Ana Sayfa Blog Sayfa 6195

Antalya’da En İyi İlk Film Ödülü ‘Babamın Kanatları’nın oldu

 Uluslararası Antalya Film Festivali’nde ‘En İyi İlk Film Ödülü’nü yönetmenliğini Kıvanç Sezer’in yaptığı ‘Babamın Kanatları’ filmi aldı. 

Antalya Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde bu yıl 53’üncüsü düzenlenen Uluslararası Film Festivali’nde Yaratıcı Ödüller ve Antalya Film Forumu ödülleri sahiplerini buldu. Rixos Land of Legends’ta düzenlenen törende verilen ödüller şunlar:

En İyi İlk Film: Babamın Kanatları- Kıvanç Sezer

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Toz- Haji Gül Aser

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Babamın Kanatları- Kübra Kip

En İyi Kurgu: Genç Pehlivanlar

En İyi Sanat Yönetmeni: Rauf- Devrim Ömer Ünal

En İyi Görüntü Yönetmeni: Rauf- Vedat Özdemir

FİLM-YÖN Derneği En İyi Yönetmen: Tereddüt- Yeşim Ustaoğlu

Behlül Dal Jüri Özel Ödülü: Genç Pehlivanlar

Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü: Babamın Kanatları 

İZLEYİCİ ÖDÜLLERİ

Belgesel Film Seçkisi İzleyici Ödülü: Ben Ömer

Kısa Film Seçkisi İzleyici Ödülü: 7 Santimetre

Rengahenk Seçkisi İzleyici Ödülü: Yağmurlarda Yıkansam

ANTALYA FİLM FORUM ÖDÜLLERİ

Antalya Film Forum Kurmaca Pitching Platformu Ödüllü: Kız Kardeşler ve Güven filmlerine

Antalya Film Forum Belgesel Pitching Platformu Ödüllü: Ben de Buradayım ve Kim Mihri filmlerine 

Antalya Film Forum Work in Progress Ödülü Dijifilm: Daha

Antalya Film Forum Work in Progress Ödülü: Mr Gay Suriye

Antalya Film Forum Villa Kult Ödülü: Anadolu Leoparı

Antalya Film Forum TRT Proje Geliştirme Ödülü: Şahmerdan (DHA)

FESTİVAL BUGÜN SONA ERECEK

15 Ekim’de kortej geçişiyle başlayan festival, bugün Expo 2016 Antalya Kongre Merkezi’nde düzenlenecek kapanış töreniyle tamamlanacak. (DHA)

Harvey Keitel Antalya’da Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü alacak

53. Uluslararası Antalya Film Festivali bu akşamki törenle kapanışını gerçekleştirirken, Yasam Boyu Onur Ödülü’nün sahibi de efsane oyuncu Harvey Keitel olacak. Stella Adler ve Lee Strasberg ile oyunculuk çalışan Keitel, bu dönemde usta yönetmen Martin Scorsese’nin, 1967 tarihli ilk filmi “Who’s That Knocking at My Door”da, JR rolü için seçildi. Keitel ile Scorsese’nin bu filmle başlayan işbirliği, sonraki yıllarda da devam etti. 1973 tarihli “Mean Streets”te muziplikle ağırbaşlılık, dolu dizgin yaşama ile nefsine hakim olma halleri arasında gidip gelen bir karakterin içini başarıyla dolduran Keitel, ertesi yıl “Alice Doesn’t Live Here Anymore” ile yine Scorsese’nin objektifindeydi. Asıl efsane ise 1976’da geldi; Altın Palmiye ödüllü “Taksi Şoförü” (Taxi Driver). Daha sonra da başarılı projelerde adından söz ettiren Keitel’ın, vizyona çıkmak için hazırlanan altı projesi var. Gelmiş geçmiş en iyi metot oyuncuları arasında gösterilen Keitel, halen Al Pacino ve Ellen Burstyn ile birlikte Actors Studio’nun eş başkanlığını yürütüyor. (KÜLTÜR SERVİSİ)
 

‘Biz insan mıyız?’

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından ENKA Vakfı, Petkim ve VitrA eş sponsorluğunda düzenlenen 3. İstanbul Tasarım Bienali, 22 Ekim’de kapılarını ziyaretçilerine açtı.

‘Biz insan mıyız? : Türümüzün Tasarımı : 2 saniye, 2 gün, 2 yıl, 200 yıl, 200.000 yıl’ başlığıyla, Beatriz Colomina ve Mark Wigleyküratörlüğünde düzenlenen 3. İstanbul Tasarım Bienali, “insan”ın 200 bin yıl boyunca tasarımla kurduğu ilişkiyi, arkeolojiden son teknolojiye, tıptan mimarlığa, bilimden iletişime birçok farklı alanda inceliyor.

3. İstanbul Tasarım Bienalinin konsept danışmanlığı ile ilgili ‘Kamusal Sanat Laboratuvarından yapılan açıklama 3. İstanbul Bienalinin (1992) kamusal toplantılarından biri olan ‘Kamuya Hitap Etmek’ oturumunda, oturuma müdahale ettikleri sırada sahnede sergiledikleri ve oradakilere sordukları performansın sorusunun, bugün 3. İstanbul Tasarım Bienali ekibi tarafından tasarım bienalinin yeni konsepti olarak tanıtılmasından memnun olduklarını vurguladılar. Kamusal Sanat Laboratuvarı olarak Gezi Direnişi sırasında da Gezi Parkı’na taşıdıkları performansın pankartından esinlendiklerini ve 3. İstanbul Tasarım Bienali’nin konseptini bu şekilde belirlediklerini duyurdular. Bienalde yer alan projeler, tasarımın insan hayatını, bedenini, yaşadığı gezegeni ve zamanı nasıl kökten değişikliklere uğrattığını da gösteriyor. (KÜLTÜR SERVİSİ)

Keitel: Kötü şeyler yapan iyi insanları canlandırdım

Sevda AYDIN
Antalya

“Taksi Şoförü”, “Ucuz Roman”, “Piyano”, “Ulis’in Bakışı” ve daha pek çok filmdeki unutulmaz performansıyla tanıdığımız usta oyuncu Harvey Keitel, 53. Uluslararası Antalya Film Festivalinin kapanış gecesinde Yaşam Boyu Başarı ödülünün sahibi olacak. Actors Studio Eş Başkanı Harvey Keitel törenden önce düzenlenen  toplantıda basının ve sinema yazarlarının sorularını cevapladı.

Actors Studio hakkında sorulan soruları, kurumun ABD’deki en iyi oyuncu seçmelerinin yapıldığı kurum olmasından dolayı önemsediğini belirten oyuncu, metot teknikleri açısından da kendi oyunculuğuna dair ip uçları verdi. “Kariyerim boyunca canlandırdığım bütün karakterler iyi insanlardı ama hep kötü şeyler yaptılar” diyen Keitel, canlandırdığı karakterlere hazırlanırken hikaye ve karaktere derin bir şekilde yaklaşmanın önemli olduğunu belirtti.

Metnin analizinin oyuncu için bir eğitim niteliği taşıdığını söyleyen Keitel, “Bu aynı zamanda daha önce yapmış olduğunuz şeyi yenilemesini ifade eder” dedi. Keitel ayni zamanda hayata, insana ve sinemaya ait filmlerin kendisini cezbettigini söyledi.

HARVEY KEITEL KİMDİR?

Stella Adler ve Lee Strasberg ile oyunculuk çalışan Keitel, bu dönemde usta yönetmen Martin Scorsese’nin 1967 tarihli ilk filmi “Who’s That Knocking at My Door”da, JR rolü için seçildi. Keitel ile Scorsese’nin bu filmle başlayan işbirliği, sonraki yıllarda da devam etti. 1973 tarihli “Mean Streets”te muziplikle ağırbaşlılık, doludizgin yaşama ile nefsine hakim olma halleri arasında gidip gelen bir karakterin içini başarıyla dolduran Keitel, ertesi yıl “Alice Doesn’t Live Here Anymore” ile yine Scorsese’nin objektifindeydi. Asıl efsane ise 1976’da geldi; Altın Palmiye ödüllü “Taksi Şoförü” (Taxi Driver). Bir sinema kültüne dönüşen filmde Harvey Keitel, Robert de Niro ve Jodie Foster’le çalıştı.

Bir yıl sonra ise Scorsese kadar olmasa da, Keitel’ı, gözde oyuncular listesine yazdıracak olan bir başka usta yönetmenle, Ridley Scott ile kesişti yolları. İkilinin işbirliğinin ilk örneği, “Düellocular” (The Duellists) oldu. Napolyon Fransası’nda yıllar boyu süren düellonun taraflarından birini Harvey Keitel, diğerini ise David Carradine’ın kardeşi Keith Carradine canlandırıyordu.

1980 tarihli “Ölümü Beklerken” (La Mort En Direct) filminde, bir başka usta yönetmen, Bertrand Tavernier ile çalıştı. Bu yıl festivalde Anısına bölümünde yad ettiğimiz Ettore Scola’nın, 1982 tarihli “Varennes Geceleri” (That Night in Varennes) adlı tarihî dramında Marcello Mastrioanni ile rol alan Keitel, 1988’de bir kez daha Scorsese’nin setindeydi. Nikos Kazancakis’in romanından uyarlanan ve bütün dünyada övgülerin yanı sıra büyük tepkilere de yol açan “The Last Tempatation of Christ”te sadık havari Judas’ı canlandırıyordu. 1991’de bir başka Keitel ve Scott ortaklığı olan Oscarlı “Thelma & Louise” filminde rol alan Keitel, 90’lar boyunca ise Quentin Tarantino’nun vazgeçilmez isimlerinden oldu: “Rezervuar Köpekleri” (Reservoir Dogs), “Ucuz Roman” (Pulp Fiction), “Günbatımından Şafağa” (From Dusk Till Down – 1996) filmlerinde rol aldı.

Bu dönem aynı zamanda belki de Keitel’ın, çeşitlilik ve ödüller açısından da en bereketli dönemi oldu. 1991 tarihli Oscarlı biyografi “Bugsy”deki rolüyle Oscar’a aday gösterilen oyuncu, 1995 yapımı “Smoke” filmindeki performansıyla Berlin’de Jüri Özel Ödülü kazandı. ABD sinemasının önde gelen isimleriyle çalıştıktan sonra Avrupalı saygın yönetmenlerin filmlerinde de yeteneğini sergileyen Keitel; Oscar’lı yönetmen Jane Campion’ın, Altın Palmiye kazanan filmi “Piyano” (The Piano- 1993), usta Yunan sinemacı Theo Angelopoulos’un unutulmaz “Ulis’in Bakışı” (Ulysses’ Gaze – 1995) ve Macar sinemasının usta yönetmeni Istvan Szabo’nun “Taraf Tutmak” (Taking Sides – 2001) filmlerinde sinemaseverleri tekrar tekrar kendine hayran bıraktı.

Son yıllarda yine Oscar ödüllü Wes Anderson’ın yönettiği “Büyük Budapeşte Oteli” (Grand Budapest Hotel- 2014) ve Paolo Sorrentino imzalı “Gençlik” (Youth – 2015) gibi başarılı projelerde adından söz ettiren Keitel’ın, vizyona çıkmak için hazırlanan altı projesi var. Gelmiş geçmiş en iyi metot oyuncuları arasında gösterilen Keitel, halen Al Pacino ve Ellen Burstyn ile birlikte Actors Studio’nun eş başkanlığını yürütüyor.

Altın Portakal ‘dünyanın bütün çocuklarına’

53’üncü Uluslararası Antalya Film Festivali’nde ‘Mavi Bisiklet’ filmi, ‘En İyi Film’, ‘En İyi Yönetmen’ ve ‘En İyi Senaryo’ dalında 3 Altın Portakal kazandı. Filmin yönetmeni Ümit Köreken, ödülünü çocuklara adadı.

Gecenin kapanış töreninde yaşam boyu başarı ödülleri ABD’li ‘Taksi Şoförü’, ‘Ucuz Roman’ filmlerinin oyuncusu Harvey Keitel ile Oscar ve Altın Küre ödül sahibi İranlı yönetmen ve senarist Asghar Farhadi’ye verildi.

‘Babamın Kanatları’ filmiyle En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazanan Menderes Samancılar, birçok oyuncunun çok daha iyi olduğunu söyledi. Yarınlardan umudunun hiç eksik olmadığını belirten Samancılar, “Ülkemiz zor günler geçiriyor. Bizdeki acılar bize yetiyor ama bu ödülü çocukları kıyıya vurmuş Suriyeli dostlarımız için kaldırıyorum” dedi.

24 yaşındaki Ecem Uzun hem ulusal hem uluslararası dalda ‘Tereddüt’ filmiyle ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülünü aldı. Uzun, yönetmen Yeşim Ustaoğlu’ya teşekkür etti. ‘Mavi Bisiklet’ filmiyle ‘En İyi Yönetmen’ ödülünü alan Ümit Köreken, ödülünü dünyanın her yerinde bisiklet, top özlemi çeken çocuklara ithaf ettiğini söyledi.

ULUSAL YARIŞMA ÖDÜLLERİ

En İyi Film: Mavi Bisiklet (Ümit Köreken)

En İyi Yönetmen: Ümit Köreken (Mavi Bisiklet)

En İyi Erkek Oyuncu: Menderes Samancılar (Babamın Kanatları)

En İyi Kadın Oyuncu: Ecem Uzun (Tereddüt)

En İyi Senaryo: Ümit Köreken (Mavi Bisiklet )

En İyi Müzik: Burak Korucu (Babamın Kanatları)

İzleyici Ödülü: Babamın Kanatları

ULUSLARARASI YARIŞMA ÖDÜLLERİ

Uluslararası Yarışma kategorisinde Yeşim Ustaoğlu’nun yönetmenliğini yaptığı ‘Tereddüt’ filmi, bu seçkiye damga vurdu. En İyi Film ödülünü kazanan ‘Tereddüt’ 50 bin euro ödülü almaya hak kazandı. Ustaoğlu, “Bu ödüle hazırlıklı değildim. Ekibim adına çok teşekkür ederim” dedi. ‘Tereddüt’ aynı zamanda Yeşim Ustaoğlu’na ‘En İyi Yönetmen’, filmin genç oyuncusu Ecem Uzun’a da ‘En İyi Oyuncu’ dalında ödül kazandırdı.

En İyi Film: Tereddüt (Yeşim Ustaoğlu)

En İyi Yönetmen: Yeşim Ustaoğlu (Tereddüt)

En İyi Erkek Oyuncu: Tamer Nafar(48 Kavşağı)

En İyi Kadın Oyuncu: Ecem Uzun (Tereddüt)

En İyi Senaryo: Açık Kapı (Marina Sereseky)

En İyi Müzik: 48 Kavşağı

İzleyici ödülü: Açık Kapı

Jüri Özel Ödülü: Başkasının Evi

YAŞAM BOYU ONUR ÖDÜLLERİ

Sümer Tilmaç Antalya Film Destek Fonu: ‘Ay Dede’

Yaşam Boyu Başarı Ödülü: Asghar Farhadi

Yaşam Boyu Başarı Ödülü: Harvey Keitel (DHA)

Başka bir iletişim mümkün

IPS İletişim Vakfı, Bianet ve Özgür Gazeteciler Cemiyeti’nin ortak yürüttüğü, Kaos GL’nin de destekleyerek içinde yer aldığı “Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Projesi” atölyesinin ilki İstanbul’da yapıldı.

Medyadaki hakim cinsiyetçi haberciliğe karşı kadın, LGBTİ, hak ve barış odaklı haberciliğin nasıl yapılacağının tartışıldığı atölye çalışması, iki yıl boyunca sürecek projeyle Türkiye’nin 8 merkezinde daha yapılacak. 

İstanbul’da Nippon Otel’de düzenlenen ilk atölyeye, kadın ve LGBTİ örgütlerinden temsilciler ile gazeteciler katıldı. Etkinlikte ilk olarak sunum yapan Galatasaray Üniversitesi’nden Dr. İdil Engindeniz Şahan, gazete ve televizyon haber taraması ile rapor sunumu yaptı. Şahan, Mayıs 2016’da ulusal 11, yerel ölçekte ise 9 ayrı gazetenin 80 nüshasını ve 7 televizyon kanalından (Kanal D, Show, Fox, NTV, 24, TRT 1, İMC) 544 haberini incelendiklerini söyledi. 

MEDYADA KADIN VE LGBTİ TEMSİLİ ZAYIF

Raporda öne çıkan verileri sıralayan Şahan, tüm gazeteleri birlikte ele aldıklarında ilk sayfadaki kadın temsilinin yüzdesinin yüzde 26 olduğunu ve bunun da toplumsal cinsiyet açısından dengeli bir dağılımı göstermediğini vurguladı. Şahan, incelenen 6568 içerikte kadın ve LGBTİ odaklı haberlerin sayısının da düşük olduğunu belirterek, 1694 haberden sadece dördünün LGBTİ ile ilgili olduğunu ve 544 televizyon haberinden yalnızca 271’inin kadın odaklı olduğunu söyledi. 

“Kadın Odaklı Habercilik” sunumu yapan Kadir Has Üniversitesi’nden Prof. Dr. Sevda Alankuş, kadınlarla ilgili bir haberin olabilmesi için gündelik hayatın akışında bir çatlak yaratmasının beklendiği, bunun da haberi sonuç odaklı hale getirerek kadınları ya mağdur ya da fail gösteren sonuçlar doğurduğunu dile getirdi. Alankuş, “Haber değeri tanımı yeniden yapılmalı, haber kaynağının kimler olduğu yeniden tanımlanmalı, objektif ve kesinliği sağlamak adına yaptığımız şeye yeniden bakmalı.” dedi. 

‘HAYATLARIMIZ MUZIR, PORNOGRAFİK DEĞİLDİR’

LGBTİ odaklı habercilik sunumu yapan KAOS GL’den Ali Erol ise, kişi kendisini nasıl adlandırmak istiyorsa o isimle haberde onu göstermek gerektiğini söyledi. Erol, “Haberin öznesi LGBTİ toplumu üyeleri olduğunda ‘LGBTİ’ diyebiliriz, ama haberin öznesini yeniden görünmez kılacak ifadeyle ‘LGBTİ’ deyip geçemeyiz. Kürtlerle ilgili haber yaparken ‘Kürt’ dersin, ama haberin öznesi örneğin Kürt siyasi hareketinde kadın grubuysa onun da adını telaffuz edersin. Yani kişi lezbiyense lezbiyen demekten çekinmeyin.” dedi. “Eşcinseller toplumun her kesiminde var. Eskiden üçüncü sayfada, öldürülmediyse eşcinsel magazinde görülürdü. Artık eşcinsellik ve transseksüellikle ilgili haber bir gazetenin her sayfasında yer alabiliyor. Ancak hayatlarımız pornografik değildir. Eşcinselleri, transları süs olarak değil, maruz kaldığı hak ihlalini, ayrımcılığı görünür kılacak haber tercihimiz olmalı.” diye konuştu.  

Atölye sunumların ardından, toplumsal odaklı habercilikten ne anladığımız, yaşanılan deneyimler, sorunlar ve bu sorunlarla başa çıkma yollarının tartışıldığı bölümün ardından son buldu. (İstanbul/EVRENSEL)
 

Şiddetten uzak bir yaşam için barış ve demokrasi şart

Fatma Koç ŞAHİN
Çiğdem ÖZBİLGİLİ
Adana

19’uncusu düzenlenen Kadın Sığınakları ve Danışma-Dayanışma Merkezleri Kurultayı, bu yıl Adana’da gerçekleşti. “Kadına Karşı Şiddetle Mücadelede Yerel Yönetim Yaklaşımları, Kadın Örgütleri ile İşbirliği İmkânları” başlığı altında, Adana Kadın Da(ya)nışma Merkezi ve Sığınma Evi Derneği (AKDAM) ev sahipliğinde yapılan Kurultaya, 23 ilden 350 kadın katıldı.

Kurultay bileşeni dernekler, vakıflar, sığınaklar veya dayanışma merkezi bulunan feminist ve bağımsız kadın örgütlenmeleri öncülüğünde yapılan Kurultayda, “Kadına Karşı Şiddetle Mücadelede Yerel Yönetim Yaklaşımları”, “Kadın Örgütleri ile İşbirliği İmkânları” başlığı altında yürütülen atölye çalışmaları yapıldı. Her şehirden gelen onlarca kadınla üç gün süren atölye çalışmasından sonra Kurultay, çalışma bildirgesi yayımlayarak son buldu.

Kurultayın açılışında Türkiye’de kadına yönelik erkek şiddetiyle mücadelenin neredeyse başlangıç noktalarından biri sayılabilecek 1987 yılında başlatılan Dayağa Karşı Kadın Dayanışması Kampanyası’na vurgu yapılarak o tarihten bugüne kadar kadınların şiddete karşı protesto ve dayanışma yürüyüşlerinin hız kazandığı belirtildi. Kurultay, aile içinde kadına yönelik şiddete karşı mücadelenin güçlendirilmesini, sığınak ve danışma-dayanışma merkezlerinin kadın ve çocukların şiddetten uzak bir yaşama geçişlerini sağlayacak bir işleve kavuşmalarını, kadın örgütlenmeleri arasında dayanışma ve paylaşımların geliştirilmesini hedefliyor.

ŞİDDET SORUNU YOL ÇALIŞMASI KADAR İLGİ GÖRMÜYOR

Yüzünden gülümsemeleri eksik olmayan kadınlar daha önceki kurultaylardan edindikleri arkadaşlıkları ve bilgi birikimini birbirleriyle paylaşıp, “Danışma merkezi-sığınak çalışması nasıl olmalı?”, “Kadın örgütleri ve yerel yönetimler arasındaki ilişki ne durumda?” ve “Yerel yönetimlerin kadına karşı şiddetle mücadelede örnek çalışmaları nelerdir?” sorularına tartışarak cevap aradılar. Belediyelerle birlikte çalışan kadın arkadaşlarımızın “Kadına yönelik şiddet sorununun yol çalışmaları kadar önemli olduğunu anlatamadık. Aynı derecede ilgi görmüyoruz” şeklinde özetledikleri durum esasında belediyelerle ne kadar zor bağ kurulduğunu da gözler önüne serdi. Belediyelerin iş edindirme kursu adı altında açtıkları “Dikiş-Nakış”, “Evde Çocuk Bakımı” gibi kadına biçilen mevcut roller üzerinden açtığı kurslar gerçekten kadına iş edindirme amaçlı açılan kurslar değiller. Belediyelerin açtığı bu kursların gerçekten iş edindirme amaçlı açılması gerektiği konusunda hemfikir olundu.

İkinci gün Kurultay tarafından ara kurultayda belirlenmiş olan konu başlıkları çerçevesinde atölye çalışmaları başladı. “Yerel Yönetimler” atölye çalışması; “Kadın örgütleri yerel yönetimlerle nasıl ilişki kurabilir?”, “Kayyım atanan belediyelerde kadın çalışması yürütenlerin deneyimleri neler?” ve “Belediyelerde kadın çalışması yürütenler nasıl desteklere ihtiyaç duyuyorlar?” başlıklarıyla ele alındı. 

Kadınlar yerel yönetimlerle kolay iletişim kurduklarını ama bir proje ile belediyeye gidince belediye ile aynı siyasi görüşte olmamanız durumunda projenin destek görmediğini, projelerin kadın merkezli değil siyasi yaklaşımla ele alındığı konusunu vurguladılar. Bir diğer önemli nokta da; OHAL’de gerçekleştirilen kayyım atamaları ile kadın çalışmalarının durma nok-tasına gelmesiydi. 

KAYYIMIN İLK HEDEFİ KADIN ÇALIŞMALARI

Silvan Belediyesinden söz alan Zeynep, “Kadın özgürleşirse toplumun da özgürleşeceğini bilen devletin kayyım atandığında ilk saldırdığı kurumların kadın dernek ve müdürlükleri olduğunu” söyledi. Silvan Belediyesinde Kadın Merkezi, Kadın Danışma Merkezi ve kilim atölyesi olduğunu ve burada çalışan yaklaşık 10 kadının kooperatif şeklinde üretim yaptığını, sosyolog ve eğitmenlerle birlikte yaklaşık 25 kadının çalıştığını ve kayyımla birlikte kadın merkezinin atölyelerinin kapatıldığını ve tüm kadınların işten çıkarıldığını söyledi. Ayrıca kayyımdan önce ayda 20-25 kadının kendilerine başvuruda bulunduğunu kayyım atandıktan sonra hiç kimsenin başvuruda bulunmadığını bunun da halkın kayyımı tanımadığı anlamına geldiğini söyledi.

Diyarbakır Yenişehir Belediyesi Kadın Merkezi’nden Fatma ile yemek arasında aynı masada yan yana düşünce sohbeti derinleştirdik. Bu seneki toplantıda geçen yıllara göre erk düşüncenin, söylemin fazla olduğunu; örneğin, geçen yıllarda bölgeden bahsederken “Kürdistan” dediklerinde bir tepki gösterilmediğini ama bu sene savaş ortamının bu toplantıya da yansıdığını, bunun üzerinden yoğun tartışmaların yaşandığını söyledi.

Diyarbakır Selis Kadın Derneğinden bir kadın arkadaş ise, kayyımın erkeklerin işini ama kadınların hem işini hem de hayatlarını elinden aldığını söyledi. Kadın sığınma evlerine başvuruda bulunmuş kadınların özel bilgilerinin yer aldığı dosyalara da el konulduğunu belirterek, “Bu çok yanlış. Bu dosyaları sadece doktor ve sosyolog görebilir. Bu durumda şiddet gören kadınlar bilgilerinin paylaşılması korkusuyla başvuruda bulunmaktan vazgeçebilir” diyerek haklı kaygılarını dile getirdi.

Edirne Belediyesinden gelen bir kadın arkadaşın söyledikleri ise masadaki havayı dağıtmaya yetti. Edirne Kadın Merkezinin yeni kurulması nedeniyle kadın çalışmalarını izlemek için bir heyetle Diyarbakır Belediyesine ziyarete gittiklerini, orada çalışmaları ve atölyeleri görünce heyetteki kadınların “Burada resmen devrim olmuş” diyerek şaşkınlıklarını ve memnuniyetlerini dile getirdiklerini anlattı. 

Deneyimlerin paylaşıldığı, çalışma yöntemlerinin içeriklerinin konuşulduğu, atölyelerden çıkan önerilerle devam eden Kurultay, üçüncü ve son günü sonuç bildirgesi yayınlayarak son buldu. Kısa sürede kurulan dostluklarla bir sonraki kurultaya kadar birlik, mücadele ve dayanışma azmiyle birleşip, barışı yeniden inşa sözüyle kız kardeşlerimizi uğurladık.

Kurultay Sonuç Bildirgesi her yıl olduğu gibi bu yıl da, 25 Kasım’da Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde yayımlanacak.

OHAL’DEKİ HAK GASPLARINI ANCAK DAYANIŞMAYLA DURDURABİLİRİZ

Ümran NAR
DİYARBAKIR Çınar Belediyesi Kadın Merkezi – Sosyolog

Bu yıl 19’uncusu yapılan Sığınaklar Kurultayında, 3 günü kapsayarak yoğun tartışmalar ve çözüm önerileri geliştirilmeye çalışıldı. 

Kadınlar olarak sistematik ve planlı bir şekilde erkeklerin ve devletin şiddetine maruz kalıyoruz. Tüm haklarımız elimizden alınıyor, birlikte hayatın her alanında cinsiyetçi söylemlere maruz kalıyoruz. Erkek egemen devlet, çözümü demokrasi ve barışta bulmak yerine; militarizmi, cinsiyetçiliği ve milliyetçiliği her geçen gün şahlandırıyor. Ancak OHAL sürecinde kurultayın yüzlerce kadınla gerçekleşmiş olması da son derece önemli.

Bu Kurultayda hem deneyim paylaşımlarında bulunmak hem de son iki yıldır AKP Hükümetinin bölgede yürüttüğü kirli savaş sonucunda kadınların nasıl hedef alındığını anlatmak, bunu görünür kılması açısından son derece önemliydi. 

Biliyorsunuz, eş başkanlık sisteminin, kadınların kazanımlarının sonucu olması ve her alanda kadın renginin ve temsiliyetinin güçlü olmasından kaynaklı DBP’li belediyelere kayyım atandı. DBP’li belediyelerde kadınların söz, irade ve karar sahibi olabilmeleri için toplumsal, ekonomik, sağlık, eğitim, spor ve yaşamın her alanında örgütlenip güçlendirmek için çalışmalar yürütülüyor. Öncelikle kayyım atanmasıyla birlikte kadın çalışmaları hedef alındı. Kadın kurumlarına kilit vurup yereldeki kadınların bu kurumlara ulaşmasına engel olmaya çalıştılar. Ayrıca şiddet sonucu başvuru yapan kadınların kimlik bilgileri kayyım tarafından istendi. Bu da iktidarın biz örgütlü kadın mücadelesini ve kazanımlarını gasbetmeye çalıştığını gösteriyor.

AKP Hükümeti tarafından tüm muhalif kesimleri susturma, pasifleştirme ve sindirme politikaları her geçen gün artıyor. Bununla birlikte kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz ve katliamlar da her geçen gün artmasına rağmen OHAL’le bunlar gizlenmeye çalışılıyor. 19. Sığınaklar Kurultayının bu dönemde olması Kürdistanlı ve Türkiyeli kadınların dayanışması ve somut fikirlerin açığa çıkması açısından son derece önemli. Ancak Türkiyeli bazı kadınların Kürt kadınlarının ifadelerine tahammül etmedikleri görülmüştür. Bazı kadınların bu cepheden yaklaşmasına rağmen Kurultayın ilke ve amaçlarını bilen kadın örgütlerinin de Kürt kadınlarının çalışmalarını yerinde görme ve dayanışma çağrısında bulundukları görülmüştür. AKP’nin demokrasi ve barış adına geliştirdiği her hamle halkları kutuplaştırmakta, gerginlik ve nefreti kışkırtmasına rağmen örgütlü kadınların buna cevabı ise direniş olacaktır. Erkek ve devlet şiddet tahakkümüne karşılık biz kadınlar dayanışma ağını genişleterek; eşit, özgür ve demokratik bir toplumu inşa etmenin kadınlar öncülüğünde olacağının inancını taşıyoruz. 

İzmir’de koruma kararına rağmen kadın cinayeti

İzmir’in Karabağlar ilçesinde 30 yaşındaki Mehtap Özkanlı, DHA’nın açık ismini vermediği 47 yaşındaki M. B. tarafından bıçaklanarak öldürüldü.

DHA’nın haberine göre olay, Karabağlar İlçesi 4107 Sokak numara 25’te dün (Cumartesi) saat 19.00 sıralarında meydana geldi. Ev kadını Mehtap Özkanlı, iddiaya göre yaklaşık 6 yıl önce M.B. ile birliktelik yaşamaya başladı. Bu beraberlikten 2012 yılında bir kız çocuğu dünyaya geldi. 2 çocuk annesi Özkanlı, 2014 yılında M.B.’nin evli ve 6 çocuğu olduğunu öğrenince ayrılık kararı aldı. Diğer çocuğu eski eşinin yanında olan Özkanlı, kızıyla, M.B.’nin yanından uzaklaşıp, 4107 Sokak’taki eve yerleşti. Bu sırada, M.B.’nin kendisini tehdit etmesi nedeniyle mahkemeye başvuran Özkanlı, koruma kararı aldırdı.

Evinde oturduğu sırada, M.B.’nin elinde bıçakla kapıya dayanması üzerine Özkanlı, kaçmaya çalıştı. Yan komşusunun evine sığınan Özkanlı’nın peşinden koşan M.B., burada bıçakla saldırdı. Özkanlı’nın küçük kızı da anne ve babasının peşinden olayın yaşandığı eve geldi. Saldırının ardından kızını da kucağına alan M.B., evden çıkıp koşarak kaçmak istedi. Bu sırada, gürültüleri duyunca sokağa çıkan Özkanlı’nın komşusu, M.B.’nin küçük kızı kaçırmak istediğini fark edince durdurmaya çalıştı. Kısa süreli arbedenin ardından kızı sokakta bırakan M.B. koşarak kaçtı.

Olayı görenler polis ve sağlık ekiplerine haber verdi. Sağlık görevlileri ağır yaralanan Özkanlı’yı yakındaki hastaneye kaldırdı. Hastanede tedaviye alınan Özkanlı, hayatını kaybetti.

Olayla ilgili soruşturma başlatan polis, M.B.’nin il dışına çıkmak üzere olduğunu tespit etti. Zanlının bulunduğu adresi belirleyen polis aynı gece M.B.’yi yakaladı. Gözaltına alınan M.B.’nin savunması tanıdıktı: “Namus için”. Polisin olayla ilgili başlattığı soruşturma sürüyor. (HABER MERKEZİ)

Kerkük’te IŞİD’in mevzilendiği okul kontrol altına alındı

Kerkük’te Esra Mefqudin Mahallesi’nde yaşanan şiddetli çatışmaların ardından IŞİD’in bulunduğu Riwad Okulu güvenlik güçleri tarafından kontrol altına alındı. Bölgede silah sesleri kesilirken, okul binasında mevzilenen tüm IŞİD’lilerin öldürüldüğü bildirildi. (DİHA)

Musul operasyonuna Süryani birlikleri de katılıyor

Murat KUSEYRİ
Stockholm

IŞİD’in iki yıldır yönettiği Musul kentine yönelik ABD yönetiminde devam eden kara operasyonuna Asuri-Süryani halkını temsilen Ninova Ovası Güçlerinin de (NPF) katıldığı belirtildi.

IŞİD militanlarının 2014 Ağustosu’nda 175 bin Süryani’nin yaşadığı Ninova Ovası’nı işgal etmesi üzerine on binlerce Asuri-Süryani, toprak ve evlerini terk ederek Duhok, Süleymaniye, Kerkük, Bağdat, Erbil, Aqra, Ankawa ve köylerine sığınmak zorunda kalmıştı. 

Bölgede yaşayan Asuri-Süryaniler, IŞİD’in saldırılarına karşı kendilerini savunmak için kendi milis güçlerini oluşturmuşlardı. Geçtiğimiz yıl da Bethnahrin Yurtsever Birliği (HBA) ve Bethnahrin Demokratik Partisi’nin (BNDP) gerçekleştirdiği ittifak sonucu Ninova Ovası Güçleri oluşturulmuş ve Asuri-Süryanilerin topraklarını IŞİD’den geri almak için mücadele kararı alınmıştı. 

SÜRYANİ KÖYLERİNİ GERİ ALMAK İÇİN

Ninova Ovası Güçleri Sözcüsü Hussam Matte Toş, basına “NPF güçleri olarak 4 gündür Peşmerge güçleriyle IŞİD’e karşı savaşmaktayız. NPF güçleri Hazr, Teleskof ve Başika savaş cephelerinde savaşmaktadır. Bu 4 gün içerisinde onlarca IŞİD’li etkisiz hale getirildi ve öldürüldü. Şimdiye kadar özgürleştirdiğimiz yerler Teleskof cephe hatında Mor Avraha, Batnaya ve Hazr cephe hatında Bazkırtan, Şakuli, Basihra, Şahamir ve Bartılle merkezidir” dedi.  

Toş, NPF güçleri olarak amaçlarının Asuri-Süryani halkının yaşadığı köylerini IŞİD’den geri almak ve köy halklarının geri dönmelerini sağlamak olduğu belirtti. Toş, tüm Asuri-Süryani parti, örgüt ve gençlerine IŞİD’e karşı verilen mücadeleye katılmaları çağrısında bulundu.