Ana Sayfa Blog Sayfa 6180

Berliner Zeitung: ‘Aghet’in iptali barışa engel oluşturmuyor

Alman Dışişleri Bakanlığı ‘Ermeni soykırımının 100. yıldönümü’ vesilesiyle hazırlanan ve Dresden Senfoni Orkestrası tarafından Almanya’nın İstanbul Başkonsolosluğu salonlarında sunulması planlanan Aghet-Ağıt konserinin iptal edilmesine karar vermişti. Konuya ilişkin olarak Alman gazetelerinde çok sayıda yorum yayınlandı. Bugün de Berliner Zeitung bu konuyu yorum sütunlarına taşımış:

“Senfoni Orkestrası Erdoğan’ı çok fazla provoke etmek istemediği için biraz hafifletilmiş bir program planlamıştı. ‘Aghet’ İstanbul Başkonsolosluğu’nda oda orkestrası boyutunda sunulacaktı. Örneğin ‘Soykırım, duyuyor musunuz soykırım’ başlığını taşıyan (Recep Tayyip Erdoğan’ın adresine gönderilmesi düşünülen) ve aslında programın bir parçası olan melodramın sunulması öngörülmemişti. Bu bir barış girişimiydi ve orkestra elemanları İstanbul Başkonsolosluğu’na danışmadan Erdoğan’ı konsere davet etmişlerdi. Ama onu tanıyanlar, barışçıl bir kişi olmayan Erdoğan’ın barış tekliflerine açık olmayacağını bilirler. Yine de bu durum Alman hükümetinin (Türkiye’ye) bir ‘barış mesajı’ yollamasının önünde engel değil.”     

Almanya’da yayınlanan silah ihracat raporuna göre 2016 yılının ilk altı ayında Almanya hükümeti 4 milyar 29 milyon euroluk silah satışı için izin verdi. Hafif silah ihracatı cüzi oranda azalmış olsa da, silahlarda kullanılan cephane ihracatı on katına çıktı. Ludwigsburger Kreiszeitung‘un yorumunda bu konuda şu görüşler yer alıyor:

“Hükümetin silah ihracatı yönetmeliklerinde, ‘eğer bir ülkenin kendi halkını baskı altına aldığı ya da silahları sürekli devam eden insan hakları ihlallerinde kullandığına dair ortada yeteri derecede şüphe varsa, o zaman silahların ihracatından feragat edilmelidir’ denilmekte. Ama anlaşılan bu yönetmelik yoruma gayet açık. Aksi takdirde Suudi Arabistan gibi bir ülke Almanya’nın silah ihracat listesinde üçüncü sırayı alamazdı. Suudi Krallığı Yemen’de hâlâ gaddar bir savaş sürdürüyor, ülkede rejim karşıtları coplarla dövülüyor. Buradan yola çıkılacak olursa Federal Ekonomi Bakanı Gabriel’in silah ihracatlarının gerçekten sınırlı ve sorumlu bir biçimde uygulanması konusuna epey uzak olduğu görülüyor.”

Aynı konuda Trierischer Volksfreund gazetesi de Ekonomi Bakanı Sigmar Gabriel’i eleştiriyor:

“Almanya’nın silah ihracatı geçen yılın ilk yarısına kıyasla 1 milyar euro civarında yükseldi.Cephane ihracatı da devasa boyutlarda artımış durumda. Bu durum Ekonomi Bakanı Gabriel’in üç yıl önce göreve başladığında verdiği vaatlere uygunluk göstermiyor.”

Almanya’da terörle mücadele kapsamında kamuya ait alanlarda, havalimanlarında video denetimlerinin artırılması yönünde talepler var. Kölner Stadt-Anzeiger gazetesinin yorumunda bu yöndeki taleplere itiraz var:

“Acaba teröristler havalimanlarındaki biyometrikyüz tanıma sistemleri ile ortaya çıkartılabilir ve zararsız hale getirilebilirler mi, bunun derinlemesine araştırılması gerekir. Bu gerçekten mümkün olabilirse güvenliğin bir nebze daha artmış olacağını söyleyebiliriz. Ancak uygun teknolojilerin kullanılmasının belirgin kurallara tabî tutulması gerekir. Modern denetleme ve gözetleme sistemleri kişilerin yüzlerinin büyük çapta veri bankalarında depolanmasına yol açmamalıdır.”

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Çelik Akpınar

‘Afgan Kızı’ tutuklandı

 

1984 yılında Amerikalı fotoğrafçı Steve McCurry’nin çektiği fotoğrafın National Geographic’in kapağında yer almasıyla dünya çapında ün kazanan “Afgan Kızı” Şerbet Gula’nın Peşaver kentinde tutuklandığı bildirildi. Polis, Gula’nın tutuklandığını doğruladı. Polisten yapılan açıklamada, Gula’nın salı akşamından bu yana sahte kimlik bulundurmaktan gözaltında olduğu açıklandı. Pakistan hukukuna göre ülkede sahte kimlikle yaşadığı gerekçesiyle Şerbet Gula’nın 7 ilâ 14 yıl hapis ve 5 bin dolar para cezasına çarptırılması ve Afganistan’a sınır dışı edilmesi gündeme gelebilecek.     

Amerikalı fotoğrafçı Steve McCurry, Peşaver kenti yakınlarındaki mülteci kampında Gula’nın fotoğrafını çekmişti. Fotoğrafı çekildiği sırada yaklaşık 12 yaşında olan Gula’nın keskin yeşil gözleri, anlamlı bakışları ve yüzündeki ifade, fotoğrafı dünyanın en ünlü fotoğraflarından biri haline getirdi. 1985 yılının haziran ayında derginin kapağında “Afgan Kızı” başlığıyla yer alan fotoğraf Afganistan Savaşı sırasında Afgan halkının içinde bulunduğu koşulların ve çektiği acıların sembolü haline geldi. Steve McCurry, 2002 yılının ocak ayında National Geographic ekibiyle Gula’ya ulaşabilmek için yeniden Afganistan’a gitti ve Gula’yı yeniden fotoğraflamayı başardı.

1979 yılında Sovyet Kızıl Ordusu tarafından işgal edilen Afganistan’da aşırı dinci grupların öncülüğünde bir direniş hareketi başgöstermişti. Sovyet Ordusu ise buna kapsamlı bombardımanlarla karşılık vermişti. Milyonlarca Afgan savaş nedeniyle ülkeden kaçmak zorunda kalmış, çoğu komşu ülke Pakistan’a sığınmıştı. Kısa bir süre öncesine kadar Pakistan’da 2,5 milyon dolayında Afgan yaşıyordu. Ancak Birleşmiş Milletler raporları, Pakistan’daki Afganlar için durumun zorlaştığını, birçoğunun güvenlik güçlerinin kovuşturma ve baskısı ile karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.

© Deutsche Welle Türkçe

dpa/DW, BÖ/ÇA

Yorum: “Gözden ırak, gönülden ırak”

Önce imkânsız gibi görünen şimdi oldu ve Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’nin Calais’deki mülteci gecekondularının kaldırılacağını açıklamasından bir ay sonra 7 bin mülteciye yer bulundu. Fransa Hükümeti, Britanya’ya geçebilmek umuduyla Fransa’nın kuzey sahillerine yığılan mültecileri insan onuruna yakışır bir şekilde barındırmaya yıllarca yanaşmamıştı. Paris yönetimi bütün mülteci kamplarının dolu olduğu gerekçesiyle kılını kıpırdatmamıştı.

Siyasi korkaklığın sembolü

‘Calais cangılı’, Fransa’nın görmezden gelmeyi esas alan göç politikasının sonucu olarak ortaya çıkmıştı. Kamp Hollande yönetiminin siyasi korkaklık gösterip sorumluluktan kaçmasının sembolleştiği yerdi. Calais’deki kaçak kamplaşma eski kampın kapatılıp sakinlerine kalacak yer gösterilmemesi nedeniyle başlamıştı.

Calais’deki mülteci harabeleri Fransa’nın yüzkarasıydı. Yaz aylarında kokudan geçilemiyor, kış gelince de bataklığa dönüyordu. Britanya sınır kontrollerini Fransa’ya devretmişti. Fransa ise Calais’dekilerin Britanya’nın meselesi olduğunu savunuyor ve kılını kıpırdatmıyordu. Seçim kampanyası başlayınca durum değişti. Çünkü aşırı sağcı Ulusal Cephe ‘cangılı’ başarıyla iktidara karşı malzeme olarak kullanıyordu.

Barbara Wesel

Kamp Avrupa’nın yüz karasıdır

Birleşik Krallık mülteci krizinin patlak vermesiyle birlikte Manş Denizi’nin arkasına sığınmıştı. Londra’dan dayanışma beklenemiyordu. Fransa da radikal sağ nedeniyle insani mülteci politikası uygulamak yerine mültecilerin durumunu görmezden gelmeyi tercih etmekteydi. Medyanın konuya sürekli geniş yer vermesi ‘cangılın’ inkâr edilemeyecek siyasi bir sorun olmasını sağladı.

Ancak bu hikâyenin mutlu sona bağlanacağı sanılmamalı. Calais’deki mülteciler geleceklerini kestiremeyecek şekilde Fransa’nın çeşitli bölgelerine dağıtılıyor. Haklarından bihaber olan mültecilere umut verilmiyor, sadece taşrada birkaç hafta sakin bir hayat sürecekleri anlatılıyor.

Mültecilerin büyük bölümü muhtemelen yakında yeniden Manş kıyılarına gelip Fransa’dan ayrılmaya çalışacaktır. Birleşik Krallığa ulaşma umudunu kaybetmemiş olanlar zaten Calais’de saklanıyor. Onları, kaçak kuracakları kamplarda ‘cangıldakinden’ daha kötü bir hayat bekliyor.

Konu şimdilik kapandı

Fransa Hükümeti kampı tahliye edip sakinlerini Fransa’ya dağıtmış olmaktan memnuniyet duyacak. Paris yönetimi ‘cangılın’ sorunlarına çözüm bulmayıp, sadece sorunları paylaştırmış oldu. Hollande hükümeti, ‘gözden ırak, gönülden ırak’ ilkesiyle davranıyor. Medya Calais’deki insani felaket hakkındaki yayınlarına son verirse, ‘cangıl’ kısa zamanda unutulur, gider. Buna sorumluluk bilinciyle insani politika yapmak denemez.

© Deutsche Welle Türkçe

Barbara Wesel  

Kıbrıs görüşmeleri İsviçre’de devam edecek

Adanın birleşmesini konu alan toplumlararası Kıbrıs görüşmelerine kasım ayında İsviçre’de devam edilecek. Kıbrıs devlet radyosu (RIK) toplum liderleri Mustafa Akıncı ile Nikos Anastasiadis arasındaki buluşmada ilerleme kaydedildiğini ve bundan böyle toprak konusunun müzakere edilebileceğini bildirdi.

7–11 Kasım tarihleri arasında Montreaux yakınlarında devam ettirilecek olan toplum liderleri arasındaki görüşmede, Kıbrıs’ın Türk bölgesinde kalan topraklardan ne kadarının Rum tarafına iade edileceği ele alınacak. Kıbrıs Rum hükümet çevrelerinden alınan bilgilere göre İsviçre’deki buluşmada adanın Türk ve Rum kesimlerini ayıran sınır belirlenecek.

Akıncı ile Anastiadis arasındaki diyalog 2013 yılında başlamıştı. Çözüm sağlanabilmesi için varılacak anlaşmanın adanın her iki kesiminde yapılacak referandumla kabul edilmesi gerekiyor. Kıbrıs Rum kesimi 2004 yılında Avrupa Birliği’ne (AB) üye olmuştu. AB Kıbrıs devleti olarak sadece adanın Rum kesimini resmen tanıyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ise sadece Türkiye tanıyor.

© Deutsche Welle Türkçe

DW, dpa/AG, BK

 

Türkiye’de basın özgürlüğü AP gündeminde

Türkiye’de medya özgürlüğü bir kez daha Avrupa Parlamentosu (AP) gündeminde. Strasbourg’da AP Genel Kurulunda düzenlenen oturumda, Türkiye’de gazetecilerin durumunun 15 Temmuz darbe girişimi sonrası daha da “kötüleştiği” mesajı verildi. Avrupa Komisyonu’nun bölgesel politikalardan sorumlu gazeteci kimlikli üyesi Corina Cretu, oturumda yaptığı konuşmada, ifade özgürlüğü ve özgür, çeşitli ve bağımsız medyanın AB’nin temel değerlerinden olduğunu hatırlattı. Türkiye’deki mevcut durumu “kaygı verici ve kabul edilemez” olarak tanımlayan Cretu, medya özgürlüğü önündeki engelleri kaldırması için Türk hükümetine çağrıda bulundu. Cretu Avrupa Komisyonu’nun “Türkiye ile diyalog ve Türkiye’de ilerleme sağlanması için üyelik müzakerelerini en iyi yol olarak gördüğünü” vurguladı.

AP’nin sayıca en önemli grubu olan Hristiyan Demokratlar adına konuşan Alman parlamenter Renate Sommer, Türkiye’de “ifade ve basın özgürlüğü kalmadığını ve cadı avı başlatıldığını” savundu.

Piri: Gazeteciler serbest bırakılmalı

AP sosyal demokratları adına söz alan Türkiye raportörü Kati Piri ise, AP’deki tüm siyasi grupların Türkiye’de hapiste olan gazetecilerin serbest bırakılması çağrısında bulunduğunu söyledi. Gazetecilerin “işledikleri suçlar için değil, görüşleri için hapiste olduklarını” dile getiren Piri, Türkiye’nin yüzleştiği zorlukların üstesinden “ancak demokrasiyi kuvvetlendirerek ve normale dönerek gelebileceğini” kaydetti.

Önerdiğimiz linkler Basın özgürlüğüne OHAL darbesi

RSF Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, Türkiye’nin “dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi”ne dönüştüğünü söylüyor. 120’den fazla gazeteci hapiste. Kapatılan yayın organı sayısı ise internet siteleri hariç 150’yi aştı. (07.10.2016)

Gazeteci ve yazarlardan baskıya karşı çağrı

Türkiye’de İMC TV ile Hayatın Sesi televizyon kanallarının yayın yaptığı binaların mühürlenmesine tepkiler sürüyor. Birleşik Haziran Hareketi’nin daveti ile basına yönelik baskılara karşı bir imza kampanyası başlatıldı. (05.10.2016)

Tutuklu sorular ülkesi

Gazeteci Can Dündar, DW için Türkiye’de basın özgürlüğüne ilişkin bir yazı kaleme aldı. Dündar, “Türkiye’de her zor sorunun ağır bir faturası vardır ve pek az gazeteci bunu ödemeden kurtulur” diyor. (09.09.2016)

Erdem Gül: Habercilik bedel ödemek demek

Can Dündar ile birlikte Leipzig Basın Özgürlüğü ve Medyanın Geleceği Ödülü’ne layık görülen gazeteci Erdem Gül, Türkiye’de basının durumunu DW Türkçe’ye anlattı. Gül’e göre gerçekleri yazmak bedel ödemek demek. (07.10.2016)

Uluslararası örgütlerden Türkiye’ye basın özgürlüğü eleştirisi

Birleşmiş Milletler ve AGİT, Türkiye’de çok sayıda gazetecinin gözaltına alınmasını eleştirdi. Uluslarararası örgütler, medya kuruluşlarının kapatılmasını da kaygıyla karşıladı. (28.07.2016)

Aslı Erdoğan hakkındaki endişeler sürüyor

Özgür Gündem’e baskında gözaltına alınan gazetecilerden 22’si serbest bırakıldı. Yazar Aslı Erdoğan ise hâlâ gözaltında. Gazeteci ve belgesel yönetmeni Osman Okkan DW’nin sorularını yanıtladı. (18.08.2016)

RSF: Türkiye’de gazetecilere baskı had safhada

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, Türkiye’de darbe girişimi sonrasında gazetecilere baskının had safhaya ulaştığına dikkat çekti. Örgüt, OHAL’in basın özgürlüğünü nasıl etkilediğini ele alan bir rapor hazırladı. (22.09.2016)

Gazetecilerden ‘Gazetecilik Suç Değildir’ kampanyası

Türkiye’de gazeteciler tarafından başlatılan ‘Gazetecilik Suç Değildir’ kampanyası, halkın haber alma hakkını savunmak için kamuoyu yaratmayı hedefliyor. (12.07.2016)

PEN Başkanı: Avrupa Türk gazetecilere kucak açmalı

PEN Almanya Başkanı Josef Haslinger, Avrupa’nın Türkiye’de tutuklu bulunan yazarlar için daha fazla çaba göstermesini istiyor. Haslinger, Frankfurt Kitap Fuarı’nda DW Türkçe’nin sorularını yanıtladı. (21.10.2016)

Muhafazakar Grup adına konuşan Belçikalı parlamenter Marc Demesmaeker de, “medya özgürlük ve bağımsızlığı olmaksızın demokrasiden söz edilemeyeceğini” söyledi. Demesmaeker, Türkiye’nin “bu haliyle AB adayı statüsüne layık olmadığını” savundu.

Yeşiller Grubu adına konuşan Alman parlamenter Rebecca Harms ise 15 Temmuz gecesi “siyasi yaşamının en kötü anlarından birini yaşadığını” ve “Türkiye ile kırılma noktasına gelindiğini anladığını” söyledi.

Erdoğan’a Lozan eleştirisi

AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı Yunan parlamenter Manolis Kefalogiannis ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Lozan Antlaşması’nı sorgulamasını eleştirdi. Bu durumun soru işaretleri uyandırdığını ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu dile getirdi.

Oturumda söz alan bazı parlamenterler, kendilerine ayrılan sürenin bir bölümünü Türkiye’de hapiste olan gazetecilerin isimlerini okumaya ayırdı. 

Can Dündar AP’de

Oturum öncesinde Cumhuriyet gazetesi eski genel yayın yönetmeni Can Dündar, AP Liberal Grup üyesi Alman parlamenter Alexander Graf Lambsdorff himayesinde basın toplantısı düzenledi. Türkiye’de basının baskı altında olduğu mesajı veren Dündar, muhaliflere karşı  “cadı avı” yürütüldüğünü savundu. Dündar Avrupalı gazetecileri Türk basını ile dayanışmaya çağırarak,  Türkiye’de ifade ve medya özgürlüğü için destek istedi. Basın toplantısına katılan Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) kuruluşu temsilcisi ise Türkiye’yi “dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi” olarak tanımladı.

Dündar, liberaller, yeşiller ve komünistler  tarafından AP tarafından her yıl insan hakları savunucularına verilen Sakharov Ödülü’ne aday gösterilmişti. 

Karar tasarısında neler var?

AP, genel kurul oturumunun ardından 27 Ekim Perşembe günü “Türkiye’de Gazetecilerin Durumu” başlıklı bir de karar tasarısı oylayacak. AP’de temsil edilen 8 siyasi gruptan 7’si tarafından ortaklaşa hazırlanan taslak metinde,15 Temmuz darbe girişimi “şiddetle” kınanıyor. Buna karşılık, başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişiminin “orantısız ve yasadışı eylem ve önlemlerle meşru ve barışçıl muhalefeti daha fazla boğmak ve gazeteciler ve medyanın ifade özgürlüğünü barışçıl biçimde kullanmasını engellemek” için “Türk hükümeti tarafından mazeret olarak kullanılmaması” isteniyor.

Taslakta, aralarında Nazlı Ilıcak, Şahin Alpay, Aslı Erdoğan, Murat Aksoy, Ahmet Altan ve Mehmet Altan gibi tanınmış isimlerin de bulunduğu, “suç işlediklerine dair somut delil olmayan”   gazeteci ve medya çalışanlarının serbest bırakılması çağrısında bulunuluyor. Gazetecilerin “gazetecilikleri veya sözde bağlantıları nedeniyle tutuklanmamaları” ve “geçici gözaltı uygulamasının istisna kalması” gerektiği belirtiliyor.

Taslak metinde, özgür ve çoğulcu basının, suçsuzluk karinesi ve yargı bağımsızlığı gibi, demokrasinin vazgeçilmez unsuru olduğu hatırlatılıyor. OHAL uygulamasının yurtdışına kaçan veya saklanan gazetecilerin ailelerine “baskı” olarak kullanıldığı görüşü dile getiriliyor.

Türkiye’de 150’den fazla medya kuruluşunun kapatıldığı belirtilip, yeniden açılmaları, bağımsızlıklarının sağlanması ve görevden uzaklaştırılan çalışanların dönüşüne izin verilmesi isteniyor. Özel medya kuruluşlarına kayyum atamak için Ceza Kanunu’nun “kötüye kullanımından vazgeçilmesi” çağrısında bulunan AP, Türkiye’de görev yapan yabancı muhabirlerin “korkutulması ve sınırdışı edilmesini” de kınıyor.

“Terör tehdidi suistimal edilmemeli”

Karar tasarısında, Türkiye’nin “gerçek bir terör tehdidiyle yüzleştiği” not edilmekle birlikte, “geniş tanımlı terörle mücadele yasalarının ifade özgürlüğü haklarını kullanan gazetecileri cezalandırmak için kullanılmaması gerektiği” kaydediliyor. Bu alanda Venedik Komisyonu tavsiyelerinin ivedi biçimde hayata geçirilmesi talep ediliyor.

AP, Avrupa Birliği ve birlik üyesi devletlerden OHAL uygulaması ve gazetecilere karşı açılan davaları “yakın takibe almalarını” da istiyor.

© Deutsche Welle Türkçe

Kayhan Karaca / Strasbourg

 

BM: Akdeniz’de 3800 sığınmacı hayatını kaybetti

Önerdiğimiz linkler BM: 2016 sığınmacılar için en ölümcül yıl olacak BM: Akdeniz’deki ölümler rekor seviyeye ulaşabilir

BM verilerine göre 2016 yılında Akdeniz‘i geçmeye çalışan 3 bin 740 kişi hayatını kaybetti. BM bu rakamın yıl sonuna kadar rekor bir seviyeye ulaşmasından endişe ediyor. (25.10.2016)

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) 2016 yılının henüz tamamlanmamış olmasına karşın Akdeniz’de boğularak can veren sığınmacıların sayısında rekor sayıya ulaşıldığını açıkladı. Cenevre’de yapılan açıklamada, yılın başından bu yana Akdeniz sularında en az 3 bin 800 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

Açıklanan verilere göre, 2016 yılı henüz tamamlanmadığı halde 2015 yılına göre daha fazla ölüm ve kayıp vakası yaşandı. 2015 yılında Avrupa’ya ulaşmaya çalışırken hayatını kaybedenlerin sayısının 3 bin 771 olduğuna dikkat çekildi.

2015 yılında Akdeniz üzerinden 1 milyonu aşkın insanın Avrupa’ya ulaştığı, bu yılın başından bu yana ise sayının 330 bine indiği aktarıldı. Sayının geçen yıla oranla düşük olmasının ise Türkiye ile AB arasında Mart ayında varılan mülteci anlaşmasıyla bağlantılı olduğu belirtildi.

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği açıklamasında, deniz yolculuğunun en tehlikeli etabının Libya ile İtalya arasında olduğu belirtildi. Örgüte göre bu rota üzerinde her 47 sığınmacıdan biri hayatını kaybediyor. Türkiye’den Yunanistan’a doğru olan daha kısa rota üzerinde ise her 88 sığınmacıdan birinin hayatını kaybettiği bilgisi verildi.

Sınır Tanımayan Doktorlar örgütü de salı günü Libya açıklarındaki bir sığınmacı teknesinde yakıt buharını solumak zorunda kalan 25 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Örgüt, Alman yardım örgütü Sea Watch ile birlikte Bourbon Argos kurtarma gemileriyle iki teknedeki 246 sığınmacıyı kurtarabildiklerini kaydetti.

© Deutsche Welle Türkçe

DW/AFP/GA/BK

Diyarbakır’da Gözaltı Gerginliği

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanlarının gözaltına alınmasının ardından belediye binasında başlayan aramalar sabah saat 5.30’da sona erdi. Polislerin binadan ayrılmasının ardından belediyeden açıklama yapıldı. Açıklamada, ”Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanımız Gültan Kışanak ile Fırat Anlı’nın keyfi ve hukuksuz bir şekilde gözaltına alınmasının ardından Büyükşehir Belediyemizde ve DİSKİ Genel Müdürlüğü’nde yapılan polis aramaları sona ermiştir. Büyükşehir Belediyemizde dün akşam saatlerinde başlayan ve bu sabah saat 05.30’da sona eren aramanın usulüne uygun yapılmaması nedeniyle aramalar avukat ve belediye yöneticilerinin nezareti olmadan gerçekleştirilmiştir. Aramalar devam ederken, belediyeye alınmayan belediye yöneticileri ve çalışanları ise sabah saatlerine kadar dışarıda beklemiş, sabah saat 08.00’e kadar belediye yöneticilerinin ve çalışanların kuruma girişine izin verilmemiştir. Mesai saatinin başlamasının ardından yöneticiler ve çalışanlar, polisin yaptığı kimlik kontrolüyle Büyükşehir Belediyesi’nde girebilmiştir. Avukat nezaretinde kuruma giren belediye yöneticileri ve çalışanları, hasara ilişkin tutanak tutup, tespit çalışmalarına başlamıştır,” denildi.

Belediye yönetimi kapıların kırılarak odalara girildiği belirtilerek, “Belediyede yapılan ön incelemede, eş başkanların ve belediyenin tüm birimlerinin kapı kilitlerinin kırılarak arama yapıldığı, tüm dolapların kilitlerinin kırıldığı, hard disklerin kopyalandığı, belediyenin resmi evraklarının karıştırıldığı, bazı odalarda eşyaların yerlere saçıldığı, sayıştay ve mülkiye müfettişlerinin kullandığı odaların bile “Müfettiş Odasıdır, Girilmez” yazısı olmasına rağmen kırılıp arama yapıldığı tespit edilmiştir,” açıklaması yaptı.

Aramalar sırasında 4 belediye yöneticisi gözaltına alındı. Sabah devam eden operasyonlarda ise Belediye Genel Sekreteri Zülküf Karatekin ve bazı çalışanlar da gözaltına alındı.

Bu arada sabah saatlerinde belediye önünde toplunun gruplar protesto gösterisi yapmak istedi. Belediye çevresinde geniş güvenlik önlemleri alan polis grupların toplanmasına izin vermedi. Slogan atarak yürüyüşe geçen gruplara polis tazyikli suyla müdahale etti. Bazı gruplarla polis arasında ise itişme yaşandı. Polis göstericilerin bazılarını copla dağıttı. Polise direnen 25’e yakın gösterici gözaltına alındı. HDP’li milletvekilleri polisin göstericileri gözaltına almasına engel olmak isteyince tansiyon yükseldi. Ara sokaklara dağılan protestocular gösterilerine bir süre daha devam etti.

Bu arada Halkların Demokratik Partisi de bir açıklama yaparak eş başkanların gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Açıklamada ”11 Eylül 2016 tarihinde halkın seçtiği 24 belediyeye kayyum atanması ile başlayan Saray-AKP saldırısı, 21 Eylül’de İdil ve Hani Belediyelerine kayyum atanarak devam etti. Saray-AKP darbesinin son marifeti olan yerel yönetimlere dönük bu saldırılar, dün akşam Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne polis baskını ve belediye eş başkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın gözaltına alınmasıyla had safhaya ulaştı. OHAL rejimini kendisine kalkan yapan iktidara hatırlatıyoruz: 80 Darbesi sonrası Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nde işkencelere maruz kalan siyasi tutsak, bombalandığı sırada Özgür Gündem Yazı İşleri Müdürü, 2009’da kapatılan DTP’nin milletvekili ve çeşitli baskılara uğrayan BDP’nin Eş Genel Başkanı da aynı Gültan Kışanak’tır. Dün olduğu gibi bugün de zulme karşı meşru demokratik direnişini sürdürecek olan Gültan Kışanak’a sokaklara çıkarak eşlik edeceğiz,” denildi.

amerikanın sesi

‘Barış Yoksa Turizm De Yok’

IŞİD bombalarının Türkiye’nin en çok turist çeken noktası Sultanahmet’e kadar uzanabilmesi, Türkiye’nin Suriye’de ve Irak’ta yaşanan gelişmelere aktif yaklaşımı ve Türk hava sahasını ihlal eden bir Rus uçağının düşürülmesi, son on ayda Türk turizmini tam bir faciaya dönüştürdü.

IŞİD canlı bombaları, Moskova ile kriz ve birçok ülkenin vatandaşları için yayınladığı seyahat uyarıları Türkiye ekonomisine “en az 15 milyar dolar” kaybettirdi ve bir dizi sektörde işsiz sayısının artmasına yol açtı.

Amerika’nın Sesi’ne konuşan turizm uzmanları, 2016 için “gerçek bir afet” derken, 2017 yılına iyimser olarak bakamadıklarını belirttiler.

Deneyimli turizm uzmanı Refet Kayakıran, “Evet 2016 bir afettir. En altta ezilen, işsiz kalan, binlerce turizm personeli, esnaf, şöför, rehber, bu 15 milyar doların içinde gözükmüyor bile. Sorun döviz kaybının çok ötesindedir” dedi.

Kayakıran’a göre, Türkiye turizmini olumsuz etkileyen bir numaralı faktör her zaman terör ve bölgesel savaşlar oldu. Kayakıran, “Bu yıl hepsi vardı ve Türkiye ilk kez aktör olarak bir savaşla anılır haldeydi. Rus uçağı meselesi turizmi tam bir felakete sürükledi ve sonra gelen darbe girişimi Temmuz ve Ağustos satışlarını bıçak gibi kesti” dedi. Refet Kaykıran, turizmdeki düşüşten Türkiye’de 40’a yakın sektörüm etkilendiğine dikkat çekti.

Refet Kayakıran, “Turizm sadece ve sadece barışta yeşerir. Hükümet barış ortmı sağlasın yeter. Bu yılın sonuna kadar hem dış hem iç barış sağlansın, Türkiye tekrar eski kapasitesine döner. Unutulmamalı ki, Batılılar ve Ruslar tatillerine Ocak ayına kadar karar veriyor Mart sonrasında karar verenler ile verimli bir sezon mümkün değil” diye konuştu.

500’lük Oda Şimdi 200

Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Balkan Yardımcısı Mehmet İşler, “2016’da afet yılı yaşandı. 2017 ise pek parlak görünmüyor” dedi. Mehmet İşler, turizm bölgelerinde, ön avans ve erken rezervasyon bulunmadığına da işaret etti. İşler, “2017’deki kriz 2016’dan da fazla olabilir” diye konuştu.

İşler, turizm sektörünün acilen teşvik ve destek beklediğinin de altını çizdi ve bunları ilgili makamlara ilettiklerini kaydetti. Mehmet İşler, “Art arda yaşanan terör saldırıları, başarısız darbe girişimi ve sınırlarının yakınında gelişen olaylar nedeniyle Türkiye’nin zor dönemden geçtiğini söyledi ve Türkiye ile igili yurtdışındaki olumsuz algının düzeltilmesi için çaba harcanması gerektiğini ifade etti.

Turizm rehberi Hasan Koyunoğlu da, “Bu yıl turizm çok kötü oldu. Herkes toparlanmasını umut ediyor. İstanbul’a bile tur gemileri uğramıyor” dedi.

Koyunoğlu, resmi raporlara göre turizmdeki kaybın yüzde 20 olduğunu, ancak gerçekte bunun çok daha fazla olduğuna inandığını belirtti. Koyunoğlu, “Gecesi 500 Euro olan oteller 200 Euro’ya kadar fiyat kırdı” dedi. Hasan Koyunoğlu, “Bence bunun en önde gelen nedeni patlayan bombalar ve terör eylemleridir. 2017’ye iyimser yaklaşmak zor” diye konuştu.

Son bir yıl içinde, Türkiye’de bulunan çok sayıdaki Batılı temsilcilik, alınan istihbarat sonucu kapılarını terörist eylem olasılığı nedeniyle zaman zaman kapattı. Yine aynı dönemde, çok sayıda ülke, vatandaşları için “Türkiye’ye seyahat uyarısı” yayınladı. Son olarak, ABD Dışişleri Bakanlığı 24 Ekim günü bir uyarı yayınladı ve artan terör tehdidine dikkat çekti.

Çevrecilerden horonla 80’inci madde protestosu

Tarihi Makrevis Kemer Köprüsü’nde buluşan Fırtına İnisiyatifi üyesi yaklaşık 50 kişi adına açıklama yapan Tülay Gülay, verdikleri doğa mücadelesinde ağır aksak işleyen hukukun 80. madde ile yok hükmüne ulaşacağını belirterek, yasa maddesinin kentte ve kırda canlı yaşamına telafisi imkansız ekolojik yıkımlar getireceğini savundu. Gülay, “Yasa ile plan ve şehircilik ilkelerine aykırı projelere ruhsatsız, imar izinsiz, ÇED’siz ve yargı yolu önden kapatılmış olarak başlanabilecektir. Türkiye’nin doğal varlıkları ve kültür mirasları Bakanlar Kurulu’nun keyfine ve her şeye para gözü ile bakanların insafına terk edilecektir” dedi. Gülay, Anayasa Mahkemesi’nin üzerine düşen görevi yaparak doğa ve kentlere darbe girişimi olarak değerlendirdikleri yasayı iptal etmesini beklediklerini açıkladı. 

Tulum eşliğinde kemer köprü üzerinde el ele tutuşarak horon oynayan grup daha sonra dağıldı. Protesto gösterisinin Rize ile birlikte Türkiye’de 7 ilde eş zamanlı gerçekleştirildiği belirtildi.  

ABD, ‘YPG de katılacak’ dedi, doların ateşi yükseldi

Tarihi zirvenin sınırlı altındaki dolar/TL’de küresel piyasalar TCMB enflasyon raporu izlenecek. ABD faiz kararının giderek yaklaştığı beklentisi gelişmekte olan ülke piyasalarını baskı altında tutmayı sürdürürken dolar/TL tarihi zirvesinin hemen altında güne başladı.

ABD öncülüğündeki IŞİD karşıtı uluslararası koalisyonun komutanlarından Korgeneral Stephen Townsend’in Suriye’deki Rakka operasyonda YPG’nin de rol alacağını açıklaması üzerine dolar 3.1056 liraya kadar yükseldi.

Dolar daha sonra 3.1040 – 3.1050 lira dolayında hareket ederken, euro da 3.38 – 3.39 lira aralığına yükseldi.

Başkanlık sistemi tartışmalarının döviz piyasalarında yarattığı tedirginliğin etkisiyle geçen hafta 3.1140 liralık tarihi zirveye tırmanan dolar, Merkez Bankası’nın faiz indirimlerine ara verme kararı ile yönünü aşağı çevirmişti.