Ana Sayfa Blog Sayfa 6206

Welcome to Turkey!*

Avrupa Irkçılık Karşıtları Taban Hareketi (EGAM) ve Avrupa Parlamentosu’ndan oluşan heyet, Türkiye’ye gelir gelmez rutinleşmiş OHAL uygulamalarına maruz kaldı. Amed’e gelmeden önce İstanbul Atatürk Havalimanı’na iniş yapan heyetten İngiltere ve Avrupa Parlamentosu parlamenteri Julie Ward polislerce alıkonuldu. Alıkonulmanın ardından özel eşyalarına el konulan Ward, daha sonra serbest bırakıldı. Amed’e gelen heyet, yerleştikleri otelde de polisler ile karşılaştı. İlk olarak İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şubesi’ni ziyaret eden heyet, yapılacak ziyaretlere ilişkin toplantı düzenledi. İHD Amed Şubesi’nde kayıp yakınları ile bir araya gelecek olan heyet, ardından Demokratik Toplum Kongresi’ne (DTK) ziyarette bulunacak.

3 gün boyunca temaslar

Heyetin 3 gün boyunca Amed ve Mêrdîn’de (Mardin) temaslarda bulunması bekleniyor. Heyette Fransız parlamenter Hervé Féron, Boşnak parlamenter Dennis Gratz (Bosna) ile Avrupa Parlamentosu üyeleri José Maria Faria (Portekiz), Frank Engel (Lüksemburg), Costas Mavrides (Kıbrıs), Julie Ward (İngiltere) ve Klaus Buchner (Almanya) bulunuyor. Avrupa’daki sivil toplum kuruluşlarından EGAM Başkanı Benjamin Abtan, Memorial İnsan Hakları Örgütü’nden Marina Agaltsova (Rusya), EGAM Koordinatörü Djordje Bojovic (Sırbistan), EGAM Koordinasyonu üyesi Fotoğrafçı Romain Champalaune (Fransa), SOS Racism Yöneticisi Jette Moller (Danimarka), İnsan Hakları Gençlik İnisiyatifi’nden Mario Mazic (Hırvatistan), İvan Novosel (Hırvatistan) ve Albert Selimi (Kosova) de heyette yer alıyor.   *Türkiye’ye hoşgeldiniz. 

AMED / DİHA

Yemen’de üç günlük ateşkes başladı

Yemen’de ilân edilen ateşkes yerel saatle geceyarısına bir dakika kala yürürlüğe girdi. Birleşmiş Milletler’in (BM) arabuluculuğu ile sağlanan ateşkes ilk etapta 72 saat geçerli olacak. Yemen merkezi hükümetiyle isyancı Husiler arasındaki iç savaşta, taraflar ateşkese uyacağını tahahhüt etti. Birleşmiş Milletler Yemen özel temsilcisi İsmail Ould Şeyh Ahmed ateşkese uyulduğu takdirde, uzatılmasının mümkün olacağını söyledi.

Ancak Yemen ordu kaynaklarına dayandırılan haberlerde, gece yarısından kısa bir süre sonra isyancıların Taiz kenti çevresinde ateş açtığı belirtildi. Diğer cephelerde ise durumun sakin olduğu bildirildi.

Yemen’de ateşkese saatler kala  çatışmalar devam ediyordu. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçlerinin çarşamba günü başkent Sanaa’da Husi ve müttefiklerine yönelik hava saldırıları düzenlediği haber verildi.

Yemen’de daha önce de ateşkes ilân edilmiş, ancak başarıya ulaşamamıştı. Son olarak BM arabuluculuğu ile nisan ayında sağlanan ateşkes de sıklıkla ihlâl edilmiş, Kuveyt’te yürütülen barış görüşmeleri de başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

Barış görüşmelerine başlama umudu

Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, üç günlük ateşkes ile sivil halka insani yardımın ulaştırılabilmesini ümit ettiğini açıkladı. Mogherini Brüksel’de yaptığı yazılı açıklamada, bu ateşkesin BM arabuluculuğunda barış görüşmelerine yeniden başlanması için bir adım olabileceğini belirtti.

Arap Yarımadası’ndaki en yoksul ülkelerden olan Yemen’de 2014 yılından bu yana Sünni Devlet Başkanı Abdurabbu Mansur El Hadi’ye bağlı hükümet birlikleri, İran tarafından desteklenen ve eski Devlet Başkanı Ali Abdallah Salih’e bağlı olan Şii Husi milislerle çatışıyor. Sünni yönetime destek veren Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap koalisyon güçleri ise 2015 yılının mart ayından bu yana ülkede Husi hedeflerine hava saldırıları düzenliyor. Sivil halkın büyük zarar gördüğü savaşta, BM verilerine göre 2015’in mart ayından bu yana 4 bin kişi öldü, 7 binden fazla kişi de yaralandı.

© Deutsche Welle Türkçe

 

dpa, JD/BD

 

YPG: Hava harekatında 10 militan öldü

Önerdiğimiz linkler Türk jetleri YPG hedeflerini vurdu

Suriyeli Kürt milislerin üst düzey komutanlarından biri, Türk jetlerinin Halep’in kuzeyine hava harekâtı düzenlediğini doğruladı. Ancak hava harekâtında 200’e yakın PYD/YPG üyesinin öldürüldüğü yönündeki haberleri reddetti.

YPG komutanlarından Mahmud Barkhadan, AP ajansına yaptığı açıklamada, “çarşamba erken saatlerden bu yana Türk tanklarının Kürtlerin öncülüğündeki güçleri vurduğunu” söyledi. Jetlerin de operasyona gece katıldığını ve bölgeyi vurmaya devam ettiğini belirtti.

Barkhadan, şu ana dek 30’dan fazla hava saldırısı düzenlendiğini, 10 militanın öldüğünü, 20’sinin de yaralandığını kaydetti. Ancak sivil kayıplar hakkında bir açıklama yapılmadı.

“Türkiye’nin çatışmayı Türk-Kürt savaşına dönüştürerek IŞİD militanlarına yardım ettiği” suçlamasında bulunan Barkhadan, “Geri dönmeyeceğiz. DAEŞ ile savaşıyoruz. Bizi neden vuruyorlar?” dedi.

Suriye İnsan Hakları Gözlem Örgütü ise Türk hava saldırılarında en az 11 kişinin öldüğünü, 24 kişinin yaralandığını duyurdu.

Ölenlerin YPG’nin de dahil olduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) üyesi olduğu bildirildi.

TSK: 160-200 PYD unsuru etkisiz hale getirildi

Anadolu Ajansı, Türk jetlerinin Halep kentinin kuzeyinde, ABD tarafından desteklenen Suriyeli Kürt militanları vurduğunu duyurmuştu.

TSK’dan operasyona ilişkin yapılan açıklamada “PYD/YPG terör örgütü unsurlarının bulunduğu tespit edilen Maarrat Umm Hawsh bölgesine hava harekâtı düzenlendiği” bildirilmişti.

Açıklamada “Hava Kuvvetlerimize ait uçaklar tarafından, PYD/PKK’nın yeni kontrol altına aldığı bölgede bulunan 18 hedefe 26 bomba atılmış, PYD/PKK unsurlarınca karargâh, toplanma/barınma ve silah/mühimmat deposu olarak kullanılan dokuz bina, bir zırhlı araç ikisi silahlı dört araç imha edilmiştir. Harekât sonucunda yaklaşık 160-200 PYD/PKK’lı unsurun etkisiz hale getirildiği kıymetlendirilmektedir” ifadeleri yer almıştı.

© Deutsche Welle Türkçe

DW/AP/BS/GA

BM sivilleri Halep’ten çıkarmak istiyor

 

Halep’te belirli saatler için anlaşılan ancak yer yer ihlal edilen ateşkesboyunca, bölgede sıkışıp kalan sivillerin tahliye edilmesi planlanıyor. Cuma günü öncelikle yaralıların ve hastaların isyancıların kontrolündeki bölgeden çıkarılmak istendiği açıklandı. BM’nin İnsani Yardımdan Sorumlu Özel Temsilcisi Jan Egeland, Cenevre de yaptığı açıklamada çatışan tarafların yardım çalışanlarının güvenliğini sağlayacağını taahhüt ettiklerini kaydetti.

Egeland açıklamasında, cuma günü hasta ve yaralıların tahliyesine başlamayı umduklarını, Rusya ve Suriye’nin yanı sıra Suriye ordusuna karşı savaşan isyancı grupların da yardım çalışanlarının güvenliğine dair güvence sunduklarını kaydetti. BM’nin İnsani Yardımdan Sorumlu Özel Temsilcisi Jan Egeland aynı zamanda, yüzlerce kişinin tahliyesinin kentin mevcut durumu nedeniyle tehlikeli olabileceğini ve her zaman bir şeylerin ters gitme ihtimalinin de bulunduğunu sözlerine ekledi.

Birleşmiş Milletler ayrıca Rusya ve Suriye’nin ateşkesin cumartesi gününe kadar uzatılması konusunda mutabık kaldıklarını duyurdu. Perşembe günü ateşkesin başlamasına karşın, silah seslerinin gelmeye devam ettiği bildiriliyor.

Suriye haber ajansı Sana, ordu kaynaklarına dayandırdığı haberinde perşembe sabahı başlayan ve 11 saat süreceği belirtilen ateşkesin Cuma ve Cumartesi günü de uygulanacağını bildirdi. Birleşmiş Milletler ateşkesi insani yardım ulaştırmak için kullanmayı hedefliyor. BM, ateşkesin pazartesiye kadar uzatılacağını umud ettiklerini belirtti.

Halep

Moskova: Teröristlere hazırlık imkânı doğuyor

Rusya, ateşkesin pazartesiye kadar uzatılması konusunda henüz açıklama yapmadı. Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov Moskova’da yaptığı açıklamada “ateşkes ile teröristlerin yeni saldırılar düzenlemesi için hazırlık fırsatı oluştuğunu ve böyle bir durumda insani yardım arası vermenin mümkün olamayacağını” belirtti.

2011 yılında başlayan iç savaştan bu yana Halep son aylarda en ağır çatışmalara sahne oluyor. İsyancı gruplar tarafından kontrol edilen kentin doğusunda yaklaşık 250 bin kişinin yaşadığı belirtiliyor. 

Öte yandan Rusya’nın Suriye politikaları bugün AB devlet ve hükümet başkanlarının da gündemindeydi. İki gün sürecek AB Zirvesi’nin kapanış bildirisinin ilk gün taslağında, Halep’in kuzeyindeki “zulmün” devam etmesi halinde Esad rejimini destekleyenlere yönelik yaptımlar uygulanabileceğine yer verildi. Taslakta Suriye rejiminin müttefiki Rusya da Halep’teki sivillerin ölümünden sorumlu tutuluyor.

© Deutsche Welle Türkçe

DW/AFP/dpa/GA/MK

ÖSO-YPG çatışması savaşın habercisi mi?

Önerdiğimiz linkler Türk jetleri YPG hedeflerini vurdu YPG: Hava harekatında 10 militan öldü

AP haber ajansına konuşan YPG komutanı, TSK’nın hava saldırısında açıklananın aksine 10 militanın öldüğünü belirtti. Suriye İnsan Hakları Gözlem Örgütü de TSK hava saldırılarında 11 kişinin öldüğünü açıkladı. (20.10.2016)

16 Ekim günü Dabık’ın Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) tarafından kontrol edilmesi Fırat Kalkanı Operasyonu’nda yeni bir evrenin başlamasına neden oldu. Türkiye, Cerablus-Çobanbey hattının birleşmesinden sonra yeni hedefin IŞİD’in El Bab’dan çıkarılması olduğunu ilan etmişti. Ancak hem IŞİD militanlarının savaşma iradesinin kırılması hem de ÖSO’nun gerisinde saldırıya açık hatlar bırakmadan ilerleyebilmesi için IŞİD’in Dabık ve civarından çıkarılması gerekiyordu.

ÖSO, günlerce süren hazırlıklardan sonra Dabık ve civarı kontrol altına aldı. Bu gelişmeyle birlikte aslında operasyonun ilk günlerine geri dönüldü. Hatırlanabileceği gibi IŞİD’in Cerablus’tan çıkarılmasından hemen sonra ÖSO güneye, YPG kuzeye ilerlemiş ve taraflar karşı karşıya gelmişti. İlk günlerde ÖSO neredeyse IŞİD kadar YPG’den de toprak kazanmıştı. Sonrasında ABD’nin yoğun baskısıyla bir çatışmazlık durumu oluşmuştu.

Aynı senaryo

Bugün aynı senaryo Marea’nın güneyinde tekrar yaşanıyor. ÖSO’nun Dabık’ı alması iki gelişmeyi tetikledi: Birincisi, YPG, ÖSO’nun El Bab’a ulaşmasından önce bu kasabaya gelerek iki ayrı Kürt bölgesini birleştirmek istedi. Bunun için bir aydır göreli yavaş ilerleyen operasyonunu aniden hızlandırdı. İkincisi, YPG’nin bu hamlesini öngören ÖSO, YPG’nin önünü kesmek için IŞİD’in elindeki yerleri ele geçirdi. Yani süreç aynı Cerablus’un güneyindeki gibi IŞİD’in elindeki alanların ele geçirilmesiyle başladı. Fakat bu sefer iki taraf da hazırlıklıydı ve aslında karşılaşmayı planlıyorlardı.

Tel Abyad’daki YPG güçleri

ÖSO, YPG’nin bölgenin en stratejik yerlerinden birisi olan Tel Rıfat’ı askeri bölge ilan etti. Bu Suriye’deki iç savaş şartları düşünüldüğünde operasyonun başlayacağı anlamına geliyor. YPG de ÖSO’nun bulunduğu bölgeyi bombaladı. Çatışma bu şekilde küçük ama kritik hamlelerle ilerlerken Türk Hava Kuvvetleri YPG’nin ilerlediği hatların gerisi vurarak stratejik bir karşılık verdi. Böylece genişleme ihtimali son derece yüksek yeni bir çatışma süreci ortaya çıktı.

Çatışmanın Dinamikleri

ÖSO ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki çatışmayı tetikleyen ana dinamikler şöyle sıralanabilir:

Operasyonun Stratejik Hedefleri: YPG Fırat Kalkanı Operasyonu’nun beyni ve kalbi Türkiye’dir. Türkiye baştan itibaren bu operasyonun hedefinin bölgedeki tüm terör örgütleri olduğunu ilan etmişti. Türkiye’nin YPG’yi terör örgütü olarak kabul ettiği de açık. Bu nedenle, eninde sonunda Türkiye’nin YPG’yi vuracağı biliniyordu.

Türk-Amerikan ilişkilerinde Irak ve Suriye kaynaklı tıkanıklık: Operasyon başladığında ABD, YPG’nin Fırat’ın batısında bulunmayacağını söyledi. Oysa geçen süre zarfında ne YPG Minbiç’ten çıktı ne de Afrin’den gelen gruplar operasyonlarını durdurdu. Üstelik ABD Başkanlık seçimi tartışmalarında Suriye Kürtleri’nin IŞİD’e karşı desteklenmesi retoriği çerçevesinde YPG’nin öneminin arttığı görüldü. Dolayısıyla şu anda ABD’nin YPG’ye desteği durdurması beklenmiyor. Dahası, Türkiye’nin Irak’ta ısrarla dahil olmak istediği Musul Operasyonu’na katılamadığı görülüyor. Türkiye, bu süreçten birinci derecede Irak hükümetini sorumlu tutuyor olsa da; karar vericilerin demeçleri ABD’nin de sorumlu tutulduğunu gösteriyor.

Dabık’taki Özgür Suriye Ordusu

Zamanlama: ABD ve müttefikleri için en azından şu anda Irak, Suriye’den daha önemli hale gelmiş durumda. Bu Rakka’nın önemini kaybettiği anlamına gelmiyor. Fakat, Musul tüm diğer konuların önüne geçti. Böyle bir ortamda ÖSO’nun ilerlemesinden hoşlanmasa dahi YPG’ye gidebilecek yardım daha sınırlı.

Kantonların Birleşmesi: Çatışmanın yaşandığı bölge incelenirse son derece dar bir alanda ne kadar önemli bir sürece girildiği anlaşılır. YPG’nin El Bab’a ilerlemesi kesintisiz bir bölge oluşturması için yapabileceği tek stratejik hamle. ÖSO’nun Tel Rıfat’a girmesi ise bu bölgeyi tamamen bir hayale dönüştürür. Yani, çatışma sadece Bab’ın kimin denetimine gireceğiyle değil Suriye’nin kuzeyindeki stratejik dengeyle ilişkili.

Çatışma’nın Genişlemesi Mümkün mü?

Bu konu tamamen ABD’nin vereceği tepkiye bağlı. ABD çatışmayı durdurmak için ciddi bir siyasi, diplomatik ve hatta üstü kapalı bir askeri baskı uygulamazsa, yani “yanlışlıkla” ÖSO’yu vurmaz ya da kendisine yakın grupların operasyondan çekilmesi için baskı yapmazsa, çatışma diğer alanlara da genişleyebilir. Atme civarındaki gelişmeler çatışmanın Afrin’e kadar yayılabileceğini gösteriyor. Bu durumda Suriye’nin kuzeyinde uzun süreli yeni bir cephenin açılması mümkün olur. Hatta TSK’nın hava operasyonundan sonra PKK Türkiye’de ses getirecek bir terör eylemine dahi kalkışabilir.

YPG’nin geri adım atması durumda ise geçici bir süre çatışmasızlık tesis edilebilir. Ancak şu ya da bu şekilde gelecekte ÖSO ile YPG arasındaki çatışma kaçınılmaz görünüyor.

Suriye’de grupların hangi bölgeyi kontrol ettiğine dair haritalar günlük olarak değişiyor. ABD Başkanlık seçimine; Rusya ve Suriye Halep merkeze; IŞİD Musul’da ayakta kalmaya odaklanmışken, incelediğimiz hatta çatışma yaşanması sürpriz olarak kabul edilmemeli. Üstelik IŞİD’in Musul’dan çıkarılması bu örgütü tamamen bitirmeyecek ve gücünü tekrar Suriye’de toplaması pek çok dengeyi değiştirebilir. Bunun öncesinde Suriye’de yeni çatışma ihtimalleri dikkate alınmalıdır.

© Deutsche Welle Türkçe

Serhat Erkmen

Doç. Dr. Serhat Erkmen Ahi Evran Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Ortadoğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi Başkanı’dır.

Eski valiye “Türkiye’ye istihbarat vermekten” tutuklama

Önerdiğimiz linkler Iraklılar Türkiye’yi protesto etti Türkiye Irak politikasında kararlı

Türk birlikleri Irak’ın kuzeyindeki varlığını sürdürecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan Irak konusunda kararlılık mesajı verdi. Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş da “ihtiyaç bulunduğu sürece Başika’da varlığımız sürecek” dedi. (12.10.2016)

Türkiye ve Irak arasında tansiyon yükseliyor

Ankara ve Bağdat arasındaki gerginlik tırmanıyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın sert eleştirilerine Irak Başbakanı Haydar el İbadi’den yanıt geldi.  (11.10.2016)

Bağdat’taki mahkeme, Musul’un başkent olduğu Ninova Eyaleti’nin eski valisi Esil el Nuceyfi’nin, “yabancı bir devlet ile istihbarat bilgisi paylaşmak” suçlamasıyla tutuklanmasına karar verdi.

Adalet Bakanlığı sözcüsü, perşembe günü yaptığı açıklamada eski valinin Türkiye’nin Irak’ta asker konuşlandırmasını mümkün hale getirdiğini kaydetti. Eski vali el Nuceyfi hakkında eyalet meclisinden üç milletvekilinin 2015 yılında suç duyurusunda bulunması üzerine soruşturma başlatılmıştı.

El Nuceyfi’nin Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne bağlı Erbil’de kaldığı belirtildi. Sünni politikacı el Nuceyfi’nin hakkında tutuklama kararı çıkarılması ülkede Şiiler ile Sünniler arasındaki gerginliği arttıracağı tahmin ediliyor. Ülkedeki Sünniler, Şii ağırlıklı Bağdat yönetimi tarafından baskı altında olduklarını öne sürüyor.

Ankara ile Bağdat yönetimi arasında uzun süredir Başika’daki Türk birlikleri nedeniyle gerginlik yaşanıyor. IŞİD’e karşı başlatılan Musul Operasyonu nedeniyle de Başika’daki Türk askerlerinin varlığı ve operasyona dahil olup olmadıklarına yönelik tartışmalar gerilimi daha da tırmandırdı. Bağdat yönetimi, Başika’daki Türk askerlerin geri çekilmesini talep ederken, Ankara Başika’daki birliklerin çekilmeyeceğini açıkladı. Türk hükümetinin Başika’da, Esil el Nuceyfi’nin idarersinde bir takım Sünni gruplara askeri eğitim verdiği belirtiliyor.

 

© Deutsche Welle Türkçe

AFP/dpa/GA/MK

26 uluslararası kuruluştan çağrı: OHAL kaldırılsın

Aralarında Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü, PEN Yazarlar Birliği’nin de bulunduğu 26 uluslararası sivil toplum kuruluşu, OHAL ve Kanun Hükmünde Kararnamelerin (KHK) kaldırılması için ortak bildiri yayınladı.

Aralarında Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü, PEN Yazarlar Birliği’nin de bulunduğu 26 uluslararası sivil toplum kuruluşu, Olağanüstü Hal (OHAL) ve Kanun Hükmünde Kararnamelerin (KHK) kaldırılması için ortak bildiri yayınladı.

“Türkiye’de insan haklarını ihlal eden OHAL KHK hükümleri kaldırılmalıdır” başlıklı bildiride şu ifadelere yer verildi:

“Bu açıklamayı imzalayan kurumlar olarak, Türkiye hükümetinin Temmuz 2016 darbe girişimi esnasında gerçekleşen şiddet olaylarını soruşturma ve tüm sorumluları adalet önüne çıkarma hak ve sorumluluğunu takdir ediyoruz.

Ayrıca, darbe teşebbüsünün hemen sonrasının, bir hükümetin meşru bir şekilde Olağanüstü Hal (OHAL) ilan edebileceği istisnai bir durum olduğunun ve bunun insan hakları yükümlülüklerine uyarak yapılması gerektiğinin de bilincindeyiz.

Bununla birlikte, geçtiğimiz günlerde uzatılmış olan OHAL’in ilk üç ayı boyunca Türkiye makamları tarafından kullanılan geniş kapsamlı, neredeyse sınırsız takdire bırakılmış yetkilerin, hukukun üstünlüğü ve insan haklarını koruyacak tedbirleri tehlikeye atacak olmasından gittikçe daha çok endişe duymaktayız.

Bizler, Türkiye Hükümeti’ni uygulamada Türkiye’nin insan hakları yükümlülükleriyle uyumsuz olan, OHAL kapsamındaki önlemleri kaldırmaya çağırıyoruz.

OHAL’in ilk üç ayında Türkiye makamları Olağanüstü Hal hükümlerini, gerek gerçekten hükümeti eleştiren gerekse eleştiriyor olarak algılanan kişilerin de aralarında bulunduğu çok sayıda kişinin gözaltına alınması ve tutuklanması yoluyla, muhalif sesleri bastırmak için istismar etmiştir.

Adil yargılama tedbirlerinin ve işkence ile diğer kötü muameleye karşı hayati önlemlerin kaldırılması, müsaade edilebilir, meşru istisnaları aşmakta, işkence ve diğer acımasız, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye karşı uluslararası hukukun mutlak yasağını ihlal etme riski taşımaktadır.

Uygulamada, bu hükümler, gözaltına alınanlara güvenilir delillerin sunulmadığı, dolayısıyla itiraz etmelerinin ya da insan hakları ihlallerine karşı hukuki yollara başvurmalarının engellendiği geniş kapsamlı göz altılara olanak sağlamaktadır.

Bunun ışığında, OHAL ve ona bağlı hükümlerin 19 Ekim’den başlayarak 90 gün daha uzatılması aşırı derecede endişe vericidir. Türkiye Hükümeti’nden insan hakları ihlallerine olanak veren ve uluslararası hukukta Türkiye’nin yükümlülükleriyle uyumsuz olan hükümleri yürürlükten kaldırarak, olağanüstü önlemlerin kapsamını daraltmasını talep ediyoruz.

Bizler, ayrıca Türkiye’nin uluslararası ortaklarını, bilhassa Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve ilgili tüm uluslararası insan hakları kurumlarını Türkiye’de OHAL kapsamında gerçekleşen insan hakları ihlallerini aleni ve kesin bir şekilde kınamaya çağırıyoruz.

Bu kurumlar ayrıca Türkiye hükümetini, insan hakları ihlallerine olanak veren tüm OHAL KHK hükümlerini kaldırmaya ve hükümeti, ülke içindeki durumun ulusun bekasını tehdit etmeye devam ettiğini kanıtlayamıyorsa, OHAL’i yürürlükten kaldırmaya çağırmalıdır.

İşkence ile diğer kötü muameleye karşı önlemlerin kaldırılması

Başarısız darbe teşebbüsünden bu yana, Türkiye makamları 34 bin asker, memur, polis memuru, yargıç, savcı, gazeteci, öğretmen ve diğer kişileri yargılamak üzere tutuklamıştır. 70 bin kişi hakkında ise cezai soruşturma yürütülmektedir. Türkiye’nin OHAL KHK’lerinde yer alan sayısız hüküm, gözaltındakileri işkenceden ve diğer kötü muameleden koruyan temel tedbirleri, Türkiye’nin uluslararası yükümlülüklerini ihlal edecek ve gözaltındakileri riske atacak biçimde askıya almıştır. Bunlar arasında:

*Terörle bağlantılı suçlar veya organize suçlar için yasal denetim olmaksızın uzatılmış gözaltı süreleri 4 günden 30 güne çıkarıldı. Gözaltına alınan kişilerin 5 güne dek avukatla görüşme haklarının engellenmesi ve gözaltı süreci boyunca avukat seçme hakkının ağır biçimde kısıtlanması,

*Avukatlarla gizli görüşme talebine, savcılık talebiyle görüşmelerin ses ve görüntü kaydının alınmasını da içerecek şekilde müdahalelerde bulunulması,

Uygulamada, kolluk kuvvetleri ve görevliler, OHAL KHK’leri altında kendilerine tanınan alanı dahi bir ölçüde aşarak bu tedbirlerin temelini sarsmıştır.

Aralarında Uluslararası Af Örgütü’nün de bulunduğu birkaç sivil toplum kuruluşu, Türkiye’de gözaltındakilerin tecavüz dahil, dayak ve işkenceye maruz kaldıklarına dair güvenilir deliller topladıklarını belirttiler.

Medyaya yönelik baskı

OHAL KHK’leri ifade özgürlüğü hakkının kullanımını etkilemiştir ve gazetecilerin, yazarların, medya çalışanlarının tutuklanması ve baskı uygulanması amacıyla kullanılmıştır. Bunların aralarında:

1. Üst düzey idarecilere herhangi bir medya kurumunu kapatılması için yetkiler verilmesi;
2. Hükümetin sokağa çıkma yasakları uygulamasına, kamusal toplantıları, toplanmaları ve mitingleri yasaklamasına ve özel ile kamusal alanlara erişimi kısıtlamasına olanak tanınması;
3. Yetkililerin soruşturma altındaki herhangi birinin pasaportunu iptal etmesine veya el koymasına olanak tanınması. 1 Eylül’de çıkarılan bir düzenlemeyle soruşturma altındaki kişilerin eşleri ve partnerlerinin de pasaportlarının iptal edilmesine veya bunlara el konmasına olanak verilerek bu yetki genişletilmiştir.

OHAL kapsamında uygulanan kısıtlamalar, medya özgürlüğü ve ifade özgürlüğü hakkına yönelik meşrulaştırılamaz. Engellemelerle uluslararası insan hakları hukukunun izin verdiğinin ötesine geçmiştir.

Olağanüstü Hal’in ilk 2 buçuk ayı sırasında, yukarıda özetlenen kararnameler uyarınca, yetkililer 150 medya organı ve yayın şirketini kapatmış, 2 bin 300 gazeteci ve medya çalışanı işini kaybetmiştir. 19 Ekim 2016 itibariyle, en az 99 gazeteci ve yazar tutuklanmış, ifade özgürlüğü hakkının kullanımıyla ilgili olduğuna inanılan suçlamalarla gözaltına alınan medya çalışanı sayısı 130’a yükselmiştir.

Bu rakamlar, polis gözaltı merkezlerinde hali hazırda gözaltında bulunan veya Olağanüstü Hal sırasında gözaltına alınıp suçlanmaksızın serbest bırakılan diğer gazetecileri kapsamamaktadır. Olağanüstü hükümler ayrıca yurtdışına kaçmış veya gizlenmiş gazetecilerin aile üyelerine, onların pasaportlarını iptal ederek veya suçlanan kişi yerine onları gözaltına alarak rahatsızlık vermek amacıyla da kullanılmıştır.

Gazeteciler ve medya çalışanlarına yönelik bu tip önlemler Türkiye’deki insanların, mevcut olaylar hakkında bilgi alma ve hükümeti sorumlu tutma hakkını da engellemektedir.

Türkiye Hükümeti, OHAL’in ve bununla bağlantılı KHK’lerin ciddi insan hakları ihlalleri ve muhalefeti sessizleştirmek için bir araç olarak kullanılmadığından emin olmalıdır. Bu arada, Türkiye’nin uluslararası partnerleri Olağanüstü Hal kapsamında gerçekleşmiş ciddi ihlalleri göz ardı etmemelidir, bu partnerler derhal Türkiye’yi, ülkenin uluslararası insan hakları yükümlülükleriyle uyuşmayan OHAL KHK hükümlerini kaldırmaya veya değiştirmeye çağırmalıdır.”

İmzacı kuruluşlar ise şöyle:

ARTICLE 1
Amnesty International
Human Rights Watch
PEN International
Association of European Journalists
Canadian Journalists for Free Expression
Committee to Protect Journalists
Danish PEN
English PEN
Ethical Journalism Network
European Centre for Press and Media Freedom
European Federation of Journalists
Fair Trials
German PEN
Global Editors Network
Index on Censorship
International Media Support
International Press Institute
IREX Europe
My Media
Norwegian PEN
Norwegian Press Association
PEN America
Reporters Without Borders
Swedish PEN
Wales PEN Cymru

(za/pu)

Avrupa Parlamentosu heyeti OHAL’le tanıştı!

Amed’e gelmek üzere İstanbul’a inen Avrupa Parlamentosu heyetinden İngiliz Parlamenter Julie Ward, polis tarafından bir süre alıkonularak, eşyalarına el konulduktan sonra bırakıldı. Amed’e gelen 7’si parlamenter 15 kişilik heyet, polis takibinde temaslarına başladı.

Avrupa Irkçılık Karşıtları Taban Hareketi (EGAM) ve Avrupa Parlamentosu’ndan oluşan heyet, Kürdistan’da temaslarda bulunmak üzere Amed’e (Diyarbakır) geldi. Amed’e gelmeden önce İstanbul Atatürk Havalimanı’na iniş yapan heyetten İngiltere ve Avrupa Parlamentosu parlamenteri Julie Ward polislerce alıkonuldu. Alıkonulmanın ardından özel eşyalarına el konulan Ward, daha sonra serbest bırakıldı.

Amed’e gelen heyet, yerleştikleri otelde de polisler ile karşılaştı. İlk olarak İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şubesi’ni ziyaret eden heyet, yapılacak ziyaretlere ilişkin toplantı düzenledi.

İHD Amed Şubesi’nde kayıp yakınları ile bir araya gelecek olan heyet, ardından Demokratik Toplum Kongresi’ne (DTK) ziyarette bulunacak.

Heyetin 3 gün boyunca Amed ve Mêrdîn’de (Mardin) temaslarda bulunması bekleniyor.

Heyette Fransız parlamenter Hervé Féron, Boşnak parlamenter Dennis Gratz (Bosna) ile Avrupa Parlamentosu üyeleri José Maria Faria (Portekiz), Frank Engel (Lüksemburg), Costas Mavrides (Kıbrıs), Julie Ward (İngiltere), Klaus Buchner (Almanya) bulunuyor. Avrupa’daki sivil toplum kuruluşlarından EGAM Başkanı Benjamin Abtan, Memorial İnsan Hakları Örgütü’nden Marina Agaltsova (Rusya), EGAM Koordinatörü Djordje Bojovic (Sırbistan), EGAM Koordinasyonu üyesi Fotoğrafçı Romain Champalaune (Fransa), SOS Racism Yöneticisi Jette Moller (Danimarka), İnsan Hakları Gençlik İnisiyatifi’nden Mario Mazic (Hırvatistan), İvan Novosel (Hırvatistan) ve Albert Selimi (Kosova) de heyette yer alıyor.

(ekip/fç/rp)

 

Onur Yürüyüşü’ndeki pankart davası görüldü

Onur Yürüyüşü’nde, “Şaban’la Recep’in aşkına Ramazan engel olamaz” pankartı nedeniyle açılan davanın ilk duruşmasında sanık avukatının bilirkişi talebi ve şikayetçinin katılma talebi reddedildi.

13. İstanbul Onur Yürüyüşü’ndeki “Şaban’la Recep’in aşkına Ramazan engel olamaz” pankartını taşıyan üç kişiye “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” iddiasıyla açılan davanın ilk duruşması İstanbul 33. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmayı LGBTİ Kolektifi de takip etti.

Duruşmada ifade veren sanıklardan H.C.K. ve G. Ö. barışçıl niyetle katıldıkları yürüyüşe polis saldırısının yaşandığını, saldırının ardından da barışçıl yürüyüşlerine devam ettiklerini söyledi. Sanıklar, “Açılan pankartı gördüm. Pankartın hazırlanış ve yapılış amacından haberim yoktu, hakaret içerdiğini düşünmediğimden ben de eşlik ettim. Pankartın içeriğinin dini değerlere hakaret içerdiğini düşünmüyorum. Aksine tamamen barışçıl hazırlandığını düşünüyorum. Pankartta iki tane ayın aşkından bahsediliyor, bu nedenle hakaret yok” diye savunma yaptı. Sanık avukatı Fırat Söyle ise iddia edilen suç yönünden bilirkişiden rapor alınmasını talep etti.

Mahkeme, duruşmaya gelemeyen üçüncü sanığın zorla getirilmesine, şikayetçinin katılma talebinin ve sanık avukatının bilirkişiden rapor talebinin reddine karar vererek duruşmayı 27 Aralık tarihine erteledi.

(za/cd)

Trump: ‘Seçim Sonucunu Kabul Edip Etmemeye Zamanı Geldiğinde Bakacağım’

ABD’de 8 Kasım’da yapılacak başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti’nin adayı Donald Trump ile Demokrat Parti’nin adayı Hillary Clinton, milyonlarca Amerikalı seçmenin önünde son kez canlı televizyon tartışmasında kozlarını paylaştı.

Geceye damgasını vuran kısım ise Donald Trump’ın seçim sonucunu kabul edeceğini taahhüt etmemesi oldu.

Trump bir süredir başkanlık seçimlerine hile karıştırılacağını iddia ediyordu. Tartışmanın moderatörü olan Fox News kanalı sunucusu Chris Wallace’ın Trump’a yönelttiği, Clinton’ın galip gelmesi durumunda seçim sonucunu kabul edip etmeyeceği sorusunu Cumhuriyetçi aday, “Zamanı geldiğinde bakacağım. Sizi şüphede bırakacağım” şeklinde yanıtladı.

Clinton ise, Trump’ın sözlerini “korkunç” olarak niteledi ve “başkanlığa aday bir kişinin böyle bir pozisyon takınmasından dehşete düştüğünü” söyledi.

Tartışmanın ardından, Trump’ın bu sözlerini değerlendiren bazı uzmanlar, Cumhuriyetçi adayın milyonlarca destekçisinin Clinton’ın olası galibiyeti halinde sonucu kabul etmeyebileceği ve bunun da ABD’nin yenilenin galibi kutlamasını öngören demokrasi geleneğini tehlikeye atabileceği yorumunu yaptılar.

Cumhuriyetçi Ulusal Komitesi yetkilileri de tartışmanın ardından yaptıkları açıklamalarda, Trump’ın seçimi geride bitirmesi halinde sonucu kabul edeceklerini belirtirken, bazı Cumhuriyetçi senatörler de Trump’a tepki gösterdi.

Trump’ın kampanya menajeri Kellyanne Conway ise, konuyla ilgili CNN’e yaptığı açıklamada, “Donald Trump seçimin sonucunu kabul edecek çünkü seçimi kazanacak” derken, 2000 yılında Cumhuriyetçi Parti’nin o dönemki adayı George W. Bush’un kazandığı başkanlık seçimlerinde de Demokrat aday Al Gore’un sonuca itiraz etmesini örnek gösterdi.

Birbirlerinin elini sıkmadılar

Tartışma aslında karşılıklı kişisel suçlamalar ve harareti yüksek önceki tartışmaların aksine, politika odaklı ve seviyeli bir havada başlasa da ilerleyen dakikalarda ortam yine gerildi ve Trump yine saldırgan ve rakibine sık sık müdahale eden tavrına geri döndü.

Trump, Clinton için tartışmanın bir yerinde “edepsiz kadın” ifadesini kullanırken, Clinton da Trump’ın ABD başkanı olabilecek kapasitede olmadığı görüşünü tekrarladı.

Hararet dozu giderek artan tartışmanın başında da sonunda da iki adayın birbirlerinin elini sıkmadığı görüldü. Bir önceki tartışmada adaylar, başta el sıkışmamış ama sonda birbirlerinin elini sıkmıştı.

Tartışmada beklendiği gibi Clinton’ın e-postalarının Wikileaks tarafından sızdırılması konusu ilk gündeme gelen konulardan biri oldu. Clinton konuyu Rusya’ya getirerek, e-postaların ‘hack’lenmesinde Rusya’nın rolü bulunduğunun Amerikan istihbarat servisleri tarafından teyit edildiğine dikkati çekti ve Trump’ı Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yanında yer almakla eleştirdi. Clinton, ABD tarihinde ilk kez yabancı bir ülkenin seçimlere müdahale ettiğini savundu.

Trump’a ‘Putin’in kuklası’ suçlaması

Trump ise, Moskova’nın e-postaların ‘hack’lenmesinde rolü bulunduğu yönündeki istihbarat servislerinin açıklamalarının doğruluğunu kabul etmeyi reddetti. Clinton, Rus lider Putin’in Trump’ı desteklediğini çünkü ‘ABD başkanı olarak bir kuklayı görmeyi tercih edeceğini’ öne sürdü.

Trump ise, Putin’le herhangi bir ilişkisinin olmadığını vurguladı ve seçimlere dışarıdan müdahale varsa bunu kınadığını belirtti.

Las Vegas’ta 90 dakika süren tartışmada ilk soru Yüksek Mahkeme’ye yargıç atamaları konusunda oldu. İki aday da Yüksek Mahkeme konusunda birbirine zıt pozisyonlar ortaya koyarken, Trump, başkan olması halinde mahkemeye kürtaj karşıtı yargıçlar atayacağını söyledi. Clinton ise, bunun tersi tavır ortaya koyarak, “Bu kararın artık tersine çevrilemeyeceği bir noktaya geldik” dedi ve bu konudaki kararın kadınlara bırakılması gerektiğini, hükümetlerin kadınların kararlarına müdahale etmeye hakkı olmadığını vurguladı.

Tartışmada ağırlıklı konuşulan bir diğer konu da göçmenlik konusuydu. Trump, Clinton’ı ‘sınırları açma’ politikalarını savunmakla eleştirirken, Clinton bunu reddetti ve Trump’ın fikirlerinin ayrım gözetmeden toplu sınır dışı uygulamalarına yol açacağı ve aileleri birbirinden ayıracağını, ülkeyi ‘paramparça edeceğini’ savundu. Clinton, kendi planının Trump’ın suçlamalarının aksine sınır güvenliğini içerdiğini ve sadece şiddet yanlısı, suça bulaşmış kişilerin sınır dışı edilmesini öngördüğünü söyledi. Clinton, Trump’ı kendi binalarında kaçak göçmenler çalıştırmakla suçlayarak, bu kişilerin ekonomiye katkı yapacakları ve “Trump gibilerin” sömürüsüne maruz kalmayacakları kapsamlı bir reforma ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Trump, Clinton’ın Putin’i ‘sevmemesinin’ nedeninin, Putin’in ona karşı her alanda “zekaca üstün gelmesi” olduğunu ve Putin’in Başkan Barack Obama’ya da Clinton’a da saygı duymadığını öne sürdü.

‘Taciz iddiaları uydurma’

Tartışmada Trump’ın kadınlar hakkında müstehcen ifadeler kullandığı ses kaydı ve sonrasında bazı kadınların Trump’ın tacizine uğradıkları iddiaları da gündeme gelirken, Trump bu iddiaları ‘uydurma ve yalan’ olarak niteledi. Bunların ya Clinton kampanyası tarafından üretildiğini ya da kadınların şöhret olma peşinde olduğunu savunan Trump, mitinglerinde çıkan kavgaların da Clinton kampanyası tarafından parayla tutulan kişilerin ürünü olduğunu öne sürdü.

Clinton, Trump’ın “kadınları aşağılamanın kendisini yücelttiğini düşündüğünü, kadınların itibarını hedef aldığını” söyledi. Demokrat aday, Trump’ın “ne zaman bir konuda sıkıştırılsa, hemen sorumluluğu reddetme tavrına büründüğünü” belirterek, onu sadece kadınlar örneğinde değil başka örneklerde de hiçbir zaman özür dilememekle eleştirdi.

“Belgesiz göçmenler bir milyarderden daha fazla federal vergi ödüyor”

Clinton Vakfı’na bağışlarla ilgili tartışmalar konusundaki bir soru üzerine Clinton, vakfın dünya genelinde muhtaç kesimlere yaptığı yardımları savunurken, Trump vakfının ise topladığı bağışlarla Trump’ın dev portresini satın aldığını öne sürdü. Trump ise, Clinton’ın bir yandan kadınları savunduğunu söylerken, diğer yandan vakfının “kadınlara kötü muamele eden” ülkelerden bağış aldığı suçlamasını yöneltti.

Clinton tartışmada yine Trump’ı vergi beyannamelerini açıklamamakla eleştirirken, “belgesiz göçmenler bile bir milyarderden daha fazla vergi ödüyor, bunu hayret verici buluyorum” dedi.

Trump tartışmada seçim hilesi iddialarını da yinelerken, Clinton’ın ‘e-postalar ve diğer konularda yaptıklarının’ ardından başkanlık için yarışmasına izin bile verilmemesi gerektiği görüşünü dile getirdi. Clinton ise, Trump’ın işine gelmeyen her gelişmeyi ‘hileli’ olarak nitelendirmekle eleştirdi.

Suriye’de uçuşa yasak bölgeye desteğini yineledi

Dış politikanın konuşulduğu bölümde Musul operasyonu ve IŞİD’le mücadele konuları gündeme geldi. Clinton, IŞİD’e karşı savaşta Ortadoğu’ya Amerikan askeri göndermeyi desteklemediğini yinelerken, Suriye’de uçuşa yasak bölge oluşturulmasına desteğini de tekrar etti. Trump ise, Musul operasyonundan kazançlı çıkacak tarafın İran olacağını ve “İran’ın Irak’ı teslim almakta olduğunu” iddia etti.

Clinton, ön seçimlerdeki rakibi Bernie Sanders’ın sözlerinin tartışıldığı bir kısımda, Sanders’ın Trump için söylediği “ABD Başkanlığı için en tehlikeli kişi” sözünü hatırlatarak, “Bence haklı” ifadesini kullandı ve Trump’ı sürekli komplo teorileri üretmekle eleştirdi.

Trump, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esat’ın Obama’dan da Clinton’dan da “daha akıllı ve daha sert” olduğunu öne sürdü.

Tartışmada Clinton’ın sosyal güvenlik ve vergiler konusunda konuştuğu bir sırada Trump’ın araya girerek “edepsiz kadın” demesi dikkat çekti ve bu ifadesi özellikle sosyal medyada geniş yankı buldu.

Ankete göre gecenin galibi yine Clinton

CNN televizyonunun tartışma sonrası açıkladığı ankete göre, Amerikalı izleyicilerin gözünde gecenin galibi ilk iki tartışmada olduğu gibi yine Clinton oldu. Tartışmayı izleyenlerin yüzde 52’si tartışmadan Clinton’ın galip çıktığı görüşünü dile getirirken, Trump’ı galip görenlerin oranı ise yüzde 39’da kaldı.