kayyum Serdar Karal da, Kadın Politikaları Birimi’nin bütün çalışmalarını “izne” bağladı. Karal, 2015 yılında açılan ve Kürtçe eğitim veren Alan Kurdî Kreşi’nin kapısına da kilit vurdu. Demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü temelde çalışma yürüten belediyenin Kadın Politikaları Müdürlüğü ise kadınların kayyumdan izin almayacağını belirterek, çalışmalarını askıya aldı.

VAN / ANF

Bir yoksul hastalığı olarak verem

Neredeyse insanlık tarihi kadar eski olan tüberküloz, 21’inci yüzyılda da can almaya devam ediyor. Dünya çapında bir mücadele yürütülüyor belki ama yine de özellikle yoksul bölgelerde ‘dirençli tüberküloz’ hükmünü sürdürüyor

İnsanlığın en eski belalarından olan tüberküloz hastalığıyla mücadele sürüyor ama yine de her gün binlerce kişi can vermeye devam ediyor. 26-29 Ekim tarihleri arasında İngiltere’nin Liverpool şehrinde 47’ncisi düzenlenen Uluslarası Solunum Yolu Hastalıkları Konferansı’nda özellikle tüberküloz hastalığıyla mücadele konusu öne çıktı. 2015 yılında günde 5 bine yakın kişinin (yılda 1.4 milyon) yaşamını yitirmesine yol açan hastalığın en dikkat çeken türü ise antibiyotiklere karşı dirençli olan ve ‘Çok İlaca Dirençli Tüberküloz (Multi-drug-resistant tuberculosis, MDR-TB)’e karşı alınacak önlemler de tartışıldı.

Milyonlarca hasta

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, 2015 yılında 10.4 milyon insan tüberküloza yakalanırken, 2014 ile 2015 yılları arasında hastalığa yakalanma oranı yüzde 1.5 geriledi. Ancak uzmanlar bu oranın yıllık yüzde 4 ile 5 arasında olmasının hedeflenmesini istiyor. WHO Tüberkülozla Mücadele Programı Yöneticisi Mario Raviglione’ye göre, 2035 yılında tüberküloz hastalığının tümüyle bitirilebilmesi için yıllık yüzde 5 bir azalmaya ihtiyaç var. Konferansta açıklanan verilere göre 2015 yılında MDR-TB türünden ötürü tedavi edilmesi gereken 580 bin kişiden sadece 120 bini tedaviye başlayabildi. Buna neden olarak ise birçok yoksul ülkedeki yetersiz sağlık hizmetleri gösteriliyor.

Dirençli tüberküloz nedir?

Tüberküloz hastaları eğer eksik ve yanlış ilaçlarlarla, düzensiz ve/veya yetersiz süre tedavi görürlerse tüberküloz mikropları ilaçlara direnç kazanır. Artık ilaçlar mikropları öldüremez hale gelir. Bu durum hastanın ilaç almasına rağmen bir türlü iyileşmemesi, mikrop çıkarmaya devam etmesine neden olur ve ancak laboratuvar testi ile anlaşılabilir. İlaca dirençli tüberküloz hastaları da tedavi edilebilir ve tamamen iyileşebilirler. Fakat bu tedavi çok daha uzun süreli, pahalıdır. Kullanılan ilaçların yan etkileri diğer ilaçlardan daha fazladır. Hastaların bazılarında ameliyat gerekmektedir.

HABER MERKEZİ