Ana Sayfa Blog Sayfa 62

Stuttgart da 25 Kasım feminist gece yürüyüşü yapıldı! AABF/ kadınlar Birliği Baden Württemberg Alanlardaydı!

0

 

 

25 Kasım 2025 tarihinde saat 17:00’da Stuttgart’ta bir araya gelen kadınlar feminist gece yürüyüşü gerçekleştirdi çok sayıda sivil toplum örgütü ve sendikaların kadın temsilcileri bir araya geldi. Yürüyüşün ardından yapılan konuşmalarda kadınlar şu konulara değindi; Almanya’da zorunlu askerlik tartışmaları ve kadınların askerliğe çağırmaları, militarizmin kadına yönelik şiddeti arttırdığına, Almanya’da yaşanan kadın cinayetlerine Almanya’da hemen hemen her gün bir kadın öldürülmesine hem de bu kişilerin en yakınları olmasına, ekonomik krize, kadin siginma evlerinin yetersizliği, konut sorununa ve orta Doğu’da yaşanan sıcak savaş ve soykırımların kadınların haklarının ve hayatlarının gaspına değinildi. Ayrıca Almanya’da yaşanan kadın cinayetleri vakalarının davalarında genelde kadın cinayetlerinin planlı olmadığı ve “kadın cinayeti” Teriminin hala Alman Anayasasında kullanılmadığı ve pozitif ayrımcı yasaların olmadığına değinildi. Kurum temsilcileri yaptıkları konuşmalarda kadın katillerinin faillerin genelde cezai indirim aldıklarına ömür boyu ve üst sınır gibi cezaların bu failleri verilmediğine tam tersi en alt sınırdan genellikle 5 yıl 13 yıl arası cezalandırıldığına değinildi. Genelde faillere tasarlanmamış, kavga anında cinayet “tod schlak”  kanunu çerçevesinde kadın cinayetlerinde beş yıl gibi komik rakamlarla cezalandırıldığına değindiler. Ayrıca yakın bir zamanda Stuttgart’ta katledilen genç bir kadın olan Aleyna’nin annesi de bir konuşma yaptı.. Konuşma anında duygusal anlar yaşandı ve Aleyna’nin annesi kızının katilinin en üst seviyede cezalandırılması, başka Aleyna`ların katledilmemesi için hukukun caydırıcılık ilkesinin uygulanması gerektiğine, uygulanana kadar mücadelesini devam ettireceğini aktardı.

Die linke kadin temsilcisi ise: biz bütün katledilen kadınlar için yastayız ve mücadele ediyoruz kamusal ve özel alanda şiddetin hiçbir türlüsüne maruz kalmak istemiyoruz iş yerlerimizden evlerimize gittiğimizde kamusal alanda toplu taşıma araçlarında sokakta evlerde okullarda çalışma alanlarının, yaşamın tamamında taciz edilmek istemiyor şiddete maruz kalmak istemiyoruz. Alman devlet politikası 14.000 yeni kadın sığınma evlerinin yapılması gereken bütçeyi ayırmadığı halde militarizme Avrupa birliği olarak  Nato´nun kurulacak  yeni ordu’ya 800 milyar Euro bütçe ayırmıştır  savaşa değil, yaşama! hayata! eğitime bütçe! Diyerek konuşmasını tamamladı.

Baden Württemberg Alevi federasyonu kadınlar Birliği’nin temsilcisi Hacer Basoğlu şu sözlere değindi:Almanyada her yıl  125.000 kadinin siddet türlerinden herhangi birine maruz kaldigina, cogu kadin in yasadigi siddeti aciklayamadigina.. bir kadin sevilmek istiyor , kontrol edilmek istenmiyor, kadinlar sevilmek istiyor, siddet görmek degil! kadinlar yasamak istiyor! katledilmek degil!. .kadin siginma evlerinin cogaltilmasi gerektigine polis ve hakimlerin yargilamadan kadinlari dinlemesi gerektigine, polislerin şiddete maruz kalmış kadınlara travma anındaki kadınlara nasıl yaklaşılması gerektiğinin eğitimi verilmesine, kadına yönelik şiddeti önleme masasının kurulması gerektiğini kadınların ciddiye alınması gerektiğine, istanbul sözlesmesinin maddelerinin uygulanmasi gerektigine bugün bütün dünyada öldürülen kadinlarin adına, kendi hikayelerini anlatan, adım atan ve faillerini ifşa eden kadınların arkasındayız. Kimseden özür dilemiyoruz bir aradayız ve hepimiz özgür olana kadar mücadelemiz devam edecek korkmuyoruz susmuyoruz itaat etmiyoruz! Diyerek sözlerini tamamladı.

Feminist gece yürüyüşünün sonunda İstanbul kadınlar birlikte güçlü platformuna ve Taksim,Amed feminist gece yürüyüşüne selam gönderildi. Bir çok dilde ve bir çok ülkenin feminist sloganlarınana yer verilip bugün sokakta olan tüm dünya kadınlarına selam gönderildi..

Feminist gece yürüyüşünde şu sloganlar atıldı;

my body , my chocice!

Fraun die käpmfen, sind Fraun die leben! Las uns das system aus dem Angeln heben!

jin jiyan azadi!

Dünya yerinden oynar kadınlar özgür olsa!

 

29 Kasım 2025 tarihinde saat 15:00’da Ulm cemevinde oyuncu Füsun Demirel ve müzisyen Berivan canbolat’ın katılacağı 25 Kasım kadına yönelik her türlü şiddet ile uluslararası mücadele günü konulu panel ve etkinlik düzenlenecektir. Ulm kadınlar birliği temsilcileri Baden Württemberg eyaletinde olan tüm kadınları etkinliklerine davet ettiler.

Alevi bölgelerinde artan şiddet: Özerk Yönetim Şam’a acil çağrıda bulundu!

Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi, Süveyda ve Humus’ta artan şiddet olayları nedeniyle Şam yönetimine önemli bir çağrıda bulundu. Yönetim, sivillere yönelik saldırıların durdurulması ve halkın iradesine saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladı. Özellikle son dönemde Alevi yurttaşları hedef alan saldırılar ve silahlı grupların sahneye çıkması, ülkenin içinde bulunduğu durumu daha da tehlikeli hale getirdi.

Açıklamada, protesto eden sivillerin ve göstericilerin hedef alınmasının kabul edilemez olduğu ifade edilirken, “Aşiret Ordusu” ve “Aşiret Kuvvetleri” gibi isimler altında faaliyet gösteren silahlı grupların iç barışı bozma amacı taşıyan sistematik bir suç olduğu belirtildi. Bu tür girişimlerin Suriyeliler arasında düşmanlık yaratma potansiyeline sahip olduğu kaydedildi.

Özerk Yönetim, Suriye genelinde hak ve özgürlük talepleriyle sokaklara dökülen halkların yanında olduğunu belirterek, mevcut krizin çözümünün siyasi ve barışçıl bir diyalog süreci ile mümkün olacağını ifade etti. Şam yönetimine, halkın iradesine saygı gösterilmesi ve sivillere yönelik şiddetin durdurulması çağrısında bulunarak, bölgede yaşanan tırmanışın ülkenin geleceği açısından ciddi riskler taşıdığına dikkat çekti.

Toplumsal barışı hedef alan nefret söylemlerinin son bulmasının gerektiği vurgulandı. Çözüm önerisinin, barış, dayanışma ve ademi merkeziyetçi demokratik bir Suriye doğrultusunda şekillenmesi gerektiği ifade edildi.

Alevi kurumları: Suriye’ye yardım için seferberiz!

Çok sayıda Alevi kurumunun katılımıyla, Suriye’de devam eden Alevi katliamına ilişkin bir basın açıklaması yapıldı. AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi’nde gerçekleştirilen açıklamada, Alevi kurumları adına konuşan Sevim Yalıncakoğlu, insanlığa karşı suç işleyen çetelerin derhal savaş suçlusu sayılması ve yargılanması gerektiğini vurguladı. Yalıncakoğlu, “Biz Alevi toplumu olarak; bölgeye insani yardım götürmeye hazırız. Bunun için gerekli olan koridorun derhal açılmasını istiyoruz” dedi.

Suriye’nin çeşitli kentlerinde Alevilere yönelik artan saldırılara dikkat çeken Yalıncakoğlu, “Suriye’de savaşın yarattığı zalimlik özellikle Alevilerin yaşadığı bölgelerde devam ediyor. Alevilerin, Dürzilerin, Ermenilerin, Hristiyanların yaşam alanlarının hedef alınması uluslararası suç teşkil etmektedir” şeklinde konuştu. HTŞ çetelerinin Suriye’deki mazlum halklar için bir tehdit olduğunun altını çizen Yalıncakoğlu, bu saldırıların açık ve örtülü destekle cesaretlendirildiğini ifade etti.

Yalıncakoğlu, “Alevilerin günümüzde yaşadıkları Kerbela’dır. Yezit aynı Yezit, mazlum aynı mazlumdur. Bugün Suriye’deki Alevilerin yaşam hakkı savunulmazsa, dünyanın hiçbir yerinde inanç topluluklarının güvenliği garanti altına alınamaz” dedi. Ayrıca, “Suriye’de HTŞ çetelerinin yönetimine son verilmeli ve tüm kesimlerin güvenliği, eşit yurttaşlık hakları ve inanç özgürlüğünün gözetildiği bir yönetim derhal kurulmalıdır” çağrısında bulundu.

Alevi kurumları, Suriye’deki insanlık dramına son vermek adına bağımsız kuruluşların bölgede inceleme yapmasını ve halka insani yardım ulaşmasını sağlamaya yönelik taleplerini yineledi. Sivil halkın direnişine destek veren Yalıncakoğlu, “Yaşanan zulmü onaylamayın. Katledilen kadınların ve çocukların sesi olun” diyerek tüm dünyaya çağrıda bulundu.

Alevilere Yönelik Suriye Katliamları Derhal Son Bulmalı!

Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi, Suriye’de Alevilere yönelik katliamların yeniden başladığını duyurdu. Açıklamada, bağımsız kuruluşlar ve sosyal medya üzerinden paylaşılan görüntülerin, Alevi toplumunu hedef alan organize saldırıların arttığını ve bu saldırıları protesto eden halka karşı silahların kullanıldığını gösterdiği belirtildi.

DAD, Alevi toplumuna yönelik bu saldırıların dinci ve faşizan bir siyasetin ürünü olduğunu vurgulayarak, “Bu tablo, sadece bir ihlal değil; açık bir insanlık suçudur ve hiçbir gerekçe ile meşrulaştırılamaz. Bu vahşeti en sert biçimde lanetliyoruz” ifadelerine yer verdi.

Açıklamada, Suriye’deki cihadist yapılara dikkat çekilerek, bu yapıların Alevi katliamlarından bizzat sorumlu olduğu ifade edildi. Ayrıca, cihadist terör örgütlerinin, Alevi toplumuna yönelik saldırıları “kontrol dışı güçler” gibi belirsiz ifadelerle açıklamaya çalıştığı kaydedildi.

DAD, uluslararası örgütler ve insan hakları kurumlarını bu katliamları araştırmaya, sorumluları tespit etmeye ve sivilleri korumaya çağırdı. “Akan her Alevinin, her Dürzinin ve her Kürdün kanı kendi ellerine de bulaşmaktadır” denilerek, katliamların durdurulması gerektiği vurgulandı.

Suriye’de yaşayan Alevi toplumunun dayanışmaya ve katliam karşısında ses çıkarmaya çağrıldığı açıklamada, “Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir!” ifadeleri kullanıldı.

Antakya’dan uluslararası güçlere: Acil müdahale şart!

Antakya’da, Suriye’deki Alevi katliamlarını protesto etmek amacıyla bir araya gelen yurttaşlar, uluslararası güçlere acil harekete geçme çağrısında bulundu. Antakya Emek ve Demokrasi Platformu’nun düzenlediği eylemde, Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği (AB) ve insan hakları kuruluşlarının, bağımsız bir heyetle bölgeye giderek soruşturma yapması gerektiği vurgulandı.

Suriye’de yıllardır devam eden iç savaş, İslamcı cihat örgütü HTŞ’nin iktidarı ele geçirmesiyle yeni bir boyuta taşındı. HTŞ’nin çeşitli etnik ve dini topluluklara yönelik gerçekleştirdiği saldırılar, halkların geleceğini tehdit etmeye devam ediyor. Protestoda, Humus kentinde Alevilere yönelik yapılan saldırılar kınandı.

Antakya Emek ve Demokrasi Platformu üyesi Mehmet Çelik, yaptığı açıklamada, Alevilere yönelik nefret kampanyalarının sürdüğünü ve inanç temelli saldırıların artarak devam ettiğini ifade etti. Çelik, uluslararası güçlerin Suriye’deki durumu göz ardı etmemesi gerektiğini belirtti.

Suriye ve diasporadaki Alevi kurumları, adalet ve güvenlik çağrısında bulunarak, her etnik ve dini grubun Alevilere destek vermesi gerektiğini vurguladı. Barış ve adaletin sağlanması için herkesin bulunduğu yerde duyarlılık göstermesi gerektiği belirtildi.

BM İnsan Hakları Yüksek Konseyi ve insan hakları örgütlerinin, bölgedeki ihlalleri belgelemek üzere hemen harekete geçmesi gerektiği ifade edildi. Yaşam hakkının güvence altına alınması ve terörün durdurulması için uluslararası toplumun sorumluluk alması gerektiği kaydedildi.

Celal Fırat: Alevi toplumuna yönelik saldırılar örgütlü nefretin ürünü

DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Suriye’de Alevilere yönelik sürdürülen saldırıların, Alevi toplumuna karşı örgütlü bir nefret hareketi olduğunu belirtti. Fırat, bu tür vahşetlerin karşısında sessiz kalmanın suça ortak olmak anlamına geldiğini vurguladı. Acil olarak uluslararası bir soruşturma heyetinin bölgeye gidip tarafsız bir inceleme yapması gerektiğini ifade etti.

Suriye’deki iç savaşın İslamcı cihat örgütü HTŞ’nin iktidarı ele geçirmesiyle farklı bir aşamaya girdiğini belirten Fırat, Humus, Lazkiye, Hama ve Tartus’taki saldırıların sadece Alevilere değil, insanlığa karşı gerçekleştirilen alçakça eylemler olduğunu kaydetti. Bu saldırıların, Alevi toplumuna yönelik sistematik bir nefret hareketinin parçası olduğunu dile getirdi.

Fırat, Alevi halkı için güvenli koridorlar açılması gerektiğini vurgulayarak, sivillerin korunmasının artık ertelenemez bir sorumluluk olduğunu belirtti. “Humus’ta yakılan her ev, bir halkın hafızasının, bir annenin geleceğinin ve bir çocuğun umudunun yakılmasıdır” dedi. Bu katliamları görmezden gelenlerin, tarih önünde hesap vereceğini ifade etti.

Her Şey Değişiyor Ama Alevi Düşmanlığı Değişmiyor AZİZ TUNÇ

0

Suriye’de Alevilere yönelik soykırım devam ediyor. Yeniden harekete geçen HTŞ ve DAİŞ çeteleri bir kez daha Alevi toplumuna saldırmıştır. Humus ta başlayan saldırılarda çok sayıda insanın katledildiği belirtilmektedir. HTŞ ve DAİŞ çetelerinin Suriye’yi ele geçirmesinden bu yana Aleviler, Dürziler ve DAİŞ’çi olmayan bütün topluluklar, sürekli ve sistemli olarak katliama, soykırıma tabii tutulmaktadırlar

Sahiden neden Aleviler soykırıma tabii tutuluyorlar? Bu sorunun cevabı gerçeğin anlaşılması açısında önemli ve değerlidir. Çünkü bu sorunun doğru yanıtı, sadece Alevilerin neden katledildiklerinin anlaşılmasını sağlamakla kalmayacaktır. Aynı zamanda Aleviliğin neden bu denli değerli olduğunun, bu denli özgün olduğunun anlaşılması da bu soruya verilecek cevapta gizlidir.

Toplumların tarihsel evrimine en özet haliyle bakıldığında bu gerçeğin anlaşılması mümkün olacaktır.

Ortaçağ koşullarında her dinden ve her etnik kökende toplumun birlikte yaşadığı siyasal egemenlik biçimleri bulunmaktaydı. Bunların küçük, yerel ve lokal olanlarına Beylik, Mirlik, Derebeylik vs denirdi. Büyük devletlere ise imparatorluk denildiği bilinmektedir.

Bu dönemden ve bu sistemden de toplumsal farklılıklar bulunmaktaydı. Bu farklılığa göre ezenler ezilenler sömürenler sömürülenler ve bu kesimler arasında mücadeleler bulunmaktaydı. Zorbalar, gaspçılar ve yağmacılarla bu tutumlara karşı direnenler arasında sayısız direnişler ve isyanlar yaşanmıştır. Dönemin tarihinde ve dünyanın her karış toprağında bu mücadelelerin izlerine rastlamak mümkündür.

Bu dönemin devletlerinin içinden genellikle İslam dininin egemen olduğu, ama bazen Hristiyanlığın veya Yahudiliğin etkin olduğu, aynı zamanda Alevi ve benzer inançlarda toplulukların da yaşadığı devletlerde ve coğrafyalarda Aleviler ve benzer inançlara sahip topluluklar, en büyük düşman olarak kabul edilmişlerdir.

Yüzyıllar boyu, Selçukluların, Osmanlıların, Abbasîlerin ve o dönem daha nice devletin, daha sonra günümüzün mevcut devletlerinin Aleviliği yok etmek istemelerinin nedenleri bunlardır. O dönemde her egemen, sömürücü, zorba devlet Aleviliğin varlığını kendi varlığına karşı bir tehdit olarak kabul etmiştir. Böyle olunca da Aleviliği ve Alevileri yok etmek söz konusu devletlerin asli görevi olarak ortaya çıkmıştır.

Buna karşı Aleviler veya benzer inançları sahiplenen, savunan toplumsal kesimler, bu saldırılara boyun eğmemiş, direnmişlerdir. Gün olmuş, Ortadoğu’da Babek olmuşlar, gün olmuş, Hürrem olmuşlar, Kameti olmuşlar, Hasan Sabah olmuşlar, gün olmuş, Anadolu’da ve Balkanlar’da Pavlukanlar, Boğomiller, Baba

2/3

İlyaslar, Kalender Çelebiler, Pir Sultanlar, Avrupa’da Mazdek olmuşlardır. Ama her durumda ve her coğrafyada direnmişlerdir.

Kapitalist sistemin insanlığın hayatına hakim olmasıyla birlikte o güne kadar devam eden devlet formu değişmeye, ulusal devletler doğmaya başlamıştır. Kapitalizmin ilkel aşamasının ihtiyaçlarını karşılayacak olan “ulus devlet” formu bir süre sonra dünyanın önemli bir kısmında toplumsal hayatta baskın olmaya başlamıştır.

Kapitalizmin ve ulus devletlerin hakimiyeti koşullarından da özellikle Alevi düşmanlığı kesintisiz devam etmiştir. Özellikle İslam dininin egemen olduğu ve Alevilerin yaşadığı her coğrafya parçasında milyonlarca Alevinin veya benzer inançta olan toplumların kanı akıtılmıştır. Bunun yanında İslam olmayan toplulukların yoğun yaşadığı bölgelerden de Alevi soykırımlarının yaşandığı görülmektedir.

Açık olan şu ki Alevi toplumu yüz yıllardır, her toplumsal sistemde, egemen olan her türlü devlet tarafında aralıksız soykırımlara maruz kalmıştır. Türk devleti, ırak ve Suriye gibi Arap devletleri, İran gibi Fars devleti ve Balkan devletleri, Alevilere değişik zamanlarda, değişik düzeylerde soykırım uygulayan devletler olarak karşımıza çıkmaktadırlar.

Bu gerçeklik tesadüf olabilir mi? Ya da özgün bir gelişmeden kaynaklanmış olabilir mi? Elbette bunların hiçbiri değil. Farklı coğrafyalarda ve farklı zamanda yapılan Alevi katliamlarının tesadüf olduğu söylenemez. Aynı şekilde ve aynı nedenlerden dolayı, Alevilerin soykırıma tabii tutulmasını gerektiren özgün bir nedenden de söz edilemez.

Alevilerin yüzyıllar boyunca egemen devletler tarafından hedef alınmasının, soykırımlara ve katliamlara maruz bırakılmalarının temel nedeni Aleviliğin inançsal, sosyal, siyasal ve felsefi özelliğinden kaynaklanmaktadır.

Aleviler, insanlığın ilk dönemlerinde yaşanan “ortaklaşmacı toplumsallığı” sürdürmeye çalıştıkları için hedef alınmışlardır.

Aleviler, inançsal ve felsefi olarak toplumsal farklılıklara ve cinsiyetçiliğe itibar etmedikleri, herkesi “can” bildikleri için yok edilmek istenmişlerdir.

Aleviler “Kamil İnsan” olmayı esas aldıkları için hedef alınmışlardır.

Aleviler “Rıza Şehri” gerçekliğine bağlı kaldıkları için katliama maruz kalmışlardır.

Aleviler, tarihleri boyunca, zulmün her türlüsüne boyun eğmedikleri, haktan ve haklıdan yana olmayı esas aldıkları, haksızlığın her çeşidine karşı insanlık adına direndikleri için her türlü zorbalığa ve soykırımlara maruz bırakılmışlardır.

Yani Aleviler, egemenlerin beklentilerine ve hesaplarına engel oldukları için düşman ilan edilmişlerdir. Aleviler, insanın insana kulluğunu kabul etmedikleri ve buna karşı direndikleri için katledilmişlerdir.

3/3

Bugün Türk devletinin HTŞ ve DAİŞ’çi çeteler eliyle Suriye’de sürdürdüğü Alevi soykırımı saldırılarının, diyanet kurumu eliyle, Türkiye ve Kürdistan’da her sürekte Alevi toplumuna yönelik olarak sürdürülen Alevi asimilasyonu saldırılarının böyle bir arka planı bulunmaktadır.

Bu gerçekliğin bize öğrettiği şu ki Alevilere yönelik soykırım politikaları bölge devletlerin ortak ve stratejik politikasıdır.

Bugün geliştirilecek olan direniş hattının bu gerçekliği hesaba katarak oluşturulması gerekiyor. Bütün düşmanların varlığı unutulmadan ama düşmanın en zayıf halkasına yönelik olarak planlanacak olan direnişler sonuç alacaktır.

Elbette bugüne kadar teslim olmamış, asimilasyonu kabul etmemiş ve her saldırıya karşı direnmiş olan Aleviler bu saldırılara karşı da direneceklerdir. Çünkü Alevilerin varlıklarını geleceğe taşıyabilmeleri, ancak ve ancak direnişleriyle orantılı olacaktır. Ve her Alevi bu gerçeği unutmamalıdır.

 

İKRAR… NECATİ ŞAHİN

Nedir…?
Yoo korkmayın…
Milattan Önceye falan gitmeyeceğim…
Yaşım kadar,
70 yıl öncesine gideceğim…
Sırma Anam Anlatıcınız.
Ben Tercümanınız…
Sırma Anam söyledi.
Kalem yazdı.
*
Sırma Anam bana Hamile…
İki canlı…
Ev halkı:
Dedem Şahhüseyin (Şavo)
Bir yıl öncesi Hakka yürümüş…
Ninem Şahsenem (Topal Seno) otoriter…
Üç kardeş…
Küçüğü Babam Efendi…
Lakabı Gıpo…
Gelinler…
Küçüğü Sırma Anam
Sürmeli dermiş köylü.
Çocuklar :
Amca çocukları…
Bir de Ablam Hatun..
Bir de
Kara Keçi Sürüsü…
ve
Bir Çoban…
Yetim.
Başka köyden…
Alacacı’dan…
Haydar
Olsa olsa 16 yaşında…
Anam Hamile bana…
“Ben” olacağımı kim bilecek ki…
Kim bilecek ki,
Anamın erkek doğurcağını…
Sırma Anam söylüyor sözü…
Kalem yazıyor sözünü:
Akşam Rojinkin (ocak) başında oturuyorduk…
Baban,
Karnıma bakıp
‘Ah bir oğlum olsa’ diye söyleniyordu.
Kaynanam Şahsenem,
(Topal Seno Ana) de ocak başındaydı.
Utanıyordum, Babanın
“Ah bir oğlum olsa” deyip durmasına.
Çoban Kardeşler de bizimle Ocak (Rojink) başında oturmuşlardı.
Karakıştı.
Çok kar vardı.
Çok soğuktu.
Rojink başı keyfti…
Baban yine “Ah bir oğlum olsa” diye söylenice;
Az konuşan
Çobanımız Heyder
birdenbire:
“Apo Efendi , Amojun (yenge) Sırma sana bir oğlan doğurcak…”
Baban,
“Ulan Heydo, bu çocuk oğlan olursa, kirvesi Sensin ” diye gülerek dalga geçer gibi söylendi…
Kaynanam Topal Senem hiç oralı olmuyordu…
*
Bir ay kadar sonra doğurdum Seni.
Erkek olmuştu çocuğumuz.
Erkek doğurmuştum ya,
Değerim biraz arttı hanede…
*
Birgün yine Rojink başındayız.
Sen kucağımda.
Baban,
“Oğluma birini Kirve yapacağım.
Oğlumun Kirvesi bey olmalı,
Ağa olmalı,
Paşa olmalı
deyip duruyordu ki;
Topal Senem Ana ayağa kalktı.
Ellerini beline koydu.
“Oğul, Oğul…
Neceti’nin Kirvesi vardır.
Aha buradadır.
Heyder’dır…”
Baban,
“Anee sen diyon, öyle şey mı olur”, deyince;
Topal Senem Ana fena gürledi:
“Bu Rojikin başında, Heyder’e, oğlan olursa, Kirvesi Sen olacaksın demiştin.
Ne tez unuttun sözünü.
Oğlan doğdu.
Kirvesi Heyder’dır.
“Anee ben şaka yapmıştım öylesine…”
Topal Senem Ana fena patladı:
“Ula Gıpo,
İKRAR’ın şakası mı olur.
İKRAR vermiştin.
Hakk sana oğlan verdi.
Heyder’ı da Kirve eyledi…
İKRAR’indan dönersen Sütümü helal değildir Sana…. “
Heyder’e döndü:
Elini Heyder’in omuza koydu;
“Heyderim tornumu senin kucağına vermişti Babası zaten.
Kirvesi Sensin Oğul.”
Heyder Ninenin elini öptü.
Babanın elini öptü.
Benim omuzuma niyaz etti.
Seni kucağına verdim.
Seni aldı.
Öptü.
Bağrına bastı.
Hıçkırık Sesi duyduk.
Kirven Heyder’ın gözyaşları alnına damlamıştı…
Topal Senem Ana haykırdı.
“Heyder çobanımızdı.
Şimdi İkrarlımız…
Bu haneden herkes ,
Heyderime bundan böyle
‘Heyder Kirve’ diye seslenecek…”
*
İKRAR nedir?
İKRAR budur…
İKRAR
Saf, temiz, riyasızdır…
İKRAR
derin, ağır, engin bir bağdır…
Kan bağın ötesi…
Akrabalık ötesi…
Çok ötesidir…
Güvendir…
İKRAR
derin bir huzurdur.
Ulu, soylu, gizemli
bir YOL’dur….
öyledir Ki, Abdal Musa
13.yüzyılda manevi yükünü dile getirmiştir:
“Ol İKRAR verme.
Öl İKRAR’ından dönme…”
Necati Şahin
Köln, 25.11.2025
***
(HAYDAR Kirvemi de ayrıca yazacağım bir ara)

Alevilerin Sesi Dergisi’nin 297. Sayısı Yayında!

Alevilerin Sesi Dergisi’nin 297. sayısı yayımlandı. Bu sayıda, Alevi kültürü ve inancının önemli figürlerinden biri olan Kadıncık Ana dosyası öne çıkıyor. Avusturya’da açılan Kadıncık Ana Anıtı, kadınların belleği, emeği ve direncine adanmış bir tema ile kapakta yer aldı.

Dergide, Kadıncık Ana’nın inançtaki yeri, tarihi ve çağdaş Alevi toplumu için anlamı gibi konular geniş bir içerikle ele alınıyor. Araştırmacılar, yazarlar ve sanatçılar tarafından hazırlanan yazılar, Alevi kadınlarının gücünü ve tarihsel mücadelesini ön plana çıkarıyor. Bu başlıklar arasında “Ben Kadıncık Ana!”, “Avrupa’da Alevi İnancının Dirilişi” ve “Kadıncık Ana Heykeli Üzerine” gibi yazılar dikkat çekiyor.

Ayrıca, dergide Alevi kurumlarının çalışmaları ve dayanışma faaliyetleri hakkında bilgiler de yer alıyor. Avrupa Alevi kurumları, dayanışma projeleri ve tarihsel etkinlikleri ile ilgili haberler, Alevi toplumu için umut verici gelişmeleri içeriyor. Derginin çok dilli yayın politikası ise Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca ve Kırmancki/Zazaca dillerinde okuyuculara ulaşmayı hedefliyor.

ABF Kadın Meclisi: Colani ve çetesi, insanlığa ve kadınlara düşman!

Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü dolayısıyla yazılı bir açıklama yaparak, Suriye’deki Alevi katliamına dikkat çekti. Açıklamada, “Katil Colani ve HTŞ çetelerinin bu saldırıları derhal durdurulmalıdır!” ifadeleri yer aldı.

Açıklamada, kadına yönelik şiddetin, erkek egemen düzenin korunduğu bir devlet politikasına dönüştüğü vurgulanarak, “Kadınların yaşam hakkı sürekli olarak hedef alınmaktadır” denildi. Suriye’deki çatışmaların en ağır bedelini Alevi kadınların ödediği, HTŞ çeteleri tarafından insanlık dışı saldırılara maruz bırakıldığı belirtildi.

ABF Kadın Meclisi, Türkiye ve dünya devletlerinin Colani ve çetesini ‘demokrasi kahramanı’ olarak lanse etmesinin gerçekte insanlık ve kadın düşmanı bir yapıyı desteklediğini ifade ederek, Alevi, Dürzi ve Hristiyan kadınlara yönelik saldırıların bu durumu gözler önüne serdiğini vurguladı.

Ayrıca, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasının sonuçlarına da değinilerek, “Fail lehine işleyen yargı pratikleri ve kadını aile içine hapseden politikalar, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini kurumsallaştırmaktadır” denildi. Kadınların maruz kaldığı her şiddetin devletin ortaklığıyla gerçekleştiği ifade edildi.

Son olarak, Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi, kadınların yaşam hakkı, özgürlüğü ve eşitliğinin hukukun üstünlüğü ve evrensel insan haklarıyla korunması gerektiğini belirterek, “Nefesi çalınan her kadın için mücadele edeceğiz” dedi.