Ana Sayfa Blog Sayfa 6234

Haldun Taner büstüne saldırı

Türkiye’nin en önemli tiyatro, öykü ve kabare yazarı Haldun Taner’in İstanbul Kadıköy’deki Mühürdar Caddesi’nde bulunan büstü, tahrip edildi.

Kim ya da kimler tarafından parçalandığı bilinmeyen büstün fotoğrafları sosyal medyadan paylaşıldı ve büstün parçalanmasının Haldun Taner’e yapılan bir saldırı olduğu eleştirileri getirildi. (KÜLTÜR SERVİSİ)
 

Tokat’ta kadın cinayeti: Boşanmak isteyen eşini katletti

Tokat’ın Turhal ilçesinde oturan 24 yaşındaki Ümit Çolak, kendisinden boşanmak isteyerek ailesinin evine dönen 3 aylık eşi 20 yaşındaki Arife Çolak’ı öldürdü. Çolak daha sonra intihara kalkıştı.

Olay gece saatlerinde Turhal ilçesi Yunus Emre Mahallesi’nde meydana geldi. İlçede tütün satışı yapan Ümit Çolak, üç ay önce evlendiği ve bir süre önce kendisinden ayrılmak isteyerek ailesinin evine dönen eşi Arife Çolak ile konuşmak için kayınpederi Mehmet Şık’ın evine gitti. Fakat bir süre konuştuktan sonra tartışma çıktı.

Çıkan tartışma sonrası Ümit Çolak, eşini ruhsatsız tabancasıyla başından ve vücudunun çeşitli yerlerinden vurduktan sonra, silahı başına dayayarak ateşledi. Evde bulunan diğer kişiler durumu acil servis ekiplerine bildirdi. Turhal Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Arife Çolak, burada yapılan müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Ağır yaralanan Ümit Çolak ise Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hastanesi’ne sevk edildi. Çolak’ın durumunun ağır olduğu bildirildi.

Olayla ilgili soruşturma başlatıldı. (DHA)

Alman vekil ve işçilerden ‘Hayatın Sesi’ tepkisi

Sol Parti Avrupa Parlamentosu Milletvekili Fabio De Masi ve Eyalet Milletvekili Deniz Çelik, Avrupa Parlamentosu eski Milletvekili Sabine Wills, Eyalet Parlamento eski Başkan Yardımcısı Kerstin Artus, Demokratik İşçi Sendikaları Federasyonu (DİDF) Hamburg Şubesi’nde sendikacılarla ve birçok işyerinden gelen işçilerle buluştu.

Sendikacılar buluşmasında Türkiye’deki basın üzerindeki baskılar ve Hayatın Sesi Televizyonunun kapatılmasını kınandı. Hayatın Sesi çalışanları ile dayanışma içinde olduklarını belirttiler. Toplantıya katılan politikacılar ve sendikacılar Türkiye’de basına ve demokratik güçlere baskılara tepki göstererek, kapatılan televizyonların derhal açılmasını talep ettiler.

Toplantıya liman işçileri, postane, hastane işçileri; Afineri, Neupack, Federal Mogul, NDR firmaları çalışanları ve birçok işyerinden işçi ve sendikacı katıldı. (Hamburg/EVRENSEL)

BM: Musul en büyük insani krizle karşı karşıya

Irak’ın ikinci büyük kenti Musul’un IŞİD’in elinden alınması için başlatılacak operasyonla ilgili siyasi tartışma ve askeri hazırlıklar sürerken, ortaya çıkacak insani krizin boyutları endişelendiriyor. 
Birleşmiş Milletler Musul’un IŞİD’den ‘kurtuluşu’nun yılın büyük bir insani krizi de birlikte getireceği uyarısı yapıyor. Bir milyon kişinin göç etmesi bekleniyor ve bu büyüklükte bir krizi yönetebilecek bir hazırlık hâlâ yok.   

Birleşmiş Milletler (BM) Irak Koordinatörü Lise Grande, çatışmaların nüfusun çoğunluğunun evlerini kaybedebileceğini ve hayatlarını yeniden kurmaları için milyonlarca dolar yardıma ihtiyaç olacağını söyledi. 

GÖÇ; CANLI KALKAN VE KİMYASAL SALDIRI RİSKİ

Middle East Eye haber sitesinin haberine göre Grande, “BM en kötü senaryoya hazırlanıyor, Musul 2016’nın en karmaşık ve büyük insanlık krizi ile karşı karşıya. Karmaşık olmasının çeşitli sebepleri var. Beklenen operasyonun kapsamına bakıldığındı 1.2 ila 1.5 milyon sivil bu operasyondan etkilenebilir. Musul için en kötü senaryo ise şöyle olabilir: Yüz binlerce insan kitlesel halde kent dışına çıkacak. Yüz binlercesi de kent içinde canlı kalkan olarak kullanılacak. Kimyasal saldırı olacak ve on binlerce, belki yüz binlerce kişi risk altında olacak. Bunların hepsinin de gerçekleşmesi bir felaket olur” dedi. 

En az bir milyon kişinin, insan onuruna uygun koşullarda barınma ihtiyacının karşılanmasının ise milyonlarca dolar gerektireceğini söyleyen Grande, Iraklı güçlerin  bütün bu ihtimallere hazırlıklı olması gerektiği uyarısı yaptı. 

HAVİCA’DAN KAÇANLAR AÇ, SUSUZ VE TÜKENMİŞ HALDE

Musul, Irak’ın en büyük ikinci kenti ve IŞİD Haziran 2014’te ciddi bir direnişle karşılaşmadan kentin kontrolünü ele geçirdi. Öte yandan operasyon öncesi kentten kaçmaya çalışan siviller ise IŞİD’in kent sınırlarına yerleştirdiği belirtilen kara mayınları tehlikesiyle karşı karşıya. 

Save The Children (Çocukları Kurtarın) isimli yardım kuruluşu, kente yönelik operasyon ilerledikçe Musul’un güneyindeki Havica’dan kaçmaya başlayan sivillerin sayısının birkaç gün içinde 90 bine kadar ulaşacağı uyarısı yaptı. Örgütün Irak Direktörü Aram Şakaram, “Havica’dan gelen çocuklar ölümün sınırda” dedi: “Bölgedeki gıda tükeniyor, insanlar aç, susuz ve tamamen tükenmiş durumda. IŞİD’in mayın döşediği bölgede dağların arasında çıplak ayakla yürüyorlar.” 

Yaklaşık 2 milyon nüfusu olan Musul kentinden, IŞİD işgalinin ardından yaklaşık yarım milyon sivilin kaçtığı tahmin ediliyor.

‘AĞIR SİLAHLARA DİKKAT’

OXFAM Örgütü Irak Direktörü Adres Gonzales de, “Gerçekten güvenli yollar açılabilir ve insanlar savaştan buraları kullanarak kaçabilir, gerekli yardıma ulaşabilir” dedi. 
Tüm silahlı güçlerin yerleşimin ve sivil nüfusun yoğun olduğu bölgelerde ağır silahlar kullanmaktan kaçınması gerektiğine dikkat çeken Gonzales, “Sivilleri korumak için mümkün olan her şey yapılmalı” diye konuştu. 

Yardım kuruluşlarının raporlarına göre Mart 2016’den bu yana Musul bölgesinde yürütülen operasyonlar nedeniyle 150 bin kişi evlerini terketmek zorunda kaldı. 

Oxfam’ın verilerine göre Bağdat’ta siviller için 13 kamp yeri belirlendi fakat buraların temel ihtiyaçlarının karşılaşması için şimdiye kadar çok az bir çalışma yapıldı. 

“Şiddetten kaçan ve travma yaşayan aileler haftalar boyunca açıkhavada ya da aşırı kalabalık kamplarda kalmakla karşı karşıya” diyen Gonzales, “Kimileri sadece üzerlerindeki kıyafetleriyle kaçıyor ve sert Irak kışını yardımsız geçiremezler” diye ekledi. 

ASKERİ HAZIRLIK YOĞUNLAŞTI

Musul operasyonunun her an başlaması bekleniyor ve operasyon için yoğun bir askeri hazırlık yapıldı. Irak ordusunun Kürt Bölgesel Yönetimi’nin silahlı gücü Perşmerge tarafından kontrol edilen bölgelere konuşlandığı belirtiliyor. Operasyona Fransa, İtalya, İngiltere, Almanya gibi Avrupa ülkelerinin askerlerinin yanı sıra, çok sayıda ABD askeri de katılacak. İran destekli Şii milisler, Türkiye destekli Sünni Milisler Ninova Bekçileri de operasyona katılacağı açıklanan güçler arasında bulunuyor.  (DIŞ HABERLER) 

Barzani: Irak ordusuyla anlaştık, Musul operasyonu başlıyor!

Federal Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesut Barzani, IŞİD’ın elinde tuttuğu Musul kentinin kurtarılması için Irak ordusu ve Peşmerge güçleri arasında anlaşma sağlandığını duyurdu.

Barzani, Başkanlığının internet sitesinde yayımlanan açıklamasında, “Musul kentinin geri alınması için tüm hazırlıkların tamamlandığını kamuoyuna duyuruyorum. Bu çerçevede Irak ordusu ve Peşmerge güçleri arasında anlaşma sağlandı. Tarafların operasyona nereden ve nasıl katılacağı, anlaşmada ayrıntılı şekilde yer alıyor” ifadelerini kullandı.

Peşmerge güçlerinin söz konusu anlaşmaya bağlı kalacağını teyit eden Barzani, şunları kaydetti:

“Musul’un kurtarılmasının Kürdistan Bölgesi için özel bir önemi var ve bu, Kürdistan Bölgesi’nin siyasi önceliğidir. Operasyon sırasında istenmeyen bir durumun meydana gelmemesi için tüm imkanların seferber edildiğini, Peşmerge güçleri ve Irak ordusu arasında güçlü bir dayanışmanın olduğunu belirtmek isterim.”

Açıklamasında IŞİD sonrasına da değinen Barzani, “Erbil ve Bağdat’ın, kentteki durumun kontrol altına alınması ve sürecin idare edilmesi için ortak yüksek bir siyasi komite kurulması konusunda da anlaşmaya vardığı” bilgisini paylaştı.

Barzani ayrıca radikal İslamcı terör örgütü IŞİD’ten kaçan Musul halkının bölgelerine dönmesi temennisinde bulundu. (DIŞ HABERLER)

Buldan: Hükümet gözünü kararttı

HDP İstanbul Milletvekili Pervin Buldan OHAL ile beraber hükümetin gözünü kararttığını belirterek önümüzdeki dönemde milletvekillerinin tutuklanmasından siyasi cinayetlere uzanacak bir süreç olabileceği uyarısında bulundu.

HDP’nin İstanbul Milletvekili Pervin Buldan, OHAL, dokunulmazlıkların kaldırılması ve başkanlık sistemine dair gelişmeleri DİHA’ya değerlendirdi. OHAL ile beraber HDP milletvekillerine dönük gözaltı furyası başlatılacağına dair iddialara ilişkin  Pervin Buldan, “HDP olarak yol haritası belirleyeceklerini söyledi, kendisinin 50 tane fezlekesi olduğunu ifade eden Buldan, “Muhtemelen milletvekilleri ifadeye zorla götürülecek, bir kısmı tutuklanacak böyle bir beklenti içerisindeyiz. Bunu belirtmek isterim çünkü gidişat bunu gösteriyor. Her gün tebligat alıyoruz. Benim 50 tane fezlekem var. Şuan da bütün hazırlıkların yapıldığını düşünüyorum” açıklaması yaptı. 

‘ZORLA GÖTÜRME DE DARBEDİR’

Milletvekillerine dair zorla götürme olursa kamuoyunun bu konuda tepki göstermesi gerektiğini söyleyen Buldan, “6 milyonun temsili olan bir milletvekilinin durumuna insanlar sessiz kalmamalıdır. AKP iktidarı artık öyle bir psikoloji yaymış ki sokağa çıkan, ağzını açan herkes tutuklanıyor. Bu şekilde sokakları hedef almayı planlıyor, oysa 15 Temmuz akşamı Cumhurbaşkanı’nın kendisi halkı sokağa davet etmesini biliyor. Milletvekilinin zorla götürülmesi de siyasi darbedir. Bu siyasi darbeye de halkın sokakta tepkisini ortaya koyması gerekiyor” dedi. 

OHAL ile beraber yaşananları anlatan Pervin Buldan hükümete siyasi cinayetler yaşanabilir uyarsında bulundu: Milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırıldı, belediyelere kayyımlar atandı. Bununla birlikte HDP’yi yargılama süreci başladı. Bugün itibari ile şunun hazırlığı yapılıyor diye düşünüyorum. Artık sıra en üst düzeyde siyaset yapanlara geldi. Yerelden başladılar, giderek daha çok yükselecek savaş konseptini devreye koyacaklar. Bu milletvekillerinin tutuklanmasından başlayalım siyasi cinayetlere varacak kadar çok gözü kara…

‘CHP’NİN TAVRI ÖNEMLİ’

Başbakan Binali Yıldırım’ın  Başkanlık sistemini Meclis’e getireceğiz açıklamalarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Pervin Buldan “Şu anda zaten Başkanlık rejimi fiili olarak yürütülüyor. Bugün Türkiye’yi Recep Tayyip Erdoğan yönetiyor. Parlamento kapalı, feshedilmiş. KHK ile istedikleri bütün yasaları geçiriyorlar. Kayyım atama da bunun bir parçası. Başkanlık referanduma kalırsa ki Meclis’ten çok geçeceğini zannetmiyorum. AKP ve MHP’nin oyları buna yeterli değil. O yüzden CHP ve HDP’nin alacağı tavır önemli” dedi. (HABER MERKEZİ)

 

TAYAD’lılar cezaevlerindeki işkenceyi protesto etti

Tutuklu ve Hükümlü Aileler ile Dayanışma Derneği (TAYAD), cezaevlerinde işkenceye ve mahpus Sevcan Adıgüzel, Aysu Baykal, Hakan İnci ve Nurhan Yılmaz’a uygulanan işkenceye karşı Galatasaray Lisesi önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. “Hapishanelerde işkence devam ediyor, Silivri’de tekmelenen Aysu Baykal hastaneye kaldırıldı. Maltepe’de Hakan İnci, her gün işkence görüyor” pankartı açan TAYAD’lı aileler, “Devrimci tutsaklar onurumuzdur”, “İşkence yapmak şerefsizliktir” sloganları attı.

‘GERÇEK SONSUZA KADAR SAKLANAMAZ’

TAYAD’lı aileler adına basın metnini Cihan Yandı okudu. Yandı, “Adalet Bakanı, Cumhurbaşkanı, Ceza ve Tevfik Evleri Genel Müdürü ve bir cümle köşe yazarlarının ‘Hapishanelerde işkence yok’ diyor. Düne kadar böyle bir açıklama yapılmazken, son bir haftadır ardı ardına açıklamalar yapılıyor. Çünkü hapishanelerde işkence var ve istedikleri kadar gizlemeye çalışsınlar hiç biri gerçek sonsuza kadar saklanamaz” dedi.

‘AYSU’NUN KANAMASI 2 GÜNDÜR DURMUYOR’

Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan böbrek hastası Aysu Baykal’ın Mustafa adında başgardiyan tarafından işkenceye uğradığını, kasıklarına tekme atıp, gözünün morardığını söyleyen Yandı, “Aysu Baykal’ın kanaması 2 gündür durmamıştır ve hastaneye hala sevk edilmemiştir” dedi.

HAKAN İNCE VE KANSER HASTASI KADINA İŞKENCE!

Maltepe Çocuk Cezaevi’nde 17 yaşındaki Hakan İnci’nin ayakta sayım vermediği için özel eğitimli gardiyanlar tarafından işkenceye uğradığını dile getiren Yandı, “Tekme tokat Hakan İnci’yi dövmek işkence değil de nedir?” diye tepki gösterdi. Silivri 9’Nolu Cezaevi’nde kanser hastası Mesude Pehlivan’ın hastaneye sevk edilmediğini aktaran Yandı, “Bir kanser hastasını doktora yollamamak işkencenin en büyüğü değil de nedir? Burnu kanasa hastane hastane dolaşan, günlerce rapor alanlar kanser hastası Mesude Pehlivan’ı hastaneye götürmüyor” diye belirtti.

‘İŞKENCECİLER HALKA HESAP VERECEK’

Ceza ve Tevfik Evleri Genel Müdürlüğü’nün, “Cezaevlerinde özel tim kuracağız, gerektiğinde sert müdahale yapacağız” açıklamasını, yapılan işkencelerin AKP’ye yetmediğini söyleyen Yandı, “Yeni kurulacak ‘müdahale timi’ işkence timidir. Evlatlarımıza daha fazla işkence etmenin yeni yolarını aramaktadır AKP” dedi. Yandı, Türkiye cezaevlerinde işkence uygulandığını ve işkencecilerin günün birinde halka hesap vereceğini söyledi.

Eylem sloganlar ve alkışlarla son buldu. (DİHA)
 

Köln’ün Özgün Ressamı

Almanya’nın Köln kentinde çok canlı bir resim dünyası var. Şehirde resim sanatına ilişkin 7 müze bulunuyor ve 20’e yakın ressam derneği var. İlginç olan ise şu: Bu derneklere kayıtlı ressam sayısı 2 bin. Yaklaşık 800 ressam çalışmalarını özel atölyelerinde sürdürüyor.

Antep Alevilerinden olan ressam Ali Zülfikar da Köln’de yaşıyor. Zülfikar ile kendi özel atölyesinde görüştük.

Ali Zülfikar’ı bu kadar ressam arasında özgün kılan önemli bir yanı var: O, son üç yıldır sadece kurşunkalem kullanarak resim yapıyor. Resim tarihinde tuvale sadece kurşunkalem kullanarak resim yapan ressam neredeyse yok. Çünkü kurşunkalem tuvalde çabuk dökülüyor. Yine kurşunkalem hata kabul etmiyor. Bir yeri silmek istediğinizde ve yeniden orayı doldurduğunuzda izi belli oluyor. Bu nedenle tercih edilmiyor.

Ali Zülfikar kurşunkalemle yaptığı resimler zamana dirensin diye bir formül bulmuş. Bulduğu özel bir karışımı resim bittikten sonra tuvale döküyor ve böylece resim dökülmüyor. Her zaman ilk çizildiği gibi kalıyor. Ama bu karışımı neyle ve nasıl elde ettiğini ise kimseye söylemiyor.

Sır Olarak Kalacak

Ali Zülfikar, bu konuda şunu söylüyor: “Tekniğini açıklamayacağım. Sır olarak kalacak. Yoksa sır olmaktan çıkar. Onu bulan benim. İnsanlar çabuk ulaşmamalı. Sanatınıza iki çizgide ulaşmamalı ki sanat olarak kalsın.”

Ali Zülfikar’ın bir başarısı da şu: Büyük boy tuvalleri sıfır hatayla kurşunkalemle bitirmesi. “En küçük bir hatada bile izi kalıyor” diyen Zülfikar, bu nedenle sanat müzelerinin ve sanatseverlerin çalışmalarını övgüyle izlediklerini aktarıyor.

Sanatçı, son üç yılda 30’a yakın sergi açtı. Almanya, Hollanda, Fransa ve İngiltere’de açılan sergiler büyük ilgi gördü. Ali Zülfikar daha çok insan portreleri çiziyor ve genelde büyük formatta çalışıyor. Tabloların boyu 1 metre ile 3 metre arasında değişiyor.

“İlk Aşkımdı”

Ali Zülfikar, kurşunkalemle resim yapmanın öyküsünü ise şöyle anlattı: “Herkes önce kurşunkalemle resim yapmaya başlar. Ben de ‘Kurşunkalem ilk aşkımdı. Derinleştireyim’ dedim. ‘Renkli çalışmalarım iyi-güzel ama kurşunkalemi tuvale yapabilir miyim’ dedim. İyi sonuç alınca devam ettim. Devam edince gördüm ki yaşlılık, yüzdeki çizgiler, mimikler kurşunkalemle daha güzel yansıtılıyor.”

11 Kez Gözaltına Alındı

Ali Zülfikar 1971 yılında Antep’in Yavuzeli ilçesine bağlı Milelis köyünde doğdu. Bu köyün Alevilik açısından önemli bir özelliği var. Kureyş aşiretinin kurucusu olan Haci Kureyş’in türbesi Milelis köyünün yanında. Ali Zülfikar, ilkokulu kendi köyünde, ortaokulu Yavuzeli’nde, liseyi de Antep’te okuyor. Üniversite için Elazığ’a giden Zülfikar, üç yıl su ürünleri üzerine okuyor. Yanısıra da üç yıl boyunca Memduh Kuzay ve Cemal Arslan atölyelerinde Resim Sanatı eğitimi alıyor.

Ali Zülfikar’ın bir özelliği de yaşanan siyasi olaylara duyarsız kalmaması. 1993-1997 arasında çizdiği tablolar ve açtığı sergiler yüzünden onbir kez gözaltına alınıyor. İlk gözaltısını şöyle anlatıyor: “1993 yılında Antep’te bir hafta gözaltında kaldım. Neden? Tablolarımda faili meçhul cinayetleri işlediğim için.” Gözaltılar sürdüğü ve özgür sanat ortamı olmadığı için Ali Zülfikar 1997 yılında mecburen Almanya’ya geliyor.

2001’den bu yana Köln’de yaşayan Ali Zülfikar, burada binin üzerinde çalışmaya imza attı. Türkiye’de yaptıklarının çoğu ise kayıp. Çünkü çok gözaltı yaşadığı için tablolara değişik arkadaşlarına bırakıyormuş. Onlar da çoğunlukla koruyamamışlar.

Ali Zülfikar’ın 13 Ekim günü Frankfurt kentinde bir sergisi açıldı. 25 Kasım gününe kadar sergiyi Sveta Art Gallery’de izleyebilirsiniz…

Fotoğraflar: Sibel Öz

Kurz: Türkiye’nin AB üyesi olmayacağına eminim

Avusturya Dışişleri Bakanı Sebastian Kurz, Türkiye’nin AB üyesi olmayacağından emin olduğunu belirterek bu düşüncesinde yalnız olmadığını öne sürdü. AB’den çok sayıda yetkilinin de aynı düşüncede olduğunu belirten Kurz, “Onlar üyelik müzakerelerinin devam ettirilmesi gerektiğini ancak sonuçta üyelik olmayacağını söylüyorlar” diye konuştu.

“Bu konuda birçok AB’li politikacının düşündüğü ile söylediği arasında büyük fark var” diyen Dışişleri Bakanı Kurz, samimi olunması çağrısında bulundu. Kurz, “Bunu hem yıllardır Türkiye’nin AB üyeliğine net biçimde karşı olan kendi vatandaşlarımıza, hem de Türkiye’ye borçluyuz” dedi.

“Esnek üyelik modeli”

Alman Die Welt gazetesine demeç veren Kurz, Türkiye ile AB üyeliği olmadan özel bir ilişki geliştirilmesi gerektiğini belirterek Türkiye konusunda Avusturya eski Başbakanı Wolfgang Schüssel’in önerdiği “özel ortaklık” modelinden yana olduğunu dile getirdi.

“Hem Türkiye, hem de Doğu Avrupa ülkelerinde AB’nin esnek bir üyelik modeline ihtiyacı olduğunu görüyoruz” diyen Kurz, “Türkiye ile tam üyelik olmaksızın, bir işbirliğine ihtiyacımız var” diye konuştu.

Kurz, birkaç hafta önce Kurier gazetesine verdiği demeçte, Türkiye ile AB arasında yeni müzakere başlığının açılmasını veto edeceğini söylemişti. Avrupa Parlamentosu (AP) Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Elmar Brok ise müzakerelerin derhal durdurulmasının ‘diplomatik açıdan saçma olacağını’ belirtmişti.

AB ve Türkiye arasındaki üyelik müzakereleri 2005 yılında başladı ve 35 ayrı fasıl üzerinden yürütülmesi konusunda anlaşmaya varıldı. Ancak şimdiye dek sadece 16 fasıl açıldı. 

©Deutsche Welle Türkçe

DW/MK/HT

Küresel ısınmayla mücadelede önemli adım

Önerdiğimiz linkler Avrupa Parlamentosu‘ndan Paris İklim Anlaşması’na onay

Avrupa Parlamentosu‘ndan Paris İklim Anlaşması’na onay çıkmasıyla birlikte dünya çapında anlaşmanın yürürlüğe girmesinin önü açılmış oldu. (04.10.2016)

BM İklim Anlaşması imzaya açılıyor

Paris’te üzerinde uzlaşılan iklim değişikliği ile mücadele anlaşması BM Genel Merkezi’nde bugün imzaya açılıyor. Törene 50’si devlet ve hükümet başkanı olmak üzere 150’den fazla ülkenin temsilcisi katılıyor. (22.04.2016)

‘İklim değişikliği yüz binlerce kişiyi öldürecek’

Küresel ısınma ve iklim değişikliği can alıyor. İngiliz uzmanlarca yapılan bir araştırma, iklim değişikliğinin tarım ürünleri ve gıda zinciri üzerindeki etkisini inceledi. Çarpıcı ve kaygı verici sonuçlara varıldı. (03.03.2016)

Yaklaşık 200 ülkenin temsilcisi Ruanda’nın başkenti Kigali’de yapılan İklim Zirvesi’nde, iklim değişikliğine yol açan zararlı hidroflorokarbon gazının kullanımının durdurulması konusunda uzlaşmaya vardı. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından cumartesi günü yapılan açıklamada, bu uzlaşmanın 2015’deki Paris İklim Zirvesi’nden bu yana elde edilen en büyük başarı olduğu belirtildi. Varılan uzlaşmada, buzdolabı ve klima gibi cihazlarda kullanılan zararlı hidroflorokarbon gazının kullanımının kademeli olarak durdurulması hedefleniyor.

Toplantıya katılan ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, “bunun ileriye dönük çok önemli bir adım” olduğunu söyledi. Kerry, BBC’ye yaptığı açıklamada, “Bu anlaşma sayesinde küresel ısınmayı yarım derece azaltabileceğiz” dedi.

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’nun Enerji ve İklimden Sorumlu Üyesi Miguel Arias Canete de, bu uzlaşmanın “iklim açısından çok önemli bir zafer” olduğunu dile getirdi.  Canete, böylece Paris İklim Zirvesi’nde alınan kararlar açısından somut bir adım atılmış olduğunu ifade etti.

Montreal Protokolü’nün genişletilmesi

Buzdolabı, klima gibi cihazlarda kullanılan hidroflorokarbon gazlarının, karbondioksitten yüz ile bin kat daha zararlı olduğu biliniyor. Bu nedenle çok sayıda ülke bu gazların kullanımının durdurulması için harekete geçmişti. Geçen temmuz ayında 25 ülke temsilcisinin Avusturya’nın başkenti Viyana’da yaptığı toplantıda, bu gazların kullanımının durdurulması için Montreal Protokolü’nün genişletilmesi konusunda bir bildiri yayınlanmıştı.

1987 yılında yaklaşık 200 ülkenin katılımı ile imzalanan Montreal Protokolü ile buzdolabı, klima gibi cihazlarda kullanılan kloroflorokarbon gazlarını yasaklamıştı. Böylece ozon tabakasının incelmesinin durdurulması hedeflenmişti. Ancak bu zararlı gazın yerine kullanılan hidroflorokarbon gazının da başka olumsuz etkileri olduğu tespit edildi. Hidroflorokarbon, ozon tabakasında incelmeye yol açmıyor ancak küresel ısınmayı olumsuz yönde etkiliyor.

© Deutsche Welle Türkçe

dpa/DW, JD/BW