Ana Sayfa Blog Sayfa 6217

Onur Yürüyüşü’ndeki pankart davası görüldü

Onur Yürüyüşü’nde, “Şaban’la Recep’in aşkına Ramazan engel olamaz” pankartı nedeniyle açılan davanın ilk duruşmasında sanık avukatının bilirkişi talebi ve şikayetçinin katılma talebi reddedildi.

13. İstanbul Onur Yürüyüşü’ndeki “Şaban’la Recep’in aşkına Ramazan engel olamaz” pankartını taşıyan üç kişiye “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” iddiasıyla açılan davanın ilk duruşması İstanbul 33. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmayı LGBTİ Kolektifi de takip etti.

Duruşmada ifade veren sanıklardan H.C.K. ve G. Ö. barışçıl niyetle katıldıkları yürüyüşe polis saldırısının yaşandığını, saldırının ardından da barışçıl yürüyüşlerine devam ettiklerini söyledi. Sanıklar, “Açılan pankartı gördüm. Pankartın hazırlanış ve yapılış amacından haberim yoktu, hakaret içerdiğini düşünmediğimden ben de eşlik ettim. Pankartın içeriğinin dini değerlere hakaret içerdiğini düşünmüyorum. Aksine tamamen barışçıl hazırlandığını düşünüyorum. Pankartta iki tane ayın aşkından bahsediliyor, bu nedenle hakaret yok” diye savunma yaptı. Sanık avukatı Fırat Söyle ise iddia edilen suç yönünden bilirkişiden rapor alınmasını talep etti.

Mahkeme, duruşmaya gelemeyen üçüncü sanığın zorla getirilmesine, şikayetçinin katılma talebinin ve sanık avukatının bilirkişiden rapor talebinin reddine karar vererek duruşmayı 27 Aralık tarihine erteledi.

(za/cd)

Trump: ‘Seçim Sonucunu Kabul Edip Etmemeye Zamanı Geldiğinde Bakacağım’

ABD’de 8 Kasım’da yapılacak başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti’nin adayı Donald Trump ile Demokrat Parti’nin adayı Hillary Clinton, milyonlarca Amerikalı seçmenin önünde son kez canlı televizyon tartışmasında kozlarını paylaştı.

Geceye damgasını vuran kısım ise Donald Trump’ın seçim sonucunu kabul edeceğini taahhüt etmemesi oldu.

Trump bir süredir başkanlık seçimlerine hile karıştırılacağını iddia ediyordu. Tartışmanın moderatörü olan Fox News kanalı sunucusu Chris Wallace’ın Trump’a yönelttiği, Clinton’ın galip gelmesi durumunda seçim sonucunu kabul edip etmeyeceği sorusunu Cumhuriyetçi aday, “Zamanı geldiğinde bakacağım. Sizi şüphede bırakacağım” şeklinde yanıtladı.

Clinton ise, Trump’ın sözlerini “korkunç” olarak niteledi ve “başkanlığa aday bir kişinin böyle bir pozisyon takınmasından dehşete düştüğünü” söyledi.

Tartışmanın ardından, Trump’ın bu sözlerini değerlendiren bazı uzmanlar, Cumhuriyetçi adayın milyonlarca destekçisinin Clinton’ın olası galibiyeti halinde sonucu kabul etmeyebileceği ve bunun da ABD’nin yenilenin galibi kutlamasını öngören demokrasi geleneğini tehlikeye atabileceği yorumunu yaptılar.

Cumhuriyetçi Ulusal Komitesi yetkilileri de tartışmanın ardından yaptıkları açıklamalarda, Trump’ın seçimi geride bitirmesi halinde sonucu kabul edeceklerini belirtirken, bazı Cumhuriyetçi senatörler de Trump’a tepki gösterdi.

Trump’ın kampanya menajeri Kellyanne Conway ise, konuyla ilgili CNN’e yaptığı açıklamada, “Donald Trump seçimin sonucunu kabul edecek çünkü seçimi kazanacak” derken, 2000 yılında Cumhuriyetçi Parti’nin o dönemki adayı George W. Bush’un kazandığı başkanlık seçimlerinde de Demokrat aday Al Gore’un sonuca itiraz etmesini örnek gösterdi.

Birbirlerinin elini sıkmadılar

Tartışma aslında karşılıklı kişisel suçlamalar ve harareti yüksek önceki tartışmaların aksine, politika odaklı ve seviyeli bir havada başlasa da ilerleyen dakikalarda ortam yine gerildi ve Trump yine saldırgan ve rakibine sık sık müdahale eden tavrına geri döndü.

Trump, Clinton için tartışmanın bir yerinde “edepsiz kadın” ifadesini kullanırken, Clinton da Trump’ın ABD başkanı olabilecek kapasitede olmadığı görüşünü tekrarladı.

Hararet dozu giderek artan tartışmanın başında da sonunda da iki adayın birbirlerinin elini sıkmadığı görüldü. Bir önceki tartışmada adaylar, başta el sıkışmamış ama sonda birbirlerinin elini sıkmıştı.

Tartışmada beklendiği gibi Clinton’ın e-postalarının Wikileaks tarafından sızdırılması konusu ilk gündeme gelen konulardan biri oldu. Clinton konuyu Rusya’ya getirerek, e-postaların ‘hack’lenmesinde Rusya’nın rolü bulunduğunun Amerikan istihbarat servisleri tarafından teyit edildiğine dikkati çekti ve Trump’ı Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yanında yer almakla eleştirdi. Clinton, ABD tarihinde ilk kez yabancı bir ülkenin seçimlere müdahale ettiğini savundu.

Trump’a ‘Putin’in kuklası’ suçlaması

Trump ise, Moskova’nın e-postaların ‘hack’lenmesinde rolü bulunduğu yönündeki istihbarat servislerinin açıklamalarının doğruluğunu kabul etmeyi reddetti. Clinton, Rus lider Putin’in Trump’ı desteklediğini çünkü ‘ABD başkanı olarak bir kuklayı görmeyi tercih edeceğini’ öne sürdü.

Trump ise, Putin’le herhangi bir ilişkisinin olmadığını vurguladı ve seçimlere dışarıdan müdahale varsa bunu kınadığını belirtti.

Las Vegas’ta 90 dakika süren tartışmada ilk soru Yüksek Mahkeme’ye yargıç atamaları konusunda oldu. İki aday da Yüksek Mahkeme konusunda birbirine zıt pozisyonlar ortaya koyarken, Trump, başkan olması halinde mahkemeye kürtaj karşıtı yargıçlar atayacağını söyledi. Clinton ise, bunun tersi tavır ortaya koyarak, “Bu kararın artık tersine çevrilemeyeceği bir noktaya geldik” dedi ve bu konudaki kararın kadınlara bırakılması gerektiğini, hükümetlerin kadınların kararlarına müdahale etmeye hakkı olmadığını vurguladı.

Tartışmada ağırlıklı konuşulan bir diğer konu da göçmenlik konusuydu. Trump, Clinton’ı ‘sınırları açma’ politikalarını savunmakla eleştirirken, Clinton bunu reddetti ve Trump’ın fikirlerinin ayrım gözetmeden toplu sınır dışı uygulamalarına yol açacağı ve aileleri birbirinden ayıracağını, ülkeyi ‘paramparça edeceğini’ savundu. Clinton, kendi planının Trump’ın suçlamalarının aksine sınır güvenliğini içerdiğini ve sadece şiddet yanlısı, suça bulaşmış kişilerin sınır dışı edilmesini öngördüğünü söyledi. Clinton, Trump’ı kendi binalarında kaçak göçmenler çalıştırmakla suçlayarak, bu kişilerin ekonomiye katkı yapacakları ve “Trump gibilerin” sömürüsüne maruz kalmayacakları kapsamlı bir reforma ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Trump, Clinton’ın Putin’i ‘sevmemesinin’ nedeninin, Putin’in ona karşı her alanda “zekaca üstün gelmesi” olduğunu ve Putin’in Başkan Barack Obama’ya da Clinton’a da saygı duymadığını öne sürdü.

‘Taciz iddiaları uydurma’

Tartışmada Trump’ın kadınlar hakkında müstehcen ifadeler kullandığı ses kaydı ve sonrasında bazı kadınların Trump’ın tacizine uğradıkları iddiaları da gündeme gelirken, Trump bu iddiaları ‘uydurma ve yalan’ olarak niteledi. Bunların ya Clinton kampanyası tarafından üretildiğini ya da kadınların şöhret olma peşinde olduğunu savunan Trump, mitinglerinde çıkan kavgaların da Clinton kampanyası tarafından parayla tutulan kişilerin ürünü olduğunu öne sürdü.

Clinton, Trump’ın “kadınları aşağılamanın kendisini yücelttiğini düşündüğünü, kadınların itibarını hedef aldığını” söyledi. Demokrat aday, Trump’ın “ne zaman bir konuda sıkıştırılsa, hemen sorumluluğu reddetme tavrına büründüğünü” belirterek, onu sadece kadınlar örneğinde değil başka örneklerde de hiçbir zaman özür dilememekle eleştirdi.

“Belgesiz göçmenler bir milyarderden daha fazla federal vergi ödüyor”

Clinton Vakfı’na bağışlarla ilgili tartışmalar konusundaki bir soru üzerine Clinton, vakfın dünya genelinde muhtaç kesimlere yaptığı yardımları savunurken, Trump vakfının ise topladığı bağışlarla Trump’ın dev portresini satın aldığını öne sürdü. Trump ise, Clinton’ın bir yandan kadınları savunduğunu söylerken, diğer yandan vakfının “kadınlara kötü muamele eden” ülkelerden bağış aldığı suçlamasını yöneltti.

Clinton tartışmada yine Trump’ı vergi beyannamelerini açıklamamakla eleştirirken, “belgesiz göçmenler bile bir milyarderden daha fazla vergi ödüyor, bunu hayret verici buluyorum” dedi.

Trump tartışmada seçim hilesi iddialarını da yinelerken, Clinton’ın ‘e-postalar ve diğer konularda yaptıklarının’ ardından başkanlık için yarışmasına izin bile verilmemesi gerektiği görüşünü dile getirdi. Clinton ise, Trump’ın işine gelmeyen her gelişmeyi ‘hileli’ olarak nitelendirmekle eleştirdi.

Suriye’de uçuşa yasak bölgeye desteğini yineledi

Dış politikanın konuşulduğu bölümde Musul operasyonu ve IŞİD’le mücadele konuları gündeme geldi. Clinton, IŞİD’e karşı savaşta Ortadoğu’ya Amerikan askeri göndermeyi desteklemediğini yinelerken, Suriye’de uçuşa yasak bölge oluşturulmasına desteğini de tekrar etti. Trump ise, Musul operasyonundan kazançlı çıkacak tarafın İran olacağını ve “İran’ın Irak’ı teslim almakta olduğunu” iddia etti.

Clinton, ön seçimlerdeki rakibi Bernie Sanders’ın sözlerinin tartışıldığı bir kısımda, Sanders’ın Trump için söylediği “ABD Başkanlığı için en tehlikeli kişi” sözünü hatırlatarak, “Bence haklı” ifadesini kullandı ve Trump’ı sürekli komplo teorileri üretmekle eleştirdi.

Trump, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esat’ın Obama’dan da Clinton’dan da “daha akıllı ve daha sert” olduğunu öne sürdü.

Tartışmada Clinton’ın sosyal güvenlik ve vergiler konusunda konuştuğu bir sırada Trump’ın araya girerek “edepsiz kadın” demesi dikkat çekti ve bu ifadesi özellikle sosyal medyada geniş yankı buldu.

Ankete göre gecenin galibi yine Clinton

CNN televizyonunun tartışma sonrası açıkladığı ankete göre, Amerikalı izleyicilerin gözünde gecenin galibi ilk iki tartışmada olduğu gibi yine Clinton oldu. Tartışmayı izleyenlerin yüzde 52’si tartışmadan Clinton’ın galip çıktığı görüşünü dile getirirken, Trump’ı galip görenlerin oranı ise yüzde 39’da kaldı.

BM: İklim değişikliği 122 milyon kişiyi aşırı yoksulluğa

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından yapılan uyarıda, iklim değişikliğinin yol açacağı zarara dikkat çekildi.

İklim değişikliğinin tarıma vereceği zarardan bahseden FAO, 2030’a kadar 122 milyon kişinin aşırı yoksulluğa itilebileceğini duyurdu.

FAO, 475 milyon küçük ölçekli tarım ailesinin desteklenmesini isterken, FAO başkanı Jose Gaziano da Silva, “iklim değişikliğinin gıda güvenliğini etkilediğine şüphe yok” dedi.

ABD: Konuyu Irak ve Türk hükümetlerine bırakıyoruz

Pentagon Sözcüsü Peter Cook, Türk askerlerinin Musul operasyonuna katılıp katılmayacağına dair açıklamalar geldi. Cook, konuyu iki ülkenin çözmesi gerektiğini ifade ederken, ‘bu konuyu Irak ve Türk hükümetlerine bırakıyoruz’ diye konuştu. ABD’nin Türkiye ile Irak’ı aralarındaki sorunları çözmesi konusunda cesaretlendirdiğini belirten Sözcü, ortak düşmanın IŞİD olduğunun altını çizdi.

Musul operasyonunun ilk gün itibarıyla hızlı ilerlediğini kaydeden Cook, ön safta Irak askerlerinin ve peşmergelerin savaştığını ABD kuvvetlerinin ise geriden destek verdiğini ifade etti.

Musul’un geri alınması uzun sürebilir

ABD öncülüğündeki IŞİD karşıtı uluslararası koalisyonun komutanlarından Korgeneral Stephen Townsend, Musul’un örgütten geri alınmasının haftalarca hatta daha da uzun sürebileceğini söyledi.

Kuveyt’eki Arifcan Kampında bir açıklama yapan Townsend, “Irak’ın ikinci büyük kenti olan Musul’un IŞİD’den geri alınması ve denetiminin yeniden ele geçirilmesi operasyonu muhtemelen haftalar sürecek, belki daha da uzun. Bu uzun ve çetin bir savaş olacağını gösteriyor ancak Iraklılar bunun için hazırlandı ve biz de koalisyon olarak onların yanında yer alacağız” diye konuştu.

Koalisyonun kenti almasının ne kadar süreceğini tahmin edemeyeceklerini belirten Townsend, “Ancak Beyci, Ramadi, Felluce ve yakın zamanda Kayyara ile Sarkat’ta olduğu gibi onların başarılı olacaklarını biliyoruz” dedi. Townsend, koalisyonun güçlerinin, Iraklı güvenlik güçlerine, hava saldırıları, topçu atışları ve istihbarat paylaşma yoluyla destek verdiğini belirtti.

Musul 5 bölgeden tamamen kuşatıldı

Irak’ın kuzeyinde 2 milyona yakın insanın yaşadığı tahmin edilen Musul kenti güney, doğu ve kuzeyindeki 5 bölgede Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne bağlı Peşmerge güçleri başta olmak üzere, Irak ordusu askerleri, Şii milis gücü Haşdi Şabi, Ninova Muhafızları, ABD Özel Kuvvetler Komutanlığı’na bağlı güçler ve Aşiret Güçleri tarafından sarıldı.

GÜNEYDOĞU BÖLGESİ

Musul’un güney bölgesi tam olarak temizlenmedi ancak güneydoğu bölgesinde ve kent merkezine 60 kilometre mesafede yer alan stratejik El Kayyara kasabası Irak ordusunun kontrolünde. Bu bölgede Irak ordusuna bağlı ve ABD’li askeri uzmanlar tarafından eğitilen Altın Güç diye adlandırılan anti terör timleri öncü durumda. Hemen ardından ise kurtarılacak bölgelerin güvenliğini sağlamak için Irak ordusuna bağlı askerler var. ABD’ye bağlı Özel Kuvvetler ve birçok askeri danışman ise El Kayyara Hava Üssü’ne konuşlanmış durumda. Buradaki ABD’li güçlerin amacı, hava üssünü kullanarak Irak ordusuna ve diğer güçlere hızlı bir şekilde lojistik destek sağlayabilmek.

Bu bölgede aynı zamanda idari olarak Şii milis gücü Haşdi Şabi’ye bağlı ve tamamı Musullular’dan meydana gelen “Aşiret Güçleri” de var.

DOĞU BÖLGESİ

Kentin doğusunda yer alan Guver ve Hazır Cephesi’nin tamamı Peşmerge güçlerinin hakimiyetinde. Peşmerge güçleri, cephelerde kendi aralarında birçok noktaya ayrılmış durumda. Guver Cephesi’nde Peşmerge, Irak ordusu ile Aşiret Güçleri koordineli bir şekilde hareket ederken, Hazır Cephesi’nde ise sadece Peşmerge güçleri en ön cephede, Irak askerleri ise henüz sıcak çatışmaların yaşandığı noktalarda bulunmuyor. Bu güçlerin yanında, Hazır Cephesi’nde stratejik bir konuma sahip “Zerdık Dağı’nda” ABD’nin topçu birlikleri konuşlu.

Peşmerge güçlerinin bu bölgedeki amacı, Musul kent merkezine 10 kilometreden az bir mesafede yer alan çoğunluğu Hristiyan Hemdaniye ilçesi ile Bertılla kasabasını geri almaya çalışmak. Peşmerge güçleri Hemdaniye’nin geri alınması için Hazır Cephesi’nden üç koldan saldırıya hazır. Bertılla kasabası ise biraz daha iç kesimde olduğundan dolayı henüz bir müdahale söz konusu değil

Güvenlik güçlerinin doğu cephesindeki hedeflerinden bir tanesi de Guver-Musul anayolunu tamamen kontrol altına almak. Bunun meydana gelmesi halinde militanların kent çevresindeki hareket kabiliyeti zayıflatılmış oluyor.

Peşmerge güçleri Hazır Cephesi’nde Musul kentine yaklaşık 30 kilometre mesafede yer alıyor.

KUZEYDOĞU BÖLGESİ

Musul’un kuzeydoğusunda en önemli cephe Başika. Başika Cephesi’nde Peşmerge güçlerinin yanı sıra Türk askerleri tarafından 1 yıldan uzun bir süredir eğitilen ve sayıları 3 bin 500’ü bulan “Ninova Muhafızları” var. Peşmerge ve Ninova Muhafızları’nın yanında cepheye kısa bir süre önce gelip, Başika Dağı’nda kamp kuran ABD’nin topçu birlikleri var. Tam olarak kamplarına yerleşemeyen ve sevkiyata devam eden Irak ordusuna bağlı askerler de bu cephede mevcut.

KUZEY BÖLGESİ

Musul’un kuzeyinde yine çoğunlukla Peşmerge güçleri var. Peşmerge’nin kontrolündeki Telskof kasabası ve Musul Barajı’nda ise yavaş yavaş askeri sevkiyata devam eden Irak ordusu askerleri var.

KUZEYBATI BÖLGESİ

Peşmerge güçleri, Musul kentine kuzeyden müdahale edebilmek için Kesek ve Naveran cephelerinde konuşlanmış durumdalar. Burada Peşmerge’nin dışında başka herhangi bir güç bulunmuyor.

CHP’li Bekaroğlu, Silivri’deki gazetecilerle görüştü

Silivri’de tutuklu gazeteci Ali Bulaç, ifadesi alındığı sırada odaya giren birinin hakaret edip “Reisin kadrini bilmediniz” dediğini söyledi

CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu Silivri’de tutuklu gazetecilerle görüştü ve gazetecilerin kendisine anlattıklarını aktardı. Ali Bulaç’ın ifadesi alınırken ağır hakaretlerde bulunulduğunu anlattığını söyleyen Bekaroğlu, Bulaç’ın, “Biz hiçbir aşamada fiziki işkence görmedik. Fakat ifadem alınırken ağır hakarete maruz kaldım. 3 polis ifademi alıyordu. Onlardan daha yaşlı biri içeri girdi. Hepsi ayağa kalktılar. Siması yabancı gelmedi ama tanıyamadım. Bana ağır şekilde hakaret etti. ‘Ali Bulaç daha çok sürüneceksin. Sen Ahmet Taşgetiren gibi hareket etmedin. Bak o nerde sen burdasın. Reisin kadrini bilemediniz, iyiliğini, dürüstlüğünü bilmediniz. Şimdi burda, bu yaşta, bu şekilde sürünüyorsun, daha da sürüneceksin’ dedi. Böyle bir şeyle karşı karşıya kaldım. En acı olay buydu. Daha ağır sözler var ama söyleyemiyorum” ifadelerini paylaştı.

Cumhuriyet’ten İklim Öngel’in haberine göre, CHP’li Bekaroğlu Silivri’de; Ahmet Altan, Mehmet Altan, Murat Aksoy, Ali Bulaç, Ahmet Turan Alkan, Şahin Alpay ve Mustafa Ünal’ı ziyaret etti. Bekaroğlu, ziyarete ve gazetecilerin durumuna ilişkin bilgi verdi.

Mektup ve kitap yasak

Bekaroğlu, gazetecilerin en çok yakındıklarının mektup alamamak, gönderememek ve kitap yasağı olduğunu söyledi. Bu uygulamanın son zamanlarda “haberleşme” ihtimaline karşı başladığını belirten Bekaroğlu, “Hayatları kitap olan bu insanlara kitap verilemiyor. Gazetecilerin tamamı haksız bir şekilde tutuklandıklarına inanıyorlar. Bir anlamda dargınlar” dedi.

Mehmet Altan’ın mahkeme dosyasını birlikte incelediklerini söyleyen Bekaroğlu, “Altan bir üniversite hocasıdır. 17-25’in bir müdahale olduğunu anlamalıydı” gibi hukukla izah edilemeyecek ifadeler olduğunu kaydetti.

Bekaroğlu, “Altan’a; ‘Darbe olduğunu anlamamış’ suçlaması yapılmış. Savcı ‘Nasıl oluyor da anlamıyor’ diyor. Altan yine bir televizyon programında diktatörlüğü anlatıyor, geçmişten örnekler veriyor. Altan’ın bu yorumları darbeye yardım ettiğine yorulmuş. Hukuku katleden kararlar var” dedi.

Gazetecilerin CHP’nin mağdurların yanında olmasının çok anlamlı olduğunu söylediklerini aktaran Bekaroğlu, “CHP’nin anlamı bir kez daha anlaşıldı” şeklinde tespitlerin olduğunu dile getirdi.

Sağlık sıkıntısı

Bekaroğlu gazetecilerin; kamuoyunun daha duyarlı olması ve darbe girişimi ile sonrasında yapılan haksızlıkları ayırmak gerektiğini anlattıklarını iletti. Tedavilerle ilgili aksamaların olduğunu belirten Bekaroğlu, Bulaç’ın kan şekerinin 500’ün altına düşmediğini, Bulaç ve Alpay’ın rahatsızlıkları nedeniyle sıkıntı yaşadığını aktardı.

53 yaşında bir kadın ‘doğru yürü’ denilerek saldırıya uğradı

Alışveriş yapmak için girdiği markette 53 yaşındaki bir kadın, önce “Düzgün yürü” denilerek sözle taciz edildi, ardından da saldırgan tarafından fiziksel saldırıya mağruz kaldı.

A.Ç.’nin uğradığı fiziksel saldırı sonrasında burnu kırıldı ve gözleri ile kolları zarar gördü. Karaciğer hastası da olan kadın olaydan sonra vücuduna aldığı darbelerden dolayı çok ağrılarının olduğunu söyledi.

A.Ç.’nin şikayetçi olduğu saldırgan ifadesi alınmadan serbest bırakıldı.

A.Ç. yaşadıklarını şöyle anlattı, ”Yağ almak için markete gitmiştim. Yürüyordum market içerisinde, arkam onlara dönüktü. Arkanıza bakın dedi, o zaman ben de dönüp baktım. Düzgün yürü dedi bana. Döverim seni düzgün yürü dedi. Ben yürüyorum zaten, nasıl dövüyorsun sen beni dedim. Böyle dövülür dedi. Eline ne aldığını görmedim ağır bir şeyle kafama vurdu. Müdahale etmeye çalıştım ama edemedim. Marketin içinde bana vurmaya başladı. Sonra marketin kenarına geçti gelenlere ben yaptım, haketti dedi. Market çalışanları karışmak istemediler açıkçası, daha sonra çalışanlardan biri dışarı çık birbirirnizi dışarıda yiyin dedi. Canım çok yandı, hatta orada ölebilirdim de. Çünkü yardım edecek kimse de yoktu. Markete gidiyorsun, oarada hiç yok yere dayakla karşılaşıyorsun. Ben onu tanımam o beni tanımaz, ilk defa karşılaştım böyle bir şeyle de.”

Frankfurt’un da gündemi tutuklu gazeteciler

Frankfurt Kitap Fuarı’nın önceki akşam yapılan açılış törenine, Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz’un Türkiye’deki tutuklu yazarlar ve gazeteciler için yaptığı özgürlük çağrısı damga vurdu. Her yıl ekim ayında düzenlenen ve dünyanın en büyük kitap fuarı olarak bilinen etkinliğin açılışında konuşan Schulz, Türkiye’deki darbe girişiminin ardından başlayan tutuklama furyasında cezaevine konulan yazar Aslı Erdoğan ve tutuklu diğer yazar ve gazetecilerle “tam bir dayanışma içinde” olduğunu söyledi. Schulz konuşmasında “Türk hükümetine açık çağrımdır: Bu insanları serbest bırakın.” dedi.

Alman hükümetine çağrı

Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz’un yanı sıra Belçika Kralı Philippe, Belçika Kraliçesi Mathilde ve Hollanda Kralı Willem-Alexander gibi önemli davetlilerin de hazır bulunduğu törende ayrıca Alman Yayıncılar ve Kitap Satıcıları Birliği Başkanı Heinrich Riethmuller de bir konuşma yaptı ve Aslı Erdoğan’ın cezaevinden yazdığı mektubu okudu. Riethmuller konuşmasında, Avrupa Komisyonu’na ve Alman hükümetine de Aslı Erdoğan’ın serbest bırakılması yönünde baskı yapmaları çağrısında bulundu ve fuara gelen konukların bu konuda düzenlenen imza kampanyasına katılabileceklerini söyledi.

ASLI ERDOĞAN’IN MEKTUBU:‘Edebiyat her diktatörü yener’

“İstanbul’da bir cezaevinden, akıl hastanesiyle eski cüzam hastanesi arasına sıkışmış, ‘Kadın Tutukevinden’, sizlere, edebiyatçılara sesleniyorum. Taşların, betonun, dikenli tellerin ardından, bir kuyudan seslenir gibi: Burada, benim ülkemde, akıl almaz bir hoyratlıkla çürümeye terk edilen ‘vicdan’; neredeyse alışkanlıkla öldürülmeye çalışılan ise HAKİKAT. Nasıl başarıyor, bilmiyorum, ama edebiyat her diktatörü eninde sonunda ‘yenmeyi’ başarmıştır… Kendi kanımızla yazdığımız ‘edebiyat’ – ki ben buna HAKİKAT diyorum.

Selamlarımla

Aslı Erdoğan

‘Barış için siyasi irade gerekiyor’

Kolombiya Adalet Bakanlığı Geçiş Dönemi Adaleti Bölümü Direktörü Catalina Diaz, Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) ile Kolombiya hükümeti arasında gerçekleştirilen barış müzakereleriyle iligli
konuştu. “Kadın olarak Kolombiya barış sürecinde rol almak harika bir his ve fırsattı” diyen Diaz, süreci “Kolombiya iç çatışmaları dediğimiz ve 50 yıldan fazla zaman alan çatışmaları sonlandırmak için komünistlerle, gerillalarla, Marksistlerle, diğer sağ gruplarla konuştuk. Sonuna kadar ısrar ettik ve sivil toplum da bizimle iş birliği yaptı. Fark ettik ki orduyu da özellikle görüşmelere dahil etmemiz gerekir. Daha önceki barış görüşmelerinden de dersler çıkardık. Anahtar rolü oynayan insanları işe kattık” diye anlattı.

Barış süreçlerini başlatmak isteyenlerin bir siyasi iradeye sahip olması gerektiğini vurgulayan Diaz, “Aslında bu siyasi irade sonunda geliyor. Ama bu iradenin yaratılması gerekir. Bazı insanlar tarihi iyi okuyabiliyor ve siyasetin bu işleri çözmek için en iyi yol olduğunu anlıyorlar” dedi. Barış görüşmelerinde üçüncü gözün önemine dikkat çeken Diaz, “Uluslararası aktörler de önemli ve işin içine katılmalı. Sivil toplum örgütleri, değişik siyasi partiler de rol oynayabilir” diye belirtti. Ateşkes devam eder Kolombiya’daki referandum sonuçlarını da yorumlayan Diaz, “Yıllarca savaşıldı ve çok sayıda kişi kaybedildi ya da sürgün edildi. Ama bana kalırsa bu kişiler silahlı çatışmaları bitirmek için bir fırsattı” dedi. Diaz, referandum sonuçlarının “Hayır” çıkmasının, bir kez daha savaşa dönüleceği anlamına gelmeyeceğini, ateşkesin devam edeceğini söyledi.

Yasin Kobulan-Mesut Kaynar / İstanbul-Diha

Başkanlık referandumu Nisan’da!

AKP’nin ve Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan’ın koltuk değneği gibi siyaset yapan MHP’nin gündeme getirdiği Başkanlık referandumunun tarihi netleşti. AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı, “Başkanlık teklifi Ocak’ta Meclis’te görüşülebilir, Nisan’da referanduma gidebilir” diyerek başkanlık referandumu için net tarih verdi. Katıldığı bir televizyon programında konuşan Hayati Yazıcı, 12-15 maddeyi içeren bir teklifle başkanlık sisteminin hayata geçirilebileceğini söyledi. Yazıcı, söz konusu teklifin Ocak ayında TBMM’de görüşebileceğini dile getirerek referandumun Nisan ayında gerçekleşebileceğini açıkladı.

Bozdağ’ın tarihi tutmadı 

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, 13 Ekim’de Uluslararası İstanbul Hukuk Kongresi Tanıtım Toplantısı’nda yaptığı konuşmada Türkiye’de şu anda “fiili bir başkanlık sistemi” bulunduğunu dile getirerek, konunun TBMM’ye taşınması gerektiğini söylemişti. Bozdağ, sonraki bir açıklamasında da ‘bahardan önce’ referandumun olabileceğini dile getirmişti.

HABER MERKEZİ