Ana Sayfa Blog Sayfa 6200

Almanya’nın silah satış rakamları açıklandı: Türkiye’nin sıralamadaki yeri şaşırttı

Federal Parlamento’da görüşülmesi beklenen silah ihracatı raporundan basına yansıyan rakamlara göre, 2016’nın ilk 6 ayında silah mermisi ihracatı 27 milyon Euro’dan 283,8 milyon Euro’ya yükseldi. Buna karşın hafif silah (tabanca ve tüfek) ihracatı aynı dönemde 12,4 milyondan 11,6 milyon Euro’ya geriledi. Hafif silah ve mermi ihracatının yapıldığı en önemli üç ülke arasında Fransa, Irak ve Polonya bulunuyor.

Türkiye 25.sıradan 8.sıraya yükseldi

Türkiye, Almanya’nın silah ihracatı yaptığı ülkeler sıralamasında 2016’nın ilk altı ayında aldığı 76,4 milyon Euro ile 25.sıradan 8.sıraya yükseldi. Türkiye’nin Almanya’dan aldığı ürünler arasında uçak parçaları, insansız hava aracı, motor ve yer destek ekipmanları bulunuyor.

6 ayda 4 milyar Euro

Almanya, 2016’nın ilk 6 ayında 4,029 milyar Euro değerinde silah ihraç etti. Almanya’nın bu yıl içerisinde en çok silah sattığı ülkeler arasında ilk sırada bir milyar Euro değerinde firkateyn alan Cezayir bulunuyor. Suudi Arabistan 484 milyon Euro, Güney Kore 205 milyon Euro ve Birleşik Arap Emirlikleri 85 milyon Euro değerinde silah alımı ile Almanya’nın en ok silah sattığı ülkeler arasında yer alıyor.

BM: IŞİD toplu katliamlar yapıyor

  Birleşmiş Milletler’in Irak Güvenlik Güçlerine dayandırdığı haberinde Nasır kentinde kurşun yarasıyla öldürülmüş 70 sivilin cesetlerinin bulunduğu açıklandı. Açıklamaya göre Pazar günü de IŞİD tarafından esir tutulan 50 polis Musul dışında infaz edildi.

Birleşmiş Milletler İnsan hakları Komisyonu sözcüsü Rupert Colville yaptığı basın toplantısında konu ile ilgili kendilerine ulaşan bilgileri paylaşırken, bölgedeki olayları doğrulamanın zorluğunun altını çizip, kendilerine ulaşan raporların ön bilgi olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Colville’nin paylaştığı bilgilere göre Musul’un 50 km. güneyindeki Safina köyünde, 15 sivil infaz edildikten sonra cesetleri halka daha fazla korku vermek için yakınlardaki bir ırmağa atıldı.
Ayrıca aynı köyde, aralarında bölgede IŞİD’e karşı savaşan bir grubun liderinin de bulunduğu altı kişi arkasına bağlandıkları araçla sürüklenip parçalanarak öldürüldüler.

Üç kadın ile üç kız çocuğu da IŞİD tarafından tutuldukları yerden bir başka yere götürülmek istendikleri sırada meydana gelen sözlü tartışmadan sonra silahla vurularak öldürüldüler.

Çağlayan’da Özgürlük Nöbeti: İhlallere karşı el ele verelim

Aralarında Basın-İş, İHD ve KESK’in de bulunduğu emek ve demokrasi güçlerinin Türkiye’de yaşanan hukuksuzluklara karşı Çağlayan Adliyesi önünde başlattıkları “Adalet ve Özgürlük Nöbeti” devam ediyor.

“Adalet ve Özgürlük İstiyoruz” pankartının açıldığı nöbette, “OHAL kaldırılsın”, “KHK uygulamalarına son verilsin”, “Öğretmenime dokunma”, “Adalet istiyoruz” dövizleri taşındı. Eylemde sık sık, “OHAL kalksın, özgürlük istiyoruz”, “Özgür basın susturulamaz” sloganları atıldı. Eyleme TV10, Özgür Radyo, Özgür Gündem, Sağlık Emekçileri Sendikası, TİHV Başkanı Şebnem Korur Fincancı ve çok sayıda yurttaş katıldı. Nöbette konuşan Şebnem Korur Fincancı, “Bu ülkede her alandan emek verenler baskıya maruz kalıyor. Bütün bu baskıları görmek zorundayız. Hak ihlallerine karşı mücadele edenlerin düşmanıdır bunlar” dedi. 

‘CESUR KALABİLİRSEK MÜCADELE EDEBİLİRİZ’

İlk olarak söz alan Eren Keskin, Türkiye’de son zamanların en yoğun baskılarının yaşandığını kaydetti. Keskin, “Özgür gündem yazı işleri müdürü olarak 122 dava açıldı hakkımızda. Düşünce ve ifade özgürlüğü sağlanmadığı sürece silahlar konuşacak. Ancak cesur olursak mücadeleyi sürdürebiliriz” dedi.

Özgür Gündem ‘nöbetçileri’nin davaları 24 Ocak’a ertelendi

‘SAĞLIKÇILAR OLARAK YAŞATMAYA DEVAM EDECEĞİZ’

İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi İncilay Erdoğan da basın üzerindeki baskıların bir an önce bitmesini isteyerek Cizre’de tutuklanan doktor Serdar Kuni’ye değindi. İncilay, “Cizre’de belediyeye ait sağlık merkezinde çalışan arkadaşımız Serdar Kuni yaptığı hekimlik görevinden ötürü tutuklandı. Biz sağlıkçılar olarak yaşatmaya devam edeceğiz” diye konuştu. 

TV 10 Yönetim Kurulu Üyesi Turabi Kişin de, “Tekçi zihniyete karşı bir yaşamın var olabileceğini gösteren yayınlar yaptığımız için kapatıldık. Farklılıklara dönük tahamülsüz yaklaşımlarını basına dönük yaptılar. Biz devletsiz de toplum kendisini ifade edebilir dedik. Büyük holdinglerin medya yayınları değil de toplumun kendi lokmasıyla kendisini kurabileceğini gösterdik. Yayın araçlarımızı bir şekilde kuracağımıza inanıyoruz” dedi.

‘HAK İHLALLERİNE KARŞI EL ELE VERELİM’

Son olarak söz olan Şebnem Korur Fincancı, bugün yargılanan gazetecileri hatırlattı. Fincancı, sözlerine şöyle devam etti: “Halkın haber alma hakkına ve basına yönelik yoğun baskılar var. Türkiye’nin tamamına yakını işkencelerden ve hak ihlallerinden habersiz çünkü basın emekçileri cezaevlerinde. Bu nedenle el ele verelim, haber alma özgürlüğü için, basın emekçilerinin yaşadığı baskılar için mücadele edelim. OHAL’den fırsatçılık yapıp avukat görüşünü bile kısıtlayan hükümete karşı yan yana duralım. Eğer dayanışma içinde olmazsak başka bir gün başkaları da yargılanacak. Bu ülkede her alandan emek verenler baskıya maruz kalıyor. Bütün bu baskıları görmek zorundayız. Hak ihlallerine karşı mücadele edenlerin düşmanıdır bunlar.”

Eylem, önümüzdeki hafta yapılacak özgürlük nöbetine çağrıyla son buldu. (İstanbul/EVRENSEL)

Ruhani: Başka ülkelerin Irak’a müdahalesi çok tehlikeli

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, üçüncü bir ülkenin Irak yönetiminden izin almadan Irak’a müdahalede bulunmasının “çok tehlikeli” sonuçlar doğuracağını uyarısında bulundu.

Ruhani, Arak kentinde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Irak ve Suriye yönetimi talepte bulunursa başka bir ülke onların topraklarında terörizme karşı eylemde bulunabilir. Müdahale bu şekilde yapılırsa uluslararası kurallara göre yapılmış olur aksi takdirde bölgedeki güvensizliği artırır” diye konuştu.

Ruhani, ülke ismi zikretmeden, “İran olarak, yabancı bir gücün ev sahibi ülkeden izin almadan o ülkeye müdahalede bulunmasını çok tehlikeli buluyoruz” dedi.

‘SINIRLARIN DEĞİŞMESİ ÇOK TEHLİKELİ OLUR’

İran Cumhurbaşkanı, “Coğrafi sınırlara saygı göstermeliyiz, çünkü sınırların değişmesi tehlikeli olur” ifadesini kullandı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi de bugün düzenlediği basın toplantısında Türkiye’nin Musul operasyonunda yer alma girişimlerini eleştirerek,“ Terörizme mücadele bahanesiyle başka ülkelerin egemenliğini ihlal etmek kabul edilebilir değil” dedi. (DHA)
 

Dijital dünyayı sarsan siber saldırı üstlenildi 

Sputnik’in haberine göre Twitter, Spotify, Netflix, Amazon, Tumblr, Reddit’’in de aralarında bulunduğu büyük internet sitelerine hizmet veren internet trafiği firması Dyn’e yönelik saldırılar, cuma günü ABD’nin doğusundaki dijital hayatı felç etmişti. 

Siber saldırıda ‘akıllı’ ev aletleri kullanıldı Güvenlik analistleri, saldırının evde kullanılan cihazların internete bağlanması anlamına gelen ‘şeylerin interneti’ üzerinden yapıldığının düşünüldüğünü belirtirken, ABD İç Güvenlik Bakanlığı da konuyla ilgili soruşturma başlatıldığını açıklamıştı. Saldırının 8 Kasım’da yapılacak ABD başkanlık seçimleriyle ilgili olabileceği iddiaları üzerine Federal Araştırma Bürosu (FBI) da olayın incelendiğini duyurmuştu. Saldırıyı kimin gerçekleştirdiğine dair resmi bir açıklama yapılmazken; Twitter üzerinden açıklama yapan New World Hackers grubu, “Siber saldırıyı biz gerçekleştirdik ve işi burada bırakmayı düşünüyoruz” dedi. Wikileaks’i ‘iyi bir dost’ olarak nitelendiren grup, ‘meşhur olmak için değil, bir sebepten dolayı’ saldırıyı yaptıklarını ifade etti. (DIŞ HABERLER)
 

Pakistan’da polis okuluna saldırı: En az 200 öğrenci rehin

Sputnik’in haberine göre saldırıda hayatını kaybedenler olduğu kaydedildi. Polis ve güvenlik güçleri, olayın yerini güvenlik altına alırken; SAMAA televizyonu bölgeden çatışma sesleri gelmeye devam ettiğini aktardı. Bölgenin yerel yönetiminden sözcü Anwar ul Haq Kakar, “5 ya da 6 terörist arka taraftan akademiye baskın düzenledi. Saldırganların binaya girdiklerinde normal zamanda 200 ila 250 polis akademisi öğrencisinin kaldığı yatakhane bölümüne yöneldiği ifade edildi. Rehinelerin sayısına dair kesin bir açıklama yapmayan yetkililer, en az bir güvenlik gücü personelinin yaralandığını belirtti. (DIŞ HABERLER)
 

#AkSilahlanma Meclis gündeminde

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, hükümetin silah ruhsatı edinmeyi kolaylaştıracak herhangi bir düzenleme çalışması bulunup bulunmadığını sordu.

Tanrıkulu, Başbakan Binali Yıldırım’ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığına sunduğu soru önergesinde şöyle dedi:

“AkSilahlanma başlığı altında yapılan bireysel silahlanma çağrılarının partinizle ve hükümetle doğrudan veya dolaylı bir ilgisi bulunmakta mıdır?

Vatandaşı silahlanmaya çağıran grupların iç savaş çığırtkanlığı yaptığı tespitinden hareketle araştırması, soruşturması yapılmakta mıdır? Yapıldıysa güncel akıbeti nedir?

Bireysel silahlanma çağrıları tek bir merkezden mi yürütülmektedir?

15 Temmuz 2016 tarihinden bu yana kaç vatandaş ferdi silah edinmiş, kaç kişiye silah ruhsatı verilmiştir?

Türkiye genelinde kaç vatandaşın bireysel silah ruhsatı bulunmaktadır?

1 Ocak 2016 tarihi ile 1 Ekim 2016 tarihleri arasında kaç ruhsatlı silahla öldürme veya yaralama gerçekleşmiştir?

Hükümetin silah ruhsatı edinmeyi kolaylaştıracak herhangi bir düzenleme çalışması bulunmakta mıdır?” (ANKA)

Bharara’dan Sarraf’a bir itiraz daha

ÖMÜR ŞAHİN KEYİF 

ABD’de tutuklu bulunan Rıza Sarraf’ın deliller üzerindeki gizlilik kararının kalkması talebine Başsavcı Bharara itiraz etti.

Sarraf geçen Mayıs’ta avukatları aracılığıyla Mahkeme’den Savcılık’ın elindeki delillerin kendisiyle paylaşılmasını talep etmişti. Talep kabul edilirken ulusal güvenlik gerekçe gösterilerek delillerin ‘ABD dışına çıkarılması ve üçüncü şahıslarla paylaşılması’nı yasaklayan koruyucu bir hüküm getirilmişti.

Sarraf’ın avukatları, önceki hafta yaptıkları başvuruda, davaya konu olan banka işlemleri ve dosyada adı geçen kişilerin büyük bir çoğunluğunun ABD dışında olduğunu belirterek, yurtdışındaki kişilerin şahitliğine başvurmak için koruyucu hükmün kaldırılmasını istemişti.

Yargılamanın başlamasına az zaman kaldığının ve savunmanın hazırlıklarının yoğunlaştığının altını çizen avukatlar, Savcılık Makamı’nın 600 bin sayfa tutan delillere, hafta içinde yenilerini ekleyeceğini söylemişti.

New York Güney Bölge Başsavcısı Bharara ise dün Mahkeme’ye sunduğu itiraz dilekçesinde, Sarraf’ın yaklaşık yedi aydır devam eden dava sürecinde, ABD dışındaki delillerin ortaya çıkarılmasıyla ilgili hiç bir talepte bulunmadığını ileri sürdü. “Bu durum kendisinin kanıtlar ve şahitler ABD dışındadır’, ifadesiyle çelişir” diyen Bharara şöyle devam etti:

“Savunma Makamı’nın koruyucu hükme rızası gözü kapalı olmamıştır. Koruyucu hükmün yürürlüğe girmesinden önce Sarraf daha ilk duruşmada, Savcılık Makamı tarafından delillerin hacimli olduğu ve çoğunun banka kayıtları ve e-postalarından oluştuğu konusunda uyarmıştır. Ve Sarraf, ön iddianamenin kendisi üzerinden, Savcılık’ın suçalamalarının yurtdışında gerçekleşen işlemlerle ve yabancı şahıslarla ilişkili olduğunu biliyordu.

Bunlar bağlamında taraflar mevcut koruyucu hükmü görüştü; o zaman da ‘bir duruşma tarihinin yaklaştığı’ ve ‘savunma hazırlığının yoğunlaştığı’ biliniyordu. Koruma hükmü davaya girdiğinden beri Sarraf’ın dosyasında herhangi bir maddi değişiklik gerçekleşmemiştir ve Sarraf’ın koruma hükümünün varlığından doğan çeşitli nedenlerle savunmanın hazırlanmasının engellendiğine dair iddiası baştaki rızasıyla çelişmektedir.”

Bharara, dilekçede hükmün kapsamıyla ilgili de ayrıntılı bilgiye yer verdi. Buna göre, koruyucu hüküm, sadece Savcılık tarafından temin edilen belgeler için geçerli; savunmanın diğer kaynaklar üzerinden elde ettiği dökümanlar için değil. Yani Sarraf, kendisine ait e-postaları, şirket hesabından çalışanlar tarafından gönderilen e-postaları, kendisinin sahip olduğu ya da yönettiği şirketlerin banka hesaplarına ait kayıtları, hatta ‘bilgi’ verilmek üzere ortak edildiği e-postalarla ilgili bilgileri üçüncü şahıslarla paylaşmakta ve ABD dışına çıkarmakta serbest.

“Savcılığın kanıtları buradadır ve savunma makamı tüm bu kanıtlara sahiptir” denilen dilekçede, yine de “Eğer Sarraf yurt dışından bir bireyin kendi savunmasında ona yardımcı olabileceğini hissediyorsa bunu mutlaka mahkemeye sunmalı” ifadelerine yer verildi.

Koruyucu hükümle ilgili son kararı Hakim Richard Berman verecek.

Öte yandan Sarraf’ın Temmuz’da yaptığı “delillerin iptali talebi” 22 Kasım’da New York’ta gerçekleşecek duruşmada yeniden görüşülecek. Sarraf, Florida’da gözaltına alınması sonrası yapılan ilk sorgunun ve bu kapsamda elde edilen verilerin usulsüz olduğunu savunuyor.

Esas yargılamanın yapılacağı jürili duruşmaların 23 Ocak’ta başlaması bekleniyor.

İnsan Hakları izleme Örgütü: Siyasi açıklamalar işkenceyi

HABER MERKEZİ

İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch- HRW) Türkiye’ye ilişkin hazırladığı raporda, Temmuz 2016’da yaşanan başarısız darbe girişiminin ardından çıkarılan kanun hükmündeki kararnamelerden önemli koruma tedbirlerinin çıkarılmasının neticesi olarak polisin, gözaltındaki kişilere işkence veya kötü muamele yaptığını söyledi. Siyasilerin sorumluluğuna ve hatalarına da dikkat çeken rapor, bugün kamuoyuyla paylaşılacak.

40’tan fazla avukatla görüşüldü

İnsan Hakları İzleme Örgütü rapor için yürüttüğü araştırma kapsamında 40’tan fazla avukat, insan hakları savunucusu, sağlık personeli, adli tıp uzmanı ve gözaltına alınıp serbest bırakılmış kişilerle görüşmeler yaptı.

Ordunun bazı unsurlarının hükümete darbe yapmaya kalkıştığı 15-16 Temmuz tarihlerinde polislerin de aralarında olduğu en az 241 sivil hayatını kaybetti ve yaklaşık 2 bin kişi de yaralanmıştı. İnsan Hakları İzleme Örgütü darbe girişimi sırasında yaralanan kişilerle de görüşmeler yaptı.

OHAL bu yetkiyi vermez

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Olağanüstü Hâl’in (OHAL) hükümete hakları askıya alması için açık çek vermediğine dikkat çekti. Uluslararası hukukun işkenceyi mutlak surette yasakladığı ve bu yasağın savaş ya da ulusal acil durum hallerinde bile askıya alınamayacağının belirtildiği bölümde, “Oysa KHK’ler gözaltındakileri işkence ve kötü muameleden koruyan önemli koruma tedbirlerini kaldırıyor” ifadelerine yer verildi.

Rapor, KHK’lerin yargısal denetime tabi olmadan gözaltı süresini dört günden otuz güne çıkardığını, gözaltındakilerin avukatla görüşmesini beş güne kadar kısıtlayabildiğini ve alıkonan kişilerin avukat seçme ve avukatıyla özel görüşme haklarını kısıtladığını da vurguladı.

Sadece darbecilere değil…

Kolluk görevlileri bu tedbirleri yalnızca darbe girişimine karışmakla suçlanan kişilere değil, başka siyasi nedenlerle gözaltına alınan kişilere de uyguluyor ve onları da kötü muamele ve adil olmayan yargılamaya karşı koruyacak tedbirlerden de mahrum bırakıyorlar.

Avukatlar, sağlık personeli, son dönemde gözaltından bırakılmış kişiler ve gözaltında tutulanların aileleri, İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne, gözaltında işkence ve kötü muameleyle ilgili, farklı düzeylerde şiddetin uygulandığı 13 vaka anlattılar. Vakalar arasında rahatsız edici pozisyonlarda tutmak ve uykusuz bırakmaktan yoğun dayak, cinsel taciz ve tecavüz tehdidine varan farklı yöntemler yer alıyor. Bir vakada ise gözaltındaki birden çok kişiyle ilgili ihlal iddiaları dile getiriliyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü güvenlik endişesiyle gözaltındaki kişilerin ve avukatların çoğunun isimlerini ve kimliklerini ortaya çıkarabilecek diğer detayları gizli tuttu.

Siyasilerin rolü

Raporda, siyasilerin açıklamalarının işkenceye uygun ortam yarattığının da altı çiziliyor. İlgili bölümde şu ifadelere yer veriliyor: “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dahil olmak üzere Türkiye hükümeti yetkilileri darbe girişiminden sonra işkenceye sıfır tolerans göstereceklerini ilan ettiler. Ne var ki, yetkili makamlar son işkence iddialarına gereğince yanıt vermek yerine bu iddiaları dile getirenleri önyargılı ve ‘darbe yanlısı olmakla’ ve ‘Gülen Hareketi’nin propagandasını yapmakla’ suçladılar. İktidar partisinin üyesi ve Meclis Cezaevi Alt Komisyonu Başkanı Mehmet Metiner kısa süre önce komisyonun hapishanelerdeki Gülen destekçilerine işkence yapıldığı iddialarını incelemeyeceğini söyledi. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci de, 1 Ağustos tarihli bir konuşmasında darbeyi planlayanlarla ilgili olarak şunları söyledi: “Bunları öyle deliklere tıkacağız ki, öyle deliklerde cezasını çekecekler ki, bunlar bir daha o Allah’ın güneşini nefes aldıkça görmeyecekler. Güneş yüzü görmeyecekler. Bir daha insan sesi duymayacaklar. ‘Gebertin bizi’ diye yalvaracaklar.

Bunlar 12 Eylül’de bile yapılmadı

Askeri darbe girişimi sonrası devreye konulan OHAL ile birlikte cezaevlerinde hak ihlalleri arttı. Avukat Gülizar Tuncer, hasta tutsakların darp edildiğini aktararak, ‘Bu uygulamalar 12 Eylül’de bile yapılmıyordu’ dedi

Askeri darbe girişimi onrası ilan edilen OHAL ile birlikte cezaevlerinde baskı ve hak ihlalleri tavan yaptı. Cezaevlerinde artan baskılara ilişkin açıklama yapan Avukat Gülizar Tuncer, gittiği cezaevlerinde siyasi tutsakların kendisine ilettiği hak ihlallerini anlattı. Tuncer, 12 Eylül askeri cuntasında cezaevlerinde yaşanan insanlık dışı uygulamaların şu anda cezaevlerinde yaşandığını ve geçen zamanda tarihten başka bir değişiklik olmadığını söyledi. Tuncer, “FETÖ bahane edilerek siyasi tutsaklara ‘güvenlik’ adı altında ağır işkenceler yapıyorlar” dedi.

3 kişilik odada 6 kişi

Avukat görüşünde siyasi tutsakların kendisine aktardığı hak ihlallerini anlatan Tuncer, Giresun Cezaevi’nde tutulan tutsaklara askeri nizam sayım dayatıldığını hatırlatarak, bu uygulamaya karşı çıkan tutsakların da darp edildiğini kaydetti. Tuncer, darp edilen tutsaklar arasında hasta tutsakların da olduğuna dikkat çekerek, “Bunlar güvenlik gerekçesiyle yapılıyor. Bu yüzden insanlar revire çıkmak istemiyorlar. 2 veya 3 kişinin kaldığı odalarda şimdi 5-6 kişi kalıyor ve cezaevlerinde inanılmaz bir yığılma oluşmuş. Eskiden ortak sohbetleri 5-6 saat yapabiliyorlardı ama artık bu 40 dakikaya kadar indirilmiş durumda” ifadelerine yer verdi.

Çıplak arama dayatılıyor

Adana Kürkçüler F Tipi Cezaevi’nde de görüşe giden ailelere çıplak arama dayatıldığını belirten Tuncer, avukatların müvekkilleriyle yaptığı görüşmelerde gardiyanların notlara el koyduklarını söyledi. Cezaevi sürgünlerinde de yaşanan hak ihlallerini anlatan Gülizar, Samsun Bafra’dan 4 kişinin ve Bolu’dan da 13 kişinin Tekirdağ Cezaevi’ne hiçbir gerekçe gösterilmeden aniden yapılan sürgünlerde çıplak aramaya tabi tutulduğunu açıkladı.

Rojda Oğuz / İstanbul- Jinha