Ana Sayfa Blog Sayfa 6231

Furma’da komün ve ekolojik bir yaşam inşa ediliyor

Karaburun Bozköy Furma Çiftliği’nde verili düzene alternatif bir yaşamın mümkün olacağını ortaya koyan kolektif bir yaşam inşa ediliyor.

İzmir’in Karaburun ilçesine bağlı Bozköy’de 12 dönüm büyükte araziye kurulan Furma Çiftliği paydaşları doğa ile iç içe kolektif bir yaşamı inşa ediyor. Üst düzey yöneticiliği bırakıp çiftliğinde Babu adındaki köpeğiyle birlikte yaşayan Şadan Tütüncü yaşamını ikame edecek kadar üretim yapıyor. Japon Masanobu Fukuoda’dan etkilenen Tütüncü, çiftliğin etrafını pasif iklimlendirme ile çevrelemiş durumda.

Bu bostanda her şey ücretsiz

Çiftliğe gelen gönüllüler bostanda meyve-sebze topluyor, çiftliğin inşasında yer alıyor, güneş yoluyla doğal nar eksisine kadar kolektif bir çalışma ortaya koyuyor. Bostanda elde edilen ürünlerin çoğu kış için güneş ve gölge yoluyla kurutulurken, bostandan çıkan ürünler ücretsiz şekilde gönüllülerle paylaşılıyor. Gönüllüler günde çiftlikte 5-6 saat ücretsiz çalışırken, çiftlikte hiç bir ücret ödenmeden kalınıyor. Toprağın işlenmediği, suni gübrelemenin ve kimyasal maddenin kullanılmadığı bostan ve arazide, sadece arazide yer alan otlar kesilip yere yatırılıyor. Yere yatırılan otlarla ise arazide su kaybı önleniyor.

Ürünlerin kabukları gübre olarak kullanılıyor

Toprakta su kaybını önlemek için maç tabakasının oluşturulduğu çiftlikte, minimum enerji ile bir bahçe yaratmak isteniyor. Mutfak ve banyo suyunun bahçede yapılan kuyularda toplanırken bu kuyularla arazinin taban suyu sağlanıyor. Elde edilen ürünlerin kabukları toprak ile karıştırıldıktan sonra doğaya gübre olarak bırakılıyor. Bostanda bulunan ürünlerin arasına çiçek ekilerek, bu şekilde de tozlaşma sağlayarak verim artırılıyor.

Ekolojik dengeyi biyo çeşitlilik sağlıyor

Azot bağlayıcı akasya, İzmir mimozası, iğde gibi ağaçları ürünlerinin arasına bilinçli bir şekilde ektiğini belirten Tütüncü, “Bu ağaçlar doğal azottur. Havadaki hidrojeni alıp köklerindeki yumrulardan toprakta biriktirerek diğer bitkilerin ondan yararlanmasını sağlıyor. Bu şekilde gübre ve su ihtiyacı da gideriliyor. Bu topraklarda böceğiyle, solucanıyla biyo çeşitliliğin devamı sağlanıyor” diye konuştu.

‘Ekoloji sürdürülebilir bir yaşamı destekliyor’

Furma’ya doğanın yapısına uygun ağaçlar diktiğini vurgulayan Tütüncü, ağaçları ilk diktiğinde su verdiğini amacının zamanla suyu ve gübreyi kesmek olduğunu belirterek, “Ben zorlamamalıyım bensiz bu sistem yürümeli burada” dedi. Kooperatifleşmeyle yerel kalkınmanın çözülebileceğine inandığını ifade eden Tütüncü, “Devlet gelsin kurtarsın deniliyor ama olmuyor öyle. Kendi alternatifimizi kendimiz yaratacağız. Kapitalist üretim sistemi, tüketim sistemidir. Tüketmek sürdürülebilir bir yaşam değildir. Ekoloji sürdürülebilir yaşamı destekliyor” dedi.

Alternatif bir yaşam mümkün

Ekolojik köyler ile kapitalizmin tüketiciliğinin engellenebileceğini dile getiren Tütüncü, şöyle devam etti: “Alternatif bir yaşam mümkün. Var olan sistemin dışına çıkılabilir. Sistem tüketmek üzerine biz ise üretmek üzerine kuruluyuz. Gönüllülerimize sürdürülebilir bir yaşam konusunda farkındalılık yaratmak istiyoruz.”

İstanbul’dan gönüllü olarak gelen Muharrem Temel ise, kapitalizmin insanları üretmeden tüketime ittiğini ifade ederek, “Furma’da üreteceksin ondan sonra tüketeceksin. İleride bu tip yerlere komşu olup komün yaşamak istiyorum” diye konuştu.

(gö/cnö/sd)

Suudi kadınların vesayete karşı mücadelesi

DW: Sayın Hatoon El Fassi, Suudi Arabistan’ın en tanınmış kadın hakları aktivistlerinden birisisiniz ve Kral Saud Üniversitesi’nde kadın tarihi alanında profesörsünüz… Suudi Arabistan’da 14 bin 500‘den fazla kadın, kadınların hayatın pek çok alanında erkeklerden izin almasını gerektiren vesayet sisteminin sonlandırılması çağrısıyla Kral Salman’a gönderilmek üzere bir dilekçe imzaladı. Suudi Arabistan için inanılmaz bir rakam. Oldukça muhafazakar olan Suudi toplumunda bu kolektif bilinç nasıl gelişebildi?

Hatoon El Fassi: Bu imzacıların nerelerden geldiğini söyleyemeyiz. Başka bir istatiksel analiz gerekli ve çok fazla bilgimiz yok. Bir soru soruldu, ne yapıyorsunuz? Ancak genel olarak, bugün 95’inci gününe giren bu kampanyanın trendini sergileyen sosyal medyaya bakarsak, bu kişilerin eğitimli, genç, orta sınıftan kadın ve erkekler olduğunu söyleyebiliriz. Çoğu göstergeler bu yönde ve pek çok erkeğin de desteği var.

DW: Tam olarak neyi değiştirmek istiyorsunuz?

Hatoon El Fassi: Öncelikle bu dilekçeyle Suudi kadınları kendi arzusu olmayan bir “şey” olarak gösteren statükoyu değiştirmek istedik. Dilekçe kadınlar için vesayet sisteminin durdurulup sonlandırılması için bir çağrı. Bu, olgun ve yetişkin bir kadının, okumak, çalışmak, seyahat etmek, burs almak,  hastaneye kabul edilmek, kendi rahmiyle ilgili bir ameliyat geçirmek ve hatta cezasını tamamladıktan sonra salınabilmek için bir vasinin (kocası, babası, ağabeyi…) iznine ihtiyaç duyulmasının durdurulması anlamına geliyor. Bu sistemin dinle bir ilgisi yok ancak kadınlar her zaman bunun böyle olduğu izlenimi altındaydı. Dilekçe ve kampanyamız bu mitlerden çoğunu açıklığa kavuşturdu ve kadınların insan haklarını ihlal edenin sadece erkek egemen sistem olduğunu ortaya koydu.

Hatoon El Fassi

DW: Suudi Arabistan’daki erkek egemen toplum bu değişikliğe hazır mı?

Hatoon El Fassi: Muhafazakar toplumda, vesayetin din olduğu izlenimi hakim… Bu nedenle bu toplumun çoğundan direnişle karşılaştık. Ancak pek çok tanınmış ilahiyatçı ortaya çıkıp bu kampanyada istenenlerin yasal olduğunu, aklı başında olgun yetişkin kadınlar üzerinde vesayet diye bir şey olmadığını söyledi. Örneğin doğrudan Kral’a rapor veren Suudi Arabistan’ın en yüksek dini komisyonu Üst Düzey İlahiyatçılar Konseyi üyesi Şeyh Abdullah El Menee, bunlardan biriydi.

DW: Bu konuda Kral Salman nasıl bir pozisyon alabilir?

Hatoon El Fassi: Kraliyet mahkemesi henüz bir tepki vermedi. Genelde ender olarak tepki veriyorlar. Ancak bu işin resmi kanallar üzerinden gitmesini sağladık ki gelecekte bizi suçlamasınlar. Kraliyet mahkemesi, kampanya üyelerimizden Aziza El Yusuf’a dilekçeyi imzalarla birlikte göndermesini söyledi. Orada neyi alıp kabul ettikleri ve etmedikleri konusunda farklılar. Kişisel konuları mahkemede doğrudan kabul ediyorlar ancak kamuyu ilgilendiren konularda postayla gönderilmesini istiyorlar. Kral’ın rica ve taleplerimizi ciddiye alacağını umut ediyoruz. Ancak danışmanların Kral’a gelen mektupları nasıl bir filtreden geçirdiklerini, ona neyin ulaşıp neyin ulaşmadığını bilmiyoruz. Taleplerimiz konusunda ivedilikle harekete geçilip yasa değişikliği yapılması toplumun yararınadır.

DW: Kadınlar daha fazla haklar için ne tür bedeller ödemeye hazır? Ne tür fedakarlıklara hazırlıklılar?

Hatoon El Fassi: Bu açık aktivizmimiz için kesinlikle ödenecek bir bedel var fakat başka bir şansımız yok. Yine de bazılarımız diğerlerinden daha fazla bedel ödedi. Bazılarının seyahat hakkı, yurt dışında yaşayıp geri dönmeleri engellendi. Bazılarına karşı işlerinde ya da akademik özgürlükleri konusunda savaşılıyor. Öğretmenlik ya da yazarlık yapmaları yasaklanıyor. Bazılarının imajı zedeleniyor, bazıları farklı bahanelerle hapse atılıyor. Hepimiz payımızı aldık. Taleplerimiz kabul edilip Suudi kadınlar tam anlamıyla bir vatandaş olarak kabul edilene kadar bunu ne kadar sürdürebiliriz bilmiyorum. Ancak vazgeçmeyeceğimizi biliyorum.

© Deutsche Welle Türkçe

Shabnam von Hein

 

Kadınlardan Zeynep için çağrı: İdama karşı sesimizi yükseltelim

İran’da kendisine şiddet uygulayan erkeği özsavunmasını kullanarak öldüren Zeynep Lokran Sekaanvand hakkında verilen idam kararı bugün uygulanacak. İdam kararına karşı açıklama yapan SKB, SKM ve KJA, tüm kadınları ‘idama hayır’ diyerek seslerini yükseltmeye ve kadın dayanışmasını büyütmeye çağırdı

İran’da şiddet gördüğü eşini özsavunmasını kullanarak öldürdüğü için idama mahkum edilen 22 yaşındaki Zeynep Lokran Sekaanvand, bugün idam edilecek. Sekaanvand, cinayetle suçlandığında 17 yaşındaydı ve dolayısıyla uluslararası hukuk standartlarına göre reşit sayılmıyor ancak İran hukukuna göre, reşit olma yaşı erkekler için 15, kadınlar için 9. Uluslararası Af Örgütü kararın geri çekilmesini isterken, ‘http://acileylem.org.tr/eylem-detay.php?q=251’ adresinden de kampanya başlatıldı.

‘İdamı durdurabiliriz’

Avrupa Sosyalist Kadınlar Birliği (SKB), Sekaanvand için açıklama yaptı. Sekaanvand’ın idam cezasının bugün uygulanacağını hatırlatan SKB, “Korkunç bir yobazlık, kadın düşmanlığı, erkek egemenliği, kadın kırımı kol geziyor İran’da” dedi. Kadının erkeğe karşı özsavunmasının Sekaanvand şahsında boşa çıkartılmaya çalışıldığının belirtildiği açıklamada, “Dünyanın her yerinde egemenlerin en büyük korkusu kadın gücü ve örgütlülüğüdür. Çünkü başta sosyalist, ilerici, feminist kadınlar mücadele ediyor, Şengal ve Kobane’de direniyor savaşıyor, Rojava’da kadın devrimi yapıyor. Korkuları ondandır. Özsavunmasını yapan, direnen, mücadele eden kadınları hunharca katlediyor, tecavüzle cezalandırıyor, savaş ganimeti yapıyor, pazarlarda köle gibi satıyor, kafasını kesiyor, çocuklarını öldürüyor” ifadeleri yer aldı. Sekaanvand’ın idamının durdurulabileceğini belirten SKB, tüm kadınları “İdama hayır” diyerek seslerini yükseltmeye çağırdı.

‘İran bu politikalarına son versin’

Kongreya Jinen Azad da (KJA) Sekaanvand için yazılı bir açıklama yayınladı. İran Rejimi’nin bir yandan ülkedeki siyasi tutsakları idam ederken, diğer taraftan kadınlara yönelik insanlık dışı uygulamaların devam ettiği ifade edilen KJA açıklamasında, “Eşinin yıllar süren şiddetine karşı daha 17 yaşında iken özsavunmada bulunan Zeynep’in idam edilecek olması İran Hükümeti’nin, kadınlara karşı yürüttüğü katliam politikalarının açık göstergesidir. Zeynep Lokran hakkında verilen idam kararı bugün infaz edilebilir. İran yetkililerine Zeynep Lokran’ın yeniden yargılaması ve yargılamanın adil bir şekilde yapılması çağrısında bulunuyoruz” denildi. Kendisine tecavüz eden erkeği öldüren 26 yaşındaki Reyhan Cabbari’nin idam edildiğini hatırlatan KJA, “Yine idamla yargılanan ve halen insanlık dışı uygulamaları ile bilinen İran rejimi zindanlarında tutuklu bulunan Kürt devrimci ve kadın aktivist Zeynep Celaliyan ağır işkencelere maruz kalmaktadır” dedi. İran Rejimi’nin kadınlara yönelik yürüttüğü katliam politikalarının, kadın mücadelesi ve örgütlülüğünün gerekliliğini bir kez daha ortaya koyduğunu ifade eden KJA, İran Rejimi’nin kadın karşıtı politikalarını kınayarak, bu politikalara son vermesi çağrısında bulundu.

‘Kadın dayanışmasını büyütmeliyiz’

Sosyalist Kadın Meclisi (SKM), Sekaanvand için yazılı bir açıklama yayınladı. Dünyanın birçok ülkesinde kadına yönelik şiddet ve katliamların erkek egemen devletler tarafından uygulandığı belirtilen açıklamada, İran Rejimi’nin daha önce de onlarca kadını idam ettiği ifade edildi. Sekaanvand’ın idam edilmesinin kadınlar tarafından engellenebileceğinin vurgulandığı açıklamada, “İran devletinin gerici kadın düşmanı politikalarına karşı tüm dünya kadınları, Zeynep’e sahip çıkmalı Zeynep’in sesi soluğu olmalıdır. Zeynep’in idam edilmemesi için İran konsolosluğuna protesto faksları çekilmeli, aynı zamanda dayanışma eylemleri örgütlenmeli, kadın dayanışmasını her alanda büyütmeliyiz” denildi.

JINHA

Nobel Edebiyat Ödülü kazanan Dario Fo yaşamını yitirdi

İtalyan basınında yer alan haberlerde, politik hicivleriyle de ün kazanan ve 1997 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülen Dario Fo, akciğerlerindeki bir sorun nedeniyle iki haftadır tedavi gördüğü Milano’daki Sacco di Milano Hastanesi’nde bu sabah hayata gözlerini yumdu.   Başbakan Matteo Renzi, Fo’nun ölümünün ardından paylaştığı mesajında, “Dario Fo ile İtalya, tiyatro, kültür, sivil hayatın baş aktörlerinden birini kaybetti. Onun hicvi, sahnedeki işi, çok yönlü sanatsal etkinlikleri, İtalya’ya büyük bir miras olarak kaldı” ifadelerini kullandı.   “Türkiye’de oyunlarımın yasaklanması, ikinci kez Nobel kazanmak gibi”   Dario Fo, darbe girişiminin ardından oyunlarının Türkiye’de sahnelenmesine engel konulmasına ilişkin haberlerin ardından, “Bundan onur duyuyorum, ikinci kez Nobel kazanmak gibi” açıklamasını yapmıştı.   Ancak yaşanan tartışmaların ardından Devlet Tiyatroları (DT) Genel Müdürlüğü Basın Danışmanı Yılmaz Serter Kırçıl, yeni sezonda aralarında Shakespeare, Çehov, Brecht ve Dario Fo dahil olmak üzere pek çok yabancı yazarın oyununun sahnelenmeyeceği bilgisinin doğru olmadığını söylemişti.
Kırçıl, açılış oyunlarının dışında DT sezonuna eski ve yeni yabancı eserlerle devam edeceklerini belirtmişti.   Toplumsal Ajitör
24 Mart 1926’da Lombardiya Bölgesi’ndeki Sangiano kasabasında dünyaya gelen Dario Fo, oyunlarının temalarını güncel sorunlara dayandırdığı için “tiyatro karikatürcüsü”, “toplumsal ajitatör” ve “radikal palyaço” olarak nitelendiriliyordu.
Aykırı solcu kimliğiyle siyaset dünyasına sert göndermelerinden ötürü Fo, “Koronun dışında kalan solun adamı, bayraksız militan” olarak da anılıyordu.
Küçük kabare ve tiyatrolar için yergili revüler yazan bir metin yazarına yardım ederek kariyerine başlayan Fo, Oyuncu Franca Rame ile evlendi.
Fo çifti, 1959’da Dario Fo – France Rame Topluluğu’nu kurdu. “Canzonissima” adlı televizyon programında sundukları komik skeçlerle kısa sürede tanınan çift, daha sonra siyasal bir ajit-prop tiyatrosu geliştirdi.
İkilinin oyunları “Commedia dell’Arte” geleneğine dayanırken, Fo’nun kendi deyimiyle “resmi olmayan solculuk”la kaynaşmış bir tarzları vardı. 1968’de ise İtalyan Komünist Partisi’yle ilintili olan “Yeni Sahne” adlı bir başka topluluk kurdu.
1970’te Halk Tiyatrosu Topluluğu ile fabrika, park, spor alanı gibi halkın toplu olarak bulunduğu yerleri dolaşmaya başlamışlardır.
Fo, oyuncu olarak ise en çok, tek başına bir yetenek gösterisi yapmaya başladığı ve günümüze kadar sürdürdüğü Mistero Buffo’daki (1969) rolüyle tanındı.
Tiyatro Yapmak Dünyanın En Güzel İşi
Fo’nun, Türkiye’de tanınmasına yol açan “Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü (1970)” adlı eseri, İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda 8 yıl sergilenmişti.
Fo’nun yazdığı önemli eserler arasında “Klaksonlar, Borazanlar ve Bırtlar (Diğer adıyla Yüzsüz)”, “Kadın Oyunları (1981)”, “Elizabeth, Neredeyse Kadın, Ödenmeyecek Ödemiyoruz (1974)” bulunuyordu.
Fo, 1981’de Sonning, 1986’da Obie, 1997’de Nobel Edebiyat, 1997’de ise İtalya Kültür ve Sanat Altın Madalyası ödüllerine layık görülmüştü.
Fo, işine olan tutkusunu, “Tiyatro yapmak, dünyanın en güzel işi” sözleriyle ifade ediyordu.
“Tanrı Bir Siyahtı”
Dario Fo, “Darwin, ama baba tarafından mı anne tarafından mı maymunuz?” adlı son eserini, 20 Eylül’de Milano’da tanıtmıştı.
Bu eserinde yaratılışçılıktan bahseden Fo, “Bir zamanlar beyaz tenli olduğumuz doğru değil. Birçok asır önce, Afrika’nın ortasında doğduk ve doğal olarak bizler siyahtık. Adem ile Havva da siyahlardı ve özellikle Tanrı da bir baba olarak öyleydi” tezini ortaya atmıştı.
 

Irak Bölgesel Kürt Parlamentosu vekili: PKK Musul operasyonuna katılacak

Irak bölgesel Kürt parlamentosu’nda Ezidileri temsil eden Milletvekili Şeyh Şemo, yaptığı basın açıklamasında, Sincar (Şengal) bölgesi’ndeki PKK’lilerin, IŞİD’e karşı düzenlecek olan Musul operasyonuna Şii milis örgütü olan ‘Haşdi Şabi’ teşkilatı bayrağı altında katılacağını öne sürdü.

Şemo, PKK’lilerin bölüklere dağıtılacağını ve Haşdi Şabi simgesi taşıyan üniformalar giyeceklerini söyledi.

Irak hükümetinin planını eleştirdiler

PKK’nin Musul’un kurtarılması için düzenlecek operasyona katılması durumunda Türkiye’nin tepkisinden endişe ettiğini ifade eden Şemo, merkezi hükümet tarafından desteklenen PKK’nin Irak Kürdistanı’nda kargaşaya neden olacağını belirterek Irak hükümetini suçladı.

Öte yandan Şengal Kaymakamı Mahma Halil da, merkezi hükümetin PKK’yi Türkiye’ye karşı koz olarak kullanmasının, bölgede sorunlara yol açarak kaos yaratacağının altını çizdi.

cumhuriyet

AKP’li başkan, som altından Çamlıca Camii’nin maketini yaptırdı

AKP’li Üsküdar belediyesinin İstanbul’da inşaatı süren Çamlıca Cami’nin som altından maketini yaptırması büyük tepki topladı.

İstanbul’da inşaatı süren Çamlıca Camii’nin som altından maketinin yapılması tepki topladı. Maketi yapan Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, maketle çekilmiş fotoğrafını önce Twitter hesabından paylaştı daha sonra sildi. Maketin yapımında 233 kilo altın kullanılması pes dedirtti.

233 KİLO SOM ALTINDAN MAKET!

Bu yıl 43’üncüsü düzenlenen Uluslararası Mücevherat Saat ve Malzemeleri Fuarı “İstanbul Jewelry (Mücevher) Show”a 233 kilo altın kullanılarak yapılan Çamlıca Cami maketi damga vurdu. Altın maketle ilgili konuşan AKP’li Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, “Biz de iple çekerek caminin açılışını bekliyoruz, 2017 yılı Ramazan ayında cami ibadete açılacak ama bu maketle heyecan şimdiden bizleri sardı” diye açıklama yaptı.

TWEET SİLİNDİ!

Türkmen maketin yapıldığını Twitter adresinden önce paylaştı. Daha sonra gelen tepkiler üzerine Türkmen tweetini sildi. Maketin ise 29 bin liraya mal olduğu ileri sürüldü. (Odatv)

Kırklar Dağı davasında 9 kişiye tahliye

Amed’teki Kırklar Dağı’ndaki inşaat projesine ilişkin açılan davanın duruşmasında 14 aydır tutuklu olan 9 kişi tahliye edildi.

Amed (Diyarbakır) merkez Sur ilçesindeki Kırklar Dağı’nda iki şirket tarafından başlatılan 725 konutluk inşaat projesine yönelik soruşturmada 9’u tutuklu 32 kişi hakkında “Terörizmin finansmanının önlenmesi hakkındaki kanuna muhalefet” ve “nitelikli yağma” suçlarından açılan davanın ilk duruşması başladı. Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, tutuklu ve tutuksuz sanıklar ile avukatları katıldı. Davacı inşaat firması sahibi ve emekli Yarbay Ufuk Eser Subaşı ise duruşmaya katılmadı. Kimlik tespiti ve iddianamenin özetinin okunmasıyla başlayan duruşmada tutuklu sanıklar savunma yaptı.

Birçok sanık savunmasını tercüman aracılığıyla Kürtçe yaptı. Sanıklar savunmalarında, inşaat firması sahibi ve emekli Yarbay Ufuk Eser Subaşı’nın Kırklar Dağı’nda inşaat halinde olan aynı daireyi kendileri dışında 5 kişiye daha sattığını belirterek, borç batağında olan Subaşı’nın herkesi dolandırdığını söyledi. İnşaat halindeki konutlarının yüzde 7’sinin PKK’ye fon olarak aktırıldığı yönündeki iddiaların doğru olmadığını ifade eden sanıklar, bu yöndeki iddiaları iddianameden öğrendiklerini vurguladı.

Ardından savunma yapan avukatlar, firma yetkilisi emekli Yarbay Subaşı’nın müvekkilleri hakkında asılsız beyanlarda bulunduğunu ifade ederek,” Firma sahibi Subaşı cebinde beş kuruş para olmadan Kırklar Dağı’nda inşaat işine girişmiş. Para bulamayınca tefecilere borçlanmış. İnşaattan daire alanlar ve tefeciler alacakları için sıkıştırınca Subaşı işin içine MİT elemanlarını (gizli soruşturmacı) dâhil ediyor. Subaşı kendisini sıkıştıran kişilerle yaptığı görüşmelerde, MİT elemanlarını eşinin akrabaları diye tanıtıyor. Bunların tuttuğu asılsız raporlar üzerinden dava açılıyor” diye belirtti. Avukatlar, Subaşı hakkında açılmış onlarca icra dosyası olduğunu belirterek, Subaşı’nın dolandırıcılık nedeniyle şu anda gözaltında olduğunu aktardı.
11 saat süren duruşmanın ardından mahkeme heyeti, 14 aydır tutuklu olan Namık Kemal Avşar, İsmet Demirbülek, Mehmet Yazmaz, Enver Yurtdaş, Fırat Çoban, Ramazan Keskinkılıç, Emine Yıldız, Kemal Güler ve İlhami Mat’ın tahliyesine karar vererek, duruşmayı Ocak ayına erteledi.

(dte/avt)

İtalyan yargı ve basın mensupları, Türkiye için eylem yaptı

İtalya’nın başkenti Roma’da, yargı mensupları ve gazeteciler, darbe girişimi sonrası Türkiye’deki meslektaşlarının tutuklanmasını ve basına uygulanan sansürü protesto etti. İtalya Yargıtay Başkanı Giovanni Canzio, Türkiye’de tutuklananların korunması için kalıcı gözlemciler atanması çağrısı yaptı.

Yargıtay binası önünde toplanan 100’ün üzerinde üst düzey hakim ve savcı ile avukat ve gazeteci, meslektaşlarının serbest bırakılması için Türkiye hükümetine çağrıda bulundu.

Aynı zamanda İtalyan hükümetini de söz konusu ülkedeki insan hakları ihlallerine karşı sesini yükseltmeye davet eden grup, buna sesiz kalınmasını ise “suç ortaklığı olarak niteledi. 

Protestoya katılanlar, Türkiye’de halihazırda 100 bin civarında siyasi tutuklu bulunduğunu ifade ederken, amaçlarının buna karşı “inanılmaz” diye niteledikleri sessizliği bozmak olduğunu belirttiler.

Roma Savunma Avukatları Birliği Başkanı Avukat Francesco Taglieri, Türkiye’de olanlardan dikkatlerini ayırmamaları gerektiğini, çünkü insan haklarının ayaklar altına alındığını söyledi. Taglieri, 2013 yılında ülkedeki bazı avukatların, sadece mesleklerini icra etmek isterken tutuklandığını hatırlattı. 

Eylemin ardından Yargıtay’ın kütüphanesinde, yine Türkiye’deki söz konusu gelişmelerle ilgili bir konferans düzenlendi. Buradaki konuşmacılar arasında Yargıtay Başkanı Giovanni Canzio, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Giovanni Salvi ve İtalya Ulusal Basın Federasyonu (FNSI) Başkanı Giuseppe Giulietti de yer aldı. 

‘AVRUPA’DAKİ YÜKSEK MAHKEMELER, TÜRKİYE’DEKİ İLİŞKİLERİNİ DONDURDU’

Türkiye’deki insan hakları ihlallerine artık bir son verilmesi gerektiğini söyleyen Giovanni Canzio, “Bu konuda çok fazla ileri gidildi” ifadesini kullandı. 

Türkiye’de 2 bin 700 yargı mensubunun tutuklandığını belirten Yargıtay Başkanı Canzio, “Tüm tutuklananların kim olduğu ve nerede tutulduklarını, hangi delillerle suçlandıklarını ve kimler tarafından yargılanacaklarını öğrenmek, onları korumak için kalıcı gözlemciler atamak gerek. Daha şimdiden, tutuklananlar arasında intihar edenler oldu” diye konuştu.

Kendi kuşağındaki insanların, Yunan Askeri Cuntası’na (1967-1974 yılları arası), Pinochet dönemi Şili’sine ve Arjantin trajedisine (1976-1983 yılları arasındaki dikta döneminde hayatını kaybedenler) şahitlik ettiğini anlatan Giovanni Canzio, Türkiye’deki durumu bu olaylara benzeterek, “Şimdi, darbe girişimi sonrası tasfiyelerin sürdüğü Türkiye’de yaşananlar karşısında tepkisiz kalamayız dedi.

Avrupa’daki yüksek mahkemeler ağının, Türkiye’deki muadili ile olan ilişkilerini dondurduğunu söyleyen Canzio, “Ancak bundan daha fazlasını yapmalıyız ve bu ülkede kalıcı gözlemciler ve İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlal edilmesine bir son verilmesi için ısrarcı olmalıyız diye sözlerini sürdürdü.

YARGI MENSUPLARI, GAZETECİLER VE AKADEMİSYENLER ÇOK FAZLA ETKİLENİYOR

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Giovanni Salvi ise, Türkiye’de her geçen gün daha fazla ayrımcılık yapıldığı ve bunun yargı mensupları, gazeteciler ve akademisyenleri çok fazla etkilediğini belirterek, “Bu baskıcı müdahale, daha fazla hoş görülemez” dedi. 

Bu protestonun ve konferansın olağanüstü birer girişim olduğunu söyleyen Giuseppe Giulietti ise, “Yargıçları, gazetecileri ve avukatları, sansüre karşı hiç böyle birlik içinde görmemiştim” diye konuştu.

AVRUPA’NIN GÖBEĞİNDE EN BÜYÜK HAPİSHANE

Giulietti, Türkiye’nin, Avrupa’nın göbeğinde en büyük hapishane haline geldiğini de ifade etti. Konferansta ayrıca, 2013 yılında Gezi Direnişi sırasında polis şiddetini protesto etmek isteyen avukatlara Çağlayan Adliyesi’nde polisin müdahalesine ilişkin görüntüler de izlettirildi. (DHA)

Beşiktaş Belediye Başkanı Hazinedar disipline sevk edildi

CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Toplantısı, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında gerçekleşti. Toplantının gündemini ise CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Selin Sayek Böke, düzenlediği basın toplantısında paylaştı.

Gazetecilerin sorularını da cevaplayan Böke, bir soru üzerine, “CHP, Türkiye için hukuk derken bunu boşlukta kalmış bir kavram olarak söylemiyor. Kendi içinde de hukuku işleten bir parti. Türkiye’ye de gerçek hukuku getirecek olan partidir. CHP, bu konularda kendi hukuki çerçevesi içerisinde bugün MYK’de değerlendirmelerini yaptı. Beşiktaş Belediye Başkanımızın disipline sevk edilmesi konusunda bir karara vardı. Bundan sonra artık disiplin kurulunun bu süreci yönetmesini takip edeceğiz. Detaylarına bugün girmek doğru olmaz. Bizim tartıştığımız mesele bunun bir disiplin sürecine dönüşüp dönüşmemesi meselesiydi” ifadelerini kullandı.

Hazinedar’ın YDK’ye “geçici ihraç talebiyle” sevk edildiği öğrenildi. CHP Tüzüğü’ne göre, parti içinde ayrılık gözeten ve ayrımcılık yapan, parti düzenini bozma ve çalışmaları aksatma tutumu sergileyen üyeler için geçici ihraç (çıkarma) cezası verilebiliyor. Geçici ihraç, üyenin partiden 1 yıldan 2 yıla kadar ilişkisinin kesilmesini öngörüyor. Parti tüzüğüne göre, geçici çıkarma cezası alanlar, bu süre içinde parti üyelerine tanınan haklardan yararlanamıyor ve cezanın tamamlanmasından itibaren 6 ay süre ile parti organlarına seçilemiyor.

CHP’nin 3 ayda bir toplanan Parti Meclisi’nde de bazı üyeler, Hazinedar’ın parti programı ve kuralları dışında hareket ettiğini iddia ederek, disipline sevki için imza toplamışlardı.

YURT DIŞINA ÇIKIŞ YASAĞI KONMUŞTU

Hazinedar hakkında, darbe girişimi ardından başlatılan Gülen Cemaati soruşturması çerçevesinde yurt dışına çıkış yasağı getirilmişti. Hakkındaki yasakla ilgili konuşan Murat Hazinedar, “Bu temizlik operasyonunu kirletmeye kalkanlar olabilir. Bu kirletmenin aracısı ya da hedeflerinden biri ben olabilirim. Bir Murat değil bin Murat feda olsun devletime” demişti. (DHA)

Dr. Gergerlioğlu Facebook paylaşımı nedeniyle açığa alındı

Caner AKTAN
Kocaeli

Facebook hesabından yaptığı bir paylaşım nedeniyle hakkında Kocaeli Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekterliği tarafından soruşturma açılan Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu, aynı gün, ifadesi alınmadan Kocaeli Valiliği tarafından açığa alındı. 
Dr. Gergerlioğlu Facebook hesabından “Bu fotoğrafa bakıp niye bu savaşın bitirip tüketmekten başka anlamı olmadığını anlarsınız. Analar aynı, bayraklar farklı..! Ölünce farkımız kalmıyor birbirimizden.! Çocuklarımızın tabutu yan yana duracağına, dirisi yan yana dursun, eşitçe, kardeşçe ve omuz omuza” mesajını vermişti.

LİNÇ KAMPANYASI BAŞLATILDI

Aynı zamanda T24 yazarı olan Gergerlioğlu hakkında linç kampanyası başlatıldı. Başta BBP olmak üzere hakkında birçok kurum temsilcisi tarafından suç duyurusunda bulunuldu. Gergerlioğlu, sosyal medya üzerinden verdiği mesajın arkasında olduğunu savunarak kendisine hakaret edenler hakkında suç duyurusunda bulundu.

‘KARAR HUKUKSUZDUR’

Açığa alınmasıyla ilgili açıklama yapan Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Hakkı, adaleti, barış talebini dillendirdiğim için bu karar alınmıştır. Bu kararla boyun eğeceğimi sanan varsa yanılır. Bu hukuksuz karara karşı mücadele edeceğim ve sonuç ne olursa olsun ilkelerimden vazgeçmeyeceğim.Kamu idaresi adına bu karara atılmış imza, nezdimde sadece ve sadece haksızlık, hukuksuzluktur” dedi.