Ana Sayfa Blog Sayfa 6220

Türkiye bir zamanlar bir ülkenin adıydı…

Jean Paul Sartre’nin Cezayir Savaşı sırasında “Fransa bir zamanlar bir ülkenin adıydı, artık bir ruh hastalığının adı” sözlerine atıfta bulunan Yrd. Doç. Dr. Zafer Fehmi Yörük, Türkiye’deki gidişatın da bu doğrultuda olduğunu söyledi. Yörük, “Hükümet sorunları çözmüyor tetikliyor” dedi.

AKP iktidarının “darbeyle mücadele” adı altında çoğu Kürtçe yayın yapan muhalif kanalları kapatmasını değerlendiren İzmir Ekonomi Üniversitesi İletişim Fakültesi akademisyeni Yrd. Doç. Dr. Zafer Fehmi Yörük, AKP’nin toplumda oluşan sorunlara çözüm aramak yerine bizzat sorunların tetikleyicisi olduğunu ifade etti.

‘Darbe girişimi AKP’ye fırsat verdi’

Türk-İslam sentezi etrafında devletin yeniden yapılanması yönünde faşizan bir restorasyon olduğunu belirten Yörük, katledilen insanlara ve kapatılan medya organlarına bakıldığında hedefte Kürt hareketinin ve siyasal çözümü talep edenlerin olduğunun açıkça görüldüğünü vurguladı. 15 Temmuz darbe girişiminin hükümete amaçlarına daha hızlı yürümek adına büyük fırsatlar sunduğunu kaydeden Yörük, başta Özgür Gündem Gazetesi olmak üzere çocuk televizyonu kanallarına kadar barış talebi ile özdeşleşmiş yayınların “suçlu” damgasıyla bir hamlede kapatıldığını söyledi.

AKP’nin iktidara geldiğinden beri halka demokrasi vaadinde bulunduğunu dile getiren Yörük, “Bunun da tek mümkün yolunun barış süreci ya da açılım olduğunu seçmenlerine anlatıp durdu. Bugün görülüyor ki artık ‘açılım’ yerine faşizan bir ‘büyük kapatılma’ ile karşı karşıyayız” dedi.

‘Kimlik krizi derinleşiyor’

Kürt düşmanlığı üzerinden İslami tonları ağır basan faşizan bir ideoloji etrafında yeni bir blok oluşturulduğunu kaydeden Yörük, eğitim, kültür, medya ve hukuksal yapıdan aile yapısına kadar otoriterleşme ve muhafazakarlaşma yönünde bir dönüşüm gerçekleştirilmek istendiğinin altını çizdi. Türkiye toplumunun 1980 yılından bu yana kimliklerin bastırılmasından dolayı bir kriz halini yaşadığını vurgulayan Yörük, bu krizin derinleşerek, toplumsal psikoloji açısından önemli travmatik sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.

‘Hükümet çözüm değil tetikleyici oluyor’

Siyasal iktidarın toplumda oluşan sorunlara çözüm aramak yerine bizzat tetikleyici rolü oynadığının altını çizen Yörük, “Jean Paul Sartre, Cezayir Savaşı sırasında ‘Fransa bir zamanlar bir ülkenin adıydı, artık bir ruh hastalığının adı’ demişti. Bugün bu korkunç tespitin, hal ve gidiş böyle devam ederse Türkiye için de geçerli olabileceği endişesi içinde olmamız için birçok neden mevcut” diye konuştu.

İdeolojik aygıtlarda yaşanan bu değişimin kısa vadede önemli etkileri olduğuna dikkat çeken Yörük, bunun toplumsal yaşamın bütününe sirayet etmesinin kaçınılmaz olduğunu vurguladı. Özellikle kadınların toplumsal yaşamdaki varlığına yönelik saldırganlığın devletin resmi politikası haline geldiğini söyleyen Yörük, “Toplumsal muhalefetin bütün bileşenlerinin gerçek bir barış ve demokrasi çizgisi oluşturarak mücadeleyi yükseltmesinden başka bir umut görünmüyor” dedi.

(sg/rp)

Dünya’nın en büyük beş sorunu

1.  Hava kirliliği ve iklim değişikliği

Sorun: Atmosferin ve okyanus sularının karbonla aşırı dolması: Atmosferik karbondioksit, kızılötesi dalgaları uzunluğundaki radyasyonu emip tekrar yansıtarak havayı, toprağı ve okyanus yüzey suyunu ısıtır. Böylece gezegenimiz katı bir buz yığını olmaktan kurtulur.

Ne var ki havada yeterince karbon bulunmuyor. Fosil yakıt kullanımı, ormanların tahrip edilmesi ve endüstriyel faaliyetler atmosferik karbondioksit yoğunluğunu 200 yıl içinde 280 ppm’den (her milyondaki partikül miktarı) 400 ppm’e yükseltti. Bu, hem boyut hem de hız açısından eşi benzeri görülmemiş bir artış ve bu artışın sonucunda iklim değişikliği meydana gelmeye başladı.

Karbon yoğunluğu kömürün, petrolün, benzinin ve odunun yakılmasının yarattığı hava kirliliğinin çeşitlerinden sadece bir tanesi. Dünya Sağlık Örgütü, geçtiğimiz günlerde 2012’de gerçekleşen her dokuz ölümden birinin kanserojen veya kirli havadaki diğer zehirli maddelerden kaynaklanan hastalıklara dayandığını ifade etti.

Okyanuslar üçlü bir darbe yaşıyor: aşırı balık tutma, kirlilik ve iklim değişikliğinden ötürü ısınan sular

Çözüm: Fosil yakıtlar yerine yenilenebilir enerji kullanmak, yeniden ağaçlandırma, tarımda emisyonları azaltmak, endüstriyel üretim süreçlerini değiştirmek. Bu kapsamda bir iyi bir de kötü haber sözkonusu. İyi haber, doğada bol miktarda temiz enerji bulunması. Yapılması gereken tek şey, bu kaynakların rasyonel biçimde ‘ekilip biçilmesi”, yenilenebilir enerji için yatırımlar yapılmasıdır. Pek çok uzman, şu an sahip olduğumuz teknolojiyle %100 yenilenebilir enerji kullanılan bir geleceğin mümkün olduğunu söylüyor.

Kötü haberse, güneş panelleri, rüzgar türbinleri, enerji depolanması ve dağıtım sistemleri gibi yenilenebilir enerji altyapıları hâlihazırda yaygın hâle gelmiş ve oldukça ucuz ve verimli olmasına rağmen, iklim değişikliğini engellemeye yetecek kadar hızlı biçimde uygulamaya koyulamamış olmasıdır. Bu sorunun çözümü için siyasi ve finansal sorunların aşılması gerekiyor.

2. Ormanların tahrip edilmesi

Sorun: İçerdiği canlı türü bakımından zengin olan vahşi ormanlar yok ediliyor. Bu, özellikle de tropikal kuşakta, yani büyükbaş hayvan otlaklarını, soya fasulyesi ve palmiye yağı ekimini mümkün kılan bir coğrafyada gerçekleşiyor.

Ormanların yok edilmesinin biyoçeşitlilik ve iklime ciddi etkileri var

Günümüzde yeryüzünün yaklaşık olarak yüzde 30’u ormanlarla kaplı. Oysa 11 bin yıl önce, insanoğlunun tarım yapmaya başladığı tarihte, yeryüzünde bunun iki katı kadar orman vardı. Özellikle tropikal kuşakta olmak üzere her yıl 7,3 milyon hektar orman yok edilmekte. Tropikal ormanlar gezegenin yaklaşık olarak yüzde 15’ini kaplıyorken bugün bu oran yüzde 6-7 dolaylarında. Geriye kalan bu oransa, ağaç kesme ve yakma aktiviteleri sebebiyle düşüş göstermekte. Ayrıca doğal ormanlar karbonu tutarak, atmosfere ve okyanuslara yayılmasını engelliyor ve biyoçeşitliliğin sürmesine katkı sağlıyor.

Çözüm: Doğal ormanlardan geriye kalan kısmı korumak ve hâlihazırda yok edilmiş alanları yerel ağaç türlerini ekerek restore etmek. Bu elbette iyi ve adil bir yönetim kültürü gerektiriyor. Ne var ki,  pratikte tropikal ülkelerin çoğu gitgide artan nüfuslarıyla, istikrarsız hukuki düzenleriyle ve toprak kullanımı tahsisi bağlamında adam kayırma ve rüşvetin yaygın olmasıyla hâlen gelişmekte olan ülke konumundalar.

3. Türlerin soylarının tükenmesi

Sorun: Soyları tükenmek üzere olan vahşi hayvanlar bugün etleri, dişleri ya da çeşitli ‘tıbbî’ ürünler için avlanmaktalar. Denizler, dip trol ağı ve gırgır ağı teçhizatına sahip devasa endüstriyel balıkçılık gemileri tarafından, içerdikleri balık popülasyonlarından arındırılıyor. Doğal yaşam alanının yok edilmesi, soy tükenmesi dalgasına katkı sağlayan temel faktörlerden bir tanesi ve bu faktörün tek bir sorumlusu var: İnsan. Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği’nin (IUCN) ‘Kırmızı Liste’sine sürekli yeni tehdit altında olan türler ekleniyor ve liste uzamaya devam ediyor.

İnanılanın aksine herhangi bir tıbbî faydası olmayan boynuzları için avlanan gergedanlar

Sorun sadece farklı canlı türlerinin tabiatları gereği var olmaya devam etme hakları değil: Bu türler biz insanların hayatta kalması için hayatî olan birtakım ürün ve ‘hizmet’leri de üretiyor. Örneğin arılar tükettiğimiz besinler bağlamında ‘gerekli’.

Çözüm: Biyoçeşitliliğin kaybolmaya devam etmesini engelleyebilmemiz için siyasi ve toplumsal alanda organize çaba ve işbirliğine ihtiyaç var. Doğal yaşam alanlarını korumak ve restore etmek bu sürecin bir yüzüyken, yasadışı avlanma ve vahşi doğa ticaretine karşı koruma mekanizmaları üretmek diğer yüzü. Kaldı ki atılacak bu adımların bu bölgelerde yaşayan yerlilerin toplumsal ve ekonomik çıkarlarıyla örtüşmesi adına, her halükarda yerlilerle işbirliği içinde gerçekleştirilmesi gerekiyor.

4. Toprak degradasyonu

Sorun: Toprağa zarar verilmesine yol açan pek çok faaliyet sözkonusu: Aşırı otlatma, monokültür tarım, erozyon, zeminin sıkılaştırılması, çevre kirliliğine yol açan maddelerin aşırı ışıklanması, cins değişikliği. Birleşmiş Milletler’e (BM) göre, yeryüzündeki ekilebilir arazilerin yaklaşık 12 milyon hektarlık kısmı her yıl ciddi biçimde hasar görüyor.

Çözüm: Toprağın korunması ve restorasyonu için toprak işlemesiz tarımdan nöbetleşe ekime, taraçalama yoluyla su tutmaya kadar çok sayıda teknik mevcut. Besin güvenliğinin toprağı iyi durumda tutmaya bağlı olduğu düşünüldüğünde, uzun vadede bu soruna çözüm getirilmesi olası. Ancak bunun gezegen üzerinde yaşayan tüm insanların faydalanması adına adil bir biçimde yapılıp yapılmayacağı, şu an için cevaplanması zor bir soru.

Çin’deki gibi bu tip taraçalar suyun tutulmasını ve bozulmuş alanların yeniden yeşillendirilmesini sağlıyor

5. Aşırı nüfus artışı

Sorun: İnsan nüfusu dünya çapında hızlı biçimde artmaya devam ediyor. 20. yüzyıla 1.6 milyonla giriş yapan insanoğlunun nüfusu, bugün 6.5 milyar dolayında. Tahminler, 2050 yılında 10 milyara ulaşılacağını söylüyor. Sürekli artış gösteren küresel nüfus, gittikçe artan refah düzeyiyle birleştiğinde, başta su olmak üzere hayatî önem taşıyan doğal kaynaklar üzerine daha da büyük bir baskıya yol açıyor. En büyük artışsa, Afrika kıtası ile Güney ve Doğu Asya’da gerçekleşiyor.

Çözüm: Bugüne kadarki araştırmalar, kadınların, çocuk yapma kararının kendilerine bırakıldığında, eğitim ve temel sosyal hizmetlere erişebilmeleri sağlandığında, kadın başına ortalama doğum oranlarında ciddi bir düşüş yaşanacağını gösteriyor.

Afrikalı ve Asyalı kadınların sosyal ve finansal açıdan güçlenmesi küresel sürdürülebilirlik için merkezî önem taşıyor

© Deutsche Welle Türkçe

Nils Zimmermann

İbadi: Türkiye’nin Musul operasyonuna katılmasına müsaade etmeyeceğiz

Musul operasyonuna ilişkin konuşan Irak Başbakanı Haydar El İbadi, operasyona sadece Irak güçlerinin katılacağını belirterek, Türk ordusunun operasyona katılmasına müsaade etmeyeceklerinin altını çizdi.

Irak Başbakanı Haydar El İbadi, kısmi başlatıldığı belirtilen Musul operasyonuna ilişkin açıklama yaptı. El İrakiye televizyonuna konuşan İbadi, operasyona sadece Irak güçlerinin katılacağının altını çizdi. Türk ordusunun Musul operasyonuna katılmasına müsaade etmeyeceklerini kaydeden İbadi, Irak topraklarını ihlal eden tek gücün Türkiye olduğunu vurguladı. Bunun kabul edilmez bir durum olduğunu belirten İbadi, Türkiye’deki siyasilerin “Irak’ta başka güçler varken, neden biz olmayalım?” yönündeki sözlerinin hatırlatılması üzerine, “Irak’ta hiçbir yabancı güç yoktur. Sadece danışman düzeyinde vardır” şeklinde cevap verdi.

“Türkiye’nin Başika’da güç bulundurması yeni bir problemdir” diyen İbadi, Musul operasyonunda Irak güçleri dışında hiçbir yabancı güce ihtiyaç duyulmadığını belirtti. İbadi, “Türkiye’den Irak’a muharebe gücü göndermesini istediğimizi gösteren bir belge varsa bize göstersin. Biz böyle bir şey istemedik” diye konuştu.

ABD’den Musul açıklaması

Musul operasyonuna ilişkin bir açıklama da ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndan (CENTCOM) geldi. CENTCOM’dan yapılan yazılı açıklama şöyle: “Musul operasyonuna ilişkin olduğu iddia edilen bir planın Twitter’da paylaşıldığını biliyoruz. İnternette ve sosyal medyada pek çok yanlış haberler var. Pek çok insan, Musul’un özgürleştirilmesinin nasıl ve ne zaman başlayacağını bildiğini sanıyor. Musul’un özgürleştirilmesi, Irak ordusunun bir planıdır ve Irak hükümetinin DEAŞ’ı kesin olarak yenmek için seçtiği bir zamanda başlayacak.”

(rp)

HES bir köyü daha yuttu

Porsuk Çayı üzerinde “Acele kamulaştırma” kararıyla yapılan HES köyleri sular altında bıraktı. Tüm tarım arazileri ve evlerinin yok olduğunu söyleyen köylüler, mallarına biçilen değeri ödemeyen şirketin kendilerini tehdit ettiğini kaydetti.

Türkiye’de devlet destekli rant projeleri nedeniyle ekolojik yaşam yok olmaya devam ederken, son dönemde öne çıkan Hidroelektrik Santral (HES) projelerinin bu seferki adresi Isparta’da bulunan Porsuk Çayı oldu. Çayın uzantısının geçtiği Isparta’nın Darıbükü-Kasımlar köylerinde Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından Taç Yıldız Şirketi lehine “Acele kamulaştırma” kararı verilerek, HES yapıldı. Baraj daha yapım aşamasındayken Danıştay bu kararla ilgili EPDK aleyhine dava açarken, tüm projelerde olduğu gibi dava sonuçlanmadan şirket, barajı köye inşa etti. Tamamlanan HES nedeniyle köyü su basmaya başladı.

Hukuki süreç fiyasko

“Acele kamulaştırma” kararı verildikten sonra EPDK’nin kamulaştırılan yerlerin rayiç bedelini ödemek ve mülklerin kendi adına tescili için en geç 6 ay içinde dava açması zorunlu olmasına rağmen kamulaştırma kararı üzerinden 4 yıl geçmesine rağmen tescil davası açılmadı. Köylülerin ev ve tarlalarına oldukça düşük bedeller biçilmesi de dikkat çekerken, barajın yapıldığı bölgede herhangi kamulaştırma söz konusu değilken şirket tarafından tüm arazilere el konuldu.

Köylüler tehdit edildi

Kamulaştırılma işlemleri yapılmayan bölgedeki bu evlere ve arazilere yasalara aykırı olarak şirket tarafından el konulurken, şirket, köylülerin evlerine para ödemek yerine altyapısı, ruhsatı ve iskanının olmadığı evleri takas etmeye zorluyor. Yasalara aykırı bu durum ile ilgili mahkemeye başvuran köylüler ise şirket ve köy muhtarı tarafından tehdit edildi.

Geçimlerini sağladıkları toprakları sular altında

Köylülerden 76 yaşındaki Ümmühan Uysal, bu köyde doğup büyüdüğünü ve geçimlerini tarımcılıkla sağladıklarını söyledi. HES nedeniyle tarım alanlarının su altında kaldığını söyleyen Uysal, “Eskiden geçimimizi ve yemek ihtiyacımızı sahip olduğumuz küçük bir toprak parçasını ekip sağlıyorduk, şimdi ise toprağımız sular altında kaldığı için ekemiyoruz” dedi.

‘Hakkımızı alana kadar buradan gitmeyeceğiz’

Baraj yapımına başlandığı günden beri sağlık ve psikolojik açıdan çok yıprandığını ifade eden Uysal, yolların bakımsız bırakılmasından kaynaklı oluşan toz bulutlarının içerisinde astım hastası olduğunu söyledi. Şirketin ev ve arsalara çok düşün fiyat biçtiğini hatırlatan Uysal, “Sular altında kalan tarlam ve 76 yılımın geçtiği evime karşılık sadece 12 bin liralık bir bedel biçtiler. Hakkımızı alana kadar buradan gitmeyeceğiz” diye konuştu.

‘Biz de evimizi vermek zorunda değiliz’

Uysal’ın oğlu Hasan Uysal ise, hukuki mücadelelerinin devam ettiğinin altını çizerek, “Davamızı açtık, hukuksal mücadelemiz devam ediyor. Konuştuğumuz yetkililer ‘Şirketle iyi geçinin. Şirket size ev yapmak zorunda değil’ diyor. Biz de evimizi vermek zorunda değiliz. Hem bize ev diye verdikleri yer adeta bir barınak gibi hiçbir insani koşul taşımıyor. Fosseptik çukuru iki günde doldu taştı bile kokudan durulmuyor. Köyün insanı sanki tecrit edilmiş oraya hapsedilmiş gibi” dedi.

Muhtardan ‘Köyü boşaltın’ baskısı

Yaşadığı evi ve doğduğu toprakları bırakmak zorunda kaldığını söyleyen Behiye Aybay da, geçimi çiftçilik yaparak sağladığını belirtti. Muhtarın kendilerine köyü boşaltmaları için baskı yaptığını söyleyen Aybay, “Muhtar tehdit ve şantajla köylülere köyü terk etmesi için baskı yapmış ve evlerini bu şekilde aldılar. ‘Evi vermezseniz zorla mahkeme kararı ile alırız. Başınız belaya girer’ gibi söylemler kullanarak bizi korkuttular” dedi. Ev ve tarlasına yalnızca 6 bin lira fiyat biçildiğini söyleyen Aybay, yeni verdikleri yerin de ekilecek bir yer olmadığı için geçimini sağlayamadığını kaydetti.

(cb-cg/rp)
 

Diyarbakır 4.Uluslararası Fotoğraf Günleri

İlk düzenlenen fotoğraf günlerine benim de katıldığım Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ve DİFAK ortaklığıyla bu yıl dördüncüsü düzenlenecek olan Diyarbakır Uluslararası Fotoğraf Günleri yarın başlıyor.

14-16 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan Fotoğraf Günleri kapsamında program epey zengin. Güncel sanat, multimedya atölyesi ve portfolyo okumalarının olduğu etkinlik programında sergiler, panel ve söyleşiler yer alacak. Etkinlikler Sümerpark Amed Sanat Galerisi’nde yapılacak. Fotoğraf Günleri programını arkadaşlarım bana gönderdiler, çok istememe rağmen geçen yıl olduğu gibi bu yıl da işlerim dolayısıyla katılamayacağım. Programa baktığımda Diyarbakır 4. Uluslararası Fotoğraf Günleri’nin verimli ve keyifli geçeceğini düşünüyorum. Bu satırlardan başarı dileklerimi iletebilirim, katkısı olan herkesin emeğine sağlık. Programı olduğu gibi sizlerle paylaşıyorum.

12 – 13 Ekim 2016

Multimedya atölyesi devam oturumları

Sevgi ORTAÇ – Artıkişler Kollektif (Özge ÇELİKASLAN – Alper ŞEN)

Yer: Sümerpark Saat: 11.00

14 Ekim 2016

Portfolyo okuma

Shahidul ALAM

Yer: Sümerpark Saat: 11.00

17:00 SERGİLERİN AÇILIŞI

Yer: Sümerpark Amed Sanat Galerisi

Arash Khamooshi : Affetmek

Emin Özmen : Suriyeli Mülteci Çocuk İşçiler

George Georgian : Savaşta ve Barışta Bir Köy

Kürşat Bayhan : Evden Uzakta

Loghman Rahimi : Hewreman

Serpil Polat : Terk Hikâyesi; Maden

Genç Işıklar Sur Çocuk Atölyesi: Sur

4 Plus : Erebuni

WePhotos: Anne

DİFAK SERGİLERİ

Fırat Aygün: Araf / Sur İçi

Nujen Ataç: Engellerin Bittiği Yer

Tamer Pınar: Ser Hıvde

Türkan Kılıç Pınar: Özgün Yaşamlar

15 Ekim 2016 Cumartesi

Panel, Sunumlar ve Söyleşiler

Yer: Sümerpark Amed Sanat Galerisi

11.00-12.30

AÇILIŞ PANELİ: Fotoğrafta hakikat, haber fotoğraflarında güven ve sanatta fotoğraf kullanımı

Katılımcılar: Moderatör: Özcan YURDALAN

Panelistler: Refik TEKİN, Özge ERSOY, Beritan CANÖZEN

14.00-14.45 Kerem YÜCEL : Misafir

15.00-15.45 Sinan ÇAKMAK : Editör Fotoğrafçı İlişkisi “çekmek mi seçmek mi”

16:00 16:45 4 PLUS : Fotoğrafta kadın deneyimi

16 Ekim 2016 Pazar

Sunumlar söyleşiler

Yer: Sümerpark Amed Sanat Galerisi

11.00 – 11:45 Emin ÖZMEN : Suriyeli Çocuk İşçiler

12.00 – 12.45 Berge ARABIAN : Karşılaşmalar

13:45 – 14:30 Kürşat BAYHAN : Evden Uzakta

14:45 – 15:30 Loqman RAHİMİ : Hewraman

15:45 – 16:45 Shahidul ALAM : Malezyada ki Bangladeşli Mülteciler

17:00 – 18:00 Forum Genel Değerlendirme

Maltepe’de 10 bin kişiye aşure dağıtıldı…

Maltepe Belediyesi, inanç önderlerinin katılımıyla aşure dağıttı.

Belediye Başkanı Ali Kılıç’ın da katıldığı dağıtımda, Maltepe Müftüsü Ahmet İnciler, Alevi dedeleri, İstanbul Protestan Kilisesi Vakfı ruhani liderleri, Maltepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şahin Karasar, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Cami İmamı Halil Necipoğlu, Meclis üyeleri ve muhtarlar katıldı.

“Aşuremiz bereketli, muhabbetimiz daim olsun” sloganı eşliğinde yapılan dağıtımda binlerce kişiye aşure dağıtıldı.

Bazı İngilizler Kentlerinde Mülteci Kabul Etmekten Memnun

Macar hükümeti vatandaşlarını İngiltere’de, çoğu Müslüman olan göçmenleri kabul eden bazı kentlere gitmemeleri konusunda uyardı. Budapeşte, mültecileri reddetme politikasına gerekçe olarak bu kentlerin durumunu gösteriyor. Ancak mültecileri kabul eden bu İngiliz kentlerinden Peterborough, macar hükümetini protesto etti. Kent yönetimi, dikkatli bir tartışma sürecinin ardından mültecileri kabul etme kararı aldıklarını açıkladı.

Sühad el Marsumi bir sığınmacı ve yeni gelenlerin toplumla kaynaşmayacağı ve Avrupa’yı sömüreceği önyargılarına karşı çıkıyor. “Irak’ta üniversitede ekonomi eğitimi gördüm. Ülkemde işletme master’ı yaptım ve Maliye Bakanlığı’nda çalıştım” diyen Sühad iltica başvurusunun sonucunu bekliyor, bir yandan da İngiltere’nin Peterborough kentindeki mülteci merkezinde ücretsiz dikiş dersi veriyor. Sühad’ın çalışma izninin gelmesi İngiltere İçişleri Bakanlığı’ndan daha gelmediği için çalışması yasak.

Peterborough kenti, 1950’lerden bu yana sığınmacılara ve mültecilere kucak açmasıyla biliniyor.

Topluma uyum sağlama konusunda da destek önemli, ancak kent uzun zamandır bunun sıkıntısını çekiyor. Sühad El Mursumi’nin yaşadığı mahallede İngilizce konuşan az.

Suriyeli mülteciler üzerinde anlaşılan öneri gelecek 5 yıl için 25 ailenin kabul edilmesi. Mobilya ve gıda bağışı şimdiden başlamış bile.

Ancak verilen garantiler herkesi memnun etmiyor. Kentin bazı sakinleri yeni mülteci akınına karşı; ancak kamera önünde konuşmuyorlar.

Tüm tarafların anlaştığı tek konu ise Peterborough’nun, Macar yetkililerin iddia ettiği gibi gitmesi imkansız bir yer olmadığı.

Bazı kent sakinleri de daha fazla sığınmacı gelmesinden memnun. Bu insanların sunacağı hizmetlerden yararlanmak istiyorlar.

Sühad çok kısa sürede yardım bekleyen birinden yardım eden birine dönüştü. Tek isteği ise insan olduğunu ve yaşadığını hissetmek.

Stratejik Irak Kentine Operasyon İçin Gerisayım

Irak Başbakanı Haydar El İbadi, Cuma günü ziyaret ettiği Kerkük’te “İnsanliği kurtarmak için savaşıyoruz ve kahramanlarımızın da yardımıyla Hawija’ya gireceğiz ve insanlarımızı kurtaracağız” dedi. Hawija, Kerkük’ün sadece 50 kilometre batısında.

115 bin nüfuslu kent Haziran 2014’te IŞİD’in eline geçti. Kent, Kerkük petrolünün istikrarındaki stratejik önemi nedeniyle “Küçük Musul” olarak tanımlanıyor. IŞİD, Hawija’yı etrafındaki kentlere ve petrol rafinerilerine saldırı düzenlemek için kullanıyor. Bölgenin enerji altyapısını bu şekilde çökertmeye çalışıyorlar.

Kürt komutanlardan Muhammed Kadir, kentten her gün füze fırlatıldığını ve IŞİD’in alt edilmesinin bölgenin istikrarı için önemli olduğunu söyledi.

Hawija geçen ay Irak güçlerinin Şarkat bölgesini almasıyla kuşatma altına girmişti. Şarkat’ın alınmasıyla, IŞİD militanlarının Musul rotası da kesilmiş oldu.

ABD liderliğindeki koalisyonun hava desteği sayesinde Irak ve Kürt güçleri, yıl sonuna kadar Hawija’nın merkezine ilerlemeyi umuyor. IŞİD ile çatışmaların çetin geçmesi bekleniyor.

Hawija operasyonunda, Irak ordusundan 3 tümen, 11 tugay ile Şii Halk Seferberlik Güçleri’nin kuzey batı ve güneyden saldırması bekleniyor. Peşmerge güçleri de kuzey batından destek verecek. Muhammed Kadir, hazır olduklarını açıkladı.

IŞİD militanlarının, Hawija etrafına bubi tuzakları kurduğu ve hendekler kazdığı da gelen haberler arasında.

Cephedeki Kürt güçleri de son dört haftadır IŞİD militanlarının ve araçlarının uzaktan görülebildiğini ve IŞİD’in hendek kazmak dışında beton bariyerler de yerleştirildiğini söylüyor.

Kürt yetkililerden Albay Tarık Ahmed gözlem için dürbün ve drone kullandıklarını söylüyor ama IŞİD bunu engellemek için sık sık lastik yakarak bölgeyi dumana boğuyor. 10 IŞİD militanının da hendek kazmada kullanılan ekipmanı korumakla görevli olduğu belirlenmiş. Ahmed, bu hendeklerin patlayıcılarla doldurulabileceği uyarısı yapıyor.

Ay başında, Irak ve koalisyon uçakları, kente havadanbroşür dağıttı ve sivilleri IŞİD mevzilerinden uzak durma ve güvenli bölgelere gitme konusunda uyardı. Uyarı üzerine yüzlerce sivil, Irak Kürt bölgesine kaçmaya başladı. Kürt komutanlardan Shwan Hama Xarib, sivillerin hava saldırılarının yakında başlayacağının farkında olduğunu, bu nedenle de hızlı davrandığına dikkat çekiyor.

Asimilasyona karşı kurs açtılar

Demokratik Alevi Derneği (DAD) Mamak Şubesi’nde, Kürt- Alevi kültürünü yaşatma ve geliştirmek amacıyla gelecek haftadan itibaren ücretsiz saz, erbane, bendir ve gitar kursları verilecek. Çalışmalara ilişkin bilgi veren DAD Üyesi Orhan Erdoğan, Kürt ve Alevilerin yoğun yaşadığı yerlerden biri olan Mamak’ta özellikle Tuzlu Çayır’ın devlet tarafında yoğun asimilasyon politikalarına maruz kaldığını belirtti. Bu açıdan dil ve kültür sanat etkinliklerinin büyük önem taşıdığına dikkat çeken Erdoğan, erbane ve bağlama, Alevi kültürünün bir parçası olduğu için kurs açtıklarını dile getirdi. Erdoğan, “Kültür sanat merkezlerinin sadece nota öğretip bağlama çalmayı değil, bağlamanın kültürümüzdeki yerini de işlemesi lazım. Bağlamamız ile kültürümüz özünü bulmalı” diye konuştu. Erdoğan kurslara katılım için çağrıda bulundu.

ANKARA / DİHA

 

 

 

Kadınlar Feminizm Sempozyumu’nda buluştu:  Bir araya gelmeliyiz

Ankara’da bir araya gelen kadın ve LGBTİ örgütleri, “Türkiye’de Feminizm” başlıklı bir sempozyum düzenledi. Sempozyuma Fatmagül Berktay, Serpil Sancar, Esra Gedik ve Aylin Görgün Baran gibi çok sayıda akademisyen de katıldı.

Sempozyumun ilk oturumunda konuşan Prof. Dr. Yıldız Ecevit, “Türkiye’de feminist bilgi ve politika” konulu sunum yaptı. Dünyada ve Türkiye’de feminizm hareketlerinden bahseden Ecevit, bugün Feminist hareketin Neoliberal politikalardan dolayı güç kaybettiğine vurgu yaptı. Ecevit, bu konuda akademisyenlere görev düştüğünü ve nitelikli çalışmalar yapılması gerektiğinin altını çizdi. Feminist örgütlerin kendini feshetmesinden dolayı ciddi bir boşluğun yaşandığını da kaydeden Ecevit, “Kadınlar tekrar bir araya gelebilir, ortak noktalarda buluşabilirler” dedi.

‘Erkeği de dönüştürmeli’

Ecevit’in ardından sözü alan Prof. Dr. Serpil Sancar da, “Türkiye’de kadın hakları mücadelesinin bilançosunu çıkarmak” konulu bir sunumu yaptı. Kadına yönelik mücadele politikaları konusunda kadını korumanın yeterli olmadığının altını çizen Sancar, ‘erkeği dönüştürmeye dönük bir şeyler olmadığı sürece sonuç alınmadığına’ vurgu yaptı. Sancar’ın ardından Prof. Dr. Aylin Görgün Baran da, “Türkiye’de kadın sığınma evleri” üzerine sunum yaptı. İlk oturum soru-cevap bölümü ile son buldu.

Sempozyumun ikinci oturumu Avukat Nehir Gök moderatörlüğünde Yar. Doç. Dr. Esra Gedik’in “Ölmeye Yatmak: Türkiye’de boşanan kadınların deneyimleri”, Kampüs Cadıları’ndan Deniz Uslu’nun “Toplumsal Cinsiyet Yansımaları” ve Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği’nden Şehnaz Kıymaz Bahçeci’nin sunumlarıyla devam etti. Yar. Doç. Dr. Esra Gedik, boşanmış kadınların sorunlarını aktararak yasal sorunlardan ve Meclis Boşanma Komisyonu’nun eksikliklerinden bahsetti. Ardından sözü alan Kampüs Cadıları’ndan Deniz Uslu da, feminizmin tüm alanlara girmesi gerektiğine vurgu yaparak, ‘feminizmin sadece teoride değil hayatta bir karşılığı olması gerektiğini’ söyledi. İkinci oturumun sonunda ise Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği’nden Şehnaz Kıymaz Bahçeci “SKH örneği üzerinden uluslararası işbirlikçilerinin kadın hareketini güçlendirici etkileri” üzerine sunum yaptı.

‘Mücadeleyi büyütmeliyiz’

Reyhan Berksoy moderatörlüğünde gerçekleşen üçüncü oturumda ise “Günümüzde feminizm, kimlik ve politika” sunumu ile Prof. Dr. Fatmagül Berktay söz aldı. Berktay, “Giderek muhafazakarlaşan bir ortamdayız ve aynı zamanda erkek şiddetinin olağanüstü arttığı bir ortamdayız. Geleneksel ataerkil pazarlık artık eskisi gibi kolay ve yumuşak devam etmiyor. İdeolojik bir saldırı ile karşı karşıyayız. Kadınlar olarak mücadeleyi büyütmeliyiz” dedi. Üçüncü oturumda “Heteroseksizm kıskacında lezbiyenler ve biseksüel kadınlar” konulu sunumu Kaos GL’den Gözde Demirbilek, “Devlet kaynaklı cinsel şiddet: Kadın ve LGBTİ hareketin mücadele yöntemleri” konulu sunumu Demokratik Kadın Hareketi’nden Kıvılcım Arat, “Kadınlar ne için mücadele ediyor? Yaşam hakkı, özgürlük ve laiklik için ne yapmalı?” konulu sunumu ise Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’ndan Ayşen Ece Kavas yaptı.

ANKARA/JINHA