Ana Sayfa Blog Sayfa 6210

Kadın Müzeler Konferansı dayanışma vurgusuyla sona erdi

Uluslararası Kadın Müzeleri Konferansı, “Kadın Müzeleri: Küresel İletişimin Gelecekteki Formları” başlıklı atölyenin ardından tüm katılımcılara açık düzenlenen forumun ardından son buldu.

İstanbul Kadın Müzesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi ve İletişim Fakültesi’nin ortak çalışmasıyla Salt Galata’da düzenlenen Uluslararası Kadın Müzeleri Konferansı üçüncü günü, İstanbul’da 80’li yıllarda 8 Mart kadın çalışmaları sonucu ortaya çıkan Geçici Modern Kadın Müzesi’nin belgesel gösterimi ile başladı. Moderatörlüğünü Nazan Haydari’nin yaptığı “Kadın Müzeleri: Küresel İletişimin Gelecekteki Formları” başlıklı atölyede Maria Perstedt, Sigrid Prader, Catherine M. King ve Ashley E. Remer konuşmacı olarak katıldı.

Eylem planı için dört öneri

Dün konuşulan konu başlıklarını özetleyen Nazan Haydari, dayanışma, katılım, görünürlük ve kaynak yaratma olmak üzere dört konu üzerinden daha somut örneklerle eylem planı oluşturulması için öneride bulundu. Şiddetin araç haline gelebileceğini dile getiren Haydari, “Uluslararası bağları güçlendirmek, imge konusu. İmgeler kullanmak ve bunları nasıl kullanacağımız konusu çıkıyor” dedi.

‘Farklılıklara saygı duyulmalı’

Haydari’nin sunduğu öneri başlıklarından “dayanışma” üzerine söz alan Sigrid Prader, farklılıklara saygı duyarak birlikte çalışılması gerektiğini ifade etti. Geleneksel müzelerle diyalogu arttırıp, onları da toplumsal cinsiyet konusunda duyarlı hale getirilmesi gerektiğinin altını çizen Prader, “Milano Kadın Müzesi’nin önem verdiği şey, bütün kadınlarla çalışıyor olması. Birkaç yıl önce bir milyon kadın, hükümet karşıtı eylemleri için sokağa döküldü. Protestonun anlatmak istediği temel hedef kadın bedeninden ibaret olmadığıydı. Bu gibi benzer kadın örgütleri ile çalışıyoruz” diye konuştu. Kaynak bulmanın bütün müzelerin problemi olduğunu hatta kadınların temel problemi olduğunu vurgulayan Prader, bu işi çok az bütçeyle yaptıklarını kaydetti.

‘Kadın ağları kurabiliriz’

İletişim aracı olarak ne gibi şeyler yapabileceklerini düşündüklerini kaydeden Catherine M. King ise, “Kadın ağları kurabiliriz. Bizim için ilk soru her zaman şu: Oradaki kadınlara yardım edecek şey nedir? Uluslararası beyanat da bulunurken, ilk sorduğumuz şey bu. Sizin durumunuz için nasıl yardımcı olabiliriz? Bazen de sahne arkasında bunu yapmak gerekiyor. Oraya özgü durumlar neyse ona göre kadınların isteklerine göre hareket etmek gerekiyor” diye belirtti.

‘Kadınlar devlet erkine karşıda mücadele içinde olacak’

Panelin ardından soru-cevap kısmında söz alan Nevin Soylukaya, müzelerin oluşma biçiminin birbirinden haberdar olma ve dayanışma açısından önemli olduğunu ifade ederek, şunları belirtti:

“Diyarbakır’ın Sur ilçesinde Eylül ayının başında başlayan çatışmalardan sonra 5 mahalle abluka altında. Koca bir şehir, tarih yıkılıyor. Belediye olarak kurduğumuz Diyarbakır Kent Müzesi var. Yoğun çatışmaların yaşandığı yerde müzemizde bulunanları korumak için başka bir çalışma içerisinde bulduk kendimizi. Sergimizi tarihi bir yerde kurmuştuk. Tarihi yapılar yıkılıyordu. Yasakta kapıları kırılarak müzenin içine girildiğini gördük. Diyarbakır’ın farklı durumu da bu. Kadın müzesi için kadının geleceğini, dayanışmasını anlatmaya çalışan müze kuracaksak bu daha riskli bir durumda. Kadın hareketi olarak çalışmalarımız devletin baskısıyla karşı karşıya. Kadın müzelerinin dayanışmasını buradan doğru vurgulamak istedim. Bu müzeyi korumak sadece Diyarbakırlı kadınların değil tüm kadınların koruması altında olmalı. Kadın müzelerinin birbiriyle örgütlenebileceği, işbirliği yapabileceği, zaman zaman bir araya gelebileceği bir ağ kurulması gerektiğini düşünüyorum.”

Panel ve tüm katılımcılara açık düzenlenen forumun ardından konferans, Folia Chorale Korosu’nun dinletisi ile son buldu.

(yk/sd)

Konca: AKP Hükümeti yasa dışı örgüt haline gelmiştir

HDP Sêrt Milletvekili Besime Konca, AKP Hükümeti’nin hükümet olmaktan çıktığını belirterek, yasadışı örgüt haline geldiğini söyledi.

HDP Sêrt Milletvekili ve HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Besime Konca, Meclis Genel Kurulu’nda konuştu. AKP Hükümeti’nin çok rahat ve açık bir biçimde önce suçları Meclis’e getirdiğini belirten Konca, şöyle devam etti: “Bunun için yasa çıkarıyor, sonra bu suçları işleyecek olanları, bundan görevli kıldıklarını, sorumlu kıldıklarını korumak için tekrar yasa çıkarıyor. İşte, bu hükümet anayasal, yasal, siyasal, hukuki bir hükümet olmaktan çıkmıştır ve son hâliyle, Olağanüstü Hâl ilanıyla, Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yöntemiyle bu hükümet hükümet olmaktan çıkmıştır. Bir gayrinizami, antidemokratik, hukuk dışı örgüt, teşkilat hâline gelmiştir.”

Hükümet darbecilerle mücadele etmiyor yarışıyor

Darbe girişimi sonrası cemaatle mücadele edildiği söylentisinin de gerçeği yansıtmadığını belirten Konca, “Bugün yapılan cemaatle mücadele değil adeta bu zihniyetle, cemaatle, darbeyle yarıştır. Bugüne kadar cemaatin nasıl büyüdüğünü, nasıl kendi referansları altında geliştiğini herkes biliyor. Hani, ‘sızma’ diyorlar ya aslında sızmamıştır. Hükümetin garantörlüğünde gelişmiştir, yaygınlaşmıştır. Evet, kısmen bize sızma olarak niye yansıyor? Çünkü biz cemaati takip eden, Gülen’in vaazlarını dinleyen bir toplum değildik. Ama biz yıllardır, 14 yıldır ‘tek başına hükümetim’ diyen bu hükümeti dinliyoruz ve bugün hükümetin yaptıkları bu cemaatin yaptıklarından, darbecilerin yaptıklarından çok daha fazladır. Mesela Cemaatten biri bile çıkıp ‘ben madam gibi öleceğime adam gibi ölürüm’ demedi. ‘Başka bir cümle kuracaktım, kalsın’ demedi. Kadınlara her türlü hakareti onlarca, yüzlerce televizyon canlı canlı vermedi. Kadına karşı işlenen cinayetleri, Cizre’de, Sur’da, Nusaybin’de yapılanları da. O zaman da kanun çıkardınız askeri, polisi korumak için. Suçluları korumak için yasalar çıkarıyorsunuz” diye konuştu.

(hd/kk/pu)

Kadın örgütlerinden Aile Bakanına nefret suçu tepkisi

Ezgi UNAY
İstanbul

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Trabzon Havalimanı’nda yaptığı “Bir adam gibi ölmek var, bir de madam gibi ölmek var. Ölelim ama adam gibi ölelim” konuşmasına tepkiler sürerken, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan da, tartışmayı derinleştirecek açıklamalarda bulundu. Sayan, “Türk kadını adam gibi ölmesini çok iyi bilir” diyerek Erdoğan’a destek verdi. Aile Bakanı Sayan’ın açıklamasına tepki gösteren Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Temsilcisi Gülsüm Kav, “Bakan hem cinsiyetçi ve hem de ırkçı bir açıklama yaparak suç işliyor” dedi. Kadın Adayları Destekleme Derneği de konuya ilişkin yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı’nı kitlelere seslenirken “eşitlikçi, barışçıl ve şiddetten uzak” bir dil kullanmaya çağırdı.

‘HEM CİNSİYETÇİ HEM IRKÇI’

Her geçen gün artan kadına yönelik şiddet sorununu çözmekle sorumlu olan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’nın kendi alanına dair bir açıklama yapmamasını eleştiren Gülsüm Kav, “Türk kadını adam gibi ölmeyi bilir” ifadesini “özrü kabahatinden büyük” olarak nitelendirdi. Kav, “Kadınların sorunlarıyla kendisi karşılaştığı halde makamına yakışmayan ve Cumhurbaşkanı’nı aklamaya çalışırken tümüyle batıran bir açıklama yaptı. Bu ifadesiyle hem cinsiyetçilik hem de ırkçılık yapmıştır” dedi.

Bu açıklamaların kadına yönelik suç ve gayri müslüm azınlıklara “madam” kelimesinin çağrıştırdıkları nedeniyle bir nefret suçu olduğunun altını çizen Kav, “Kendi döneminde 90 kadının ölmesinin üzerine ölümü yüceltmeye çalışmasıyla suç işliyor, ‘adam gibi’ diyerek cinsiyetçilik yaparak suç işliyor. Sadece Türk kadınları yaşamıyor bu ülkede. Bakan aynı zamanda ırkçılık suçu da işleyerek Cumhurbaşkanı’nı bile solladı” diye konuştu.

Kadın Adayları Destekleme Derneği (KA.DER) Genel Yönetim Kurulu tarafından da konuya ilişkin yazılı açıklama yapıldı.

Açıklamada “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Kadınlığı aşağılayarak erkekliği yüceltmek’, ölümün bile ‘erkek gibi’ olanını makbul görmek, toplumda zaten son derece yaygın olan, ayrımcılık, şiddet ve nefret dilini normalleştirmekten, kadına yönelik şiddet ve cinayetleri körüklemekten başka bir işe yaramayacaktır” denildi. Açıklamada ayrıca, toplumu etkileme gücüne sahip Cumhurbaşkanı’nın, kitlelere seslenirken “eşitlikçi, barışçıl ve şiddetten uzak” bir dil kullanması gerektiği vurgulandı ve kadın danışmanları bu konuda kendisine destek olması için göreve çağırıldı.

Saruhanlı istismar davası yarın görülecek

Manisa’nın Saruhanlı ilçesinde Neval Yaralı Milli Egemenlik İlkokulu’nda 28 çocuğa cinsel istismarda bulunan Türk Eğitim Sen Saruhanlı eski temsilcisi sınıf öğretmeni Y.K. hakkında açılan davanın karar duruşması Manisa Adliyesi 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yarın görülecek.

Y.K’nin, yaşları 7-8 arasında değişen kız ve erkek öğrencileri 5 yıl boyunca sistematik olarak taciz ettiğinin anlaşılmasının ardından istismara uğrayan yaklaşık 20 çocuğun ailesi şikayetçi olmuştu. Davanın ilk duruşması 14 Temmuz’da görülmüştü. Sanık Y.K. savunmasında suçlamaları kabul etmeyerek, sendika temsilciliği nedeniyle kendisine komplo kurulduğunu ve çocukların da birbirlerinden etkilendiklerini ifade etmişti.

Her çocuk için ayrı ayrı olmak üzere toplamda 486 yıl hapis cezası istemiyle yargılanan Y.K. için karar, yarın verilecek. (Manisa/EVRENSEL)

Erdoğan: Musul bizimdi

Bursa’nın İnegöl ilçesindeki Hacı Sevim Yıldız Kampüsü’nün açılış töreninde konuşan Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

“Saldırılara rağmen kararlılığımızı yitirmedik. Terör bataklığını mutlaka kurutacağız.

Batı dürüst davranmıyor. Batılı ülkeler ellerindeki geniş imkanları mağdurlar için değil bu insanları sınırlarının dışında tutmak için kullanıyor.

600 binden fazla insanın ölümüne sessiz kalanlar PYD’li teröristleri savunuyor

Türkiye’yi bölgedeki gelişmelerin dışında bırakıp faturayı üzerimize yıkmak için her yolu deniyorlar. Bu ahlâksız oyuna müsade etmeyiz.

Türkiye teröre, bölgesindeki istikrarsızlığa, sabotaj girişimlerine rağmen 2023 hedefleri istikametinde yürüyor. Osman Gaze Köprüsü’nü yaptık işte. Oradan geçip geldik. Yavuz Sultan Selim Köprüsü dev bir proje. Avrasya Tüneli’ni de aralık ayının 20’sinde en geç 26’sında hizmete açıyoruz.

İşte İnegöl’de olduğu gibi bu ülkenin sanayicisi, esnafı, emekçisi, ev kadını 7’den 70’e tamamı adeta bir seferberlik ruhu yaşamış oldu. Maruz kaldığımız ihanete, saldırıya rağmen soğukkanlılığımızı, kararlılığımızı asla kaybetmedik. İçerden ve dışarıdan bizi hedef alan ekonomik tuzaklara rağmen yolumuzdan sapmadık. Böyle bir başarı dünyada çok az milletin harcıdır.

Birkaç yüz mülteci kapılarına dayandığı zaman Avrupa ülkelerinin insanlık değerlerini nasıl ayaklar altına aldığını gördük. Türkiye’de şu anda 3 milyon mülteci var.

Üzerlerine misket bombaları atılan bu insanlara biz kapıları açtık. Ama Batı’nın böyle bir derdi var mı. Şu ana kadar STK’lar ile birlikte 25-26 milyar dolar harcadık. Veren al alan elden hayırlıdır. Bizi buralara getiren nedir. Birlikte sayalım…

Bir tek millet: Türküyle Kürdüyle, azıyla, Abazasıyla, Çerkeziyle, Romanıyla biz birbirimizi Allah için seviyoruz. Bu bayrak dışında bayrak tanımıyoruz.

Tek vatan: 780 kilometre kare ile tek vatan. Kimse burada operasyon yapmaya kalkmasın. Ama buna yeltenenler var. Nereye kaçarsanız kaçın inlerinize kadar sizi kovalayacağı. Artık terör eylemi olduktan sonra değil, olmadan, o bataklığı kurutmak suretiyle mücadele ediyoruz. 

Bize insanlık dersi verenler insani vazifelerini yerine getiremiyorlar. İşte Suriye meselesinde görüyoruz. Dürüst değiller. Siz destek verseniz de vermeseniz de biz 6 yıldır nasıl bu işi götürdüysek yine götürürüz. Teröristlerin adlarını bahane ederek tüm müslümanları hedef alan ülkeleri esefle takip ediyoruz.

Bu düşmanlıkla faşist partilerin yönetimleri altına girme tehlikesi ile karşı karşıyalar.  Suriye’de 6 yılda 600 bin insan devlet terörünün hedefi oldu. Buna sesleri çıkmayanlar şimdi çıkıp Dabık’ta şu kadar PYD’li öldü diyorlar. 600 bine sesini çıkartmayanlar teröristi savunuyorlar.  Benim Gaziantep’imde 14 yaşındaki bir çocuk Messi’nin forması ile kına gecesini kana buladı. Ama bunlar hala utanmadan sıkılmadan niçin bunları üzerine gidiyorsunuz diyorlar. 

İdam konusunda düşüncemi biliyorsunuz. Parlamentoda bu konu gündeme gelip genel kurulda geçtiği anda ben onayımı veririm. Batılılar bunu niye dillendiriyorsunuz diyorlar. Sizden mi izin alıyoruz. Dünyanın büyük kesiminde idam uygulaması var. Dolayısıyla biz o şehitlerimizin kanını yerde bırakamayız. 

Musul bizimdi. Tarihe bakın. Misak-ı Milli dedim diye rahatsız oldular. Ben tarih dersi veriyorum niye rahatsız oluyorsun. Niye rahatsız oluyorsunuz. Biz milliyiz, vatanseveriz farkımız bu.  Biz başından beri Irak’ın anahtarının tek bir etnik yapıya teslim edilmemesi gerektiğini söyledik. Suriye için de söylüyoruz. Bölgede etkinliği olan ülkelere bunu söylüyoruz. 

Uluslararası hukuk çerçevesinde sahada ne gerekiyorsa onu yapıyoruz. Güney sınırımız boyunca bir terör bölgesi oluşmasına asla izin vermeyeceğiz. Cerablosu operasyonu bu konudaki kararlılığımızın bir ifadesidir. Dabık aynı şekilde. Şimdi diyorlar ki, El Bab’a inmeyin, mecburuz ineceğiz. Terörden arındırılmış bir bölge oluşturmak zorundayız” (HABER MERKEZİ)
 

Kerbela: derin ilişkilere rest çekmektir!

Kerbela olayının yani, Şah Hüseyin’in onurlu mücadelesinin üzerinden 1377 yıl geçti bu vahşet ve katliam unutulmadı, unutulmasını bir yana bırakalım günümüzde kadim halklara yönelik Kerbela vahşeti devam etmektedir.

Sadece Ortadoğu da değil, tüm dünyada mazlum insanlar kardeşçe yaşamanın ve barışın yolunu arıyorlar. Çünkü ülkeleri yönetenler karları ve egoları için savaşı ve düşmanlığı tırmandırmaktan çekinmiyorlar.

TV ekranlarında göstermelik yapılan demokratikleşme ve barış çağrılarının sahteliğinin farklında olmamak mümkün değil. Çünkü gerçek barış ve demokrasi isteyenlerin sesi daha gür, anlaşılacak kadar da net böyle olunca tüm şiddet ve yok etme halka yönelik olmaktadır.

İşte bu noktada savaşa karşı barış istemek, ölüme karşı yaşamak isteyenlerin mücadelesi devam edecektir.

Kerbela aslında

– Tüm insanlığın; emperyalist güçlerin sömürgeci amaçlarına yönelik bir direniş örneğidir.

– Aynı topraklar üzerinde yaşamış ve bundan sonra yaşayacak ortak geçmişi olan halkların birleşmesine örnektir.

– Şartsız ve koşulsuz bir eylemliliktir

– İnkâr edilen bireysel inanç haklarına yönelik karşıt bir bireysel duruştur.

– Gerici politikaları halka dayatan şoven ve ırkçı egemenlere bir tokattır.

– Çatışmayı ve düşmanlığı körükleyerek halkları kana bulamak isteyenlere bir uyarıdır.

– Halkların “sadaka ve dilencilik” gibi muhtaç politikalarına karşı bir onurlu duruştur.

– İnsanların bireysel yaşamına müdahale etmek isteyenlerin derin ilişkilerine rest çekmektir.

Evet

– Bugün farklı coğrafyalarda hatta tüm kanlı coğrafyalarda yaşanan zulümleri yapanları, bu zulme destek sunanları bir kez daha lanetliyoruz.

– 72 Millete aynı nazardan bakan Aleviler halkları ırkına, rengine inancına göre ayıran zihniyete hayır diyecek

– Hakkın haksızlığa, adaletin adaletsizliğe, aydınlığın karanlığa karşı mücadelesinde Aleviler haktan, adaletten ve aydınlıktan yana olacaklar

– Geleneklerimizin içini boşaltıp kendilerine saltanat tahtı haline getirmek isteyenlere karşı Şah Hüseyin duruşuyla cevap vereceğiz

– Şah Hüseyin’in yaşamı, mücadelesi, davasına sahip çıkışı bizlere örnek olacak. Alevi inancının neferleri olarak Haklı davayı yaşayacağız ve yaşatacağız. Kerbela şehitlerini anmak! Haksızlığa boyun eğmemek ve her türden ihanete, bölüp parçalamaya, yok etmeye ve biatci düşünceye karşı Şah Hüseyin’in duruşu sergilemekle eş anlamlıdır.

 

‘Laik eğitim için son durak olabilir’

Kadıköy Belediyesi Evlendirme Dairesinde proje okulları konu alan panelde söz alan bir veli “Ben anneyim evladımın geleceği için mücadele etmeye devam edeceğim” dedi. Eğitim Sen 8 No’lu Şube Yürütme Kurulu Üyesi Mustafa Turgut da, “Bu mesele herkesi ilgilendiriyor. Bu mesele laik, demokratik, bilimsel eğitim için son durak olabilir” diye konuştu. 

Panele proje okullarında öğrencisi bulunan velilerin yanı sıra HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan ve CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker katıldı. ”Projeniz değiliz. Okuluma, öğretmenime dokunma” pankartı açıldı. 

‘LAİKLİĞE DARBE!

Panelde konuşan velilerden Semra Ok çocuklarının söz konusu okullara girmek için çok emek harcadıklarını ifade ederek, “Oğlum bu sene YGS’ye girecek ama yaklaşık bir aydır okula gidemiyor. Yaşadığımız olayları laikliğe darbe olarak görüyorum” dedi. 

‘ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞİ İÇİN ÇABALIYORUZ’

Diğer bir Veli Gülsüm Öner Yetkin, velilerin belli bir partiye ya da gruba yakın olmadığını bunun yerine çocuklarının geleceği için çabaladığını aktardı. Öner, “Bize ‘Niye sokağa çıkıyorsunuz,bu işlerle neden uğraşıyorsunuz?’ diyorlar. Ben anneyim evladımın geleceği için mücadele etmeye devam edeceğim” dedi. 

‘BU MESELE HERKESİ İLGİLENDİRİYOR’

Cağaloğlu Anadolu Lisesi öğretmenlerinden ve aynı zamanda Eğitim Sen 8 No’lu Şube Yürütme Kurulu Üyesi Mustafa Turgut, “Bu mesele  herkesi ilgilendiriyor. Bu mesele laik, demokratik, bilimsel eğitim için son durak olabilir” dedi. Turgut okuldaki görevinden atılmak istendiğini, ortada bir hukuksuzluk olduğu için de direneceğini söyleyerek şöyle konuştu: “Tedavisi mümkün olmayan yaralar açılıyor. Eğer biz kolay teslim olursak kırılganlık oluşur. Yapılan çalışmalar iktidarın 2023 hedefleri doğrultusunda ilerlediği ve bu yolla eğitimin geriletildiğine inanıyorum.”

Konuşmalardan sonra panel soru cevap şeklinde devam etti. (İstanbul/EVRENSEL) 

Erdoğan’ın tutukluluk haline itiraza red

Özgür Gündem Yayın Danışma Üyesi ve yazılarından dolayı tutuklanan Aslı Erdoğan tutuksuz yargılanma dilekçesi de İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği tarafında gerekçe gösterilmeden red edildi

Kapatılan Özgür Gündem gazetesi Yayın Danışma Kururlu üyesi yazar Aslı Erdoğan’ın tutukluluk haline itraz reddedildi. Bakırköy Kadın Cezaevi’nde 16 Ağustos’tan bu yana tutuklu bulunan Erdoğan için verilen üçüncü tutuksuz yargılanma dilekçesi de İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimiliği tarafında gerekçe gösterilmeden reddedildi. Erdoğan’ın 16 Ağustos’tan bu yana özgürlüğünün gasp edildiğini dile getiren avukatı Erdal Doğan, “Mahkemenin gerekçe sunmadan tutukluğa itirazı reddetmesinin ceza usul hukukuna uymamanın keyfiliğinin göstergesi olmasının yanı sıra, Aslı Erdoğan’ın tutukluğunun hiçbir hukuku dayanağı olmadığının ve siyasi bir karar olduğunun da en somut göstergesidir” açıklamasında bulundu.

Kaynak: JINHA

Uğur Kaymaz’ı katleden polisin adı üstgeçide verildi

Mêrdîn’in Kızıltepe ilçesinde 12 yaşındaki Uğur Kaymaz’ı 13 kurşunla katleden polis Serdar Gökbayrak’ın ismi, İzmit’te bir üst geçide verildi

Mêrdîn’in (Mardin) Qoser (Kızıltepe) ilçesinde 21 Kasım 2004 tarihinde 12 yaşındaki Uğur Kaymaz’ı 13 kurşunla katleden ve 15 Temmuz darbe girişimi sırasında öldürülen polis Serdar Gökbayrak’ın ismi Kocaeli’nin merkez İzmit ilçesinde bulunan bir üstgeçide verildi. Eski İstanbul Yolu’nda Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Umuttepe Yerleşkesi B Kapısı’nın önünde yapılan üst geçit, İl Müftüsü Yusuf Doğan’ın yaptığı duanın ardından açıldı.

Üst geçidin açılış törenine Kocaeli Valisi Hasan Basri Güzeloğlu, AKP Kocaeli Milletvekili ve Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanı Radiye Sezer Katırcıoğlu, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu, KOÜ Rektörü Prof. Dr. Sadettin Hülagü, İzmit Kaymakamı Ersin Emiroğlu, il müdürleri ve polisin yakınları katıldı.

Serdar Gökbayrak, Uğur Kaymaz’ın katledilmesinin ardından Yaşafettin Açıksöz olan ismini Serdar Gökbayrak olarak değiştirmişti.

DİHA

Bir gazeteci daha Musul’da yaşamını yitirdi

Musul operasyonunu takip eden El Sumeriye televizyonu foto muhabiri Ali Risan, IŞİD çetesi üyeleri tarafından vuruldu

El Sumeriye televizyonu foto muhabiri Ali Risan’ın, Giyare’ye bağlı Şore kasabasının Xwin köyünde Musul operasyonunu takip ettiği sırada IŞİD çetesi üyeleri tarafından vuruldu. Irak merkezli yayın yapan Irak, Lübnan, Dubai ve Ürdün’de 700 çalışanı bulunan El Sumeriye televizyonu da kendi internet sitesinde yayınladığı haberde, bugün öğleden sonra Ali Risan adlı foto muhabirlerinin IŞİD tarafından vurulduğunu ve yaralandığını daha sonra ise yaşamını yitirdiği duyurdu.