Ana Sayfa Blog Sayfa 6232

Pisidia Antiokheia’nın ikinci büyük kilisesi açığa çıkarıldı

Isparta’nın Yalvaç ilçesindeki Pisidia Antiokheia Antik Kenti’nin ikinci büyük kilisesi 3 yıldır sürdürülen çalışmalar sonucu ortaya çıkarıldı. 6’ncı yüzyılda yapılan kilisenin 11 ya da 12’nci yüzyılda büyük bir yangında tahrip olduğu tahmin ediliyor.

Pisidia Antiokheia Antik Kenti Kazı Başkanı, Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Özhanlı, kazı çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi. Bu yılki kazılara temmuz ayında başladıklarını ve aralık ayına kadar devam edileceğini söyleyen Prof. Dr. Özhanlı, ödenek yetersizliği nedeniyle sadece bir alanda çalıştıklarını aktardı. 2013 yılında bulunan antik kentin 4’üncü kilisesinin yapılan çalışmalarla tamamen açığa çıkarıldığını anlatan Prof. Dr. Özhanlı, kilisenin sağlam kalan duvarları üzerindeki fresklerin konservasyon çalışmalarının devam ettiğini kaydetti.

‘TAŞLAR ISI NEDENİYLE PATLAMIŞ’

Bulunan kilisenin antik kentin ikinci büyüğü konumunda olduğunu belirten Prof. Dr. Özhanlı, 3 yıldır süren kazı çalışmaları sonucu ortaya çıkarılan kalıntıların kilisenin tarihini belirlemede rol oynadığını anlattı. Kilisenin 6’ncı yüzyılda yapıldığını ancak yıkılma tarihini tam saptayamadıklarını vurgulayan Prof. Dr. Özhanlı, kilisede çok büyük bir yangın sonucu yıkım gerçekleştiğini tahmin ettiklerini söyledi. Prof. Dr. Özhanlı, “O kadar büyük bir yangın olmuş ve uzun süre devam etmiş ki içeride bulunan taşların ısı nedeniyle patlamış olduğunu gördük. Yangından önce de zeminde bulunan mermerlerin söküldüğü ve eritilerek kireç olarak kullanıldığını tespit ettik. Kilisenin hemen kuzey köşesinde bulduğumuz yangın tabakasının içerisinde ele geçirdiğimiz Selçuklu sikkesi 11 ya da 12’nci yüzyılda tahrip edilmiş olabileceği ihtimalini güçlendirdi. Belki küçük bir sikke ile bunu söylemek mümkün olmayabilir ama diğer gözlemlerimiz de kilisenin 12’nci yüzyılda tahrip edilmiş olduğuna işaret ediyor” diye konuştu. (DHA)

Üniversitede sanat topluluğuna tekbirli saldırı

Hacettepe Üniversitesi Bilim, Kültür ve Sanat Topluluğu’nun toplantısı bozkurt işareti yapan ve tekbir getiren bir grubun saldırısına uğradı. Birçok öğrenci topluluğunun etkinlik düzenlediği dönemde yapılan saldırıya tepki gösteren öğrenciler, yaratılan gergin ortamın bilim ve sanat üretimine engel olacak bir hal aldığına dikkat çekti.

Üniversitenin Beytepe kampüsünde öğrenci toplulukları, her dönemin ilk haftalarında tanışma toplantıları ve etkinlikler düzenliyor. Üniversite bünyesinde, gerekli izinli alarak yapılan etkinliklerden biri de Bilim, Kültür ve Sanat Topluluğu’nun tanışma toplantısı idi. Önceki gün gerçekleşen toplantı sloganlar atarak tekbir getiren bir grubun saldırısına uğradı. Bir kadın öğrenciyi darbeden grup, toplantıya katılan diğer öğrencileri de tehdit etti.

Yayınladığı yazılı açıklamayla durumu kınayan topluluğa diğer öğrenci toplulukları da destek verdi. Topluluğun açıklamasında bilim, kültür ve sanat üzerine tartışmayı planladıkları etkinlikliğe gelen öğrencilerin can güvenliğinin tehdit edildiğine dikkat çekildi.

Üniversitedeki bu durumu ülke gündeminden bağımsız değerlendirmenin mümkün olmadığı belirtilen açıklamada, saldırıyı gerçekleştirenlerin geçmişte 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününde kadınlara saldırdığı, Soma için yapılan anıt duvarı tahrip ettikleri, tecavüze direndiği için öldürülen Özgecan Aslan’ın duvara resmedilen silüetini karaladıkları, Cerattepe’nin korunması için horon tepenlere saldırdıkları ifade edildi. Topluluk açıklamasında, herşeye rağmen üniversitelerinde laik, bilimsel ve aydınlanmacı üretimden yana tutumlarını sürdüreceklerini vurguladı.

Rektörlük ile görüşme talep eden öğrenciler, bu saldırının da geçmişte yaşananlar gibi cezasız kalmaması gerektiğine dikkat çekiyor. (Ankara/EVRENSEL)

Avcılar’da yıkım sonrası halk, belediye önünde toplandı

Vedat AYDEMİR
İstanbul

İstanbul Avcılar’da belediye ekipleri Yeşilkent mahallesinde bulunan birçok evin yıkılması için sabah erken saatlerde harekete geçti.
Avcılar Belediyesi, Yeşilkent mahallesinde bulunun binaların kaçak olduğunu gerekçe göstererek sabah erken saatlerde yıkım kararı aldı. İnşaat halindeki üç evin yıkılmasının ardından halk tepki gösterdi. Belediye ekipleri ile yaşanan gerginliğin ardından yıkım durduruldu. Avcılar Belediyesi önünde toplanan mahalleliler Belediye başkanını istifaya çağırdı.

Mahallelinin çoğunun da üye olduğu Yavuhasan Köyü Derneği Başkanı Mehmet Baltaş, belediyenin önünden ayrılmayacaklarını, belediye başkanı ile görüşmelere başlandığını ifade etti. Baltaş, “Mahallemizde bulunan sosyal yardımlaşma dernekleri ile iletişime geçtik mahalle ile dayanışma içerisindeyiz. Eğer insanlar toplanmasaydı elli ev daha yıkılacaktı” dedi. Belediye önünde toplanmaya devam eden halk alınacak kararı bekliyor.

Nils Muiznieks: Türkiye kolektif travmada

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks, geçtiğimiz günlerde Ankara’yı ziyaret ederek, Türk hükümetinin Olağanüstü Hal uygulamalarına dair incelemelerde ve temaslarda bulundu. Türk hükümetinin OHAL kapsamındaki önlemlerinin insan hakları boyutuna yönelik bir rapor kaleme alan Muiznieks, resmi makamlarla çok iyi bir işbirliği olduğuna dikkat çekti. Sivil toplum ve muhalefet partileriyle de görüşmeler yapan Avrupa Konseyi üyesi, Türkiye’nin bireysel ve kolektif olarak travma geçirdiğini gözlemlediğini kaydetti. Muiznieks, travmanın sebebinin ise insanların böylesi bir darbe girişimi olabileceğine inanamamaları olduğunu belirtti.

Eleştiri dolu bir rapor hazırlayan Nils Muiznieks, ülkelerinAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni kısmen askıya alma ve olağanüstü hal ilan etme hakları olduğunu ancak bunun tüm hakları askıya almak ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi denetiminden çıkmak olmadığını vurguladı. Avrupalı yetkili, bazı hakların askıya alınmasının, mahkemenin denetimini ortadan kaldırmadığını ifade etti.

Bazı önlemlerin normal insan hakkı güvencelerini ve iç hukuk yollarını hiçe saydığını belirten Muiznieks, bu önlemlerin en kısa sürede değiştirilmesi gerektiğini kaydetti. Darbe girişimi sonrası bazen önlemlerin acil tehdit nedeniyle meşru olduğunu ancak bu önlemlerin zamanla daha az meşru hale geldiğini ifade eden Muiznieks, aradan iki buçuk ay geçtiğini ve artık Türk demokrasisine yönelik acil tehdidin 16 Temmuz’daki gibi olmadığına dikkat çekti.

Hain bir subay ile bir öğretmenin tehdidi tamamen farklı

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks, Deutsche Welle Türkçe‘nin sorularını yanıtlayarak, temel kaygısının yargı, savcı ya da memurlara tek bir yapıymış gibi genel bir yaklaşımdan kaynaklandığını belirtti. Bu durumun medya ve sivil toplum kuruluşları gibi özel sektör için de geçerli olduğuna dikkat çeken Avrupalı yetkili,elinin altında silah olan hain bir subay veya polis memurunun oluşturduğu tehdit ile hain olabilecek bir öğretmen veya sağlık çalışanının oluşturduğu tehdidin birbirinden tamamen farklı olduğuna dikkat çekti.

Özel sektörde değişik insan hakları uygulandığını belirten Muiznieks, el koymakla mülkiyet hakkının, dernekleri kapatarak örgütlenme özgürlüğüne, medya organlarını tasfiye ederek de ifade özgürlüğüne dokunulduğunu vurguladı. Kanun hükmünde kararnamelerin kamu ve özel sektörler arasında fark görmeden uygulandığını ifade eden Muiznieks, bu yaklaşımın değişmesi gerektiğini kaydetti.

FETÖ bağlantılı kuruluşlar önceden yasal olarak çalışıyordu

Muiznieks, FETÖ ile bağlantılı olduğu söylenen kuruluşların 15 Temmuz’a kadar Türkiye’de yasal olarak çalıştığını belirtti. Birçok kişinin bu kuruluşlarla iş yapmanın, örgütlenmenin yasallığı veya riskini sorgulamadığını belirten Avrupalı yetkili, resmi makamların şimdi bu örgütün 15 Temmuzun çok öncesinde de terör örgütü olduğunun birçok kişi tarafından bilindiğini söylediğini ifade etti. Muiznieks, “Benim buna yanıtım, “eğer herkes için böyleydiyse o halde bu kuruluşları, medya organlarını ve sivil toplum örgütlerini önceden yasaklamalıydınız” dedi. Gülen örgütünün Türk toplumuna epeyce yayıldığına dikkat çeken Muiznieks, birçok kişinin şöyle ya da böyle Gülen bağlantılı bir kuruluş veya birey ile temasta olduğunu belirtti. Avrupalı yetkili, “İnsanlar 15 Temmuz’da eline silah alıp darbe yapamaya kalkışıncaya kadar bu riskin tahmin edilemediğini söyleyemezsiniz” şeklinde konuştu.

“Fransa ve Türkiye’deki olağanüstü hal uygulamaları aynı şeyler değil

Ankara’da görüştüğü Türk makamlarının kendisine sık sık Fransa’daki olağanüstü hal uygulamasını örnek gösterdiğini belirten Muiznieks, sadece demokrasiye yönelik tehdit değil aynı zamanda alınan önlemler konusunda da arada çok büyük fark olduğunu vurguladı. Fransa’da yasama organının kanun yapma işlevine devam ettiğini ifade eden Muiznieks, Türkiye’de bugün parlamentonun incelediği kanun hükmünde kararnamelerde olduğu gibi bu yetkiyi hükümete devretmediğini kaydetti ve Fransa’da yasama ile yürütme arasında böylesi bir dengesizlik olmadığını belirtti. Nils Muiznieks ayrıca Fransa’da insan haklarına müdahalenin çok daha kısıtlı düzeyde olduğunu, Fransa’da kapatılan medya, dernek veya sivil toplum kuruluşu olmadığına dikkat çekti. Muiznieks ayrıca yüz binlerce kişinin görevinden alınmadığını ve Fransa’da kamu denetçisi, ulusal insan hakları kurumu ve parlamento komisyonlarının çok ciddi gözetimi söz konusu olduğunu kaydetti. Bunların Türkiye’de de olmasını ümit ettiğini de sözlerine ekledi.

 ‘Yeşil Yol’ direnişine destek ver!

Karadeniz’deki doğal güzellikleri ile ünlü 8 yaylayı birbirine bağlayacak olan Yeşil Yol Projesi’nde yapım çalışmaları Çamlıhemşin’de yeniden başladı. Çalışmaları protesto etmek amacıyla Fırtına İnsiyatifi önceki gün yaylaya çıkmak istedi ancak yaylaya çıkan yollar jandarma tarafından kesilerek bölgeye ulaşım engellendi. Yaşam Savunucusu Sibel Öz, Yeşil Yol Projesi’nin Karadeniz’in ölümü olacağına dikkat çekerek, “Gözü dönmüş bir şekilde doğaya, ağaca, suya saldırmak, sistemin son yıllardaki bütün politikasını özetlemektedir. Yaşlısıyla, genciyle bu işin karşısındayız. Bizim olanı sonuna dek korumak zorundayız” diye konuştu.

‘Ülkenin en değerli ekosistemi’

Yeşil Yol projesinde yaşam savunucularının avukatlığını yapan Yakup Okumuşoğlu da, “Bu yolun planlamasından, fiilen doğadaki çalışmalarına kadar olan süreçteki tüm işlemler hukuka aykırıdır” diyerek, hukuk devletinde idarenin hukuka dayalı olarak işlem yapabiliceğini söyledi. Okumuşoğlu, “Planlamanın anayasası sayılan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında ‘Yeşil Yol’ konusunda yürütmeyi durdurma varken, devam eden çalışmaları hukuken tanımlamak ve anlamak mümkün değildir” diye konuştu. Yeşil Yol’a karşı direnmenin sadece Fırtına İnisiyatifi’nin görevi olmadığını belirten Okumuşoğlu, halka direnişe destek verme çağrısında bulundu. Sosyal medya üzerinden çalışmaların durdurulması için çağrı yapan Fırtına İnisiyatifi üyeleri, bugün saat 19.30’da Kadıköy’de bulunan Süreyya Operası önünde basın açıklaması düzenleyecek.

RİZE/JINHA

Mülteci kadınlar haklarını bilmiyor

Suriye’de 5 yılı aşkın süredir aralıksız devam eden savaş nedeniyle ülkelerini terk ederek Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan milyonlarca mülteci arasında 1 milyon 500 bine yakınını kadınlar oluşturuyor. Kadınlar, maruz kaldıkları ağır hak ihlalleri nedeniyle yine maruz kaldıkları şiddetin de farkında değil. Büyük bölümü AFAD’ın “konaklama tesisi” adı altında kurduğu kamplarda kalan kadınların bilinçlendirilmesine ilişkin projeler ise yok denecek kadar az.

Eğitimlere engel olunuyor

Hatay Barosu Kadın Hukuku Komisyonu Başkanı Avukat Meral Asfuroğlu, mülteci kadınların bulundukları ülkelerin yurttaşları ile aynı haklara sahip olduğunu belirterek, kadınların sahip oldukları haklar konusunda bilinçlendirilmediğini söyledi. Suriye savaşı ile birlikte 400 binden fazla mültecinin göç ettiği Hatay’da kadınların daha çok kamplarda yaşadığını hatırlatan Asfuroğlu, “Kamplarda yaşayan kadın da şiddete maruz kalıyor. Üstlerine kuma getiriliyor. Nikâhsız evlilikler ile taciz ve tecavüze maruz kalıyorlar. Ne yazıkki kadınlar kendi hakları konusunda bilinçli olmadığı gibi bilinçlendirilmeleri için bir eğitim çalışması hem yapılmıyor hem de yapılmasına izin verilmiyor. Hatay Barosu Kadın Hukuk Komisyonu olarak kamplarda bu yönlü bir çalışmaya talip olduğumuzu defalarca dile getirmemize rağmen sonuç alamadık” diyor.

HATAY/DİHA

 

Lokran bugün idam edilebilir

Uluslararası Af Örgütü, eşini öldürdüğü iddiasıyla İran Rejimi tarafından idam cezasına çarptırılan Zeynep Sekanvand Lokran için acil eylem çağrısı yaptı.

Şubat 2012’de eşini öldürdüğü iddiasıyla Ekim 2012’den beri tutuklu olan Zeynep Sekanvand Lokran adlı kadına İran rejimi tarafından idam cezası verildi. 15 yaşında evlendirilen Lokran, olayın yaşandığı dönemde 17 yaşında olduğu belirtildi. Polis merkezinde 20 gün işkenceye maruz kalan Lokran, son duruşmasında kendisine birkaç kez tecavüz eden eşinin erkek kardeşinin cinayeti işlediğini söyledi. Mahkeme, Lokran’ın sonradan avukatının yanında verdiği ifadeyi kabul etmedi. Ayrıca olayın olduğu sırada Lokran 18 yaşın altında olmasına rağmen mahkeme tarafından idam cezası verildi. 2015 yılında aynı cezaevinde tutulan bir mahkumla evlendi ve hamile kaldı. Bu nedenle infazı ertelendi. 30 Eylül’de doğum yaptı ancak bebeği yaşamadı. Doğumdan bir gün sonra hastaneden cezaevine gönderildi ve doğum sonrası bakım veya psiko-sosyal destek için doktorla görüşmesine izin verilmedi. Lokran’ın 13 Ekim’de infazının gerçekleşebileceğine dikkat çeken Uluslararası Af Örgütü, İran yetkililerini Lokran’ı infaz etme planlarını derhal durdurma çağrısıyla imza kampanyası başlattı.

HABER MERKEZİ

 

 

 

El Sadr Erdoğan’ı uyardı: Askerlerini çek yoksa!

Sadr Hareketi lideri Mukteda El Sadr, Erdoğan’ı uyararak Irak topraklarındaki askerlerini saygın bir şekilde geri çekmesini, aksi takdirde bu askerlerin Irak topraklarından zorla kovulacağını söyledi

ABD’den sonra Sadr Hareketi lideri Mukteda El Sadr da Irak topraklarındaki Türk askerler konusunda Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı uyardı. Irak Başbakanı Haydar Ebadi ve diğer bazı Iraklı yetkililerin ardından Sadr Hareketi lideri Mukteda El Sadr da yaptığı açıklamada Erdoğan’a seslenerek “Güçlerinin Irak topraklarındaki varlığı meşru değil. En iyisi bu güçlerini saygın bir şekilde Musul’dan çıkarman, aksi takdirde kovulacaklar” dedi.

‘IŞİD’e verdiğin destek çok açık’

Erdoğan’ın IŞİD’e verdiği desteğin çok açık olduğunu söyleyen Mukteda El Sadr, “Ey Erdoğan, ilk önce Türkiye’deki Müslümanları kötülüklerden, zulümden ve tehditlerden koru, ondan sonra Irak’taki Müslümanları korumak istediğini iddia et. Biz Irak halkı olarak Musul halkını korumaya hazırız. Eğer Müslümanlardan kastın IŞİD ise, bu senin IŞİD’e verdiğin desteğin ispatıdır. Bu durumda senden şikayetçi olma hakkımız vardır” ifadelerini kullandı. DİHA

Halep’te saldırılara kaldığı yerden devam

Halep tasarısının BMGK’de veto edilmesinin ardından kentteki bombardımanlar kaldığı yerden devam ediyor. Rusya’nın bombardımanında 25 kişinin yaşamını yitirdiği bildirildi. Ayrıca Rusya Hmeymim’deki varlığını kalıcılaştırıyor

Suriye’nin Halep kentinde silahlı grupların denetiminde olan kentin doğusuna yönelik Rus uçaklarının yeniden hava saldırısına başladığı bildirildi. Rusya’nın hava desteği ile karada ilerleyişini sürdüren Suriye ordusu ve beraberindeki milis güçler, kentin doğusundaki sivillerin bölgeyi terk edebilmesi için saldırılara ara vermişti. Verilen aranın son bulmasıyla Rusya’nın hava saldırısı yoğunluk kazandı. Yapılan bombardımanda 25 kişinin öldüğü belirtiliyor.

Tasarı veto edilmişti

Fransa ve İspanya tarafından hazırlanan ve Halep’te askeri uçakların uçuşunu yasaklamayı ön gören tasarının Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu’nda (BMGK) BM’nin daimi üyesi olan Rusya’nın oyuyla reddedilmesinin ardından saldırıların yoğunlaşması dikkat çekti. Fransa Cumhurbaşkanı Francois Hollande, Halep’teki bombardıman nedeniyle Rus yetkililerin savaş suçlarıyla yargılanması gerektiğini söylemişti.

Saldırılar sürüyor

Son saldırılarla ilgili açıklama yapan İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, saldırılarda en az 25 sivilin öldüğünü ve bazı bölgelerde ağır hasar oluştuğunu söyledi. Ayrıca Rus savaş uçaklarının “sığınak delici” ve diğer türde bombalar kullandığı ve ölenlerin arasında çocukların da bulunduğu savunuldu. Öte yandan Suriye resmi ajansı SANA, silahlı grupların, hükümet güçlerinin elindeki Batı Halep’e saldırdığını ve bu saldırıda 4 kişinin öldüğünü, 13 kişinin de yaralandığını bildirdi.

Rus hava güçlerinin Suriye’nin Lazkiye kentindeki Hmeymim Üssü’nde süresiz olarak konuşlandırılmasını öngören anlaşma, Federasyon Konseyi’nde onaylandı. Rus Parlamentosu’nun üst kanadı Federasyon Konseyi, Rus hava güçlerinin Hmeymim Üssü’nde süresiz olarak konuşlandırılmasını öngören anlaşmayı 158 senatörün ‘evet’ oyu ile kabul etti. Anlaşma ile Hmeymim’deki askeri personel ve ailelerine, diplomatların sahip olduğu dokunulmazlık hakkı da sağlanacak. Rus Parlamentosu’nun alt kanadı Duma, Federasyon Konseyi’ndeki oylamadan önce anlaşmayı onaylamıştı. Moskova ve Şam’da  Ağustos 2015’te imzalanan anlaşma doğrultusunda, Hmeymim’de konuşlu Rus güçlerinin Suriye’de operasyon yapma konusunda anlaşmışlardı. Operasyonlar ise Eylül 2015’te başlamıştı.

HABER MERKEZİ

Demirtaş: Diktatörlük inşa ediliyor

Dün başkanlık sisteminin fiilen devrede olduğunu söyleyen Başbakan Binali Yıldırım’ın sözlerini HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş değerlendirdi. Demirtaş, ‘Başkanlık adı altında diktatörlük’ inşa edildiğini ifade ederek buna sonuna kadar direneceğiz’ dedi

Askeri darbe girişimi ardından fiilen devreye konulan başkanlık sistemine ilişkin Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Dicle Haber Ajansı’na (DİHA) değerlendirmelerde bulundu. Başbakan Binali Yıldırımın Başkanlık sistemine dair dün sarf ettiği “fiili olanı kanunlaştıracağız” yeni anayasa ve başkanlık sistemine ilişkin tekliflerini en kısa sürede Meclis’e sunacakları yönündeki açıklamalarına dair konuşan Demirtaş, sonuna kadar direneceklerini söyledi.

‘Biz demokrasi olsun istiyoruz’

“Başkanlık sistemi adı altında Türkiye’de zaten bir diktatörlük inşa edildiğini” belirten Demirtaş, “Bunu MHP’nin kısmen CHP’nin desteği ile yaptılar. Şimdi bunu anayasal değişiklik ile yasal hale getirmek istiyorlar” dedi. Demirtaş, “Türkiye’de tartışılan şey demokrasi olsun mu, demokrasinin içini nasıl dolduralım değil. Biz modeli ne olursa olsun içi demokrasi ile dolu olsun diyoruz. Parlamenter diktatörlük, başkanlık adı altında diktatörlük, yarı parlamenter diktatörlük, diktatörlüğün hiçbir türünü bize demokrasi diye yutturamazlar” şeklinde konuştu.

‘Bize düşen faşizme karşı direnmektir’

Konuşmasının devamını şu sözlerle sürdüren Demirtaş, “Bakalım tekliflerini sunsunlar. Bizim diktatörlük karşısındaki duruşumuz belli, tek adamlık karşısındaki duruşumuz belli. Sonuna kadar parlamentoda, dışarıda buna karşı direniriz, asla da kabul etmeyiz. Ama gerçekten bir demokrasi teklifi sunulursa en azından partimiz tartışmaya açık olur. Ama şu anki haliyle anlaşılıyor ki MHP ile kapalı kapılar ardında yeni bir dikta rejimi için uzlaşı sağlamışlar. Bize düşen şey diktatörlüğe, faşizme karşı her yerde direnmektir. Bunun adı başkanlık falan değildi. Sanki başkanlık sistemi sunacaklar diye bir şey ifade ediyorlar. Önerdikleri modeli göreceksiniz yakında teklif geldiğinde. Zaten nasıl bir dikta rejimi istediklerini ortaya koyacaklar. Bizim bu konuda tavrımız nettir. HDP’den kimse bu konuda tavrını değiştirmesini istemesin” dedi