Ana Sayfa Blog Sayfa 6203

Sarraf Davasında 600 Bin Yeni Delil

Yedi aydır ABD’de tutuklu olarak yargılanan Rıza Sarraf’ın dava dosyasına şimdiye kadar 600 bin yeni delilin girdiği ortaya çıktı.

Delil olarak dosyaya gizlilik kaydıyla giren 600 bin yeni belgede, Sarraf’ın muhtelif ticari kayıtları, şirket kayıtları, Yahoo, Hotmail ve diğer hesaplarında yaptığı e mail yazışmaları, şirket e-mail, şirket personelinin yazışmalarının bulunduğu öğrenildi.

Belgeler arasında, bazı Türk bankalarından yapılan işlemlerin, çeşitli hesap bilgileri ve para transfer dekontlarının da yer aldığı belirtildi.

ABD’nin tanınmış bankacılık kuruluşları Citibank ve JP Morgan’a ait bazı belgelerin de deliler arasında olduğu öğrenildi.

Savcılık gizlilik şartıyla delilleri paylaştı

New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesinde dört ayrı suç iddiasıyla yargılanan Sarraf’ın avukatları geçtiğimiz Mayıs ayında mahkemeye yaptıkları başvuruda, savcılığın elinde bulunan müvekkilleri aleyhindeki delillerin kendileriyle paylaşılmasını istemişti.

http://docs.voanews.eu/tr-TR/2016/10/21/06a810d6-8750-44d3-af08-1c27351a5b76.pdf

Sarraf’ın avukatlarından gelen bu talebe New York Güney Bölgesi Savcılığı, Sarraf aleyhine topladıkları delilleri savunma avukatlarıyla sadece gizli kalmak koşuluyla paylaşabilecekleri yanıtını verdi.

Savcılık delillerden bazılarının Amerikan ulusal güvenliğini ilgilendirdiğini belirtti ve kesinlikle yurt dışıyla paylaşılmaması gerektiğini savundu. Üçüncü şahıslarla asla paylaşılmamasını şart koştu. Avukatların yanısıra sadece tercüman gibi bazı görevliler dışında kişilerle paylaşılmamak kaydıyla delilleri savunma avukatlarına vereceklerini belirtti.

Sarraf’ın avukatları, savcılığın öne sürdüğü delilerle ilgili tüm gizlilik ve koruma kararlarına uyacaklarını belirtti. Delilleri yurt dışına iletmeyeceklerini veüçüncü şahıslarla asla paylaşmayacaklarını belirtti.

Hakim Richard Berman, savcılık ve Sarraf’ın avukatlarının deliller konusunda uzlaşması sonrasında, 1 Haziran tarihinde delillerin gizli kalması koşuluyla iddia makamı tarafından Sarraf’ın avukatlarıyla da paylaşılmasına karar verdi.

Sarraf’ın avukatları delillerde yurt dışı yasağının kalkmasını istedi

Sarraf’ın avukatları dün mahkemeye yaptıkları sürpriz bir başvuruyla delillerin üçüncü şahıslarla paylaşılması ve yurt dışında paylaşılması ilgili alınmış olan yasaklama ve koruma kararlarının kalkmasını istedi.

Sarraf’ın savunma avukatları Benjamin Brafman, Joshua D. Kirshner, Christine H. Chung, Adam M. Abensohn, Aaron T. Wolfson tarafından, New York Güney Bölgesi Federal Mahkeme Hakimi Richard Berman’a dün ortak imzayla yapılan başvuruda şöyle denildi: “1 Haziran’da almış olduğununuz savcılığın delilleri bizimle paylaşma kararınıza ek olarak koyduğunuz gizlilik ve delilleri koruma kararının kaldırılmasını talep ediyoruz. Savcılık, sadece Haziran ayından Eylül ayına kadar ellerinde delil olarak bulunan 600 bin belgeyi bizimle paylaştı. Belgelerde gerçekleşen işlem ve adı geçen kişilerin büyük bir çoğunluğunun ABD dışında olduğu belirlendi. 23 Ocak’ta başlayacak dava duruşmaları öncesi yapacağımız araştırmalar ve müvekkilimizi savunmamız için çok kısa bir zaman kaldı. Bu süreci en iyi şekilde değerlendirmek için delillerde adı geçen tanıklarla konuşmamız için ulusal güvenlik gerekçesiyle delillerin ABD dışına iletilemeyeceği yönünde alınan yasaklama ve delillerin korunma kararının kaldırılmasını talep ediyoruz. Delillerde adı geçen yurt dışında bulunan üçüncü kişilerin de ifadelerine başvurmamız yönünde de yasaklama kararının kaldırılmasını talep ediyoruz, ” denildi.

​Hakim Berman, Sarraf’ın avukatlarından gelen talebi değerlendirdi. New York Güney Bölgesi Savcılığına konuyla ilgili görüşlerini en geç 24 Ekim tarihine kadar mahkemeye bildirmesini istedi.

Sarraf‘ın Cep Telefonu İçin Özel Duruşma Kararı

New York’ta tutuklu olarak yargılanan Rıza Sarraf’ın Miami’de tutuklandığı sırada cep telefonundan alınan bilgilerin mahkemede delil olup olmayacağının kararanın verileceği özel bir duruşma yapılacak.

Sarraf’ın avukatları, New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’ne yaptıkları itirazda, cep telefonundan elde edilen bilgilerin hukuksuz bir şekilde ele geçirildiği için davada delil olarak kullanılmaması gerektiğini savunmuştu.

Hakim Richard Berman, Sarraf’ ın avukatları tarafından New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’ne yaptığı itirazı değerlendirdi.

Berman, 22 Kasım’da Sarraf’ın cep telefonundan elde edilen bilgilerin dava sürecinde delil olarak kullanılıpp kullanılmama konusunda tarafları dinleyeceği özel bir duruşma yapma kararı aldı.

 

New York Güney Bölgesi Başsavcılığı’na ve Sarraf’ın savunma avukatlarına kararın tebligatını yapan hakim Berman, tarafların mahkeme tarihine itirazı olmaması halinde yapılacak tek celselik özel duruşmada tarafların gösterecekleri şahitlerin de ifadelerini dikkate alacağını belirtti.

22 Kasım’da New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde yapılacak özel duruşmada Sarraf’ın cep telefonundan elde edilen bilgilerin delil olup olmayacağı yönünde karar verilecek.

 

Cep telefonundan elde edilen fotoğraflar aleyhine delil olarak kullanıldı

Sarraf’ın cep telefonundan elde edilen fotoğraf ve bilgiler, iddianameye de girmiş, kefaletle serbest bırakılmaması için aleyhine kullanılmıştı.

New York Güney Bölgesi Savcılığı, cep telefonundan alınan bilgiler doğrultusunda, “özel uçağı, denizaltısı bile olan Sarraf, kefaletle serbest kalırsa ABD’de kaçar” ifadesini kullanmıştı.

Miami’de tutuklandığı gün yaşadıklarını kaleme alan Sarraf, mahkemeye sunduğu dilekçede, tutuklandığında haklarının ihlal edildiğini iddia etmişti.

 

Sarraf: ‘Hiç bir şansım yok diye telefonumun şifresini verdim’

Mahkemeye sunduğu dilekçeyi avukatlarının yardımıyla kendisinin kaleme aldığını belirten Sarraf, mahkemeye sunduğu dilekçede tutuklandığı sırada cep telefonundan alınan bilgiler konusunu şöyle anlatmıştı:

“Ajan benim ve eşimin cep telefonlarını istedi. Benim ve eşimin telefonlarını onlara verdim. O dakikalarda bir şeylerin yanlış gittiğini hissetmeye başladım. Bu gümrüklerde yapılan rutin bir işlem değildi. Daha sonra ajan beni terminalden oldukça uzak başka bir boş odaya götürdü. Bana deklare ettiğim para tutarını görmek istediğini söyledi. Daha sonra da iPhone’un açılış şifresini istedi. Hiç bir şansım olmadığını düşünerek ajana iPhone’un şifresini verdim. Ajan, iPhone’umu alıp odadan çıktı. Tekrar odaya dönüp verdiğim şifrenin yanlış olduğunu söyledi. Tekrar şifremi verdim. Verdiğim iPhone şifremi girdi. Bana göre artık iPhone’umda bulunan tüm bilgiye erişebilmesini sağlamıştım. Ajan iPhone’um ile birlikte yeniden odadan çıktı. iPhone’umu bir daha görmedim. Ajana iPhone’umun şifresini vermeme hakkım olduğunu bilmiyordum. Susma hakkımın veya şifremi ajana vermem için bir avukat hakkım olduğu bana söylenmedi. Telefonumu alan ajan geri geldi ve beni bir başka odaya götürdü. Bazı soruları sözlü, bazılarını yazılı olarak yanıtladıktan sonra FBI ajanlarından iPhone’umdaki numaradan avukatımı arayıp arayamayacağımı sordum. Erkek olan FBI ajanı, telefondaki rehberden avukatımın numarasını almak istiyorsam, onların telefonuma erişmelerine izin verecek formu imzalamam gerektiğini söyledi. Bu formu imzalamayı reddettim. Erkek FBI ajanı ardından bana bu formu imzalamazsam, avukatımın numarasına iPhone’um üzerinden erişemeyeceğimi söyledi.”

Kolombiya’da barış için yeni adım

Barış görüşmelerini yürüten heyetlerin başkanları cumartesi günü Küba’nın başkenti Havana’da biraraya geldi. Hükümet heyeti twitterdan yayınladığı mesajında görüşmeleri “yapıcı bir diyaloğun” başlangıcı olarak tanımladı.

FARC’ın müzakere heyeti başkanı Timoleón Jiménez de görüşmelerin iyimser bir havada geçtiği yorumunda bulundu.

Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri FARC ve Kolombiya hükümeti dört yıllık müzakere sürecinin ardından bu yılın ağustos ayında tarihi barış anlaşmasını imzalamışlardı. Ancak anlaşma kıl payı farkla ekim ayı başında referanduma takıldı. Kolombiyalıların yüzde 50,21’i anlaşma aleyhinde oy kullanırken, FARC’ın Kolombiya’nın siyasi hayatında söz sahibi olmasını da öngören barış anlaşmasına ‘evet’ oyu verenlerin oranı yüzde 49,78’de kaldı.

Kolombiya’da 52 yıllık savaşı sona erdirmek için girişimleri nedeniyle Nobel Barış Ödülü’nü kazanan Devlet Başkanı Juan Manuel Santos, barış anlaşmasının geliştirilmesi için çaba gösteriyor. Santos, hem FARC hem muhaliflerle hem de sivil toplum kuruluşlarıyla görüşerek krizden çıkış yolları arıyor.

FARC 1964’te Kolombiya devletine, silahlı güçlerine, sağ eğilimli paramiliter gruplara ve büyük toprak sahiplerine karşı yasadışı silahlı mücadeleye başlamıştı. Savaşla geçen 52 yılda 260 binden fazla kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 45 bin kişi kayboldu. Hükümet ekim ayı sonunda ülkedeki ikinci büyük gerilla örgütü ELN ile de görüşmelere başlamaya hazırlanıyor.

15 Mayıs 2016 tarihinde Kolombiya’da polis 8 ton kokain ele geçirmişti.

Son yılların en büyük uyuşturucu operasyonu

Yılardır iç savaşın pençesindeki Kolombiya dünyanın en büyük kokain üreticisi konumunda. Narkotik ekiplerinin bu yıl düzenledikleri operasyonlarda rekor düzeyde kokain ele geçirdikleri duyuruldu. Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre piyasa değeri 8,3 milyar euro olan 300 ton kokaine el kondu. Savunma Bakanı Luis Carlos Villegas, şimdiye kadar ülke tarihinde bir yıl içinde hiç bu kadar çok kokain ele geçilmediğini söyledi.

Son olarak Kolombiya donanmasının bir operasyonunda Ekvador sınırına yakın bir bölgedeki bir denizaltında yaklaşık bir ton kokain ele geçirilmişti. Ülkedeki gerilla gurupları da kokain ticaretinden büyük kazanç elde ediyor.

©Deutsche Welle Türkçe

DW/dpa/afp/rtr/MK/EC

Irak’tan Başika yalanlaması

Irak ordusuna bağlı Ortak Operasyon Komutanlığı (JOC), Türk askerlerinin Başika’da IŞİD’e karşı operasyona destek verdiğine dair Ankara’dan yapılan açıklamayı yalanladı. Komutanlık sözcüsü, “Türkiye’nin, Ninova’nın kurtarılmasına yönelik operasyona hiç bir şekilde dahil olmadığını kaydetti.

TürkiyeBaşbakanı Binali Yıldırım, peşmerge güçlerinin Başika kasabasını IŞİD’den geri almak için Türk askerinden yardım istediğini ifade etmişti. Pazar günü AKP’nin 25’inci İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nın gerçekleştiği Afyonkarahisar’da basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Yıldırım, “Peşmerge güçleri,Başika kasabasını DAEŞ’ten temizlemek için harekete geçtiler. Bizim Başika Üssü’ndeki askerlerimizden, unsurlarımızdan yardım istediler. Biz de oradaki topçularla, tanklarla destek veriyoruz” şeklinde konuşmuştu.

Türkiye, Musul’da IŞİD’e karşı başlatılan operasyona katılmak isterken, Bağdat yönetimi Türk birliklerinin Başika’daki varlığına ve Musul operasyonuna Türkiye’nin katılmasına karşı çıkmıştı. ABD Savunma Bakanı Ashton Carter cumartesi günü Irak Başbakanı Haydar el İbadi ile bir araya gelmiş, İbadi görüşme sonrası Türkiye’ye yardım teklifi dolayısıyla teşekkür edip, yardım teklifini geri çevirmişti. Carter pazar günü de Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesud Barzani ile temaslarda bulundu. Yıldırım’ın, Türkiye’nin Başika’da karadan destek verdiğine yönelik açıklaması da Carter-Barzani görüşmesinin ardından yapıldı.

Musul ve Rakka operasyonları

ABD Savunma Bakanı Carter Irak’taki temaslarının ardından pazar günü yaptığı açıklamada, Irak’ta Musul ve Suriye’de Rakka’da IŞİD’e karşı düzenlenecek eş zamanlı operasyonların uzun süredir planlandığını kaydetti. Carter ayrıca IŞİD’in operasyon kabiliyetini yok etmenin her zaman en yüksek öncelikleri olduğunu ifade etti.

Diğer yandan peşmerge güçleri pazar günü Başika’da IŞİD’e karşı başlatılan operasyonda başarı kaydedildiğini açıkladı. Başika kasabası civarındaki sekiz köyün örgütten geri alındığı duyuruldu.
Kerkük’te çatışmalar

Musul operasyonu sürerken, IŞİD militanları cuma günü Kerkük’te kamu binalarına ve inşaatı süren bir elektrik santraline eş zamanlı saldırılar düzenlemişti. Örgütün “uyuyan hücreleri” olarak tanımlanan militanlarının eş zamanlı canlı bomba saldırıları sonrası kentte güvenlik güçleri ile militanlar arasında çatışmalar başlamıştı. Pazar gününe kadar devam eden çatışmalarda en az 46 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

©Deutsche Welle Türkçe
DW/AFP/GA/BK

FAZ: Türkiye’de kontrol ve denge mekanizması kalmadı

Frankfurter Allgemeine Zeitung, 15 Temmuz’da başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişimi sonrası Türkiye’deki durumun değerlendirildiği bir yoruma yer veriyor. Gazetede, Rainer Hermann’ın kaleme aldığı yorumda, ülkede darbe girişiminden sonra yeni bir denge arayışı olduğu belirtiliyor:

“Her ne kadar Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya lideri Putin ile işbirliği yaparak aynı göz hizasında olduğunu göstermek istese ya da Irak Başbakanı İbadi’ye, kendisini eleştirmek yerine önünde eğilmesini talep edip, azarlamak suretiyle kuvvetli güç gösterileriyle tüm bakışları üstüne çekse de,  Türkiye’deki atmosfer iyi değil. Güçlü ve istikrarlı bu Türkiye imajı değişiyor. Zira süresi üç ay daha uzatılan Olağanüstü Hal ekonomi için belirsizlikler yaratıyor. Sanayide kapasite kullanımı bölünüyor ve gelmeyen tatilciler nedeniyle oteller kapalı. Buna ek olarak bir de görüş bildirenler suçlanmaya ve tutuklanmaya devam ediyor. Bu nedenle herkes çok dikkatli. Herkesin üzerinde, gözden düşmesini sağlayacak Demokles’in Kılıcı salınıyor. Böylesi bir korkutma atmosferinde, açık bir şekilde siyasi bir tartışma yürütmek mümkün değil. Üstelik Erdoğan’ın eleştiriden korkmasına gerek yok. Zira iktidarı sadece korku iklimine dayalı değil. İktidarı aynı zamanda karşıtlarının zayıflığının bir sonucu. Karşıtlarının da her geçen gün ellerindeki araçları azalıyor. 15 Temmuz’da başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişiminden bu yana Erdoğan’ın hâkimiyet talebini sınırlayacak bir ‘kontrol ve denge’ mekanizması kalmadı.”

Süddeutsche Zeitung gazetesinde de Türkiye dair bir yorum yer alıyor. Gazete, bir haftadır devam eden Musul operasyonuna dair yorumunda, Türkiye’nin peşmergenin Musul’u kontrol etmesini engellemeye çalıştığı değerlendirmesini yapıyor:

“Kürtlerin Musul ve Kerkük’ü bölgesel yönetimlerine dahil edebileceklerinden sadece Bağdat yönetimi değil Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da korkuyor. Erdoğan, Irak’taki Kürtlerle, Suriye’deki Kürtlere göre daha iyi anlaşıyor. Suriye’nin kuzeyinde Kürtleri bombalayan Türkiye, Irak’ta Musul operasyonu için peşmergeye eğitim veriyor. Ankara yine de IŞİD’den kurtarılacak Musul’da Kürt savaşçıların hâkimiyet kurmasını istemiyor. Böylesi şekilde bağımsız bir Kürdistan kurulmasını Ankara engellemeye çalışıyor. Hem Kürtlerin hem de Şii milislerin Musul’da hakimiyet sağlamamasını garanti altına almak için de Türk askerlerinin Musul operasyonuna dahil olmasını istiyor.”

Almanya’nın Schmölln kentinde psikolojik sorunlar yaşayan bir sığınmacı genç, kaldığı binanın beşinci katından atlayarak intihar etti. Çevredekilerin genci sakinleştirmek yerine atlamaya teşvik etmesi tepki yarattı. Berlin’de yayımlanan Neues Deutschland gazetesi, intihara yönelik tepkileri değerlendirdiği bir yoruma yer veriyor:

“Birçok Alman hiç bir zaman kendini suçlu değil, her zaman kurban olarak hissediyor. Oysa bu vakadaki gerçek kurban cuma gününden bu yana ölü ve onunla birlikte empati de bir kez daha öldü. İnternette, ölen gençle alay eden, onu suçlu ilan eden ve nihayet bir kişinin azaldığını söyleyerek daha çok sayıda kişinin de onu takip etmesi umudunu dile getiren sayısız nefret söylemi yapıldı. Bu katıksız ırkçılıktan başka bir şey değil. Ve bu nedenle de böyle adlandırılması gerekiyor.”

Tagesspiegel gazetesi ise Almanya’da Joachim Gauck’un görev süresinin dolmasıyla yerine seçilecek Cumhurbaşkanı adayına dair bir yoruma yer veriyor. Gauck, bir daha aday olmayacağını açıklamıştı. Sosyal Demokrat Parti Genel Başkanı ve Ekonomi Bakanı Sigmar Gabriel, partisinin cumhurbaşkanı adayının Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier olduğunu açıkladı. Gazetenin cumhurbaşkanlığı adaylığına yönelik yorumu şöyle:

“SPD her ne kadar Steinmeier hâlihazırda Gauck’a göre aktif bir siyasetçi olsa da, yine halk arasında çok sevilen bir adamla reklam yapıyor. Steinmeier ve CDU’lu bir aday arasındaki çetin mücadele Başbakan Merkel için riskli olacaktır. Seçim üçüncü tura kalırsa ne olacak? O zaman iş Yeşiller, Sol parti ve hatta AfD’ye mi kalır? SPD’nin adamı Steinmeier’e “evet” demek, Merkel’e bir oylama hezimeti yaşamasını engelleyecek son imkanı tanıyacaktır. Gabriel bunu fark etti.”

©Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Gezal Acer

AP parlamenteri: Erdoğan Avrupa’ya şantaj yapıyor

Kürdistan’daki izlenimlerini paylaşan EGAM Başkanı Benjamin Abtan, “Kürt halkının direnmekte kararlı olduğunu gördüm” dedi. Abtan, Erdoğan’ın mülteciler üzerinden Avrupa’ya şantaj yaptığını ve bunun da işe yaradığını vurguladı.

Avrupa Irkçılık Karşıtları Taban Hareketi (EGAM) Başkanı ve Avrupa Parlamentosu üyesi Benjamin Abtan, Avrupa Parlamentosu parlamenterlerinden oluşan 15 kişilik heyetlerinin Amed (Diyarbakır) ve Mêrdîn’de 3 gün süren temasları, incelemeler ve ziyaretlere ilişkin izlenimlerini aktardı. Kürdistan’da ciddi bir baskı ortamının var olduğuna dikkat çeken Abtan, yaşananların kamuoyuna aktarılmasının engellenmek istendiğini de söyledi. Ziyaretlerinin iptal edilmesi yönünde Türkiye’nin, ülkelerine baskı yaptığını dile getiren Abtan, Kürt halkına uygulanan baskının, temasları sırasında zırhlı araçlar ile kendilerine de uygulanarak ziyaretlerinin sabote edilmesi girişimlerinin olduğunu söyledi.

‘Kürt halkında onurlu duruşu gördüm’

Türkiye’nin baskı yöntemlerinin amacına ulaştığını dile getiren Abtan, “Biz de bu nedenle Kürdistan’dayız. Burada yaşananları Avrupa’ya taşımak. Bu baskı ortamına son vermeye çalışmak. Bu durumdan çok etkilendim. Kürt halkının durumdan çok etkilendiğini gördüm. Buna rağmen haklarını savunmakta kararlı insanlar gördüm. Kürt halkının direnmekte kararlı olduğunu gördüm. Acı ve şiddet ortamında halk umutlu değil, ama buna rağmen insanlarda çok onurlu bir duruş görüyorum. Acılarını ifade ediyorlar, ama nefret göstermiyorlar. Çok güçlü bir şekilde dayanışma talep ediyorlar” diye belirtti.

‘Nusaybin’de tam olarak neler olduğunu gördük’

Kürt halkının taleplerini sırtlayarak ülkelerine götüreceklerini vurgulayan Abtan, uluslararası alanlarda baskı kurarak Kürt halkının taleplerini dillendireceklerini kaydetti. Abtan, Kürdistan’daki baskı ortamına tanık olduklarının altını çizerek, “Nusaybin’de tam olarak neler olduğunu görebildik. Biz bunları durdurmak için çalışacağız” dedi.

‘Erdoğan’ın sansürünü engellemek için girişimlerde bulunacağız’

Avrupa’da yayın yapan Med Nûçe televizyonunun ve Türkiye’de muhalif kanalların kapatılmasından habersiz olduklarını, durumdan Kürdistan’a gelmeleriyle bilgi sahibi olduklarını dile getiren Abtan, “Sansür devlet politikasıdır. Burada yaşananların görünmesini engellemek istiyor. Bu bizi şaşırtmadı. Avrupa’ya döneceğiz, Erdoğan’ın sansürünü engellemek için girişimlerde bulunacağız. Çünkü Avrupa’nın yapması gereken, Erdoğan’ın politikalarını izlemek değil, demokrasi mücadelesine destek sunmaktır. Kürdistan’da yaşananlar sansür politikalarından dolayı görünmüyor. Ancak Kürdistan’da dinlediğimiz insanların sesini Avrupa’da duyuracağız” şeklinde konuştu.

‘Barış silahların bırakılması ile sağlanmaz’

Kürdistan’da yaşanan savaş sürecini ve PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın barış çağrısını değerlendiren Abtan, Kolombiya barış antlaşmasının Kürdistan’da sağlanabileceğini, ancak Türkiye’de hakim mantığın barışa hazır olmadığını dile getirdi. Barışın sağlanmasının salt silahların bırakılması ile sağlanamayacağını belirten Abtan, “Silahlar bırakılsın, ancak baskının devam etmesiyle barış sağlanmaz. Baskının da son bulması ve herkesin demokratik haklarının verilmesi gerekiyor. Kürt liderinin barışa varmakla ilgili düşünceleri ve analizleri var. Türk devletinin analizleri var. Ancak Türk devletinin totaliterleştiğini de görüyoruz. Topluma kitlesel baskı uygulanıyor. Son derece sert ve otoriter rejime gidilmesi planlanıyor. Bu sadece Türkiye’nin Güneydoğu bölgesi için değil, Türkiye’nin ilerisi için de tehlikeli bir durum söz konusu” dedi.

‘Erdoğan Avrupa’ya şantaj yapıyor’

Avrupa’nın Türkiye’de yaşanan gelişmelere karşı umursamazlık içerisinde olduğuna işaret eden Abtan, “Suriye-Irak meselesi odak noktası ancak Erdoğan Avrupa’ya şantaj yapmakta. Mülteciler üzerinden yaptığı şantaj, Avrupa milliyetçiliğinden dolayı işe yarayabiliyor. Avrupa’daki milliyetçi siyaset ile Türkiye’deki milliyetçi siyaset arasında ittifak oluşmuş durumda. Her iki aktör bir birini güçlendiriyor. Otoriterleşmeye yaklaşan ve demokrasiden uzaklaşan ittifaktan dolayı bir birini besliyorlar” şeklinde değerlendirdi.

Abtan’ın Kürdistan’dan çok önemli izlenimlerde bulunduğunu, Kürt halkının onurlu duruşundan çok etkilendiğini ifade ederek, “İnsanlar yakınlarını kaybetmesine rağmen onurlu duruyorlar. Bu duruş bir toplumun içindeki resmi yapılarından öte toplum içerisinde ortak duygusudur” diye belirtti.

(ayg-özp/fç/rp)

Kayyımlara karşı oturma eylemi

Qoser’de belediyelere kayyım atanması oturma eylemiyle protesto edildi.

Mêrdîn’in (Mardin) Qoser (Kızıltepe) ilçesinde belediye çalışanları, belediye eşbaşkanları, DBP eşbaşkanları, MEYA-DER, KURDÎ-DER ve belediye meclis üyeleri, kayyımlara karşı oturma eylemi yaptı. Belediye önünde konuşan DBP İlçe Eşbaşkanı Ali Dinler, “AKP iktidarının izlediği yol, demokratik alanı tümden yok etmektedir. Siyasi soykırımla, basını susturmakla, emekçileri işten atmakla kendi iktidarını güçlü kılacağını sanıyor. Bütün bu uygulamaların sonuçları faşizmin kurumsallaşmasıdır. Her türlü faşizan uygulamalara karşı demokratik direnişi yükselteceğiz. Kayyım faşizan bir uygulamadır, zorbalıktır, halkın iradesini hiçe saymaktır. Bundan dolayı kayyımı tanımıyoruz” dedi.

Açıklamanın ardından oturma eylemi yapıldı.

(ekip/rp)

 

İran’dan Türkiye’ye Musul tepkisi: Türk Büyükelçi Bakanlığa çağırıldı

Basın toplantısında konuşan Kasımi, “Her ülkenin terörizmle mücadele etme hakkı var anacak bu ilgili ülkeden izin alınmadan, tek taraflı bir şekilde o ülkenin egemenliğini ihlal ederek yapılamaz. Her türlü katkı, merkezi yönetimin bilgisi dâhilinde izin alınarak yapılmalı” diye konuştu.

TÜRK BÜYÜKELÇİ BAKANLIĞA ÇAĞRILDI

Türkiye’nin Tahran Büyükelçisi Rıza Hakan Tekin’in Dışişleri Bakanlığı’na çağrılıp çağrılmadığı iddialarını değerlendiren İranlı Sözcü, “ Türkiye Büyükelçisi geçen hafta bakanlığa çağrılarak çeşitli konularla ilgili kendisiyle görüşüldü. Türk Büyükelçi, bilgisi dâhilinde olan soruları yanıtlarken bazı sorulara ise Ankara’ya görüştükten sonra yanıt vereceğini kaydetti” dedi.
 

‘Bitte schön abla’

Berlin’de bir Türk pazarı… Almanların deyimiyle ‘Turkish Market.’ 150 yıllık bir geçmişe sahip. İlk zamanlar, dünyanın her yerinden insanların tezgâh açtığı bir bit pazarıymış burası. Türk pazarı olmasının hikâyesi ise 1970’lerdeki işçi göçüne kadar uzanıyor. Anadolu’nun nefis lezzetlerini tatmak ya da pazar kültürünü yaşamak isteyenlerin uğrak yeri.

Yani oldukça popüler. Neukölln’de, Maybachufer Caddesi’nde, salı ve cuma günleri saat 11.00-18.00 arası açık. Ev yapımı biber dolmasından Vakfıkebir ekmeğine, kumaştan iç çamaşırına kadar pazarda her şey var. Kendinizi Türkiye’deki bir pazardaymış gibi hissediyorsunuz. Çünkü, her bir noktasından, ‘bitte schön (buyrun) abla’ sesleri yükseliyor. Pazarcı esnafın hikâyesi de en az pazar kadar renkli.

Anadolu mutfağı favori

Pazarcılar, pazara ilgiden oldukça memnun. Türklerden çok Almanlar’a satış yapıyorlar. Pazarda en kalabalık yerlerden biri, Anadolu yemeklerinin satıldığı tezgâh. Biber dolması, gözleme, içli köfte hatta Vakfıkebir ekmeği… Aranan lezzetlerin hepsi burada.

‘Müzisyen pazarcı….’

Batı Trakya’dan göçen İbrahim Ahmet (66), kumaş tezgâhının başında. Yunanistan’daki baskılardan kaçmışlar. 38 yaşındayken çocuklarıyla birlikte Almanya’ya gelmişler. Tek amacı çocuklarını okutabilmek. Bir süre gazinolarda ud çalmış. Berlin duvarı yıkıldığından beri pazarcı. Ahmet, göç hikâyesini şöyle anlatıyor: “Tası tarağı aldık, Almanya’ya geldik. Ya Türkiye’ye gidecektik ya da Almanya’ya… O zamanlar Türkiye’nin durumları biraz karışıktı. Üç çocuğumu müzikle büyüttüm. 89’a kadar, yani buraya gelene kadar müzik yaptım. Burada da bir süre yaptım ama Berlin Duvarı yıkılınca gazinolar kapandı. Artık ekmek kalmayınca, 1996’da benim için müzik bitti. Evde hanıma, bazen de arkadaşlarla sohbetlerde çalıyorum. Ekmeğimi sadece pazardan kazanıyorum.”

Kokoreç Meksikalılarda

Pazarda, tek tük de olsa İtalyan, Meksikalı ve Alman tezgâhı dikkat çekiyor. Almanlar sosis, İtalyanlar pizza ve peynir, Meksikalılar kokoreç satıyor. Pazarın sonunda, yorgunluk atmak isteyenler, yerlere oturuyor, nehir manzarasında, sokak sanatçılarının müziğini dinliyorlar. Kahve içip muhabbet ediyorlar.

‘Fare yiyerek hayatta kaldık’

Yaklaşık beş yıl Somalili korsanlar tarafından rehin tutulmalarının ardından serbest bırakılan bir grup denizci BBC’ye konuştu. Denizcilerden biri, hayatta kalmak için fare yediklerini söyledi. Ormanda pişirdikleri fareleri yediklerini belirten Filipinli denizci Arnel Balbero kendilerine sadece az miktarda su verildiğini ve beş yılın sonunda kendilerini “yaşayan ölü” gibi hissettiklerini söyledi.

“Her şeyi yedik, her şeyi. Aç hissediyorsun ve yiyorsun” diyen Balbero, serbest bırakıldıktan sonra günlük yaşama alışmakta güçlük çektiğini de belirtti. Balbero, “Bütün bunlar bittiğinde bu dünyanın dışında ne var bilmiyorum. Bu yüzden yeniden başlamak çok zor” dedi.

BBC Türkçe’nin haberine göre, Arnel Balbero, Somalili korsanlar tarafından Seyşeller’in güneyinde ele geçirilen FV Naham 3 gemisindeki denizcilerden biriydi.

‘İki denizci hastalıktan öldü’

26 denizci 2012’de gemilerinde rehin alınmış ve Somali’ye götürülmüştü. Denizcilerin Cumartesi günü fidye karşılığında serbest bırakıldığı bildirilmişti. Tayvan medyasına göre Tayvan Dışişleri Bakanı, geminin sahibinin ve müzakereleri yürütmeleri için anlaşılan grupların fidye verdiğini açıkladı. Rehinler arasında Çin, Filipin, Kamboçya, Endonezya, Vietnam ve Tayvan vatandaşları bulunuyor.

Oceans Beyond Piracy (Korsansız Okyanuslar) isimli sivil toplum kuruluşuna göre rehin alma operasyonu sırasında mürettabattan biri kişi öldürülmüştü. Bir yıl sonra gemi batmış ve ekip Somali’ye götürülmüştü. İki denizci de hastalıktan hayatlarını kaybetmişlerdi.

‘Yok yere öldüler’

26 denizcinin, Somalili korsanların elinde kalan son rehinlerden olduğu düşünülüyor. Korsanların denizcileri kaçırma dalgası 2000’lerin ortasında başlamıştı. Somali açıklarındaki çoğunlukla fidye için gerçekleştirilen kaçırma olayları, uluslararası askeri denetim sayesinde son yıllarda oldukça azaldı.

2014 yılında olması muhtemel rehine pazarlıkları sırasında çekildiği anlaşılan bir videoda, geminin mühendisi Shen Jui-chang, “Su yok, yiyecek yok. Hepimiz hastayız. Korsanlar ilaç vermiyorlar, ilaç alacak paralarının olmadığını söylüyorlar. Bu yüzden iki genç adam yok yere öldü” diyor.