Ana Sayfa Blog Sayfa 6228

Diyarbakır 4.Uluslararası Fotoğraf Günleri

İlk düzenlenen fotoğraf günlerine benim de katıldığım Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ve DİFAK ortaklığıyla bu yıl dördüncüsü düzenlenecek olan Diyarbakır Uluslararası Fotoğraf Günleri yarın başlıyor.

14-16 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan Fotoğraf Günleri kapsamında program epey zengin. Güncel sanat, multimedya atölyesi ve portfolyo okumalarının olduğu etkinlik programında sergiler, panel ve söyleşiler yer alacak. Etkinlikler Sümerpark Amed Sanat Galerisi’nde yapılacak. Fotoğraf Günleri programını arkadaşlarım bana gönderdiler, çok istememe rağmen geçen yıl olduğu gibi bu yıl da işlerim dolayısıyla katılamayacağım. Programa baktığımda Diyarbakır 4. Uluslararası Fotoğraf Günleri’nin verimli ve keyifli geçeceğini düşünüyorum. Bu satırlardan başarı dileklerimi iletebilirim, katkısı olan herkesin emeğine sağlık. Programı olduğu gibi sizlerle paylaşıyorum.

12 – 13 Ekim 2016

Multimedya atölyesi devam oturumları

Sevgi ORTAÇ – Artıkişler Kollektif (Özge ÇELİKASLAN – Alper ŞEN)

Yer: Sümerpark Saat: 11.00

14 Ekim 2016

Portfolyo okuma

Shahidul ALAM

Yer: Sümerpark Saat: 11.00

17:00 SERGİLERİN AÇILIŞI

Yer: Sümerpark Amed Sanat Galerisi

Arash Khamooshi : Affetmek

Emin Özmen : Suriyeli Mülteci Çocuk İşçiler

George Georgian : Savaşta ve Barışta Bir Köy

Kürşat Bayhan : Evden Uzakta

Loghman Rahimi : Hewreman

Serpil Polat : Terk Hikâyesi; Maden

Genç Işıklar Sur Çocuk Atölyesi: Sur

4 Plus : Erebuni

WePhotos: Anne

DİFAK SERGİLERİ

Fırat Aygün: Araf / Sur İçi

Nujen Ataç: Engellerin Bittiği Yer

Tamer Pınar: Ser Hıvde

Türkan Kılıç Pınar: Özgün Yaşamlar

15 Ekim 2016 Cumartesi

Panel, Sunumlar ve Söyleşiler

Yer: Sümerpark Amed Sanat Galerisi

11.00-12.30

AÇILIŞ PANELİ: Fotoğrafta hakikat, haber fotoğraflarında güven ve sanatta fotoğraf kullanımı

Katılımcılar: Moderatör: Özcan YURDALAN

Panelistler: Refik TEKİN, Özge ERSOY, Beritan CANÖZEN

14.00-14.45 Kerem YÜCEL : Misafir

15.00-15.45 Sinan ÇAKMAK : Editör Fotoğrafçı İlişkisi “çekmek mi seçmek mi”

16:00 16:45 4 PLUS : Fotoğrafta kadın deneyimi

16 Ekim 2016 Pazar

Sunumlar söyleşiler

Yer: Sümerpark Amed Sanat Galerisi

11.00 – 11:45 Emin ÖZMEN : Suriyeli Çocuk İşçiler

12.00 – 12.45 Berge ARABIAN : Karşılaşmalar

13:45 – 14:30 Kürşat BAYHAN : Evden Uzakta

14:45 – 15:30 Loqman RAHİMİ : Hewraman

15:45 – 16:45 Shahidul ALAM : Malezyada ki Bangladeşli Mülteciler

17:00 – 18:00 Forum Genel Değerlendirme

Maltepe’de 10 bin kişiye aşure dağıtıldı…

Maltepe Belediyesi, inanç önderlerinin katılımıyla aşure dağıttı.

Belediye Başkanı Ali Kılıç’ın da katıldığı dağıtımda, Maltepe Müftüsü Ahmet İnciler, Alevi dedeleri, İstanbul Protestan Kilisesi Vakfı ruhani liderleri, Maltepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şahin Karasar, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Cami İmamı Halil Necipoğlu, Meclis üyeleri ve muhtarlar katıldı.

“Aşuremiz bereketli, muhabbetimiz daim olsun” sloganı eşliğinde yapılan dağıtımda binlerce kişiye aşure dağıtıldı.

Bazı İngilizler Kentlerinde Mülteci Kabul Etmekten Memnun

Macar hükümeti vatandaşlarını İngiltere’de, çoğu Müslüman olan göçmenleri kabul eden bazı kentlere gitmemeleri konusunda uyardı. Budapeşte, mültecileri reddetme politikasına gerekçe olarak bu kentlerin durumunu gösteriyor. Ancak mültecileri kabul eden bu İngiliz kentlerinden Peterborough, macar hükümetini protesto etti. Kent yönetimi, dikkatli bir tartışma sürecinin ardından mültecileri kabul etme kararı aldıklarını açıkladı.

Sühad el Marsumi bir sığınmacı ve yeni gelenlerin toplumla kaynaşmayacağı ve Avrupa’yı sömüreceği önyargılarına karşı çıkıyor. “Irak’ta üniversitede ekonomi eğitimi gördüm. Ülkemde işletme master’ı yaptım ve Maliye Bakanlığı’nda çalıştım” diyen Sühad iltica başvurusunun sonucunu bekliyor, bir yandan da İngiltere’nin Peterborough kentindeki mülteci merkezinde ücretsiz dikiş dersi veriyor. Sühad’ın çalışma izninin gelmesi İngiltere İçişleri Bakanlığı’ndan daha gelmediği için çalışması yasak.

Peterborough kenti, 1950’lerden bu yana sığınmacılara ve mültecilere kucak açmasıyla biliniyor.

Topluma uyum sağlama konusunda da destek önemli, ancak kent uzun zamandır bunun sıkıntısını çekiyor. Sühad El Mursumi’nin yaşadığı mahallede İngilizce konuşan az.

Suriyeli mülteciler üzerinde anlaşılan öneri gelecek 5 yıl için 25 ailenin kabul edilmesi. Mobilya ve gıda bağışı şimdiden başlamış bile.

Ancak verilen garantiler herkesi memnun etmiyor. Kentin bazı sakinleri yeni mülteci akınına karşı; ancak kamera önünde konuşmuyorlar.

Tüm tarafların anlaştığı tek konu ise Peterborough’nun, Macar yetkililerin iddia ettiği gibi gitmesi imkansız bir yer olmadığı.

Bazı kent sakinleri de daha fazla sığınmacı gelmesinden memnun. Bu insanların sunacağı hizmetlerden yararlanmak istiyorlar.

Sühad çok kısa sürede yardım bekleyen birinden yardım eden birine dönüştü. Tek isteği ise insan olduğunu ve yaşadığını hissetmek.

Stratejik Irak Kentine Operasyon İçin Gerisayım

Irak Başbakanı Haydar El İbadi, Cuma günü ziyaret ettiği Kerkük’te “İnsanliği kurtarmak için savaşıyoruz ve kahramanlarımızın da yardımıyla Hawija’ya gireceğiz ve insanlarımızı kurtaracağız” dedi. Hawija, Kerkük’ün sadece 50 kilometre batısında.

115 bin nüfuslu kent Haziran 2014’te IŞİD’in eline geçti. Kent, Kerkük petrolünün istikrarındaki stratejik önemi nedeniyle “Küçük Musul” olarak tanımlanıyor. IŞİD, Hawija’yı etrafındaki kentlere ve petrol rafinerilerine saldırı düzenlemek için kullanıyor. Bölgenin enerji altyapısını bu şekilde çökertmeye çalışıyorlar.

Kürt komutanlardan Muhammed Kadir, kentten her gün füze fırlatıldığını ve IŞİD’in alt edilmesinin bölgenin istikrarı için önemli olduğunu söyledi.

Hawija geçen ay Irak güçlerinin Şarkat bölgesini almasıyla kuşatma altına girmişti. Şarkat’ın alınmasıyla, IŞİD militanlarının Musul rotası da kesilmiş oldu.

ABD liderliğindeki koalisyonun hava desteği sayesinde Irak ve Kürt güçleri, yıl sonuna kadar Hawija’nın merkezine ilerlemeyi umuyor. IŞİD ile çatışmaların çetin geçmesi bekleniyor.

Hawija operasyonunda, Irak ordusundan 3 tümen, 11 tugay ile Şii Halk Seferberlik Güçleri’nin kuzey batı ve güneyden saldırması bekleniyor. Peşmerge güçleri de kuzey batından destek verecek. Muhammed Kadir, hazır olduklarını açıkladı.

IŞİD militanlarının, Hawija etrafına bubi tuzakları kurduğu ve hendekler kazdığı da gelen haberler arasında.

Cephedeki Kürt güçleri de son dört haftadır IŞİD militanlarının ve araçlarının uzaktan görülebildiğini ve IŞİD’in hendek kazmak dışında beton bariyerler de yerleştirildiğini söylüyor.

Kürt yetkililerden Albay Tarık Ahmed gözlem için dürbün ve drone kullandıklarını söylüyor ama IŞİD bunu engellemek için sık sık lastik yakarak bölgeyi dumana boğuyor. 10 IŞİD militanının da hendek kazmada kullanılan ekipmanı korumakla görevli olduğu belirlenmiş. Ahmed, bu hendeklerin patlayıcılarla doldurulabileceği uyarısı yapıyor.

Ay başında, Irak ve koalisyon uçakları, kente havadanbroşür dağıttı ve sivilleri IŞİD mevzilerinden uzak durma ve güvenli bölgelere gitme konusunda uyardı. Uyarı üzerine yüzlerce sivil, Irak Kürt bölgesine kaçmaya başladı. Kürt komutanlardan Shwan Hama Xarib, sivillerin hava saldırılarının yakında başlayacağının farkında olduğunu, bu nedenle de hızlı davrandığına dikkat çekiyor.

Asimilasyona karşı kurs açtılar

Demokratik Alevi Derneği (DAD) Mamak Şubesi’nde, Kürt- Alevi kültürünü yaşatma ve geliştirmek amacıyla gelecek haftadan itibaren ücretsiz saz, erbane, bendir ve gitar kursları verilecek. Çalışmalara ilişkin bilgi veren DAD Üyesi Orhan Erdoğan, Kürt ve Alevilerin yoğun yaşadığı yerlerden biri olan Mamak’ta özellikle Tuzlu Çayır’ın devlet tarafında yoğun asimilasyon politikalarına maruz kaldığını belirtti. Bu açıdan dil ve kültür sanat etkinliklerinin büyük önem taşıdığına dikkat çeken Erdoğan, erbane ve bağlama, Alevi kültürünün bir parçası olduğu için kurs açtıklarını dile getirdi. Erdoğan, “Kültür sanat merkezlerinin sadece nota öğretip bağlama çalmayı değil, bağlamanın kültürümüzdeki yerini de işlemesi lazım. Bağlamamız ile kültürümüz özünü bulmalı” diye konuştu. Erdoğan kurslara katılım için çağrıda bulundu.

ANKARA / DİHA

 

 

 

Kadınlar Feminizm Sempozyumu’nda buluştu:  Bir araya gelmeliyiz

Ankara’da bir araya gelen kadın ve LGBTİ örgütleri, “Türkiye’de Feminizm” başlıklı bir sempozyum düzenledi. Sempozyuma Fatmagül Berktay, Serpil Sancar, Esra Gedik ve Aylin Görgün Baran gibi çok sayıda akademisyen de katıldı.

Sempozyumun ilk oturumunda konuşan Prof. Dr. Yıldız Ecevit, “Türkiye’de feminist bilgi ve politika” konulu sunum yaptı. Dünyada ve Türkiye’de feminizm hareketlerinden bahseden Ecevit, bugün Feminist hareketin Neoliberal politikalardan dolayı güç kaybettiğine vurgu yaptı. Ecevit, bu konuda akademisyenlere görev düştüğünü ve nitelikli çalışmalar yapılması gerektiğinin altını çizdi. Feminist örgütlerin kendini feshetmesinden dolayı ciddi bir boşluğun yaşandığını da kaydeden Ecevit, “Kadınlar tekrar bir araya gelebilir, ortak noktalarda buluşabilirler” dedi.

‘Erkeği de dönüştürmeli’

Ecevit’in ardından sözü alan Prof. Dr. Serpil Sancar da, “Türkiye’de kadın hakları mücadelesinin bilançosunu çıkarmak” konulu bir sunumu yaptı. Kadına yönelik mücadele politikaları konusunda kadını korumanın yeterli olmadığının altını çizen Sancar, ‘erkeği dönüştürmeye dönük bir şeyler olmadığı sürece sonuç alınmadığına’ vurgu yaptı. Sancar’ın ardından Prof. Dr. Aylin Görgün Baran da, “Türkiye’de kadın sığınma evleri” üzerine sunum yaptı. İlk oturum soru-cevap bölümü ile son buldu.

Sempozyumun ikinci oturumu Avukat Nehir Gök moderatörlüğünde Yar. Doç. Dr. Esra Gedik’in “Ölmeye Yatmak: Türkiye’de boşanan kadınların deneyimleri”, Kampüs Cadıları’ndan Deniz Uslu’nun “Toplumsal Cinsiyet Yansımaları” ve Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği’nden Şehnaz Kıymaz Bahçeci’nin sunumlarıyla devam etti. Yar. Doç. Dr. Esra Gedik, boşanmış kadınların sorunlarını aktararak yasal sorunlardan ve Meclis Boşanma Komisyonu’nun eksikliklerinden bahsetti. Ardından sözü alan Kampüs Cadıları’ndan Deniz Uslu da, feminizmin tüm alanlara girmesi gerektiğine vurgu yaparak, ‘feminizmin sadece teoride değil hayatta bir karşılığı olması gerektiğini’ söyledi. İkinci oturumun sonunda ise Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği’nden Şehnaz Kıymaz Bahçeci “SKH örneği üzerinden uluslararası işbirlikçilerinin kadın hareketini güçlendirici etkileri” üzerine sunum yaptı.

‘Mücadeleyi büyütmeliyiz’

Reyhan Berksoy moderatörlüğünde gerçekleşen üçüncü oturumda ise “Günümüzde feminizm, kimlik ve politika” sunumu ile Prof. Dr. Fatmagül Berktay söz aldı. Berktay, “Giderek muhafazakarlaşan bir ortamdayız ve aynı zamanda erkek şiddetinin olağanüstü arttığı bir ortamdayız. Geleneksel ataerkil pazarlık artık eskisi gibi kolay ve yumuşak devam etmiyor. İdeolojik bir saldırı ile karşı karşıyayız. Kadınlar olarak mücadeleyi büyütmeliyiz” dedi. Üçüncü oturumda “Heteroseksizm kıskacında lezbiyenler ve biseksüel kadınlar” konulu sunumu Kaos GL’den Gözde Demirbilek, “Devlet kaynaklı cinsel şiddet: Kadın ve LGBTİ hareketin mücadele yöntemleri” konulu sunumu Demokratik Kadın Hareketi’nden Kıvılcım Arat, “Kadınlar ne için mücadele ediyor? Yaşam hakkı, özgürlük ve laiklik için ne yapmalı?” konulu sunumu ise Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’ndan Ayşen Ece Kavas yaptı.

ANKARA/JINHA

 ‘Savaşta kazanan olmaz’

“Barış süreçlerini canlandırmak: Kolombiya, Filipin, Endonezya” Konferansı ikinci gününde devam etti. Sabancı Üniversitesi, TESEV ve Frederich Ebert Stiftung Derneği ortaklığında İstanbul’da organize edilen konferansta Kolombiya Barış Süreci tartışıldı. Oturumun ilk konuşmacısı, Kolombiya Adalet Bakanlığı Geçiş Dönemi Adaleti Bölümü Direktörü Catalina Diaz’dı. Kolombiya Barış Anlaşması’nın imzalanmasının çok duygusal ve büyük bir anlam ifade ettiğini belirten Diaz, “Herkes o gün anı duyguyu paylaşıyordu, çünkü o gün barışıyorduk. O gün çektiğim bir bayrak vardı, her renk var o bayrakta, ama beyaz renk de o gün eklendi” dedi.

6 kez müzakere

6 defa müzakere yapıldığını dile getiren Diaz, son müzakere sürecinin farklı olmasının nedeninin ise askeri alanındaki düzenlemelerden kaynaklı olduğunu vurguladı. Diaz, hem devletin hem de FARC’ın bu düzenlemelerle askeri başarılar elde edemeyeceğini anladığını ifade etti.

Kadınlar kendileri anlatmalı

Diasporadaki Kolombiyali Kadınların Hakikat, Hafıza ve Uzlaşma Komisyonu Koordinatörü Helga Flamtermesky ise görüşmelerde sadece iki kadının yer almasını eleştirdi. Flamtermesky, “Kolombiya tarihinde kadınların sadece mağdur olarak değil, belirleyen olarak yer almasını isterdik” ifadelerini kullandı. “Geçmişten bahsederken kadınların yaşadıkları acılar üzerine değil, daha çok nasıl güçlendirilebilinecekleri üzerinde çalışıyoruz” diyen Flamtermesky, kadınlar olarak gerçek hikayelerini kendilerinin anlatmak istediğini vurguladı.

Sivil toplum vurgusu

Birleşik Krallık ve Kolombiya Barış Anlaşması Referandumu Danışmanı Quintin Oliver da, sunumunda Kolombiya referandumunda bir kesimin boykot edeceğini düşündüklerini ama katılımın çok düşük olduğunu dile getirdi. Oliver, Barışın Kolombiya halkının olduğunun da altını çizerek “Bütün referandumlarda liderler sevilmediği zaman, liderin önerdiği konuya halk destek vermez. Sivil toplumlar referandumlarda önde görünmeli ve yürütücüsü olmalıdır” dedi.

‘Sonunda müzakere var’

Uzlaşma Olanakları Organizasyonu Filipinler ve Kolombiya Programları Direktörü Kristian Herbolzheimer ise uzun çatışmaların hepsinde müzakerelerin olduğunu ancak bazıların kısa sürede, bazıları ise uzun sürede sonuçlandığını ifade etti.

Savaşta kazanan olmaz

Herbolzheimer, devamında şunları söyledi: “Savaşta hiçbir zaman kazanamazsınız. FARC bazen etkili eylemler yaptı bazen devlet yaptı ama kazanan olmadı. Dünyanın hiçbir yerinde mükemmel bir barış süreci yok. Herkes dönüp başkasına bakıyor. Her barış süreci yeni bir deneyim kazanıyor” dedi.

Yoksullar ‘evet’ zenginler ‘hayır’

Yapılan referandumun sonuçlarına da değinen Diaz, savaştan etkilenen yoksul yurttaşların referandumda ‘evet’, zenginlerin yaşadığı bölgelerde ise yoğunlukta ‘hayır’ oyununun
çıktığını dile getirdi.

İSTANBUL

Cezaevleri Genel Müdürü itiraf etti: İşkence var ama ‘münferit’

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Enis Yavuz Yıldırım, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nda cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri, darp ve işkence iddialarını yanıtladı. Cezaevlerinde işkence ve hak ihlallinin yaşandığını itiraf eden Yıldırım, cezaevlerindeki çıplak aramalara ilişkin ise “İhtiyaç olduğunda çıplak arıyoruz” savunması yaptı.  İşkence ‘münferit’miş!

Yıldırım, cezaevlerinde yer kalmadı iddalarına ise doluluk oranının yüzde 104’e ulaştığını söyledi. Çıplak arama işkencsine de değinen Yıldırım, “İhtiyaç olduğunda çıplak arama yapıyoruz” sözleri ile şikâyetleri doğruladı ancak çıplak aramaların mahkûmlara “kâğıt elbise giydirilerek” yapıldığını öne sürdü. Cezaevlerinde yaşanan işkencelere  “münferit” savunması yapan Yıldırım,  işkenceleri de şu sözlerle savundu: “Farklı kanallardan gelen hak ihlali iddialarını da mutlaka detaylarıyla incelemeye gayret ediyoruz. Çünkü, bizim kurumlarımız 195 bin hükümlü, tutuklunun olduğu ve 52 bin personelle yönettiğimiz kurumlar. Dolayısıyla, bu kurumlarda elbette münferit olarak bir takım olumsuzlukların yaşanma ihtimali her zaman vardır.” Yıldırım, tutsakların kitaplarının toplanmasını ise “Kapıya bariyer kurmak için’ kullanılabiliyor ve kitap sayısı artınca mahkûmlar koğuşlarda ‘rahat hareket edecek alan’ bulamıyor” sözleri ile savundu.

Özel birimler geliyor

Yıldırım, OHAL kapsamında cezaevlerinde alınan “tedbirlerin” büyük ya da çocuk ayrımı yapılmadan uygulandığını söyledi. Cezaevlerinde bazı tutuklu ve hükümlülere müdahale ederken özel kıyafetli, teçhizatlı görevlilere ihtiyaç duyulduğunu öne süren Yıldırım bazı mahkûmlara “sert müdahale”de bulunmak için bu tür bir birimin oluşturulacağını açıkladı. HABER MERKEZİ

Mevlit eşliğinde işkence!

Çağdaş Hukukçular Derneği Üyesi Avukat Günay Dağ’ın darp edilmesi ile gündeme gelen Maltepe Çocuk ve Gençlik İnfaz Kurumu’nda tutulan çocuk tutsaklara, cezaevi idaresi tarafından zorla namaz ve dini toplantı dayatıldığı iddia edildi. Birgün gazetesinden Erk Acarerek’in haberinde Maltepe Çocuk Cezaevi’ne giden Avukat Günay Dağ’ın anlatımına göre cezaevinde çocuklara idare tarafından mevlit tarzı toplantılar ve dini sohbetlerin dayatıldığı öğrenildi. Dayatmalara uymak istemeyen çocukların ise idare tarafından cezalandırıldığı ve işkence gördüğü aktarıldı.

‘Demokrasinin dibine kibrit suyu döktüler’

KESK üyeleri, “OHAL’in kaldırılması, KHK’lerin geri çekilmesi, ihraç edilen ve açığa alınan kamu emekçilerinin görevlerine iade edilmesi ve iş güvencesini ortadan kaldırmayı hedefleyen düzenlemelerin geri çekilmesi” talepleriyle Ankara’da düzenleyeceği mitingin iptal edilmesini protesto etti. KESK üyeleri dün “OHAL’de, İşimiz, Geleceğimiz İçin Direniyoruz” pankartı açarak, kortej halinde sloganlar atarak, Mithatpaşa Caddesi’nden Sakarya Meydanı’na yürüdü.

Yürüyüşe, İstanbul, İzmir ve Van-Diyarbakır olmak üzere 3 koldan otobüslerle Ankara’ya gelen KESK temsilcileri de katıldı. “Ne darbe ne OHAL demokrasi derhal” sloganları atan KESK üyelerine, DİSK Genel Başkanı Kani Beko, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, Türk Tabipleri Birliği , ÖDP ve EMEP temsilcileri ile CHP ve HDP milletvekilleri de destek verdi. Sakarya Meydanı’nda 10 Ekim Ankara katliamında yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının yer aldığı afiş açıldı.

KESK Eş Genel Başkanı Şaziye Köse yaptığı açıklamada, devletin görevinin “ihbar var” diyerek etkinlikleri yasaklamak değil, tehdidi önlemek olduğuna dikkat çekti. Darbelerin çaresinin demokratikleşme olduğunu belirten Köse, “OHAL rejimi demokrasinin, sendikal hakların, kuvvetler ayrılığının köküne kibrit suyu dökmektir. Tam bir keyfi rejim inşasıdır. Buradan herkesi, parlamentoyu, siyasi partileri, sendikaları uyarıyoruz. Durum son derece ciddidir. Ülkemiz, tarihinde görülmemiş bir keyfiliğe, normsuzluğa, hukuksuzluğa kurban edilemez” dedi. Açıklamanın ardından grup bir süre oturma eylemi yaptı.

İKTİDAR İTİRAZ İSTEMİYOR

KESK üyeleri Ankara’da yapılacak mitingin Valilik tarafından yasaklanmasını İstanbul’da da protesto etti. Galatasaray Meydanı’nda dün bir araya gelen grup adına açıklama yapan Eğitim Sen 1 No’lu Şube Başkanı Hüseyin Özev 5 Temmuz darbe girişimi sonrasında kamuda başlatılan kapsamlı ihraç ve açığa almaların süreç içinde KESK’e yöneldiğini belirterek “103 bin kamu çalışanı sorgusuz sualsiz suçlu ilan edilmiş ve açığa alınmıştır. Barış talebi ile bildiriye imza atan akademisyenlerin üniversiteleri ile ilişkileri kesilmesi, iktidarın savaş ve baskı politikalarına karşı hiçbir demokratik itirazı istemediğinin kanıtıdır” dedi. KESK İstanbul Şubeler Plartformu Sözcüsü Fadime Kavak da “Ankara Valiliği başta olmak üzere İçişleri Bakanlığı’na sesleniyorum, vatandaşların güvenliğini sağlamak sizin görevinizdir. Bizim güvenliğimizi siz sağlayacaksınız. Güvenlik gerekçesi ile basın açıklaması yapmamıza engel olamazsınız” dedi.

En tehlikeli 10 gıda arasında Türk fındığı ile sebze ve meyveleri var

Coldiretti, ülkenin kuzeyindeki Cernobbio kentinde düzenlenen Uluslararası Tarım ve Gıda Forumu’nda, “En tehlikeli 10 gıda” listesini açıkladı. 

Söz konusu listenin, İtalya Sağlık Bakanlığı’nın 2015 yılına yönelik hazırladığı ve Avrupa’yı alarma geçiren, kimyasal kalıntılar, mikotoksinler, ağır metaller, mikrobiyolojik kirleticiler, dioksinler ya da katkı maddesi ve renklendiriciler katılmış ürünlerin tespit edildiği rapora dayandığı kaydedildi.

TÜRK FINDIĞI İLK SIRADA
Coldiretti’nin 10 tehlikeli gıda listesinin ilk sırasında Türk fındığı yer aldı.
Buna gerekçe olarak ise, söz konusu ürünün, kanserojen maddeler olan aflatoksin sınır limitini aşması olarak gösterildi.
Ayrıca Türk fındığının, Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler arasında en fazla endişe yaratan tarım ürünü olduğu da öne sürüldü.
Bunu Çin fıstığı, Hint baharatları ve İspanya’dan gelen, içerdiği ağır metallerle normların dışına çıkan orkinos ve kılıçbalığı izledi.

TÜRK ZERZEVATI VE MEYVELERİ 5’İNCİ SIRADA
Listenin 5’inci sırasında ise, Türkiye’den gelen zerzevat ve meyveler ile kuru incir yer aldı. Bu ürünlerin de aflatoksin ile normlara uygun olmayan miktarda pestisit (zararlı organizmaları engellemek, kontrol altına almak ya da zararlarını azaltmak için kullanılan madde ya da maddelerden oluşan karışımlar) içerdiği belirtildi.
Listenin 6’ncı sırasında Hindistan’dan gelen kuru meyvelere yer verilirken bunu, Mısır menşeli meyve ve sebze ile zeytin, ABD’den ithal edilen fıstık ve Vietnam’dan gelen balıklar izledi.
Coldiretti ayrıca, listenin dışında kalsa da, Çin’den gelen ve aşırı pestisit kullanılan paprika ve acı biber, mikrobiyolojik kirlenmeye maruz kalmış Fransız peynirleri ile Polonya menşeli kümes hayvanlarındaki tehlikenin de göz ardı edilemeyeceğinin altını çizdi.
Söz konusu çalışmanın, 60 milyon nüfuslu İtalya’da, 35 milyon vatandaşı ilgilendirdiğini belirten Coldiretti, bunların 9,7 milyonunun, İtalyan ürünlerini, ithal edilen ürünlerle karıştırarak tükettiğini vurguladı.
Coldiretti Başkanı Roberto Moncalvo, İtalyan şirketlerin, sosyal ve ekolojik damping koşullarıyla vatandaşların gıda güvenliğini gerçek anlamda riske atan yabancı ürünlerin haksız rekabetinden kurtarmak gerektiğini söyledi.