Ana Sayfa Blog Sayfa 6187

CHP’li İnce: Çatışma ortamında konuşma ortamı gelişmiyor

CHP Yalova Milletvekili Muharem İnce, Batman’ın antik Hasankeyf ilçesinde yaptığı bir dizi inceleme ardından sorunların silahla çözülemeyeceğini belirterek, “Bu coğrafyada kardeşlik olmalı. Silahla çözüm olmaz. Çatışma ortamı nedeniyle sorunu tartışamıyoruz” dedi.

CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Bolu Milletvekili Tanju Özcan, İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Yakup Akkaya, Edirne Milletvekili Erdin Bircan ve Çanakkale Milletvekili Bülent Öz’den oluşan CHP heyeti bugün sabah saatlerinde Batman’a gelerek antik Hasankeyf ilçesine geçti. Batman İl Başkanı Hüseyin Yaşar ve bazı partililerin de eşlik ettiği CHP heyeti, Hasankeyf ilçesinde, vatandaşlarla bir araya gelerek esnafın sorunlarını dinledi. Hasankeyf’in antik kalesindeki bir kahvede bulunanlarla bir araya gelen CHP heyeti adına konuşan İnce: “Bu coğrafyada güzellikler olmalı, bu coğrafyada kardeşlik olmalı. 35 yıldır bir problemimiz var, bu problemi çözmemiz lazım. Bu problem 78 milyonun problemidir. Sadece bir grubun, bir bölgenin sorunu değildir, hepimizin problemidir. Çözüm yeri neresidir, nasıl çözeceğiz? Bir çatışma ortamı sürdüğü sürece konuşma ortamı gelişmiyor. Doğru düzgün tartışamıyoruz, konuşamıyoruz. Önce bunun sona erdirilmesi lazım. Kimlik mi konuşacağız, demokratikleşme mi konuşacağız, özgürlük mü konuşacağız? Bu ortam sona erdirdikten sonra tabii ki bunları konuşacağız. Ama şunu unutmamak lazım ki, bir silahlı güç varsa, onun muhatabı da devletin silahlı gücüdür. Biz böyle olsun istemiyoruz. Biz masada insanların, Büyük Millet Meclisi’nde meşru yönetimle bu problemi konuşmasının gerektiğine inanıyoruz. Silahla sonuç alınmaz, bakın Kolombiya’ya 52 yıllık bir silahlı mücadele sonucunda anlaştılar. Silah ayrıştırıyor, ölümleri, yürekleri ayrıştırıyor. Kolombiya’da son örneği gördük” dedi.

FETÖ/PDY konusunu da değerlendiren CHP’li İnce, ortaklığın adının, kandırılmak olduğunu belirtirken şunları söyledi:

“2002’den beri ortaklık yaptıkları FETÖ ile şimdi, ‘kandırıldık’ diyerek işin içinden çıkmaya çalışıyorlar. Bu tehlikeli örgüt yıllarca bu ülkeye ihanet etti, AKP hiç sesini çıkarmadı. Han verdi, hamam verdi, arsa verdi, üniversite verdi. Kanun çıkardı, anayasa değiştirdi, sırf bu örgütü, FETÖ’yü büyütmek için, özel yetkili mahkemeler kurdu, FETÖ’ye teslim etti. Gizli tanık yasası çıkardı FETÖ bundan yaralandı. Para verdi, her şey verdi. Bunların, Türkiye’ye ihanet etmelerine göz yumdular. Ama ne zaman ki FETÖ AKP’ye ihanet etti, o zaman düşman ilan etti. Bu bir aynı bedenden birlikte büyümüş, iki canlıdır bunlar, reraber ortaktır bunlar, ruh ikizidir bunlar. Yoksulluk olduğu, yasakların olduğu, yolsuzluğun olduğu bir Türkiye’de bir ‘Y’ ile daha tanıştık, oda yüzsüzlük. O kadar yüzsüzler ki, beraber geliştirdikleri büyüttükleri, palazlandıkları FETÖ, bugün başkalarıyla ilişkilendirmek istiyorlar. Ne yaptılarsa birlikte yaptılar.”

Başkanlık konusuna da değinen İnce, “Valiler, genelkurmay emrinde, Başbakan emrinde, bakanlar kurulu emrinde, yargı emrinde, zaten başkan gibisin. Yani başkan olunca terörü bitirecek misin? Çocuklarımıza iş bulacak mısın? Bu sorunlar çözülecek mi?” dedi. (DHA)

Karabağlar’da kentsel dönüşüme üçüncü itiraz

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Karabağlar’da yürütülen ve 540 hektarlık alanı kapsayan kentsel dönüşüm projesinin 101 hektarlık alana ait kısmının imar planları geçtiğimiz aylarda üçüncü kez askıya çıktı. Planlara bölge halkından da üçüncü kez itiraz geldi.

Karabağlar Mahalleler Birliği’nin çağrısıyla İl Müdürlüğü önünde toplanan bölge halkı plana dair topladıkları 400 itiraz dilekçelerini verdi. “Afet bahane talan şahane” , “İmza atma komşunu satma”, “Rant için değil halk için dönüşüm” , “6306 gasptır, talandır” yazılı dövizler taşıyan mahalle halkı sık sık, “Haklıyız kazanacağız” , “Talana hayır” sloganları attı.  

Karabağlar Mahalleler Birliği adına basın açıklamasını okuyan Derya Çolak, dört yılı aşkın süredir kentsel dönüşüm adı altında yaşam alanlarına el konulmaya çalışıldığını belirterek, “50 yıldır oldukça zor koşullarda yaşamını sürdüren, yarattığımız yaşam alanlarında sosyal ve kültür birlikteliği korumaya çalışan yaklaşık 100 bin insanımızı görmezden gelerek hazırlanmış bu planlarla yapılmak istenenler kabusumuz haline geldi” dedi.

Çevre ve Şehircilik Bakanı’nın Bursa’da yaptığı bir konuşmasında, “Kardeşim ranta bu kadar küfretmeyin. Rant olmadan hayat olmaz” söylerine tepki gösteren Çomak, “Kendisine şunu belirtmek isteriz, kazançlarını bizim yaşam alanlarımızda aramasınlar. Zira yoksul insanların evleri rant sermayesine meze edilemeyecek kadar değerlidir. Yaşam alanlarımızda haksız kazanca izin vermeyeceğiz” şeklinde konuştu. Aynı konuda dava konusu olmuş iki itirazlarını da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından herhangi bir geri dönüş yapılmadığını hatırlatan Çomak, “Bu bir rant projesidir, talandır. Bunu kabul etmiyoruz. İtiraz etmekten ve dava açmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. Haklarımızı aramaya sonuna kadar devam edeceğiz. Yaşam alanlarımızı kurtlar sofrasına terk etmeyeceğiz” dedi.

Karabağlar Kentsel Dönüşüm Hak Arayanlar Başkanı Halil Ecevit de, “Sürecin başından beri bizim talebimiz bir dönüşüm yapılacaksa hak sahiplerinin kendi alanlarında kendilerinin dönüştürmesiydi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkilileri hiçbir şekilde bu konuda bizden görüş ve taleplerimizi almadı. Üç defadır itiraz ediyoruz ilgili birimler bizim itirazlarımıza ne yazılı nede sözel cevap vermiyor” dedi. (İzmir/EVRENSEL)

‘Evimiz yıkılacak mı korkusuyla yaşamak istemiyoruz’

Yıkım tehdidi altında olan Avcılar Yeşilkent mahallesinde “Yıkım değil, imar istiyoruz” diyen mahalleliler bir araya geldi. 70 farklı köy derneği ve kitle örgütünün çağrısıyla Tokat Karşıpınar Köy Derneği’nde gerçekleşen toplantıya yaklaşık 500 kişi katıldı. Siyasi parti temsilcilerinin de katıldığı toplantıya CHP’li Avcılar Belediye Başkanı Handan Toprak ise katılmadı.

14 Ekim günü imar sorunu nedeniyle 100 bin kişinin yaşadığı mahallede 3 ev yıkılmış, tepki üzerine yıkımlar durdurulmuştu.

Mimar ve avukatların da katıldığı toplantıda vatandaşlar evlerinin yıkılmaması için neler yapabileceklerini tartıştı. Mimarlar Odası’ndan Burak Karyılmaz’ın kentleşme üzerine sunum yaptığı toplantıda avukat Efkan Bolaç da imar sorununun siyasi olduğunu vurgulayarak hukuksal boyutu tartışmaya açtı.

Yeşilkentliler, “Dişimizden tırnağımızdan artırdıklarımızdan ev yaptık, evimiz yıkılacak mı korkusuyla yaşamak istemiyoruz” diyor.

14 Ekim’de 3 ayrı evin Avcılar Belediyesi tarafından yıkılmasının ardından mahallede korku eksik olmamış. İmar sorunu çözülene kadar mücadele edeceklerini belirten vatandaşlar, yıkıma karşı dernekleşmeyi de gündeme getirdi. (İstanbul/EVRENSEL)

Eğitim emekçileriyle dayanışma konseri gerçekleştirildi

Eğitim Sen, Yenimahalle Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde, ‘Eğitim Emekçileri ile Dayanışma Konseri’ düzenledi.

Metin-Kemal Kahraman ve Yeni Türkü’nün sahne aldığı konsere, OHAL ilanı sonrası ilan edilen KHK’lerle görevinden atılan akademisyenler de katıldı.

Burada konuşan KHK’yle ihraç edilen Eğitim Sen 5 Nolu Şube Yöneticisi Aysun Gezen ve Dil Tarih Coğrafya Fakültesi (DTCF) Araştırma Görevlisi Esra Dabağcı, “Bugün bizim için duygu ve umut yüklü bir gün oldu. En çok yanyana olduğumuz için umutluyuz” dedi.

Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar, eğitim emekçilerinin hukuksuzca görevinden atıldığına dikkat çekerek, “Eğitim emekçilerine gözaltı, tutuklama, baskı Türkiye’yi aydınlık günlere taşımaz” ifadelerini kullandı.

Eğitim Sen Genel Sekreteri Mesut Fırat, emekçilerin hukukun kırıntılarıyla bile yargılanamadıklarını söyledi.

KESK Eş Genel Başkanı Şaziye Köse,  “AKP hükümeti kendi korkularına karşılık ülkede korku duvarları yaratmaya çalışıyor. Ellerimizi sımsıkı tutup yanyana gelerek hükümetin kağıttan hukukunu yok edeceğiz” dedi.

Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan da, “Sömürü, soygun, yağma, yasak düzenine karşı hep birlikte mücadele ederek bu karanlık günleri aydınlatacağız” dedi.

Dayanışma Konseri Metin-Kemal Kahraman ve Yeni Türkü’nün ezgileriyle devam etti. (Ankara/EVRENSEL)

 

İzmir’de Anlı ve Kışanak protestosu: İrademiz yıkılmaz

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl Örgütü, Diyarbakır Belediyesi Eş Başkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın gözaltına alınmasını protesto etmek için Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde basın açıklaması düzenledi. Yüzlerce yurttaşın yanı sıra çeşitli siyasi parti ve kitle örgütü temsilcilerinin de katıldığı açıklamada, “İzmir’den Amed’e kadınlar iradesine sahip çıkıyor” ve üzerinde Kışanak ve Anlı’nın fotoğrafları bulunan “Halkın iradesi teslim alınamaz” yazılı pankartlar taşındı. Sık sık “Direne direne kazanacağız”, “Faşizme karşı omuz omuza” ve “İrademe dokunma” sloganları atılan açıklamada konuşan HDP İl Eş Başkanı Gülay Bilici, AKP’nin darbe girişimini, fırsata çevirerek kendi darbesini devreye koyduğunu söyledi.

11 Eylül’den itibaren toplamda 26 belediyeye kayyım atandığını söyleyen Bilici, Saray ve AKP iktidarının Kürt halkının iradesini yok saymayı ve eş başkanlık, eşit temsil sisteminin kurumsallaşmasını durdurmayı amaçladığını söyledi. Bilici, bunun kadın politikalarına yönelik stratejik saldırının hangi boyuta ulaştığını gösterdiğini de belirtti.

Bu gözaltıları Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne bir kayyım atama hazırlığı olarak değerlendirdiklerini belirten Bilici, “Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın gözaltına alınmaları halkçı belediyecilik yapmanın, hırsızlık yolsuzluk yapmamanın, ihaleye fesat karıştırmamanın bedelini ödetme çabasıdır” dedi.

“Ateşle oynayan AKP iktidarı yerli ve milli bir faşizmden başka bir şey getirmeyen başkanlık sistemini dayatarak ülkeyi sonu belirsiz bir kaosa sürüklüyor” diyen Bilici, “Ne yaparlarsa yapsınlar halkın iradesini hiçbir şekilde teslim alamayacaklardır. Şehirlerini de yıksanız, belediye başkanlarını da tutuklasanız bu halk diz çökmeyecek büyük bedeller ödeyerek kazandığı demokratik mevzilerini korumak için sonuna kadar direnecek ve faşizme geçit vermeyecektir” dedi. (İzmir/EVRENSEL)

Türkiye, eğitim endeksinde sondan dördüncü oldu

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz AKP’nin 14 yıllık eğitim politikalarıyla övünürken, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü Türkiye açısında pek de iç açıcı olmayan bir rapor yayınladı.

‘2016 Tek Bakışta Eğitim’ isimli rapora göre Türkiye, 38 OECD üyesi ülke arasında 35. sırada yer alarak eğitim endeksinde sondan dördüncü oldu. OECD’nin eğitim endeksinde, Finlandiya listede ilk sırada yer alırken, Estonya, Danimarka, Polonya ve Avustralya sırayla onu izledi.BBC Türkçe’den Dilan Gözlügöl’ün haberine göre; sondan dördüncü sırada yer alan Türkiye’yi Güney Afrika, Brezilya, Meksika takip etti.

OECD üyesi ülkelerin karşılaştırıldığı raporda, Türkiye’de ortalama eğitim görme süresi OECD ortalamasının da gerisinde kalarak 16.9 yıl olarak tespit edildi. Türkiye’de 25-64 yaş arası lise mezunlarının oranı ise, yüzde 36. Bu oran, yüzde 76’ya ulaşan OECD ortalamasının oldukça gerisinde ve en düşük sıralamalardan biri.

OECD’nin raporunda, eğitimdeki cinsiyet ayrımının “öğrencilerin çalışma alanlarına da yansıdığı” da belirtildi. (HABER MERKEZİ)

OHAL’de stant açılamazmış

Munzur Üniversitesi’nde stant açan öğrencilere ‘OHAL’de stant açamazsınız’ gerekçesiyle engel olmak isteyen özel güvenlikçiler, tepkiyle karşılaşınca geri adım attı.

Dersim’de bulunan Munzur Üniversitesi’nde eğitim gören bir grup öğrenci, aylık olarak yayınlanan Sığınak dergisine destek için merkezi yemekhane önünde stand kurup dergi satmaya başlayınca, okulun özel güvenlik görevlilerinin engellemesiyle karşılaştı. “OHAL’de stant açamazsınız” denilerek stantlarını kaldırmaları istenen öğrenciler buna itiraz etmeleri üzerine tartışma yaşandı.

Tartışmanın büyümesi üzerine çok sayıda okul öğrenci stant başına gelerek özel güvenlikçiklere tepki gösterdi. Öğrencilerin “Güvenlik alacaksanız okulun içine kadar gelen polisleri uzaklaştırın. Polislere öğrenci kimliğinizi vermeyin” diyerek tepki gösterdiği özel güvenlikçiler, bir süre sonra stant başından ayrılmak zorunda kaldı.

Güvenlik görevlilerinin ayrılmasının ardından öğrenciler stant başında dergi satmaya devam etti.

(mc/fç/öç)

Suskun dengbêjin saklı acısı

Hiwa Aminnejad’ın yeni filmi ‘Analoga Veda’ İran’da yaşayan bir Kürt olan Kak Sait’in hikayesi ile birlikte rejimin baskılarına ve modern hayata karşı suskunluğu tercih eden dengbêjin hikayesini konu alıyor. Yönetmen Aminnejad, filmde modernizmin etkilerine karşı geleneklerine bağlı bir köyü anlatmak istediğini belirtiyor

Rojhilat (Doğu Kürdistan) sinemasının tanınan yönetmenlerinden Hiwa Aminnejad’ın yeni filmi  “Analoga Veda” geçtiğimiz günlerde sona eren 3. Axtamara Wan Film Festivali’nde gösterildi. Çok sayıda Rojhilatlı Kürt yönetmenin yer aldığı festivalde Aminnejad da filmi sonrası söyleşiye katıldı. Söyleşi sonrası görüştüğümüz Aminnejad yeni filmi ve Rojhilat sineması hakkında sorularımızı yanıtladı. Aminnejad, Doğu Kürdistan’ın Sine şehrinde bir köyde geçen filmin, elindeki analog kamera ile köydeki yaşamı kayda almaya çalışan Kak Sait’i konu aldığını ifade etti. Filmde aynı zamanda suskun bir dengbêjin hikayesine de yer verdiğini belirten Aminnejad, dengbêjin suskunluğuyla hem modernliğe hem de otoritelerle içli dışlı olan kesimlere olan tepkiyi anlattığını söyledi. Aminnejad, modern yaşamın hegemonyasına karşı geleneksel köy yaşamının sürdürülmeye çalışıldığı köyü anlatmaya çalıştığının altını çizip filmde modernizm eleştirisi yaptığını da belirtti. İran’da yaşayan bir Kürt olan Kak Sait’in hikayesini anlatarak İran rejiminin kırmızı çizgilerini aştığını sözlerine ekleyen Aminnejad, baskılara rağmen ülkesinde film çekmeye devam edeceğini vurguladı.

Filmin hikayesi nasıl oluştu, gerçek yaşamla olan bağı nedir?

Evet tabii ki, filmde yer alan köyde bir belgesel üzerine çalışırken filmin ana karakteri olan kişiyle tanıştım. Yaptığı işle öylesine ilgiliydi ki bu durum fazlasıyla dikkatimi çekti. Acaba kişi hakkında bir belgesel mi çeksem yani o halini mi yansıtsam, yoksa ondan yola çıkarak bir kurmaca mı yapsam diye düşündüm. Çünkü sinemada gerçek hayatın bir parçası olarak aktardığımız hikaye her zaman daha etkili olmuş, mesaj daha güçlü olmuştur.

Filmde bir dengbêjin suskunluğu var, bu suskunluğun filmdeki anlamı nedir. İran’da, Kürtler kendilerini özgürce ifade edemiyor onun bir metaforik ifadesi midir dengbêjin suskunluğu?

Evet öyle. Senin dediğin gibi bir durum var. Modern hayat daha çok ilgi çekiyor. Ve modern hayata olan ilgi gelenekleri unutmalarına yol açıyor. Kamerada bu filmde modern bir obje olarak karşımıza çıkıyor. Kamera insanların kolayca ulaşabileceği, daha çok ilgi çeken bir şey. Dengbêj de kameradan etkileniyor. Kamera karşısında kilamlarını söylemiyor. Dengbêj, kilamlarını kamera kullanarak kitlelere ilettiğinde dengbêjin dinleyenlerle olan geleneksel ilişkisi ortadan kalkıyor.

Dengbêjin suskunluğu aynı zamanda o kültürün genç kuşaklara aktarılması konusunda çıkmazı da ortaya çıkarmıyor mu?

Gelecek jenerasyona güvenmiyor aslında kendini soyutluyor, biraz hüzünlü ve umutsuz görünüyor. Bu sebeple suskunluk hakim. İnsanlarla konuşmak yerine arılarla konuşuyor. Çünkü biliyor ki insanlar aynı zamanda otorite ile ilişki içinde ve otoritenin bir parçası durumunda. Bunun yanında suskunluğunun içinde çok acı hikayeler var. Ben de filmde aynı zamanda suskunluğun ardında saklı acı hikayeleri yansıtmak istiyorum.

Kültürün aktarılamaması nasıl bir toplumsal yapının oluşmasına neden olacak?

Elbetteki bir facia ve kaos durumu çıkacak ortaya. Çünkü modernleşme dokunduğu her şeyi tahrip eden sadece yerel olmayan gittikçe evrenselleşen dünyayı küçük bir köy haline dönüştürüp bizi zavallı haline getiren bir olgu artık. Modernleşmeyle birlikte sadece çok güçlü insanlar diğer insanlara bir kimlik verme gücünü elinde bulunduruyor. Kürtler için bundan daha hüzünlü ne olur bilemiyorum doğrusu.

Filmde modernlik olabildiğince kadrajın dışında. Daha çok geleneksel yapıları, geleneksel kültürü izliyoruz. Sadece kamera ve motorsiklet modernlik simgesi..

Şimdi ben motosikleti aslında modernliğin bir sembolü olarak tasavvur etmemiştim. Ben orada keskin modern bir simge olarak göstermek istediğim kameraydı. Modern aygıtların toplumun yaşantısına girerken, toplumu gelecekte nasıl etkisi altına aldığı hakkında bilgiye sahip olmadan kahramanımızın yaptığı gibi geleneksel içgüdülerle hareket ettiğinde ortaya çıkanı göstermektir.

Siz de bir kamera kullanıyorsunuz. Kameranızın toplumsal ve kültürel yapıya olan etkileri konusunda neler söylersiniz?

Şimdi bu aletlerin kullanılmasını ben negatif bir olgu olarak görmüyorum. Bunlar yapıcı ve verimli  kullanıldığında pozitif bir şeyler elde edilebileceğine inanıyorum. Filmde yapmaya çalıştığım da insanların modern aygıtlarla nasıl başa çıktığı, nasıl ilişkilendiklerini göstermek. Gündelik hayatta modern aygıtları kullanmalarına rağmen gelenekleri sürdürebiliyor olma konusunda Japonlar güzel bir örnek. Eğer biz de bu aletlerin bizi yenmesine izin vermeden kullanabilirsek bu başarıdır. En azından şuana kadar kendi halkımın, Kürt halkının durumundan gurur duyuyorum çünkü şimdiye kadar modernite tarafından kuşatılmışlıklarına rağmen kendi kimliklerini, kültürlerini kaybetmedi.

Köy yaşamının yanında şehir yaşamını kısa da olsa izliyoruz. Kamera şehirde çok fazla kalmadan büyük beton binaları gösterip hemen geri dönüyor. Şehirleri olumsuz bir imge olarak mı görüyoruz?

Aslında göstermek istediğim, büyük şehrin köye çok yakın olmasına rağmen köydeki geleneksel yaşamın devam ediyor olması. Çocuklar sık sık şehre gidip orada oynamaya veya bazı eğlencelere katılmayı seviyor ve sonra geri dönüyor. Buna rağmen köyde hayat geleneksel olarak devam ediyoru anlatmak istedim. Her iki tarafı da gösteriyorum.

İran rejiminin Kürtler üzerinde uyguladığı baskıları biliyoruz. Kürtlerin anlatılması hoşlarına gitmiyor. Kürtleri çektiğiniz için kameranız tehdit unsuru olarak görünüyor mu?

Rejimler genelde kendi kırmızı çizgilerini aşmayan kameralarla barışıklar. Yani bu kameralar kırmızı sınırlarını aşmadıkları sürece bir sorun değil rejim için ama aştığı zaman bir tehdit oluşturuyor. Bu bütün dünya için geçerli.

Kameranız o kırmızı çizginin neresinde?

Şimdi filmimizin kahramanı Kak Sait, rejimin kırmızı çizgisini aşıyor. İran’da yaşayan bir Kürt’ün filmini çektiğim için ben de kırmızı çizgiyi aşmış oluyorum. İran Kürdistanı’nın hikayesini anlatmaya çalışıyorum. Bir çok İranlı Kürt, film yapanlar var ki rejimin baskılarından kaynaklı Irak, Türkiye gibi ülkelerdeki hikayeleri anlatıyor. Bu bir çeşit oto-sansür. Ama ben, İran Kürtlerinin hikayesini anlatmayı seçtim. Ben İranlı bir Kürt olarak Türkiye’deki ya da Irak’taki Kürtlerin sorunlarını anlatmakta özgürüm ama İran’daki Kürtlerin sorunlarını anlatmakta özgür değilim. Ama ben her şeye karşın İran Kürtleri anlatmayı sürdürüyorum.

 Rejim tarafından herhangi bir baskıya maruz kaldınız mı?

Şimdiye kadar herhangi bir sorunla karşılaşmadım çünkü filmim İran’da gösterilmedi. Zaten film İran’da dağıtıma giren film cinsine de uygun değil.

İran’dan bakıldığında Kuzeyin bugünkü durumunu nasıl görünüyorsunuz?

Kürt sorununun bütün ülkelerde ilgili coğrafyalarda aslında aynı olduğunu düşünüyorum. Mesele Kürtlerin kimliğini kabul edilmemesi onlara farklı kimlikler dayatılmasıdır. Asıl sorun bu.

Axtamara Wan Film Festivali’ne Kürdistan’ın çeşitli parçalarından Kürt sinemacılar paylaşımlarda bulundu. Bununla beraber çeşitli ülkelerden sinemacılar da katıldı. Festivali bölgede ortak bir platform olarak nasıl değerlendiyorsunuz?

Katıldığımız bu festival, uluslararası festival olma potansiyelini taşıyor. Dünyanın çeşitli yerlerinden insanlar geliyor çeşitli sinema insanları ile filmlerimizi paylaşıyoruz, Fikir alışverişinde bulunuyoruz. Eğer yaptığımız filmleri sadece kendimiz izlersek bunun bir anlamı olmaz. O nedenle birbirimizin filmlerini izliyoruz bu kesinlikle çok yararlı bir paylaşım oluyor. Ve biz aynı zamanda dünyada daha fazla barış ve sevgi oluşturma fikrini de paylaşıyoruz. Barışın mümkün olduğuna inanıyorum. Devletler şiddet ve nefreti yaydıklarına göre biz sinemacıların görevi ise sevgiyi ve barışı kurmak.

Kürtler bölünmüş ülkeyi kabul etmiyor

Kürt filmlerinin kaçınılmaz olarak işlediği konulardan biri de sınır. Sınırlarla dört parçaya bölünmüş bir ülke. Film de sınıra yakın bir yerde geçiyor. Sınır imgesinin Kürt filmlerinde sürekli yer almasında ilişkin neler söylersiniz?

Sınırları Kürtler kendileri istemedi kendileri yaratmadı bu yüz sene önce yapılan kirli bir anlaşmadır. Lozan Anlaşması. Fakat aradan o kadar vakit geçmesine rağmen görüyoruz ki Kürtler sınırlarla bölünmüş ülke gerçeğini kabullenmiş durumda değiller. Şimdi ben Irak- sınırına otuz kilometre mesafede doğmuş bir insan olarak bu sınır olgusuna çocukluğumdan beri çok yakınım ama ben yanlız ülkeler arasında değil insanlar arasında çok yakın sınırlar olduğuna inanıyorum. O yüzden insanlığın kendi içinde sınırları var başka insanlarla ilişkilerinde sınırlar var, babamla benim aramda da aile üyeleri arasında da sınırlar olabilir. Sınır burada aslında metafor.

Önder Elaldı

 

 

 

Halkla beraber özgürce sanat yapıyoruz

Mersin’de “Alternatif sanat” sözüyle 2001 yılında yola çıkan bir grup tiyatro sanatçısının kurduğu Tiyatro Agon, kentte özgür ve bağımsız tiyatronun gelişmesi için 16 yıldır mücadelesini yürütüyor. Bodrum katında sanatsal faaliyet gösteren Agon, burada her hafta düzenli olarak oyun sergiliyor ve tiyatronun yaygınlaşması için tüm gençlere ücretsiz olarak dersler veriyor. “Her şey özgür ve bağımsız bir sanat için” diyen Tiyatro Agon’un kurucularından Salih Yıldırım, aldıkları bodrum katını bir sanat kulübüne çevirdiklerini söyledi. Alternatif sanatın komün yaşamdan geçtiğine dikkat çeken Yıldırım, apartman sakinlerine her hafta oyunlar sahnelediklerini söyledi. Yıldırım, tiyatroyu gönülden yapan gruplara da kapılarının sonuna kadar açık olduğunu kaydetti. Yıldırım, tiyatroseverlere ücretsiz temel oyunculuk eğitimi, kukla yapım ve oynatımı, drama gibi birçok eğitim verdiklerini söyleyen Yıldırım, yılda yaklaşık yüz öğrenciye atölyelerde ders verdiklerini belirtti. Agon’un kurucu oyuncularından Mehmet Selam Çağlar ise “Halkla beraber özgürce sanat yapıyoruz” dedi.

MERSİN / DİHA

 

 

Demirtaş hakkında soruşturma

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş hakkında jet hızıyla soruşturma başlattı

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, gözaltına alınan Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı için bugün Amed Büyükşehir Belediyesi önünde yapılan protesto eyleminde yaptığı konuşma nedeniyle HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş hakkında soruşturma başlattı.

Demirtaş, hakkında başlatılan soruşturmaya ilişkin ilk olarak Twitter’dan yanıt verdi.

Demirtaş, attığı tweetinde “Hah neyse, bir an korkmuştum başlarına bir şey mi geldi diye, bu saate kadar soruşturma açmamaları derin bir kaygıya gark etmişti bizi” dedi.

DİHA