Ana Sayfa Blog Sayfa 6193

AP parlamenteri: Erdoğan Avrupa’ya şantaj yapıyor

Kürdistan’daki izlenimlerini paylaşan EGAM Başkanı Benjamin Abtan, “Kürt halkının direnmekte kararlı olduğunu gördüm” dedi. Abtan, Erdoğan’ın mülteciler üzerinden Avrupa’ya şantaj yaptığını ve bunun da işe yaradığını vurguladı.

Avrupa Irkçılık Karşıtları Taban Hareketi (EGAM) Başkanı ve Avrupa Parlamentosu üyesi Benjamin Abtan, Avrupa Parlamentosu parlamenterlerinden oluşan 15 kişilik heyetlerinin Amed (Diyarbakır) ve Mêrdîn’de 3 gün süren temasları, incelemeler ve ziyaretlere ilişkin izlenimlerini aktardı. Kürdistan’da ciddi bir baskı ortamının var olduğuna dikkat çeken Abtan, yaşananların kamuoyuna aktarılmasının engellenmek istendiğini de söyledi. Ziyaretlerinin iptal edilmesi yönünde Türkiye’nin, ülkelerine baskı yaptığını dile getiren Abtan, Kürt halkına uygulanan baskının, temasları sırasında zırhlı araçlar ile kendilerine de uygulanarak ziyaretlerinin sabote edilmesi girişimlerinin olduğunu söyledi.

‘Kürt halkında onurlu duruşu gördüm’

Türkiye’nin baskı yöntemlerinin amacına ulaştığını dile getiren Abtan, “Biz de bu nedenle Kürdistan’dayız. Burada yaşananları Avrupa’ya taşımak. Bu baskı ortamına son vermeye çalışmak. Bu durumdan çok etkilendim. Kürt halkının durumdan çok etkilendiğini gördüm. Buna rağmen haklarını savunmakta kararlı insanlar gördüm. Kürt halkının direnmekte kararlı olduğunu gördüm. Acı ve şiddet ortamında halk umutlu değil, ama buna rağmen insanlarda çok onurlu bir duruş görüyorum. Acılarını ifade ediyorlar, ama nefret göstermiyorlar. Çok güçlü bir şekilde dayanışma talep ediyorlar” diye belirtti.

‘Nusaybin’de tam olarak neler olduğunu gördük’

Kürt halkının taleplerini sırtlayarak ülkelerine götüreceklerini vurgulayan Abtan, uluslararası alanlarda baskı kurarak Kürt halkının taleplerini dillendireceklerini kaydetti. Abtan, Kürdistan’daki baskı ortamına tanık olduklarının altını çizerek, “Nusaybin’de tam olarak neler olduğunu görebildik. Biz bunları durdurmak için çalışacağız” dedi.

‘Erdoğan’ın sansürünü engellemek için girişimlerde bulunacağız’

Avrupa’da yayın yapan Med Nûçe televizyonunun ve Türkiye’de muhalif kanalların kapatılmasından habersiz olduklarını, durumdan Kürdistan’a gelmeleriyle bilgi sahibi olduklarını dile getiren Abtan, “Sansür devlet politikasıdır. Burada yaşananların görünmesini engellemek istiyor. Bu bizi şaşırtmadı. Avrupa’ya döneceğiz, Erdoğan’ın sansürünü engellemek için girişimlerde bulunacağız. Çünkü Avrupa’nın yapması gereken, Erdoğan’ın politikalarını izlemek değil, demokrasi mücadelesine destek sunmaktır. Kürdistan’da yaşananlar sansür politikalarından dolayı görünmüyor. Ancak Kürdistan’da dinlediğimiz insanların sesini Avrupa’da duyuracağız” şeklinde konuştu.

‘Barış silahların bırakılması ile sağlanmaz’

Kürdistan’da yaşanan savaş sürecini ve PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın barış çağrısını değerlendiren Abtan, Kolombiya barış antlaşmasının Kürdistan’da sağlanabileceğini, ancak Türkiye’de hakim mantığın barışa hazır olmadığını dile getirdi. Barışın sağlanmasının salt silahların bırakılması ile sağlanamayacağını belirten Abtan, “Silahlar bırakılsın, ancak baskının devam etmesiyle barış sağlanmaz. Baskının da son bulması ve herkesin demokratik haklarının verilmesi gerekiyor. Kürt liderinin barışa varmakla ilgili düşünceleri ve analizleri var. Türk devletinin analizleri var. Ancak Türk devletinin totaliterleştiğini de görüyoruz. Topluma kitlesel baskı uygulanıyor. Son derece sert ve otoriter rejime gidilmesi planlanıyor. Bu sadece Türkiye’nin Güneydoğu bölgesi için değil, Türkiye’nin ilerisi için de tehlikeli bir durum söz konusu” dedi.

‘Erdoğan Avrupa’ya şantaj yapıyor’

Avrupa’nın Türkiye’de yaşanan gelişmelere karşı umursamazlık içerisinde olduğuna işaret eden Abtan, “Suriye-Irak meselesi odak noktası ancak Erdoğan Avrupa’ya şantaj yapmakta. Mülteciler üzerinden yaptığı şantaj, Avrupa milliyetçiliğinden dolayı işe yarayabiliyor. Avrupa’daki milliyetçi siyaset ile Türkiye’deki milliyetçi siyaset arasında ittifak oluşmuş durumda. Her iki aktör bir birini güçlendiriyor. Otoriterleşmeye yaklaşan ve demokrasiden uzaklaşan ittifaktan dolayı bir birini besliyorlar” şeklinde değerlendirdi.

Abtan’ın Kürdistan’dan çok önemli izlenimlerde bulunduğunu, Kürt halkının onurlu duruşundan çok etkilendiğini ifade ederek, “İnsanlar yakınlarını kaybetmesine rağmen onurlu duruyorlar. Bu duruş bir toplumun içindeki resmi yapılarından öte toplum içerisinde ortak duygusudur” diye belirtti.

(ayg-özp/fç/rp)

Kayyımlara karşı oturma eylemi

Qoser’de belediyelere kayyım atanması oturma eylemiyle protesto edildi.

Mêrdîn’in (Mardin) Qoser (Kızıltepe) ilçesinde belediye çalışanları, belediye eşbaşkanları, DBP eşbaşkanları, MEYA-DER, KURDÎ-DER ve belediye meclis üyeleri, kayyımlara karşı oturma eylemi yaptı. Belediye önünde konuşan DBP İlçe Eşbaşkanı Ali Dinler, “AKP iktidarının izlediği yol, demokratik alanı tümden yok etmektedir. Siyasi soykırımla, basını susturmakla, emekçileri işten atmakla kendi iktidarını güçlü kılacağını sanıyor. Bütün bu uygulamaların sonuçları faşizmin kurumsallaşmasıdır. Her türlü faşizan uygulamalara karşı demokratik direnişi yükselteceğiz. Kayyım faşizan bir uygulamadır, zorbalıktır, halkın iradesini hiçe saymaktır. Bundan dolayı kayyımı tanımıyoruz” dedi.

Açıklamanın ardından oturma eylemi yapıldı.

(ekip/rp)

 

İran’dan Türkiye’ye Musul tepkisi: Türk Büyükelçi Bakanlığa çağırıldı

Basın toplantısında konuşan Kasımi, “Her ülkenin terörizmle mücadele etme hakkı var anacak bu ilgili ülkeden izin alınmadan, tek taraflı bir şekilde o ülkenin egemenliğini ihlal ederek yapılamaz. Her türlü katkı, merkezi yönetimin bilgisi dâhilinde izin alınarak yapılmalı” diye konuştu.

TÜRK BÜYÜKELÇİ BAKANLIĞA ÇAĞRILDI

Türkiye’nin Tahran Büyükelçisi Rıza Hakan Tekin’in Dışişleri Bakanlığı’na çağrılıp çağrılmadığı iddialarını değerlendiren İranlı Sözcü, “ Türkiye Büyükelçisi geçen hafta bakanlığa çağrılarak çeşitli konularla ilgili kendisiyle görüşüldü. Türk Büyükelçi, bilgisi dâhilinde olan soruları yanıtlarken bazı sorulara ise Ankara’ya görüştükten sonra yanıt vereceğini kaydetti” dedi.
 

‘Bitte schön abla’

Berlin’de bir Türk pazarı… Almanların deyimiyle ‘Turkish Market.’ 150 yıllık bir geçmişe sahip. İlk zamanlar, dünyanın her yerinden insanların tezgâh açtığı bir bit pazarıymış burası. Türk pazarı olmasının hikâyesi ise 1970’lerdeki işçi göçüne kadar uzanıyor. Anadolu’nun nefis lezzetlerini tatmak ya da pazar kültürünü yaşamak isteyenlerin uğrak yeri.

Yani oldukça popüler. Neukölln’de, Maybachufer Caddesi’nde, salı ve cuma günleri saat 11.00-18.00 arası açık. Ev yapımı biber dolmasından Vakfıkebir ekmeğine, kumaştan iç çamaşırına kadar pazarda her şey var. Kendinizi Türkiye’deki bir pazardaymış gibi hissediyorsunuz. Çünkü, her bir noktasından, ‘bitte schön (buyrun) abla’ sesleri yükseliyor. Pazarcı esnafın hikâyesi de en az pazar kadar renkli.

Anadolu mutfağı favori

Pazarcılar, pazara ilgiden oldukça memnun. Türklerden çok Almanlar’a satış yapıyorlar. Pazarda en kalabalık yerlerden biri, Anadolu yemeklerinin satıldığı tezgâh. Biber dolması, gözleme, içli köfte hatta Vakfıkebir ekmeği… Aranan lezzetlerin hepsi burada.

‘Müzisyen pazarcı….’

Batı Trakya’dan göçen İbrahim Ahmet (66), kumaş tezgâhının başında. Yunanistan’daki baskılardan kaçmışlar. 38 yaşındayken çocuklarıyla birlikte Almanya’ya gelmişler. Tek amacı çocuklarını okutabilmek. Bir süre gazinolarda ud çalmış. Berlin duvarı yıkıldığından beri pazarcı. Ahmet, göç hikâyesini şöyle anlatıyor: “Tası tarağı aldık, Almanya’ya geldik. Ya Türkiye’ye gidecektik ya da Almanya’ya… O zamanlar Türkiye’nin durumları biraz karışıktı. Üç çocuğumu müzikle büyüttüm. 89’a kadar, yani buraya gelene kadar müzik yaptım. Burada da bir süre yaptım ama Berlin Duvarı yıkılınca gazinolar kapandı. Artık ekmek kalmayınca, 1996’da benim için müzik bitti. Evde hanıma, bazen de arkadaşlarla sohbetlerde çalıyorum. Ekmeğimi sadece pazardan kazanıyorum.”

Kokoreç Meksikalılarda

Pazarda, tek tük de olsa İtalyan, Meksikalı ve Alman tezgâhı dikkat çekiyor. Almanlar sosis, İtalyanlar pizza ve peynir, Meksikalılar kokoreç satıyor. Pazarın sonunda, yorgunluk atmak isteyenler, yerlere oturuyor, nehir manzarasında, sokak sanatçılarının müziğini dinliyorlar. Kahve içip muhabbet ediyorlar.

‘Fare yiyerek hayatta kaldık’

Yaklaşık beş yıl Somalili korsanlar tarafından rehin tutulmalarının ardından serbest bırakılan bir grup denizci BBC’ye konuştu. Denizcilerden biri, hayatta kalmak için fare yediklerini söyledi. Ormanda pişirdikleri fareleri yediklerini belirten Filipinli denizci Arnel Balbero kendilerine sadece az miktarda su verildiğini ve beş yılın sonunda kendilerini “yaşayan ölü” gibi hissettiklerini söyledi.

“Her şeyi yedik, her şeyi. Aç hissediyorsun ve yiyorsun” diyen Balbero, serbest bırakıldıktan sonra günlük yaşama alışmakta güçlük çektiğini de belirtti. Balbero, “Bütün bunlar bittiğinde bu dünyanın dışında ne var bilmiyorum. Bu yüzden yeniden başlamak çok zor” dedi.

BBC Türkçe’nin haberine göre, Arnel Balbero, Somalili korsanlar tarafından Seyşeller’in güneyinde ele geçirilen FV Naham 3 gemisindeki denizcilerden biriydi.

‘İki denizci hastalıktan öldü’

26 denizci 2012’de gemilerinde rehin alınmış ve Somali’ye götürülmüştü. Denizcilerin Cumartesi günü fidye karşılığında serbest bırakıldığı bildirilmişti. Tayvan medyasına göre Tayvan Dışişleri Bakanı, geminin sahibinin ve müzakereleri yürütmeleri için anlaşılan grupların fidye verdiğini açıkladı. Rehinler arasında Çin, Filipin, Kamboçya, Endonezya, Vietnam ve Tayvan vatandaşları bulunuyor.

Oceans Beyond Piracy (Korsansız Okyanuslar) isimli sivil toplum kuruluşuna göre rehin alma operasyonu sırasında mürettabattan biri kişi öldürülmüştü. Bir yıl sonra gemi batmış ve ekip Somali’ye götürülmüştü. İki denizci de hastalıktan hayatlarını kaybetmişlerdi.

‘Yok yere öldüler’

26 denizcinin, Somalili korsanların elinde kalan son rehinlerden olduğu düşünülüyor. Korsanların denizcileri kaçırma dalgası 2000’lerin ortasında başlamıştı. Somali açıklarındaki çoğunlukla fidye için gerçekleştirilen kaçırma olayları, uluslararası askeri denetim sayesinde son yıllarda oldukça azaldı.

2014 yılında olması muhtemel rehine pazarlıkları sırasında çekildiği anlaşılan bir videoda, geminin mühendisi Shen Jui-chang, “Su yok, yiyecek yok. Hepimiz hastayız. Korsanlar ilaç vermiyorlar, ilaç alacak paralarının olmadığını söylüyorlar. Bu yüzden iki genç adam yok yere öldü” diyor.

İzmirliler kısa filme doyacak

İzmir’in uzun soluklu tek uluslararası sinema etkinliği olan Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali, bu yıl 17’nci kez kapılarını açmaya hazırlanıyor. Başta Kültür Bakanlığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Sinema Genel Müdürlüğü olmak üzere Buca Belediyesi, Konak Belediyesi, Bayraklı Belediyesi, Karşıyaka Belediyesi ve Bayraklı Belediyesinin destekleri ile gerçekleştirilen Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali 1-6 Kasım tarihleri arasında İzmir Sanat, Fransız Kültür Merkezi, Karşı Sanat Merkezi ve Ege Üniversitesi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Yaşar Üniversitesi ve İzmir Ekonomi Üniversitesi salonlarında gerçekleştirilecek.

Festivale katılan ünlü konuklar ile yapılacak söyleşilerin yanısıra kamera önü oyunculuk, görüntü yönetmenliği ve post prodüksiyon konularında düzenlenecek ücretsiz workshoplar sayesinde, kısa film konusunda her alanda eğitim sağlanmış olacak. Ünlü oyuncular İrem Altuğ, Bestemsu Özdemir, Yiğit Kirazcı ve Nazlı Tosunoğlu oyunculuk üzerine televizyon ve sinema ile ilgili deneyimlerini aktarırlarken Türkiye’nin usta yönetmenlerinden Erden Kıral filmleri ve sineması üzerine festival izleyicileri ile buluşacak. Ayrıca Türkiye’nin önde gelen görüntü yönetmenlerinden Uğur İçbak, Oktostore ve İstanbul Post Prodüksiyon Departmanı’nın uygulamalı olarak yapacakları görüntü ve kurgu eğitimleri de merakla bekleniyor. Temel yapım atölyesinde Yonca Ertürk proje hazırlama, sunma ve kaynak bulma konularında bilgi verirken, tasarım konusunda illüstrasyon sanatçısı Ethem Onur Bilgiç tecrübelerini paylaşacak. Ayrıca Tümay Özokur, Yrd. Doç. Dr. M.Melih Korukçu ve yönetmen Ali Adnan Özgür’ün birlikte düzenledikleri atölye ile kamera önü oyunculuğu konusunda tüm bilinmeyenler yanıt bulacak.

100 İLLÜSTRASYON İLE TÜRK SİNEMASI’NIN 100 YILI

Bandmag dergisinin Antalya Film Festivali için hazırladığı 100 ilüstrasyon ile Türkiye Sineması’nın 100 yılı sergisi de festival sırasında İzmirliler ile buluşacak. Sergide Vurun Kahpeye’den (1949) Yalnızlar Rıhtımı’na (1959), Sevmek Zamanı’ndan (1965) Sürü’ye (1978), Karılar Koğuşu’ndan (1989) Eşkıya’ya (1996), Bal’dan (2009) Kış Uykusu’na (2014), sinemamızın hafızalardan silinmeyen 100 filmine dair 20 genç illüstrasyon sanatçısının çalışmaları yer alıyor.

Fransa’daki OHAL’i örnek gösterenlere Fransız Bakan’dan cevap

Ankara’da bulunan Fransa Dış İşleri Bakanı Jean-Marc Ayrault, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile yaptığı ortak basın toplantısında, “Fransa ile Türkiye’deki OHAL yapısal olarak farklı. Fransa’daki OHAL’lerde yargının hala bağımsızlığı söz konusudur” diye konuştu.

Jean-Marc Ayrault şunları söyledi:

Türkiye terörle mücadele çerçevesinde kendini savunmak hakkına sahiptir. OHAL süresini uzatmak da kendi hakkıdır. Fransa ile Türkiye’deki OHAL yapısal olarak farklı.
Fransa’daki OHAL’lerde yargının hala bağımsızlığı söz konusudur.

Sizlerdeki OHAL’de ise polis yetkilerine ekstra bir yetki getiriliyor. Hukuk devlerine saygısı ve temel hak ve özgürlüklerini göz önünde bulundurması ve yargılamaların adil bir şekilde sürdürülmesi gerekiyor. Yargılananların, faillerin konuyu üst makama götürmelerine imkan vermeniz gerekir.

ÇAVUŞOĞLU YANIT VERDİ: İKİ OHAL ARASINDA FARK YOK

Jean-Marc Ayrault’un bu sözlerine yanıt veren Çavuşoğlu ise şunları söyledi:

“Türkiye’deki OHAL ile Fransa’daki OHAL arasında fark yoktur, ikisi de terör örgütlerini hedef almaktadır. Aynı şekilde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne getirdiğimiz kısıtlamalar da aynı kapsamdadır. Fransa’yı hedef alan teröristler hangi muameleyi görüyorsa Türkiye’de darbe girişiminde bulunanlar da yargıya teslim edilmiştir. Fransa’daki ve Türkiye’deki OHAL Fransız ve Türk vatandaşlarının özgürlüklerini kısıtlamamıştır, etkilememiştir.”

“4 F-16 JETİMİZ OPERASYONDA YER ALIYOR”

“Musul operasyonuna çok yönlü bir şekilde katkı sağlıyoruz. Kuzey Irak’ta eğittiğimiz peşmerge güçleri ve Başika kampında eğittiğimiz yerel güçler aktif bir şekilde operasyonun içindeler. 4 tane F-16 jetimiz de operasyonda yer alıyor. Başika’daki kuvvetlerinmiz 700 DAEŞ’liyi öldürdü. Fransa ile birlikte Türkiye’nin de ortak hedefi Suriye ve Irak’tan DEAŞ’ı temizlemektir. Irak’ın güvenliği kendi güvenliğimiz kadar önemlidir. Irak’ın değişik bölgeleriniden çok sayıda PKK’lı ülkemize geliyor ve saldırılar düzenliyor. Şimdi de Sincar’ı 2. bir Kandil yapmak isiyorlar. Biz PKK’nın Irak’taki yapılanmasına daha aktif müdahale edeceğiz. Burada yapılanmasına müsaade etmeyeceğiz.”

 ‘İran’daki kadınlar için mücadele edeceğiz’

Koma Jinên Azadiye Rojhilata Kurdistan-Doğu Kürdistan Özgür Kadınlar Topluluğu (KJAR), geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiği kongre ile yeni dönemin örgütlenme modelini tartıştı. Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin ve bu gelişmelerin kadına yansıma biçimlerinin ele alındığı kongrede önemli kararlar alındı. Kongre katılımcılarından KJAR Üyesi Berivan Şaxo, kadınların her alanda kendilerini güçlü kılmak zorunda olduğuna işaret ederek, “İran’da tüm kadınların kendi mücadelesini büyütmesi için önemli bir potansiyel bulunmaktadır. Önemli olan bu potansiyeli bir çatı altında örgütlülüğe kavuşturmak ve mücadeleyi kazanımlara dönüştürmektir” dedi.

‘Önemli adımlara vesile’

KJAR’ın sadece Kürt kadınları  değil tüm İranlı kadınlar için mücadele yürüten bir örgüt olduğuna işaret eden bir diğer KJAR Üyesi Peyman Viyan ise “Özellikle de İran’ın kadına yönelimleri her geçen gün daha farklı boyutlara varmaktadır. Bunun içinde kendimiz hem sürece hem de kadın renginde mücadeleye hazırlamak için böyle bir kongrenin bu süreçte olması önemli adımlara vesile olacaktır” dedi. İran rejiminin idamlarla toplumun sesini kısmaya çalıştığını aktaran Peyman Viyan, kongrede Leyla Kasım’ın idam edildiği 9 Mayıs ile Şirin Elumhuli’nin idam edildiği 13 Mayıs tarihleri arasındaki bir haftayı “Kadın mücadele günü” olarak belirlediklerini söyledi. Tüm kadınlara ‘örgütlenme ve birleşme’ çağrısı yapan Viyan, “Gün birleşme ve örgütlenme günüdür” dedi.

SILEMANÎ/JINHA

 

Marksist Kadın Atölyesi açıldı

 

Marksist Kadın Atölyeleri ile Şişli’deki yeni yerlerinin açılışını gerçekleştiren Ayışığı Sanat Derneği, kadının tarihini öğrenmek, geleceğini yazmak, bilim, sanat ve felsefe alanında çalışmalar yapmak üzere çalışmalarına başladı.

Etkinlikte ilk olarak konuşan Mücadele Birliği Üyesi Ebru Şahin, “Ayışığı Sanat Merkezi 28 yıldır bu topraklarda ezilen halklarla birlikte, kendi kurtuluşunu hedefleyen kadınlarla birlikte olmaya devam ediyor” dedi. Ardından sözü alan Marksist Kadın Akademisi’nden Songül Yüce ise zor bir dönemden geçildiğine dikkat çekerek, “Ancak her zor dönemi yeni alanlar yaratarak aşmayı çok iyi biliyoruz” sözlerini ifade etti. Akademi ile kadın alanında yeni bir sayfa açtıklarını belirten Marksist Kadın Akademisi’nden Fatma Yıldırım ise “Emekçi, işçi, öğrenci bütün kadınlarla bir araya gelip ataerkil sistem ve kadına yönelik şiddet gibi kimi konuları akademide beraberce tartışacağız. Bütün kadınları akademiyi sahiplenmeye çağırıyoruz” dedi. Akademide Özgür Basın adına konuşma gerçekleştiren JINHA Muhabiri Duygu Ciniviz de, basın üzerindeki baskılara dikkat çekerek “Tüm bu faşizan uygulamalara karşı yan yana olmaktan vazgeçmeyen tüm dostları selamlıyoruz” dedi. Etkinliğe aynı zamanda TV10 çalışanları ve Mücadele Birliği gazetesi çalışanları da destek verdi.

İSTANBUL/JINHA

 

 

 

Kadın Müzesi için hazırlıklar başladı

Amed’de Büyükşehir Belediyesi Kültürel Miras ve Turizm Daire Başkanlığı öncülüğünde Mezopotamya Kadın Müzesi kurulması için hazırlıklar başladı. Kadın Müzesi’ne ilişkin 30 Ekim’de akademisyenler ve diğer kadın müzesi çalışanlarının katılımıyla ön hazırlık konferansı gerçekleştirilecek. İstanbul’da düzenlenen Uluslararası Kadın Müzeleri Konferansı’nda paylaşılan deneyimlerin kendileri için ön açıcı olduğunu belirten Büyükşehir Belediyesi Kültürel Miras ve Turizm Daire Başkanı Nevin Soyukaya, Mezopotamya Kadın Müzesi’nin diğer müzelerden farklılıkları olacağını söylüyor.

“Hem kültürel olarak hem coğrafya olarak çok farklılıklarımız var” diyen Soyukaya, bunun için İstanbul’da düzenlenen konferansın katılımcıları ile fikir alışverişinde bulunduklarını  ve ‘destek’ sözü aldıklarını söylüyor.

“Kürdistan’da Kürt kadınlarının deneyimi ve burada yeni edindiğimiz dostlarla müzecilik deneyimini paylaşarak iyi bir dayanışmayla müzecilik farkındalığını ortaya çıkaracağız” diyen Soyukaya, Mezopotamya Kadın Müzesi’nin kapsayıcılığının Amed’le sınırlı kalmayacağını belirtiyor.

‘Yol haritası çıkacak’

Kurulması planlanan müze ile ilgili Mezopotamya genelini ele almayı düşündüklerini söyleyen Soykaya, “Diyarbakır Mezopotamya’nın merkezi olarak düşünülebilir” diyor. ‘Kadının derinlikli tarihinin Mezopotamya’da başladığını’ ve bu nedenle müzeye Mezopotamya Müzesi adını verdiklerini ifade eden Soykaya, planlanan müzenin aynı zamanda kadın mücadelesini de anlatacağını söylüyor. 30 Ekim’de yapılacak toplantı ile ‘Nasıl bir müze tahlil ediyoruz’ sorusuna cevap arayacaklarını vurgulayan Soykaya, “Bir nevi yol haritamızın ana çerçevesini oluşturacağız” diyor. Toplantıda akademisyenler ve kadın örgütleri de yer alacak.

İSTANBUL/JINHA