Ana Sayfa Blog Sayfa 6184

Akdeniz’de enerji koridoru yapılıyor

Türkiye’nin Rusya ile yaptığı anlaşmaların ardından enerji değişikliği ile Akdeniz’de enerji koridoru uyarısı yapan Mersin Üniversitesi Kamu Yönetim Bölümü Öğretim üyesi Ergüzeloğlu Kilim, enerji anlaşmalarının merkezinde ise İskenderun, Adana ve Mersin’in olacağını kaydetti

Geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin verdiği tavizler sonucu Rusya ile ilişkileri düzelmesinin ardından Rusya ve Türkiye arasında yapılan anlaşmalar gün yüzüne çıkmaya devam ediyor. Moskova’nın Kremlin Sarayı’ndan yapılan açıklama ile ortaya çıkan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e gönderdiği “özür mektubu” sonrası yeniden düzelen ilişkiler, 10 Ekim’de İstanbul’da ev sahipliği yapılan 23. Dünya Enerji Kongresi’nde Erdoğan ile Putin arasında gerçekleşen görüşme sonrası Türkiye ile Rusya arasında “Türk Akımı Projesi” anlaşmasının imzalanmasını beraberinde getirdi.

Dış politika ile bağlantılı

Daha kongre devam ederken Rusya’ya verilen bir diğer rüşvet ise Mersin Büyükşehir Belediyesi Meclis toplantısında Akkuyu Nükleer Güç Santrali projesine hazırlanan yeniden çevre planında yer verilmesi oldu. Akkuyu Nükleer Santrali’ne onay verir nitelikteki bu karar ile birlikte İskendur’un körfezinden başlayarak Akdeniz hattı boyunca uzanan kimi HES, termik santral projelerinde de hızlanma sözkonusu. Mersin Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Esra Ergüzeloğlu Kilim’e göre ise, kurulması planlanan HES ve termik santraller ile buna benzer projelerin tümü ekolojik felaket anlamına geliyor.

Projeler hızlandırılıyor

Planlanan bu enerji yatırımlarının Ortadoğu politikalarıyla yakında bağlantılı olduğunu vurgulayan Kilim, Türkiye’nin Rusya ve Suriye ile ilişkileri düzeltmeye yönelik dış politikada değişikliğe gitmesinin bir nedeninin de bu enerji geçiş hattı olduğunu ifade etti. Kilim, “Bu hattın liman kenti olması ve kurulumu planlanan nükleer santral ve bununla bağlantılı olarak HES ve termik santraller, bölgenin nasıl bir enerji koridoru yapılmak istendiğini gösterir nitelikte” dedi. Başta Suriye ve Irak olmak üzere bugün tüm Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin enerji politikalarından ayrı ele alınamayacağına söyleyen Kilim, önümüzdeki dönemde Akkuyu Nükleer Santrali ile Mersin ve İskenderun limanları merkezinde bu tartışmaların daha da alevleneceğini kaydetti.

Merkez İskenderun, Adana ve Mersin

AKP’nin iktidara gelmesi ile birlikte ilk iş olarak daha önce askıya alınan nükleer santral projelerini hayata geçirmeye çabaladığına işaret eden Kilim, her ne kadar Türkiye’nin adı ‘nükleer enerji üreten ülkeler’ arasına yazdırılmak istense de petrol, doğalgaz, elektrik ve buna benzer enerji ürünlerin pisliğinin Türkiye’de bırakılacağına dikkat çekti. Kilim’e göre enerji yatırımları sözkonusu bu projelerle de sınırlı kalmayacak. Hali hazırda Adana-Yumurtalık mevkiinde hayata geçirilen termik santral projelerinin olduğunu hatırlatan Kilim, büyük ölçekte yürütülecek enerji anlaşmalarının merkezinde İskenderun, Adana ve Mersin’in olacağını kaydetti.

MERSİN / DİHA

Tarımda tekelleşme mülteci üretiyor

Avrupa 2. Nyeleni Gıda Egemenliği Forumu, 42 farklı ülkeden 700 civarında delegasyon ve gözlemcinin katılımıyla Romanya’nın Cluj-Napoca şehrinde 26 Ekim’de başladı. 5 gün sürecek forumda, Çiftçi-Sen Genel Sekreteri Ali Bülent Erdem, La Via Campesina adına açılış konuşmalarını yapan 3 konuşmacıdan birisiydi. Konuşmacılardan La Via Campesina Genel Koordinatörü Elizabeth Mpofu, tarımın şirketleşmesi nedeniyle küçük çiftçilerin topraklarından olduğunu, kuşaklar boyu sürdürdükleri üretimin engellendiğini belirtti. Endüstriyel tarımın gıda çeşitliliğini öldürdüğünü söyleyen Mpofu, tohumun ve tarımsal üretimin büyük şirketlerin kontrolüne bırakılarak pazar ekonomisine emanet edildiğine dikkat çekti. Mpofu, son 5 yılda çiftçi sayısında yüzde 20 azalma görüldüğüne işaret ederek, büyük şirketlerin tarımsal arazileri satın alarak çiftçileri işçi haline dönüştürmesine karşı mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.

Savaşa karşı barış

La Via Campesina’yı temsilen “mülteciliğin nedenleri” hakkında konuşan Çiftçi-Sen Genel Sekreteri Ali Bülent Erdem ise konuşmasına Türkiye ve Ortadoğu’daki savaş nedeniyle en fazla mültecilik sorunuyla karşı karşıya kalan bir ülkeden geldiğini belirterek öncelikli olarak ‘Savaşa karşı barış’ı savunmak gerektiğinin altını çizdi. Erdem, “Devletler kendi vatandaşlarına siyasal baskılar yapmakta, bu nedenle de baskıya maruz kalan insanlar mülteciliğe zorlanmakta. Bu siyasi baskılara karşı demokrasi mücadelesi verilmelidir. Madencilik, inşaat, yol, enerji yatırımları ve sanayileşme toprağı, suyu, havayı kirletmekte ve iklim değişikliğine neden olmaktadır. Toprağın, suyun, havanın kirlenmesi ve iklim değişikliği tarımsal üretimi olumsuz etkilemekte, üreticiler tarımsal üretim yapmakta zorlanmakta. Bu nedenle de topraklarını terk ederek mülteci olmak zorunda kalmaktadırlar. Bütün bu kötü gidişatı durdurmamız gerekmekte. Mülteciliğe neden olan problemler bir sistem sorunudur, bu sistemi değiştirmemiz gerekmektedir” diye konuştu. CLUJ-NAPOCA

Brezilya’da üç yerli halk yok oluyor

Amazon ormanlarında yaşayan ve 204 milyon nüfuslu ülkedeki payları 900 bine kadar gerileyen yerlilere ilişkin çalışma yapan Survival adlı kuruluşun son raporuna göre, 3 yerli kabilenin yaşadığı Uru Eu Wau Wau yaşam alanı yok olmak üzere.

Ülkenin kuzeydoğusundaki Rondonia eyaletinde yer alan yerlilere ait doğal yaşam alanının on yıllardan bu yanaki ‘en büyük işgale’ maruz kaldığına dikkat çekilen Survival raporunda, bölgedeki 3 yerli halkın koruma altında olmalarına rağmen yaşam alanlarının yok edildiğine vurgu yapıldı. Raporda, Uru Eu Wau Wau adlı yaşam alanının Pacaas Novas adlı ulusal doğal parkın içerisinde yer almasının da bu tehlikeyi önleyemediğinin altı çizildi.

Hastalıklardan ölüyorlar

204 milyon nüfuslu Brezilya’da Amazon ormanlarında yaşayan yerlilerin nüfusunun 900 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Yerli halkların yaşam alanlarının önemli bir kısmının 1970’li yıllarda yok edildiği ve dış dünyayla zoraki bağlantı kuran yerlilerin yüzde 50 ila 90’ının dışarıdan gelen hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirdiği biliniyor. Halen 305 civarında yerli halk kabilesinin yaşadığı alanlar Brezilya topraklarının yüzde 12’sini kaplasa da, bu alanların sınırlarının belirlenmemiş olması nedeniyle kolonileştirilmesinin önüne geçilememişti.

LONDRA

 

 

 

Kürtlere karşı Halep çarkı!

 

‘Fırat Kalkanı’ karşılığında uzun zamandır Rusya ile Halep pazarlığı yapan Erdoğan’dan, Bab ve Minbic’in işgali karşılığında Halep’ten vazgeçebileceği çarkı geldi. Erdoğan, ‘Putin’le görüştüm. Halep’le bir sorunumuz yok’ dedi

Rusya ve Suriye uçaklarının salı günü Bab’ın kuzeyinde Türkiye destekli silahlı grupları vurmasından sonra Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan “Halep çarkı” geldi. Daha önce Halep’i arka bahçesi gören ve hak iddia eden Erdoğan, Muhtarlar toplantısında yaptığı konuşmada hedeflerinin Bab ile Minbic’teki Rojava güçleri olduğunu gösterdi. Erdoğan, “Bizim şu anda Halep’le bir sorunumuz yok ama itirazlarımız var. Putin’le görüştüm. Halep halkını huzura kavuşturalım dedim. Halep, Haleplilerindir. Halep’in üzerinde bir hesaba girmek doğru olmaz” dedi.

Minbic’e tehdit!

Cerablûs, El Raî ve Dabik’ta IŞİD’le anlaşmalı olarak yapılan “devir-teslim”e ilişkin de konuşan Erdoğan, “Cerablus’tan gireceğiz dedik, girildi. Ardından Rai’ye girildi, Dabık’a girildi ve şimdi El Bab’a doğru gidiliyor” dedikten sonra şunları söyledi: “Terör koridorunu biraz aşağıdan da olsa kurma gayretindeler. Münbiç’i PYD’den temizlemeye kararlıyız.”

El Nusra’yı savundu

El Kaide’nin Suriye kolu olan ve ABD’nin ‘terör listesi’nde bulunan El Nusra’nın savunuculuğuna devam eden Erdoğan, “Biz ABD’li dostlarımıza söylüyoruz. DEAŞ ile gelin beraber mücadele edelim. Terör örgütünün yanında neden olalım. El Nusra da DEAŞ ile mücadele ediyor. Ona neden terör örgütü diyorsunuz? Senin teröristin kötü benimki iyi olamaz” ifadelerinde bulundu.

Al Halep’i ver Bab’ı

Erdoğan, bir önceki muhtarlar toplantısından da Suriye devlet başkanı Vladimir Putin ile yaptığı telefon görüşmesinde, El Nusra’nın Halep’ten çıkması için “Putin’in ricası” olduğunu, kendisinin “Arkadaşlarımıza talimat verdik” dediğini söylemişti. Erdoğan, son söylemleriyle Rusya ile “Al Halep’i ver Bab’ı” hesabı yaptığını bir kez daha itiraf etmiş oldu.

ANKARA

 

 

:

 

ELN ile müzakere başlıyor

Kolombiya yönetimi, FARC ile yapılan nihai barış anlaşması referandumla kıl payı reddedilse de savaşı sürdürmenin durumu daha da kötüleştireceğinden, ELN ile de gizli görüşmelerini resmileştiriyor

Kolombiya’nın en güçlü ikinci silahlı muhalif grubu ELN ile barış müzakereleri resmen başlıyor. Görüşmeler için rehinelerin serbest bırakılması isteniyor.

Kolombiya hükümeti ile ülkesindeki en büyük ikinci silahlı muhalif grup olan Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELN-Ejercito de Liberacion Nacional) arasında barış müzakerelerinin her an başlaması bekleniyor. Görüşmeler Ekvador’un başkenti Quito’da yapılacak. Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santos, büyük acılara yol açan ve yarım yüzyıl boyunca devam eden çatışmaların sona ermesi için barış görüşmelerinin ne olursa olsun başlatılacağını açıkladı. Kolombiya yönetimi ile ELN arasında birkaç yıldır gizli görüşmeler yapılıyordu.

Hükümet ile Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) arasında 52 yıl süren iç savaşı bitiren barış anlaşması, 4 yıl süren müzakerelerin ardından Küba’nın başkenti Havana’da 25 Ağustos’ta imzalanmıştı. Ancak 2 Ekim’de yapılan referandumda yüzde 50,2’lik bir oranla reddedilmişti. Santos, en büyük silahlı muhalif grup olan FARC ile barış anlaşması imzaladığı için Nobel Barış Ödülünü almıştı.

Reehinelerin durumu

ELN kendi rehinelerini serbest bırakmak için söz vermişti, FARC’ın, 2012 yılında Küba’da müzakerelere başlamadan önce yaptığı gibi. ELN’nin elinde şu an eski kongre üyesi Odin Sanchez’in kaldığı düşünülüyor. Kolombiya Externado Üniversitesi Analist Camilo Echandia, ELN ile yapılacak görüşmelerde rehinelerin serbest bırakılması şartına ELN’nin isteksiz olduğunu söyleyerek, “ELN ve FARC arasında büyük fark var. Bu müzakereler çok karmaşık olacak” yorumunu yaptı.

BOGOTA

 

 

AF Örgütü: Muhammet ve Orhan için adalet

 

AF Örgütü, Agirî’de geçtiğimiz yıl 12 Ağustos’ta fırının odun deposunda  Muhammet Aydemir ve Orhan Arslan’ın öldürülmesinin aydınlatılması için başlattığı kampanyayı sürdürüyor

Uluslararası Af Örgütü’nün Agirî’nin (Ağrı) Giyadîn (Diyadin) ilçesinde geçtiğimiz yıl 12 Ağustos tarihinde çalıştıkları fırının odun deposunda polislerce öldürülen Muhammet Aydemir (16) ve Orhan Arslan (19) için başlattığı “Diyadin Çocukları İçin Adalet” kampanyası devam ediyor. 10 Haziran 2016’da başlattıkları kampanya kapsamında şimdiye kadar Türkiye’de 3 bin imza toplayan örgüt, kampanyayı büyütmeyi hedefliyor. Af Örgütü, Arslan ve Aydemir’in öldürülmesiyle ilgili tüm gerçeklerin açığa çıkarılması ve sorumluların adalet önüne getirilmesini talep ediyor. Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Kampanya ve Aktivizm Koordinatörü Ece Milli, kampanyanın son durumu hakkında bilgi verdi.

Valilik izni bekleniyor

Milli, “Muhammet ve Orhan’ın öldürülmesiyle ile ilgili tüm gerçeklerin açığa çıkarılması ve sorumluların adalet önüne getirilmesini talep ediyoruz. Bu talebimizi yetkilere iletmek, yetkilileri bilgilendirmek ve adaletin yerini bulması için çağrıda bulunmayı amaçlıyoruz” dedi. Çocukları öldüren polislerin hala soruşturulmadığını söyleyen Milli, “Soruşturmanın devam edebilmesi için valilik izni bekleniyor” sözlerini kullandı.

‘İnfaz olabilir’

Giyadîn’deki olaya ilişkin Af Örgütü’nün izlediği güvenlik kamerası görüntülerinin olduğunu söyleyen Milli, “Af Örgütü’nün izlediği güvenlik kamerası görüntülerinde saat 21.45 sularında çocuklar telefonlarıyla fırın önünde oynuyor. Daha sonra saat 23.00 sularında Muhammed ailesine güvende olduğunu, odun taşıyacaklarını söylüyor. Yetkililer ise kendilerine silah doğrulttuğunu söylüyor ancak hem olayın meydana geliş şekli hem de ailenin tanıklıkları olaya dair güçlü kanıtlar içeriyor. Ortada bir infaz olabilir. Dolayısıyla soruşturma, araştırma ve ailelerinin adalete erişmesi çok önemli” ifadelerine kullandı.

İşkenceye dair delil topladık

Darbe girişimi ve sonrası yaşanan hak ihlallerine dikkat çeken Milli, “OHAL dönemlerinde kamu güvenliğine öncelik veren uygulamaların olmasını anlaşılır buluyoruz. Ancak bunlar uluslararası hukukun öngördüğü yükümlülükler doğrultusunda olmalı, bu çağrımızı sıklıkla dile getiriyoruz” dedi. Milli, darbe girişiminin hemen ardından gerçekleştirilen gözaltılarla ilgili kapsamlı olarak sahada araştırma gerçekleştirdikleri bilgisini de verdi. Araştırmalar sonucunda resmi ve gayri resmi merkezlerde gözaltında tutulan kişilerin cinsel saldırı ve dayağa maruz kaldıklarına ilişkin güvenilir kanıtlar topladıklarını dile getiren Milli, “İşkence ve kötü muamele yasağı uluslararası hukuk açısından asla taviz verilmeyen konular. Yetkililerin bu tür bulguları araştırması ve işkence, kötü muamele ile mücadele etmek için somut adım atması ayrıca failleri yargı önüne çıkarması gerekiyor” diye konuştu.

İSTANBUL / DİHA

 

 

 

 

Yazma özgürlüğünü savundular

 

Gazeteciler dün yine adliye koridorlarında mesai yaptı. Özgür Gündem’de dayanışma amacıyla Nöbetçi Yayın Yönetmeni olan Beyza Üstün ve Murat Çelikkan basın özgürlüğünü savunurken, Gazeteci Hasan Cemal de gazetecilik mesleği için daha fazla ses çıkaracağını dile getirdi

Kapatılan Özgür Gündem gazetesi ile dayanışmak amacıyla başlatılan “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyasına katıldıkları için haklarında dava açılan akademisyen Beyza Üstün ile gazeteci Murat Çelikkan ve gazetenin Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya’nın duruşması Çağlayan Adliyesi İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Üstün ve Çelikkan’ın ayrı ayrı yargılandıkları davaların ilk duruşmasına, Kızılkaya katılmazken, Çelikkan hazır bulundu.

Haber hakkını savundu

Duruşmada savunma yapan Çelikkan, 12 Eylül askeri darbesinden bu yana gazetecilik yaptığını belirterek, “Kürt meselesinin barışçıl ve diyaloga bağlı bir şekilde çözülmesi gerektiğini düşünüyorum. 90’lı yıllarda basında okuduğumuz bazı katliam ve çatışmaların faillerinin bundan bir süre gerçek failler olmadığını, faillerin başka kişiler olduğunu basından öğrendik. Kamuoyunun doğruları öğrenmesi açısında basında çeşitliliğin önemine inandığım için bu görevi kabul ettim. Özgür Gündem gazetesinin basın özgürlüğü açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Halkın haber alma hakkını ve basın özgürlüğünü savunuyorum” dedi.

‘Tek tip haber dayatılıyor’

Çelikkan’ın duruşması ardından aynı salonda akademisyen Beyza Üstün’ün yargılandığı davanın duruşması görüldü. Kimlik tespiti ve iddianamenin okunması ile başlayan duruşmada savunma yapan Üstün ise, “Biz hep beraber Özgür Gündem gazetesi yayın sorumluluğunu dayanışma çerçevesinde üstlendik. Halkın bu haberlere ulaşma özgürlüğünü savunduğum için üstlendim. Bu zorlama sisteme karşı durmak için arkadaşlarımızın yazma özgürlüğünü savunmak için bu dayanışmayı ördük” diye konuştu. Çelikkan ve Üstün’ün bir sonraki duruşmaları 15 Aralık gününe erteledi. Aynı amaçla hakkında soruşturma açılan sinema oyuncusu Deniz Türkali’nin davası ise zaman aşımına uğrayarak düşürüldü.

İSTANBUL / DİHA

 

 

 

Roboskililer: Kürtler boyun eğmeyecek

28 Aralık 2011’de Şirnex’in (Şırnak) Qileban (Uludere) ilçesinin Roboski Köyü’nde savaş uçakları tarafından katledilen 34 yurttaşın aileleri, katliamın 252’inci haftasında Roboski Şehitliği’nde bir araya gelerek, adalet taleplerini yineledi. Aileler adına açıklama yapan Vahit Encu, Şirnexlilerin evlerinden sonra çadırlarının da devlet tarafından yıkılmasına tepki göstererek, Şirnexlilerle dayanışma içinde olacaklarını söyledi. Amed Büyükşehir Belediye Eşbaşkanlarının gözaltına alınmasına da tepki gösteren Encu, AKP’nin bu tarz zorbalıklarla halkı sindirmeye çalıştığını belirterek, “Kürt halkı asla size boyun eğmeyecektir” mesajı verdi.

ŞIRNEX

 

 

 

Akdeniz Kitap Günleri başladı

Mersin’de Akdeniz Belediyesi ve Kürt Yazarlar Derneği ortaklığıyla düzenlenen “Akdeniz Kitap Günleri” etkinliği başladı.  Kürt Bilgesi Musa Anter ile Yaşar Kemal ve Vedat Türkali’ye adanan Kitap Günleri, 30 Ekim’e kadar devam edecek. Etkinlikte tutuklu yazarlar Necmiye Alpay ile Aslı Erdoğan’ın kitapları için de stant açıldı. Yapılan açılışta söz alan Akdeniz Belediye Eşbaşkanı Yüksel Mutlu, özellikle Türkiye’nin karanlık bir dönemden geçtiğini belirterek, farklılıkların okunması ve tartıştırılması için böyle bir etkinlik düzenlediklerini belirtti. Açılışın ardından şair Mehmet Özer ve Şükrü Erbaş’ın katılımıyla şiir dinletisi ve söyleşi gerçekleşti. Çok sayıda yurttaşın katıldığı söyleşide ilk sözü alan şair Şükrü Erbaş,  yaşanan dönemde özellikle kalemi ve şiirleriyle söz söylemeye çalıştıklarını kaydetti. Erbaş, Kürt halkının yaşadıklarına sessiz kalınmasının mümkün olmadığını belirtti. Ardından söz alan şair Mehmet Özer de kısa bir konuşma yaptı.

Etkinlik Özer ve Erbaş’ın şiir dinletisiyle devam etti. Etkinlik sonunda yazarlar kitaplarını imzaladı.

MERSİN

 

 

 

Kadınlar günü davası görüldü

 

Adana’da 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne katıldıkları için 15 kadın hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “Örgüt propagandası yapmak”, “Suç ve suçluyu övmek” ve “İzinsiz toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmak muhalefet” suçlamalarıyla açılan davanın ilk duruşması dün görüldü. Duruşmada savunma yapan kadınlar, demokratik taleplerini dile getirip ifade özgürlüğü kapsamında düşüncelerini ve taleplerini haykırdıklarını kaydetti. Kadınlar üzerlerine atılı suçlamaları reddederek, beraatlarını talep etti. Kadınların taleplerini reddeden mahkeme duruşmada hazır bulunmayan 3 kadının da savunmalarının tamamlanması için duruşmayı 27 Aralık tarihine erteledi. Duruşma sonrası yazılı açıklama yapan Adana Kadın Platformu, herkesi, demokratik hakların, düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün savunulması konusunda duyarlı olmaya davet etti.

ADANA

 

Baskılara her gün protesto

Özgür Gündem’e yönelik 16 Ağustos’ta yapılan baskın sırasında gözaltına alınan ve ardından tutuklanarak Silivri 9 No’lu Kapalı Cezaevi’nde ağır tecrit altında tutulan Özgür Gündem Genel Yayın Yönetmeni Zana Kaya ve Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya, ağır tecrit koşullarını protesto etmek için her gün mazgallara vurarak eylem yapıyor. Ailesi aracılığıyla maruz kaldıkları hak ihlallerini aktaran Zana Kaya, kamuoyunun tepkisine rağmen hala televizyon, gazete, kitap sorunu yaşadıklarını belirtti. Kaya, haber alma haklarının hala yasaklı olduğunu dile getirdi. Kendilerine sadece bozuk bir radyo ve tek bir kanal izlettirildiğini aktaran Kaya, iletişim haklarının gasp edildiğini ifade etti. Silivri Cezaevi’nde işkencenin sürdüğünü dile getiren Kaya, cezaevinde bulunan sol örgütlerden tutuklu kadınların işkence seslerini duyduklarına dikkat çekti. Kaya, kendileri ile dayanışan herkesi selamladı.

HABER MERKEZİ