Ana Sayfa Blog Sayfa 6175

Kayyumlara karşı birlikte mücadele

‘Yerel siyasetle kadınların ilişkisi’ üzerine saha çalışmaları yürüten Kadın Koalisyonu Genel Koordinatörü İlknur Üstün, DBP’li belediyelere atanan kayyumlarla tüm kadınlara bir mesaj verilmek istendiğini söylüyor

DBP’li il ve ilçe belediyelerine atanan kayyumlar ve hemen ardından kadın kurumlarının kapatılmasını 17 yıldır ‘Yerel siyasetle kadınların ilişkisi’ üzerine saha çalışması yürüten Kadın Koalisyonu Genel Koordinatörü İlknur Üstün değerlendirdi.

‘Nasıl yaşanmak istediğinin’ belirleyicisi olan ilk merciinin yerel yönetimler olduğuna dikkat çeken Üstün, bu nedenle yerel siyasetle kadınların ve kadın örgütlerinin ilişkilenmesinin önemli olduğunun altını çizdi.

Bundan 15-20 yıl önce ciddi bir yerel yönetimler ve kadın örgütleri ilişkisinden söz etmenin zor olduğunu belirten Üstün, “90’lı yılların sonuna doğru benim de içinde olduğum kadın örgütlerinin yerel siyaset çalışmalarına baktığımda çok yol aldığımızı görüyorum” dedi. Üstün, kadın örgütlerinin, feminist kadınların ve Kürt kadın hareketinin birlikte yaptığı çalışmaların sonucu olarak yerel yönetimlere ‘kadın varlığının’ yansımaya başladığını ifade etti.

‘Yasa sokakta yazılır’

Yine eşbaşkanlık sisteminin ‘cinsiyet eşitliğini sağlamada’ önemli bir adım olduğunun altını çizen Üstün, 2000’li yıllarda yerel yönetimlerde kadın belediye başkanı oranının binde 6 iken, 2004’te yüzde 1’e yükseldiğini, 2014 yüzde 2’ye, eşbaşkanlık sistemiyle de yüzde 7’ye yükseldiğini söyledi. Üstün sözlerine şöyle devam etti: “Biz eşbaşkanlık sistemini diğer partilere de önerdiğimizde yasada yeri olmadığını ifade ediyorlar. Fakat yasa dediğiniz şey sokakta yazılır. Ayrıca kadınları belediye başkanı statüsüne getirdiğiniz zaman kız çocuklarının hayallerini dahi etkiliyorsunuz. Daha önce hemşire, öğretmen olmak isteyen kız çocukları şimdi belediye başkanı olmak istiyor. Bu çok önemli ve belirleyici bir örnek.”

‘Mesaj tüm kadınlara’

Kazanılan tüm haklar için kadınların büyük bedeller verdiğini hatırlatan Üstün, kayyumlarla kadın çalışmalarına vesayet atandığını söyledi. Atanan kayyumlarla tüm kadınlara bir mesaj verilmek istendiğini belirten Üstün, “Sadece Kürt kadınlarına değil, çünkü orada yapılan her şey bütün ülkenin kadın mücadelesinin sonucudur. Bu nedenle bütün kadın örgütlerinin kayyumlar karşısında ortaklaşması ve birlikte mücadele etmesi gerekiyor” dedi.

Cin lambadan çıktı bi’kere

DİHA’ya konuşan Prof. Dr. Fatma Gök, hükümetin Kürt kadın hareketi ile Türkiye’nin batısındaki kadınların ördükleri dayanışma ağından korktuğunu ifade ederek, bu ağın daha da geliştirilmesi gerektiğinin altını çizdi.Gök sözlerine şöyle devam etti: “Kadınların daha adaletli ve eşitliğe giden, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmak için mücadele eden belediyeleri bırakıp orayı erkek egemen zihniyetin hakim olduğu yapılara dönüştürmek istiyorlar. Fakat artık bu mümkün değil. Alaaddin’in sihirli lambasında olduğu gibi cin lambadan çıktı. Kadınlar özgürlüğün ne olduğunu gördü ve kendilerini hayatta, politikada, ekonomide görünür kılmanın yollarının ne olduğunu biliyorlar. Bu da egemenleri korkutan bir hal aldı.”

Ruken Tuncel /Adana-Jinha

 

 

 

Özkan sordu: Önleminiz var mı?

HDP Milletvekili Burcu Çelik Özkan, son zamanlarda öğrencilere yönelik artan cinsel saldırıları meclise taşıdı.

Trabzon Pazarkapı Mahallesi’nde 19 Ekim günü Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) öğrencisi iki kadın, bir grup erkeğin cinsel saldırısına maruz kalmış ve eşkalleri bildirilmesine rağmen saldırgan erkeklerin yakalanmaması öğrenciler tarafından protesto edilmişti. HDP Milletvekili Burcu Çelik Özkan, JINHA’nın gündeme getirdiği KTÜ’deki bu durumdan yola çıkarak son zamanlarda okul yurtlarında, kampüslerde, otobüslerde ve bir çok yaşam alanında kadınlara dönük cinsel saldırıları meclise taşıdı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın yanıtlaması istemi ile soru önergesi veren Özkan, yetkililerin sessizliğinin meşrulaştırıcı olduğunu ifade ederek, Aile Bakanına cinsel saldırılara ilişkin “Önleminiz var mı?” diye sordu.

ANKARA

 

Bir araya gelmek zorundayız

Demokrasi İçin Birlik Hareketi imzacılarından ANAP eski Genel Başkanı Nesrin Nas,’Umut ile bakabileceğin bir ülken olmasını istiyorsan, çocuklarını hayatta tutmak istiyorsan bir araya gelmek zorundasın’ dedi

Demokrasi için Birlik Hareketi’nin imzacılarından Nesrin Nas, AKP’nin Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında çıkardığı Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) baskı politikalarına devam etmesine ve savaş politikalarını derinleştirmesine tepki gösterdi. Demokrasi için Birlik Hareketi’nin böyle bir süreçte çok şey ifade ettiğini dile getiren Nas, “Türkiye’nin uçurumun kıyısından alınması için bütün çaba budur” dedi.

‘Savaşa girmek için…’

Ekonomik krizin Türkiye’nin kapısını çaldığını ifade eden Nas, “Bir tarafta yoğun bir iç savaş var. Bir tarafta sınırlarımızın dışında savaşa girmek için çabalayan, didinen ve bütün meşruiyetini savaştan almaya çalışan bir yönetim, yapı var. 15 yaş liseli grubu bile artık geleceğini bu ülkede görmüyor” diye konuştu. “Demokrasi için Birlik Hareketi, ‘Uyan Türkiye’ çağrısıdır”  diyen Nas, “Üzerinde yaşayacağın bir toprağın kalsın istiyorsan, karnını doyuracak, geleceğine umut ile bakabileceğin bir ülken olmasını istiyorsan, çocuklarını hayatta tutmak istiyorsan bir araya gelmek zorundasın” şeklinde konuştu.

Geleceğe bakmak istiyoruz

Türkiye’de korku üzerinden siyaset yapıldığını vurgulayan Nas, “Türkiye siyaseti yıllarca belli korkular, kendinden korktuğunun farkında olmadığı, aslında korktuğu şeyin kendi korkusu olduğu, baskı, özgürlüğün ne olduğunu bilmediği bir ortamda yaşamaya zorlanmış bir topluluk. Kürt meselesi, Türkiye’deki siyasi iktidarların bir şeyleri yapmamaları mazereti olarak önüne kondu” dedi. Türkiye’nin bütün meselelere kendi penceresinden baktığını belirten Nas, “Dünyanın penceresinden baktığınız zaman geleceğe bakarsınız. Demokrasi için Birlik bunu yapmaya çalışıyor. Meseleye dünyanın penceresinden bakıp geleceğe bakmak istiyoruz” diye konuştu.

‘Sofrada değilsen menüdesin’

Türkiye’nin Suriye ve Irak politikalarını ise Nas, “Ortadoğu ile ilgili çok güzel bir söz var. Derler ki Ortadoğu’da yemeğe davet edilmediyseniz, menüye bakın. Belki menüde siz olabilirsiniz. Ortadoğu ile ilgili adım atarken, herkesin çok dikkatli olması lazım” sözleri ile değerlendirdi.

Yasin Kobulan / İstanbul – Diha

 

 

 ‘Yargı muhaliflere mi yargı?

HDP Mêrdîn Milletvekili Mithat Sancar’ın, Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmasının gündeminde de Amed Büyükşehir Belediye Eşbaşkanları Anlı ile Kışanak’ın gözaltına alınması vardı. Sancar,”Acaba çifte standardın sınırı olması gerekmiyor mu?” diyerek başladı.  Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Anayasa Mahkemesinin kararına saygı duymuyorum” sözlerini hatırlatan Sancar, “Anayasa Mahkemesi yargı organı değil mi? Mahkeme kararları size dokununca yanlış, muhaliflerinize dokununca mı doğru oluyor?” diye sordu. Sancar, AKP’lileri işaret ederek, “Demokrasiyi savunup savunmamak siyasi bir meseledir, ama çifte standart ahlaki bir meseledir” dedi.

HABER MERKEZİ

 

 

 

‘Kararlar özel şirketlerin lehine alınıyor’

Gençağa KARAFAZLI
Rize

Rize’de Küçükçayır köyünde bulunan Askaroz Deresi üzerinde yapımı planlanan Göl I-II-III Regülatörü ve HES projesiyle ilgili ÇED olumlu kararının iptali ve yürütmesinin durdurulması isteyen köylüler mahkeme kararına tepki gösterdi. Yaşam alanlarının yok edilmesine izin vermeyeceklerini vurgulayan köylüler mahkeme kararına tepki göstererek “Kararlar özel şirketlerin lehine alınıyor” dedi.

Rize merkeze bağlı Küçükçayır köyünde bulunan Askaroz Deresi üzerinde Katılım Enerji Üretim AŞ tarafından yapımı planlanan Göl I-II-III Regülatörü ve HES projesiyle ilgili ÇED olumlu kararının iptali ve yürütmesinin durdurulmasını isteyen Küçükçayır halkı karara tepkili.

Küçükçayır köylülerinin 2014 yılında projelere karşı açtığı davada Rize İdare Mahkemesi tarafından bilirkişi heyeti oluşturuldu. Heyet, ağustos 2015’te hazırladığı raporda “Projenin uygulanacağı saha HES’e uygun değil” dedi. Ancak mahkeme heyeti hazırlanan bu rapor ile ilgili kararını vermeden Rize’deki görevlerinden uzaklaştırıldı. Görevli hakimlerin yerine atanan yeni hakimler ise bilirkişi raporunu yok sayarak yeni bir rapor hazırlanmasını istedi. İkinci kez hazırlanan raporda yer alan “HES uygundur” tespitine göre karar veren mahkeme köylülerin açtığı davayı reddetti.

Davanın yeni atanan hakimler tarafından reddedilmesi Küçükçayır köylülerini adeta isyan ettirdi. Aralarında Muhtar Recep Çil, ineğini satarak HES karşıtı mücadelesi ile tanınan Kazım Delal, Yusuf Esir’in de bulunduğu davacı 150 köylü, mahkeme heyetinin lehlerinde olan bilirkişi raporunu yok sayarak şirketin isteğine uygun hazırlanan yeni bilirkişi raporuyla  HES yapılmasına onay verdiğini belirterek karara tepki gösterdi. Köylüler “Burada hukuk yok sayılıyor. Mahkemenin ÇED olumlu kararına itiraz edeceğiz” dedi.

Davacı olan köylülerden bazıların köyde yaşamadığını öne süren mahkemeye tepki gösteren köylüler, “Dava açan ve orada imzası bulunan 150’nin üzerinde köylü bu topraklarda doğdu bu topraklarda yaşıyor ve burada ölecekler. Yaşam alanlarımızın elimizden alınmasına çocuklarımızın geleceğinin yok edilmesine müsaade etmeyeceğiz. Tüm kararlar açıkça özel şirketlerin lehine alınıyor. Dedelerimizden kalan vadilerimiz, köylerimiz bir avuç çıkarcının menfaati için yok ediliyor. Rize İdare Mahkemesinin aldığı bu olumsuz kararına karşı hukuki sürecimiz devam edecek karara itiraz edeceğiz” dedi.

Mahallenin akciğerine benzin istasyonu

Hilmi MIYNAT
Denizli

Denizli Servergazi’de, Zeytinli Bahçe olarak bilinen yeşil alanın imar planı, AKP’li Büyükşehir Belediyesi tarafından benzin istasyonu yapılmasına olanak sağlayacak şekilde değiştirildi. CHP il örgütü ve mahalleli kararı protesto etmek için imara parkın önünde eylem yaptı.

CHP İl Başkanı Teoman Sancar, Denizli Büyükşehir Belediyesini halkın yararına olmayan bu karardan geri dönmeye çağırdı. Belediye Başkanı Osman Zolan’a seslenen Sancar; “Siz burayı benzin istasyonu yaparken, bu mahalleye danıştınız mı? Burada oluşacak çevre sağlığı zararlarını hesap ettiniz mi? Burada zaten yoğun yaşanan trafik çilesini beş katına çıkarırken araç yoğunluğunu ve yayaların yaşayacağı tehlikeyi hiç düşündünüz mü? Burada bir benzinlik istasyonu yapılması gerektiğine karar veren kim?” dedi. Benzin istasyonu olacaksa bile buna halkın karar vermesi gerektiğini ifade eden Sancar; “Memlekete, mahalleliye bir gram saygınız varsa buraya yapılacak benzin istasyonu için referandum yapın” dedi.

Mahalle halkı de ‘mahallenin akciğeri’ diye tarif ettiği Zeytinli Bahçe’yi geri istiyor. “OHAL bahanesiyle oldubittiye getirilerek mahallemizin akciğerini tanıdık bir şirkete peşkeş çekmek istiyorlar” diyerek karara karşı çıkan mahallelilerden Mehmet Uçar; “Buranın eski halini görseniz şimdiki enkaza en az bizim kadar üzülürsünüz. Orada düğünler yapılırdı, yemekler verilirdi. Ağaçlarıyla, çimleriyle mahallemizin akciğeriydi. Mahalleli tepkili fakat OHAL yüzünden güçlü bir şekilde ses çıkarmaya da çekiniyor” diyen Uçar, imza kampanyası başlatacaklarını da sözlerine ekledi.

Zeytinli Bahçe’nin durumunu gazetemize değerlendiren Eski Servergazi Belediyesi Başkanı Nihat Yeniyol ise; “Benim dönemimde de birçok şirket buraya benzin istasyonu yapmak için belediyeye başvurdu fakat biz reddettik. Artık karar merci Büyükşehir Belediyesi. Hemen altında okul olan ve halihazırda trafik sorunu çözülmemiş bir caddeye yapılacak istasyon mahallenin dokusuna da büyük zarar verir” dedi. Yeniyol; “Belediye Başkanımız bence halkın tepkilerini dikkate almalı ve bu karardan vazgeçmelidir” dedi.

ÇED itirazlara rağmen kabul edildi, Mordoğan’a 5 RES yolda

Metehan UD
İzmir

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İzmir’de bölge halkının itirazlarına ve önceki mahkeme kararına rağmen Ayen Enerji A.Ş.’nin Mordoğan Rüzgar Enerjisi Santrali projesine ilişkin kapasite artışını kabul etti. Verilen kararla şirketin bölgedeki tribün sayısı 20’ye yükselecek. Ancak Kent Konseyi Başkanı Buğra yaşam alanı mücadelesine devam edeceklerini vurguladı.

15 adet rüzgar türbini ile çalışmakta olan Mordoğan Rüzgar Enerji Santralinin kapasitesinin 2.1 MW’lık 5 türbin daha ilave edilerek 10.5 MW arttırılması talebine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan olumlu yanıt geldi. Şirketin hazırladığı ÇED raporu da kabul edildi. Mordoğan RES kapasite artışı projesinde, türbinlerin tarım arazilerinde, zeytinlik alanlarda, konutların 150 metre, tescilli kültür varlıklarının 75 metre yakınında ve tarım alanlarının üzerinde konumlandırılması planlanıyor.

HAKIN TEPKİSİ VE MAHKEME KARARI YOK SAYILDI

ÇED’in kabul edilmesi ile birlikte hem bölge halkının tepkileri hem de daha önce projeyle ilgili verilen mahkeme kararı yok sayılmış oldu. Projenin ilk ÇED sürecinde “Halkın Katılımı Toplantısı”na yerel halk katılmazken, kapasite arttırımı için Haziran ayında verilen ‘ÇED Olumlu’ kararı da Karaburun Kent Konseyi tarafından yargıya taşınmıştı.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığının, 30.06.2015 tarihinde “ÇED Olumlu” kararı vermesi üzerine açılan davada, mahkeme kararı iptal etmişti. Bunun üzerine şirket, raporda yaptığı küçük çaplı değişiklerle, ÇED sürecini bir kez daha başlattı ve itirazlara rağmen bakanlıktan bir kez daha onay aldı.

‘BENZER ÖRNEKLERİ DAHA ÖNCE DE YAŞADIK’

Bakanlığın ÇED kararındaki ısrarını Evrensel’e değerlendiren Karaburun Kent Konseyi Başkanı İpar Buğra, benzer örnekleri Karaburun’da çok kez yaşadıklarını belirtti. Buğra, “İkinci ÇED sürecine de itirazlarımızı yaptık ama yine de kabul edilmedi. Çok detaylı inceleme yapamadık ama ana hatları itibari ile iki ÇED raporu arasında nerdeyse hiç bir değişiklik olmadığını gördük. İptale konu olan gerekçelerden biri de kümülatif etkidir. Bilirkişi raporu bu konudadır. Biz mücadele sürecine ikinci ÇED raporu ile berabar devam edeceğiz” dedi. 

‘KARABURUN’UN YÜZDE 71’İ ŞİRKETLERİNE VERİLDİ’

Karaburun Yarımadası’nın yüzde 71’inin rüzgar santralleri şirketlerine tahsis edildiğini söyleyen Buğra, “İnsanlara, doğaya, hayvanlara bırakılan alan yüzde 13 civarında. Bakanlık yeni bir karar veriyor yatırımlarının önünü açabilmek için. Buradaki sorun özel olan doğa korunacak mı, yoksa Karaburun tamamıyla bir rüzgar enerji santrali üretim sahasına mı dönecek? Biz mücadelemize her türlü yasal, demokratik yoldan devam edeceğiz” açıklamasında bulundu. (İzmir/EVRENSEL)

Bergama’dan Cerattepe’ye çevre mücadelesini destekliyoruz

Türkiye Barolar Birliği Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu Üyeleri, 5 Haziran 2005’te Bergama Ovacık Altın Madeninde, maden çalışanları tarafından yaşam savunucularına karşı taşlı ve yumurtalı saldırı davasının duruşması öncesi basın açıklaması düzenledi.  

TBB Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu üyelerinin yanı sıra Ege Çevre Platformu, Foça Çevre Platformu, Dikili Çevre Gönüllüleri ve Bergama Çevre Platformu üyelerinin de destek verdiği açıklamaya Bergama Belediye Başkan Yardımcısı Ali Kahyaoğlu ve Dikili eski Belediye Başkanı Osman Özgüven de katıldı.

Avukat Arif Ali Cangı; “Bergama hareketinin ekoloji hareketine ve çevre hukukuna kattığı katkıları yaşatmak, büyütmek ve geliştirmek, yaşamı savunmak için hep beraber mücadele etmeye devam edeceğiz” diye konuştu

TBB Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu Başkanı Avukat Ali Arabacı da komisyon adına yaptığı açıklamada Türkiye’nin ilk altın madeni olan Ovacık Siyanürlü Altın Madeninin yıllardır Bergama ve çevresine vermiş olduğu ekolojik zararların yanı sıra yörede madencilerin yürüttükleri hukuk dışı uygulamalara değindi. Arabacı, “İnsanımızın sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını savunan çevre hareketlerine karşı, hukuk devleti ve adil yargılanma ilkelerine aykırı, hukuk dışı uygulamaları ve gerçeğe aykırı algı operasyonlarını kınıyoruz” diye konuştu.

BERGAMA KÖYLÜSÜ, EKOLOJİ HAREKETİNE ÖRNEK OLDU

Arabacı “Türkiye’nin ilk altın madeni burada, Ovacık Köyü’nde işletilmeye başlandı. Bilim insanlarının siyanür liçi yöntemiyle yapılacak madenciliğin bölgenin yeraltı ve yerüstü sularını, toprağını, havasını kirleteceği, Bakırçay Ovası ve Bergama’nın yaşamına büyük tehdit oluşturacağı tespit ve uyarıları yıllarca sürecek çevre hareketini de başlattı. Bergama köylüsünün 90’lı yıllardaki bu mücadelesi, Türkiye ekoloji hareketine ilham kaynağı oldu, çevre hukukuna çok şey kattı. İdare Mahkemeleri, Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu olaya özgü, çevre mücadelesini teşvik eden, insan hakları bağlamında önemini ortaya koyan, çevre hareketini güçlendiren örnek kararlar verdi. Bergamalıların toplumsal ve hukuksal hayatımıza kattığı bu önemli kazanımlar, çevre hakkını ve  hukuk devleti ilkesini yok sayan hükümetler ve yöneticiler tarafından yok sayılarak yargı kararları uygulanmadı” dedi.

OHAL, ÇEVRE HAKKI İHLALLERİNE YOL AÇIYOR

“Gerek 15 Temmuz’da yaşanan darbe girişimi, gerekse sonrası uygulamaya konulan OHAL uygulamaları, çevre hakkına ilişkin de katlanılamaz ihlallere yol açmaktadır” diyen Arabacı, hukuka ve çevre hakkına uygun kararlar veren hakimlerin bir kısmının “FETÖ/PDY” soruşturması kapsamında görevden alındığını hatırlattı. Arabacı, “Bugün, onların yerine ‘hükümetin hoşuna gitmeyecek’ karar verdiğinde görevden azil ya da başka yere atanma korkusu yaşayan hâkimlerle, mahkemelerden, hukuka uygun kararlar alınması neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Rize İdare Mahkemesi’nde görülen Cerattepe davası buna örnek gösterilebilir. Bu olağanüstü uygulamaların yanı sıra OHAL’i aşan KHK’ler, siyasal iktidarın sayısal çoğunluğu ile çıkartılan yasalarla pek çok temel insan hakkı ihlal edildiği gibi sağlıklı çevrede yaşama hakkına ilişkin güvenceler de ortadan kaldırılmaktadır” dedi.
“Ülkenin hukukçularına bugün düşen ödev, evrensel anlamda adalet ve hakkaniyet kurallarının tesisi için hakların bir bütün olduğunu ısrarla savunmaktır” diyen Arabacı, “Biz, adalete erişim yollarını açık tutmak, devleti anayasal anlamda çevreyi koruyan, demokratik sosyal, laik, insan haklarına ve hukuka dayalı bir devlet haline getirmekte kararlıyız. Buradan hükümete ve idareye sosyal hukuk devleti ilkesine, sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama hakkı ile çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önleme ödevine uygun işlem yapma çağrısında bulunuyoruz” dedi. (İzmir/EVRENSEL)

Kor Asya Pasifik Ödülleri’nde 3 dalda aday gösterildi

Zeki Demirkubuz filmleri, Selanik Film Festivali ve 10. Asya Pasifik Ödüllerinde. Demirkubuz’un Kor filmi en iyi film, en iyi yönetmen ve filmin başrol oyuncusu Aslıhan Gürbüz ile en iyi kadın oyuncu dalında aday gösterildi.

Ödüllerin onuncu yıl dönümünde jüride hepsi daha önce Asya Pasifik jüri başkanlığı yapmış Oscar Ödüllü İngiliz yapımcı Lord David Puttnam, Busan Uluslararası Film Festivali Başkanı Kim Dong-Ho, birçok ödül kazanmış Hong Kong’lu yapımcı Nansun Shi, Altın Palmiye ve Oscar ödüllü Avustralya’lı yapımcı Jan Chapman ve ünlü Hint sinemacı Shyam Benegal yer alıyor. 

Asya Pasifik Ödülleri için bu yıl 43 ülkeden 303 film ön elemeye katılmıştı. Asya Pasifik Ödül Töreni, 24 Kasım’da Avustralya’nın Brisbane kentinde gerçekleşecek.

ZEKİ DEMİRKUBUZ’UN BÜTÜN FİLMLERİ SELANİK’TE

Bu yıl 3-13 Kasım tarihleri arasında yapılacak olan 57. Selanik Uluslararası Film Festivali, Zeki Demirkubuz’un tüm filmlerinden oluşan bir retrospektife yer veriyor.

Festivalin Balkan Survey bölümünde yer alacak olan retrospektif daha önce Toronto Film Festivali, Viennale, Era New Horizons Film Festivali gibi festivaller ile Film Society of Lincoln Center, Anthology Film Archives, Brüksel Sinematek gibi onlarca  merkez, üniversite ve müzelerde yapılan toplu gösterimlerden sonra, yönetmenin 11 filminin tamamının gösterildiği ilk etkinlik olma özelliği taşıyor.

Resrospektifin bir diğer önemi, yönetmenin özellikle 35mm-negatif olarak çekilen filmlerinin yeniden elden geçirilip restore edilmiş olması. Altyazılarından seslerine kadar herşey, hiçbir kurum ve kuruluştan destek alınmadan, Mavi Film ve İzzet Murat Arslan tarafından yeniden restore edilip hazırlandı ve Matrislab-Tuğushan Özdener tarafından günümüz profesyonel sinema gösterim formatına aktarıldı. (KÜLTÜR SERVİSİ)
 

Antakya Film Festivalinin finalistleri belli oldu

Bu yıl 23 – 29 Kasım tarihleri arasında Ansam Kültür Derneği ve Fotofilm Sanat Merkezi tarafından düzenlenen 4. Antakya Uluslararası Film Festivali’nin uzun metraj ve belgesel dalındaki finalistleri belli oldu.

Altın Defne için yarışacak aday filmler şöyle;

UZUN METRAJ FİNALİSTLERİ

Babamın Kanatları – Kıvanç Sezer
Rauf – Barış Kaya, Soner Caner
Kalandar Soğuğu – Mustafa Kara
Mavi Bisiklet – Ümit Köreken
Defnenin Bir Mevsimi – Mehmet Öztürk
Mezarcı – Talip Karamahmutoğlu
Mor Ufuklar – Olgun Özdemir
Ağustos Böcekleri ve Karıncalar – Erhan Tuncer
Albüm – Mehmet Can Mertoğlu
Yağmurlarda Yıkansam – Gülten Taranç
Geçmiş – Çağdaş Çağrı

BELGESEL FİNALİSTLERİ

Lamorde – Orhan Dede
Rağmen – Emre Karapınar
Beyaz Çınar – Kazım Öz
Kayıp Vatan – Aydın Kapamcık
Gönderen İlhan sami Çomak – Çiğdem Mazlum-Sertaç Yıldız
Kara Atlas – Umut Vedat
Karanlıkta ışıklar – Erkan Tahhuşoğlu
O’nsuz Olmaz – Ufuk Erden
Daha güzl bir yaşam – Pınar Nadide Okan
Rudolf Nurayev (Düşlerinin-adası) – Orhan Tekeoğlu, Evgenia Tirdatova
 Baba Usta- Mezar İşleri Yapılır – Yönetmen: Abdurrahman Baştuğ Ve Özgün Kabakçıoğlu

FESTİVALİN TEMASI GÖÇ!

4. Antakya Uluslararası Film Festivali bu sene dünyanın gündemindeki en önemli konulardan biri olan, bölgemiz ve kentimiz için ise hayati ve insani bir boyut taşıyan “Göç” olgusunu ele alıyor
Festival sadece bugün ve Ortadoğu’da değil, dünyanın her yerinde ve tarihin her evresinde doğduğu toprakları terk etmek zorunda kalmış insanlığın ortaklaştığı “Anavatan’dan kopuş duygusunu, ulusal ve uluslararası sanatçıların eserleriyle hassas, sezgili ve sağduyulu üretimleri yoluyla ifade etmek amacı taşıyor. (KÜLTÜR SERVİSİ)