Ana Sayfa Blog Sayfa 6165

Aleviler TV 10 için yine ‘Cumartesi Taksimi’ndeydi.

KHK ile karartılan kanallar arasında bulunan TV10 çalışanları ve Aleviler her Cumartesi Galatasaray Lisesi önünde bir araya geliyor. Deyiş ve semahların çalındığı, sanatçı ve aydınların, demokratik kurum ve kuruluşların destek mesajları ilettikleri toplantılar Tv10’un tekrar açılması icin bir mücadeleye dönüşmüş durumda. Bu hafta İstiklaldeki yürüyüş nedeniyle Polis, “Alevilerin Sesi TV10 Susturulamaz” etkinliğinin güvenlik gerekcesiyle sonlandırılmasını istedi.

Konuyla ilgili konuşan TV10 yetkilisi Veli Büyükşahin, ‘‘Polis Taksimde “Alevilerin Sesi TV10 Susturulamaz” etkinliğini, ‘Allahu Ekber’ sloganlarıyla yürüyenlerden koruyamam dedi.

Polis Sanatçıların Türkülerini seslendirdiği etkinliği, ‘Yarıda kesin. Güvenliğinizden biz sorum değiliz.’ dedi.’Niye varsın ozaman. Kimi neyi korumak için varsın…”.

pirha

Barış, Sri Lanka modeliyle gelecekmiş!

ERK ACARER

25 Ekim tarihli Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu toplantısının tutanaklara yansıyan detayları birkaç şeyi birden ortaya koyuyor. HDP’li belediyeler sadece ‘terör’ değil FETÖ ile de ilişkilendirilmek isteniyor. Toplantıda Gültan Kışanak’a ‘davet edilen’ bir yerel yönetici gibi değil de soruşturulacak biri gibi davranılması gözaltı sinyalinin verilmesi gibi okunuyor. Öte yandan yine tutanaklara yansıyanlar, AKP iktidarı ve Saray’ın savaşı sürdürüp yükseltmekte karar olduğunu anlatıyor. Çünkü demokrasi ve barış önerisinin karşısında 2009 yılında Sri Lanka’da 40 bin sivilin öldürülüp yüz binlerce kişinin yerinden edilmesine yol açan modele atıf yapılıyor: “Bu yöntemle çözeriz!”

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı gözaltında üçüncü günü geride bıraktı. Anlı evinden gözaltına alındı. Kışanak ise aynı gün katıldığı, ‘darbeyi araştırma komisyonu toplantısı’ sonrası emniyete götürüldü.

Meclis’in 25 Ekim tarihinde düzenlenen ‘Fethullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ/PDY) 15 Temmuz 2016 Tarihli Darbe Girişimi ile Bu Terör Örgütünün Faaliyetleri hakkında bilgi alınması’ toplantısından yansıyan tutanaklar ilginç detayları da ortaya çıkarıyor.

Bir soruşturmaya dönüştü

Tutanaklar, toplantısının esas amacından sapıp bilgi almak yerine Kışanak üzerinde bir soruşturmaya ‘dönüştürüldüğünü’ gösteriyor. Komisyonda yaşananlar, belediye başkanlarının ‘gözaltına alınma sinyali de verilmiş’ dedirtiyor. Eşbaşkan Kışanak’ın gözaltındayken, havuz ve yandaş medyadan ‘gazetecilerin’ ısrarla Kışanak’tan ‘tutuklu bulunan eşbaşkan’ diye söz etmeleri ise niyeti anlatıyor.

‘Terör’ sihirli değnek

Gözaltı süreci devam ederken, HDP İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu’yla konuşuyoruz. HDP vekili Diyarbakır Belediyesi eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın gözaltına alınmalarının arka planlarını değerlendiriyor. Darbenin ve ‘terör’ kavramının ‘sihirli bir değnek gibi’ kullanıldığına dikkat çeken Kerestecioğlu, amacın saptığından söz ediyor. Komisyonda söylenen ve önerilenler ise Türkiye’de hiçbir şeyden ders alınmadığını, 40 yılda bir arpa boyu ilerlenmediğini özetlemeye yetiyor. Barış ve demokrasi vurgusunun karşısına ‘Sri Lanka Modeli’ konuyor.

Darbe ve terörle ilişkilendirme isteği

Komisyonda bilgi alma merciine değil soruşturulacak kişiye dönüşen Kışanak ve Diyarbakır Beyediyesi’nin hem FETÖ hem de PKK ile ilişkilendirilmeye çalıştığı görülüyor. Kışanak’a “Neden Zaman Gazetesi yöneticilerini kabul ettiniz, Ekrem Dumanlı’yla niye görüştünüz, ekibi neden gizlice içeriye aldınız?” şeklinde sorular soruluyor. Ayrıca “PKK’yi benimsiyor musunuz?” gibi komisyonun amacı dışında kalan şeyler ve “Darbe günü belediye olarak kışlaya set çektiniz mi?” gibi tuhaf sorular da yöneltiliyor.

40 yıldır aynı sorular

Kışanak, sorulara sabırla mantıklı cevaplar veriyor. Zaman gazetesi temsilcilerinin ısrarlarıyla bir görüşme gerçekleştiğini, basına yansıyan görüşmenin gizli olamayacağını belirtiyor. Bunun bir algı operasyonu olduğunu ifade ediyor. Darbe günü Diyarbakır’da bir hareketlenme olmadığını ifade eden Kışanak, Türkiye’nin yıllardır ‘benzer yaklaşımlarla’ yıllarını heba ettiğini şöyle anlatıyor: “Senelerce PKK’yi kınayacak mısın, kınamayacak mısın, PKK’li misin, terörist misin sorularıyla karşılaştık. Böyle, bununla uğraşa uğraşa kırk yılımızı geçirdik. 1991 yılında Parlamentoya gelenleri 1994’te cezaevine tıktık. Demokratik siyaseti böylece akamete uğrattık ve hâlâ kan akmaya devam ediyor. Bu yolla, bu yöntemle, bu akılla bu sorunu dünyada, yeryüzünde çözmüş hiç kimse yok. Ama diyalogla, çözümle…”

Diyalogla değil kanla!

Ne var ki tutanaklardan Kışanak’ın sözlerini tamamlayamadığı anlaşılıyor. Komisyondaki AKP üyelerinden iktidar ve Saray’ın başka bir yol haritası olduğu, bu konuda da ısrar edileceği ortaya çıkıyor. Komisyon üyesi, AKP Genel Başkan yardımcısı Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ, halen gözaltında bulunan eşbaşkanının sözlerini keserek şunları söylüyor: “Var, Sri Lanka çözdü bunu, Peru da çözdü, Tamil gerillalarında da çözüldü, Aydınlık Yol hareketine karşı da çözüldü…”

*****

Sri Lanka modeli nedir?

Sri Lanka’da ordu, 30 yılı aşkın süre bağımsızlık mücadelesi veren ayrılıkçı Tamil Kaplanları’nı yok etmek için 2008-2009 yıllarında büyük bir operasyon gerçekleştirmişti. Birleşmiş Milletler’in (BM) 2011 yılında yayımladığı bir raporda, operasyonda taraflar arasında kalan yaklaşık 40 bin sivilin ölmüş olabileceği belirtildi. Devlet hedefleri ayırt etmeksizin vurdu, bombaladı. Tamil Kaplanları ve kampları yerle bir edildi. Operasyonlar yine sivilleri de yerlerinden yurtlarından etti.

*****

“AKP, bizden habersiz PKK ile görüşüyordu”

Gözaltına alınacağının sinyalleri komisyonda verilmiş olan Gülten Kışanak’ın tutanaklara yansıyan sözleri gerçekleri yansıtıyor. Kışanak, “Neden barış yoluyla çözemedik, neden bugün çocuklarımız ölüyor? Bunu hak etmiyor bu ülke, hiçbirimiz hak etmiyoruz, herkes çocuğunu el bebek, gül bebek büyütüyor“ diyor.

Kışanak, ‘sulandırılan’ darbe araştırmasının aksine gerçeklere de kronolojik bir vurgu yaparak özetle şunları dile getiriyor: “Barış süreci üç kez sekteye uğradı. Biri, KCK operasyonlarıydı. İkincisi, Habur’dan gelen barış gruplarının boşa çıkartılmasıydı. İki saat içerisinde onlar sınırdan alınıp getirilebilecekken orada bir ifade krizi çıkarıldı ve 24 saat tutulup halkın sokağa dökülmesinin zemini oluşturuldu. Üçüncüsü de ‘Tam yeniden başlayalım’ derken Paris’te bir cinayet işlendi.”

‘Sonradan öğrendik’

Hükümetin, bu olayların perde arkasını aydınlatamadığını dile getiren Kışanak’ın konuşmalarından tutanaklara daha ilginç detaylar da yansıyor:

“2007’de seçilip geldik. O dönemin iktidarı kendileri de böyle bir yolun doğru olacağını düşünmüş olacaklar ki PKK’yla görüşmelere başlamışlar. Biz bunu sonraki yıllarda öğrendik ama 2008 yılının sonlarında Oslo’da görüşmelerin başladığı kamuoyuna yansıyan bilgilerdi.”

birgün

Berkin için ıslık çalan avukata 10 ay hapis

ÇHD Ankara Şube Başkanı Murat Yılmaz, Berkin Elvan için yapılan gösteride ıslık çaldığı gerekçesiyle 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Gezi protestoları sırasında 16 Haziran 2013 tarihinde polisin attığı gaz fişeğiyle vurularak komaya giren 15 yaşındaki Berkin Elvan, 269 gün boyunca komada kalmış, vücut ağırlığı 16 kiloya düşmüştü. Elvan, yattığı hastanede tedavilere yanıt vermeyerek, 11 Mart 2014 tarihinde, 15 yaşındayken hayatını kaybetmişti. Elvan’ın hayatını kaybettiği gün ise Ankara Güvenpark’ta protesto eylemi yapılmıştı.

Güvenparkta’ki eyleme katılan 40 kişi hakkında çeşitli suçlamalarla Ankara 32. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Davanın karar duruşması ise geçtiğimiz gün görüldü. 40 sanığa çeşitli gerekçelerle 5- 7- 10 ay arasında cezalar verildi.

‘ISLIKLA POLİSE MUKAVEMET’

Evrensel’den Tamer Arda Erşin’in haberine göre, kararda en dikkat çekeni ise ÇHD Ankara Şube Başkanı Murat Yılmaz’a verilen oldu. Yılmaz iddianameye Berkin protestoları sırasında ıslık çaldığı için girmiş ve “toplantı gösteri yürüyüşlerine muhalefet, görevli memura mukavemet”le suçlanmıştı.Yılmaz’a iki ayrı suçlamadan toplam 10 ay hapis cezası verildi. Hakim bu hapis cezasının infazını erteledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan olduğu 14 Mart 2014 tarihinde katıldığı Gaziantep mitinginde Berkin Elvan’ın annesi hakkındaki sözleri üzerine mitinge katılanlar acılı anneyi yuhalamıştı. Elvan, AKP iktidarına yakın karikatür dergisi Misvak tarafından da hedef alınmıştı.

Meclis ve Anıtkabir girişleri kamyonlarla kapatıldı

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenleri nedeniyle başkentte yoğun güvenlik önlemleri alınırken, Anıtkabir ve TBMM etrafında güvenlik çemberi oluşturuldu.

Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin yaptığı operasyonlarda 12 kişinin gözaltına alındığı bildirildi.

Başkentte güvenlik önlemleri çerçevesinde sabah saatlerinden itibaren Kızılay ve Ulus başta olmak üzere çok sayıda yol trafiğe kapatıldı.

Hürriyet’ten Selahattin Sönmez’in haberine göre, Meclis ve Anıtkabir girişleri kamyonlarla kapatıldı.

ASKERLER TEK TEK ARANDI

Anıtkabir’in etrafındaki bütün yollar trafiğe kapatıldı. Törenler için gelen askerler de dahil herkes tek tek aranarak Anıtkabir’e alındı.

Özellikle CHP’nin yürüyüş güzergahı olan eski Meclis ve Anıtkabir arasındaki yolda da geniş güvenlik önlemleri dikkat çekiyor.

Gerçeğin sesi DİHA KHK ile susturulamaz

Yayın hayatına, 4 Nisan 2002 tarihinde, “Gerçeklerden asla taviz verilmez” sloganı ile başlayan ve geride bıraktığı 14 yılda, Türkiye’deki basın algısına radikal bir müdahale de bulunan, muhalif basın açısından bir markaya dönüşen Dicle Haber Ajansı (DİHA), AKP hükümetinin yeni Kanun Hükmündeki Kararnamesi ile kapatıldı.

Gücünü gerçeklerden alan DİHA, bugüne sayısız kez tamamı AKP iktidarının uygulamaları sonucundaki baskı ve saldırılara uğradı.

Sesi duyulmayanın sesi olan, görülmeyeni gösteren, her mağdura mikrofon uzatan ve bu haliyle de iktidarın her zaman hedefi olan DİHA, ilk büyük saldırıya kuruluşundan sadece 2 yıl sonra uğradı. 2004 yılında İstanbul’da yapılan NATO zirvesi gerekçe gösterilerek, merkezi ve büroları basılan DİHA’nın onlarca çalışanı gözaltına alındı. Buna rağmen çalışmalarından bir an taviz vermeyen ertesi gün abonelerine ve kendisini internet üzerinden takip eden binlerce kişiye gelişmeleri aktaran DİHA, yılmayacağını daha o tarihte gösterdi.

Ardından bir çok muhabirleri engellenen, tehdit edilen, bürolarına baskın düzenlenen, komplolarla devre dışı bırakılam istenen DİHA, bütün saldırılara rağmen yoluna devam etti. Polis, hemen her eylemde gerçekleri saklamak için önce DİHA muhabirlerine saldırdı, bir çok muhabirimiz yaralandı, bir çoğu gözaltına alınıp çoğu zaman tutuklandı.

Çünkü DİHA, Gezi’de oluşturulan komünal değerleri dünyaya duyuruyordu. Özellikle uluslararası kamuoyunun yakından takip ettiği DİHA, başta Özgecan Aslan cinayeti olmak üzere katliama uğrayan, horlanan kadınların, her türlü emeği istismar edildiği halde kimliklerinden dolayı dışlanan ve iş cinayetlerine kurban giden mevsimlik işçilerin, Soma’nın, Ermenek’in, Torunlar inşaatında katledilen işçilerin sesi oldu.

Colemerg’te onlarca polis tarafından etrafı sarılan ve olay tarihinde 13-14 yaşlarında olan Cüneyt Ertuş’un kolunun kırılması görüntülerini DİHA duyurdu. “Türkün Gücünü göreceksiniz” diye Kürtlere yapılan hakareti yine DİHA duyurdu.

Dünya ve Türkiye kamuoyu 28 Mart 2006 Amed ve bölgedeki Serhildanı, Enes Ata’nın öldürülmesini DİHA’dan öğrendi. DİHA bu yönüyle aynı zamanda bir savaş gazeteciliği yaptığını ve bunun nasıl yapılması gerektiğini de herkese gösterdi. Yerlerde sürüklenen kadınları, tekmelenen annelerin görüntülerini hep DİHA servis etti.

DİHA savaş muhabirliği yaptığı gibi, barış gazeteciliği de yaptı. 2009 yılındaki açılımı, en fazla tartışan tartıştıran yayın kuruluşlarının başında yine DİHA geldi. 2013 yılında müzakereler başladığında, barışı toplumsal kabule dönüştüren bir sorumlu yayımcılık yaptı. DİHA, “çocukta olsa kadında olsa gereği yapılacak” sözlerini topluma taşırdığı gibi, “Kürt sorunu benim sorunumdur daha fazla demokrasi ile çözülecektir” şeklinde 2005 yılında topluma söylenen sözleri de hep kayıt altında tuttu.

Ancak DİHA’nın bu barış gazeteciliği ve savaş karşıtı yayın politikası, savaş isteyenlerin de saldırılarına maruz kalmasını beraberinde getirdi. 2011 yılında Oslo görüşmelerine karşı çıkan Cemaatin hedef aldığı kesimlerin başında Kürt siyaseti kadar DİHA ve Kürt basını da geldi. Cemaatin 20 Aralık 2011 tarihinde AKP ile birlikte yaptığı, “KCK basın” operasyonunda bir gecede 48 Kürt gazeteci gözaltına alındı. Aralarında onlarca DİHA muhabiri ve editörünün de bulunduğu 35 gazeteci tutuklandı ve yıllarca içeride tutuldu. O gün DİHA muhabirlerini yargılayan polisler, hakim ve savcılar bugün “darbe soruşturması” gerekçesiyle tutuklanmış olsa bile, onların yarım bıraktığı işi bugün iktidar devam ettiriyor.

Zira, AKP hükümeti ve Erdoğan yönetimi, Temmuz 2015 tarihinde başlattığı saldırılarda da ilk olarak DİHA’yı susturmaya çalıştı. O tarihten itibaren bugüne kadar 48 kez DİHA’nın sitesi keyfi ve kanundışı bir şekilde erişimi engellendi.

Halen bir çok muhabiri tutuklu bulunan DİHA, bugün yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname ile kapatıldı. Ancak DİHA nasılki dün yapılan bütün saldırılara, engellemelere, gözaltı ve tutuklamalara karşı susmadıysa, bugün de “KHK” adındaki bu fermanlara karşı susmayacak, halkın haber alma hakkını herşeyin üzerinde tutarak, bildiği doğruları ve gerçekleri bütün yol ve yöntemleri kullanarak halka ulaştıracak.

DİCLE HABER AJANSI

DİHA 16 ayda 48 kez sansürlendi ama susmadı

Kurulduğu günden bu yana devletin baskı politikalarının hedefinde olan ajansımız DİHA, 25 Temmuz 2015 tarihinden bu yana 48 defa TİB ve BTK tarafından erişime engellendi.

Yayın hayatına, 4 Nisan 2002 tarihinde, “Gerçeklerden asla taviz verilmez” sloganı ile başlayan ve geride bıraktığı 14 yılda, Türkiye’deki basın algısına radikal bir müdahale de bulunan, muhalif basın açısından bir markaya dönüşen Dicle Haber Ajansı (DİHA), AKP hükümetinin yeni Kanun Hükmündeki Kararnamesi ile kapatıldı.

Gücünü gerçeklerden alan DİHA, bugüne sayısız kez tamamı AKP iktidarının uygulamaları sonucundaki baskı ve saldırılarla yüz yüze kaldı.

Suruç katliamı ile çözüm sürecini bitirerek, savaşın startını veren AKP hükümeti, savaş uçaklarını kaldırmadan sadece bir kaç saat önce Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) eliyle ajansımız DİHA’yı erişime engelledi.

Dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın “Elimizde dosyalar var, bunlar suç makinesi” ifadeleriyle özgür basına başlayan saldırı furyası, 25 Temmuz 2015 gecesi PKK kamplarına dönük gerçekleştirilen hava saldırıları le birlikte ajansımız DİHA’nın da içerisinde bulunduğu 90’ı aşkın haber sitesinin yayınına getirilen “erişim engeli” ile somutlaştı.

25 Temmuz gecesi ile başlayan ve bugün AKP’nin OHAL’i bahane ederek çıkardığı KHK’lerle devam eden saldırılar sonucu ajansımız DİHA, 48 defa TİB ve BTK tarafından erişime engellendi. Kamuoyunun gerçeklere ulaşmamasını engellemeye çalışan AKP iktidarı, tüm baskı politikalarına rağmen bu amacına ulaşamadı. Son olarak ajansımız DİHA,
iki hafta önce bir kez daha BTK tarafından kapatıldı.

Ajansımızın kapatılması ardından ise her defasında TİB ve BTK tarafından şu açıklamaya yer verildi: “5651 sayılı Kanun uyarıcınca yapılan teknik inceleme ve hukuki değerlendirme sonucunda bu internet sitesi (diha-haber.xyz) hakkındaki Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun 17/09/2016 tarih ve 490.05.01.2016.-144389 sayılı kararına
istinaden Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından İDARİ TEDBİR uygulanmaktadır.”

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun (BTK) sorgulama sayfasında DİHA’ya dair alınan karara ilişkin hiçbir bilgiye yer verilmedi.

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın (TİB) kapatılmasından sonra çalışmalarının bağlandığı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), ajansımız Dicle Haber Ajansı’na (DİHA) yönelik yeni bir erişim engeli kararına imza atarak sansüre devam etti. Daha önce 44 kez erişim engeli ile susturulmak istenen ajansımızın abone ve okuyucularına ulaştığı internet sitesi olan adresi de, dün gece yarısı BTK tarafından erişime engellendi.

Gerekçesi konusunda herhangi bir açıklamanın yapılmadığı karara ilişkin şunlar kaydedildi:

“5651 sayılı Kanun uyarıcınca yapılan teknik inceleme ve hukuki değerlendirme sonucunda bu internet sitesi (diha-haber.xyz) Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun 17/09/2016 tarih ve 490.05.01.2016.-144389 sayılı kararına istinaden Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından İDARİ TEDBİR uygulanmaktadır.”

(yk)

 

CHP’li vekil Bülent Tezcan’a silahlı saldırı

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan Aydın’da bir restoranda silahlı saldırıya uğradı. Ayağından yaralanan Tezcan hastaneye kaldırıldı.

Saldırının hemen ardından Aydın Adnan Menderes Üniversitesi’nde tedavi altına alınan Tezcan’ın hayati tehlikesinin bulunmadığı belirtildi.

CHP’den saldırıya ilişkin ilk açıklama

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel ise Habertürk’te, “İnternetten gördüm. Aydın’a doğru yola çıktım. Aydın’a varmış değilim. Restoranda silahlı saldırganın birkaç el ateş ettiğini ve ayağının üst kısmından yaralandığını duyduk. Kendisini de aradım telefonlarına ulaşılamıyor. Hastaneye kaldırıldığını duydum. Hayati tehlikesinin olmadığını öğrendik. Saldırganla ilgili bir bilgim yok” dedi.

“CHP’yi HDP’ye tavır almamakla suçlayarak ateş etti”

CHP Aydın eski il başkanı Barkan Kalınomuz, “Bülent Tezcan’a bir el ateş edildi. Saldırgan slogan atarak uzaklaştı.” dedi.

Saldırganın kimliği belli oldu

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’a silahlı saldırıyı gerçekleştiren kişinin Alparslan Sargın olduğu belirtildi. Yaralama suçundan sabıkası olduğu belirtilen Sargın’ın olayın ardından yanındaki arkadaşı Fatih Y. ile birlikte kaçtığı ifade edildi.   CHP Sözcüsü Böke’den saldırıya ilişkin açıklama   CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Selin Sayek Böke, CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’ın Aydın’da silahlı saldırıya uğramasını değerlendirerek, “Türkiye’de bu tür silahlı saldırıların artması ihtimalinin çok yükseldiğini daha önce de ifade etmiştik” dedi.   Çorum Valiliği tarafından düzenlenen Cumhuriyet Bayramı Resepsiyonunun çıkışında gazetecilerin olayla ilgili sorusunu yanıtlayan Böke, haberi yeni aldıklarını ifade ederek, “Biz de ancak içeriye girerken haberini aldık. Dolayısıyla henüz detaylı bilgimiz yok. Ancak Türkiye’de bu tür silahlı saldırıların artması ihtimalinin çok yükseldiğini daha önce de ifade etmiştik” diye konuştu.
Böke, “Türkiye’nin gerginleştirilmeyen bir siyasete, kutuplaştırılmayan bir siyasete ihtiyacı var. Silahlanarak ve bireysel infazlarla bir yarın inşa edilemez. Türkiye’de çok acilen olağanüstü halin bitirilip artık olağan günlerin inşa edilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.   CHP lideri Kılıçdaroğlu yarın Aydın’a gidecek
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Aydın’da silahlı saldırıya uğrayan Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’ı ziyaret etmek için hafta sonu programını değiştirip Aydın’a geleceği belirtildi.      Sındır: Olay, provakatif amaçlı bir saldırı da olabilir   Silahlı saldırının ardından hastaneye gelerek Tezcan’ın sağlık durumu hakkında bilgi alan CHP Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Kamil Okyay Sındır, olayı kınadıkları belirterek, “CHP Türkiye’nin önemli siyasi partilerinden bir tanesi. Ana muhalefet partisinin genel başkan yardımcısı elini kolunu sallayıp gelen birinin saldırısına uğruyor. Bu olayın tüm boyutlarıyla araştırılması ve aydınlatılması gerekiyor. Bireysel bir saldırı mı, yoksa saldırının arkasında birileri mi var? Bunun bulunması gerekiyor. Olay provakatif amaçlı bir saldır da olabilir. Böyle olmasa bile sonuçları itibariyle bu tip olaylara neden olabilir. Ben, vatandaşlarımızı, partililerimizi sağduyulu davranmaya davet ediyorum. Saldırganın yakalandığı bilgisini aldık. Bu olayın tüm detaylarıyla aydınlatılması gerekiyor” dedi.

8 gün önce CHP’li Eren Erdem saldırıya uğramıştı

CHP’li vekil Eren Erdem’in katılımcısı olduğu panele de 8 gün önce taşlı sopalı saldırı gerçekleştirilmişti.

 

                 

Yeni KHK ile rektörlük seçimleri kaldırıldı… Erdoğan’a atama yetkisi geldi

 

Yeni yayımlanan Kanun Hükmünde Kararname ile rektörlük seçimleri kaldırıldı. Yeni düzenlemeye göre Erdoğan rektör atayabilecek.

2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinde yer alan “Devlet üniversitelerinde rektör, profesör akademik unvanına sahip kişiler arasından görevdeki rektörün çağrısı ile toplanacak üniversite öğretim üyeleri tarafından seçilecek adaylar arasından Cumhurbaşkanınca atanır” ifadesi yerine “Devlet üniversitelerinde rektör Yükseköğretim Kurulu tarafından önerilecek, profesör olarak en az üç yıl görev yapmış üç aday arasından Cumhurbaşkanınca atanır” denildi.

İki yeni Kanun Hükmünde kararname yayımlandı… DİHA ve Azadiya Welat gazetesi kapatılıyor

‘Güneş Tarlası’ kime hizmet edecek?

Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın ‘Güneş Tarlası’ projesini değerlendiren Greenpeace’in İklim ve Enerji kampanyası sorumlusu Reşit Elçin, güneş enerjisinin ev kullanımının yaygınlaştırılması gerekirken, ticari projelerin yapılmasını eleştirdi

Konya’nın Kayapınar ilçesinde planlanan projelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Greenpeace’in İklim ve Enerji Kampanyası Sorumlusu Reşit Elçin, Konya’da Türkiye Kömür İşletmeleri’nin (TKİ) linyit rezerveleri bulduğu ve buna istinaden orada 5 megawatt bir kömürlü termik santral potensiyelinin olduğundan bahsettiklerini söyledi. Bunun üzerine hükümet yetkililerinin yabancı yatırımcılarla görüşmeye başladığını ifade eden Elçin, daha sonra bu rakamın 3 bin megawatta inmesiyle yabancı yatırımcıların geri çekildiğini söyledi. Ardından şu anda “Ciner Grubu’nun, Çinli bir banka aracılığıyla 500 megawattlık bir kömürlü termik santral inşa etme projesi var” dedi.

Projenin olumsuz yanları var!

Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın Kayapınar’da “Güneş Tarlası” projesinin 15 yıl alım garantisi olduğunu söyleyen Elçin, “Mesela kurulduktan sonra 3 yıllık bir kurulum süreci yaşadınız. 3 yıldan sonra 12 yıl devlet size alım garantisi veriyor. Ama tek şartı güneş enerjisi üreten panellerin, yakıt kaynağının da yerli olmasını istiyorlar” diye konuştu. Daha önceki projeler ile Kayapınar projesi arasında böyle bir fark olduğunu ifade eden Elçin, birkaç açıdan olumlu tarafı olsa da olumsuz yanlarının da olduğunu söyledi.

Enerji binalara dağıtılsın

Elçin, “Zaten enerjideki verimlilik esas sorunluluk, verimlilik iken, enerjiyi yoğun bir şekilde belirli noktalarda büyük miktarlarda üretmek sonra Türkiye’nin her yerine yaymak şuan hali hazırdaki mevcut sistemin” bazı sorunları da beraberinde getireceğini ifade etti. Yöntemin verimli bir yöntem olmadığını ifade eden Elçin, “Güneş enerjisi kendi yapısı itibari ile modüler bir sistem, her evin tepesine, her bahçeye kurabilirsiniz, büyük büyük arazileri çok büyük kara parçalarını tek bir santrale ayırmak güneş enerjisinin sistematiğiyle biraz ters düşüyor” şeklinde konuştu. Güneş enerjisinin binalara dağıtılması gerektiğinin altını çizen Elçin, “Bir buçuk cigabayttan 1500 megawatt’tan bahsediliyor, ilk etapta bin megawattlık bir ihaleye çıkacaklar, bunun çeşitli şehirlerde hali hazırda binaların tepesine dağıtılması çok daha faydalı olabilir” dedi.

Kömürlü termik santrallere ihtiyaç yok

Türkiye’nin ne kadar enerji ihtiyacı olduğuna ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Elçin, “Türkiye’nin büyüyen bir ekonomisi ve enerji talebi var, devletin ve hükümetin projeksiyonları kadar, beklediği kadar büyük gerçekleşmese de bir miktar büyüme var ama bu büyüme termik santrallerle kapatılacak kadar büyük bir büyüme değil” diye konuştu. Bu büyümenin küçük küçük yenilebilir enerji sistemiyle kapatılacak bir büyüme olduğunu vurgulayan Elçin, “Sanayinin Türkiye’nin kalkınması ve gelişmesi için, Türkiye’nin her yerine kömürlü termik santrallere ihtiyaç var dersek bu büyük bir yanılgı olur” ifadelerinde bulundu. Güneş enerjisini kendi evlerinde kullanmak isteyen yurttaşların birçok engelle karşılaştığını söyleyen Elçin, bir günde kurulan sistemin brokratik engellerden dolayı ancak bir yıl sonra kullanılabilir hale geldiğini vurguladı.

Nükler Jeopolitik bir proje

Mersin Akkuyu’da yapılan nükleer santralle davalı olduklarını belirten Elçin, bu santral projesinin birçok açıdan Türkiye toplumuna ve dünya ya zararları olduğunu düşündüklerini ve mücadelelerini sürdüreceklerini söyledi. Öncelikle ekonomik açıdan Türkiye’ye zararları olduğunu ifade ederek 20 milyar dolardan fazla bir rakam söz konusu olduğun belirten Elçin, 2 buçuk dolar semt kilovat başına Türkiye alım garantisi verdiğini söyledi. Bunun hali hazırda elektirik piyasasının iki katı bir kilovat elektiriğe, şu an Türkiye’ye verdiğinin iki katı fiyatta olduğunu belirten Elçin, “Türkiye’nin bu enerji üretim biçimine ihtiyacı yok, bu proje tamamıyla ortak ülkelerin yani Türkiye ve Rusya’nın jeopolitik hedefleri doğrultusunda planladıkları bir projedir” dedi.

Reşit Elçin kimdir

Reşit Elçin, Birleşmiş Milletler (BM) ‘Hükümetlerarası İklim Değişikliği Sözleşmesi’ne göre atmosferdeki sera gazı emisyonlarının yüzde 41’inin sorumlusu kömürlü termik santraller. Bir başka deyişle kömürlü termik santraller hem çevremizi hem de sağlığımızı tehdit ederken, dünyanın geleceğini de tehlikeye atıyor. Greenpeace olarak Türkiye’deki yeni yapılması planlanan kömürlü termik santrallerin durdurulması için mücadele ediyor. Ağırlıklı olarak bu kulvarda görev alıyor.

Gülcan Kılagöz / İstanbul

Şubadap Zarok TV için söylüyor

Şubadap Çocuk Korosu, farklı dillerden şarkıları çocukların dilinden dinlemek isteyenler için müziği evrenselleştiren bir grup. İzmir’de 3 yıl önce çocukların yetişkinlerin müziklerine hapsedilmesinden kurtarmak amacıyla kurulan koro aynı zamanda toplumsal cinsiyet rollerini çocuklara sorgulatıyor. Farklı halklardan çocukları buluşturan koro, çocukların birbirine dokunmasını ve birlikte yaşamayı öğretmeyi amaçlıyor. 3 albüm çıkaran koro, aralık ayında Kürtçe bir albümle dinleyicilerle buluşmaya hazırlanıyor.

Dillerine sahip çıkıyorlar

Şubadap Çocuk Korosu’ndan olan Duru Örs, 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü için bir konser hazırlıkları olduğunu klip çekeceklerini hatırlatıyor. Aralık sonuna doğru Kürtçe bir albüm çıkarmayı planladıklarına değinen Örs, “Koro çalışmasını Kadifekale ve Basmane’de yapıyoruz. Bizim için önemli olan çocukların koroya gelmek istemesidir. Kürtçe bilmeyen ama Kürt olan çocuklar için de iyi bir çalışma oluyor bu koroyla kendi dillerine de sahip çıkıyorlar” diye belirtiyor.

Zarok TV açılsın

Çocuklara yönelik tek Kürtçe çizgi film kanalının kapatılmasına ilişkin de albümde bir şarkı olacağını belirten Duru, “Zarok TV çocukların kendi dilinde çizgi film izleme ve müzik dinleme kanalı olarak ellerindeki tek seçenekti. Bunun kapatılmasından dolayı biz de derin üzüntü duyduk. ‘Zarok TV açılsın çizgi film başlasın’ adıyla bir şarkı yaptık, albümde ona da yer vereceğiz” diye konuştu.